Konusunu Oylayın.: Dua ettiğim halde yüküm hafiflemiyor ve karamsarlaşıyorum. lütfen aydınlatın

5 üzerinden 4.00 | Toplam : 3 kişi
Dua ettiğim halde yüküm hafiflemiyor ve karamsarlaşıyorum. lütfen aydınlatın
  1. 15.Temmuz.2008, 21:12
    1
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,585
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Dua ettiğim halde yüküm hafiflemiyor ve karamsarlaşıyorum. lütfen aydınlatın






    Dua ettiğim halde yüküm hafiflemiyor ve karamsarlaşıyorum. lütfen aydınlatın Mumsema mail ile gönderildi paylaşayım ve kardeşimize yadımcı olalım diye siteye ekledim. yardımlarınızı bekliyoruz.



    Alıntı
    Bu Mesaj Size Mumsema islam Arsivi araciligi ile, Sayin .. tarafindan gönderilmistir.

    --------------------------------

    Allah insana kaldıramayacağı yükü vermezmiş ama ben dayanamıyorum dua ediyorum hafiflet Allahım diye ama aynıyım niye Allahın sevmediği kulumuyum dye düşünüyorum yanlış ama elimde değil lütfen beni aydınlatın
    Alıntı
    Sabır ruhun bir melekesidir, güzel bir huydur. Tahammülü zor ve nefse ağır gelen şeylere katlanmak ancak sabır ile olur. Bir hakkı müdafaa ve muhafaza etmek için gösterilen sebat, sabretmekle mümkündür. Allah'ın emirlerini yerine getirmek, aklın ve dinin hoş görmediği ve nefsin meşrû olmayan istek ve arzularına mukavemet edebilmek, hayatta elde olmadan başa gelen ve insana büyük elem ve keder veren bela ve musîbetlere karşı koyabilmek ve bunların üstesinden gelebilmek için sabırlı olmak ve sabretmeye alışmak lazımdır.

    Bütün faziletlerin anası, hayatta muvaffak olmanın ve kemale ermenin sırrı bu güzel özelliktir. Her türlü rezaletin sebebi sabırsızlık veya gerektiği kadar sabır gösterememektir. Sabır her faziletin üstünde bir değer taşır. "Şüphesiz Allah Teâlâ sabredenlerle beraberdir" (el-Bakara, 2/153, 155).

    Sabrın sonu selamettir, başarıdır. Sabır acıdır. Fakat sonucu tatlıdır. Hz. Peygamber (s.a.s); "Sabreden başarıya ulaşır' ; "Sabır başarının anahtarıdır"; "Sabır bir ışıktır"; "Sabır cennet hazinelerinden bir hazinedir"; "Sana sıkıntı veren şeylere karşı sabretmende bir çok hayır vardır" buyurarak sabrın faziletini anlatmıştır.

    Hz. Peygamber (s.a.s); "Sabır, acı bir olayın yaptığı sarsıntıya karşı ilk anda gösterilen tahammüldür" (Buhârî, Cenâiz, 32) sözüyle bir felaketle ilk karşılaştığı zamandaki sabrın önemini vurgulamıştır. Sabretmek, mahkûmiyete, meskenete ve zillete razı olmak, haksız tecavüzlere, insan haysiyetine gölge düşürecek saldırılara katlanmak ve bunlara ses çıkarmamak anlamına gelmez.Çünkü meşru olmayan şeylere karşı sabretmek caîz değildir. Bunlara karşı içten elem duymak ve bunlarla mücadele etmek gerekir. İnsanan kendi gücü ve iradesiyle üstesinden gelebileceği kötülüklere katlanması ya da karşılayabileceği ihtiyaçları karşısında gevşemesi sabır değil, acizlik ve tembelliktir. Rasulullah (s.a.s); Ya Rabbi! Acizlikten ve tenbellikten sana sığınırım" (Buhari, Cihad, 25) diye dua etmiştir.

    Bazı sıkıntılar vardır ki, kulun irade ve gücünü aşar. Böyle felaketler başa geldiği zaman heyecana kapılmadan ve şikayet etmeden takdir-i ilâhiye razı olup sabretmek müminlerin özelliklerindendir. Nitekim Cenab-ı Allah Kuran-ı Kerimde sabr-ı cemili (güzel sabır) emretmektedir. (Yusuf, 12/18). Rasulullah (s.a.s) Sabr-ı cemil şikayet edilmeyen sabırdır" buyurmuştur. Aslında elden bir şey geldiği zamanlarda sabırsızlık gelmediği zamanlarda sabırsızlık göstermenin bir faydası yoktur ve lüzumsuz bir harekettir.

    Kur'ân-ı Kerim'in yetmişten fazla ayetinde zikredilen sabır, insan tabiatına aykırı olan zorunlu hallere uymak ve güçlüklere karşı koymak demektir. Sabrın gâyesi, beklenmedik olaylar, içine düşülen güçlükler karşısında tedirgin olmamak, paniğe kapılmamak ve tahammül göstermektir. Allah Teâlâ sabredenlere mükâfatını hesapsızca vereceğini müjdelemiş ve onları övmüştür.

    Mü'minler, çoğu zaman sırf inandıkları için Allah düşmanlarının zulüm ve kötülüklerine hedef olurlar; çeşitli işkencelere uğrar, onlarla savaşmak zorunda kalırlar. İşte bu durumda sabır, mü'minin güç kaynağı, imanının koruyucusudur. Hz. Musâ'ya inananlara Firavun eziyet etmek isteyince onlar: "Ey Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır ve bizi müslüman olarak öldür" (el-Araf 7/126) diye duâ etmişlerdi. Sevgili Peygamberimiz ve ilk müslümanların, yapılan işkence ve eziyetlere nasıl sabır ve tahammül gösterdikleri bilinen bir husustur.

    İbadetlerin nefsimize ağır gelen yönleri de sabırla hafifler. Böylece huzur içinde günde beş vakit namaz kılar, sıcak yaz günlerinde hiç bir sıkıntı duymadan oruç tutarız. Diğer ibadetler ve ahlâkî davranışlarda böyledir. Aşağıdaki âyetler bunu göstermektedir:

    "Her kim sabreder ve suç bağışlarsa, bu hareket arzu edilen en iyi işlerdendir" (eş-Şurâ, 42/43); "İçinizden mücahitleri ve sabredenleri belirtelim diye sizleri mutlaka imtihan ederiz. Haberlerinizi de denetleriz" (Muhammed, 47/31).

    Çoğu zaman insan nefsine uyar; Allah Teâlâ'nın emirlerine uyup yasaklarından kaçınmak ona zor gelir, nefse hoş gelen fena arzularını tatmin etmek ister, iyilik ve faziletlerden kaçınır. Meselâ; cebindeki parasını eğlence ve zevkleri için harcamak, bir yoksula vermekten daha hoş gelir. Bir çocuk için oyun oynamak, ders çalışmaktan daha ilgi çekici görünür. Gezip tozmak, çalışıp kazanmaya tercih edilir.

    İşte bu durumda, insanın, kendisine zor gelse bile, iyi olanı, faydalı olanı seçmesi, sabır ve tahammülle onu yerine getirmeye çalışması çok güzel bir davranıştır.

    Ayrıca insanlar hayat boyunca, bolluk veya yokluk içinde kalabilir, sağlıklı iken hastalanır, sel, deprem, yangın gibi felâketlerle karşılaşabilir; bütün bu durumlarda insanın en büyük dayanağı sabırdır. Aksine davranış, insanı Allah Teâlâ'ya isyana ve nankörlüğe sürükler. Cenab-ı Hak bu konuda şöyle buyurmuştur: "Doğrusu kim Allah'tan korkar ve düştüğü felâkete sabrederse; muhakkak ki Allah iyilik edenlerin mükafatı boşa, çıkarmaz" (Yusuf, 12/90).

    Peygamberler sabrın en büyük örnekleridir. Çünkü onlar bütün güçlükleri sabırla karşılamışlardır. Dileğimiz Allah (c.c.)'ın bizi, "belâlarına çok sabreden ve nimetlerine çok şükreden" kullarından eylemesi olmalıdır (İbrahim, 14/5).

    Sabrın sonu selâmettir. Sabır, iman ve ibadetin, ilim ve hikmetin, kısaca bütün faziletlerin başıdır. Sabırlı insan iyi insandır. İyi işler yapıp birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerin kurtuluşa ereceklerini Allah Teâlâ haber vermiştir. Sabır zafere giden yoldur (el-Asr, 103/1-3).

    Peygamber Efendimiz; "Sabır ve tahammül gösteren kimseyi Cenab-ı Hakk sabırlı kılar. Sabırdan daha hayırlı ve geniş bir nimet hiç bir kimseye verilmemiştir" (Tirmizi, Birr, 76).

    "Hoşlanmadığın şeye sabretmende büyük fayda vardır" (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 307) buyurmuştur.

    Ayrıca Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:

    "Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz; sabredenleri müjdele" (el-Bakara, 2/ 155).

    Bu ve benzeri âyetlerden Allah Teâlâ'nın insanları çeşitli sıkıntılara uğratarak imtihan ettiğini ve bu imtihanı sabredenlerin kazandığım öğreniyoruz.

    Sabırla bütün zorluklar halledilmekte, her türlü engel aşılmaktadır. Onun için atalarımız: Sabırla koruk, helva olur" demişlerdir.

    Hz. Peygamber şöyle buyuruyor:

    "Mü'minin işi hayrete şayandır. Zira işinin hepsi onun için hayırlıdır. Bu özellik yalnız mü'mine özgüdür. Zira sevinirse şükreder. Bu ise onun için hayırlıdır. Başına belâ gelirse sabreder. Bu da onun için hayırlıdır" (Riyâzüs-Sâlihin, 1, 54).

    Bizim için mutlaka hayırlı olduğuna inandığımız sabır, bütün peygamberlerin ortak sıfatıdır. Allahın dinini tebliğ ederken hepsi çeşitli sıkıntılara uğramış, kendilerine eziyet edilmiş, yurtlarından çıkarılmış. Hükümdarlar tarafından zindana atılmış ama onlar daima sabretmişlerdi. Kuran-ı Kerimde peygamberlerin sabrını dile getiren pek çok ayet-i kerime vardır. Rasulullahın hayatı ise baştan sona en güzel sabır örnekleri ile doludur. Bu sebeple her müslümana düşen görev, kurtuluşun sabırda olduğunu düşünerek, Allahtan sabır dilemek ve sabırlı olmaktır.



  2. 15.Temmuz.2008, 21:12
    1
    Moderatör



    mail ile gönderildi paylaşayım ve kardeşimize yadımcı olalım diye siteye ekledim. yardımlarınızı bekliyoruz.



    Alıntı
    Bu Mesaj Size Mumsema islam Arsivi araciligi ile, Sayin .. tarafindan gönderilmistir.

    --------------------------------

    Allah insana kaldıramayacağı yükü vermezmiş ama ben dayanamıyorum dua ediyorum hafiflet Allahım diye ama aynıyım niye Allahın sevmediği kulumuyum dye düşünüyorum yanlış ama elimde değil lütfen beni aydınlatın
    Alıntı
    Sabır ruhun bir melekesidir, güzel bir huydur. Tahammülü zor ve nefse ağır gelen şeylere katlanmak ancak sabır ile olur. Bir hakkı müdafaa ve muhafaza etmek için gösterilen sebat, sabretmekle mümkündür. Allah'ın emirlerini yerine getirmek, aklın ve dinin hoş görmediği ve nefsin meşrû olmayan istek ve arzularına mukavemet edebilmek, hayatta elde olmadan başa gelen ve insana büyük elem ve keder veren bela ve musîbetlere karşı koyabilmek ve bunların üstesinden gelebilmek için sabırlı olmak ve sabretmeye alışmak lazımdır.

    Bütün faziletlerin anası, hayatta muvaffak olmanın ve kemale ermenin sırrı bu güzel özelliktir. Her türlü rezaletin sebebi sabırsızlık veya gerektiği kadar sabır gösterememektir. Sabır her faziletin üstünde bir değer taşır. "Şüphesiz Allah Teâlâ sabredenlerle beraberdir" (el-Bakara, 2/153, 155).

    Sabrın sonu selamettir, başarıdır. Sabır acıdır. Fakat sonucu tatlıdır. Hz. Peygamber (s.a.s); "Sabreden başarıya ulaşır' ; "Sabır başarının anahtarıdır"; "Sabır bir ışıktır"; "Sabır cennet hazinelerinden bir hazinedir"; "Sana sıkıntı veren şeylere karşı sabretmende bir çok hayır vardır" buyurarak sabrın faziletini anlatmıştır.

    Hz. Peygamber (s.a.s); "Sabır, acı bir olayın yaptığı sarsıntıya karşı ilk anda gösterilen tahammüldür" (Buhârî, Cenâiz, 32) sözüyle bir felaketle ilk karşılaştığı zamandaki sabrın önemini vurgulamıştır. Sabretmek, mahkûmiyete, meskenete ve zillete razı olmak, haksız tecavüzlere, insan haysiyetine gölge düşürecek saldırılara katlanmak ve bunlara ses çıkarmamak anlamına gelmez.Çünkü meşru olmayan şeylere karşı sabretmek caîz değildir. Bunlara karşı içten elem duymak ve bunlarla mücadele etmek gerekir. İnsanan kendi gücü ve iradesiyle üstesinden gelebileceği kötülüklere katlanması ya da karşılayabileceği ihtiyaçları karşısında gevşemesi sabır değil, acizlik ve tembelliktir. Rasulullah (s.a.s); Ya Rabbi! Acizlikten ve tenbellikten sana sığınırım" (Buhari, Cihad, 25) diye dua etmiştir.

    Bazı sıkıntılar vardır ki, kulun irade ve gücünü aşar. Böyle felaketler başa geldiği zaman heyecana kapılmadan ve şikayet etmeden takdir-i ilâhiye razı olup sabretmek müminlerin özelliklerindendir. Nitekim Cenab-ı Allah Kuran-ı Kerimde sabr-ı cemili (güzel sabır) emretmektedir. (Yusuf, 12/18). Rasulullah (s.a.s) Sabr-ı cemil şikayet edilmeyen sabırdır" buyurmuştur. Aslında elden bir şey geldiği zamanlarda sabırsızlık gelmediği zamanlarda sabırsızlık göstermenin bir faydası yoktur ve lüzumsuz bir harekettir.

    Kur'ân-ı Kerim'in yetmişten fazla ayetinde zikredilen sabır, insan tabiatına aykırı olan zorunlu hallere uymak ve güçlüklere karşı koymak demektir. Sabrın gâyesi, beklenmedik olaylar, içine düşülen güçlükler karşısında tedirgin olmamak, paniğe kapılmamak ve tahammül göstermektir. Allah Teâlâ sabredenlere mükâfatını hesapsızca vereceğini müjdelemiş ve onları övmüştür.

    Mü'minler, çoğu zaman sırf inandıkları için Allah düşmanlarının zulüm ve kötülüklerine hedef olurlar; çeşitli işkencelere uğrar, onlarla savaşmak zorunda kalırlar. İşte bu durumda sabır, mü'minin güç kaynağı, imanının koruyucusudur. Hz. Musâ'ya inananlara Firavun eziyet etmek isteyince onlar: "Ey Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır ve bizi müslüman olarak öldür" (el-Araf 7/126) diye duâ etmişlerdi. Sevgili Peygamberimiz ve ilk müslümanların, yapılan işkence ve eziyetlere nasıl sabır ve tahammül gösterdikleri bilinen bir husustur.

    İbadetlerin nefsimize ağır gelen yönleri de sabırla hafifler. Böylece huzur içinde günde beş vakit namaz kılar, sıcak yaz günlerinde hiç bir sıkıntı duymadan oruç tutarız. Diğer ibadetler ve ahlâkî davranışlarda böyledir. Aşağıdaki âyetler bunu göstermektedir:

    "Her kim sabreder ve suç bağışlarsa, bu hareket arzu edilen en iyi işlerdendir" (eş-Şurâ, 42/43); "İçinizden mücahitleri ve sabredenleri belirtelim diye sizleri mutlaka imtihan ederiz. Haberlerinizi de denetleriz" (Muhammed, 47/31).

    Çoğu zaman insan nefsine uyar; Allah Teâlâ'nın emirlerine uyup yasaklarından kaçınmak ona zor gelir, nefse hoş gelen fena arzularını tatmin etmek ister, iyilik ve faziletlerden kaçınır. Meselâ; cebindeki parasını eğlence ve zevkleri için harcamak, bir yoksula vermekten daha hoş gelir. Bir çocuk için oyun oynamak, ders çalışmaktan daha ilgi çekici görünür. Gezip tozmak, çalışıp kazanmaya tercih edilir.

    İşte bu durumda, insanın, kendisine zor gelse bile, iyi olanı, faydalı olanı seçmesi, sabır ve tahammülle onu yerine getirmeye çalışması çok güzel bir davranıştır.

    Ayrıca insanlar hayat boyunca, bolluk veya yokluk içinde kalabilir, sağlıklı iken hastalanır, sel, deprem, yangın gibi felâketlerle karşılaşabilir; bütün bu durumlarda insanın en büyük dayanağı sabırdır. Aksine davranış, insanı Allah Teâlâ'ya isyana ve nankörlüğe sürükler. Cenab-ı Hak bu konuda şöyle buyurmuştur: "Doğrusu kim Allah'tan korkar ve düştüğü felâkete sabrederse; muhakkak ki Allah iyilik edenlerin mükafatı boşa, çıkarmaz" (Yusuf, 12/90).

    Peygamberler sabrın en büyük örnekleridir. Çünkü onlar bütün güçlükleri sabırla karşılamışlardır. Dileğimiz Allah (c.c.)'ın bizi, "belâlarına çok sabreden ve nimetlerine çok şükreden" kullarından eylemesi olmalıdır (İbrahim, 14/5).

    Sabrın sonu selâmettir. Sabır, iman ve ibadetin, ilim ve hikmetin, kısaca bütün faziletlerin başıdır. Sabırlı insan iyi insandır. İyi işler yapıp birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerin kurtuluşa ereceklerini Allah Teâlâ haber vermiştir. Sabır zafere giden yoldur (el-Asr, 103/1-3).

    Peygamber Efendimiz; "Sabır ve tahammül gösteren kimseyi Cenab-ı Hakk sabırlı kılar. Sabırdan daha hayırlı ve geniş bir nimet hiç bir kimseye verilmemiştir" (Tirmizi, Birr, 76).

    "Hoşlanmadığın şeye sabretmende büyük fayda vardır" (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 307) buyurmuştur.

    Ayrıca Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:

    "Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz; sabredenleri müjdele" (el-Bakara, 2/ 155).

    Bu ve benzeri âyetlerden Allah Teâlâ'nın insanları çeşitli sıkıntılara uğratarak imtihan ettiğini ve bu imtihanı sabredenlerin kazandığım öğreniyoruz.

    Sabırla bütün zorluklar halledilmekte, her türlü engel aşılmaktadır. Onun için atalarımız: Sabırla koruk, helva olur" demişlerdir.

    Hz. Peygamber şöyle buyuruyor:

    "Mü'minin işi hayrete şayandır. Zira işinin hepsi onun için hayırlıdır. Bu özellik yalnız mü'mine özgüdür. Zira sevinirse şükreder. Bu ise onun için hayırlıdır. Başına belâ gelirse sabreder. Bu da onun için hayırlıdır" (Riyâzüs-Sâlihin, 1, 54).

    Bizim için mutlaka hayırlı olduğuna inandığımız sabır, bütün peygamberlerin ortak sıfatıdır. Allahın dinini tebliğ ederken hepsi çeşitli sıkıntılara uğramış, kendilerine eziyet edilmiş, yurtlarından çıkarılmış. Hükümdarlar tarafından zindana atılmış ama onlar daima sabretmişlerdi. Kuran-ı Kerimde peygamberlerin sabrını dile getiren pek çok ayet-i kerime vardır. Rasulullahın hayatı ise baştan sona en güzel sabır örnekleri ile doludur. Bu sebeple her müslümana düşen görev, kurtuluşun sabırda olduğunu düşünerek, Allahtan sabır dilemek ve sabırlı olmaktır.



    Benzer Konular

    - Dua ettiğim halde neden çok kötü kabuslar görüyorum.

    - Kuran okuyup dualar ettiğim halde geceleri kabus görüyorum.

    - Akşamları yatmadan önce dua ettiğim halde kabus görüyorum

    - 2 sorum var lütfen aydınlatın

  3. 15.Temmuz.2008, 21:18
    2
    ßaran
    T.T.O.R.H.S.S.

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Mart.2008
    Üye No: 11279
    Mesaj Sayısı: 3,458
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 41

    --->: Dua ettiğim halde yüküm hafiflemiyor ve karamsarlaşıyorum. lütfen aydınlatın




    DUALAR NEDEN KABUL OLMAZ ?
    İbrahim bin Edhem bir gün Basra çarşısında gezerken halk başına toplandı ve
    'Bana duâ edin icabet edeyim' meâlindeki âyet-i celileyi sordular ve: 'Biz
    Allah'a dua ediyoruz. Fakat müstecap olmuyor. Acaba neden?' diye yakındılar.
    Dedi ki: Kalbiniz on şeyden ölmüştür:

    1) Allah'ı tanırsınız, ama hakkını edâ etmezsiniz.
    2) Allah'ın kitabını okursunuz, ama onunla amel etmezsiniz.
    3) İblis'in düşmanlığını iddia edersiniz, ama ona tâbi olursunuz.
    4) Resûlullah'ın sevgisini iddia edersiniz, ama onun izini ve sünnetini terk
    edersiniz.
    5) Cennetin sevgisini iddia edersiniz, ama onun için amel etmezsiniz.
    6) Cehennem korkusunu iddia edersiniz, ama günahlardan çekinmezsiniz.
    7) Ölümün hak olduğunu iddia edersiniz, ama onun için hazırlanmazsınız.
    8 ) Başkalarının ayıbları ile meşgul olursunuz amma kendi ayıplarınızı terk
    etmezsiniz.
    9) Allah'ın verdiği rızkı yersiniz, ama Allah'a şükür etmezsiniz.
    10) Ölülerinizi gömersiniz, ama onlardan ibret almazsınız.

    * * *

    Dua ibadetin özü,inanan insanin her an hakka yönelen sözüdür yakarisidir.
    Dua ibadetin beynidir ya da iligidir
    Özlü ibadet istiyorsan duaya yönel ve duanin kabul olmasi icin en yakin
    yer secdedir.

    "Duaniz olmasaydi Allah size neden deger verseydi" (Ayet)
    "Allah'im, beni sana fakir olmakla zengin kil ve senden müstagni olmakla
    fakirlestirme ya Rabb'i." (Hadis)
    "Kullarin sana beni sorarlarsa bilsinler ki ben onlara
    yakinim.Isteyeninistedigini kabul ederim.
    Artik bana yönelsinler, benden istesinler." (Bakara 186)
    "Kul, kötü bir istekte bulunmadigi, istegi aile bagini koparmaya yönelik
    olmadigi ve acele olmadigi sürece duasi kabul olur." (Hadis)
    "Dua ederken ümidi kesmeden sürekli istemek.
    Kim israrli olarak kapiyi calarsa iceri girer." (Hadis)
    Duada kararli ve israrli olmak gerekir.
    "Rabb'imiz, biz ve bizden önce imanla göcenleri de bagisla." (Ayet-i Kerime)
    Itikadin dogru olmasi, haramdan sakinmak ve ihlasli olmak.
    Duanin kabul olmasi icin:

    1. Duadan önce iyi is yapmak.
    2. Temiz olmak.
    3. Abdestli olmak.
    4. Kibleye yönelmek.
    5. Dua basinda Allah'a hamdetmek, Resullullah'a salavat getirmek.
    6. Elleri acip yalvarmak.
    7. Azalari hareketsiz sükun icinde ve boynu bükük, mütevazi,kalbi korku
    icinde olmali.
    8. Alcak sesle ve gizlice dua etmek.
    9. Resulullahtan intikal eden,Kuran'da gecen dualarla niyaz etmek.
    10. Resulu ve salih kullari vesile etmek.
    11. Dua ederken kalbinden ne geliyorsa o sekilde dua etmek.
    12. Kalbi baska düsünceden temizlemek.
    13. Herkese dua etmek ve üc defa tekrarlamak.
    14. Duanin kabulünün ümidi icinde olmak.
    15. Kötü dilekte bulunmamak.
    16. Salavat getirmek.
    "Ey Rabb'imiz, bizi dogru yola ilettikten sonra kalplerimizi (Haktan)
    saptirma. Bize kendi canibinden bir rahmet ver.
    Süphesiz bagisi en cok olan Sensin Sen."


  4. 15.Temmuz.2008, 21:18
    2
    T.T.O.R.H.S.S.



    DUALAR NEDEN KABUL OLMAZ ?
    İbrahim bin Edhem bir gün Basra çarşısında gezerken halk başına toplandı ve
    'Bana duâ edin icabet edeyim' meâlindeki âyet-i celileyi sordular ve: 'Biz
    Allah'a dua ediyoruz. Fakat müstecap olmuyor. Acaba neden?' diye yakındılar.
    Dedi ki: Kalbiniz on şeyden ölmüştür:

    1) Allah'ı tanırsınız, ama hakkını edâ etmezsiniz.
    2) Allah'ın kitabını okursunuz, ama onunla amel etmezsiniz.
    3) İblis'in düşmanlığını iddia edersiniz, ama ona tâbi olursunuz.
    4) Resûlullah'ın sevgisini iddia edersiniz, ama onun izini ve sünnetini terk
    edersiniz.
    5) Cennetin sevgisini iddia edersiniz, ama onun için amel etmezsiniz.
    6) Cehennem korkusunu iddia edersiniz, ama günahlardan çekinmezsiniz.
    7) Ölümün hak olduğunu iddia edersiniz, ama onun için hazırlanmazsınız.
    8 ) Başkalarının ayıbları ile meşgul olursunuz amma kendi ayıplarınızı terk
    etmezsiniz.
    9) Allah'ın verdiği rızkı yersiniz, ama Allah'a şükür etmezsiniz.
    10) Ölülerinizi gömersiniz, ama onlardan ibret almazsınız.

    * * *

    Dua ibadetin özü,inanan insanin her an hakka yönelen sözüdür yakarisidir.
    Dua ibadetin beynidir ya da iligidir
    Özlü ibadet istiyorsan duaya yönel ve duanin kabul olmasi icin en yakin
    yer secdedir.

    "Duaniz olmasaydi Allah size neden deger verseydi" (Ayet)
    "Allah'im, beni sana fakir olmakla zengin kil ve senden müstagni olmakla
    fakirlestirme ya Rabb'i." (Hadis)
    "Kullarin sana beni sorarlarsa bilsinler ki ben onlara
    yakinim.Isteyeninistedigini kabul ederim.
    Artik bana yönelsinler, benden istesinler." (Bakara 186)
    "Kul, kötü bir istekte bulunmadigi, istegi aile bagini koparmaya yönelik
    olmadigi ve acele olmadigi sürece duasi kabul olur." (Hadis)
    "Dua ederken ümidi kesmeden sürekli istemek.
    Kim israrli olarak kapiyi calarsa iceri girer." (Hadis)
    Duada kararli ve israrli olmak gerekir.
    "Rabb'imiz, biz ve bizden önce imanla göcenleri de bagisla." (Ayet-i Kerime)
    Itikadin dogru olmasi, haramdan sakinmak ve ihlasli olmak.
    Duanin kabul olmasi icin:

    1. Duadan önce iyi is yapmak.
    2. Temiz olmak.
    3. Abdestli olmak.
    4. Kibleye yönelmek.
    5. Dua basinda Allah'a hamdetmek, Resullullah'a salavat getirmek.
    6. Elleri acip yalvarmak.
    7. Azalari hareketsiz sükun icinde ve boynu bükük, mütevazi,kalbi korku
    icinde olmali.
    8. Alcak sesle ve gizlice dua etmek.
    9. Resulullahtan intikal eden,Kuran'da gecen dualarla niyaz etmek.
    10. Resulu ve salih kullari vesile etmek.
    11. Dua ederken kalbinden ne geliyorsa o sekilde dua etmek.
    12. Kalbi baska düsünceden temizlemek.
    13. Herkese dua etmek ve üc defa tekrarlamak.
    14. Duanin kabulünün ümidi icinde olmak.
    15. Kötü dilekte bulunmamak.
    16. Salavat getirmek.
    "Ey Rabb'imiz, bizi dogru yola ilettikten sonra kalplerimizi (Haktan)
    saptirma. Bize kendi canibinden bir rahmet ver.
    Süphesiz bagisi en cok olan Sensin Sen."


  5. 15.Temmuz.2008, 21:38
    3
    LeoparGS
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Şubat.2007
    Üye No: 26
    Mesaj Sayısı: 2,646
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: İstanbul

    --->: Dua ettiğim halde yüküm hafiflemiyor ve karamsarlaşıyorum. lütfen aydınlatın

    " Beşinci Nokta: İman duayı bir vesile-i kat'iyye olarak iktiza ettiği ve fıtrat-ı insaniye, onu şiddetle istediği gibi; Cenab-ı Hak dahi "Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?" mealinde قُلْمَايَعْبَوءُابِكُمْرَبِّىلَوْلاَدُعَاوءُكُمْ ferman ediyor. Hem اُدْعُونِىاَسْتَجِبْلَكُمْ emrediyor.

    Eğer desen: "Bir çok defa dua ediyoruz, kabul olmuyor. Halbuki, âyet umumîdir.. her duaya cevab var ifade ediyor.

    Elcevab: Cevab vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her dua için cevab vermek var; fakat kabul etmek, hem ayn-ı matlubu vermek Cenab-ı Hakk'ın hikmetine tâbi'dir. Meselâ: Hasta bir çocuk çağırır: "Ya Hekim! Bana bak." Hekim: "Lebbeyk" der.. "Ne istersin?" cevab verir. Çocuk: "Şu ilâcı ver bana" der. Hekim ise; ya aynen istediğini verir, yahut onun maslahatına binaen ondan daha iyisini verir, yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez. İşte Cenab-ı Hak, Hakîm-i Mutlak hazır, nâzır olduğu için, abdin duasına cevab verir. Vahşet ve kimsesizlik dehşetini, huzuruyla ve cevabıyla ünsiyete çevirir. Fakat insanın hevaperestane ve heveskârane tahakkümüyle değil, belki hikmet-i Rabbaniyenin iktizasıyla ya matlubunu veya daha evlâsını verir veya hiç vermez.

    Hem, dua bir ubudiyettir. Ubudiyet ise semeratı uhreviyedir. Dünyevî maksadlar ise, o nevi dua ve ibadetin vakitleridir. O maksadlar, gayeleri değil. Meselâ: Yağmur namazı ve duası bir ibadettir. Yağmursuzluk, o ibadetin vaktidir. Yoksa o ibadet ve o dua, yağmuru getirmek için değildir. Eğer sırf o niyet ile olsa; o dua, o ibadet hâlis olmadığından kabule lâyık olmaz. Nasılki güneşin gurubu, akşam namazının vaktidir. Hem Güneş'in ve Ay'ın tutulmaları, küsuf ve husuf namazları denilen iki ibadet-i mahsusanın vakitleridir. Yani gece ve gündüzün nurani âyetlerinin nikablanmasıyla bir azamet-i İlahiyeyi ilâna medar olduğundan, Cenab-ı Hak ibadını o vakitte bir nevi ibadete davet eder. Yoksa o namaz, (açılması ve ne kadar devam etmesi, müneccim hesabıyla muayyen olan) Ay ve Güneş'in husuf ve küsuflarının inkişafları için değildir. Aynı onun gibi; yağmursuzluk dahi, yağmur namazının vaktidir. Ve beliyyelerin istilası ve muzır şeylerin tasallutu, bazı
    duaların evkat-ı mahsusalarıdır ki; insan o vakitlerde aczini anlar, dua ile niyaz ile Kadîr-i Mutlak'ın dergâhına iltica eder. Eğer dua çok edildiği halde beliyyeler def'olunmazsa denilmeyecek ki: "Dua kabul olmadı." Belki denilecek ki: "Duanın vakti, kaza olmadı." Eğer Cenab-ı Hak fazl u keremiyle belayı ref'etse; nurun alâ nur.. o vakit dua vakti biter, kaza olur. Demek dua, bir sırr-ı ubudiyettir.

    Ubudiyet ise, hâlisen livechillah olmalı. Yalnız aczini izhar edip, dua ile ona iltica etmeli. Rububiyetine karışmamalı. Tedbiri ona bırakmalı. Hikmetine itimad etmeli. Rahmetini ittiham etmemeli. Evet hakikat-ı halde âyât-ı beyyinatın beyanıyla sabit olan: Bütün mevcudat, herbirisi birer mahsus tesbih ve birer hususî ibadet, birer has secde ettikleri gibi; bütün kâinattan dergâh-ı İlahiyeye giden, bir duadır. Ya istidad lisanıyladır. (Bütün nebatatın duaları gibi ki; herbiri lisan-ı istidadıyla Feyyaz-ı Mutlak'tan bir suret taleb ediyorlar ve esmasına bir mazhariyet-i münkeşife istiyorlar.) Veya ihtiyac-ı fıtrî lisanıyladır. (Bütün zîhayatın, iktidarları dâhilinde olmayan hacat-ı zaruriyeleri için dualarıdır ki; her birisi o ihtiyac-ı fıtrî lisanıyla Cevvad-ı Mutlak'tan idame-i hayatları için bir nevi rızık hükmünde bazı ****libi istiyorlar.) Veya lisan-ı ızdırarıyla bir duadır ki: Muztar kalan herbir zîruh; kat'î bir iltica ile dua eder, bir hâmi-i meçhulüne iltica eder, belki Rabb-ı Rahîm'ine teveccüh eder. Bu üç nevi dua, bir mani olmazsa daima makbuldür.

    Dördüncü nevi ki; en meşhurudur, bizim duamızdır. Bu da iki kısımdır; Biri, fiilî ve halî; diğeri, kalbî ve kalîdir. Meselâ: Esbaba teşebbüs, bir dua-yı fiilîdir. Esbabın içtimaı; müsebbebi icad etmek için değil, belki lisan-ı hal ile müsebbebi Cenab-ı Hak'tan istemek için bir vaziyet-i marziye almaktır. Hattâ çift sürmek hazine-i rahmet kapısını çalmaktır. Bu nevi dua-yı fiilî, Cevvad-ı Mutlak'ın isim ve ünvanına müteveccih olduğundan, kabule mazhariyeti ekseriyet-i mutlakadır. İkinci kısım; lisan ile kalb ile dua etmektir. Eli yetişmediği bir kısım ****libi istemektir. Bunun en mühim ciheti, en güzel gayesi, en tatlı meyvesi şudur ki: "Dua eden adam anlar ki: Birisi var; onun hatırat-ı kalbini işitir, herşeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına meded eder."

    İşte ey âciz insan ve ey fakir beşer! Dua gibi hazine-i rahmetin anahtarı ve tükenmez bir kuvvetin medarı olan bir vesileyi elden bırakma, ona yapış, a'lâ-yı illiyyîn-i insaniyete çık. Bir sultan gibi bütün kâinatın dualarını, kendi duan içine al. Bir abd-i küllî ve bir vekil-i umumî gibi اِيَّاكَنَسْتَعِينُ de. Kâinatın güzel bir takvimi ol. "

    (Sözler - 318)


  6. 15.Temmuz.2008, 21:38
    3
    Devamlı Üye
    " Beşinci Nokta: İman duayı bir vesile-i kat'iyye olarak iktiza ettiği ve fıtrat-ı insaniye, onu şiddetle istediği gibi; Cenab-ı Hak dahi "Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?" mealinde قُلْمَايَعْبَوءُابِكُمْرَبِّىلَوْلاَدُعَاوءُكُمْ ferman ediyor. Hem اُدْعُونِىاَسْتَجِبْلَكُمْ emrediyor.

    Eğer desen: "Bir çok defa dua ediyoruz, kabul olmuyor. Halbuki, âyet umumîdir.. her duaya cevab var ifade ediyor.

    Elcevab: Cevab vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her dua için cevab vermek var; fakat kabul etmek, hem ayn-ı matlubu vermek Cenab-ı Hakk'ın hikmetine tâbi'dir. Meselâ: Hasta bir çocuk çağırır: "Ya Hekim! Bana bak." Hekim: "Lebbeyk" der.. "Ne istersin?" cevab verir. Çocuk: "Şu ilâcı ver bana" der. Hekim ise; ya aynen istediğini verir, yahut onun maslahatına binaen ondan daha iyisini verir, yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez. İşte Cenab-ı Hak, Hakîm-i Mutlak hazır, nâzır olduğu için, abdin duasına cevab verir. Vahşet ve kimsesizlik dehşetini, huzuruyla ve cevabıyla ünsiyete çevirir. Fakat insanın hevaperestane ve heveskârane tahakkümüyle değil, belki hikmet-i Rabbaniyenin iktizasıyla ya matlubunu veya daha evlâsını verir veya hiç vermez.

    Hem, dua bir ubudiyettir. Ubudiyet ise semeratı uhreviyedir. Dünyevî maksadlar ise, o nevi dua ve ibadetin vakitleridir. O maksadlar, gayeleri değil. Meselâ: Yağmur namazı ve duası bir ibadettir. Yağmursuzluk, o ibadetin vaktidir. Yoksa o ibadet ve o dua, yağmuru getirmek için değildir. Eğer sırf o niyet ile olsa; o dua, o ibadet hâlis olmadığından kabule lâyık olmaz. Nasılki güneşin gurubu, akşam namazının vaktidir. Hem Güneş'in ve Ay'ın tutulmaları, küsuf ve husuf namazları denilen iki ibadet-i mahsusanın vakitleridir. Yani gece ve gündüzün nurani âyetlerinin nikablanmasıyla bir azamet-i İlahiyeyi ilâna medar olduğundan, Cenab-ı Hak ibadını o vakitte bir nevi ibadete davet eder. Yoksa o namaz, (açılması ve ne kadar devam etmesi, müneccim hesabıyla muayyen olan) Ay ve Güneş'in husuf ve küsuflarının inkişafları için değildir. Aynı onun gibi; yağmursuzluk dahi, yağmur namazının vaktidir. Ve beliyyelerin istilası ve muzır şeylerin tasallutu, bazı
    duaların evkat-ı mahsusalarıdır ki; insan o vakitlerde aczini anlar, dua ile niyaz ile Kadîr-i Mutlak'ın dergâhına iltica eder. Eğer dua çok edildiği halde beliyyeler def'olunmazsa denilmeyecek ki: "Dua kabul olmadı." Belki denilecek ki: "Duanın vakti, kaza olmadı." Eğer Cenab-ı Hak fazl u keremiyle belayı ref'etse; nurun alâ nur.. o vakit dua vakti biter, kaza olur. Demek dua, bir sırr-ı ubudiyettir.

    Ubudiyet ise, hâlisen livechillah olmalı. Yalnız aczini izhar edip, dua ile ona iltica etmeli. Rububiyetine karışmamalı. Tedbiri ona bırakmalı. Hikmetine itimad etmeli. Rahmetini ittiham etmemeli. Evet hakikat-ı halde âyât-ı beyyinatın beyanıyla sabit olan: Bütün mevcudat, herbirisi birer mahsus tesbih ve birer hususî ibadet, birer has secde ettikleri gibi; bütün kâinattan dergâh-ı İlahiyeye giden, bir duadır. Ya istidad lisanıyladır. (Bütün nebatatın duaları gibi ki; herbiri lisan-ı istidadıyla Feyyaz-ı Mutlak'tan bir suret taleb ediyorlar ve esmasına bir mazhariyet-i münkeşife istiyorlar.) Veya ihtiyac-ı fıtrî lisanıyladır. (Bütün zîhayatın, iktidarları dâhilinde olmayan hacat-ı zaruriyeleri için dualarıdır ki; her birisi o ihtiyac-ı fıtrî lisanıyla Cevvad-ı Mutlak'tan idame-i hayatları için bir nevi rızık hükmünde bazı ****libi istiyorlar.) Veya lisan-ı ızdırarıyla bir duadır ki: Muztar kalan herbir zîruh; kat'î bir iltica ile dua eder, bir hâmi-i meçhulüne iltica eder, belki Rabb-ı Rahîm'ine teveccüh eder. Bu üç nevi dua, bir mani olmazsa daima makbuldür.

    Dördüncü nevi ki; en meşhurudur, bizim duamızdır. Bu da iki kısımdır; Biri, fiilî ve halî; diğeri, kalbî ve kalîdir. Meselâ: Esbaba teşebbüs, bir dua-yı fiilîdir. Esbabın içtimaı; müsebbebi icad etmek için değil, belki lisan-ı hal ile müsebbebi Cenab-ı Hak'tan istemek için bir vaziyet-i marziye almaktır. Hattâ çift sürmek hazine-i rahmet kapısını çalmaktır. Bu nevi dua-yı fiilî, Cevvad-ı Mutlak'ın isim ve ünvanına müteveccih olduğundan, kabule mazhariyeti ekseriyet-i mutlakadır. İkinci kısım; lisan ile kalb ile dua etmektir. Eli yetişmediği bir kısım ****libi istemektir. Bunun en mühim ciheti, en güzel gayesi, en tatlı meyvesi şudur ki: "Dua eden adam anlar ki: Birisi var; onun hatırat-ı kalbini işitir, herşeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına meded eder."

    İşte ey âciz insan ve ey fakir beşer! Dua gibi hazine-i rahmetin anahtarı ve tükenmez bir kuvvetin medarı olan bir vesileyi elden bırakma, ona yapış, a'lâ-yı illiyyîn-i insaniyete çık. Bir sultan gibi bütün kâinatın dualarını, kendi duan içine al. Bir abd-i küllî ve bir vekil-i umumî gibi اِيَّاكَنَسْتَعِينُ de. Kâinatın güzel bir takvimi ol. "

    (Sözler - 318)


  7. 15.Temmuz.2008, 21:47
    4
    rana
    Aciz Kul

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2007
    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 5,605
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 70
    Bulunduğu yer: Stuttgart/Istanbul/Ankara

    --->: Dua ettiğim halde yüküm hafiflemiyor ve karamsarlaşıyorum. lütfen aydınlatın

    mum Nickli Üyeden Alıntı
    Alıntı
    Allah insana kaldıramayacağı yükü vermezmiş ama ben dayanamıyorum dua ediyorum hafiflet Allahım diye ama aynıyım niye Allahın sevmediği kulumuyum dye düşünüyorum yanlış ama elimde değil lütfen beni aydınlatın


    bende konuya söyle yaklasayim

    İran’da yaşamış Velilerden “Ebu İshak Şirazî” hazretleri, bir gün sevdikleriyle sohbet ediyordu ki,

    - Allahü teala bir kulunu severse, ona iki nimet verir, buyurdu.
    - Onlar nedir? dediler.

    Buyurdu ki:
    - Birincisi, sevdiği bir kulunu tanıtır ona.
    - Sevdiği kuldan maksat nedir hocam?
    - Hakiki bir islam alimidir, Allah dostu bir Velidir. Bu büyük zatları tanıtır ve sevdirir onları.

    - İkinci nimet nedir hocam?
    - Hayırlı bir iş. Yani insanların dünyasına veya ahiretine faydası olan bir işte çalıştırır o sevdiği kulunu.

    Sordular:
    - Daha çok severse hocam?
    - O zaman dert ve bela verir ona.
    - Sevdiği kula mı dert bela verir?
    - Evet. Ama bu dertleri nimet bilir o kimseler. Derd-ü belayı kemend’e benzetmiştir büyükler. Cenab-ı Hak, bu kementle tutup kendine çeker sevdiklerini.


    hayır ve şer Allahtandır neyin bizim için hayırlı neyin hayılı olmadığını ancak yüce Mevlam bilir.
    İman düzgün ise, ibadetlerin şartlarına riayet ediliyorsa, belalar günahların affı için gelir. Günah yoksa derecenin yükselmesine sebep olur. Başka hikmetleri de vardır.

    Peygamber Efendimiz buyuruyor ki
    Benim çektiğim acı gibi, hiçbir Peygamber acı çekmedi. (Ebu Nuaym)

    böyle bir mübarek insanin Ümmeti olarak "dayanamiyorum" kelimesini söylemeden tekrar iki kez düsünmek gerek.

    hem dünyada Mümine rahat olmaz bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki
    Dünya mümine yâr olmaz. Çünkü dünya mümine bela ve zindandır. (Hakim)

    kardesim benden sana tavsiye Allaha teslim ol ve sunu unutma ki bela için yapılacak iş istiğfara devam edip sabr-ı cemil göstermeli, belayı gizlemeye çalışmalı.

    Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

    Evladına veya malına bir musibet gelince bunu sabr-ı cemille [güzellikle] karşılayan Müslümanı, Allahü teâlâ sorguya çekmekten haya eder.) [Hakim]

    bir baskasinda ise

    Musibete uğrayan “inna lillâhi ve inna ileyhi râciun desin. Sonra Ya Rabbi bu musibetten bana ecir ver. Durumumu da daha hayırlı hale çevir” diye dua etsin.(Tirmizi)

    Rabbim yar ve yardimcin olsun sabreden kullarindan eylesin.



    derman aradım derdime derdim bana dermanimiş



  8. 15.Temmuz.2008, 21:47
    4
    Aciz Kul
    mum Nickli Üyeden Alıntı
    Alıntı
    Allah insana kaldıramayacağı yükü vermezmiş ama ben dayanamıyorum dua ediyorum hafiflet Allahım diye ama aynıyım niye Allahın sevmediği kulumuyum dye düşünüyorum yanlış ama elimde değil lütfen beni aydınlatın


    bende konuya söyle yaklasayim

    İran’da yaşamış Velilerden “Ebu İshak Şirazî” hazretleri, bir gün sevdikleriyle sohbet ediyordu ki,

    - Allahü teala bir kulunu severse, ona iki nimet verir, buyurdu.
    - Onlar nedir? dediler.

    Buyurdu ki:
    - Birincisi, sevdiği bir kulunu tanıtır ona.
    - Sevdiği kuldan maksat nedir hocam?
    - Hakiki bir islam alimidir, Allah dostu bir Velidir. Bu büyük zatları tanıtır ve sevdirir onları.

    - İkinci nimet nedir hocam?
    - Hayırlı bir iş. Yani insanların dünyasına veya ahiretine faydası olan bir işte çalıştırır o sevdiği kulunu.

    Sordular:
    - Daha çok severse hocam?
    - O zaman dert ve bela verir ona.
    - Sevdiği kula mı dert bela verir?
    - Evet. Ama bu dertleri nimet bilir o kimseler. Derd-ü belayı kemend’e benzetmiştir büyükler. Cenab-ı Hak, bu kementle tutup kendine çeker sevdiklerini.


    hayır ve şer Allahtandır neyin bizim için hayırlı neyin hayılı olmadığını ancak yüce Mevlam bilir.
    İman düzgün ise, ibadetlerin şartlarına riayet ediliyorsa, belalar günahların affı için gelir. Günah yoksa derecenin yükselmesine sebep olur. Başka hikmetleri de vardır.

    Peygamber Efendimiz buyuruyor ki
    Benim çektiğim acı gibi, hiçbir Peygamber acı çekmedi. (Ebu Nuaym)

    böyle bir mübarek insanin Ümmeti olarak "dayanamiyorum" kelimesini söylemeden tekrar iki kez düsünmek gerek.

    hem dünyada Mümine rahat olmaz bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki
    Dünya mümine yâr olmaz. Çünkü dünya mümine bela ve zindandır. (Hakim)

    kardesim benden sana tavsiye Allaha teslim ol ve sunu unutma ki bela için yapılacak iş istiğfara devam edip sabr-ı cemil göstermeli, belayı gizlemeye çalışmalı.

    Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

    Evladına veya malına bir musibet gelince bunu sabr-ı cemille [güzellikle] karşılayan Müslümanı, Allahü teâlâ sorguya çekmekten haya eder.) [Hakim]

    bir baskasinda ise

    Musibete uğrayan “inna lillâhi ve inna ileyhi râciun desin. Sonra Ya Rabbi bu musibetten bana ecir ver. Durumumu da daha hayırlı hale çevir” diye dua etsin.(Tirmizi)

    Rabbim yar ve yardimcin olsun sabreden kullarindan eylesin.



    derman aradım derdime derdim bana dermanimiş



  9. 16.Temmuz.2008, 18:56
    5
    ezgi06
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2008
    Üye No: 24704
    Mesaj Sayısı: 19
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    --->: Dua ettiğim halde yüküm hafiflemiyor ve karamsarlaşıyorum. lütfen aydınlatın

    Allah razı olsun içimdeki bunaltı biraz olsun hafifledi çok saolun


  10. 16.Temmuz.2008, 18:56
    5
    ezgi06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Allah razı olsun içimdeki bunaltı biraz olsun hafifledi çok saolun


  11. 16.Temmuz.2008, 18:57
    6
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    --->: Dua ettiğim halde yüküm hafiflemiyor ve karamsarlaşıyorum. lütfen aydınlatın

    ezgi06 Nickli Üyeden Alıntı
    Allah razı olsun içimdeki bunaltı biraz olsun hafifledi çok saolun
    Allah sevdiği mü'min kullarına bela verir, ona yalvarsınlar / yakın olsunlar diye


  12. 16.Temmuz.2008, 18:57
    6
    Moderatör
    ezgi06 Nickli Üyeden Alıntı
    Allah razı olsun içimdeki bunaltı biraz olsun hafifledi çok saolun
    Allah sevdiği mü'min kullarına bela verir, ona yalvarsınlar / yakın olsunlar diye





+ Yorum Gönder