Konusunu Oylayın.: Levlake hadisi Şerifi (sen olmasaydın Ya Muhammed Kainatı yaratmazdım)

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 5 kişi
Levlake hadisi Şerifi (sen olmasaydın Ya Muhammed Kainatı yaratmazdım)
  1. 28.Şubat.2008, 15:24
    1
    Ab_izelaL
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2008
    Üye No: 8430
    Mesaj Sayısı: 14
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Levlake hadisi Şerifi (sen olmasaydın Ya Muhammed Kainatı yaratmazdım)






    Levlake hadisi Şerifi (sen olmasaydın Ya Muhammed Kainatı yaratmazdım) Mumsema Sen olmasaydın, sen olmasaydın Ben âlemi yaratmazdım


    hadisi şerif sahih hadislerdenmi kaynak göstererek kur-an'ı kerim veya sünnete uygunmu çok önemli...?

    Allah razı olsun...


  2. 28.Şubat.2008, 15:24
    1
    Devamlı Üye



  3. 28.Şubat.2008, 15:32
    2
    suara
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 770
    Mesaj Sayısı: 1,535
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19
    Yaş: 42

    --->: Levlake hadisinin kaynağı üzerine




    Değerli Kardeşimiz;

    Başta bu hadis-i kudsinin kaynağını vereceğiz. Ayrıca bu hadis-i kudsinin manası ve hakikatını vereceğiz.

    "Levlâke" hadîsinin kaynakları şudur
    El-Leali-l Masnua Suyutî 1/272; >-; -Esrar-ül Mertüa Aliyy-ül Kari sh: 295-296; aynı eser Tahkik Muhammed Said Zalûl sh: 194; El- Feraid-ül Mecmua fevkani sh: 326; Keşf-ül Hafâ-Aclunî 2/164; Şerh-üş Şifa Aliyy-ül Karî 1/6

    Hem El- Hâfız Aclûnî hem de, Aliyy-ül Karî eserlerinde "Levlâke" sözü mânası itibariyla hadîs olmasa dahi, mânası itibarıyla doğru ve haktır demişlerdir. Aynı kanaati İbn-i Teymiyye dahi fetva kitabı 10/ 96-98'de izhar etmiştir.

    Divan ve tasavvufki kitaplarından me'haz olarak bir kaçının tda ismini veriyoruz:
    Levami-ül Ukul Ni'metullah bin Veli sh: 15: Divaın-ı Mevtana Câmî sh: 4; Divan-ı Şeyh Ahmed-i Cezerî 1/190 ve hakeza Divan-ı Mevlâna Hâlid, Mektubat-ı Imam-ı Rabbanî ve bütün bunların yanında umum ümmetin telâkki-i bil-kabulü

    "Levlâke" hadîsinin hakikatı şudur

    Kainattaki bütün kemalatın menşei ve esası nur-u Muhammedidir. Her şey, kemalini ve cemalini O’nunla buldu. Sorduğunuz soruya iki şekilde cevap verilebilir.

    1- anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa manasız bir kağıttan ibaret kalır. Allah bu dünyayı ve içindekileri, kendi cemalini ve kemalini görmek ve göstermek için yarattı. Cemalini ve kemalini göstermek istediği şuur sahibi mahlukatın başında da, insan gelmektedir. Kendisi kendine layık bir şekilde cemal ve kemalini tefekkür etmektedir. Fakat insan dediğimiz mahlukun, Allah’ın istediklerini kendi başına anlaması mümkün değildir.

    Madem kainat insan için yaratılmış, ve madem insan yalnız başına İlahi hakikatı anlaması mümkün değildir. Öyleyse insanların nazarını mahlukattan ve masivadan çekecek Peygamberler olacaktır. Bu peygamberlik makamı, Allah’ın en çok sevdiği insanlardan oluşacaktır. Bu peygamber dediğimiz seçkin insanların arasında da vahiyde belirtildiği gibi, en sevgili kul ve en şerefli kişi Hz. Muhammed’dir( a.s.m).

    2- Hz. Muhammed ( a.s.m)in duası, bu kainatın yaratılması için bir sebeptir. Yani Asrımız alimlerinden Bediüzzaman Said Nursi’nin ifadesiye “Allah, ezeli ilmiyle Peygamberimizin, kainatın ve cennetin yaratılması hususunda ki ısrarlı ve ihlaslı duasını kabul etti ve bu kainatı halk etti”. İşte O’nun bu duası olmasaydı Allah kainatı ve içindekileri yaratmazdı.

    Çünkü O zat (a.s.m) bütün enbiyanın seyyididir, bütün evliyanın reisidir. O geldikten sonra dünya rahata kavuştu. Bu noktadan O’na olan sevgi, başka bir sevgidir. Fakat madem Allah’ın zatı mahlukatın zatına benzemez. Ve hadsiz derecede mükemmel ve alidir. Elbette sıfatları da benzemez. Yani ilmi, iradesi, kudreti ve muhabbeti de mahlukatın sıfatlarına benzemez. Allah’ımızın Peygamberimize olan muhabbetini aklımızla anlamamız mümkün değildir. Çünkü Allah’ın ne sıfatlarını, ne zatını ne de fiillerini aklımız almıyor. Elbette muhabbet-i ilahiyeyi de anlamamız iktidarımız haricindedir.

    “Nur-u muhammedî” ne demektir?

    “Allah göklerin ve yerin nurudur (onları varlık nuruna kavuşturandır)” (Nur suresi, 35)

    Nur, her çeşit karanlığın, zulmetin zıddı.
    İlim nurdur; cehalet karanlığını yok eder.
    Hidayet ayrı bir nur; dalâlet onunla ortadan kalkar.
    İman da nurdur, küfür karanlıklarını mahveder.
    Her nur bir zulmeti giderir ve bir hakikati gösterir.

    İşte, bu âlem yaratılmazdan önce her şey yokluk karanlığında idi. Cenâb-ı hakk lütuf ve ihsanıyla bu karanlığa son verdi ve bütün varlıklara çekirdek olacak ilk mahlûkunu yarattı. Bu varlık nur-u muhammedî idi

    “Allah’ın ilk yarattığı şey benim nurumdur” hâdis-i şerifi üzerinde biraz durmak gerekiyor. Çünkü, bu konuda bir takım yanlış yorumlar yahut yersiz itirazlar eksik olmuyor.
    Bilindiği gibi canlıların bütün karakterleri genetik şifrelerinde yazılı. Bu yazı, kader kalemiyle işlenmiş bir ilâhî program. Bir tohumdaki şifrede ne ağacın şeklini, ne gövdesinin sertliğini, ne yaprağının yeşilliğini, ne de meyvesinin tadını bulabilirsiniz. Dna’da bütün bu özellikler baz sıralaması şeklinde yazılı, ama o program ne serttir, ne yumuşak; ne yeşildir, ne kırmızı. Bunların hepsi o şifrede bir plan, bir program olarak mevcut, ama ağacın bütün özelliklerini o şifrede aynen bulmaya çalışmak da boş bir çaba. Bu noktayı dikkate almadan, bütün mahlûkatın nur-u muhammedî’den yaratılışını düşünen adam, yıldızlarla, ormanlarla, denizlerle bu nur arasında bir benzerlik kurmaya kalkışır ve aldanır.

    Bizim yaptığımız planlar da bir yönüyle öyle değil mi? Bir evin bütün bölmeleri plandadır, ama plandaki mutfakta yemek pişiremezsiniz.

    “nasıl esmada bir ism-i azam var, o esmanın nukuşunda dahi bir nakş-ı azam var ki, o da insandır” ( sözler ) İsm-i azam, bütün isimleri içine aldığı gibi, nakş-ı azam olan insan da bütün varlık âleminde tecelli eden isimlere mazhar. “bir şey mutlak zikredilince kemâline masruftur” kaidesince, insan denilince de insanlık âleminin en ileri ferdi ve risalet semasının güneşi olan hz. Muhammed (a.s.m.) akla gelir.

    Bütün ilâhî isimler ilk defa nur-u muhammedî de tecelli etmişler. Meselâ, onda muhyi isminin tecellisi var ve o nur hayat sahibi. Sonraki safhalarda yaratılacak olan bütün hayatlar, ilk defa onda tecelli eden bu ismin ayrı tezahürleridir. O nurlu hayat, bütün hayatların başlangıç noktası ve çekirdeğidir. Ama, bütün hayat çeşitleriyle resulullah efendimizin (a.s.m.) o pak ve münezzeh ruhu arasında bir ilişki kurmaya kalkışmanın da yanlışlığı ortadadır.
    Bir başka misâl: muhafaza etmek, hıfzetmek bir ilâhî fiil.

    Nur-u muhammedî de hafiz ismi de tecelli etmiş ve daha sonra yaratılacak “levh-i mahfuza”, “çekirdeklere”, “yumurtalara”, “nutfelere” ve nihayet “hafızalara” bir çekirdek gibi olmuş.

    “mukteza-yı hikmet, şu şecere-i hilkatin de bir çekirdekten yapılmasıdır. Hem öyle bir çekirdek ki; âlem-i cismanîden başka, sair âlemlerin numûnesini ve esasatını câmi' olsun.” (sözler)

    Vahdetü’l-vücut meşrebinin sahibi Muhyiddin arabi hazretlerine göre, ebede kadar yaratılacak bütün varlıkların mahiyetleri (kendi ifadesiyle ayan-ı sabiteleri), tâbiri caizse nuranî bir çekirdek halinde, Allah’ın ilminde mevcuttu. Bütün mahiyetleri icmalen taşıyan bu ilk taayyün mertebesini muhyiddin arabî hazretleri, “hakikat-ı muhammediye”, “âlem-i vahdet”, “vücud-u icmâli”, “nur-u muhammedî” gibi isimlerle dile getiriyor.

    Buna göre, nur-u muhammedî, bütün mahiyetlerin ortak ismidir ve eşyanın yaratılmasıyla bu mahiyetler ilim dairesinden kudret dairesine geçmişlerdir.
    imam-ı rabbanî hazretleri de şöyle buyurur:

    “hakikat-i muhammediyeden terakki vaki oldu mânâsında yazdığım cümleye gelince, bu hakikatten murat, o hakikatin zıllıdır ki o hakikat için “hazret-i ilmin icmâlinden ibarettir” demişler ve “vahdet” tabirini kullanmışlardır.”(mektûbat c. 2)

    Âlem-i vahdet, muhyiddin arabî hazretlerinin ilk taayyün mertebesine verdiği dört isimden birisi.

    Bilindiği gibi vahdet birlik mânâsına geliyor, kesret ise çokluk. Çekirdekte vahdet vardır ve bu vahdetten kesret doğmuştur. Onlarca dal, yüzlerce meyve, binlerle yaprak kesreti ifade ederler ve bu kesret âlemi bir vahdetten doğar. Sonsuz yıldızların kaynaştığı sema, yine sonsuz canlıların oynaştığı yer yüzü, sayısını bilemediğimiz melekler âlemi ve daha nice varlıklar hep kesreti ifade ederler ve bunların tamamı âlem-i vahdetten, nur-u muhammedî’den doğmuşlardır.

    Nur külliyatından önemli bir ipucu: “muhakkak, semavat ve arz bitişik idiler, biz onları ayırdık” meâlindeki âyet-i kerime’nin değişik tefsirleri nazara sunulduktan sonra şu mânâya da yer verilir:

    “mezkûr âyetin tabaka-i avama ait safhasının arkasında şöyle bir safha da vardır ki: nur-u muhammediyeden (a.s.m.) yaratılan madde-i aciniyeden, seyyarat ile şemsin o nurun macun ve hamurundan infisâl ettirilmesine işarettir.” Mesnevî-i nuriye

    Bu ifadelerden anlaşıldığı gibi, bu hikmet âleminin yaratılış çekirdeği olan nur-u muhammedî’den âlem safha safha yaratılmış. Bütün fizik âleminin, semavat ve arzın yaratılışı da bu kaide çerçevesinde gerçekleşmiş. Bu nurdan, bir “madde-i aciniye” yaratılmış ve bu öz macun, bu şifre mahlûk; göklerin ve yer küremizin yaratılmasında esas olmuş.

    “Allah’ın ilk yarattığı şey, benim nurumdur” hadis-i şerifinin devamında âlemin yaratılış safhaları sırayla, kalem, levh, arş, hamele-i arş olan melekler, kürsi, diğer melekler, gökler, yerler... Şeklinde ifade edilir. Belki de, göklerin ve yerlerin yaratılmasından önceki safhalarda, yaratılış doğrudan doğruya nur-u muhammedî’den gerçekleştirilmiş, bu safhada ise nur-u muhammedî’den bir öz madde yaratılmış ve göklerin ve yerin yaratılmasında bu çekirdek esas olmuştur. Her şeyin bir sebebe bağlandığı bu hikmet dünyasında, şu görünen âlemin başlangıcının böylece takdir edilmiş olması ilâhî hikmete en uygun olanıdır.

    Maddenin nurdan yaratılması garip karşılanmamalı. Nitekim madde dediğimiz şeyin, aslında, kesifleşmiş bir enerji olduğu bilinmektedir. Atomun, parçalandığında enerjiye dönüşmesi, işin temelinde kuvvet ve kudretin bulunduğunu gösterir. Bunlar ise kesif ve maddî değil, lâtif ve nuranîdirler.
    “melekler nurdan yaratıldı. Cinler ise dumanlı alevden yaratıldılar” hâdis-i şerifi cinlerin de nur-u muhammedî’den doğrudan yaratılmayıp bir başka şekilde, yahut bir başka safhada var edildiklerini bize ders verir.

    “hiçbir şey yoktur ki onu hamd ile tesbih etmesin” meâlindeki âyet-i kerimeye göre, her şey Allah’ı bilmekte, hamd ve tesbih etmektedir. Kâinatın gerek ilâhî ilimdeki ilk icmâline, gerek şehadet âlemine çıkışındaki o çekirdek varlığa “nur-u muhammedî” denilmesinden anlaşılıyor ki, Allah’ı bilmede, onu hamd ve tesbih etmede en ileri mertebe Allah resulüne (a.s.m ) aittir. Bütün ilâhî isimlerin en ileri mertebesine de, o (a.s.m.) mazhardır. Kâinatın yaratılmasından asıl gaye o’dur. Diğer varlıkların yaptıkları bütün ibadetler, erdikleri bütün marifetler ve zevk ettikleri bütün muhabbetler onun yanında ancak bir gölge gibi kalır.

    “hem ism-i âzama mazhar olan resul-i ekrem aleyhissalâtü vesselâm'ın bir âyette mazhar olduğu feyz-i ilâhî, belki bir peygamberin umum feyzi kadar olabilir.” Sözler

    Demek ki, o ilk yaratılışta ruh-u muhammedînin ulviyeti, parlaklığı ve berraklığı diğer bütün mahiyetleri âdeta gölgede bırakmış ve o ilk çekirdek varlığa nur-u muhammedî denilmiş.
    Selam ve dua ile...


  4. 28.Şubat.2008, 15:32
    2
    Devamlı Üye



    Değerli Kardeşimiz;

    Başta bu hadis-i kudsinin kaynağını vereceğiz. Ayrıca bu hadis-i kudsinin manası ve hakikatını vereceğiz.

    "Levlâke" hadîsinin kaynakları şudur
    El-Leali-l Masnua Suyutî 1/272; >-; -Esrar-ül Mertüa Aliyy-ül Kari sh: 295-296; aynı eser Tahkik Muhammed Said Zalûl sh: 194; El- Feraid-ül Mecmua fevkani sh: 326; Keşf-ül Hafâ-Aclunî 2/164; Şerh-üş Şifa Aliyy-ül Karî 1/6

    Hem El- Hâfız Aclûnî hem de, Aliyy-ül Karî eserlerinde "Levlâke" sözü mânası itibariyla hadîs olmasa dahi, mânası itibarıyla doğru ve haktır demişlerdir. Aynı kanaati İbn-i Teymiyye dahi fetva kitabı 10/ 96-98'de izhar etmiştir.

    Divan ve tasavvufki kitaplarından me'haz olarak bir kaçının tda ismini veriyoruz:
    Levami-ül Ukul Ni'metullah bin Veli sh: 15: Divaın-ı Mevtana Câmî sh: 4; Divan-ı Şeyh Ahmed-i Cezerî 1/190 ve hakeza Divan-ı Mevlâna Hâlid, Mektubat-ı Imam-ı Rabbanî ve bütün bunların yanında umum ümmetin telâkki-i bil-kabulü

    "Levlâke" hadîsinin hakikatı şudur

    Kainattaki bütün kemalatın menşei ve esası nur-u Muhammedidir. Her şey, kemalini ve cemalini O’nunla buldu. Sorduğunuz soruya iki şekilde cevap verilebilir.

    1- anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa manasız bir kağıttan ibaret kalır. Allah bu dünyayı ve içindekileri, kendi cemalini ve kemalini görmek ve göstermek için yarattı. Cemalini ve kemalini göstermek istediği şuur sahibi mahlukatın başında da, insan gelmektedir. Kendisi kendine layık bir şekilde cemal ve kemalini tefekkür etmektedir. Fakat insan dediğimiz mahlukun, Allah’ın istediklerini kendi başına anlaması mümkün değildir.

    Madem kainat insan için yaratılmış, ve madem insan yalnız başına İlahi hakikatı anlaması mümkün değildir. Öyleyse insanların nazarını mahlukattan ve masivadan çekecek Peygamberler olacaktır. Bu peygamberlik makamı, Allah’ın en çok sevdiği insanlardan oluşacaktır. Bu peygamber dediğimiz seçkin insanların arasında da vahiyde belirtildiği gibi, en sevgili kul ve en şerefli kişi Hz. Muhammed’dir( a.s.m).

    2- Hz. Muhammed ( a.s.m)in duası, bu kainatın yaratılması için bir sebeptir. Yani Asrımız alimlerinden Bediüzzaman Said Nursi’nin ifadesiye “Allah, ezeli ilmiyle Peygamberimizin, kainatın ve cennetin yaratılması hususunda ki ısrarlı ve ihlaslı duasını kabul etti ve bu kainatı halk etti”. İşte O’nun bu duası olmasaydı Allah kainatı ve içindekileri yaratmazdı.

    Çünkü O zat (a.s.m) bütün enbiyanın seyyididir, bütün evliyanın reisidir. O geldikten sonra dünya rahata kavuştu. Bu noktadan O’na olan sevgi, başka bir sevgidir. Fakat madem Allah’ın zatı mahlukatın zatına benzemez. Ve hadsiz derecede mükemmel ve alidir. Elbette sıfatları da benzemez. Yani ilmi, iradesi, kudreti ve muhabbeti de mahlukatın sıfatlarına benzemez. Allah’ımızın Peygamberimize olan muhabbetini aklımızla anlamamız mümkün değildir. Çünkü Allah’ın ne sıfatlarını, ne zatını ne de fiillerini aklımız almıyor. Elbette muhabbet-i ilahiyeyi de anlamamız iktidarımız haricindedir.

    “Nur-u muhammedî” ne demektir?

    “Allah göklerin ve yerin nurudur (onları varlık nuruna kavuşturandır)” (Nur suresi, 35)

    Nur, her çeşit karanlığın, zulmetin zıddı.
    İlim nurdur; cehalet karanlığını yok eder.
    Hidayet ayrı bir nur; dalâlet onunla ortadan kalkar.
    İman da nurdur, küfür karanlıklarını mahveder.
    Her nur bir zulmeti giderir ve bir hakikati gösterir.

    İşte, bu âlem yaratılmazdan önce her şey yokluk karanlığında idi. Cenâb-ı hakk lütuf ve ihsanıyla bu karanlığa son verdi ve bütün varlıklara çekirdek olacak ilk mahlûkunu yarattı. Bu varlık nur-u muhammedî idi

    “Allah’ın ilk yarattığı şey benim nurumdur” hâdis-i şerifi üzerinde biraz durmak gerekiyor. Çünkü, bu konuda bir takım yanlış yorumlar yahut yersiz itirazlar eksik olmuyor.
    Bilindiği gibi canlıların bütün karakterleri genetik şifrelerinde yazılı. Bu yazı, kader kalemiyle işlenmiş bir ilâhî program. Bir tohumdaki şifrede ne ağacın şeklini, ne gövdesinin sertliğini, ne yaprağının yeşilliğini, ne de meyvesinin tadını bulabilirsiniz. Dna’da bütün bu özellikler baz sıralaması şeklinde yazılı, ama o program ne serttir, ne yumuşak; ne yeşildir, ne kırmızı. Bunların hepsi o şifrede bir plan, bir program olarak mevcut, ama ağacın bütün özelliklerini o şifrede aynen bulmaya çalışmak da boş bir çaba. Bu noktayı dikkate almadan, bütün mahlûkatın nur-u muhammedî’den yaratılışını düşünen adam, yıldızlarla, ormanlarla, denizlerle bu nur arasında bir benzerlik kurmaya kalkışır ve aldanır.

    Bizim yaptığımız planlar da bir yönüyle öyle değil mi? Bir evin bütün bölmeleri plandadır, ama plandaki mutfakta yemek pişiremezsiniz.

    “nasıl esmada bir ism-i azam var, o esmanın nukuşunda dahi bir nakş-ı azam var ki, o da insandır” ( sözler ) İsm-i azam, bütün isimleri içine aldığı gibi, nakş-ı azam olan insan da bütün varlık âleminde tecelli eden isimlere mazhar. “bir şey mutlak zikredilince kemâline masruftur” kaidesince, insan denilince de insanlık âleminin en ileri ferdi ve risalet semasının güneşi olan hz. Muhammed (a.s.m.) akla gelir.

    Bütün ilâhî isimler ilk defa nur-u muhammedî de tecelli etmişler. Meselâ, onda muhyi isminin tecellisi var ve o nur hayat sahibi. Sonraki safhalarda yaratılacak olan bütün hayatlar, ilk defa onda tecelli eden bu ismin ayrı tezahürleridir. O nurlu hayat, bütün hayatların başlangıç noktası ve çekirdeğidir. Ama, bütün hayat çeşitleriyle resulullah efendimizin (a.s.m.) o pak ve münezzeh ruhu arasında bir ilişki kurmaya kalkışmanın da yanlışlığı ortadadır.
    Bir başka misâl: muhafaza etmek, hıfzetmek bir ilâhî fiil.

    Nur-u muhammedî de hafiz ismi de tecelli etmiş ve daha sonra yaratılacak “levh-i mahfuza”, “çekirdeklere”, “yumurtalara”, “nutfelere” ve nihayet “hafızalara” bir çekirdek gibi olmuş.

    “mukteza-yı hikmet, şu şecere-i hilkatin de bir çekirdekten yapılmasıdır. Hem öyle bir çekirdek ki; âlem-i cismanîden başka, sair âlemlerin numûnesini ve esasatını câmi' olsun.” (sözler)

    Vahdetü’l-vücut meşrebinin sahibi Muhyiddin arabi hazretlerine göre, ebede kadar yaratılacak bütün varlıkların mahiyetleri (kendi ifadesiyle ayan-ı sabiteleri), tâbiri caizse nuranî bir çekirdek halinde, Allah’ın ilminde mevcuttu. Bütün mahiyetleri icmalen taşıyan bu ilk taayyün mertebesini muhyiddin arabî hazretleri, “hakikat-ı muhammediye”, “âlem-i vahdet”, “vücud-u icmâli”, “nur-u muhammedî” gibi isimlerle dile getiriyor.

    Buna göre, nur-u muhammedî, bütün mahiyetlerin ortak ismidir ve eşyanın yaratılmasıyla bu mahiyetler ilim dairesinden kudret dairesine geçmişlerdir.
    imam-ı rabbanî hazretleri de şöyle buyurur:

    “hakikat-i muhammediyeden terakki vaki oldu mânâsında yazdığım cümleye gelince, bu hakikatten murat, o hakikatin zıllıdır ki o hakikat için “hazret-i ilmin icmâlinden ibarettir” demişler ve “vahdet” tabirini kullanmışlardır.”(mektûbat c. 2)

    Âlem-i vahdet, muhyiddin arabî hazretlerinin ilk taayyün mertebesine verdiği dört isimden birisi.

    Bilindiği gibi vahdet birlik mânâsına geliyor, kesret ise çokluk. Çekirdekte vahdet vardır ve bu vahdetten kesret doğmuştur. Onlarca dal, yüzlerce meyve, binlerle yaprak kesreti ifade ederler ve bu kesret âlemi bir vahdetten doğar. Sonsuz yıldızların kaynaştığı sema, yine sonsuz canlıların oynaştığı yer yüzü, sayısını bilemediğimiz melekler âlemi ve daha nice varlıklar hep kesreti ifade ederler ve bunların tamamı âlem-i vahdetten, nur-u muhammedî’den doğmuşlardır.

    Nur külliyatından önemli bir ipucu: “muhakkak, semavat ve arz bitişik idiler, biz onları ayırdık” meâlindeki âyet-i kerime’nin değişik tefsirleri nazara sunulduktan sonra şu mânâya da yer verilir:

    “mezkûr âyetin tabaka-i avama ait safhasının arkasında şöyle bir safha da vardır ki: nur-u muhammediyeden (a.s.m.) yaratılan madde-i aciniyeden, seyyarat ile şemsin o nurun macun ve hamurundan infisâl ettirilmesine işarettir.” Mesnevî-i nuriye

    Bu ifadelerden anlaşıldığı gibi, bu hikmet âleminin yaratılış çekirdeği olan nur-u muhammedî’den âlem safha safha yaratılmış. Bütün fizik âleminin, semavat ve arzın yaratılışı da bu kaide çerçevesinde gerçekleşmiş. Bu nurdan, bir “madde-i aciniye” yaratılmış ve bu öz macun, bu şifre mahlûk; göklerin ve yer küremizin yaratılmasında esas olmuş.

    “Allah’ın ilk yarattığı şey, benim nurumdur” hadis-i şerifinin devamında âlemin yaratılış safhaları sırayla, kalem, levh, arş, hamele-i arş olan melekler, kürsi, diğer melekler, gökler, yerler... Şeklinde ifade edilir. Belki de, göklerin ve yerlerin yaratılmasından önceki safhalarda, yaratılış doğrudan doğruya nur-u muhammedî’den gerçekleştirilmiş, bu safhada ise nur-u muhammedî’den bir öz madde yaratılmış ve göklerin ve yerin yaratılmasında bu çekirdek esas olmuştur. Her şeyin bir sebebe bağlandığı bu hikmet dünyasında, şu görünen âlemin başlangıcının böylece takdir edilmiş olması ilâhî hikmete en uygun olanıdır.

    Maddenin nurdan yaratılması garip karşılanmamalı. Nitekim madde dediğimiz şeyin, aslında, kesifleşmiş bir enerji olduğu bilinmektedir. Atomun, parçalandığında enerjiye dönüşmesi, işin temelinde kuvvet ve kudretin bulunduğunu gösterir. Bunlar ise kesif ve maddî değil, lâtif ve nuranîdirler.
    “melekler nurdan yaratıldı. Cinler ise dumanlı alevden yaratıldılar” hâdis-i şerifi cinlerin de nur-u muhammedî’den doğrudan yaratılmayıp bir başka şekilde, yahut bir başka safhada var edildiklerini bize ders verir.

    “hiçbir şey yoktur ki onu hamd ile tesbih etmesin” meâlindeki âyet-i kerimeye göre, her şey Allah’ı bilmekte, hamd ve tesbih etmektedir. Kâinatın gerek ilâhî ilimdeki ilk icmâline, gerek şehadet âlemine çıkışındaki o çekirdek varlığa “nur-u muhammedî” denilmesinden anlaşılıyor ki, Allah’ı bilmede, onu hamd ve tesbih etmede en ileri mertebe Allah resulüne (a.s.m ) aittir. Bütün ilâhî isimlerin en ileri mertebesine de, o (a.s.m.) mazhardır. Kâinatın yaratılmasından asıl gaye o’dur. Diğer varlıkların yaptıkları bütün ibadetler, erdikleri bütün marifetler ve zevk ettikleri bütün muhabbetler onun yanında ancak bir gölge gibi kalır.

    “hem ism-i âzama mazhar olan resul-i ekrem aleyhissalâtü vesselâm'ın bir âyette mazhar olduğu feyz-i ilâhî, belki bir peygamberin umum feyzi kadar olabilir.” Sözler

    Demek ki, o ilk yaratılışta ruh-u muhammedînin ulviyeti, parlaklığı ve berraklığı diğer bütün mahiyetleri âdeta gölgede bırakmış ve o ilk çekirdek varlığa nur-u muhammedî denilmiş.
    Selam ve dua ile...


  5. 28.Şubat.2008, 17:54
    3
    Ab_izelaL
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2008
    Üye No: 8430
    Mesaj Sayısı: 14
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    --->: Levlake hadisi Şerifi (sen olmasaydın Ya Muhammed Kainatı yaratmazdım)

    suara Nickli Üyeden Alıntı
    sahsim adina amin ecmain olsun.umarim faydasi olmustur
    hemde çok faydası oldu... ve bukadar kısa sürede beklemiyordum sağolun...


  6. 28.Şubat.2008, 17:54
    3
    Devamlı Üye
    suara Nickli Üyeden Alıntı
    sahsim adina amin ecmain olsun.umarim faydasi olmustur
    hemde çok faydası oldu... ve bukadar kısa sürede beklemiyordum sağolun...


  7. 28.Şubat.2008, 18:00
    4
    suara
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 770
    Mesaj Sayısı: 1,535
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19
    Yaş: 42

    --->: Levlake hadisi Şerifi (sen olmasaydın Ya Muhammed Kainatı yaratmazdım)

    buda mumsema farki diyelimbizi diger sitelerden ayiran ozelliklerden sadece birisi

    mumsema hocam bu konuda cok cok titizdir .sorulara hemen cevap verir . bizde onu takip atmeye calisiyoz insallah .


  8. 28.Şubat.2008, 18:00
    4
    Devamlı Üye
    buda mumsema farki diyelimbizi diger sitelerden ayiran ozelliklerden sadece birisi

    mumsema hocam bu konuda cok cok titizdir .sorulara hemen cevap verir . bizde onu takip atmeye calisiyoz insallah .


  9. 09.Haziran.2008, 02:05
    5
    ukkaşe.
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Haziran.2008
    Üye No: 22472
    Mesaj Sayısı: 12
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 37

    --->: Levlake hadisi Şerifi (sen olmasaydın Ya Muhammed Kainatı yaratmazdım)

    Sen olmasaydın Ya Muhammed! evreni yaratmazdım’

    El-Sagani uydurulmuş” dedi.( El-Sagani El-Hadis El-Mevzuat sy.7) Elbanide aynı şeyi söylemiştir.( Silsile el-Zayif 1/450 no 282)
    El Acluni Uydurma olduğunu söylemiştir ( el-Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, II, 214.)

    Şeyh Molla Aliyyul Kari ’Zayıftır ama anlamı doğrudur…” (Aliyyul Kari El-Esrar El-Merfuat sy 67-68) der ve şu iki hadisi bu görüşüne delil getirir:

    a. İbn Esakir tarafından nakledilen hadis ”sen olmasaydın dünya yaratılmazdı.” İbni Cevzi bunu nakletti ve şöyle dedi ”uydurulmuştur” (İbni Cevzi El-Mevzuat 1/288) ve Suyuti’de aynı şeyi söylemiştir. (Suyuti El-Laai 1/272)

    b. Deylemi’den nakledilen bir hadis ”Ya Muhammed! Sen olmasaydın Bahce (cennet) yaratılmış olmazdı ve Sen olmasaydın ateş (cehennem) yaratılmış olmazdı.” ElBani derki ”Deylemi’den hadisin sahih olduğunu ortaya koymadan gerçekliğini onaylamak doğru olmaz ki Hiç bir alimin bu konu üzerinde durmuş olmasına rastlamış değilim… Deylemi’nin bunu aktaran tek kişi olması benim için bu hadisin zayıf olduğuna inanmak için yeterlidir, dahası Musned’inde (Deylemi Müsned 1/41/2) rastladığımda zayıf olduğuna inandım. (El Elbani Silsile El-Zayıf 1/451 no.282)

    *************************

    ''Hz Adem günah işlediğinde şöyle dua etti: Ya Rabb! Muhammed'in hakkı için benim günahımı bağışlamanı diliyorum. Allahu Teala dediki: Ey Adem! Sen Muhammed'i nereden biliyorsun, ben onu daha yaratmadım. Adem: Ey Rabbim, Sen beni yarattığında ve ruhundan bana üflediğinde başımı kaldırdım ve arşın sütunları üzerinde 'Lailahe İllallah Muhammedun Rasulullah' yazılı olduğunu gördüm. Ve bildim ki, Sen kendi adının yanına ancak en çok sevdiğin kişinin ismini ilave edersin. Allahu Teala dediki: Doğru söylüyorsun ey Adem, o (Hz. Muhammed sav) benim en sevdiğim kulumdur. Sen Benden onun (Hz Muhammed sav) hakkı için istedin, Ben seni bağışladım. Muhammed olmasaydı Ben seni yaratmazdım.'' (Hakim Müstedrek 2/615 Hz Ömer (ra)'dan merfu olarak)

    Zehebi, bu hadis hakkında: ''Hadis uydurmadır. Abdurrahman yalancıdır. Ve Abdullah İbni Meslem el-Fahri'nin kim olduğunu bilmiyorum'' demektedir.

    Mizan'ul-İtidal'de bu hadis için ''batıl bir haberdir'' denilmektedir.

    Beyhaki Delail Nübüvve'de ''Abdurrahman İbni Zeyd İbni Eslem zayıf ravilerdendir'' der.

    El-Elbani bu hadisi aktardıktan sonra '' Sonuç olarak ben derim ki: Bu hadisin Peygamber (sav)'den aslı yoktur. Bu hadise iki muhterem hafız -Askalani ve Zehebi- batıl hükmü vermiştir.( Zayıf Hadisler Silsilesi 1/hadis no 25) diyerek hadisi eleştirmektedir.

    Şeyhul İslam İbni Teymiyye (ra): ''Hakim bu rivayeti sahihi sakimden (zayıf) ayırma babının girişinde aktarmakta ve Abdurrahman İbni Zeyd İbni Eslem'in babasından rivayet ettiği hadisler uydurmadır'' demektedir.

    **************************

    "ALLAH’IN İLK YARATTIĞI ŞEY NURUMDUR."

    Allah’ın ilk olarak Peygamber Efendimizin (s.a.v.) nurunu yaratmış olduğu, sabit bir gerçek olmadığı gibi, bunu belirten hiçbir sahih rivayet de yoktur. Bilâkis, Allah’ın ilk yarattığı şeyin "kalem" olduğuna dair hadisler vardır. Ebu Davud’un Sünen’inde

    Ubade b. Samit’ten naklen Resulullahın şu hadisi zikredilir:
    "Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. Kaleme 'Yaz!' dedi.
    Kalem: 'Ya Rabbi, ne yazayım?' dedi.
    Allah: 'Kıyamet kopuncaya kadar olacak her şeyin kaderini yaz!' buyurdu
    ." ( Ebû Dâvud, Sünnet, 17/4700.)
    Hadisin son kısmı Tirmizî’de:
    "Kaderi, olanı ve ebede kadar olacak olanı yaz!" şeklindedir. ( Tirmizî, Kader, 16/2244; Tefsîr, 66/3537. Tirmizî, hadis için "hasen-sahîh-garîbtir" demiştir.)

    İlk yaratılan şeyin "akıl" olduğu yönünde rivayetler varsa da, bunların hepsi asılsız, yalan ve uydurmadır.
    ( Aliyyu'l-Karî, Esrâru’l-Merfû‘a, 143-144; 154-155, Suyûtî, Leâli’l-Masnû‘a, 1/129-130.)

    Allah herkesi kuru iftiradan sakındırsın . Bilmem hiç başınıza geldi mi ama hiç haberdar ve ilginizin olmadığı bir konuda iftiraya hatta kuru iftiraya maruz kaldınız mı ? İnsan ne kötü olur değil mi ? Ne diyeceğinizi şaşırır olanca güç ve sözlerinizle bu kuruiftirayı bertaraf etmeye çalışırsınız . tüm deliller , görgü şahidleri , yazılar vs gerekli tüm dökümanlarla olayın aslını ispat telaşına düşersiniz .
    Birde buna müdahale etmediğinizi edemediğinizi düşünün . Arkanızdan böyle sırf çıkarlarına öyle geldiği için sizin adınıza öyle konuşulduğunu düşünün . üstelik cevap vererek kendinizi de savunamıyorsanız ? İşiniz artık huzu-u ilahiye kalmıştır . Müfterilerinizle Rabbin huzurunda hesaplaşmayı arzu edersiniz değil mi ? Ya da bu müfterilerin bir an önce bu ğaliz iftiradan vazgeçip tevbe ederek Hakk'a teslim olmalarını arzu edersiniz. Aslında bu müslümanın istediği en iyi yoldur.
    Şimdi biz de Rasulullahın arkasından yapılan iftiraların bir kısmını ve alimlerin bu iftiralar ( zayıf ve uydurma sözler) hakkındaki açıklamalarını burada teşhir edeceğiz.
    Bu konuda sahih hadis delilleri olanların ispatlarını buraya koymalarını kendilerine kul hakkı önemiyle istiyorum.
    Aksi taktirde bile bile yanlışta kalmak , buradaki delilleri gördüğü halde hala sahih hadis diye kurulara tutunmak kendi sorumluluklarındadır . Şimdi sırayla bakıyoruz
    :

    ben gizli bir hazineydim ve ben bilinmeyi diliyordum bundan dolayı ben yaratılmış olanı (insanoğlunu) yarattım sonra kendimi onlara bildirdim ve onlar beni tanıdı”. sözü

    Sehavi (905 , İbni Hacer El-Askalani’nin öğrencisi) dedi ki “İbni Teymiyye derki ‘bu Peygamberin (SAV) hadislerinden değildir ve sahih yada zayıf oluşuna dair bilinen hiç bir isnad yoktur.’ Zerkaşi ve Şeyhimiz (İbni Hacer) onu (bu kararında) desteklemiştir.” ( Sehavi, el-Makasıdu’l-hasene, no. 838 )

    Suyuti (911) dediki “bunun aslı yoktur” (Suyuti, Durural Muntasar, no. 330 )

    El-Acluni (1162) dediki “bu söylem genellikle ona itimat eden ve bazı temellerini onun üzerine kuran sufilerde vuku bulur.” (El-Acluni, Keşfu’l-hafa, no. 2016)

    el-Elbani derki “bu hadisin aslı yoktur” (Muhammed Nasiruddin El-Elbani, Silsile El-Zayıf, 1/166 )

    "kuntu kenzen mahfiyye" diye başlayan bu gizli hazine uyduruk hadisi de bir benzeri gibi "men arafe nefsehu fe kad arafe rabbehu" yani "kim kendini bilirse rabbini de bilir" rivayeti gibi "gizli kardeşlik" tarafından uydurulmuş bir sözdür. Bu tarz sözleri uydurmanın amacı vahdeti vücüd akidesine sözde islami dayanak hazırlamaktır.
    Buna göre güya allahu teala gizli bir hazineyken kendisinden bir parçayı yani kainatı yaratıp kendisini açığa vurmuştur. Buna göre kainat allahtan sudur etmiştir, doğmuştur.(sudur teorisi)
    Alemlerin rabbini sofilerin bu tarz iftiralarından tenzih ederiz.

    zariyat 56- Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.

    Allahın mahlukatı ne için yarattığı ayetle sabittir !!!


  10. 09.Haziran.2008, 02:05
    5
    ukkaşe. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Sen olmasaydın Ya Muhammed! evreni yaratmazdım’

    El-Sagani uydurulmuş” dedi.( El-Sagani El-Hadis El-Mevzuat sy.7) Elbanide aynı şeyi söylemiştir.( Silsile el-Zayif 1/450 no 282)
    El Acluni Uydurma olduğunu söylemiştir ( el-Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, II, 214.)

    Şeyh Molla Aliyyul Kari ’Zayıftır ama anlamı doğrudur…” (Aliyyul Kari El-Esrar El-Merfuat sy 67-68) der ve şu iki hadisi bu görüşüne delil getirir:

    a. İbn Esakir tarafından nakledilen hadis ”sen olmasaydın dünya yaratılmazdı.” İbni Cevzi bunu nakletti ve şöyle dedi ”uydurulmuştur” (İbni Cevzi El-Mevzuat 1/288) ve Suyuti’de aynı şeyi söylemiştir. (Suyuti El-Laai 1/272)

    b. Deylemi’den nakledilen bir hadis ”Ya Muhammed! Sen olmasaydın Bahce (cennet) yaratılmış olmazdı ve Sen olmasaydın ateş (cehennem) yaratılmış olmazdı.” ElBani derki ”Deylemi’den hadisin sahih olduğunu ortaya koymadan gerçekliğini onaylamak doğru olmaz ki Hiç bir alimin bu konu üzerinde durmuş olmasına rastlamış değilim… Deylemi’nin bunu aktaran tek kişi olması benim için bu hadisin zayıf olduğuna inanmak için yeterlidir, dahası Musned’inde (Deylemi Müsned 1/41/2) rastladığımda zayıf olduğuna inandım. (El Elbani Silsile El-Zayıf 1/451 no.282)

    *************************

    ''Hz Adem günah işlediğinde şöyle dua etti: Ya Rabb! Muhammed'in hakkı için benim günahımı bağışlamanı diliyorum. Allahu Teala dediki: Ey Adem! Sen Muhammed'i nereden biliyorsun, ben onu daha yaratmadım. Adem: Ey Rabbim, Sen beni yarattığında ve ruhundan bana üflediğinde başımı kaldırdım ve arşın sütunları üzerinde 'Lailahe İllallah Muhammedun Rasulullah' yazılı olduğunu gördüm. Ve bildim ki, Sen kendi adının yanına ancak en çok sevdiğin kişinin ismini ilave edersin. Allahu Teala dediki: Doğru söylüyorsun ey Adem, o (Hz. Muhammed sav) benim en sevdiğim kulumdur. Sen Benden onun (Hz Muhammed sav) hakkı için istedin, Ben seni bağışladım. Muhammed olmasaydı Ben seni yaratmazdım.'' (Hakim Müstedrek 2/615 Hz Ömer (ra)'dan merfu olarak)

    Zehebi, bu hadis hakkında: ''Hadis uydurmadır. Abdurrahman yalancıdır. Ve Abdullah İbni Meslem el-Fahri'nin kim olduğunu bilmiyorum'' demektedir.

    Mizan'ul-İtidal'de bu hadis için ''batıl bir haberdir'' denilmektedir.

    Beyhaki Delail Nübüvve'de ''Abdurrahman İbni Zeyd İbni Eslem zayıf ravilerdendir'' der.

    El-Elbani bu hadisi aktardıktan sonra '' Sonuç olarak ben derim ki: Bu hadisin Peygamber (sav)'den aslı yoktur. Bu hadise iki muhterem hafız -Askalani ve Zehebi- batıl hükmü vermiştir.( Zayıf Hadisler Silsilesi 1/hadis no 25) diyerek hadisi eleştirmektedir.

    Şeyhul İslam İbni Teymiyye (ra): ''Hakim bu rivayeti sahihi sakimden (zayıf) ayırma babının girişinde aktarmakta ve Abdurrahman İbni Zeyd İbni Eslem'in babasından rivayet ettiği hadisler uydurmadır'' demektedir.

    **************************

    "ALLAH’IN İLK YARATTIĞI ŞEY NURUMDUR."

    Allah’ın ilk olarak Peygamber Efendimizin (s.a.v.) nurunu yaratmış olduğu, sabit bir gerçek olmadığı gibi, bunu belirten hiçbir sahih rivayet de yoktur. Bilâkis, Allah’ın ilk yarattığı şeyin "kalem" olduğuna dair hadisler vardır. Ebu Davud’un Sünen’inde

    Ubade b. Samit’ten naklen Resulullahın şu hadisi zikredilir:
    "Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. Kaleme 'Yaz!' dedi.
    Kalem: 'Ya Rabbi, ne yazayım?' dedi.
    Allah: 'Kıyamet kopuncaya kadar olacak her şeyin kaderini yaz!' buyurdu
    ." ( Ebû Dâvud, Sünnet, 17/4700.)
    Hadisin son kısmı Tirmizî’de:
    "Kaderi, olanı ve ebede kadar olacak olanı yaz!" şeklindedir. ( Tirmizî, Kader, 16/2244; Tefsîr, 66/3537. Tirmizî, hadis için "hasen-sahîh-garîbtir" demiştir.)

    İlk yaratılan şeyin "akıl" olduğu yönünde rivayetler varsa da, bunların hepsi asılsız, yalan ve uydurmadır.
    ( Aliyyu'l-Karî, Esrâru’l-Merfû‘a, 143-144; 154-155, Suyûtî, Leâli’l-Masnû‘a, 1/129-130.)

    Allah herkesi kuru iftiradan sakındırsın . Bilmem hiç başınıza geldi mi ama hiç haberdar ve ilginizin olmadığı bir konuda iftiraya hatta kuru iftiraya maruz kaldınız mı ? İnsan ne kötü olur değil mi ? Ne diyeceğinizi şaşırır olanca güç ve sözlerinizle bu kuruiftirayı bertaraf etmeye çalışırsınız . tüm deliller , görgü şahidleri , yazılar vs gerekli tüm dökümanlarla olayın aslını ispat telaşına düşersiniz .
    Birde buna müdahale etmediğinizi edemediğinizi düşünün . Arkanızdan böyle sırf çıkarlarına öyle geldiği için sizin adınıza öyle konuşulduğunu düşünün . üstelik cevap vererek kendinizi de savunamıyorsanız ? İşiniz artık huzu-u ilahiye kalmıştır . Müfterilerinizle Rabbin huzurunda hesaplaşmayı arzu edersiniz değil mi ? Ya da bu müfterilerin bir an önce bu ğaliz iftiradan vazgeçip tevbe ederek Hakk'a teslim olmalarını arzu edersiniz. Aslında bu müslümanın istediği en iyi yoldur.
    Şimdi biz de Rasulullahın arkasından yapılan iftiraların bir kısmını ve alimlerin bu iftiralar ( zayıf ve uydurma sözler) hakkındaki açıklamalarını burada teşhir edeceğiz.
    Bu konuda sahih hadis delilleri olanların ispatlarını buraya koymalarını kendilerine kul hakkı önemiyle istiyorum.
    Aksi taktirde bile bile yanlışta kalmak , buradaki delilleri gördüğü halde hala sahih hadis diye kurulara tutunmak kendi sorumluluklarındadır . Şimdi sırayla bakıyoruz
    :

    ben gizli bir hazineydim ve ben bilinmeyi diliyordum bundan dolayı ben yaratılmış olanı (insanoğlunu) yarattım sonra kendimi onlara bildirdim ve onlar beni tanıdı”. sözü

    Sehavi (905 , İbni Hacer El-Askalani’nin öğrencisi) dedi ki “İbni Teymiyye derki ‘bu Peygamberin (SAV) hadislerinden değildir ve sahih yada zayıf oluşuna dair bilinen hiç bir isnad yoktur.’ Zerkaşi ve Şeyhimiz (İbni Hacer) onu (bu kararında) desteklemiştir.” ( Sehavi, el-Makasıdu’l-hasene, no. 838 )

    Suyuti (911) dediki “bunun aslı yoktur” (Suyuti, Durural Muntasar, no. 330 )

    El-Acluni (1162) dediki “bu söylem genellikle ona itimat eden ve bazı temellerini onun üzerine kuran sufilerde vuku bulur.” (El-Acluni, Keşfu’l-hafa, no. 2016)

    el-Elbani derki “bu hadisin aslı yoktur” (Muhammed Nasiruddin El-Elbani, Silsile El-Zayıf, 1/166 )

    "kuntu kenzen mahfiyye" diye başlayan bu gizli hazine uyduruk hadisi de bir benzeri gibi "men arafe nefsehu fe kad arafe rabbehu" yani "kim kendini bilirse rabbini de bilir" rivayeti gibi "gizli kardeşlik" tarafından uydurulmuş bir sözdür. Bu tarz sözleri uydurmanın amacı vahdeti vücüd akidesine sözde islami dayanak hazırlamaktır.
    Buna göre güya allahu teala gizli bir hazineyken kendisinden bir parçayı yani kainatı yaratıp kendisini açığa vurmuştur. Buna göre kainat allahtan sudur etmiştir, doğmuştur.(sudur teorisi)
    Alemlerin rabbini sofilerin bu tarz iftiralarından tenzih ederiz.

    zariyat 56- Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.

    Allahın mahlukatı ne için yarattığı ayetle sabittir !!!


  11. 09.Haziran.2008, 03:21
    6
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,526
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 29
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Levlake hadisinin kaynağı üzerine

    Alıntı
    Değerli Kardeşimiz;

    Başta bu hadis-i kudsinin kaynağını vereceğiz. Ayrıca bu hadis-i kudsinin manası ve hakikatını vereceğiz.


    "Levlâke" hadîsinin kaynakları şudur
    El-Leali-l Masnua Suyutî 1/272; >-; -Esrar-ül Mertüa Aliyy-ül Kari sh: 295-296; aynı eser Tahkik Muhammed Said Zalûl sh: 194; El- Feraid-ül Mecmua fevkani sh: 326; Keşf-ül Hafâ-Aclunî 2/164; Şerh-üş Şifa Aliyy-ül Karî 1/6
    Sevgili suara kardeşim. Başka bir konu başlığı altında, aynı paylaşıma sunduğumuz cevabı alıntılıyorum:

    Saydığın bu eserlerin hepsi; uydurma hadisleri işleyen eserler biliyorsun değil mi kardeşim? Kaynak olarak nasıl verebilirsin?

    Aclûnî Keşf'inde şöyle demektedir bu hadis için: "Sağanî, bu hadis için mevzudur, uydurmadır, dedi. Ben ise, bu ifadeler her ne kadar hadis değil ise de, mana bakımından sahihtir diyorum."

    Aliyyulkârî de, "el-Esraru'l Merfua Fi'l Ahbari'l Mevdua" adını taşıyan eserinde şu ifadelere yer verir: "Sağani bu ifade için mevzudur, uydurmadır, dedi. Nitekim el-Hulasa adlı eserde de böyle geçmektedir. Ancak mana bakımından sahihtir."

    Ayrıca bu hadisin uydurma olduğu şu kaynaklarda açıkça belirtilmiştir:

    Aclûnî,Keşfu'l-Hafa; Sağanî,Mevduatussağani; Şevkanî,el-Fevaid; İbnu'l-Cevzî,Mevduat-et-Tenzih; Aliyyu'l-Karî,Mevduatu'l Kübra(el-Esraru'l Merfua)

    Sahih hadis kaynaklarımız hangileridir bilgimiz dahilindedir sanıyorum... İsnadı Peygamber'e(sas) ulaşmayan, ya da kezzablar tarafından uydurma bir rivayet zincirleri ile Peygamber'e(sas) isnad edilen ya da rüyada keşf ya da ilham yoluyla öğretildiği iddia edilen sözleri hadis diye telakki edemeyiz. Bunun adı Hadis ilminde, "Mevzu Hadis" yani; uydurma hadis olarak geçer...

    Soru "hadis midir, değil midir?" şeklinde olduğu için bu reddiyeyi yapıyorum. Yoksa manası sahihmiş, değilmiş; bu çok da önemli değil bu konu başlığı ile...

    vesselam...



  12. 09.Haziran.2008, 03:21
    6
    DeLi MoLLa
    Alıntı
    Değerli Kardeşimiz;

    Başta bu hadis-i kudsinin kaynağını vereceğiz. Ayrıca bu hadis-i kudsinin manası ve hakikatını vereceğiz.


    "Levlâke" hadîsinin kaynakları şudur
    El-Leali-l Masnua Suyutî 1/272; >-; -Esrar-ül Mertüa Aliyy-ül Kari sh: 295-296; aynı eser Tahkik Muhammed Said Zalûl sh: 194; El- Feraid-ül Mecmua fevkani sh: 326; Keşf-ül Hafâ-Aclunî 2/164; Şerh-üş Şifa Aliyy-ül Karî 1/6
    Sevgili suara kardeşim. Başka bir konu başlığı altında, aynı paylaşıma sunduğumuz cevabı alıntılıyorum:

    Saydığın bu eserlerin hepsi; uydurma hadisleri işleyen eserler biliyorsun değil mi kardeşim? Kaynak olarak nasıl verebilirsin?

    Aclûnî Keşf'inde şöyle demektedir bu hadis için: "Sağanî, bu hadis için mevzudur, uydurmadır, dedi. Ben ise, bu ifadeler her ne kadar hadis değil ise de, mana bakımından sahihtir diyorum."

    Aliyyulkârî de, "el-Esraru'l Merfua Fi'l Ahbari'l Mevdua" adını taşıyan eserinde şu ifadelere yer verir: "Sağani bu ifade için mevzudur, uydurmadır, dedi. Nitekim el-Hulasa adlı eserde de böyle geçmektedir. Ancak mana bakımından sahihtir."

    Ayrıca bu hadisin uydurma olduğu şu kaynaklarda açıkça belirtilmiştir:

    Aclûnî,Keşfu'l-Hafa; Sağanî,Mevduatussağani; Şevkanî,el-Fevaid; İbnu'l-Cevzî,Mevduat-et-Tenzih; Aliyyu'l-Karî,Mevduatu'l Kübra(el-Esraru'l Merfua)

    Sahih hadis kaynaklarımız hangileridir bilgimiz dahilindedir sanıyorum... İsnadı Peygamber'e(sas) ulaşmayan, ya da kezzablar tarafından uydurma bir rivayet zincirleri ile Peygamber'e(sas) isnad edilen ya da rüyada keşf ya da ilham yoluyla öğretildiği iddia edilen sözleri hadis diye telakki edemeyiz. Bunun adı Hadis ilminde, "Mevzu Hadis" yani; uydurma hadis olarak geçer...

    Soru "hadis midir, değil midir?" şeklinde olduğu için bu reddiyeyi yapıyorum. Yoksa manası sahihmiş, değilmiş; bu çok da önemli değil bu konu başlığı ile...

    vesselam...



  13. 11.Mart.2010, 22:32
    7
    KittyCold
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Mart.2010
    Üye No: 74106
    Mesaj Sayısı: 9
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 37

    --->: Levlake hadisi Şerifi (sen olmasaydın Ya Muhammed Kainatı yaratmazdım)

    @Bilal Hattab
    Soru "hadis midir, değil midir?" şeklinde olduğu için bu reddiyeyi yapıyorum. Yoksa manası sahihmiş, değilmiş; bu çok da önemli değil bu konu başlığı ile...

    Sahih değil ise, ona hadis demek ne kadar doğru olur? yahut sahih değilse bunu hadis olarak tanımlamalı mıyız?

    Sahih olup olmadığı tabiki önemli. Dünyadaki müslümanları bölende zaten bu. Mezhepler bu yüzden var. Her hadise hadis denildiği için.


  14. 11.Mart.2010, 22:32
    7
    KittyCold - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    @Bilal Hattab
    Soru "hadis midir, değil midir?" şeklinde olduğu için bu reddiyeyi yapıyorum. Yoksa manası sahihmiş, değilmiş; bu çok da önemli değil bu konu başlığı ile...

    Sahih değil ise, ona hadis demek ne kadar doğru olur? yahut sahih değilse bunu hadis olarak tanımlamalı mıyız?

    Sahih olup olmadığı tabiki önemli. Dünyadaki müslümanları bölende zaten bu. Mezhepler bu yüzden var. Her hadise hadis denildiği için.


  15. 11.Mart.2010, 23:26
    8
    DZALBAY
    Seyirci Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 08.Temmuz.2008
    Üye No: 24825
    Mesaj Sayısı: 2,274
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 38
    Yaş: 61

    --->: Levlake hadisi Şerifi (sen olmasaydın Ya Muhammed Kainatı yaratmazdım)

    Alıntı
    Dünyadaki müslümanları bölende zaten bu. Mezhepler bu yüzden var. Her hadise hadis denildiği için
    Bu gün yeni bir şey öğrendim...Ama yanlış bir şey...Demek mezheplerin var oluş sebebi,hadislerin,hadis olmadığı halde ,hadis sayılması öyle mi kardeş?

    Ben de zannediyordum ki,sahih hadisler de belli;uydurma veya sahih olmayan hadisler de...


  16. 11.Mart.2010, 23:26
    8
    Seyirci Üye
    Alıntı
    Dünyadaki müslümanları bölende zaten bu. Mezhepler bu yüzden var. Her hadise hadis denildiği için
    Bu gün yeni bir şey öğrendim...Ama yanlış bir şey...Demek mezheplerin var oluş sebebi,hadislerin,hadis olmadığı halde ,hadis sayılması öyle mi kardeş?

    Ben de zannediyordum ki,sahih hadisler de belli;uydurma veya sahih olmayan hadisler de...


  17. 12.Mart.2010, 00:55
    9
    KittyCold
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Mart.2010
    Üye No: 74106
    Mesaj Sayısı: 9
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 37

    --->: Levlake hadisi Şerifi (sen olmasaydın Ya Muhammed Kainatı yaratmazdım)

    Ben mezheplerin varoluş sebebi budur demedim, mezhepleri mezhep yapan isimlerini aldıkları kişiler değildir. İmam Şafi mi istedi şafi mezhebi kurulsun? Kime tabisin diyorsun, .... mezhebindenim ve buna tabiyim. Peygambere tabiyim diyen yok. Neden? Çünkü 4 büyük mezhebin tabi olduğu yer Peygamber (SAV). Bu sonuca nasıl varmamız lazım? Mezheplerin önde gelenleri Peygamber in sünnetlerine göre yaşıyorda ondan. Peki bu farklılıklar neden? Buna cevap lütfen.

    Bu bağlamda hadislerin sahih olup olmadığını araştırmak zorundayız. Namaz konusu Kur'an da yer alırken kılınışına yer verilmiyor. Bunuda Allah Resulü nün sünnetinden alıyoruz. Bu bize nasıl aktarılıyor? Hadis lerle. İşte bu noktada sahih hadis önemli. Mezhep konusunu buraya dayandırma sebebim bu. Her mezhep aynı bakış açısında mı sanıyorsun?


  18. 12.Mart.2010, 00:55
    9
    KittyCold - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Ben mezheplerin varoluş sebebi budur demedim, mezhepleri mezhep yapan isimlerini aldıkları kişiler değildir. İmam Şafi mi istedi şafi mezhebi kurulsun? Kime tabisin diyorsun, .... mezhebindenim ve buna tabiyim. Peygambere tabiyim diyen yok. Neden? Çünkü 4 büyük mezhebin tabi olduğu yer Peygamber (SAV). Bu sonuca nasıl varmamız lazım? Mezheplerin önde gelenleri Peygamber in sünnetlerine göre yaşıyorda ondan. Peki bu farklılıklar neden? Buna cevap lütfen.

    Bu bağlamda hadislerin sahih olup olmadığını araştırmak zorundayız. Namaz konusu Kur'an da yer alırken kılınışına yer verilmiyor. Bunuda Allah Resulü nün sünnetinden alıyoruz. Bu bize nasıl aktarılıyor? Hadis lerle. İşte bu noktada sahih hadis önemli. Mezhep konusunu buraya dayandırma sebebim bu. Her mezhep aynı bakış açısında mı sanıyorsun?


  19. 12.Mart.2010, 02:25
    10
    DZALBAY
    Seyirci Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 08.Temmuz.2008
    Üye No: 24825
    Mesaj Sayısı: 2,274
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 38
    Yaş: 61

    --->: Levlake hadisi Şerifi (sen olmasaydın Ya Muhammed Kainatı yaratmazdım)

    Alıntı
    Her mezhep aynı bakış açısında mı sanıyorsun?
    Güzel soru...Cevabı da şöyle:

    Her mezhep sünnete uygundur.Uygulamaları farklı da olsa...Neden mi?Çünkü,Peygamber sav efendimiz,farklı farklı uygulamalar göstermiş;mezhep imamları da,bunlardan birini seçmiş ve uygulamış.Diğer mezhep alimi,bir başka uygulamayı benimsemiş...Bir yerimizden kan çıktığında,abdestin bozulup bozulmaması veya bir müddet uyuklayıp,sonra abdest alıp namaza durulması ya da almadan durulması gibi...

    Bunlarda sanıyorum bir anlaşmazlığımız yok değil mi kardeşim?Ben asıl,her hadise hadis denmesi tabirine takıldım...Bir söz Hadis-i Kutsi ya da Hadis-i Şerif ise hadis deriz.Aksi halde uydurmadır ve ona hadis demeyiz...

    Selam ve dua ile.


  20. 12.Mart.2010, 02:25
    10
    Seyirci Üye
    Alıntı
    Her mezhep aynı bakış açısında mı sanıyorsun?
    Güzel soru...Cevabı da şöyle:

    Her mezhep sünnete uygundur.Uygulamaları farklı da olsa...Neden mi?Çünkü,Peygamber sav efendimiz,farklı farklı uygulamalar göstermiş;mezhep imamları da,bunlardan birini seçmiş ve uygulamış.Diğer mezhep alimi,bir başka uygulamayı benimsemiş...Bir yerimizden kan çıktığında,abdestin bozulup bozulmaması veya bir müddet uyuklayıp,sonra abdest alıp namaza durulması ya da almadan durulması gibi...

    Bunlarda sanıyorum bir anlaşmazlığımız yok değil mi kardeşim?Ben asıl,her hadise hadis denmesi tabirine takıldım...Bir söz Hadis-i Kutsi ya da Hadis-i Şerif ise hadis deriz.Aksi halde uydurmadır ve ona hadis demeyiz...

    Selam ve dua ile.


  21. 12.Mart.2010, 02:34
    11
    KittyCold
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Mart.2010
    Üye No: 74106
    Mesaj Sayısı: 9
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 37

    --->: Levlake hadisi Şerifi (sen olmasaydın Ya Muhammed Kainatı yaratmazdım)

    Mezhep konusunda sorun yok. Anlaştık kardeşim.
    Hadis olayına açıklık getirmeye çalışayım. Uydurma olana evet hadis demeyiz ancak burda önemli olan nokta hadisin uydurma olup olmadığını anlamaktır. Misal, takvim yapraklarında Hadis-i Şerif ler yer almaktadır. Tabi ki Hadis-i Şerif sadece Peygamber (SAV) e aittir ancak ancak sahih olup olmadığını kaynaklara dayandırmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Her yazılana bu doğru diyemeyiz değil mi?


  22. 12.Mart.2010, 02:34
    11
    KittyCold - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Mezhep konusunda sorun yok. Anlaştık kardeşim.
    Hadis olayına açıklık getirmeye çalışayım. Uydurma olana evet hadis demeyiz ancak burda önemli olan nokta hadisin uydurma olup olmadığını anlamaktır. Misal, takvim yapraklarında Hadis-i Şerif ler yer almaktadır. Tabi ki Hadis-i Şerif sadece Peygamber (SAV) e aittir ancak ancak sahih olup olmadığını kaynaklara dayandırmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Her yazılana bu doğru diyemeyiz değil mi?


  23. 17.Nisan.2015, 19:30
    12
    Misafir

    Cevap: Levlake hadisi Şerifi (sen olmasaydın Ya Muhammed Kainatı yaratmazdım)

    neyi doğru söylemiş dediklerinin hiç biri gerçeği yansıtmıyor peygamberimizi değersizleştirmek adına yalan konuşmanın bedeli ağırdır bir çok hadiste peygamberimizin yüzü suyu hurmetine bu dünyanın yaratıldığı apaçık buna inanmamaya çalışanlar kendilerini kandırıyor ama allahı nasıl kandıracaklar.


  24. 17.Nisan.2015, 19:30
    12
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    neyi doğru söylemiş dediklerinin hiç biri gerçeği yansıtmıyor peygamberimizi değersizleştirmek adına yalan konuşmanın bedeli ağırdır bir çok hadiste peygamberimizin yüzü suyu hurmetine bu dünyanın yaratıldığı apaçık buna inanmamaya çalışanlar kendilerini kandırıyor ama allahı nasıl kandıracaklar.





+ Yorum Gönder