Konusunu Oylayın.: Ben yaratılmayı istemedim ki ibadetle mükellef tutulayım?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ben yaratılmayı istemedim ki ibadetle mükellef tutulayım?
  1. 26.Aralık.2007, 11:23
    1
    zara
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Aralık.2007
    Üye No: 6140
    Mesaj Sayısı: 80
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Ben yaratılmayı istemedim ki ibadetle mükellef tutulayım?






    Ben yaratılmayı istemedim ki ibadetle mükellef tutulayım? Mumsema Ben yaratılmayı istemedim ki ibadetle mükellef tutulayım? Ben istemedim ki yaratılayım. Yaratılma isteğim dışında olduğuna göre niçin ibadetle mükellef tutuluyorum?

    Öncelikle şu hususun bilinmesi gerekir. Allahu Teala malikü’l mülktür. Mülkünde istediği gibi tasarrufta bulunur. Bütün kainatı içindekilerle birlikte Allah yaratmıştır ve yine her türlü canlıya hayat bahşeden O’dur. Hayatı veren O olduğu gibi istediği zaman da alma kudretine sahiptir. Yaratmış olduğu varlıkların bazısına hayatın yanında şuur vermiş, bazısına da şuurla birlikte akıl ve dolayısıyla irade vermiştir. Bütün bu yaratma, hayat verme, zamanı gelince öldürme vb. tasarruflarında Allah irade sahibidir ve dilediği şekilde tasarrufta bulunur. Dolayısıyla insana yaşama hakkını veren de ona irade vererek bir takım mükellefiyetler yükleyen de Allah’tır. Ve O’nun kulları olan insanların böyle bir itiraza hakları yoktur. Çünkü -haşa- Allah hiçbir insana yaşamak isteyip istemediğini sormayacaktır. Ayrıca her bir kişi insan olarak dünyaya gönderildiğine şükretmelidir. O insandan başka bir varlık olarak da yaratılabilirdi.
    Hem hangi insan vardır ki kendisine ihsan-ı İlahi olarak bir hayat verildiğinden akıl ve şuur sahibi bir insan olarak yaratıldığından şikâyet etsin de dünyaya gönderildiğine pişman olsun. Çünkü kendisine verilen kabiliyet ve istidatlar sayesinde kâinatta istediği gibi tasarrufta bulunuyor ve sahip olduğu hayat nimetiyle adeta her şeyle bir alaka peyda ediyor. Hiçbir insan gösterilebilir mi ki keşke ben insan olmasaydım da bilmem ne olsaydım veya keşke ben hiç dünyaya gönderilmeseydim de yoklukta kalsaydım desin. Bu türlü sözleri, sıkıntılı anlarında bazen hislerine yenik düşerek söylemiş olsa da, aklı başında düşündüğü ve hele mutlu olduğu anlarında kesinlikle kabul etmeyecek ve yaşadığına şükredecektir. Dolayısıyla, insanın keşke yaratılmasaydım demesi, bir hissi karardır ve daimi düşüncesi değildir. Daimi ve yerleşmiş düşünce ise, insan olarak yaratılmamıza sevinmemizdir.
    Meselenin bir diğer yönü olan ibadetle mükellef tutulmaya gelince; şunları söyleyebiliriz. Bir kere insan sadece bu dünya için yaratılsaydı belki bir yönüyle böyle bir soru sorulabilirdi. Ama insan ebetlere müştak olan, kısa, sınırlı bir dünya hayatı kendisini tatmin etmeyen bir varlıktır. Ve Cenabı Hak sahip olduğu istidat ve kabiliyetleri geliştirerek cennete layık bir suret alması ve az bir mükellefiyetle sonsuz cenneti kazanabilmesi için ona her iki dünyasını da mesut edebilecek birtakım sorumluluklar yüklemiştir. Allahın hiçbirimizin ibadetine ihtiyacı yoktur. Zaten Efendimizin de miraçta belirttiği gibi bizim sayısını bilemeyeceğimiz yerle gök arasında O’na her çeşit ibadeti yapan melekleri vardır. Fakat bunların makamları sabittir. İnsan ise kulluğuyla melekleri geride bırakabileceği gibi hafizanallah esfeli safiline de düşebilecek bir mahiyete sahiptir. İşte insanın bu yüce mertebeleri kazanabilmesi için Allahın emir ve yasaklarına tam bir imtisalle (itaatle) yapışması gerekiyor.
    Aslında, insanın ibadet ü taatiyle ebedi cennet nimetlerini kazanması bir tarafa, ömrünü Allah’a kulluk ederek geçirse, kendisine fazl--ı ilahi olarak verilen nimetlerin bile şükrünü ödeyemez. Ama Allahın Rahmeti ve insanın da halis niyeti söz konusu olunca cennet kapıları ardına kadar açılır.
    Hasılı, Allah, içimizdeki güzel kabiliyetleri hem görmek hem de meleklere ve insanlara göstermek için bizi yaratmış. Bize bu dünyada huzurlu olmanın ve ebedi hayatı kazanmanın yollarını göstermiş. Önceden vermiş, az bir sıkıntıya katlanmamız istemiş ve sonradan yine vereceğim demiş. Burada tatlı bir zorlama vardır. Böyle zorlamaya can kurban. Sonunda ebedi mutluluk olan bir zorlamaya ve yaratmaya neden katlanmayalım ki! Hem katlanmak ve bir kul olarak yaşamak o kadar da zor değildir. Kısacık dünya hayatı için nice zorluklara katlanıyoruz, ebedi hayat için neden katlanmayalım ki?


  2. 26.Aralık.2007, 11:23
    1
    Devamlı Üye



    Ben yaratılmayı istemedim ki ibadetle mükellef tutulayım? Ben istemedim ki yaratılayım. Yaratılma isteğim dışında olduğuna göre niçin ibadetle mükellef tutuluyorum?

    Öncelikle şu hususun bilinmesi gerekir. Allahu Teala malikü’l mülktür. Mülkünde istediği gibi tasarrufta bulunur. Bütün kainatı içindekilerle birlikte Allah yaratmıştır ve yine her türlü canlıya hayat bahşeden O’dur. Hayatı veren O olduğu gibi istediği zaman da alma kudretine sahiptir. Yaratmış olduğu varlıkların bazısına hayatın yanında şuur vermiş, bazısına da şuurla birlikte akıl ve dolayısıyla irade vermiştir. Bütün bu yaratma, hayat verme, zamanı gelince öldürme vb. tasarruflarında Allah irade sahibidir ve dilediği şekilde tasarrufta bulunur. Dolayısıyla insana yaşama hakkını veren de ona irade vererek bir takım mükellefiyetler yükleyen de Allah’tır. Ve O’nun kulları olan insanların böyle bir itiraza hakları yoktur. Çünkü -haşa- Allah hiçbir insana yaşamak isteyip istemediğini sormayacaktır. Ayrıca her bir kişi insan olarak dünyaya gönderildiğine şükretmelidir. O insandan başka bir varlık olarak da yaratılabilirdi.
    Hem hangi insan vardır ki kendisine ihsan-ı İlahi olarak bir hayat verildiğinden akıl ve şuur sahibi bir insan olarak yaratıldığından şikâyet etsin de dünyaya gönderildiğine pişman olsun. Çünkü kendisine verilen kabiliyet ve istidatlar sayesinde kâinatta istediği gibi tasarrufta bulunuyor ve sahip olduğu hayat nimetiyle adeta her şeyle bir alaka peyda ediyor. Hiçbir insan gösterilebilir mi ki keşke ben insan olmasaydım da bilmem ne olsaydım veya keşke ben hiç dünyaya gönderilmeseydim de yoklukta kalsaydım desin. Bu türlü sözleri, sıkıntılı anlarında bazen hislerine yenik düşerek söylemiş olsa da, aklı başında düşündüğü ve hele mutlu olduğu anlarında kesinlikle kabul etmeyecek ve yaşadığına şükredecektir. Dolayısıyla, insanın keşke yaratılmasaydım demesi, bir hissi karardır ve daimi düşüncesi değildir. Daimi ve yerleşmiş düşünce ise, insan olarak yaratılmamıza sevinmemizdir.
    Meselenin bir diğer yönü olan ibadetle mükellef tutulmaya gelince; şunları söyleyebiliriz. Bir kere insan sadece bu dünya için yaratılsaydı belki bir yönüyle böyle bir soru sorulabilirdi. Ama insan ebetlere müştak olan, kısa, sınırlı bir dünya hayatı kendisini tatmin etmeyen bir varlıktır. Ve Cenabı Hak sahip olduğu istidat ve kabiliyetleri geliştirerek cennete layık bir suret alması ve az bir mükellefiyetle sonsuz cenneti kazanabilmesi için ona her iki dünyasını da mesut edebilecek birtakım sorumluluklar yüklemiştir. Allahın hiçbirimizin ibadetine ihtiyacı yoktur. Zaten Efendimizin de miraçta belirttiği gibi bizim sayısını bilemeyeceğimiz yerle gök arasında O’na her çeşit ibadeti yapan melekleri vardır. Fakat bunların makamları sabittir. İnsan ise kulluğuyla melekleri geride bırakabileceği gibi hafizanallah esfeli safiline de düşebilecek bir mahiyete sahiptir. İşte insanın bu yüce mertebeleri kazanabilmesi için Allahın emir ve yasaklarına tam bir imtisalle (itaatle) yapışması gerekiyor.
    Aslında, insanın ibadet ü taatiyle ebedi cennet nimetlerini kazanması bir tarafa, ömrünü Allah’a kulluk ederek geçirse, kendisine fazl--ı ilahi olarak verilen nimetlerin bile şükrünü ödeyemez. Ama Allahın Rahmeti ve insanın da halis niyeti söz konusu olunca cennet kapıları ardına kadar açılır.
    Hasılı, Allah, içimizdeki güzel kabiliyetleri hem görmek hem de meleklere ve insanlara göstermek için bizi yaratmış. Bize bu dünyada huzurlu olmanın ve ebedi hayatı kazanmanın yollarını göstermiş. Önceden vermiş, az bir sıkıntıya katlanmamız istemiş ve sonradan yine vereceğim demiş. Burada tatlı bir zorlama vardır. Böyle zorlamaya can kurban. Sonunda ebedi mutluluk olan bir zorlamaya ve yaratmaya neden katlanmayalım ki! Hem katlanmak ve bir kul olarak yaşamak o kadar da zor değildir. Kısacık dünya hayatı için nice zorluklara katlanıyoruz, ebedi hayat için neden katlanmayalım ki?


    Benzer Konular

    - Namazla mükellef olmayan zihinsel engelliler gusülle mükellef midirler?

    - Mükellef Nedir? İslamda Mükellef Kavramı

    - Geceyi ibadetle değerlendirmek

    - Tevekkül ibadetle ilgili bir kavram mıdır?

    - Ramazan Gecelerini Ibadetle Değerlendirmeye Teşvik

  3. 03.Nisan.2010, 06:14
    2
    Abdullatif
    seyyah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Eylül.2009
    Üye No: 56182
    Mesaj Sayısı: 954
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 27
    Bulunduğu yer: sınırdan..

    --->: Ben yaratılmayı istemedim ki ibadetle mükellef tutulayım?




    Alıntı
    keşke ben hiç dünyaya gönderilmeseydim de yoklukta kalsaydım desin. Bu türlü sözleri, sıkıntılı anlarında bazen hislerine yenik düşerek söylemiş olsa da, aklı başında düşündüğü ve hele mutlu olduğu anlarında kesinlikle kabul etmeyecek ve yaşadığına şükredecektir
    Elhamdülillah ebeden ve daimen binlerce şükür Ya Rabbi sana. Yokluk kadar daha ürkütücü daha bilinmez bir şey var mı acaba? Taş, ot böcek değilde şuurlu, irade sahibi bir varlık olarak yaratılmaktan şekva etmek hangi şuurunu kaybetmiş kafaların icadı acaba..

    Alıntı
    Aslında, insanın ibadet ü taatiyle ebedi cennet nimetlerini kazanması bir tarafa, ömrünü Allah’a kulluk ederek geçirse, kendisine fazl--ı ilahi olarak verilen nimetlerin bile şükrünü ödeyemez.
    Ne kadar şükretsek azdır, Onun(cc) rahmeti olmasa halimiz nice olurdu.Allah razı olsun..


  4. 03.Nisan.2010, 06:14
    2
    seyyah



    Alıntı
    keşke ben hiç dünyaya gönderilmeseydim de yoklukta kalsaydım desin. Bu türlü sözleri, sıkıntılı anlarında bazen hislerine yenik düşerek söylemiş olsa da, aklı başında düşündüğü ve hele mutlu olduğu anlarında kesinlikle kabul etmeyecek ve yaşadığına şükredecektir
    Elhamdülillah ebeden ve daimen binlerce şükür Ya Rabbi sana. Yokluk kadar daha ürkütücü daha bilinmez bir şey var mı acaba? Taş, ot böcek değilde şuurlu, irade sahibi bir varlık olarak yaratılmaktan şekva etmek hangi şuurunu kaybetmiş kafaların icadı acaba..

    Alıntı
    Aslında, insanın ibadet ü taatiyle ebedi cennet nimetlerini kazanması bir tarafa, ömrünü Allah’a kulluk ederek geçirse, kendisine fazl--ı ilahi olarak verilen nimetlerin bile şükrünü ödeyemez.
    Ne kadar şükretsek azdır, Onun(cc) rahmeti olmasa halimiz nice olurdu.Allah razı olsun..


  5. 03.Nisan.2010, 07:19
    3
    meryemgül1
    ~~Medinenin Gülü ~~

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Haziran.2009
    Üye No: 48911
    Mesaj Sayısı: 3,926
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 77
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: Ben yaratılmayı istemedim ki ibadetle mükellef tutulayım?

    Alıntı
    Ne kadar şükretsek azdır, Onun(cc) rahmeti olmasa halimiz nice olurdu.Allah razı olsun..
    Allah c.c.razı olsun paylaşım için


  6. 03.Nisan.2010, 07:19
    3
    ~~Medinenin Gülü ~~
    Alıntı
    Ne kadar şükretsek azdır, Onun(cc) rahmeti olmasa halimiz nice olurdu.Allah razı olsun..
    Allah c.c.razı olsun paylaşım için


  7. 03.Nisan.2010, 07:50
    4
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    --->: Ben yaratılmayı istemedim ki ibadetle mükellef tutulayım?

    Allah c.c. razı olsun kardeşim


  8. 03.Nisan.2010, 07:50
    4
    Hüvel Baki..
    Allah c.c. razı olsun kardeşim





+ Yorum Gönder