Konusunu Oylayın.: Vesveseyle başım dertte

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Vesveseyle başım dertte
  1. 09.Mart.2015, 14:51
    1
    sevgiliduygu
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2015
    Üye No: 105391
    Mesaj Sayısı: 32
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Vesveseyle başım dertte






    Vesveseyle başım dertte Mumsema ben bir süre önce şeytanın insanlara Allah seni affetmez diye vesvese vermesi hakkında sorular okurken bu insanlar nasıl buna inanıyor diye hayretler ederken şimdi aynı durum benim başıma geldi.
    mesela ben ne yapmak istersem yaparsan eğer Allah seni affetmez ne yapmak istemezsem de yapmazsan Allah seni affetmez diye vesvese veriyor
    önceleri vesvese olduğunu anlamayıp Allah benden ne istiyor diyerek sinir oldum ve ona küfür ettim, neyse sonra vesvese olduğunu farkettim fakat bu sefer şeytan sen istediklerin uğruna Allaha küfür ettin eğer onları buna rağmen yaparsan tövbeni kabul etmez ve bundan sonraki ibadetlerini kabul etmez diye vesvese veriyor. ben bunları başta yine anlamayıp yine küfür ediyorum fakat işte düşününce ancak anlıyorum.ben bunları yenince bu sefer peki ya
    gerçekten de affetmezse demi işte yapacağını yaparsın diyor, tabi ben başta anlamadığım için yine küfür ediyorum,neyse bunu o zaman asla yapmam deyip yendim fakat
    sorularım
    1- ben uğruna küfür ettiğim şeyleri işte " şuna izin vermezse falan diye " konu daha çok işe girmemle ilgili yani şeytan işe girersen seni affetmez diyor sürekli olarak, ben de başta inanıp küfür ediyorum ama farkedince de sen uğruna küfür ettin eğer işe girersen tövbeni kabul etmez diyor ben yine küfür ediyorum
    yani gerçekten de dediği gibi olabilir mi işe girersem tövbem kabul olmaz mı
    ne yazıkki de hemen şeytanın tuzağına düşüp inanıyorum düştükçede sinirlenip işe girmeme izin vermezse diye başlayıp tövbe etmem daha iyi,af etmesin daha iyi, bunun için affetmezse lanet olsun , affetmezse affetmesin, affetmezse de girerim , affetmezse ebediyyen bana kulum demesin (bu sözde takınıtım var televizyonda hocadan duydum korkunca da takıntı oluştu söylemiyim dedikçe söylüyor gibi oluyorum içimden şimdi sürekli oluyor belki de öfkeme yenilip söyledim bilmiyorum) gibi sözler sarfediyorum

    2- bazı şeyleri de affetmezse affetmez deyip yaptım şimdi ne olacak

    3- işe girmeyi ille de isteme sebebim evde sıkılmam, çok fazla asosyal oluşum ve bunların paralelinde psikolojiimin gitgide bozulup iyice içime kapanıp kendimi daha da yalnız hissediyor olmam yoksa konu para pul mevzusu değil. malesef bu konuda psikolojiyle ilgili olduğu için çok hassasım ve kendimi çok baskı altında hissediyorum işte girsem bir türlü girmesem başka türlü olacak anlıyacağınız,

    psikiyatra gitmemi söylemeyin malesef şartlarım buna elvermiyor mümkün değil hayatta gidemem

    Önemli: bunlardan kurtulmam için nolur işe girersen de tövbeni kabul eder deyin çünkü başka türlü kurtulamayacağımı biliyorum ve aynı şekilde küfüler devam edicek diye korkuyorum
    not ; ben ne yaparsam yapayım mesela bir diziyi izliyim bu diziyi izlersen, çay içsem çayı içersen, markete gidersen, şu şarkıyı dinlersen, şu sözü söylersen Allah seni affetmez vesvesesi oluyor sürekli yani sadece iş için değil o konuda sadece ödün verip vazgeçemiyorum ondan dolayı özellikle onu yazdım konu içeriği olarak

    gerçekten de çok kötü bir çıkmazdayım nolur yardım edin


  2. 09.Mart.2015, 14:51
    1



    ben bir süre önce şeytanın insanlara Allah seni affetmez diye vesvese vermesi hakkında sorular okurken bu insanlar nasıl buna inanıyor diye hayretler ederken şimdi aynı durum benim başıma geldi.
    mesela ben ne yapmak istersem yaparsan eğer Allah seni affetmez ne yapmak istemezsem de yapmazsan Allah seni affetmez diye vesvese veriyor
    önceleri vesvese olduğunu anlamayıp Allah benden ne istiyor diyerek sinir oldum ve ona küfür ettim, neyse sonra vesvese olduğunu farkettim fakat bu sefer şeytan sen istediklerin uğruna Allaha küfür ettin eğer onları buna rağmen yaparsan tövbeni kabul etmez ve bundan sonraki ibadetlerini kabul etmez diye vesvese veriyor. ben bunları başta yine anlamayıp yine küfür ediyorum fakat işte düşününce ancak anlıyorum.ben bunları yenince bu sefer peki ya
    gerçekten de affetmezse demi işte yapacağını yaparsın diyor, tabi ben başta anlamadığım için yine küfür ediyorum,neyse bunu o zaman asla yapmam deyip yendim fakat
    sorularım
    1- ben uğruna küfür ettiğim şeyleri işte " şuna izin vermezse falan diye " konu daha çok işe girmemle ilgili yani şeytan işe girersen seni affetmez diyor sürekli olarak, ben de başta inanıp küfür ediyorum ama farkedince de sen uğruna küfür ettin eğer işe girersen tövbeni kabul etmez diyor ben yine küfür ediyorum
    yani gerçekten de dediği gibi olabilir mi işe girersem tövbem kabul olmaz mı
    ne yazıkki de hemen şeytanın tuzağına düşüp inanıyorum düştükçede sinirlenip işe girmeme izin vermezse diye başlayıp tövbe etmem daha iyi,af etmesin daha iyi, bunun için affetmezse lanet olsun , affetmezse affetmesin, affetmezse de girerim , affetmezse ebediyyen bana kulum demesin (bu sözde takınıtım var televizyonda hocadan duydum korkunca da takıntı oluştu söylemiyim dedikçe söylüyor gibi oluyorum içimden şimdi sürekli oluyor belki de öfkeme yenilip söyledim bilmiyorum) gibi sözler sarfediyorum

    2- bazı şeyleri de affetmezse affetmez deyip yaptım şimdi ne olacak

    3- işe girmeyi ille de isteme sebebim evde sıkılmam, çok fazla asosyal oluşum ve bunların paralelinde psikolojiimin gitgide bozulup iyice içime kapanıp kendimi daha da yalnız hissediyor olmam yoksa konu para pul mevzusu değil. malesef bu konuda psikolojiyle ilgili olduğu için çok hassasım ve kendimi çok baskı altında hissediyorum işte girsem bir türlü girmesem başka türlü olacak anlıyacağınız,

    psikiyatra gitmemi söylemeyin malesef şartlarım buna elvermiyor mümkün değil hayatta gidemem

    Önemli: bunlardan kurtulmam için nolur işe girersen de tövbeni kabul eder deyin çünkü başka türlü kurtulamayacağımı biliyorum ve aynı şekilde küfüler devam edicek diye korkuyorum
    not ; ben ne yaparsam yapayım mesela bir diziyi izliyim bu diziyi izlersen, çay içsem çayı içersen, markete gidersen, şu şarkıyı dinlersen, şu sözü söylersen Allah seni affetmez vesvesesi oluyor sürekli yani sadece iş için değil o konuda sadece ödün verip vazgeçemiyorum ondan dolayı özellikle onu yazdım konu içeriği olarak

    gerçekten de çok kötü bir çıkmazdayım nolur yardım edin


    Benzer Konular

    - Başım Oldukça Dertte Bununla Ilgili Allaha Yalvarış Duaların Kabulu

    - Vesveseyle ilgili bir soru

    - Annemle başım dertte, ne yapmalıym bilmiyorum. İslama göre bunun hükmü nedir?

    - Benim başım döndü ya sizin

    - Yiğit harpte dost dertte olgun adam hiddette belli olur atasözünün açıklaması

  3. 09.Mart.2015, 15:25
    2
    yasemin
    Mum Ve Merhem Olabilmek..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Eylül.2014
    Üye No: 104691
    Mesaj Sayısı: 1,411
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 15
    Bulunduğu yer: Allah'ıma Seferdeyim..

    Cevap: Vesveseyle başım dertte




    Başkasında şaştığın şeyi yapman normal insanoğlu hep bunla karşılaşır , ben yapmam der ve yapar , ben düşünmem der düşünür , kısacası kendindne çok emindir ama emin olduğu yerden sınanır bunu bilemez işte. Brincisi korkma , bu sesleri kabullenme , şeytan senin neden korktuğunu bildiği için devamlı korktuğun şeyle senin karşına çıkıyor , o günah bu günah diye fısfıslar ediyor , naparsan yap diyo ümitsizlik veriyor hepsi şeytandan bunun . Vesvese yani . Bakış açını ve düşüncelerini değiştirceksin kardeşim , o sesler sana ait değil , kabullenme , bizim Merhameti gazabını örten Rabbimiz var . ümitsizlik ve korku şeytandan , huzur ve ümit Allahtandır . Allah hepimizi ve herkesi affeder taki en büyük günahları işlemedikçe , tövbe edersek tabikide ihlasla . Hz Musa adam öldürmüş bir peygamberdir . Dikkat et cümleye , peygamberdir , herkes hata yapabilir sonu içten bir tevbedir , umudunu ve ümidini kaybetme , umutsuzluk anında bilki şeytan yanında aklında zihninde hemen Allaha yönel . Mesela Bir eve gidiceksin kapısında köpek var , sana hırlıyor , korkutuyor sen o köpeği susturamıyorsun gücün yetmiyor , sahibine söylüyorsun o köpek anca sahibini dinliyor . Bu durum gibi sen o şeytanında sahibine Allaha sığıncaksın , kalbinde acaba , şöylemiydi böylemiydi vızıltı seslerine yer vermiceksin . Allaha sığıncaksın , namazında olcaksın zikrinde olcaksın , tefekkürde olcaksın kısacası acabalara yer vermiceksin , acaba ile, keşke ile başlayan hiç bir cümleyi duymayacaksın , bana ait değil bu düşünceler deyip geçiceksin , dinlemeye başlarsan o seslerin sonu gelmez . Sağlam bir tövbe et , af dile , hepimizin hatası var önemli olan hatada ısrar etmemek tövbe kapısı aralayabilmek . Allahla irtibat kurmaya çalışırsan , Rabbimin izniyle geçicek inşAllah


  4. 09.Mart.2015, 15:25
    2
    Mum Ve Merhem Olabilmek..



    Başkasında şaştığın şeyi yapman normal insanoğlu hep bunla karşılaşır , ben yapmam der ve yapar , ben düşünmem der düşünür , kısacası kendindne çok emindir ama emin olduğu yerden sınanır bunu bilemez işte. Brincisi korkma , bu sesleri kabullenme , şeytan senin neden korktuğunu bildiği için devamlı korktuğun şeyle senin karşına çıkıyor , o günah bu günah diye fısfıslar ediyor , naparsan yap diyo ümitsizlik veriyor hepsi şeytandan bunun . Vesvese yani . Bakış açını ve düşüncelerini değiştirceksin kardeşim , o sesler sana ait değil , kabullenme , bizim Merhameti gazabını örten Rabbimiz var . ümitsizlik ve korku şeytandan , huzur ve ümit Allahtandır . Allah hepimizi ve herkesi affeder taki en büyük günahları işlemedikçe , tövbe edersek tabikide ihlasla . Hz Musa adam öldürmüş bir peygamberdir . Dikkat et cümleye , peygamberdir , herkes hata yapabilir sonu içten bir tevbedir , umudunu ve ümidini kaybetme , umutsuzluk anında bilki şeytan yanında aklında zihninde hemen Allaha yönel . Mesela Bir eve gidiceksin kapısında köpek var , sana hırlıyor , korkutuyor sen o köpeği susturamıyorsun gücün yetmiyor , sahibine söylüyorsun o köpek anca sahibini dinliyor . Bu durum gibi sen o şeytanında sahibine Allaha sığıncaksın , kalbinde acaba , şöylemiydi böylemiydi vızıltı seslerine yer vermiceksin . Allaha sığıncaksın , namazında olcaksın zikrinde olcaksın , tefekkürde olcaksın kısacası acabalara yer vermiceksin , acaba ile, keşke ile başlayan hiç bir cümleyi duymayacaksın , bana ait değil bu düşünceler deyip geçiceksin , dinlemeye başlarsan o seslerin sonu gelmez . Sağlam bir tövbe et , af dile , hepimizin hatası var önemli olan hatada ısrar etmemek tövbe kapısı aralayabilmek . Allahla irtibat kurmaya çalışırsan , Rabbimin izniyle geçicek inşAllah


  5. 09.Mart.2015, 20:24
    3
    yusuf_y
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Şubat.2015
    Üye No: 105518
    Mesaj Sayısı: 33
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Vesveseyle başım dertte

    Önce hemen şunu belirtelim ki, vesvese çok korkulacak bir şey değildir, çünkü iman var ki, vesvese geliyor.
    Sahabe-i Kiram'dan Efendimiz'e gelip, “Ya Rasûlallah, vesveseye mübtelâyım” diyen birine, Efendimiz (sav)'in cevabı, “Endişe edilecek bir şey yok; o mahz-ı imandır, imanın kuvvetindendir” şeklinde olurdu.
    Şeytan, sizde de iman cevheri, ibâdet hazinesi, namaz ve dine hizmet cevheri olduğunu bildiği içindir ki,
    korsanlık yapmakta ve size karşı taarruza geçmektedir. Korsanlık, belki denizlerde yapılan şekliyle tarihte
    gömülmüştür ama, şeytana bakan yönüyle Âdem (as) ile başlamış olup, kıyamete kadar da devam edecektir.

    Nasıl deniz korsanları, hazine taşıyan zengin gemilerine tecavüz eder ve define bulunan adalara saldırırlar,
    öyle de şeytan dahi, mü'minin iman cevheri taşıyan kalbine hücum eder. Zaten o, tamtakır,
    kupkuru ve bomboş kalblerle uğraşmaz; böylelerine vesvese okları göndermez.
    Hırsızlar bile zengin evleri kollarlar; Doğu'nun ve Batı'nın kâfir ve zâlimleri de öyle değil mi?..

    Vesveseye düşen mü'min, “Şeytan bütün cephelerde mağlûp oldu; bu yüzden, şimdi de iman ve İslâm'a ait
    vesveselerle, şüphelerle beni meşgûl etmek, hazineme el atmak istiyor; ama, benden bir şey koparamayacak.
    Bu, onun son çırpınışlarıdır; bir gün gelecek, benden bir şey koparamayacağını anlayınca çekip gidecektir..
    kapıma haydut kılıklı birinin gelip, birkaç gün el açtıktan sonra çekip gitmesi gibi. Hoş, gitmese de kapılar ona
    sürmeli ve beni koruyan kale de çok sağlam; bana Allah’ın izniyle hiç bir şey yapamaz” diye düşünmelidir.

    2. Vesvese, kalbin malı değildir:

    Kalb rahatsız olduğuna göre, vesvese kalbe mal edilemez; çünkü eğer o, kalbin malı olsaydı,
    kalb ondan rahatsız ve tedirgin olmayacaktı ve böyle bir kalble şeytan da uğraşmayacaktı...

    Kalbin rahatsız ve tedirgin olması şundandır: Kalb, vesveseye razı değil, sahip de değil; vesvese ile
    arasında manâ ve mahiyet bakımından bir münasebet olmadığı içindir ki, kalb vesveseden rahatsız olmaktadır.
    Kişinin gösterdiği reaksiyondan, ateşinin yükselmesi, kaşlarının çatılması, başının ağrıması, iştiha ve ağız tadının kaçmasından anlıyoruz bunu; tıpkı vücuda giren yabancı mikroplara ve bu mikropların fizyolojik yapıda açtığı
    rahnelere, meydana getirdiği arızalara karşı vücudun muharipler üretmesi, antikorları devreye sokması ve bu ciddi
    muharebenin meydana gelmesi neticesinde hararetin yükselmesi gibi. İşte, şeytanın da kalbimize gönderdiği bizim
    malımız olmayan yabancı hayâl, düşünce ve vesveselere karşı mânevî yapımız, iman potansiyelimiz, âdeta antikor
    üreterek, bu şer ve şerareler ordusuna karşı kavga vermekte, bunun neticesinde de ateşimiz yükselip, kalbimiz
    sıkılmaktadır. Eğer, vücudumuz herhangi bir mukavemette bulunmuyor ve boğa yılanı görmüş bir keçi
    gibi hemen teslim oluyorsa, o zaman, AİDS virüsüne karşı antikorların teslim-i silah ettikleri gibi,
    bizde de iş bitmiş demektir. Gelen vesvese karşısında kalbimiz, imanımız mukavemet etmezse, o zaman vesvese
    de olmaz, hararet de yükselmez! Bu, “Gel, ne istersen yap!” demektir ki, şeytanın da istediği budur.

    3. Vesveseye maruz kalb, içine kötülerin çer-çöp attığı pınara benzer:

    meseleyi bir de şöyle düşünebiliriz: Berrak, saf ve tertemiz bir su kaynağı var; bileşikleri, tadı ve takdim ettiği şifasıyla zemzem suyu gibi bir su kaynağı. Herkes tarafından mâlum ve meşhur hale gelmiş, dünyâca da kabûl edilmiş mübarek
    bir kaynak. Şimdi, hain biri geliyor, sinsice kaynağa yaklaşıp, su üzerine boya, toz, çer-çöp döküp kaçıyor.
    Siz bunu görünce, “Eyvah” diyorsunuz; “Pınarım kurudu, mahvoldu, pislendi ve ölüp gitti!” Oysa, hakikat böyle değildir. Akan su, üzerinde atılan o çer çöpü götürecek ve safiyetini muhafaza edecektir. Sizin kalbiniz, imanınız berrak,
    pırıl pırıl bir pınar ise, o zaman bulandırmak için üzerine atılan tozun, toprağın ona hiç bir zararı olmayacaktır.
    O toz, toprak akıp gidecek ve sizin menba'ınız her zaman temiz kalacaktır. Demek oluyor ki, o bulanıklık
    pınarın kendinden değil... Evet, işte vesveseye maruz kalb de böyledir...

    4. Vesvese, iradî olmayıp, fiiliyata da dökülmüyorsa insanı mes'ul etmez:

    Bildiğiniz gibi, mükellef ve mes'ul olmada irâde ve şuur şarttır. Hayvanatın yanısıra mecnunlara, aklı,
    şuuru yerinde olmayanlara teklif yoktur. Bu itibarla, vesvese için irâde devrede değilse ve plân, programı yapıp,
    “gel” diye kalb ve düşünce kapılarımızı bizzat kendimiz aralamıyorsak, mes'ul sayılmayız. Elverir ki,
    onu fiiliyata dökmeyelim, işlemeyelim. İrâde, umumiyetle böyle kendi kendine gelen vesveseyi
    karşısında bulur ve ona mukavemet edemez, çünkü o davetsiz gelir. Ayrıca insan, tedayi-i efkâr ile irâdesi dahilinde olmadan gördüğü, duyduğu ve okuduğu şeylerle de bir takım hatıralara, hayâllere ve
    düşüncelere maruz kalabilir. Aslında, çok defa bunlardan kurtulmak mümkün de değildir; çünkü insanın bu hali,
    yaratılışın muktezasıdır.

    5. Vesvese, insanın ilerlemesine mani olmayan örümcek ağı gibidir:

    Vesvese, kendine has tutarsızlığıyla bilindiği zaman zararlı olmaz. Kur'ân, “Muhakkak, şeytanın hilesi zayıftır”
    diye ferman etmektedir (Nisa, 4/76). Evet var ama, yok gibidir şeytanın hilesi. Meselâ, iki duvar arasından geçmek istiyorsunuz; bakıyorsunuz ki, bir örümcek, ağlarını gerip yolunuzu kapatmış; döner
    misiniz, devam mı edersiniz? Örümcek ağı sizin ilerlemenize mâni olabilir mi gerçekten? Şüphesiz hayır;
    onu bir engel olarak görmez ve hiçbir şey yokmuş gibi yolunuza devam edersiniz.

    Efendimiz, şeytanın dalâleti, küfrü, küfranı, günahı ve kötülükleri yaptırmadığını ve elinden tutup da kimseye günah işletemeyeceğini beyan buyurur. Şeytanın yaptığı, ancak fenalıkları süsleyip-püslemek, allayıp-pullamak,
    cazip ve çekici göstermektir. İyiyi de kötüyü de yaratan, dalâlete de hidayete de sevkeden
    Allah (cc)'tır. Rengârenk köpüklerle süslenip imar edilmiş bir saray gibidir şeytanın vesveseleri; fakat altında derin
    çukurlar bulunur, kilometrelere ulaşan derin çukurlar...

    Gelip geçiciliği bilindiği zaman vesvesenin zararı olmaz. Vesvese, üflemekle uçup giden tüy kadar zayıftır.
    Bir ara toplanıp sonra dağılıveren bulutlara benzer o; ardından ne yağmur gelir, ne de yel!.. O, uçak yolcularının
    bir anlığına içine düştüğü hava boşluğu gibidir; ne feryat etmeye değer, ne de dövünüp yakınmaya!..

    6. Vesvese, üzerinde durulmadığı ve dert haline getirilmediği takdirde hiçbir zarar vermez:

    Düşüncenize bulaşıp da onu kirletmeyeceğini bildiğiniz zaman vesvese zararlı olmaz. Vesvese, hayâl aynasında
    sönüp gidecek derecede zayıf ve gelip geçici bir iz; leke ve pislik bulaştırmayacak bir görüntü ve çok hafif
    yansımalardan ibarettir. Akla ve hayâle gelen şeyler, hayır kaynaklı ise akıl ve düşünceyi bir
    derece nurlandırır; fakat şer kaynaklı bir vesvese ise, o zaman da akla, düşünceye ve kalbe tesir etmez,
    kir bırakmaz ve zarar da vermez. Elinizde tuttuğunuz aynaya karşıdaki yılanın görüntüsü aksetse, aynadaki o
    yılanın elinize zararı olur mu? Ya da, aynaya akseden bir pislik elinizi kirletir mi? Veya, elinizdeki aynaya akseden
    alevli ateş, elinizi yakar mı? Aynenbunun gibi, nasıl karnınızdaki pisliklerin namaza ve elmasın etrafındaki kömür
    tozlarının elmasa zararı yoksa, aynı şekilde, şeytanın da dışta ya da içte aslî ve zatî bir varlığı ve hüviyeti olsa bile,
    attığı okların, gönderdiği görüntülerin aslî hüviyeti ve hiç bir zararı yoktur.

    Üzerinde durmadığınız, merakla üzerine varmadığınız, sahip çıkıp kabullenmediğiniz, küçük görerek şişmesine
    meydan vermediğiniz ve bir dert haline getirmediğiniz zaman, vesvesenin hiç bir zararı olmaz. Ona hep
    tepeden bakacak ve “Allah'ın (cc) izniyle bunun altından vurup, üstünden çıkarım” diyeceksiniz.

    7. Vesvese, zararlı tevehhüm edildiği zaman zarar verir:

    Şimdiye kadar anlattıklarımızın hilafına hareket edildiği takdirde vesvesenin zararı olabilir. Evet vesvese,
    zararsız olduğu bilinmeyip, zararlı tevehhüm edildiği zaman zararlıdır. Üzerinde durulup kurcalandığı ve merakla
    karıştırıldığı zaman zararlıdır o; büyük gördükçe, mühimsedikçe büyür ve bir balon gibi şişerek bizi yutacak hale gelir.
    Bir arı kovanı içinde yüzlerce arı bulunur ama, siz önemsemeden kovanın önünden geçer gidersiniz.
    Vesvese karşısında da yapmamız gereken şey, bundan farklı olmamalıdır.

    Şeytan, zayıf ve geçici bir görüntü karesini hayalimize atar; biz de cazip bulur ve onu işlettirirsek, o bir karelik manzara,
    hayâl sinemamızda saatleri içine alan bir film şeridi haline gelir de, farkına bile varamayız. Hususiyle yalnız kalınca,
    bilhassa gençlerde ve hele bu sûretler, nefsâniliğe bakan, bedeni tesir altına alan suretler olursa...
    Evet, insan onu alır ve hayâlinde maceralı bir film haline getirir. Halbuki şeytana ait olan, o
    ilk sahnedir. Öyleyse, o ilk oltaya sahip çıkmamak, takılmamak ve onu işlettirmemek gerekir ki, şeytan da bizi
    işletmesin ve işlete işlete hayâllerimizi gerçeğe dönüştürmesin; dönüştürmesin ki, biz de neticede o bir karelik
    görüntünün kurbanı olmayalım.

    8. Hassas ve asabî ruhlar, şeytanın vesvesesine önem verip vehme kapılmamalıdırlar:

    Vesvese, hassas ve asabî ruhlarda daha da zararlı bir hastalık ve meleke haline gelir. Böyle birisi, vesvese geldiğinde,
    zararlı olacağı endişesiyle telaşa ve vehme kapılır; sonra da bunu kalben, fikren ve im'an-ı nazarla büyütüp,
    kendine mal eder. Derken onu huy haline getirir ve onunla bütünleşir. Bu ise, şeytan karşısında ye'se düşüp,
    tam zarara uğramanın ifâdesidir. Bu hale ma’ruz kalmış biri, ümitsiz bir şekilde “Artık ben mahvoldum” deyip,
    mağlûbiyeti kabûl eder ve böylece önce merkezi şeytanın salvolarına açık hale getirir, sonra da onu terk eder.
    Bir kumandan düşünün; ilerde sağ tarafta bir kaç madenî parlama görerek, düşman o taraftan saldırıya geçecek
    vehmine kapılır ve ordusunun sağ kanadını boşaltıp o tarafa sürer; sol tarafındaki dağlarda da ağaç yapraklarının
    kıpırdanmalarından, düşmanın saklandığı ve hücum edeceği düşüncesine kapılarak, ordusunun sol kanadını da oraya
    sevk eder. Neticede merkez, hasmın taarruz ve imha etmesine açık ve hazır hale gelmiş olur. Esasen bu,
    taktik bilememenin ve düşmanı tanımamanın ifâdesidir. Görüyorsunuz ki, şeytanın yaptığının vesvese adına bir kibrit
    çöpü kadar önemi yokken, insan onu azmanlaştırıyor, azgınlaştırıyor ve kendi başına salıyor. Evet, dikkat edelim,
    onu hayalimizde ve düşüncemizde büyütmeyelim...

    9. Vesvesenin manyetik alanından ibâdet ile uzaklaşmalı ve psikolojik te’sirinden çıkılmalıdır..!

    Vesveseye karşı sizi vesvesenin manyetik alanından kurtaracak davranışlarda bulunun. Hadiste de ifâde edildiği gibi,
    böyle bir şey arız olduğunda, söz gelimi gadaplandığınızda, ayakta iseniz oturun, oturuyorsanız uzanın veya kalkıp
    abdest alarak iki rekat namaz kılın ve iç dünyânızda değişiklik yapın; ayrıca o sisi dağıtacak daha başka meşrû bir kısım
    davranışlarda bulunun!.. İrâdenizi devreye sokarak, psikolojinize te’sir edebilecek, elinizde olmadan içine düştüğünüz
    hava boşluğundan sizi çıkaracak veya tutulduğunuz elektrik akımından sizi çekip alacak küçük de olsa bir vesile arayın.! Efendimiz (sav), bir sefer dönüşü -bir defaya mahsus olmak üzere-yorgunluktan uyanamayıp sabah namazı kazaya
    kalınca, “Burayı derhal terkedin; şeytan burada hâkimiyet ve saltanat kurmuş” buyurmuşlardı.
    Evet, her zaman şeytanın manyetik alanına karşı dikkatli olunmalı ve bilmeyerek içine girilmişse, çarçabuk oradan
    uzaklaşılmalıdır. Gaflet ve dikkatsizlik, şeytan ve şeytanî şeylere birer hüsn-ü istikbalse, evrad u ezkâr, Allah’ı ilan ve O’nunla irtibatlanma, bütün şer kuvvetlere karşı bir müdafaa, hattâ bir taarruzdur.
    Meselâ, Efendimiz (sav) bir yerde, şeytanın ezan sesinden nasıl kaçtığını anlatır. Demek ki, onun ezana
    ve ezanın ihtiva ettiği manâlara tahammülü yok. Öyle ise, şeytan vesveselerle taarruza geçtikce, biz de
    Allah ve Rasûlü’yle irtibatımızı kuvvetlendirmeli ve hep lâhûtî hâtıralara dalmalıyız. Efendimiz (sav)'in
    Mi’rac yolculuğunu hatırlamanın vesveseyi, hususiyle namazda akla gelenleri, hattâ esnemeyi bıçak gibi kestiği ve
    keseceği söylenebilir. Keza bir yerde sol tarafınıza atacağınız üç tükürük, bir de bakarsınız onun geldiği sisli perdeyi
    yırtıverir. Şeytanın harama teşvik adına gelen vesveselerine karşı bazan yumruğu sıkıp meydan okuma, bazan da hafife
    alma manâsına tebessüm edip geçme, onun manyetik alanına karşı gerilimde bulunma ifadesidir.

    Bir genç arkadaşımıza şöyle dediğimi hatırlıyorum:
    “Şeytan, karşına çıkıp da bir harama bakmanı istediğinde şöyle düşün: Bakmakla elime ne geçecek?
    Bakacaksın, o boş... Daha ileri götürsen, yine boş... Kaldı ki, imanının sana vereceği pişmanlık ve ızdırap da var.
    Sonu böylesine boş, ızdıraplı ve karanlık olacak bir bakışın ne manâsı olabilir ki!” Esasen,
    insan kendini böyle ikna ederken, o haram manzara da çoktan kaybolup gitmiş olur.

    Akla gelen her vesvese, her süslü manzara, gelecekte elde edilecek daha mükemmellerini düşünmekle izale olabilir.
    Kur'ân'ın pek çok yerinde, dünyâ hayatının bir oyun ve eğlenceden ibâret bulunduğu ve gerçek hayatın Ahiret hayatı, yaşanacak gerçek yurdun da ahiret yurdu olduğu ifade edilir (A.İmran, 3/185; Ankebut, 29/64).
    Vesvese, sana ıspanak ve tere otunu mu teklif ediyor; ama Allah (cc) diyor ki, orada peş peşe koparılmaya hazır
    meyveler var. (Hâkka, 69/23) Hem, dünyadaki gibi hazımsızlık, karın ağrısı ve defekasyon lüzumu da duymayacaksın. Buradaki haramlara nazar noktasından gelen vesveseye de aynı şekilde mukabele edilebilir. Ama biz, dünyânın bütün
    güzelliklerine karşı “İsteyene ver Sen anı, bana Seni gerek Seni” diyeceğiz. Yaz aylarının kavurucu sıcağını bahane
    ederek, şeytan sizi hizmetten ve irşad gayesiyle etrafa gidip gelmekten alıkoymak ve
    başkalarına yaptığı gibi sizi de deniz kıyılarına veya gölgesi serin mesire yerlerine çekmek mi istiyor? Ona Cehennem
    ateşinin çok daha sıcak olduğunu hatırlatıverin. Öyle zannediyorum ki, kalbinize atmak istediği bu vesvese,
    kendi gırtlağına tıkanıp kalacaktır.

    Hem “Allah Rasülü (sav) ve O'nun sâdık yaranı ve arkadan gelen salihler bizi bekleyip dururken, benim şurada burada
    avare ve bana yakışmayan bir vaziyette dolaşmam hiç doğru olur mu?” diyerek, bu mevzûda şeytanın telkin etmek
    istediği gaflet ve rehavet vesvesesini izale etmek mümkün olur kanaatindeyim.

    10. Abdest ve namazda “eksik mi yaptım?” şeklindeki vesveselere de önem verilmemelidir.

    “Abdest ve namazda yanlış ve kusurum oldu mu acaba?” şeklinde gelen vesveselere de aldırış etmemek gerekir.
    Böyle bir vesvese ilk defa vuku buluyorsa, o abdest veya namaz tekrar edilebilir. Ama mükerreren oluyorsa,
    sözgelimi bir abdest uzvunu yıkayıp yıkamadığından devamlı şüpheye düşen birisi, o zaman hiç vesveseye meydan
    vermeden, o uzvunu yıkadığını kabûl ederek namaza durmalıdır. Ve yine namazı kaç rekat kıldığı
    mevzuunda vesveseye mübtelâ olmuşsa, namazının tamam olduğu kanaatıyla hareket etmelidir


  6. 09.Mart.2015, 20:24
    3
    yusuf_y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Önce hemen şunu belirtelim ki, vesvese çok korkulacak bir şey değildir, çünkü iman var ki, vesvese geliyor.
    Sahabe-i Kiram'dan Efendimiz'e gelip, “Ya Rasûlallah, vesveseye mübtelâyım” diyen birine, Efendimiz (sav)'in cevabı, “Endişe edilecek bir şey yok; o mahz-ı imandır, imanın kuvvetindendir” şeklinde olurdu.
    Şeytan, sizde de iman cevheri, ibâdet hazinesi, namaz ve dine hizmet cevheri olduğunu bildiği içindir ki,
    korsanlık yapmakta ve size karşı taarruza geçmektedir. Korsanlık, belki denizlerde yapılan şekliyle tarihte
    gömülmüştür ama, şeytana bakan yönüyle Âdem (as) ile başlamış olup, kıyamete kadar da devam edecektir.

    Nasıl deniz korsanları, hazine taşıyan zengin gemilerine tecavüz eder ve define bulunan adalara saldırırlar,
    öyle de şeytan dahi, mü'minin iman cevheri taşıyan kalbine hücum eder. Zaten o, tamtakır,
    kupkuru ve bomboş kalblerle uğraşmaz; böylelerine vesvese okları göndermez.
    Hırsızlar bile zengin evleri kollarlar; Doğu'nun ve Batı'nın kâfir ve zâlimleri de öyle değil mi?..

    Vesveseye düşen mü'min, “Şeytan bütün cephelerde mağlûp oldu; bu yüzden, şimdi de iman ve İslâm'a ait
    vesveselerle, şüphelerle beni meşgûl etmek, hazineme el atmak istiyor; ama, benden bir şey koparamayacak.
    Bu, onun son çırpınışlarıdır; bir gün gelecek, benden bir şey koparamayacağını anlayınca çekip gidecektir..
    kapıma haydut kılıklı birinin gelip, birkaç gün el açtıktan sonra çekip gitmesi gibi. Hoş, gitmese de kapılar ona
    sürmeli ve beni koruyan kale de çok sağlam; bana Allah’ın izniyle hiç bir şey yapamaz” diye düşünmelidir.

    2. Vesvese, kalbin malı değildir:

    Kalb rahatsız olduğuna göre, vesvese kalbe mal edilemez; çünkü eğer o, kalbin malı olsaydı,
    kalb ondan rahatsız ve tedirgin olmayacaktı ve böyle bir kalble şeytan da uğraşmayacaktı...

    Kalbin rahatsız ve tedirgin olması şundandır: Kalb, vesveseye razı değil, sahip de değil; vesvese ile
    arasında manâ ve mahiyet bakımından bir münasebet olmadığı içindir ki, kalb vesveseden rahatsız olmaktadır.
    Kişinin gösterdiği reaksiyondan, ateşinin yükselmesi, kaşlarının çatılması, başının ağrıması, iştiha ve ağız tadının kaçmasından anlıyoruz bunu; tıpkı vücuda giren yabancı mikroplara ve bu mikropların fizyolojik yapıda açtığı
    rahnelere, meydana getirdiği arızalara karşı vücudun muharipler üretmesi, antikorları devreye sokması ve bu ciddi
    muharebenin meydana gelmesi neticesinde hararetin yükselmesi gibi. İşte, şeytanın da kalbimize gönderdiği bizim
    malımız olmayan yabancı hayâl, düşünce ve vesveselere karşı mânevî yapımız, iman potansiyelimiz, âdeta antikor
    üreterek, bu şer ve şerareler ordusuna karşı kavga vermekte, bunun neticesinde de ateşimiz yükselip, kalbimiz
    sıkılmaktadır. Eğer, vücudumuz herhangi bir mukavemette bulunmuyor ve boğa yılanı görmüş bir keçi
    gibi hemen teslim oluyorsa, o zaman, AİDS virüsüne karşı antikorların teslim-i silah ettikleri gibi,
    bizde de iş bitmiş demektir. Gelen vesvese karşısında kalbimiz, imanımız mukavemet etmezse, o zaman vesvese
    de olmaz, hararet de yükselmez! Bu, “Gel, ne istersen yap!” demektir ki, şeytanın da istediği budur.

    3. Vesveseye maruz kalb, içine kötülerin çer-çöp attığı pınara benzer:

    meseleyi bir de şöyle düşünebiliriz: Berrak, saf ve tertemiz bir su kaynağı var; bileşikleri, tadı ve takdim ettiği şifasıyla zemzem suyu gibi bir su kaynağı. Herkes tarafından mâlum ve meşhur hale gelmiş, dünyâca da kabûl edilmiş mübarek
    bir kaynak. Şimdi, hain biri geliyor, sinsice kaynağa yaklaşıp, su üzerine boya, toz, çer-çöp döküp kaçıyor.
    Siz bunu görünce, “Eyvah” diyorsunuz; “Pınarım kurudu, mahvoldu, pislendi ve ölüp gitti!” Oysa, hakikat böyle değildir. Akan su, üzerinde atılan o çer çöpü götürecek ve safiyetini muhafaza edecektir. Sizin kalbiniz, imanınız berrak,
    pırıl pırıl bir pınar ise, o zaman bulandırmak için üzerine atılan tozun, toprağın ona hiç bir zararı olmayacaktır.
    O toz, toprak akıp gidecek ve sizin menba'ınız her zaman temiz kalacaktır. Demek oluyor ki, o bulanıklık
    pınarın kendinden değil... Evet, işte vesveseye maruz kalb de böyledir...

    4. Vesvese, iradî olmayıp, fiiliyata da dökülmüyorsa insanı mes'ul etmez:

    Bildiğiniz gibi, mükellef ve mes'ul olmada irâde ve şuur şarttır. Hayvanatın yanısıra mecnunlara, aklı,
    şuuru yerinde olmayanlara teklif yoktur. Bu itibarla, vesvese için irâde devrede değilse ve plân, programı yapıp,
    “gel” diye kalb ve düşünce kapılarımızı bizzat kendimiz aralamıyorsak, mes'ul sayılmayız. Elverir ki,
    onu fiiliyata dökmeyelim, işlemeyelim. İrâde, umumiyetle böyle kendi kendine gelen vesveseyi
    karşısında bulur ve ona mukavemet edemez, çünkü o davetsiz gelir. Ayrıca insan, tedayi-i efkâr ile irâdesi dahilinde olmadan gördüğü, duyduğu ve okuduğu şeylerle de bir takım hatıralara, hayâllere ve
    düşüncelere maruz kalabilir. Aslında, çok defa bunlardan kurtulmak mümkün de değildir; çünkü insanın bu hali,
    yaratılışın muktezasıdır.

    5. Vesvese, insanın ilerlemesine mani olmayan örümcek ağı gibidir:

    Vesvese, kendine has tutarsızlığıyla bilindiği zaman zararlı olmaz. Kur'ân, “Muhakkak, şeytanın hilesi zayıftır”
    diye ferman etmektedir (Nisa, 4/76). Evet var ama, yok gibidir şeytanın hilesi. Meselâ, iki duvar arasından geçmek istiyorsunuz; bakıyorsunuz ki, bir örümcek, ağlarını gerip yolunuzu kapatmış; döner
    misiniz, devam mı edersiniz? Örümcek ağı sizin ilerlemenize mâni olabilir mi gerçekten? Şüphesiz hayır;
    onu bir engel olarak görmez ve hiçbir şey yokmuş gibi yolunuza devam edersiniz.

    Efendimiz, şeytanın dalâleti, küfrü, küfranı, günahı ve kötülükleri yaptırmadığını ve elinden tutup da kimseye günah işletemeyeceğini beyan buyurur. Şeytanın yaptığı, ancak fenalıkları süsleyip-püslemek, allayıp-pullamak,
    cazip ve çekici göstermektir. İyiyi de kötüyü de yaratan, dalâlete de hidayete de sevkeden
    Allah (cc)'tır. Rengârenk köpüklerle süslenip imar edilmiş bir saray gibidir şeytanın vesveseleri; fakat altında derin
    çukurlar bulunur, kilometrelere ulaşan derin çukurlar...

    Gelip geçiciliği bilindiği zaman vesvesenin zararı olmaz. Vesvese, üflemekle uçup giden tüy kadar zayıftır.
    Bir ara toplanıp sonra dağılıveren bulutlara benzer o; ardından ne yağmur gelir, ne de yel!.. O, uçak yolcularının
    bir anlığına içine düştüğü hava boşluğu gibidir; ne feryat etmeye değer, ne de dövünüp yakınmaya!..

    6. Vesvese, üzerinde durulmadığı ve dert haline getirilmediği takdirde hiçbir zarar vermez:

    Düşüncenize bulaşıp da onu kirletmeyeceğini bildiğiniz zaman vesvese zararlı olmaz. Vesvese, hayâl aynasında
    sönüp gidecek derecede zayıf ve gelip geçici bir iz; leke ve pislik bulaştırmayacak bir görüntü ve çok hafif
    yansımalardan ibarettir. Akla ve hayâle gelen şeyler, hayır kaynaklı ise akıl ve düşünceyi bir
    derece nurlandırır; fakat şer kaynaklı bir vesvese ise, o zaman da akla, düşünceye ve kalbe tesir etmez,
    kir bırakmaz ve zarar da vermez. Elinizde tuttuğunuz aynaya karşıdaki yılanın görüntüsü aksetse, aynadaki o
    yılanın elinize zararı olur mu? Ya da, aynaya akseden bir pislik elinizi kirletir mi? Veya, elinizdeki aynaya akseden
    alevli ateş, elinizi yakar mı? Aynenbunun gibi, nasıl karnınızdaki pisliklerin namaza ve elmasın etrafındaki kömür
    tozlarının elmasa zararı yoksa, aynı şekilde, şeytanın da dışta ya da içte aslî ve zatî bir varlığı ve hüviyeti olsa bile,
    attığı okların, gönderdiği görüntülerin aslî hüviyeti ve hiç bir zararı yoktur.

    Üzerinde durmadığınız, merakla üzerine varmadığınız, sahip çıkıp kabullenmediğiniz, küçük görerek şişmesine
    meydan vermediğiniz ve bir dert haline getirmediğiniz zaman, vesvesenin hiç bir zararı olmaz. Ona hep
    tepeden bakacak ve “Allah'ın (cc) izniyle bunun altından vurup, üstünden çıkarım” diyeceksiniz.

    7. Vesvese, zararlı tevehhüm edildiği zaman zarar verir:

    Şimdiye kadar anlattıklarımızın hilafına hareket edildiği takdirde vesvesenin zararı olabilir. Evet vesvese,
    zararsız olduğu bilinmeyip, zararlı tevehhüm edildiği zaman zararlıdır. Üzerinde durulup kurcalandığı ve merakla
    karıştırıldığı zaman zararlıdır o; büyük gördükçe, mühimsedikçe büyür ve bir balon gibi şişerek bizi yutacak hale gelir.
    Bir arı kovanı içinde yüzlerce arı bulunur ama, siz önemsemeden kovanın önünden geçer gidersiniz.
    Vesvese karşısında da yapmamız gereken şey, bundan farklı olmamalıdır.

    Şeytan, zayıf ve geçici bir görüntü karesini hayalimize atar; biz de cazip bulur ve onu işlettirirsek, o bir karelik manzara,
    hayâl sinemamızda saatleri içine alan bir film şeridi haline gelir de, farkına bile varamayız. Hususiyle yalnız kalınca,
    bilhassa gençlerde ve hele bu sûretler, nefsâniliğe bakan, bedeni tesir altına alan suretler olursa...
    Evet, insan onu alır ve hayâlinde maceralı bir film haline getirir. Halbuki şeytana ait olan, o
    ilk sahnedir. Öyleyse, o ilk oltaya sahip çıkmamak, takılmamak ve onu işlettirmemek gerekir ki, şeytan da bizi
    işletmesin ve işlete işlete hayâllerimizi gerçeğe dönüştürmesin; dönüştürmesin ki, biz de neticede o bir karelik
    görüntünün kurbanı olmayalım.

    8. Hassas ve asabî ruhlar, şeytanın vesvesesine önem verip vehme kapılmamalıdırlar:

    Vesvese, hassas ve asabî ruhlarda daha da zararlı bir hastalık ve meleke haline gelir. Böyle birisi, vesvese geldiğinde,
    zararlı olacağı endişesiyle telaşa ve vehme kapılır; sonra da bunu kalben, fikren ve im'an-ı nazarla büyütüp,
    kendine mal eder. Derken onu huy haline getirir ve onunla bütünleşir. Bu ise, şeytan karşısında ye'se düşüp,
    tam zarara uğramanın ifâdesidir. Bu hale ma’ruz kalmış biri, ümitsiz bir şekilde “Artık ben mahvoldum” deyip,
    mağlûbiyeti kabûl eder ve böylece önce merkezi şeytanın salvolarına açık hale getirir, sonra da onu terk eder.
    Bir kumandan düşünün; ilerde sağ tarafta bir kaç madenî parlama görerek, düşman o taraftan saldırıya geçecek
    vehmine kapılır ve ordusunun sağ kanadını boşaltıp o tarafa sürer; sol tarafındaki dağlarda da ağaç yapraklarının
    kıpırdanmalarından, düşmanın saklandığı ve hücum edeceği düşüncesine kapılarak, ordusunun sol kanadını da oraya
    sevk eder. Neticede merkez, hasmın taarruz ve imha etmesine açık ve hazır hale gelmiş olur. Esasen bu,
    taktik bilememenin ve düşmanı tanımamanın ifâdesidir. Görüyorsunuz ki, şeytanın yaptığının vesvese adına bir kibrit
    çöpü kadar önemi yokken, insan onu azmanlaştırıyor, azgınlaştırıyor ve kendi başına salıyor. Evet, dikkat edelim,
    onu hayalimizde ve düşüncemizde büyütmeyelim...

    9. Vesvesenin manyetik alanından ibâdet ile uzaklaşmalı ve psikolojik te’sirinden çıkılmalıdır..!

    Vesveseye karşı sizi vesvesenin manyetik alanından kurtaracak davranışlarda bulunun. Hadiste de ifâde edildiği gibi,
    böyle bir şey arız olduğunda, söz gelimi gadaplandığınızda, ayakta iseniz oturun, oturuyorsanız uzanın veya kalkıp
    abdest alarak iki rekat namaz kılın ve iç dünyânızda değişiklik yapın; ayrıca o sisi dağıtacak daha başka meşrû bir kısım
    davranışlarda bulunun!.. İrâdenizi devreye sokarak, psikolojinize te’sir edebilecek, elinizde olmadan içine düştüğünüz
    hava boşluğundan sizi çıkaracak veya tutulduğunuz elektrik akımından sizi çekip alacak küçük de olsa bir vesile arayın.! Efendimiz (sav), bir sefer dönüşü -bir defaya mahsus olmak üzere-yorgunluktan uyanamayıp sabah namazı kazaya
    kalınca, “Burayı derhal terkedin; şeytan burada hâkimiyet ve saltanat kurmuş” buyurmuşlardı.
    Evet, her zaman şeytanın manyetik alanına karşı dikkatli olunmalı ve bilmeyerek içine girilmişse, çarçabuk oradan
    uzaklaşılmalıdır. Gaflet ve dikkatsizlik, şeytan ve şeytanî şeylere birer hüsn-ü istikbalse, evrad u ezkâr, Allah’ı ilan ve O’nunla irtibatlanma, bütün şer kuvvetlere karşı bir müdafaa, hattâ bir taarruzdur.
    Meselâ, Efendimiz (sav) bir yerde, şeytanın ezan sesinden nasıl kaçtığını anlatır. Demek ki, onun ezana
    ve ezanın ihtiva ettiği manâlara tahammülü yok. Öyle ise, şeytan vesveselerle taarruza geçtikce, biz de
    Allah ve Rasûlü’yle irtibatımızı kuvvetlendirmeli ve hep lâhûtî hâtıralara dalmalıyız. Efendimiz (sav)'in
    Mi’rac yolculuğunu hatırlamanın vesveseyi, hususiyle namazda akla gelenleri, hattâ esnemeyi bıçak gibi kestiği ve
    keseceği söylenebilir. Keza bir yerde sol tarafınıza atacağınız üç tükürük, bir de bakarsınız onun geldiği sisli perdeyi
    yırtıverir. Şeytanın harama teşvik adına gelen vesveselerine karşı bazan yumruğu sıkıp meydan okuma, bazan da hafife
    alma manâsına tebessüm edip geçme, onun manyetik alanına karşı gerilimde bulunma ifadesidir.

    Bir genç arkadaşımıza şöyle dediğimi hatırlıyorum:
    “Şeytan, karşına çıkıp da bir harama bakmanı istediğinde şöyle düşün: Bakmakla elime ne geçecek?
    Bakacaksın, o boş... Daha ileri götürsen, yine boş... Kaldı ki, imanının sana vereceği pişmanlık ve ızdırap da var.
    Sonu böylesine boş, ızdıraplı ve karanlık olacak bir bakışın ne manâsı olabilir ki!” Esasen,
    insan kendini böyle ikna ederken, o haram manzara da çoktan kaybolup gitmiş olur.

    Akla gelen her vesvese, her süslü manzara, gelecekte elde edilecek daha mükemmellerini düşünmekle izale olabilir.
    Kur'ân'ın pek çok yerinde, dünyâ hayatının bir oyun ve eğlenceden ibâret bulunduğu ve gerçek hayatın Ahiret hayatı, yaşanacak gerçek yurdun da ahiret yurdu olduğu ifade edilir (A.İmran, 3/185; Ankebut, 29/64).
    Vesvese, sana ıspanak ve tere otunu mu teklif ediyor; ama Allah (cc) diyor ki, orada peş peşe koparılmaya hazır
    meyveler var. (Hâkka, 69/23) Hem, dünyadaki gibi hazımsızlık, karın ağrısı ve defekasyon lüzumu da duymayacaksın. Buradaki haramlara nazar noktasından gelen vesveseye de aynı şekilde mukabele edilebilir. Ama biz, dünyânın bütün
    güzelliklerine karşı “İsteyene ver Sen anı, bana Seni gerek Seni” diyeceğiz. Yaz aylarının kavurucu sıcağını bahane
    ederek, şeytan sizi hizmetten ve irşad gayesiyle etrafa gidip gelmekten alıkoymak ve
    başkalarına yaptığı gibi sizi de deniz kıyılarına veya gölgesi serin mesire yerlerine çekmek mi istiyor? Ona Cehennem
    ateşinin çok daha sıcak olduğunu hatırlatıverin. Öyle zannediyorum ki, kalbinize atmak istediği bu vesvese,
    kendi gırtlağına tıkanıp kalacaktır.

    Hem “Allah Rasülü (sav) ve O'nun sâdık yaranı ve arkadan gelen salihler bizi bekleyip dururken, benim şurada burada
    avare ve bana yakışmayan bir vaziyette dolaşmam hiç doğru olur mu?” diyerek, bu mevzûda şeytanın telkin etmek
    istediği gaflet ve rehavet vesvesesini izale etmek mümkün olur kanaatindeyim.

    10. Abdest ve namazda “eksik mi yaptım?” şeklindeki vesveselere de önem verilmemelidir.

    “Abdest ve namazda yanlış ve kusurum oldu mu acaba?” şeklinde gelen vesveselere de aldırış etmemek gerekir.
    Böyle bir vesvese ilk defa vuku buluyorsa, o abdest veya namaz tekrar edilebilir. Ama mükerreren oluyorsa,
    sözgelimi bir abdest uzvunu yıkayıp yıkamadığından devamlı şüpheye düşen birisi, o zaman hiç vesveseye meydan
    vermeden, o uzvunu yıkadığını kabûl ederek namaza durmalıdır. Ve yine namazı kaç rekat kıldığı
    mevzuunda vesveseye mübtelâ olmuşsa, namazının tamam olduğu kanaatıyla hareket etmelidir


  7. 30.Ekim.2016, 16:17
    4
    qwert123
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2016
    Üye No: 109097
    Mesaj Sayısı: 80
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Yorum: Vesveseyle başım dertte

    Selamun Aleyküm benim vesvese problemim var. Örneğin dışarı çıkıcam kapıyı açtıktan sonra ellerime bakıyorum acaba bir şey var mı diye veyahutta helaya giriyorum kapıyı açıp içeri girince yine ellerime bakıyorum bir şey bulaştımı diye. Bir yere oturucam oturmadan illa bakıcam yoksa içim rahat etmiyor. Yaşadığım ve o an yaptığım şeyi sonraları tekrar tekrar düşünüyorum lütfen yardımcı olun ne yapmam lazım ?


  8. 30.Ekim.2016, 16:17
    4
    qwert123 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Selamun Aleyküm benim vesvese problemim var. Örneğin dışarı çıkıcam kapıyı açtıktan sonra ellerime bakıyorum acaba bir şey var mı diye veyahutta helaya giriyorum kapıyı açıp içeri girince yine ellerime bakıyorum bir şey bulaştımı diye. Bir yere oturucam oturmadan illa bakıcam yoksa içim rahat etmiyor. Yaşadığım ve o an yaptığım şeyi sonraları tekrar tekrar düşünüyorum lütfen yardımcı olun ne yapmam lazım ?


  9. 30.Ekim.2016, 19:27
    5
    VESSELAM
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Ekim.2016
    Üye No: 109826
    Mesaj Sayısı: 138
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 16
    Bulunduğu yer: Kâinat

    Yorum: Vesveseyle başım dertte

    Aleykum Selam,
    Alıntı
    dışarı çıkıcam kapıyı açtıktan sonra ellerime bakıyorum
    Bunda bir sakınca yok aksine yapılması gerekiyor.


    Alıntı
    Bir yere oturucam oturmadan illa bakıcam yoksa içim rahat etmiyor.
    Bunlar insanların yapması gereken şeylerdir. Peygamberimizin dahi ayakkabısını giymeden önce içinde bir şey var mı diye kontrol ettiği bilinir. (Kaynak hatırlamıyorum) Anlıyacağınız şeytan vesveseyi fazla kaçırmış Vesvese kişinin sevinmesini gerektiren bir durumdur, Neden insanlar bu kadar abartıyor? Vesvese kime gelir? Neden gelir? İmanı olan kimseye vesvese gelir. Gurur duyun abartılacak kadar büyük bir şey değil bu. Vesselam, Allaha emanet olun.



  10. 30.Ekim.2016, 19:27
    5
    Üye
    Aleykum Selam,
    Alıntı
    dışarı çıkıcam kapıyı açtıktan sonra ellerime bakıyorum
    Bunda bir sakınca yok aksine yapılması gerekiyor.


    Alıntı
    Bir yere oturucam oturmadan illa bakıcam yoksa içim rahat etmiyor.
    Bunlar insanların yapması gereken şeylerdir. Peygamberimizin dahi ayakkabısını giymeden önce içinde bir şey var mı diye kontrol ettiği bilinir. (Kaynak hatırlamıyorum) Anlıyacağınız şeytan vesveseyi fazla kaçırmış Vesvese kişinin sevinmesini gerektiren bir durumdur, Neden insanlar bu kadar abartıyor? Vesvese kime gelir? Neden gelir? İmanı olan kimseye vesvese gelir. Gurur duyun abartılacak kadar büyük bir şey değil bu. Vesselam, Allaha emanet olun.



  11. 30.Ekim.2016, 22:48
    6
    Misafir

    Yorum: Vesveseyle başım dertte

    Sizde obsesyon yani takıntı var. Bir psikiyatriste başvurun.


  12. 30.Ekim.2016, 22:48
    6
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Sizde obsesyon yani takıntı var. Bir psikiyatriste başvurun.





+ Yorum Gönder