Konusunu Oylayın.: Sunniler ile Hanefiler arasındaki fark nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 8 kişi
Sunniler ile Hanefiler arasındaki fark nedir?
  1. 30.Ağustos.2008, 12:08
    1
    ESMANUR
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Ağustos.2008
    Üye No: 28830
    Mesaj Sayısı: 9
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Sunniler ile Hanefiler arasındaki fark nedir?






    Sunniler ile Hanefiler arasındaki fark nedir? Mumsema esselamun aleykum sunniler lerle hanifi farki nedir


  2. 31.Ağustos.2008, 02:09
    2
    afrasiyap
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ağustos.2008
    Üye No: 30359
    Mesaj Sayısı: 23
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    --->: Sunniler ile Hanefiler arasındaki fark nedir?




    bu mezheblere mensub olmayan müslüman değilmi yani.bir meshep diyor içki günah diğeri diyor sarhoş etmeyecek kadar olanı haram değil.en basit örneği verdim daha neler neler.peki Peygamber efendimiz hangi mezhebden di arkadaşlar madem.varmıydı ozaman böle bir ayrılık.anlayamıyorum gerçekten.Allahın dini islam bir tane,Kuran 1 tane ve emirleri açık,peygamber efendimiz herşeyiyle örnekken ne meshebi ne fırkası ne cemaati.kendinize gelin lütfen.dine yorum getiren bilginler olacaktır herçağda bu kuarnın mucizesidir,alemlere ve zamanlara olana evrensel bakışıdır,her zamana göre başka bir sırrıının ortaya çıkma mucizesidir.Fakat Allaha yönelmeyi kolaylaştırmak için yardım alınan yolları , zorunlu bir ibadet ve din merkezi gibi insanlara benimsetmeye çalışmak büyük vicdansızlıktır.Herkes mümin doğar ve Allahın yolu birdir bu birliği bozmayalım


  3. 31.Ağustos.2008, 02:09
    2
    afrasiyap - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    bu mezheblere mensub olmayan müslüman değilmi yani.bir meshep diyor içki günah diğeri diyor sarhoş etmeyecek kadar olanı haram değil.en basit örneği verdim daha neler neler.peki Peygamber efendimiz hangi mezhebden di arkadaşlar madem.varmıydı ozaman böle bir ayrılık.anlayamıyorum gerçekten.Allahın dini islam bir tane,Kuran 1 tane ve emirleri açık,peygamber efendimiz herşeyiyle örnekken ne meshebi ne fırkası ne cemaati.kendinize gelin lütfen.dine yorum getiren bilginler olacaktır herçağda bu kuarnın mucizesidir,alemlere ve zamanlara olana evrensel bakışıdır,her zamana göre başka bir sırrıının ortaya çıkma mucizesidir.Fakat Allaha yönelmeyi kolaylaştırmak için yardım alınan yolları , zorunlu bir ibadet ve din merkezi gibi insanlara benimsetmeye çalışmak büyük vicdansızlıktır.Herkes mümin doğar ve Allahın yolu birdir bu birliği bozmayalım


  4. 05.Eylül.2008, 16:33
    3
    bay_dogru
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Eylül.2008
    Üye No: 30626
    Mesaj Sayısı: 25
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 41

    --->: Sunniler ile Hanefiler arasındaki fark nedir?

    Selamun aleyküm;

    MUmsema hocam; Kardeşimiz sanıyorum sunnilik ve alevilik demek istedi,

    çünkü gündem de olan bu konu;

    Selam ve dua ile !


  5. 05.Eylül.2008, 16:33
    3
    Selamun aleyküm;

    MUmsema hocam; Kardeşimiz sanıyorum sunnilik ve alevilik demek istedi,

    çünkü gündem de olan bu konu;

    Selam ve dua ile !


  6. 22.Kasım.2014, 00:04
    4
    Mim
    Üye

    Profili:
    Mim
    Üyelik Tarihi: 16.Ağustos.2007
    Üye No: 1952
    Mesaj Sayısı: 135
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    Cevap: Sunniler ile Hanefiler arasındaki fark nedir?

    Sünnilik itikadi bir mezheptir.
    Sünniliğin fıkıh mezhepleri Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbeliliktir.

    umarım anlamışsınızdır.


  7. 22.Kasım.2014, 00:04
    4
    Mim
    Üye
    Sünnilik itikadi bir mezheptir.
    Sünniliğin fıkıh mezhepleri Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbeliliktir.

    umarım anlamışsınızdır.


  8. 22.Kasım.2014, 12:53
    5
    Misafir

    Cevap: Sunniler ile Hanefiler arasındaki fark nedir?

    SORU CEVAP şeklinde yazdım inşeallah faydalı olur biraz uzun ama lütfen sabırla okuyun .

    SORU:Mezhep nedir?
    CEVAP:
    Mezheb’ kelime anlamı itibariyle ‘gidilen yol’, ‘mecra’ anlamları taşır.

    Kısaca ifade etmek gerekirse, her Müslüman; Kur’an’ın hükümlerini, Resulüllah’ın (sav) hadislerini ve sünnetini, daha sonraki sahabe ve tabiinin görüşlerini ve bunlara ait bütün ilimleri tam manasıyla öğrenip uygulayamayacağına göre bunları bilen bir alime tabi olmak zorundadır. Bu durum fiili bir zorunluluk olup farz veya vacip değildir.

    Bu zorunluluk, hem kişisel bilgi ihtiyacını gidermek hem de cemaat halinde uygulanması gereken namaz, Hac vb. gibi ibadetlerde, idarede, yargıda ve daha bir çok sosyal alanda bütünlüğü ve birlikteliği koruyabilmekten kaynaklanıyordu.

    İşte, alimler içerisinde de öyleleri vardır ki, diğerleri onun görüşüne ve ilminin sağlamlığına tabi olmuşlardır. Yetiştirdiği talebeleri, yazdığı eserleri, nesilden nesile o görüşleri devam ettirdiler. Böylece, o en güvenilir alimin sistemli görüşleri, sağlam hüküm ve prensipleri etrafında, zamanla bir yorum tarz ve tekniği, bir okul, bir ‘mezheb’ oluşmuştur.


    SORU: Peygamberimiz zamanında ‘mezheb’ var mıydı?

    CEVAP:Mezhepler ayet ve hadisleri farklı anlamaktan kaynaklandığına göre, Peygamberimizin zamanında mezhep olması düşünülemez.

    Çünkü Resulullah (sav) zamanında bir mesele olduğunda, sahabiler Peygamberimize geliyor, soruyordu. Peygamberimiz hüküm veriyor, muhakeme için gelenlerin davalarını neticeye bağlıyordu.

    Şayet sorulan şey yeni ve hakkında ayet nazil olmayan bir mesele ise Allah’ın hükmünü bekliyordu. Bu sual üzerine o meselede hükmü ya Allah’ın bildirmesi ile Resulullah (aleyhisselam) veriyordu veya bir ayet iniyor, mesele hakkında hüküm bildiriyordu. Şayet indirilen ayet-i kerime açıklamaya muhtaçsa, Peygamberimiz (sav), o ayeti izah ediyordu.

    SORU:Mezhepler nasıl ortaya çıktı?

    CEVAP:Peygamberimizin vefatından sonra İslâm alemi genişledi. İran, Irak, Suriye gibi yerler fethedildi. Hz. Ömer (ra) Zeyd b. Sabit, Abdullah bin Ömer (ra) Medine’de kalırken, pek çok sahabi efendimiz de yeni fethedilen yerlere dağıldı.

    Mesela Abdullah bin Mesud (ra) Irak’a; Ebu Mûsa el-Eşari (ra), İmran bin Huseyn (ra) ve Enes Bin Malik (ra) Basra’ya; Ebu’d-Derda (ra), Muaz bin Cebel (ra), Muaz bin Cebel (ra) Muaviye (ra) Ubade bin Samit (ra) Şam’a gitti. Her Sahabi bulunduğu yerde fetva ve ilim öğretme işleri ile meşgul oldular.

    Sahabiler, kendilerine sorulan suallerde evvela, Kur’an’a müracaat ediyorlardı. Sualin cevabını Kur’an’da bulamadıklarında hadislere bakıyorlardı. Hadislerde de bulamazlarsa, Kur’an ve hadise dayanarak kendileri içtihad yapıyorlardı.

    Çünkü bu sahabiler aynı zamanda Resulullah (sav)’in yanında uzun süre kalmalarından dolayı, Kur’an ve Sünnet’ten hüküm çıkarabilme anlayışına sahiptiler. Yani müçtehit idiler.

    Bir yandan Müslümanların dini meselelerine çözüm bulan, fetva veren bu Sahabiler, diğer taraftan dini ilimler sahasında pek çok talebe yetiştirdiler. Böylece Peygamberimizin bırakmış olduğu ilim ve hikmet mirası, Sahabiler yoluyla kendilerinden sonraki nesil olan Tâbiin’e intikal etti.

    Sahabilerden ders alan ve kendilerine Tabiin denilen zatlar, çeşitli İslam merkezlerinde bulunuyorlardı.

    Bu imamların her biri kendisinden ders aldığı sahabinin rivayet ettiği hadisleri ve çeşitli meselelerdeki fetvalarını derlediler, bir araya topladılar. Bunlar da kendilerine sorulan suallerin çoğunu evvela Kur’an’da, sonra da hadislerde ararlar, cevabını bulamadıkları meselelerde, kendi içtihatları ile verdiler.

    Tabiin imamları da Sahabiler gibi bir yandan Müslümanların suallerini cevaplandırırken, bir yandan da talebe yetiştirmekle meşgul oluyorlardı

    Tabiinin yetiştirdiği bu talebelere “Tebe-i Tabiîn” denir ki, meşhur olanları şunlardır:
    İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Evzaî, Leys Bin Sa’d, İmam Şafiî, Ahmed bin Hanbel, Süfyan-ı Servi, Süfyan bin Uyeyne (rahmetullahi aleyhim).

    Bu zatlardan bazıları, mesela İmam-ı Azam, her ne kadar birkaç sahabiyi görmüşse de ilmi hüviyet itibariyle Tebe-i Tabiinden sayılır.

    Tabiin alimleri Sahabilerin fetvalarını topladıkları gibi Tebe-i Tabiin alimleri de Tabiinin fetvalarını topladılar. Ayrıca kendileri de fetva verdiler. Yeni karşılaşılan meselelerde fikri çalışmalarda bulundular ve belli esaslar ortaya koydular.

    Müslümanlar, kendi bölgelerinde yaşayan imamın fetvalarını biliyor, onu tercih ediyor ve onunla amel ediyordu. İşte bu tercih ve taraftarlık, zamanla yerini “gidilen yol” manasına gelen “Mezhepleri” ortaya çıkardı.


  9. 22.Kasım.2014, 12:53
    5
    hafız.. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    hafız..
    Misafir
    SORU CEVAP şeklinde yazdım inşeallah faydalı olur biraz uzun ama lütfen sabırla okuyun .

    SORU:Mezhep nedir?
    CEVAP:
    Mezheb’ kelime anlamı itibariyle ‘gidilen yol’, ‘mecra’ anlamları taşır.

    Kısaca ifade etmek gerekirse, her Müslüman; Kur’an’ın hükümlerini, Resulüllah’ın (sav) hadislerini ve sünnetini, daha sonraki sahabe ve tabiinin görüşlerini ve bunlara ait bütün ilimleri tam manasıyla öğrenip uygulayamayacağına göre bunları bilen bir alime tabi olmak zorundadır. Bu durum fiili bir zorunluluk olup farz veya vacip değildir.

    Bu zorunluluk, hem kişisel bilgi ihtiyacını gidermek hem de cemaat halinde uygulanması gereken namaz, Hac vb. gibi ibadetlerde, idarede, yargıda ve daha bir çok sosyal alanda bütünlüğü ve birlikteliği koruyabilmekten kaynaklanıyordu.

    İşte, alimler içerisinde de öyleleri vardır ki, diğerleri onun görüşüne ve ilminin sağlamlığına tabi olmuşlardır. Yetiştirdiği talebeleri, yazdığı eserleri, nesilden nesile o görüşleri devam ettirdiler. Böylece, o en güvenilir alimin sistemli görüşleri, sağlam hüküm ve prensipleri etrafında, zamanla bir yorum tarz ve tekniği, bir okul, bir ‘mezheb’ oluşmuştur.


    SORU: Peygamberimiz zamanında ‘mezheb’ var mıydı?

    CEVAP:Mezhepler ayet ve hadisleri farklı anlamaktan kaynaklandığına göre, Peygamberimizin zamanında mezhep olması düşünülemez.

    Çünkü Resulullah (sav) zamanında bir mesele olduğunda, sahabiler Peygamberimize geliyor, soruyordu. Peygamberimiz hüküm veriyor, muhakeme için gelenlerin davalarını neticeye bağlıyordu.

    Şayet sorulan şey yeni ve hakkında ayet nazil olmayan bir mesele ise Allah’ın hükmünü bekliyordu. Bu sual üzerine o meselede hükmü ya Allah’ın bildirmesi ile Resulullah (aleyhisselam) veriyordu veya bir ayet iniyor, mesele hakkında hüküm bildiriyordu. Şayet indirilen ayet-i kerime açıklamaya muhtaçsa, Peygamberimiz (sav), o ayeti izah ediyordu.

    SORU:Mezhepler nasıl ortaya çıktı?

    CEVAP:Peygamberimizin vefatından sonra İslâm alemi genişledi. İran, Irak, Suriye gibi yerler fethedildi. Hz. Ömer (ra) Zeyd b. Sabit, Abdullah bin Ömer (ra) Medine’de kalırken, pek çok sahabi efendimiz de yeni fethedilen yerlere dağıldı.

    Mesela Abdullah bin Mesud (ra) Irak’a; Ebu Mûsa el-Eşari (ra), İmran bin Huseyn (ra) ve Enes Bin Malik (ra) Basra’ya; Ebu’d-Derda (ra), Muaz bin Cebel (ra), Muaz bin Cebel (ra) Muaviye (ra) Ubade bin Samit (ra) Şam’a gitti. Her Sahabi bulunduğu yerde fetva ve ilim öğretme işleri ile meşgul oldular.

    Sahabiler, kendilerine sorulan suallerde evvela, Kur’an’a müracaat ediyorlardı. Sualin cevabını Kur’an’da bulamadıklarında hadislere bakıyorlardı. Hadislerde de bulamazlarsa, Kur’an ve hadise dayanarak kendileri içtihad yapıyorlardı.

    Çünkü bu sahabiler aynı zamanda Resulullah (sav)’in yanında uzun süre kalmalarından dolayı, Kur’an ve Sünnet’ten hüküm çıkarabilme anlayışına sahiptiler. Yani müçtehit idiler.

    Bir yandan Müslümanların dini meselelerine çözüm bulan, fetva veren bu Sahabiler, diğer taraftan dini ilimler sahasında pek çok talebe yetiştirdiler. Böylece Peygamberimizin bırakmış olduğu ilim ve hikmet mirası, Sahabiler yoluyla kendilerinden sonraki nesil olan Tâbiin’e intikal etti.

    Sahabilerden ders alan ve kendilerine Tabiin denilen zatlar, çeşitli İslam merkezlerinde bulunuyorlardı.

    Bu imamların her biri kendisinden ders aldığı sahabinin rivayet ettiği hadisleri ve çeşitli meselelerdeki fetvalarını derlediler, bir araya topladılar. Bunlar da kendilerine sorulan suallerin çoğunu evvela Kur’an’da, sonra da hadislerde ararlar, cevabını bulamadıkları meselelerde, kendi içtihatları ile verdiler.

    Tabiin imamları da Sahabiler gibi bir yandan Müslümanların suallerini cevaplandırırken, bir yandan da talebe yetiştirmekle meşgul oluyorlardı

    Tabiinin yetiştirdiği bu talebelere “Tebe-i Tabiîn” denir ki, meşhur olanları şunlardır:
    İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Evzaî, Leys Bin Sa’d, İmam Şafiî, Ahmed bin Hanbel, Süfyan-ı Servi, Süfyan bin Uyeyne (rahmetullahi aleyhim).

    Bu zatlardan bazıları, mesela İmam-ı Azam, her ne kadar birkaç sahabiyi görmüşse de ilmi hüviyet itibariyle Tebe-i Tabiinden sayılır.

    Tabiin alimleri Sahabilerin fetvalarını topladıkları gibi Tebe-i Tabiin alimleri de Tabiinin fetvalarını topladılar. Ayrıca kendileri de fetva verdiler. Yeni karşılaşılan meselelerde fikri çalışmalarda bulundular ve belli esaslar ortaya koydular.

    Müslümanlar, kendi bölgelerinde yaşayan imamın fetvalarını biliyor, onu tercih ediyor ve onunla amel ediyordu. İşte bu tercih ve taraftarlık, zamanla yerini “gidilen yol” manasına gelen “Mezhepleri” ortaya çıkardı.





+ Yorum Gönder