Konusunu Oylayın.: Bakara 53. ayeti anlayamadım açıklaması nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Bakara 53. ayeti anlayamadım açıklaması nedir?
  1. 08.Şubat.2016, 20:04
    1
    TAHARETTİN
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Şubat.2016
    Üye No: 107723
    Mesaj Sayısı: 51
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Bakara 53. ayeti anlayamadım açıklaması nedir?






    Bakara 53. ayeti anlayamadım açıklaması nedir? Mumsema Hocam Kuran okurken Bakara suresi 53. ayeti anlıyamadım.
    "Doğru yolu bulasınız diye Musa'ya Kitap ve Furkanı verdik"
    Musa AS. a Tevrat verilmişti diye biliyorum.Kitap denilen Tevrat olsa gerek.Furkan nedir acaba?


  2. 08.Şubat.2016, 20:04
    1



    Hocam Kuran okurken Bakara suresi 53. ayeti anlıyamadım.
    "Doğru yolu bulasınız diye Musa'ya Kitap ve Furkanı verdik"
    Musa AS. a Tevrat verilmişti diye biliyorum.Kitap denilen Tevrat olsa gerek.Furkan nedir acaba?


    Benzer Konular

    - Bakara 106 Ayet açıklaması

    - Bu ayeti anlayamadım

    - Kalem suresi son iki ayeti meali ve açıklaması

    - Bakara suresi açıklaması

  3. 08.Şubat.2016, 20:42
    2
    mum
    Administrator

    Profili:
    mum
    Üyelik Tarihi: 20.Ocak.2007
    Üye No: 2
    Mesaj Sayısı: 6,094
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10

    Cevap: Bakara 53. ayeti anlayamadım açıklaması nedir?




    Ayetler tek başına bazen anlaşılmaz, onun için birbiri ile bağlantılı ayetleri beraber okumalı ve mümkünse tefsirine bakmalıdır.
    aşağıda 6 ayetin tefsiri birlikte açıklanmıştır.


    Yüce Allah'ın Yahudiler Üzerindeki On Nimeti



    49- Oğullarınızı boğazlayıp kızlarınızı sağ bırakmakla size azabın en kötüsünü yükleyen Firavun hanedanından sizi kurtardığımız zamanı hatırlayın. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardır.

    50- Bir zaman biz sizin için denizi yarıp sizî kurtarmış, Firavun hanedanını ise kendiniz de görüp dururken suda boğmuştuk.

    51- Hani biz Musa'ya kırk gece vaad etmiştik. Siz onun arkasından buzağıyı, zalimler olarak (ilâh) edindiniz.

    52- Bundan sonra sizi atfetmiştik, şük-redesiniz diye.

    53- Hani biz Musa'ya kitabı, Furkân'ı verdik, doğru yola gelirsiniz diye.

    54- Hani Musa kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim, gerçekten siz buzağıyı (ilâh) edinmekle kendi kendinize zulmettiniz. Yaradanınıza tevbe edin, nefislerinizi öldürün. Bu Rabbiniz nezdinde sizin için daha hayırlıdır." Sonra tevbenizi kabul etti. Gerçekten O tevbeleri kabul edendir, çok merhametlidir.



    TEFSİR/Açıklaması


    Ey Kur'ân'ın indirildiği, Muhammed (s.a.)'in peygamberliği çağında yaşayan Yahudiler! Allah'ın atalarınıza ihsan etmiş olduğu nimetleri hatırlayınız. Bunlar, onlara bağlı olarak sizin üzerinizde de nimettir. Çünkü bu nimetler sizin hayatınızın bekasının sebebini teşkil eder. Ayrıca bir ümmete verilen nimet o ümmetin bütün fertlerini kapsar. Bunlar on tanedir. Gördüğümüz ayetlerde bunların beşi söz konusu edilmektedir:

    1- Firavun'dan ve onun hanedanından kurtuluş. Firavun erkek çocukları boğazlıyor, kız çocukları diri bırakıyor, onlara oldukça ağır bir azap tattırıyordu. Çünkü Firavun rüyasında Beytülmakdis'ten kendisini dehşete düşüren bir ateşin çıktığını, bunun Mısır topraklarında bulunan kıptîlerin evlerini sardığı halde, İsrailoğulları'nın evlerini yakmadığını görmüştü. Bu rüya ona, krallığının İs-railoğulları'na mensup bir adamm eliyle son bulacağı şeklinde yorumlanmıştı. [150] Bunun üzerine Firavun erkek çocukları öldürmeye, kız çocukları da diri bırakmaya başladı. Halbuki Allah onları oldukça hakir kılıcı azaptan kurtarmıştı. Bu şekilde helak olmaktan kurtarması, Allah'ın kurtulanın şükrü ve helak olanm da sabrını ortaya çıkaran bir imtihan idi. İmtihan hayır ile de şer ile de olabilir. Nitekim Yüce Allah: "Biz bir fitne (imtihan) olmak üzere sizi hayır ve şer ile sınarız." (Enbiyâ, 21/35) diye buyurmaktadır. Bir başka yerde de: "Biz onları iyiliklerle de kötülüklerle de sınayıp durduk, dönerler diye." (A'râf, 7/168).

    Öldürme dışındaki azap türleri ile ilgili olarak İbni İshâk şunları söylemektedir: Firavun İsrailoğulları'na azab ediyordu. Onları hizmetçi ve ağır işlerde işçi olarak kullanıyordu. Kendisine ait işleri gördürmek üzere onları kısım kısım ayırmıştı. Yansı inşaatlarda çalışıyor, diğer yarısı onun için toprak ekiyor, ona ait işlerde çalışıyorlardı. Firavun'un işlerinde çalışmayan kimseler ise, cizye ödemekle yükümlüydü. Bu şekilde Firavun onları ağır azaba tabi tutuyordu.

    Firavun, Batlamyus (Ptolemios) lulardan önce Mısır'da krallık yapan kimselerin lakabıdır. Bizanslıların kralına Kayser, İranlıların kralına Kisra, Habeş kralına Necâşî, Türklerin kralına Hakan adı verildiği gibi.

    Yüce Allah'ın azabı Firavun hanedanına nispet etmesi -onlar bu işi onun emir ve otoritesi ile yapmalarına rağmen- bizzat bu işleri uyguladıklarından dolayı ve bir fiili işleyen kimsenin bundan sorumlu tutulacağının bilinmesi içindir. Taberî der ki: Bundan dolayı haksız yere başkasının emriyle birisini öldüren herkes, bize göre kısas yolu ile öldürülür. İsterse onu başkasının zorlaması sonucu öldürmüş olsun.

    2- İsrailoğulları'nın izleyecekleri bir yolun hazırlanışından sonra esenlikle Kızıldeniz'i geçmeleri, Firavun'un ve askerlerinin suda boğulmaları, denizin ikiye ayrılması, Musa (a.s.)'nın mucizelerinden idi. Tıpkı bu, Yüce Allah'ın insanların onları tasdik etmeleri için izhar ettiği diğer peygamberlerin mucizeleri gibi bir mucize idi. Mucize, Yüce Allah'ın dilediği zaman kullarından dilediği kimseler için yarattığı kevnî bir sünnettir.

    Firavun ve askerleri ise İsrailoğulları'nın arkasından gitmiş, nihayet denizin ortasına geldikleri sırada Yüce Allah onların üzerine suyu kapatarak boğulmuşlardı.

    3- İsrailoğullan'nın tevbesinin kabul edilmesi ve Allah'ın onları affetmesi. Çünkü Yüce Allah isyankârların tevbelerini çokça kabul edendir. Kendisine tevbe edip dönenlere son derece merhametlidir. Bu da Yüce Allah'a karşı şükrü gerektirir. O'na şükretmek resullerine iman etmek, getirdikleri şeylerde de onlara uymaktan ibarettir. Özellikle de peygamberlerin sonuncusu Muhammed (s.a.)'e iman ve uymak ile.

    4- Hakkı batıldan, haramı helalden ayıran Tevrat'ın, hidayet bulmaları, onda bulunan hükümler uzermde iyice düşünmeleri, onun gösterdiği şeriat ve yolu izlemeleri için Masa (s.a.) "ya indirilmesi.

    5- Hz. Musa'nın Rafcbî ile buluşma vakti dolayısıyla, İsrailoğullan'nın arasından ayrıldığı w- kert gûn oruç tuttuğu bir sırada onların buzağıyı ilâh edinip Allah'tan başka şevlere ibadet etmeleri, Allah'a şirk koşarak kendilerine ralüm etmelerinden sonra Allah'ın peygamberi Musa (a.s.)'ya verdiği emir ile suçlu ve eûnalikâriardan topluca kurtuluş... İşte ya Muhammed! Sen, Musa'nın Rahbine mönacatta bulunduğu sırada, buzağıya tapan kavmine söyle sizler buzağıyı ilâh edinmekle kendinize zarar vermiş oldunuz. Ebmdk «e yaratana tevbe ediniz, yaptığınız bu cahillikten kurtulunuz. Çünkü yaratıcıya ibadeti terk ettiniz, ve bir sığıra ibadet ettiniz. şCTİatlerinde öngörülen tevbenin yolu da şu idi: Suçsuz olan, suçluı öldürecekti. Yüce Allah onların üzerlerine öldürme esnasında biri ötekisi gurup de merhamete gelmesin diye siyah bir bulut gönderdi. Buzağıya tapanlar iman edenlerle kılıçlarıyla çarpıştılar. Bu iş güneşin doğuşu anından knşluk vakti güneş yükseldiği zamana kadar sürüp gitti. Nihayet onlardan yretmiş bin kişi kadar öldürüldü. Bundan sonra Hz. Musa ile Hz. Harun Yüce Allah'a yalvarıp yakardı. Yüce Allah onlardan öldürülenlerin de öldürülme-yenlerinin de tevbelerini kabul etti. Öldürülen, Allah katında rızıklanan bir şehit oldu, kalan ise tevbesi kabul edilmiş bir kişi olarak hayatta kaldı. Silahı bıraktılar, barış ve güvenlik hakim oldu. Bunda hayret edecek bir taraf yoktur. Çünkü Yüce Allah kullarının tevbelerini kabul eden, onlara son derece merhametli olandır.

    Müfessirlerin çoğunun görüşüne göre "kırk gün" Zilkade ayı ile Zilhicce ayının ilk on günüdür.

    Kısacası bu nimet, en üstün ve büyük bir nimetti. Çünkü şanı yüce Allah şöyle buyurmuştur: Vaadleştiğimiz sürenin bitmesi -ki kırk gün idi- esnasında Musa Rabbi ile tayin edilen vakitte buluşmak üzere gittikten sonra, buzağıya taptığınız için sizi affetmek şeklindeki nimetini hatırlayınız. Sözü geçen bu kırk gün, A'râf sûresi 142. ayette Yüce Allah'ın şu buyruğu ile dile getirilmektedir: "Musa ile otuz gece sözleştik ve buna ayrıca on (gece) daha kattık." Bu şekildeki buluşma, onların Firavun'dan kurtarılmaları ve denizden çıkarılmalarından sonra olmuştu.



    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler


    Her azgın ve zorba zalimin kaçınılmaz bir sonu vardır. Firavun'un denizde boğulmakla sonunun gelmesi bunun bir örneğidir. Mazlumun da bir kurtuluşu ve kesin bir zaferi vardır. Firavun ve hanedanı tarafından zulme uğratılan İs-railoğulları'nm kurtarılışı da buna bir örnektir. Bu kurtuluş bir bayramdı; Yüce Allah'a şükrü gerektiren bir bayram. O bakımdan Muharrem ayının 10. günü olan âşûre günü şükür orucunun tutulduğu gün oldu. Müslim'in İbni Ab-bas'tan rivayetine göre Resulullah (s.a.) Medine'ye geldiğinde Yahudilerin aşure günü oruç tuttuklarını görür. Resulullah (s.a.) onlara: "Şu oruçla geçirdiğiniz günün mahiyeti nedir?" diye sorunca onlar: "Bu büyük bir gündür, Allah bu günde Musa'yı ve kavmini kurtarmış, Firavun ve kavmini suda boğmuştu. Musa şükür olmak üzere bu günü oruçla geçirdi, biz de bu günü oruçla geçiriyoruz." dediler. Resulullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Musa'ya biz sizden daha yakınız. Onun yaptığını yapmak bizim daha çok hakkımızdır." Bunun üzerine Resulullah (s.a.) o günü oruçla geçirdi ve o günde oruç tutulmasını da emretti. Tirmizi der ki: İbni Abbas'tan şöyle dediği nakledilmiştir: "(Muharrem'in) dokuz ve onuncu günü oruç tutunuz, Yahudilere muhalefet ediniz." Şafiî, Ahmed b. Han-bel ve İshâk da bu hadisi delil göstermişlerdir.

    Sehl b. Abdullah'ın da dediği gibi, Yüce Allah'a şükretmek, gizli açık masi-yetlerden uzak durmakla birlikte Allah'a itaat hususunda bütün gayretini ortaya koymak demektir.

    Tevbe hususunda acele etmek, masiyetten kurtuluşun yoludur. Şanı yüce Allah rahmeti geniş ve tevbeyi çokça kabul edendir.

    Sabır, kurtuluşun anahtarıdır. Kuşeyrî der ki: Kendisi uğrunda kaza ve kaderine karşı sabreden bir kimseye Allah, onun uğradığı musibetlere bedel olarak kendisinin gerçek dostları ile arkadaşlık nimetini verir. İşte İsrailoğul-ları Firavun ve kavminin belâlarının sıkıntılarına sabrettiler, Allah da onlardan peygamberler ve hükümdarlar çıkardı, hiç bir kimseye vermediği şeyleri onlara verdi



  4. 08.Şubat.2016, 20:42
    2
    mum
    Administrator



    Ayetler tek başına bazen anlaşılmaz, onun için birbiri ile bağlantılı ayetleri beraber okumalı ve mümkünse tefsirine bakmalıdır.
    aşağıda 6 ayetin tefsiri birlikte açıklanmıştır.


    Yüce Allah'ın Yahudiler Üzerindeki On Nimeti



    49- Oğullarınızı boğazlayıp kızlarınızı sağ bırakmakla size azabın en kötüsünü yükleyen Firavun hanedanından sizi kurtardığımız zamanı hatırlayın. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardır.

    50- Bir zaman biz sizin için denizi yarıp sizî kurtarmış, Firavun hanedanını ise kendiniz de görüp dururken suda boğmuştuk.

    51- Hani biz Musa'ya kırk gece vaad etmiştik. Siz onun arkasından buzağıyı, zalimler olarak (ilâh) edindiniz.

    52- Bundan sonra sizi atfetmiştik, şük-redesiniz diye.

    53- Hani biz Musa'ya kitabı, Furkân'ı verdik, doğru yola gelirsiniz diye.

    54- Hani Musa kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim, gerçekten siz buzağıyı (ilâh) edinmekle kendi kendinize zulmettiniz. Yaradanınıza tevbe edin, nefislerinizi öldürün. Bu Rabbiniz nezdinde sizin için daha hayırlıdır." Sonra tevbenizi kabul etti. Gerçekten O tevbeleri kabul edendir, çok merhametlidir.



    TEFSİR/Açıklaması


    Ey Kur'ân'ın indirildiği, Muhammed (s.a.)'in peygamberliği çağında yaşayan Yahudiler! Allah'ın atalarınıza ihsan etmiş olduğu nimetleri hatırlayınız. Bunlar, onlara bağlı olarak sizin üzerinizde de nimettir. Çünkü bu nimetler sizin hayatınızın bekasının sebebini teşkil eder. Ayrıca bir ümmete verilen nimet o ümmetin bütün fertlerini kapsar. Bunlar on tanedir. Gördüğümüz ayetlerde bunların beşi söz konusu edilmektedir:

    1- Firavun'dan ve onun hanedanından kurtuluş. Firavun erkek çocukları boğazlıyor, kız çocukları diri bırakıyor, onlara oldukça ağır bir azap tattırıyordu. Çünkü Firavun rüyasında Beytülmakdis'ten kendisini dehşete düşüren bir ateşin çıktığını, bunun Mısır topraklarında bulunan kıptîlerin evlerini sardığı halde, İsrailoğulları'nın evlerini yakmadığını görmüştü. Bu rüya ona, krallığının İs-railoğulları'na mensup bir adamm eliyle son bulacağı şeklinde yorumlanmıştı. [150] Bunun üzerine Firavun erkek çocukları öldürmeye, kız çocukları da diri bırakmaya başladı. Halbuki Allah onları oldukça hakir kılıcı azaptan kurtarmıştı. Bu şekilde helak olmaktan kurtarması, Allah'ın kurtulanın şükrü ve helak olanm da sabrını ortaya çıkaran bir imtihan idi. İmtihan hayır ile de şer ile de olabilir. Nitekim Yüce Allah: "Biz bir fitne (imtihan) olmak üzere sizi hayır ve şer ile sınarız." (Enbiyâ, 21/35) diye buyurmaktadır. Bir başka yerde de: "Biz onları iyiliklerle de kötülüklerle de sınayıp durduk, dönerler diye." (A'râf, 7/168).

    Öldürme dışındaki azap türleri ile ilgili olarak İbni İshâk şunları söylemektedir: Firavun İsrailoğulları'na azab ediyordu. Onları hizmetçi ve ağır işlerde işçi olarak kullanıyordu. Kendisine ait işleri gördürmek üzere onları kısım kısım ayırmıştı. Yansı inşaatlarda çalışıyor, diğer yarısı onun için toprak ekiyor, ona ait işlerde çalışıyorlardı. Firavun'un işlerinde çalışmayan kimseler ise, cizye ödemekle yükümlüydü. Bu şekilde Firavun onları ağır azaba tabi tutuyordu.

    Firavun, Batlamyus (Ptolemios) lulardan önce Mısır'da krallık yapan kimselerin lakabıdır. Bizanslıların kralına Kayser, İranlıların kralına Kisra, Habeş kralına Necâşî, Türklerin kralına Hakan adı verildiği gibi.

    Yüce Allah'ın azabı Firavun hanedanına nispet etmesi -onlar bu işi onun emir ve otoritesi ile yapmalarına rağmen- bizzat bu işleri uyguladıklarından dolayı ve bir fiili işleyen kimsenin bundan sorumlu tutulacağının bilinmesi içindir. Taberî der ki: Bundan dolayı haksız yere başkasının emriyle birisini öldüren herkes, bize göre kısas yolu ile öldürülür. İsterse onu başkasının zorlaması sonucu öldürmüş olsun.

    2- İsrailoğulları'nın izleyecekleri bir yolun hazırlanışından sonra esenlikle Kızıldeniz'i geçmeleri, Firavun'un ve askerlerinin suda boğulmaları, denizin ikiye ayrılması, Musa (a.s.)'nın mucizelerinden idi. Tıpkı bu, Yüce Allah'ın insanların onları tasdik etmeleri için izhar ettiği diğer peygamberlerin mucizeleri gibi bir mucize idi. Mucize, Yüce Allah'ın dilediği zaman kullarından dilediği kimseler için yarattığı kevnî bir sünnettir.

    Firavun ve askerleri ise İsrailoğulları'nın arkasından gitmiş, nihayet denizin ortasına geldikleri sırada Yüce Allah onların üzerine suyu kapatarak boğulmuşlardı.

    3- İsrailoğullan'nın tevbesinin kabul edilmesi ve Allah'ın onları affetmesi. Çünkü Yüce Allah isyankârların tevbelerini çokça kabul edendir. Kendisine tevbe edip dönenlere son derece merhametlidir. Bu da Yüce Allah'a karşı şükrü gerektirir. O'na şükretmek resullerine iman etmek, getirdikleri şeylerde de onlara uymaktan ibarettir. Özellikle de peygamberlerin sonuncusu Muhammed (s.a.)'e iman ve uymak ile.

    4- Hakkı batıldan, haramı helalden ayıran Tevrat'ın, hidayet bulmaları, onda bulunan hükümler uzermde iyice düşünmeleri, onun gösterdiği şeriat ve yolu izlemeleri için Masa (s.a.) "ya indirilmesi.

    5- Hz. Musa'nın Rafcbî ile buluşma vakti dolayısıyla, İsrailoğullan'nın arasından ayrıldığı w- kert gûn oruç tuttuğu bir sırada onların buzağıyı ilâh edinip Allah'tan başka şevlere ibadet etmeleri, Allah'a şirk koşarak kendilerine ralüm etmelerinden sonra Allah'ın peygamberi Musa (a.s.)'ya verdiği emir ile suçlu ve eûnalikâriardan topluca kurtuluş... İşte ya Muhammed! Sen, Musa'nın Rahbine mönacatta bulunduğu sırada, buzağıya tapan kavmine söyle sizler buzağıyı ilâh edinmekle kendinize zarar vermiş oldunuz. Ebmdk «e yaratana tevbe ediniz, yaptığınız bu cahillikten kurtulunuz. Çünkü yaratıcıya ibadeti terk ettiniz, ve bir sığıra ibadet ettiniz. şCTİatlerinde öngörülen tevbenin yolu da şu idi: Suçsuz olan, suçluı öldürecekti. Yüce Allah onların üzerlerine öldürme esnasında biri ötekisi gurup de merhamete gelmesin diye siyah bir bulut gönderdi. Buzağıya tapanlar iman edenlerle kılıçlarıyla çarpıştılar. Bu iş güneşin doğuşu anından knşluk vakti güneş yükseldiği zamana kadar sürüp gitti. Nihayet onlardan yretmiş bin kişi kadar öldürüldü. Bundan sonra Hz. Musa ile Hz. Harun Yüce Allah'a yalvarıp yakardı. Yüce Allah onlardan öldürülenlerin de öldürülme-yenlerinin de tevbelerini kabul etti. Öldürülen, Allah katında rızıklanan bir şehit oldu, kalan ise tevbesi kabul edilmiş bir kişi olarak hayatta kaldı. Silahı bıraktılar, barış ve güvenlik hakim oldu. Bunda hayret edecek bir taraf yoktur. Çünkü Yüce Allah kullarının tevbelerini kabul eden, onlara son derece merhametli olandır.

    Müfessirlerin çoğunun görüşüne göre "kırk gün" Zilkade ayı ile Zilhicce ayının ilk on günüdür.

    Kısacası bu nimet, en üstün ve büyük bir nimetti. Çünkü şanı yüce Allah şöyle buyurmuştur: Vaadleştiğimiz sürenin bitmesi -ki kırk gün idi- esnasında Musa Rabbi ile tayin edilen vakitte buluşmak üzere gittikten sonra, buzağıya taptığınız için sizi affetmek şeklindeki nimetini hatırlayınız. Sözü geçen bu kırk gün, A'râf sûresi 142. ayette Yüce Allah'ın şu buyruğu ile dile getirilmektedir: "Musa ile otuz gece sözleştik ve buna ayrıca on (gece) daha kattık." Bu şekildeki buluşma, onların Firavun'dan kurtarılmaları ve denizden çıkarılmalarından sonra olmuştu.



    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler


    Her azgın ve zorba zalimin kaçınılmaz bir sonu vardır. Firavun'un denizde boğulmakla sonunun gelmesi bunun bir örneğidir. Mazlumun da bir kurtuluşu ve kesin bir zaferi vardır. Firavun ve hanedanı tarafından zulme uğratılan İs-railoğulları'nm kurtarılışı da buna bir örnektir. Bu kurtuluş bir bayramdı; Yüce Allah'a şükrü gerektiren bir bayram. O bakımdan Muharrem ayının 10. günü olan âşûre günü şükür orucunun tutulduğu gün oldu. Müslim'in İbni Ab-bas'tan rivayetine göre Resulullah (s.a.) Medine'ye geldiğinde Yahudilerin aşure günü oruç tuttuklarını görür. Resulullah (s.a.) onlara: "Şu oruçla geçirdiğiniz günün mahiyeti nedir?" diye sorunca onlar: "Bu büyük bir gündür, Allah bu günde Musa'yı ve kavmini kurtarmış, Firavun ve kavmini suda boğmuştu. Musa şükür olmak üzere bu günü oruçla geçirdi, biz de bu günü oruçla geçiriyoruz." dediler. Resulullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Musa'ya biz sizden daha yakınız. Onun yaptığını yapmak bizim daha çok hakkımızdır." Bunun üzerine Resulullah (s.a.) o günü oruçla geçirdi ve o günde oruç tutulmasını da emretti. Tirmizi der ki: İbni Abbas'tan şöyle dediği nakledilmiştir: "(Muharrem'in) dokuz ve onuncu günü oruç tutunuz, Yahudilere muhalefet ediniz." Şafiî, Ahmed b. Han-bel ve İshâk da bu hadisi delil göstermişlerdir.

    Sehl b. Abdullah'ın da dediği gibi, Yüce Allah'a şükretmek, gizli açık masi-yetlerden uzak durmakla birlikte Allah'a itaat hususunda bütün gayretini ortaya koymak demektir.

    Tevbe hususunda acele etmek, masiyetten kurtuluşun yoludur. Şanı yüce Allah rahmeti geniş ve tevbeyi çokça kabul edendir.

    Sabır, kurtuluşun anahtarıdır. Kuşeyrî der ki: Kendisi uğrunda kaza ve kaderine karşı sabreden bir kimseye Allah, onun uğradığı musibetlere bedel olarak kendisinin gerçek dostları ile arkadaşlık nimetini verir. İşte İsrailoğul-ları Firavun ve kavminin belâlarının sıkıntılarına sabrettiler, Allah da onlardan peygamberler ve hükümdarlar çıkardı, hiç bir kimseye vermediği şeyleri onlara verdi






+ Yorum Gönder