Konusunu Oylayın.: İntiharı meşru kılan durum varmıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İntiharı meşru kılan durum varmıdır?
  1. 21.Aralık.2008, 20:27
    1
    Bİtakat
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Kasım.2008
    Üye No: 40644
    Mesaj Sayısı: 47
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 37

    İntiharı meşru kılan durum varmıdır?






    İntiharı meşru kılan durum varmıdır? Mumsema Selamın en güzeli ile sizleri selamlarken

    İntiharın meşru/haram olmadığı bir durum varmıdır?


  2. 21.Aralık.2008, 20:44
    2
    Bİtakat
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Kasım.2008
    Üye No: 40644
    Mesaj Sayısı: 47
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 37

    --->: İntiharı meşru kılan durum varmıdır?




    Durumu biraz netleştirme adına soruyu iki kısma ayırayım

    Savaş durumunda yapılan intihar ile savaşın olmadığı durum için kişinin intihar etmesinin meşru edilmesi hakkında Ayet,hadis veya fetva


  3. 21.Aralık.2008, 20:44
    2
    Bİtakat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    Durumu biraz netleştirme adına soruyu iki kısma ayırayım

    Savaş durumunda yapılan intihar ile savaşın olmadığı durum için kişinin intihar etmesinin meşru edilmesi hakkında Ayet,hadis veya fetva


  4. 21.Aralık.2008, 20:46
    3
    şaf_ak
    ...MüPteLaNıM...

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Aralık.2007
    Üye No: 5730
    Mesaj Sayısı: 1,134
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 18
    Yaş: 30

    --->: İntiharı meşru kılan durum varmıdır?

    Alıntı
    İNTİHAR

    İntihar, kişinin kendi hür iradesiyle ölümü seçip istemesi ve sonuçlarını bilerek kendisini öldürmesi demektir

    1- İslâm Dinine Göre Yaşama Hakkının Özelliği

    İslâm dini, inancı, rengi, ırkı ve sosyal konumu ne olursa olsun her insanın hayatını dokunulmaz bir değer olarak kabul edip, insan hayatına yönelik her türlü saldırı ve tehlikeyi en etkili şekilde önlemeye çalışırBu nedenledir ki İslâm, kişilere yaşama haklarını kendi elleriyle yok etme demek olan intihar hakkını vermemiş, bunu büyük günâhlar arasında saymış, inancı ve ameli ne olursa olsun bu kimselerin sırf intihar etmiş olması sebebiyle ahirette büyük bir cezaya çarptırılacağını bildirmiştir

    2- Kur’an ve Sünnette İntihar Yasağı

    İslâm’da dinin temel amaçlarının başında gelen “canın korunması” ilkesinin bir sonucu olarak kişinin haksız yere başkasını öldürmesi gibi (bk., İsrâ, 17/33) kendi canına kıyması da kesin biçimde yasaklanmıştır. Kur’an-ı Kerim’de geçen ve öldürmeyi yasaklayan ayetler her iki durum için de söz konusudur Ayrıca;
    و لا تلقوا بايديكم الى التهلكة
    “Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayınız..” (Bakara, 2/195) anlamındaki âyet de dikkate alınarak, kişinin kendi ölümüne yol açacak davranışlara girişmemesi gerektiği belirtilmiştir.[9]
    Hadislerde, intihardan şiddetle kaçınmayı gerektiren ifadeler yer alır. Bu hadislerin anlatmak istediği şey; insanın kendi canına kıymasının affedilemeyecek ölçüde büyük bir suç ve günâh olduğu gerçeğidir. Söz konusu hadislerden bazıları şöyledir:


    الذي يخنق نفسه يخنقها في النارو الذي يطعن نفسه يطعنها في النار

    “(Dünyada ip ve benzeri) şeyle kendisini boğan kimse cehennemde kendisini (onunla) boğar, dünyada kendisini vuran, cehennemde kendisini vurur (azabı böyle olur)”[10]


    من تردى من جبل فقتل نفسه فهو في نار جهنم يتردى فيها خالدا مخلدا فيها و من تحسى سما فقتل نفسه فسمه في يده يتحسيه في نار جهنم خالدا مخلدا فيها ابدا

    “Kim kendisini bir dağın tepesinden atar da ölürse, cehennem ateşinde de ebedî olarak böyle (azap) görür. Kim zehir içerek kendisini öldürürse, cehennemde zehir kadehi elinde olduğu halde devâmlı ceza çeker”[11]
    Bütün bu hadisler intiharın ne denli büyük bir günâh olduğunu ortaya koymaktadır. İnsan, ne kadar zor ve acıklı bir durumda olursa olsun, kendi hayatını sona erdirme hak ve yetkisine sahip değildir.
    Büyük acı ve ızdıraplar içerisinde kıvranan insanlar için bile, kendi canına kıyarak hayatına son vermesi meşru bir yol değildir. Hz. Peygamber, gerek geçmiş ümmetlerden gerekse kendi ashâbı arasından bazı örneklerle bu hususa dikkat çekmiştir. Nitekim O, daha önce yaşayan insanlardan birinin dayanamadığı bir acıdan dolayı, ölüme teşebbüs ettiğini bundan dolayı da Cenâb-ı Hakk’ın, kendisine cenneti haram kıldığını haber vererek şöyle buyurur:


    كان فيمن كان قبلكم رجل به جرح فجزع فاخذ سكينا فحز بها يده فما رقا الدم حتى مات قال الله تعالى بادرني عبدي بنفسه حرمت عليه الجنة

    “Sizden önce geçen ümmetlerden bir kişi vardı. Onun vücudunda bir yarası vardı. Kangren haline gelmişti. O yaranın elem ve ızdırabına dayanamayıp, bir bıçak almış da onunla elini kesmişti. Fakat kan bir türlü kesilmemiş nihayet ölmüştü Yüce Allah; kulum kendi kendine ölüme teşebbüs ederek benim önüme geçti Ben de ona cenneti haram kıldım” buyurmuştur [12]
    Kuzman isimli sahabînin durumu da çarpıcı bir örnek olarak zikredilmektedir. Hayber savaşında gösterdiği kahramanlıklar sebebiyle ashab-ı kirâm, Peygamberimizin huzurunda ondan övgüyle bahsetmiş, ancak Hz. Peygamber, bu kişinin cehennemlik olduğunu haber vermişti. Daha sonra onun savaşta aldığı yaraların acısına dayanamayarak kılıcı üzerine yatıp intihar ettiği görüldü[13]

    3. Acı Ve Sıkıntılar Karşısında Müslümanın Tavrı Ne Olmalı?

    Sıkıntılara göğüs germek, acıya ve kedere karşı sabır göstermek, şartları ne kadar kötü olursa olsun, Allah’a olan inanç ve güveni yitirmemek, müslümanın temel karakteri ve ilkesi olmalıdır. Üstelik bu yolda gösterilen sabır ve mücadelenin Allah katında büyük bir ecri ve değeri vardır. Kur’an-ı Kerim’de hayatta karşılaşılan sıkıntı ve problemlerin birer sınav aracı olduğu, bunlara karşı sabır ve metanet gösterildiğinde iyi müslüman olunacağı sıkça hatırlatılır. Bu konuda, örnek olarak, bir iki âyet zikredelim:


    و لنبلونكم بشيئ من الخوف و الجوع و نقص من الاموال والانفس والثمرات و بشر الصابرين

    “Andolsun ki, sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele” (Bakara, 2/155).


    الذين اذا ذكر الله وجلت قلوبهم و الصابرين على ما اصابهم و المقيمي الصلوة و مما رزقناهم ينفقون

    “Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen musîbetlere sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir” (Hac, 22/35)
    Aşağıdaki mısralar, olgun bir mü’min ve Allah dostunun, Allah’a teslimiyetinin ne güzel ifadesidir:
    “Lütfun da hoş, kahrın da hoş,
    Hoştur bana senden gelen
    Ya gonca gül yahut diken
    Ya hıl’atü yahut kefen.”
    Müslüman her şeyin Allah’tan geldiğine inanmalı, acı ve sıkıntılar karşısında Allah’a sığınmalı, O’na yönelmeli ve sevabını Rabbinden dilemelidir.

    4. İnanç Boşluğu-İntihar İlişkisi

    İslâm tarihinde toplu intihar olayları hiç yaşanmadığı gibi münferit bazı olaylar dışında intiharın toplumsal bir sorun haline geldiği de hiç görülmemiştir. Çünkü İslam, ümitsizlik hallerinde, çözüm şeklinin intihar olmasına müsamaha ile bakmamaktadır. Günümüzde ise özellikle Batı toplumlarında intiharın, sosyal bir âfet halini aldığı bir gerçektir.
    Ahlâkî ve mânevî değerlerin zayıfladığı durumlarda kendisine sağlam bir dayanak ve güvenli bir sığınak bulamayan kimselere ölüm yaşamaktan daha çok tercih edilir bir yol olarak görünmektedir. İlmî veriler, dini inançlarına bağlı kimselerde intihar nisbetinin çok düşük olduğunu göstermektedir.[14]

    5. Dinî Değerlerin İntiharı Önlemedeki Rolü

    a) İnanç ve Güven Duygusu

    Dini inancın, insanın ruhsal hayatındaki olumlu etkisi bilinen bir husustur. İnsan için ana, baba, dost, makam-mevki, para vs. güvence olabilir. İnsan yerine göre bu tür güvencelere dayanır. Ancak bu tür güvenceler geçicidir; bugün varlarsa yarın yok olabilirler. Bu bakımdan bunlarla sürekli güven duygusu sağlanamaz. Türkçemizde de bu durumu anlatan şöyle bir deyim vardır: “İnsana dayanma ölür, ağaca dayanma kurur, duvara dayanma yıkılır.” Bu tür güvencelerin ikinci bir niteliği de güven sağlama alanlarının sınırlı oluşudur. Güvensizlik doğurabilecek sayısız olaylar karşısında, doğması muhtemel bütün halleri karşılayacak geniş bir etki alanına sahip değillerdir
    İnsan için sürekli yani geçici olmayan, güvensizlik duygusu doğurabilecek muhtemel her olay karşısında sığınılabilecek, gücü sonsuz olan bir güvence gerektir ki o da Allah’tır. Çünkü Allah, her şeye kâdir, mutlak bir varlıktır. İşte böyle bir varlığı güvence olarak kabul edip, ona teslim olan kişi, çevresinde olup biten ve durumunu sarsabilecek her türlü hadiseye karşı mukavemet gösterir, kişiliği rencide olmaz, dolayısıyla strese girmez. Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın ifadesi ile:
    Hak şerleri hayreyler
    Zannetmeki gayreyler
    Ârif anı seyreyler
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.
    diyebilen ve buna içtenlikle inanan kişi, olaylar karşısında güvensizlik duygusuna kapılmaz, rûhen yıkılmaz.
    Stres ve bunalımdan kurtulmak için esas olan Allah’a tam teslim olabilmedir. Bu hal, ruhun mutlak’a açılabilme halidir. Bunun için gerekli olan şey de dînî inançtır Dinde iki müessese mutlak’a açılmada en büyük rolü oynar Bunlardan birincisi ibâdet ikincisi duâdır. Bu arada temeli güven duygusu olan sabır da önemlidir.

    b) İbâdet

    İbâdet ruhu yüceltir, kalbi kötü düşüncelerden arındırır, davranışları düzelterek kişiyi ahlâken olgunlaştırır. İbâdet esnasında insan kendisini Allah’ın huzurunda hisseder. İbâdet süresince insan mümkün olduğu ölçüde Allah’la olan ilişkiler dışındaki uğraşılarından uzak durur. Kendisini dış etkilerden âdeta soyutlar, Allah’la başbaşa olduğunun bilincine erişmeye çalışır. Böyle bir tutum ruhu mutlak’a açılmaya hazır duruma getirir [15]

    c) Duâ

    Duâ; kulun Allah’tan yardım istemesi, iyilik ve rahmet dilemesi demektir. Bir başka deyişle, insanın gönülden Allah’a yönelmesi, hem kalbi hem de dili ile dileklerini O’na sunmasıdır.
    Normal zamanlarda insanın gücüne güç katan duâ, karamsarlığa düşüp, ümidini yitirdiği anlarda da kalbinde parlayan ve ümit kapılarını açan bir ışıktır. Yine duâ, insanın keder ve üzüntülerini hafifleten, ruhunu huzura kavuşturan bir devâ, felaketler karşısında ve acılı günlerde bizi sarsılıp yıkılmaktan koruyan mânevî bir güçtür. Allah ile kul arasında bir bağ olan duâ, ilahi rahmetin imdada yetişmesini sağlayan önemli bir vasıtadır[16]
    Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de:
    “.. Bana duâ edince, duâ edenin duâsına cevap veririm..”(Bakara, 2/186) buyurarak duâları kabul edeceğini ve isteklere karşılık vereceğini bildirmektedir

    d) Sabır

    Stres ve bunalım doğuran hadiseleri etkisiz bırakan önemli bir etken de sabırdır Sabır, başa gelen musibetlerden dolayı Allah’tan başka kimseye şikayetçi olmamak, yakınmamak, sızlanmamak; nefse ağır gelen ve hoşa gitmeyen şeyler karşısında dünya ve ahiret yararını düşünerek, ruhî dengeyi bozmamak için insanın kalbinde bulunan sükûnet ve dayanma gücü demektir Diğer ahlâki erdemlere de kaynaklık etmesi sebebiyledir ki, Kur’an’da müminlere ısrarla sabırlı olmaları tavsiye olunmuştur(bk. Kehf, 18/28)
    Peygamberler, çevresindekilere daima sabrı tavsiye etmişlerdir. Mesela Hz. Musa İsrailoğullarına:
    .. استعينوا بالله و اصبروا ..
    “... Allah’tan yardım isteyin ve sabredin” (A’raf, 7/128 )tavsiyesinde bulunmuş, Hz Lokman da oğluna;


    يا بني اقم الصلوة و امر بالمعروف و انه عن المنكر و اصبر على ما اصابك ان ذالك من عزم الامور

    “Yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir” (Lokmân, 31/17). diye öğütte bulunmuştur. Ayrıca Yüce Allah, başına gelen musibetlere sabırla katlandığı için, Hz. Eyyub’u,
    نعم العبد “... O ne güzel bir kuldu!...”( Sâd, 38/44) buyurarak övmüştür. Hz. Peygamber de, müminlere başlarına gelen bela ve musibetlere karşı sabırlı olmaları tavsiyesinde bulunmuş, kendisi de;
    و اصبر و ما صبرك الا بالله
    “Sabret! Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir..” (Nahl, 16/127) İlahî buyruğuna uyarak, hayatı boyunca sabır konusunda bizlere örneklik etmiştir
    Mü’min, başına gelecek çeşitli sıkıntılar karşısında imtihan geçirebilir. O, sabır ve metaneti, Allah’a olan güveni ile bu ağır sınavı kazanmak durumundadır. Bu hususta Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
    لتبلون في اموالكم و انفسكم و لتسمعن من الذين اوتوا الكتاب من قبلكم و من الذين اشركوا اذى كثيرا و ان تصبروا و تتقوا فان ذالك من عزم الامور
    “Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan üzücü bir çok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir” (Âl-i İmrân, 3/186).
    6. Sonuç

    Aklî, bedenî, ahlâkî ve ruhânî en mükemmel meleke ve yeteneklerle donatılmış olan insan tertemiz halde, maddî ve mânevî her çeşit yükselmeye müsâit olarak doğar
    Dinimizde insanın can güvenliğine, başka bir deyişle hayat hakkına büyük önem verilmiş ve insan hayatının dokunulmaz (masum) olduğu belirtilmiştir. Kişinin yaşama hakkına tam bir saygı gösterilmesini sağlamak için de bir takım maddî ve mânevî yaptırımlar konmuştur
    İslâm Dininin temel amaçlarının başında gelen “canın korunması” ilkesinin bir sonucu olarak kişinin haksız yere başkasını öldürmesi gibi, kendi canına kıyması (intihar) da kesin biçimde yasaklanmıştır. Peygamberimiz’in (as) intiharla ilgili hadislerinde vurguladığı husus ise, insanın kendi canına kıymasının affedilemeyecek ölçüde büyük bir suç, günah ve haram olduğu gerçeğidir


    Şükrü ÖZBUĞDAY
    Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi


    paylaşmak istedim inşAllah işinize yarar


  5. 21.Aralık.2008, 20:46
    3
    ...MüPteLaNıM...
    Alıntı
    İNTİHAR

    İntihar, kişinin kendi hür iradesiyle ölümü seçip istemesi ve sonuçlarını bilerek kendisini öldürmesi demektir

    1- İslâm Dinine Göre Yaşama Hakkının Özelliği

    İslâm dini, inancı, rengi, ırkı ve sosyal konumu ne olursa olsun her insanın hayatını dokunulmaz bir değer olarak kabul edip, insan hayatına yönelik her türlü saldırı ve tehlikeyi en etkili şekilde önlemeye çalışırBu nedenledir ki İslâm, kişilere yaşama haklarını kendi elleriyle yok etme demek olan intihar hakkını vermemiş, bunu büyük günâhlar arasında saymış, inancı ve ameli ne olursa olsun bu kimselerin sırf intihar etmiş olması sebebiyle ahirette büyük bir cezaya çarptırılacağını bildirmiştir

    2- Kur’an ve Sünnette İntihar Yasağı

    İslâm’da dinin temel amaçlarının başında gelen “canın korunması” ilkesinin bir sonucu olarak kişinin haksız yere başkasını öldürmesi gibi (bk., İsrâ, 17/33) kendi canına kıyması da kesin biçimde yasaklanmıştır. Kur’an-ı Kerim’de geçen ve öldürmeyi yasaklayan ayetler her iki durum için de söz konusudur Ayrıca;
    و لا تلقوا بايديكم الى التهلكة
    “Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayınız..” (Bakara, 2/195) anlamındaki âyet de dikkate alınarak, kişinin kendi ölümüne yol açacak davranışlara girişmemesi gerektiği belirtilmiştir.[9]
    Hadislerde, intihardan şiddetle kaçınmayı gerektiren ifadeler yer alır. Bu hadislerin anlatmak istediği şey; insanın kendi canına kıymasının affedilemeyecek ölçüde büyük bir suç ve günâh olduğu gerçeğidir. Söz konusu hadislerden bazıları şöyledir:


    الذي يخنق نفسه يخنقها في النارو الذي يطعن نفسه يطعنها في النار

    “(Dünyada ip ve benzeri) şeyle kendisini boğan kimse cehennemde kendisini (onunla) boğar, dünyada kendisini vuran, cehennemde kendisini vurur (azabı böyle olur)”[10]


    من تردى من جبل فقتل نفسه فهو في نار جهنم يتردى فيها خالدا مخلدا فيها و من تحسى سما فقتل نفسه فسمه في يده يتحسيه في نار جهنم خالدا مخلدا فيها ابدا

    “Kim kendisini bir dağın tepesinden atar da ölürse, cehennem ateşinde de ebedî olarak böyle (azap) görür. Kim zehir içerek kendisini öldürürse, cehennemde zehir kadehi elinde olduğu halde devâmlı ceza çeker”[11]
    Bütün bu hadisler intiharın ne denli büyük bir günâh olduğunu ortaya koymaktadır. İnsan, ne kadar zor ve acıklı bir durumda olursa olsun, kendi hayatını sona erdirme hak ve yetkisine sahip değildir.
    Büyük acı ve ızdıraplar içerisinde kıvranan insanlar için bile, kendi canına kıyarak hayatına son vermesi meşru bir yol değildir. Hz. Peygamber, gerek geçmiş ümmetlerden gerekse kendi ashâbı arasından bazı örneklerle bu hususa dikkat çekmiştir. Nitekim O, daha önce yaşayan insanlardan birinin dayanamadığı bir acıdan dolayı, ölüme teşebbüs ettiğini bundan dolayı da Cenâb-ı Hakk’ın, kendisine cenneti haram kıldığını haber vererek şöyle buyurur:


    كان فيمن كان قبلكم رجل به جرح فجزع فاخذ سكينا فحز بها يده فما رقا الدم حتى مات قال الله تعالى بادرني عبدي بنفسه حرمت عليه الجنة

    “Sizden önce geçen ümmetlerden bir kişi vardı. Onun vücudunda bir yarası vardı. Kangren haline gelmişti. O yaranın elem ve ızdırabına dayanamayıp, bir bıçak almış da onunla elini kesmişti. Fakat kan bir türlü kesilmemiş nihayet ölmüştü Yüce Allah; kulum kendi kendine ölüme teşebbüs ederek benim önüme geçti Ben de ona cenneti haram kıldım” buyurmuştur [12]
    Kuzman isimli sahabînin durumu da çarpıcı bir örnek olarak zikredilmektedir. Hayber savaşında gösterdiği kahramanlıklar sebebiyle ashab-ı kirâm, Peygamberimizin huzurunda ondan övgüyle bahsetmiş, ancak Hz. Peygamber, bu kişinin cehennemlik olduğunu haber vermişti. Daha sonra onun savaşta aldığı yaraların acısına dayanamayarak kılıcı üzerine yatıp intihar ettiği görüldü[13]

    3. Acı Ve Sıkıntılar Karşısında Müslümanın Tavrı Ne Olmalı?

    Sıkıntılara göğüs germek, acıya ve kedere karşı sabır göstermek, şartları ne kadar kötü olursa olsun, Allah’a olan inanç ve güveni yitirmemek, müslümanın temel karakteri ve ilkesi olmalıdır. Üstelik bu yolda gösterilen sabır ve mücadelenin Allah katında büyük bir ecri ve değeri vardır. Kur’an-ı Kerim’de hayatta karşılaşılan sıkıntı ve problemlerin birer sınav aracı olduğu, bunlara karşı sabır ve metanet gösterildiğinde iyi müslüman olunacağı sıkça hatırlatılır. Bu konuda, örnek olarak, bir iki âyet zikredelim:


    و لنبلونكم بشيئ من الخوف و الجوع و نقص من الاموال والانفس والثمرات و بشر الصابرين

    “Andolsun ki, sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele” (Bakara, 2/155).


    الذين اذا ذكر الله وجلت قلوبهم و الصابرين على ما اصابهم و المقيمي الصلوة و مما رزقناهم ينفقون

    “Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen musîbetlere sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir” (Hac, 22/35)
    Aşağıdaki mısralar, olgun bir mü’min ve Allah dostunun, Allah’a teslimiyetinin ne güzel ifadesidir:
    “Lütfun da hoş, kahrın da hoş,
    Hoştur bana senden gelen
    Ya gonca gül yahut diken
    Ya hıl’atü yahut kefen.”
    Müslüman her şeyin Allah’tan geldiğine inanmalı, acı ve sıkıntılar karşısında Allah’a sığınmalı, O’na yönelmeli ve sevabını Rabbinden dilemelidir.

    4. İnanç Boşluğu-İntihar İlişkisi

    İslâm tarihinde toplu intihar olayları hiç yaşanmadığı gibi münferit bazı olaylar dışında intiharın toplumsal bir sorun haline geldiği de hiç görülmemiştir. Çünkü İslam, ümitsizlik hallerinde, çözüm şeklinin intihar olmasına müsamaha ile bakmamaktadır. Günümüzde ise özellikle Batı toplumlarında intiharın, sosyal bir âfet halini aldığı bir gerçektir.
    Ahlâkî ve mânevî değerlerin zayıfladığı durumlarda kendisine sağlam bir dayanak ve güvenli bir sığınak bulamayan kimselere ölüm yaşamaktan daha çok tercih edilir bir yol olarak görünmektedir. İlmî veriler, dini inançlarına bağlı kimselerde intihar nisbetinin çok düşük olduğunu göstermektedir.[14]

    5. Dinî Değerlerin İntiharı Önlemedeki Rolü

    a) İnanç ve Güven Duygusu

    Dini inancın, insanın ruhsal hayatındaki olumlu etkisi bilinen bir husustur. İnsan için ana, baba, dost, makam-mevki, para vs. güvence olabilir. İnsan yerine göre bu tür güvencelere dayanır. Ancak bu tür güvenceler geçicidir; bugün varlarsa yarın yok olabilirler. Bu bakımdan bunlarla sürekli güven duygusu sağlanamaz. Türkçemizde de bu durumu anlatan şöyle bir deyim vardır: “İnsana dayanma ölür, ağaca dayanma kurur, duvara dayanma yıkılır.” Bu tür güvencelerin ikinci bir niteliği de güven sağlama alanlarının sınırlı oluşudur. Güvensizlik doğurabilecek sayısız olaylar karşısında, doğması muhtemel bütün halleri karşılayacak geniş bir etki alanına sahip değillerdir
    İnsan için sürekli yani geçici olmayan, güvensizlik duygusu doğurabilecek muhtemel her olay karşısında sığınılabilecek, gücü sonsuz olan bir güvence gerektir ki o da Allah’tır. Çünkü Allah, her şeye kâdir, mutlak bir varlıktır. İşte böyle bir varlığı güvence olarak kabul edip, ona teslim olan kişi, çevresinde olup biten ve durumunu sarsabilecek her türlü hadiseye karşı mukavemet gösterir, kişiliği rencide olmaz, dolayısıyla strese girmez. Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın ifadesi ile:
    Hak şerleri hayreyler
    Zannetmeki gayreyler
    Ârif anı seyreyler
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.
    diyebilen ve buna içtenlikle inanan kişi, olaylar karşısında güvensizlik duygusuna kapılmaz, rûhen yıkılmaz.
    Stres ve bunalımdan kurtulmak için esas olan Allah’a tam teslim olabilmedir. Bu hal, ruhun mutlak’a açılabilme halidir. Bunun için gerekli olan şey de dînî inançtır Dinde iki müessese mutlak’a açılmada en büyük rolü oynar Bunlardan birincisi ibâdet ikincisi duâdır. Bu arada temeli güven duygusu olan sabır da önemlidir.

    b) İbâdet

    İbâdet ruhu yüceltir, kalbi kötü düşüncelerden arındırır, davranışları düzelterek kişiyi ahlâken olgunlaştırır. İbâdet esnasında insan kendisini Allah’ın huzurunda hisseder. İbâdet süresince insan mümkün olduğu ölçüde Allah’la olan ilişkiler dışındaki uğraşılarından uzak durur. Kendisini dış etkilerden âdeta soyutlar, Allah’la başbaşa olduğunun bilincine erişmeye çalışır. Böyle bir tutum ruhu mutlak’a açılmaya hazır duruma getirir [15]

    c) Duâ

    Duâ; kulun Allah’tan yardım istemesi, iyilik ve rahmet dilemesi demektir. Bir başka deyişle, insanın gönülden Allah’a yönelmesi, hem kalbi hem de dili ile dileklerini O’na sunmasıdır.
    Normal zamanlarda insanın gücüne güç katan duâ, karamsarlığa düşüp, ümidini yitirdiği anlarda da kalbinde parlayan ve ümit kapılarını açan bir ışıktır. Yine duâ, insanın keder ve üzüntülerini hafifleten, ruhunu huzura kavuşturan bir devâ, felaketler karşısında ve acılı günlerde bizi sarsılıp yıkılmaktan koruyan mânevî bir güçtür. Allah ile kul arasında bir bağ olan duâ, ilahi rahmetin imdada yetişmesini sağlayan önemli bir vasıtadır[16]
    Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de:
    “.. Bana duâ edince, duâ edenin duâsına cevap veririm..”(Bakara, 2/186) buyurarak duâları kabul edeceğini ve isteklere karşılık vereceğini bildirmektedir

    d) Sabır

    Stres ve bunalım doğuran hadiseleri etkisiz bırakan önemli bir etken de sabırdır Sabır, başa gelen musibetlerden dolayı Allah’tan başka kimseye şikayetçi olmamak, yakınmamak, sızlanmamak; nefse ağır gelen ve hoşa gitmeyen şeyler karşısında dünya ve ahiret yararını düşünerek, ruhî dengeyi bozmamak için insanın kalbinde bulunan sükûnet ve dayanma gücü demektir Diğer ahlâki erdemlere de kaynaklık etmesi sebebiyledir ki, Kur’an’da müminlere ısrarla sabırlı olmaları tavsiye olunmuştur(bk. Kehf, 18/28)
    Peygamberler, çevresindekilere daima sabrı tavsiye etmişlerdir. Mesela Hz. Musa İsrailoğullarına:
    .. استعينوا بالله و اصبروا ..
    “... Allah’tan yardım isteyin ve sabredin” (A’raf, 7/128 )tavsiyesinde bulunmuş, Hz Lokman da oğluna;


    يا بني اقم الصلوة و امر بالمعروف و انه عن المنكر و اصبر على ما اصابك ان ذالك من عزم الامور

    “Yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir” (Lokmân, 31/17). diye öğütte bulunmuştur. Ayrıca Yüce Allah, başına gelen musibetlere sabırla katlandığı için, Hz. Eyyub’u,
    نعم العبد “... O ne güzel bir kuldu!...”( Sâd, 38/44) buyurarak övmüştür. Hz. Peygamber de, müminlere başlarına gelen bela ve musibetlere karşı sabırlı olmaları tavsiyesinde bulunmuş, kendisi de;
    و اصبر و ما صبرك الا بالله
    “Sabret! Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir..” (Nahl, 16/127) İlahî buyruğuna uyarak, hayatı boyunca sabır konusunda bizlere örneklik etmiştir
    Mü’min, başına gelecek çeşitli sıkıntılar karşısında imtihan geçirebilir. O, sabır ve metaneti, Allah’a olan güveni ile bu ağır sınavı kazanmak durumundadır. Bu hususta Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
    لتبلون في اموالكم و انفسكم و لتسمعن من الذين اوتوا الكتاب من قبلكم و من الذين اشركوا اذى كثيرا و ان تصبروا و تتقوا فان ذالك من عزم الامور
    “Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan üzücü bir çok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir” (Âl-i İmrân, 3/186).
    6. Sonuç

    Aklî, bedenî, ahlâkî ve ruhânî en mükemmel meleke ve yeteneklerle donatılmış olan insan tertemiz halde, maddî ve mânevî her çeşit yükselmeye müsâit olarak doğar
    Dinimizde insanın can güvenliğine, başka bir deyişle hayat hakkına büyük önem verilmiş ve insan hayatının dokunulmaz (masum) olduğu belirtilmiştir. Kişinin yaşama hakkına tam bir saygı gösterilmesini sağlamak için de bir takım maddî ve mânevî yaptırımlar konmuştur
    İslâm Dininin temel amaçlarının başında gelen “canın korunması” ilkesinin bir sonucu olarak kişinin haksız yere başkasını öldürmesi gibi, kendi canına kıyması (intihar) da kesin biçimde yasaklanmıştır. Peygamberimiz’in (as) intiharla ilgili hadislerinde vurguladığı husus ise, insanın kendi canına kıymasının affedilemeyecek ölçüde büyük bir suç, günah ve haram olduğu gerçeğidir


    Şükrü ÖZBUĞDAY
    Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi


    paylaşmak istedim inşAllah işinize yarar


  6. 21.Aralık.2008, 20:51
    4
    meçhul_100
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mayıs.2007
    Üye No: 626
    Mesaj Sayısı: 2,162
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 53
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Diyar-ı Sivas

    --->: İntiharı meşru kılan durum varmıdır?

    İntihar, Ölüm Orucu, Ötanazi
    Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır.
    Kur'an-ı Kerimde bir kimseye hayat vermenin adeta bütün insanlara hayat verme gibi yüce bir davranış, bir cana kıymanın da adeta bütün insanları öldürme gibi ağır bir suç ve günah olduğu belirtilir.
    "İşte bu yüzdendir ki İsrailoğulları'na şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırı gitmektedirler."(Maide: 32)
    Ayetin bu ifadesinde hangi sebeple olursa olsun intihar etmek istiyenlerde görünmektedir. Peygamberimiz de konuyla ilgili olarak uçurumdan atlayarak, zehir içerek veya öldürücü bir aletle kendini öldüren kimsenin cehnneme gireceğini ve orda kalacağını buyurarak intiharın büyük günah olduğuna ve acı sonuçlarına dikkat çekmiştir.
    Hz. Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatiyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:
    "Kim kendisini dagdan atarak intihar ederse o cehennemlik olur. Orada ebedi olarak kendini dagdan atar. Kim zehir icerek intihar ederse, cehennem atesinin icinde elinde zehir oldugu halde ebedi olarak ondan icer. Kim de kendisine demir saplayarak intihar ederse, cehennemde ebedi olarak o demiri karnina saplar."
    Buhari, Tibb 56; Muslim, Iman 175, (109); Tirmizi, Tibb 7, (2044, 2045); Nesai, Cenaiz 68, (4, 66, 67); Ebu Davud, Tibb 11, (3872).
    Yine Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatiyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam ile birlikte Hayber gazvesinde hazir bulunduk. Musluman oldugunu soyleyen bir adam icin, Efendimiz:
    "Bu, ates ehlindendir!" buyurdular. Savas baslayinca cok siddetli sekilde savasti ve yara aldi. Ashabtan bazisi: "Ey Allah'in Resulu dedi, az once ates ehlinden dediginiz kimse, cok siddetli sekilde kahramanca savasti ve de oldu!" dediler. Resulullah aleyhissalatu vesselam, yine:
    "Cehenneme (gitmistir)" buyurdular. Bu cevap uzerine muslumanlardan bazilari nerdeyse supheye dusecekti. Askerler bu halde iken, Aleyhissalatu vesselam'a: "O asker henuz olmemis, ancak agir sekilde yaralanmis!" dediler. Gece olunca, adam yaraya dayanamadi. Kilincinin keskin tarafini alip uzerine yuklendi ve intihar etti. Durum Aleyhissalatu vesselam'a haber verildi. Bunun uzerine:
    "Allahu ekber!" buyurdular ve devam ettiler: "Sehadet ederim ki, ben Allah'in kulu ve Resuluyum!"
    Sonra Hz. Bilal radiyallahu anh'a halk icinde soyle ilan etmesini emrettiler:
    "Cennete sadece musluman nefisler girecek. Surasi muhakkak ki, (Islam'in lehine olan ameller kisinin imanina delil degildir), Allah bu dini, facir bir kimse ile de guclendirir."
    Buhari, Cihad 182, Megazi 38, Kader 5; Muslim, Iman 178, (111).
    Cabir Ibnu Semure radiyallahu anh anlatiyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam'a, intihar eden bir kimse haber verilmisti:
    "Ben uzerine namaz kilmiyorum!", buyurdular."
    Ebu Davud, Cenaiz 51, (3185).
    Sıkıntılara göğüs germek, acıya ve kadere karşı sabır göstermek, şartlar ne derece kötü olursa olsun Allah'a olan inanç ve güvenini yitirmemek müslümanın temel karekteri ve ilkesi olmalıdır. Allah'ın belli bir amaç doğrultusunda kullanması için insana verdiği yaşama hakkına insanın müdahele etmeye ve bu konuda kendini yetkili görmeye hakkı olmadığı gibi bu büyük bir nankörlük olarak değerlendirilir.
    İslam bilginleri intiharı büyük günahlar arasında saymışlar, intihar edenin ölüm sonrası hayattaki durmunu gerçekte sadece Allah'ın bileceğini ifade etmelerine rağmen bu konuda da bazı açıklamalarda bulunmuşlardır.
    İntihar ile ilgili bazı hususlar
    Kişinin hayatını sürdürecek ölçüde yeme ve içmesi farz olup, bundan kaçınarak "ölüm orucu" tutması.
    Kişinin içinde bulunduğu tehlikeden kurtulmak için çaba sarfetmeyerek ölümü istemesi
    Tek başına düşman saflarına saldırmada olduğu gibi, kendini ölme ihtimali yüksek bir tehlikeye atması, kiralık katil tutması konusunun aynı derecede haram ve günah olup olmadığı konusu tartışmalıdır.
    Umutsuz ve acı çeken bir hastanın tıbbi müdahalenin bir parçası olarak öldürülmesi de -Ötanazi- dini prensipler açısından tasvip edilemez.
    İntihar edenin iman durumu
    İslam alimler intihar edenin, bu nedenle çok çetin ve şiddetli azap çekeceğini, hatta cehennemde ebedi olarak kalacağını ifade etselerde , intihar edenin imandan çıktığını ve kafir olduğunu söylememişlerdir. Çünkü iman ve küfür davranmış bozukluğuyla değil inanç ve düşünce ile alakalıdır. İntihar edenin inanç durumu ise kendisi ile Allah arasındaki bir meseledir.
    Hz.Peygamber'in, bıçakla kendisini öldüren kimsenin cenaze namazını kıldırmadığı nakledilir. Ancak bu intihar edeni cezalandırmak ve başkalarını böyle bir fiilden menetmek amacına yöneliktir. Nitekim Ashab-ı Kiram bu kişinin cenaze namazını kılmışlardır.
    İntihar eden bir müslüman, diğer müslüman cenazelerinde olduğu gibi yıkanır, kefenlenir, cenaze namazı kılınır ve müslüman mezarlığına gömülür. Gerisi Allah'ın dilemesine kalmıştır, ister affeder, ister azab eder.
    Kaynakçalar:
    1) İlmihal, İslam ve Toplum, TDV İslami Araştırmalar Merkezi, Divantaş Yayınları
    2) Şamil İslam Ansiklopedisi
    3) İslam İlmihali, A.Fikri Yavuz, Çile Yayınları

    bunlarada bak kardeş...
    https://www.mumsema.org/i-j/6461-int...oldurmesi.html
    https://www.mumsema.org/vaaz-ve-sohb...-haramdir.html
    https://www.mumsema.org/vaaz-ve-sohb...e-intihar.html
    https://www.mumsema.org/vaaz-ve-sohb...iremez-mi.html
    https://www.mumsema.org/sohbet-muhab...har-etmek.html
    https://www.mumsema.org/kisisel-geli...nda-bilgi.html


  7. 21.Aralık.2008, 20:51
    4
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙
    İntihar, Ölüm Orucu, Ötanazi
    Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır.
    Kur'an-ı Kerimde bir kimseye hayat vermenin adeta bütün insanlara hayat verme gibi yüce bir davranış, bir cana kıymanın da adeta bütün insanları öldürme gibi ağır bir suç ve günah olduğu belirtilir.
    "İşte bu yüzdendir ki İsrailoğulları'na şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırı gitmektedirler."(Maide: 32)
    Ayetin bu ifadesinde hangi sebeple olursa olsun intihar etmek istiyenlerde görünmektedir. Peygamberimiz de konuyla ilgili olarak uçurumdan atlayarak, zehir içerek veya öldürücü bir aletle kendini öldüren kimsenin cehnneme gireceğini ve orda kalacağını buyurarak intiharın büyük günah olduğuna ve acı sonuçlarına dikkat çekmiştir.
    Hz. Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatiyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:
    "Kim kendisini dagdan atarak intihar ederse o cehennemlik olur. Orada ebedi olarak kendini dagdan atar. Kim zehir icerek intihar ederse, cehennem atesinin icinde elinde zehir oldugu halde ebedi olarak ondan icer. Kim de kendisine demir saplayarak intihar ederse, cehennemde ebedi olarak o demiri karnina saplar."
    Buhari, Tibb 56; Muslim, Iman 175, (109); Tirmizi, Tibb 7, (2044, 2045); Nesai, Cenaiz 68, (4, 66, 67); Ebu Davud, Tibb 11, (3872).
    Yine Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatiyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam ile birlikte Hayber gazvesinde hazir bulunduk. Musluman oldugunu soyleyen bir adam icin, Efendimiz:
    "Bu, ates ehlindendir!" buyurdular. Savas baslayinca cok siddetli sekilde savasti ve yara aldi. Ashabtan bazisi: "Ey Allah'in Resulu dedi, az once ates ehlinden dediginiz kimse, cok siddetli sekilde kahramanca savasti ve de oldu!" dediler. Resulullah aleyhissalatu vesselam, yine:
    "Cehenneme (gitmistir)" buyurdular. Bu cevap uzerine muslumanlardan bazilari nerdeyse supheye dusecekti. Askerler bu halde iken, Aleyhissalatu vesselam'a: "O asker henuz olmemis, ancak agir sekilde yaralanmis!" dediler. Gece olunca, adam yaraya dayanamadi. Kilincinin keskin tarafini alip uzerine yuklendi ve intihar etti. Durum Aleyhissalatu vesselam'a haber verildi. Bunun uzerine:
    "Allahu ekber!" buyurdular ve devam ettiler: "Sehadet ederim ki, ben Allah'in kulu ve Resuluyum!"
    Sonra Hz. Bilal radiyallahu anh'a halk icinde soyle ilan etmesini emrettiler:
    "Cennete sadece musluman nefisler girecek. Surasi muhakkak ki, (Islam'in lehine olan ameller kisinin imanina delil degildir), Allah bu dini, facir bir kimse ile de guclendirir."
    Buhari, Cihad 182, Megazi 38, Kader 5; Muslim, Iman 178, (111).
    Cabir Ibnu Semure radiyallahu anh anlatiyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam'a, intihar eden bir kimse haber verilmisti:
    "Ben uzerine namaz kilmiyorum!", buyurdular."
    Ebu Davud, Cenaiz 51, (3185).
    Sıkıntılara göğüs germek, acıya ve kadere karşı sabır göstermek, şartlar ne derece kötü olursa olsun Allah'a olan inanç ve güvenini yitirmemek müslümanın temel karekteri ve ilkesi olmalıdır. Allah'ın belli bir amaç doğrultusunda kullanması için insana verdiği yaşama hakkına insanın müdahele etmeye ve bu konuda kendini yetkili görmeye hakkı olmadığı gibi bu büyük bir nankörlük olarak değerlendirilir.
    İslam bilginleri intiharı büyük günahlar arasında saymışlar, intihar edenin ölüm sonrası hayattaki durmunu gerçekte sadece Allah'ın bileceğini ifade etmelerine rağmen bu konuda da bazı açıklamalarda bulunmuşlardır.
    İntihar ile ilgili bazı hususlar
    Kişinin hayatını sürdürecek ölçüde yeme ve içmesi farz olup, bundan kaçınarak "ölüm orucu" tutması.
    Kişinin içinde bulunduğu tehlikeden kurtulmak için çaba sarfetmeyerek ölümü istemesi
    Tek başına düşman saflarına saldırmada olduğu gibi, kendini ölme ihtimali yüksek bir tehlikeye atması, kiralık katil tutması konusunun aynı derecede haram ve günah olup olmadığı konusu tartışmalıdır.
    Umutsuz ve acı çeken bir hastanın tıbbi müdahalenin bir parçası olarak öldürülmesi de -Ötanazi- dini prensipler açısından tasvip edilemez.
    İntihar edenin iman durumu
    İslam alimler intihar edenin, bu nedenle çok çetin ve şiddetli azap çekeceğini, hatta cehennemde ebedi olarak kalacağını ifade etselerde , intihar edenin imandan çıktığını ve kafir olduğunu söylememişlerdir. Çünkü iman ve küfür davranmış bozukluğuyla değil inanç ve düşünce ile alakalıdır. İntihar edenin inanç durumu ise kendisi ile Allah arasındaki bir meseledir.
    Hz.Peygamber'in, bıçakla kendisini öldüren kimsenin cenaze namazını kıldırmadığı nakledilir. Ancak bu intihar edeni cezalandırmak ve başkalarını böyle bir fiilden menetmek amacına yöneliktir. Nitekim Ashab-ı Kiram bu kişinin cenaze namazını kılmışlardır.
    İntihar eden bir müslüman, diğer müslüman cenazelerinde olduğu gibi yıkanır, kefenlenir, cenaze namazı kılınır ve müslüman mezarlığına gömülür. Gerisi Allah'ın dilemesine kalmıştır, ister affeder, ister azab eder.
    Kaynakçalar:
    1) İlmihal, İslam ve Toplum, TDV İslami Araştırmalar Merkezi, Divantaş Yayınları
    2) Şamil İslam Ansiklopedisi
    3) İslam İlmihali, A.Fikri Yavuz, Çile Yayınları

    bunlarada bak kardeş...
    https://www.mumsema.org/i-j/6461-int...oldurmesi.html
    https://www.mumsema.org/vaaz-ve-sohb...-haramdir.html
    https://www.mumsema.org/vaaz-ve-sohb...e-intihar.html
    https://www.mumsema.org/vaaz-ve-sohb...iremez-mi.html
    https://www.mumsema.org/sohbet-muhab...har-etmek.html
    https://www.mumsema.org/kisisel-geli...nda-bilgi.html


  8. 21.Aralık.2008, 20:54
    5
    Bİtakat
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Kasım.2008
    Üye No: 40644
    Mesaj Sayısı: 47
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 37

    --->: İntiharı meşru kılan durum varmıdır?

    Ey aziz ben meşrutiyeti yani intiharı meşru kılan fetva aramıştım. Yani şu şu olursa kişinin intiharına cevaz vardır gibi. Yaptığınız paylaşım intiharı meşrulaştırmıyor.


  9. 21.Aralık.2008, 20:54
    5
    Bİtakat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Ey aziz ben meşrutiyeti yani intiharı meşru kılan fetva aramıştım. Yani şu şu olursa kişinin intiharına cevaz vardır gibi. Yaptığınız paylaşım intiharı meşrulaştırmıyor.


  10. 21.Aralık.2008, 20:57
    6
    şaf_ak
    ...MüPteLaNıM...

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Aralık.2007
    Üye No: 5730
    Mesaj Sayısı: 1,134
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 18
    Yaş: 30

    --->: İntiharı meşru kılan durum varmıdır?

    Alıntı
    Ey aziz ben meşrutiyeti yani intiharı meşru kılan fetva aramıştım. Yani şu şu olursa kişinin intiharına cevaz vardır gibi. Yaptığınız paylaşım intiharı meşrulaştırmıyor.
    bu paylaşımlarla öyle bir meşrulaştırmanın olmadığını anlamanız gerekiyordu...


  11. 21.Aralık.2008, 20:57
    6
    ...MüPteLaNıM...
    Alıntı
    Ey aziz ben meşrutiyeti yani intiharı meşru kılan fetva aramıştım. Yani şu şu olursa kişinin intiharına cevaz vardır gibi. Yaptığınız paylaşım intiharı meşrulaştırmıyor.
    bu paylaşımlarla öyle bir meşrulaştırmanın olmadığını anlamanız gerekiyordu...


  12. 21.Aralık.2008, 21:05
    7
    meçhul_100
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mayıs.2007
    Üye No: 626
    Mesaj Sayısı: 2,162
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 53
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Diyar-ı Sivas

    --->: İntiharı meşru kılan durum varmıdır?

    bunu mu diyorsun kardeş...

    Yazar Dr. Emin Şimşek


    Soru : Elmalı Hamdi Yazır’ın Tefsirinde “….kendini öldürmede dine ait bir menfaat varsa; o zaman da bunu yapmak, pek şerefli bir makam olur” ifadelerinin günümüzde intihar eylemlerine delil teşkil ettiği ve zaruret noktasında bu eylemlere cevaziyet verildiği hususuna açıklık getirirmisiniz ?
    İslam’da cihad ve İslami hizmetlerde kullanılacak usul ve metodlar , yine İslami eksende olmak zorundadır. Ta ki , ismi terör eylemleri tasnifi içinde anılmamış ve İslam’a hizmet edeyim derken ,zarar verilmemiş olunsun !
    Elmalı Hamdi Yazır’ın Bakara Suresi 195.ci Ayet-i Celilesinin tefsirinde geçen;
    ” İmam Muhammed, Siyer-i Kebir’inde der ki: "Tek başına bir adam, bin kişiye hücum edecek olsa, eğer kurtulma veya düşmanı kırma ve tesir etme ümidi varsa, sakınca yoktur. Kurtulma veya düşmanı kırma ümidi yoksa mekruhtur. Çünkü müslümanlara bir faydası olmaksızın kendini ölüme atmış olur. Bunu yapacak olan kimse ya kurtulmak veya müslümanlara bir faydası bulunmak ümidi olursa yapmalıdır. Kurtulma ve düşmanı kırma ümidi olmadığı halde diğer müslümanlara cesaret versin ve böylece düşmanı tepelesinler diye misal gösterilecek bir örnek olmak üzere yaparsa sakınca yoktur..."
    vurgusuna ilaveten :
    “Bundan dolayı dine veya müminlere hiçbir menfaati olmaksızın kendini öldürmek uygun değildir. Fakat kendini öldürmede dine ait bir menfaat varsa; o zaman da bunu yapmak, pek şerefli bir makam olur…”
    cümlesinde geçen “kendini öldürme “ ifadesi “intihar ederek kendi kendisini öldürmek” anlamındadeğil ; “düşman eliyle ölümü göze alma” kastedildiğini anlamak için bir üst paragrafta geçen “kurtulma veya düşmanı kırma ve tesir etme ümidi” ifadesinden anlaşıldığı üzere ; düşman ile göğüs göğse savaşarak ve düşman eliyle olan öldürülme anlaşılmaktadır. Çünkü “Ve kendinizi öldürmeyiniz” (Nisa , 4/29) Ayetinin tefsirinde yine Elmalı Hamdi Yazır “.. doğrudan doğruya insanın kendini öldürmesini yani kasıtlı olarak intihar etmesini yasaklamıştır” tebsitiyle bu hususu ispatlamaktadır!
    Yine Efendmiz (SAV) min beyanları çerçevesinde intiharın bila istisna kesinlikle yasaklandığını görmekteyiz :
    Cündüb b. Abdullah'tan Hz. Peygamber (s.a.s)'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Sizden önceki ümmetlerden yaralı bir adam vardı. Yarasının acısına dayanamayarak, bir bıçak aldı ve elini kesti. Ancak kan bir türlü kesilmediği için adam öldü. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak; kulum can hakkında benim önüme geçti, ben de ona cenneti haram kıldım, buyurdu" (Buhârî, Enbiyâ, 50).
    "Kim kendisini bıçak gibi keskin bir şeyle öldürürse, cehennem ateşinde kendisine onunla azap edilir"-(Dünyada ip ve benzeri) şeyle kendisini boğan kimse cehennemde kendisini boğar, dünyada kendisini vuran cehennemde kendisini vurur (azabı böyle olur)" (Buhârî, Cenâiz 84)
    "Kim kendini bir dağın tepesinden atar da öldürürse cehennem ateşinde de ebedi olarak böyle görür. Kim zehir içerek kendisini öldürürse cehennemde zehir kadehi elinde olduğu halde devamlı ceza çeker" (Müslim, İman, 175; Tirmizi, Tıb, 7; Nesâî, Cenâiz, 68, Dârimi, Diyât, 10; Ahmed b. Hanbel, II, 254, 478).
    Ayrıca , Efendimiz (SAV) ‘min, bıçakla kendisini öldüren kimsenin cenaze namazını kıldırmadığı nakledilir. Ancak bu olay, intihar edeni cezalandırmak ve başkalarını böyle bir fiilden menetmek amacına yöneliktir. Nitekim Ashab-ı Kiram bu kimsenin cenaze namazını kılmıştır (el-Askalânî, Bulûgu'l Merâm, terc. A. Davudoğlu, İstanbul 1970, II, 276-277).
    Bazı Fetva Kitablarında , intihara cevaz verilen bir tek husustan bahsedilir: Bir mümin , esir düştüğü düşmanın işkencesi karşısında , İslam ordusunun mağlubiyetine sebebiyet verecek önemli bir sırrını söylemekten endişe ediyorsa , bu kişi intihar edebilir. Bunun dışında intiharın , düşman öldürme gayesi dahilinde bile olsa Ehl-i Sünnet İtikatında yeri yoktur. İmam Ebû Yusuf'a göre, intihar hata ile veya şiddetli bir ağrıdan dolayı olmadıkça, intihar edenin namazı dahi kılınmaz. Efendimiz (SAV) döneminde , kendisini öldürerek cihad ettiğini beyan eden veya ima eden birtane vaka görmek mümkün değildir. O zaman bomba ile intihar imkanı olmadığını ileri sürenler ,acaba bir Sahabenin herhangi bir tepeden kendisini aşağı atıp , aşağıdan geçen birkaç düşmanı öldürme mülahazası ile bir intihar eylemi gerçekleştirmediğini nasıl açıklamayı düşünmektedirler? Böyle bir eylem yapılmamış, çünkü nasıl ki idrar ile abdest sahih olmuyorsa , batıl ve haram yollar ile cihad olmaz . Olursa bunun adı cihad olmaz !
    Türk-Yunan savaşında düşman cephaneliğine gizlice dalıp havaya uçuran ve bu arada kendi canını riske atan Küçük Ali'lerin yaptıklarını "intihar eylemi" olarak takdim eden ve günümüzdeki intihar eylemlerine delil sunanlar, düşman mühimmatına zarar verme eylemini gerçekleştiren Küçük Ali’lerin , bunu kendilerini öldürmek için değil , düşmanı mühimmat yönüyle zayıflatmak için yaptıklarını bilmelidirler. Savaş’ta adım attığınız veya yapmayı planladığınız her taktikte , sizi şehadet şerbeti bekliyor olabilir. Nitekim bu biz müminlerin aynı zamanda da bir hedefi olmalıdır. Lakin , kendisini öldürerek , yani intihar ederek verilmeye çalışılan zarar ile , düşman eliyle öldürülerek , veya düşmana zarar verirken kendisini öldürme düşüncesinden müberra bir şekilde ölen müminlerin durumu arasında dağlar kadar fark mevcuttur . Evet , birinde kendisini kendi eliyle öldürmek , diğerinde kendisini olabildiğince koruyarak düşmana zarar vermek vardır !
    Görüldüğü üzere ne Kuran’da , ne Sünnet’te , ne İcma’da nede Kıyas’ta yeri olmayan ama istişhad eylemleri ile anılmak istenen, bir müminin kendisini öldürerek (intihar ederek) yaptığı İntihar eylemlerinin , İslam ile cihad ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Bu eylemi yapanlar Küfür üzere olmasalar bile , büyük günah işledikleri kesindir. İntihar eylemlerini yapanlar , bu eylem sonucunda muhtemel varsayımlarla öldürmeyi planladıkları birkaç düşmana mukabil , bu eylemleri bahane eden zalimlere , öldürülen düşmana mukabil 10 katı müminin öldürülmesine vesile olmaları noktasında girdikleri vebalin hesabını da düşünmelidirler !
    Zaruretlerin haramları helal kılması prensibi , intihar eylemlerini bir cevaziyet kazandırmaz. Çünkü intihar eylemleri arkasından , zalimlere daha büyük zulüm yapma imkan ve fırsatı verilmektedir. Bir müminin intihar eylemi sonrası ölen 2-3 düşmana mukabil – ki bazen sivil halkın ölmesi , hele hele çocuk ve kadınların öldürülmeleri ile katmerli bir haram haline dönüşmektedir – zalimlere 200-300 masum mümini öldürme fırsatını vermektedir. Gözü
    Müslüman kanı akıtmaya kilitli bu insanlara , zaruret bahanesi ile mubahiyet giydirilmeye çalışılan intihar eylemlerinin , neticede müslümanlara bundan daha fazla zarar verilemez noktaya getirmektedir. Haramı mübah kılan zaruretler , masum müminlerin katmerli katliama maruz kalması neticesinde kullanılamaz ! Ölüm ve Zulümden kaçmak için kullanılacak zaruret şemsiyesi , ölüm ve zulüm getirmekte , ve zalime yaramaktadır. İslam’a ve Müslümanlara abu denli zarar veren eylemlerin istişhad ile uzaktan yakından bir alaksdı olabilir mi ?
    Evet , beden Cenâb-ı Hakkın insanoğluna verdiği en büyük emanettir. Bu emaneti, ruh bedenden kişinin kendi müdahalesi olmaksızın ayrılıncaya kadar korumak gerekir.
    İntihar eylemlerini istişhad eylemi niteliyerek fetva aramaya çalışan mümin kardeşlerimizin , acaba neden bir istişhad eylemine -Filistin veya Lübnan veya Irak'ta- katılmadıklarını da merak etmiyor değilim. Madem bu bir cihad, savundukları ve zaruret noktasında gördükleri bu cihaddan mahrum kalmamaları gerekmez mi ?


  13. 21.Aralık.2008, 21:05
    7
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙
    bunu mu diyorsun kardeş...

    Yazar Dr. Emin Şimşek


    Soru : Elmalı Hamdi Yazır’ın Tefsirinde “….kendini öldürmede dine ait bir menfaat varsa; o zaman da bunu yapmak, pek şerefli bir makam olur” ifadelerinin günümüzde intihar eylemlerine delil teşkil ettiği ve zaruret noktasında bu eylemlere cevaziyet verildiği hususuna açıklık getirirmisiniz ?
    İslam’da cihad ve İslami hizmetlerde kullanılacak usul ve metodlar , yine İslami eksende olmak zorundadır. Ta ki , ismi terör eylemleri tasnifi içinde anılmamış ve İslam’a hizmet edeyim derken ,zarar verilmemiş olunsun !
    Elmalı Hamdi Yazır’ın Bakara Suresi 195.ci Ayet-i Celilesinin tefsirinde geçen;
    ” İmam Muhammed, Siyer-i Kebir’inde der ki: "Tek başına bir adam, bin kişiye hücum edecek olsa, eğer kurtulma veya düşmanı kırma ve tesir etme ümidi varsa, sakınca yoktur. Kurtulma veya düşmanı kırma ümidi yoksa mekruhtur. Çünkü müslümanlara bir faydası olmaksızın kendini ölüme atmış olur. Bunu yapacak olan kimse ya kurtulmak veya müslümanlara bir faydası bulunmak ümidi olursa yapmalıdır. Kurtulma ve düşmanı kırma ümidi olmadığı halde diğer müslümanlara cesaret versin ve böylece düşmanı tepelesinler diye misal gösterilecek bir örnek olmak üzere yaparsa sakınca yoktur..."
    vurgusuna ilaveten :
    “Bundan dolayı dine veya müminlere hiçbir menfaati olmaksızın kendini öldürmek uygun değildir. Fakat kendini öldürmede dine ait bir menfaat varsa; o zaman da bunu yapmak, pek şerefli bir makam olur…”
    cümlesinde geçen “kendini öldürme “ ifadesi “intihar ederek kendi kendisini öldürmek” anlamındadeğil ; “düşman eliyle ölümü göze alma” kastedildiğini anlamak için bir üst paragrafta geçen “kurtulma veya düşmanı kırma ve tesir etme ümidi” ifadesinden anlaşıldığı üzere ; düşman ile göğüs göğse savaşarak ve düşman eliyle olan öldürülme anlaşılmaktadır. Çünkü “Ve kendinizi öldürmeyiniz” (Nisa , 4/29) Ayetinin tefsirinde yine Elmalı Hamdi Yazır “.. doğrudan doğruya insanın kendini öldürmesini yani kasıtlı olarak intihar etmesini yasaklamıştır” tebsitiyle bu hususu ispatlamaktadır!
    Yine Efendmiz (SAV) min beyanları çerçevesinde intiharın bila istisna kesinlikle yasaklandığını görmekteyiz :
    Cündüb b. Abdullah'tan Hz. Peygamber (s.a.s)'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Sizden önceki ümmetlerden yaralı bir adam vardı. Yarasının acısına dayanamayarak, bir bıçak aldı ve elini kesti. Ancak kan bir türlü kesilmediği için adam öldü. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak; kulum can hakkında benim önüme geçti, ben de ona cenneti haram kıldım, buyurdu" (Buhârî, Enbiyâ, 50).
    "Kim kendisini bıçak gibi keskin bir şeyle öldürürse, cehennem ateşinde kendisine onunla azap edilir"-(Dünyada ip ve benzeri) şeyle kendisini boğan kimse cehennemde kendisini boğar, dünyada kendisini vuran cehennemde kendisini vurur (azabı böyle olur)" (Buhârî, Cenâiz 84)
    "Kim kendini bir dağın tepesinden atar da öldürürse cehennem ateşinde de ebedi olarak böyle görür. Kim zehir içerek kendisini öldürürse cehennemde zehir kadehi elinde olduğu halde devamlı ceza çeker" (Müslim, İman, 175; Tirmizi, Tıb, 7; Nesâî, Cenâiz, 68, Dârimi, Diyât, 10; Ahmed b. Hanbel, II, 254, 478).
    Ayrıca , Efendimiz (SAV) ‘min, bıçakla kendisini öldüren kimsenin cenaze namazını kıldırmadığı nakledilir. Ancak bu olay, intihar edeni cezalandırmak ve başkalarını böyle bir fiilden menetmek amacına yöneliktir. Nitekim Ashab-ı Kiram bu kimsenin cenaze namazını kılmıştır (el-Askalânî, Bulûgu'l Merâm, terc. A. Davudoğlu, İstanbul 1970, II, 276-277).
    Bazı Fetva Kitablarında , intihara cevaz verilen bir tek husustan bahsedilir: Bir mümin , esir düştüğü düşmanın işkencesi karşısında , İslam ordusunun mağlubiyetine sebebiyet verecek önemli bir sırrını söylemekten endişe ediyorsa , bu kişi intihar edebilir. Bunun dışında intiharın , düşman öldürme gayesi dahilinde bile olsa Ehl-i Sünnet İtikatında yeri yoktur. İmam Ebû Yusuf'a göre, intihar hata ile veya şiddetli bir ağrıdan dolayı olmadıkça, intihar edenin namazı dahi kılınmaz. Efendimiz (SAV) döneminde , kendisini öldürerek cihad ettiğini beyan eden veya ima eden birtane vaka görmek mümkün değildir. O zaman bomba ile intihar imkanı olmadığını ileri sürenler ,acaba bir Sahabenin herhangi bir tepeden kendisini aşağı atıp , aşağıdan geçen birkaç düşmanı öldürme mülahazası ile bir intihar eylemi gerçekleştirmediğini nasıl açıklamayı düşünmektedirler? Böyle bir eylem yapılmamış, çünkü nasıl ki idrar ile abdest sahih olmuyorsa , batıl ve haram yollar ile cihad olmaz . Olursa bunun adı cihad olmaz !
    Türk-Yunan savaşında düşman cephaneliğine gizlice dalıp havaya uçuran ve bu arada kendi canını riske atan Küçük Ali'lerin yaptıklarını "intihar eylemi" olarak takdim eden ve günümüzdeki intihar eylemlerine delil sunanlar, düşman mühimmatına zarar verme eylemini gerçekleştiren Küçük Ali’lerin , bunu kendilerini öldürmek için değil , düşmanı mühimmat yönüyle zayıflatmak için yaptıklarını bilmelidirler. Savaş’ta adım attığınız veya yapmayı planladığınız her taktikte , sizi şehadet şerbeti bekliyor olabilir. Nitekim bu biz müminlerin aynı zamanda da bir hedefi olmalıdır. Lakin , kendisini öldürerek , yani intihar ederek verilmeye çalışılan zarar ile , düşman eliyle öldürülerek , veya düşmana zarar verirken kendisini öldürme düşüncesinden müberra bir şekilde ölen müminlerin durumu arasında dağlar kadar fark mevcuttur . Evet , birinde kendisini kendi eliyle öldürmek , diğerinde kendisini olabildiğince koruyarak düşmana zarar vermek vardır !
    Görüldüğü üzere ne Kuran’da , ne Sünnet’te , ne İcma’da nede Kıyas’ta yeri olmayan ama istişhad eylemleri ile anılmak istenen, bir müminin kendisini öldürerek (intihar ederek) yaptığı İntihar eylemlerinin , İslam ile cihad ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Bu eylemi yapanlar Küfür üzere olmasalar bile , büyük günah işledikleri kesindir. İntihar eylemlerini yapanlar , bu eylem sonucunda muhtemel varsayımlarla öldürmeyi planladıkları birkaç düşmana mukabil , bu eylemleri bahane eden zalimlere , öldürülen düşmana mukabil 10 katı müminin öldürülmesine vesile olmaları noktasında girdikleri vebalin hesabını da düşünmelidirler !
    Zaruretlerin haramları helal kılması prensibi , intihar eylemlerini bir cevaziyet kazandırmaz. Çünkü intihar eylemleri arkasından , zalimlere daha büyük zulüm yapma imkan ve fırsatı verilmektedir. Bir müminin intihar eylemi sonrası ölen 2-3 düşmana mukabil – ki bazen sivil halkın ölmesi , hele hele çocuk ve kadınların öldürülmeleri ile katmerli bir haram haline dönüşmektedir – zalimlere 200-300 masum mümini öldürme fırsatını vermektedir. Gözü
    Müslüman kanı akıtmaya kilitli bu insanlara , zaruret bahanesi ile mubahiyet giydirilmeye çalışılan intihar eylemlerinin , neticede müslümanlara bundan daha fazla zarar verilemez noktaya getirmektedir. Haramı mübah kılan zaruretler , masum müminlerin katmerli katliama maruz kalması neticesinde kullanılamaz ! Ölüm ve Zulümden kaçmak için kullanılacak zaruret şemsiyesi , ölüm ve zulüm getirmekte , ve zalime yaramaktadır. İslam’a ve Müslümanlara abu denli zarar veren eylemlerin istişhad ile uzaktan yakından bir alaksdı olabilir mi ?
    Evet , beden Cenâb-ı Hakkın insanoğluna verdiği en büyük emanettir. Bu emaneti, ruh bedenden kişinin kendi müdahalesi olmaksızın ayrılıncaya kadar korumak gerekir.
    İntihar eylemlerini istişhad eylemi niteliyerek fetva aramaya çalışan mümin kardeşlerimizin , acaba neden bir istişhad eylemine -Filistin veya Lübnan veya Irak'ta- katılmadıklarını da merak etmiyor değilim. Madem bu bir cihad, savundukları ve zaruret noktasında gördükleri bu cihaddan mahrum kalmamaları gerekmez mi ?





+ Yorum Gönder