Konusunu Oylayın.: Yalnız senden yardım isteriz

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Yalnız senden yardım isteriz
  1. 19.Şubat.2015, 14:38
    1
    alperturkmen
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Ocak.2015
    Üye No: 105357
    Mesaj Sayısı: 22
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Yalnız senden yardım isteriz






    Yalnız senden yardım isteriz Mumsema Allah’tan başkasının iş yaptığını söyleyen, mesela (Aspirin ağrıyı kesti) diyen Fâtiha sûresindeki (Biz yalnız senden yardım dileriz) mealindeki âyete göre, güya müşrik oluyormuş. İlaçtan, enbiyadan veya evliyadan yardım istemek şirk mi oluyor?

    Şirk olmaz. İnsana yardım etme kuvvetini veren Allahü tealadır. Asıl, (Enbiya ve evliya yardım edemez) diyerek Allahü tealanın kudretinden şüphe eden müşrik olur.


    Vehhabiler, "Ölmüş evliya ve enbiyadan yardım istenmez" diyor.

    Mesela darda kalan insanlara, Hızır (as) ruhunun yetiştiğini inkar ediyorlar. Halbuki ruhun ölmediği, ayet ve hadislerle açıkça bildirilmiştir. (İmdat ya Hızır) demek şirk olmaz, Allah’tan yardım istemek, sebebe yapışmak olur. (İmdat ya Resulallah, şefaat ya Resulallah) demek de şirk değil, Allah’tan yardım istemek olur. Allahü teâlâ yardım isteyenin sesini bu zatlara duyurmaya ve onların ruhlarına da yardım etme kuvvetini vermeye, elbette kadirdir. Dirilere yardım etme kuvvetini veren Allahü teâlâ, ölmüş zatlara da vermektedir. Bunlara şirk demek, Allahü teâlânın kudretinden şüphe etmek olur.

    Evliyanın diri veya ölü olmasının farkı yoktur. Büyük bir zat vefat edince, feyzi kesilmez, hattâ artar. (İrşad-üt-talibin)

    Maliki mezhebinin büyük âlimlerinden Ali Echuri hazretleri, "Veli, dünyadayken, kınındaki kılıç gibidir. Ölünce, kınından çıkan kılıç gibi olur, tasarrufu, tesiri kuvvetlenir." buyurmuştur. Bu sözü, Ebu Ali Senci hazretleri de, Nur-ül-hidaye kitabında yazmaktadır. (Berika)Allahü teâlâ, sevdiklerinin ruhlarına işittirir. Onların hatırı için istenileni yaratır. Diriler, Allahü teâlânın yaratmasına sebep olduğu gibi, ruhları da diri olduğu için, Allahü teâlânın yaratmasına sebep olur. Hazret-i Âdem, Muhammed aleyhisselamın hürmeti için dua etti, duası kabul oldu. Allahü teâlâ da, (Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismiyle, her ne isteseydin kabul ederdim, Onu yaratmasaydım, seni yaratmazdım.) buyurdu. (Hâkim, Beyheki)

    Ölü-diri her velinin ruhundan yardım istenir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Halil-ür-rahman [Hazret-i İbrahim] gibi 40 kişi her zaman bulunur. Onların sebebiyle yardım görülür ve zafere kavuşulur. Onların bereketiyle gökten yağmur yağar. Onların yerine yeni biri gelmedikçe, ölen olmaz.) [Taberani]

    (Çölde yalnız kalan kimse, bir şey kaybederse, "Ey Allah’ın kulları, bana yardım edin" desin! Çünkü Allahü teâlânın sizin göremediğiniz kulları vardır.)[Taberani] Bu hadis-i şerif, yanında olmayan kimseye seslenerek, ondan yardım istemeyi emretmektedir.(El-Üsul-ül-erbe’a)

    Fatiha suresindeki, (Yalnız senden yardım isteriz) mealindekiâyet-i kerime, ölünün de, dirinin de bir şey yapmasına tesir eden kudretin, Allahü teâlâdan başka bir güç olduğunu göstermez. Mesela acıkan kimsenin, hiçbir sebebe yapışmadan, (Ya Rabbi, beni doyur) demesi, bu âyete uygun değildir; çünkü Cenab-ı Hak, doyurmak için yemek yemeyi sebep kılmıştır. Yemek yeyip doyanın da, doymayı Allah’tan bilmesi gerekir. Rabbimiz, yemek yemeden de doyurur; fakat yemek yenmesini sebep kılmıştır. (Yalnız senden yardım isteriz) diyen kimsenin fırıncıya gidip, "Bana ekmek ver" diye ondan yardım istemesi Allah’tan başkasından yardım istemek değil, Allahü teâlânın emrettiği sebeplere yapışmak olur. Ölü veya diri Evliyadan yardım istemek de, sebeplere yapışmaktır. Sebeplere yapışmak da, Allahü teâlânın emrine uygundur.

    Abdülaziz-i Dehlevî hazretleri Fâtiha’nın tefsirinde buyuruyor ki: Birinden yardım istenirken, yalnız ona güvenilirse, onun, Allahü teâlânın yardımına mazhar olduğu düşünülmezse, haramdır. Eğer yalnız Allahü teâlâya güvenilip, o kulun Allah’ın yardımına mazhar olduğu, Allahü teâlânın her şeyi sebeplerle yarattığı, onun da bir sebep olduğu düşünülürse caiz olur. Enbiya ve evliya da, böyle düşünerek başkasından yardım istemiştir. Bu düşünceyle birinden yardım istemek, Allahü teâlâdan istemek olur.


    Musa Kazım’ın kabri, duamın kabul olması için ilaç gibidir. (İmam-ı Şâfiî)(Diriyken tasarruf [yardım] yaptığı gibi, öldükten sonra da yapan Evliyadan, Maruf-i Kerhi ile Abdülkadir-i Geylani’yi gördüm) diyenler olmuştur. (Mişkat tercümesi)

    Keşif ehli evliyanın çoğu, ruhlardan feyz alarak olgunlaşmışlardır.(Eşiat-ül-lemeat)
    Mevlana Abdülhakim-i Siyalkuti hazretleri buyuruyor ki: Dua eden, Allahü teâlâdan istemektedir. Duasının kabul olması için, Allahü teâlânın sevdiği bir kulunu vasıta yapmaktadır. (Ya Rabbî, bu sevgili kulunun hatırı ve hürmeti için bana da ver!) demektedir. Yahut evliyadan bir zata, (Ey Allah’ın velisi, bana şefaat et, bana vasıta ol, benim için dua et!) demektedir. Dileği veren, yalnız Allahü teâlâdır. Velî, sadece vesiledir, sebeptir. O da fânidir, tasarrufu, gücü yoktur. Allahü teâlânın verdiği güçle yardım etmektedir. Böyle inanmak şirk olsaydı, Allah’tan başkasına güvenmek olsaydı, diriden de dua istemek, bir şey istemek yasak olurdu. Bir cahil, dileğini Allah’ın kudretinden beklemeyip, (Veli yaratır) derse, bu düşünceyle ondan isterse, bu elbette yanlıştır, şirktir. Bunu ileri sürerek, İslam âlimlerine dil uzatılamaz. Zaten herkes kulun bir şey yaratamayacağını bilir.(Zad-ül-lebib)

    Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki: İnsan ölürken ruhunun ölmediğini, şuur sahibi olduğunu, ziyaret edenleri ve onların yaptıklarını anladığını âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler açıkça bildiriyor. Evliyanın ruhları, diriyken olduğu gibi, öldükten sonra da, yüksek mertebededir. Evliyada, dünyada da, öldükten sonra da keramet vardır. Keramet sahibi olan, ruhlardır. Ruh ise, insanın ölmesiyle ölmez. Kerameti yaratan, yalnız Allah'tır. Her insan, Allahü teâlânın kudreti karşısında, diriyken de, ölüyken de hiçtir. (Mişkat)

    Resulullahı ve Evliyayı vesile ederek dua etmek caizdir. (Hülasat-ül-kelam)Ben ölünce beni düşünün, imdadınıza yetişirim. (Mevlana Celaleddin-i Rumi)Ruhaniyetime teveccüh edin veya Mazhar-ı Can-ı Canan’ın kabrine gidin! Ondan hâsıl olan fayda, bin dirinin faydasından daha çoktur.(Mektubat-ı Dehlevi)
    Evliya, enbiya yaratıcı değildir. Allahü teâlâ istenilen şeyi onların hürmetine yaratır. Yani onlar vesiledir, sebeptir. Cenab-ı Hak, her şeyi yoktan yarattığı hâlde, yaratmasına bazı şeyleri sebep kılmıştır. Mesela Hazret-i Âdem’i ana babasız yaratmış, fakat çamuru vesile kılmıştır. Bütün çocukları yaratan da Allahü teâlâdır, fakat çocukların yaratılması için, ana babayı vesile, vasıta kılmıştır. Hazret-i Âdem’i yarattığı gibi, bütün insanları da ana babasız yaratabilirdi, fakat ana babayı sebep vasıta kılmıştır. Onun âdeti böyledir. Onun için (Allah’a yaklaşmak için vesile arayın!) buyuruyor. (Maide 35)

    Her şeyi yaratan Allah’tır. (Sebeplere yapışın) buyurduğu için bir sebebe yapışılır. İbni Kemalpaşazadehazretlerinin Hadis-i erbain’deki "Bir işinizde, sıkışıp bunalınca, kabirdekilerden yardım isteyin" ve Deylemi’nin bildirdiği "Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı" hadis-i şerifleri de, Allahü teâlânın izniyle, ölülerin dirilere yardım edebildiğini göstermektedir. (M. Nasihat)

    Enbiya ve evliyadan yardım istemek, Allahü teâlâyı bırakmak, Onun yaratıcı olduğunu unutmak değildir. Bulut vasıtasıyla Allahü teâlâdan yağmur beklemek, ilaç içerek Allahü teâlâdan şifa beklemek, top, bomba, füze kullanarak Allahü teâlâdan zafer beklemek, hep Allahü teâlâdan istemek olur. Bunlar sebeptir. Allahü teâlâ, her şeyi sebeple yaratmaktadır. Bu sebeplere yapışmak, şirk değildir. Her Peygamber sebeplere yapıştı. Rabbimizin yarattığı suyu içmek için çeşmeye, Onun yarattığı ekmeği yemek için fırıncıya gidildiği ve Onun zafer vermesi için, savaş araçları yapıldığı gibi, onun duayı kabul etmesi için de, büyük zatların ruhlarına gönül bağlanır. Allahü teâlânın elektromanyetik dalgalarla yarattığı sesi almak için radyo kullanmak, Allah’ı bırakıp bir kutuya başvurmak değildir, çünkü radyo kutusundaki aletlere o özellikleri, o kuvvetleri veren, her şeyde, kendi kudretini gizleyen Allahü teâlâdır.

    Müşrik, puta tapar, Allahü teâlâyı düşünmez veya Allah’ın düşmanı olan putları Allah’a yaklaşmak için vesile yaptığını iddia eder. Müşriklerin putlarıyla, Allah’ın sevgili kulları olan Enbiya ve Evliya nasıl aynı kefeye konur? Müslüman, sebepleri, vasıtaları kullanırken, sebeplere, mahlûklara, tesir, hassa veren Allahü teâlâyı düşünür. İstediğini Allahü teâlâdan bekler. Geleni Allahü teâlâdan bilir. Müminler her namazda Fatiha suresini okurken, (Ya Rabbi, dünyadaki arzularıma, ihtiyaçlarıma kavuşmak için maddi sebeplere yapışıyor ve bana yardım etmeleri için, sevdiğin kullarına yalvarıyorum. Bunları yaparken ve her zaman, dilekleri verenin, yaratanın yalnız Sen olduğuna inanıyorum. Yalnız Senden bekliyorum) anlamında söylüyorlar. Her gün böyle söyleyen müminlere nasıl müşrik denir ki?


    Enbiya ve evliyanın ruhlarından yardım istemek, Allahü teâlânın yarattığı bu sebeplere yapışmaktır. Bunların müşrik olmadıklarını, halis mümin olduklarını Fatiha suresinin bu âyeti açıkça haber vermektedir. Mezhepsizler maddi sebeplere yapışıyor, nefislerinin isteklerine kavuşmak için, her vesileye, her çareye başvuruyorlar; fakat Enbiya ve Evliyayı vesileye şirk diyorlar. (S. Ebediyye)Vehhabiler, "İlaç hastalığıma iyi geldi demek veya türbeye gitmek şirktir" dedikleri gibi, öldürüp dirilten yalnız Allah olduğu için, "Terörist falancayı öldürdü"demeye de şirk diyorlar. Elbette öldüren ve dirilten yalnız Allahü teâlâdır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:


    (Dirilten ve öldüren yalnız Odur.) [Yunus 56]

    (Ölüm zamanında insanı, Allahü teâlâ öldürüyor.) [Zümer 42]

    Hazret-i Azrail’in can alması da mecazîdir. "Azrail öldürdü, Azrail can aldı" demek de mecazîdir. Esas öldüren, Allahü teâlâdır. Hastaya şifa veren de Allahü teâlâdır; çünkü Kur’an-ı kerimde, (Hasta olduğum zaman ancak O bana şifa verir) buyuruluyor. (Şuara 80)

    Cenab-ı Hak her şeyi sebeplerle yaratıyor. İlaçsız da şifa vermeye gücü yettiği halde, ilacı sebep kılıyor. Her şeyi yaratanın, şifa verenin Allahü teâlâ olduğunu bilen bir müslümanın, "Aspirin başımın ağrısını giderdi" demesi şirk olmaz. Öldüren yalnız Allahü teâlâ olduğu halde, "Falanca falancayı öldürdü" veya "Azrail babamın canını aldı" demek günah değildir.

    Aynı mecazlar Kur'an-ı kerimde de vardır. Mesela, "Âdem aleyhisselamın oğlu, kardeşini öldürdü" buyuruluyor. (Maide 30)


    O halde, "Şu ilaç hastalığa iyi gelir" veya "Doktor, hastayı iyileştirdi" demek şirk olmaz; çünkü Kur’an-ı kerimde Hazret-i İsa’nın, "A’manın gözünü açarım, Baras hastalığını iyi ederim ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim" dediği bildiriliyor. (Al-i İmran 49)


    Aynı sapıklar, âyet-i kerimelerdeki mecazî manaları anlamadıkları için hâşâ Allahü teâlânın gökte olduğunu, Onun eli olduğunu söylüyorlar. Hâlbuki Türkçede de âyet-i kerimelerde bildirilen mecazların benzerleri çoktur. "İstanbul, valinin elindedir" denince, İstanbul’un valinin emri altında olduğu anlaşılır. Yoksa İstanbul, valinin elinin içinde demek değildir. Mülk suresinde, "Mülk, Allah’ın elindedir" buyuruluyor. Buradaki eli de, insan eli gibi düşünmek çok yanlıştır. Her türlü tasarrufun, hükümranlığın ancak Allahü teâlânın kudreti altında olduğu anlaşılır. Böyle âyet-i kerime ve hadis-i şerifler çoktur. Bunları İslam âlimlerinin açıkladığı şekilde anlamak gerekir. Allah’ın Arş’a hükümran olduğunu bildiren, (Rahman, Arş’ı istiva etti) mealindeki âyet-i kerimeyi de, hâşâ (Allah Arş’ta oturuyor) şeklinde anlamak küfür olur. Onun için Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumak gerekir. (El-Münkız)


    Yusuf aleyhisselamın, zindandan kurtulmak için birinden yardım istemesi, senelerce zindanda kalmasına sebep olmuş. Buna göre, ölü olsun, diri olsun, Allah’tan başkasından yardım istemek nasıl caiz olur?

    Burada Yusuf aleyhisselam yani bir Peygamber suçlanıyor. Peygamberler, caiz olmayan, günah olan işi yaparlar mı hiç? Aksine bu durum, başkasından yardım istemenin caiz olduğunu gösteriyor; çünkü Peygamberler kesinlikle günah işlemez. Allahü teâlânın, sevdiği kullarına böyle gayret etmesi çok vaki olmuştur. Yani Yusuf aleyhisselamın zindanda kalması, bunun günah olduğunu göstermez.

    İnsan, her zaman başkasından yardım isteyebilir. Doktora gider, hastalığının iyileşmesi için yardım ister. Hapse düşmemek veya hapisten kurtulmak için, avukata gidip yardım ister. Denizde boğulmak üzereyken, imdat, beni kurtarın diye insanlardan yardım ister. Elindeki ağır yükü taşıyamayınca, birine (Yardım et de, şu yükü sırtıma alayım) demesinde de bir mahzur olmaz. Bunlar şirk olmaz, sebebe yapışmak olur. Bir âyet-i kerime meali:

    (Onun [Musa aleyhisselamın] kavminden olan bir kimse, düşmanına [üstün gelmek için, Kıptiye] karşı, ondan [Musa aleyhisselamdan] istigasede bulundu [yardım istedi].) [Kasas 15]

    Ölüden veya diriden yardım istemenin sakıncası olmaz. Ölüye de, diriye de yardım etme kuvvetini verenin Allahü teâlâ olduğu bilinince, mesele kalmaz.

    Yazan: Alper Türkmen
    Tarih: 29.09.2014



  2. 19.Şubat.2015, 14:38
    1



    Allah’tan başkasının iş yaptığını söyleyen, mesela (Aspirin ağrıyı kesti) diyen Fâtiha sûresindeki (Biz yalnız senden yardım dileriz) mealindeki âyete göre, güya müşrik oluyormuş. İlaçtan, enbiyadan veya evliyadan yardım istemek şirk mi oluyor?

    Şirk olmaz. İnsana yardım etme kuvvetini veren Allahü tealadır. Asıl, (Enbiya ve evliya yardım edemez) diyerek Allahü tealanın kudretinden şüphe eden müşrik olur.


    Vehhabiler, "Ölmüş evliya ve enbiyadan yardım istenmez" diyor.

    Mesela darda kalan insanlara, Hızır (as) ruhunun yetiştiğini inkar ediyorlar. Halbuki ruhun ölmediği, ayet ve hadislerle açıkça bildirilmiştir. (İmdat ya Hızır) demek şirk olmaz, Allah’tan yardım istemek, sebebe yapışmak olur. (İmdat ya Resulallah, şefaat ya Resulallah) demek de şirk değil, Allah’tan yardım istemek olur. Allahü teâlâ yardım isteyenin sesini bu zatlara duyurmaya ve onların ruhlarına da yardım etme kuvvetini vermeye, elbette kadirdir. Dirilere yardım etme kuvvetini veren Allahü teâlâ, ölmüş zatlara da vermektedir. Bunlara şirk demek, Allahü teâlânın kudretinden şüphe etmek olur.

    Evliyanın diri veya ölü olmasının farkı yoktur. Büyük bir zat vefat edince, feyzi kesilmez, hattâ artar. (İrşad-üt-talibin)

    Maliki mezhebinin büyük âlimlerinden Ali Echuri hazretleri, "Veli, dünyadayken, kınındaki kılıç gibidir. Ölünce, kınından çıkan kılıç gibi olur, tasarrufu, tesiri kuvvetlenir." buyurmuştur. Bu sözü, Ebu Ali Senci hazretleri de, Nur-ül-hidaye kitabında yazmaktadır. (Berika)Allahü teâlâ, sevdiklerinin ruhlarına işittirir. Onların hatırı için istenileni yaratır. Diriler, Allahü teâlânın yaratmasına sebep olduğu gibi, ruhları da diri olduğu için, Allahü teâlânın yaratmasına sebep olur. Hazret-i Âdem, Muhammed aleyhisselamın hürmeti için dua etti, duası kabul oldu. Allahü teâlâ da, (Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismiyle, her ne isteseydin kabul ederdim, Onu yaratmasaydım, seni yaratmazdım.) buyurdu. (Hâkim, Beyheki)

    Ölü-diri her velinin ruhundan yardım istenir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Halil-ür-rahman [Hazret-i İbrahim] gibi 40 kişi her zaman bulunur. Onların sebebiyle yardım görülür ve zafere kavuşulur. Onların bereketiyle gökten yağmur yağar. Onların yerine yeni biri gelmedikçe, ölen olmaz.) [Taberani]

    (Çölde yalnız kalan kimse, bir şey kaybederse, "Ey Allah’ın kulları, bana yardım edin" desin! Çünkü Allahü teâlânın sizin göremediğiniz kulları vardır.)[Taberani] Bu hadis-i şerif, yanında olmayan kimseye seslenerek, ondan yardım istemeyi emretmektedir.(El-Üsul-ül-erbe’a)

    Fatiha suresindeki, (Yalnız senden yardım isteriz) mealindekiâyet-i kerime, ölünün de, dirinin de bir şey yapmasına tesir eden kudretin, Allahü teâlâdan başka bir güç olduğunu göstermez. Mesela acıkan kimsenin, hiçbir sebebe yapışmadan, (Ya Rabbi, beni doyur) demesi, bu âyete uygun değildir; çünkü Cenab-ı Hak, doyurmak için yemek yemeyi sebep kılmıştır. Yemek yeyip doyanın da, doymayı Allah’tan bilmesi gerekir. Rabbimiz, yemek yemeden de doyurur; fakat yemek yenmesini sebep kılmıştır. (Yalnız senden yardım isteriz) diyen kimsenin fırıncıya gidip, "Bana ekmek ver" diye ondan yardım istemesi Allah’tan başkasından yardım istemek değil, Allahü teâlânın emrettiği sebeplere yapışmak olur. Ölü veya diri Evliyadan yardım istemek de, sebeplere yapışmaktır. Sebeplere yapışmak da, Allahü teâlânın emrine uygundur.

    Abdülaziz-i Dehlevî hazretleri Fâtiha’nın tefsirinde buyuruyor ki: Birinden yardım istenirken, yalnız ona güvenilirse, onun, Allahü teâlânın yardımına mazhar olduğu düşünülmezse, haramdır. Eğer yalnız Allahü teâlâya güvenilip, o kulun Allah’ın yardımına mazhar olduğu, Allahü teâlânın her şeyi sebeplerle yarattığı, onun da bir sebep olduğu düşünülürse caiz olur. Enbiya ve evliya da, böyle düşünerek başkasından yardım istemiştir. Bu düşünceyle birinden yardım istemek, Allahü teâlâdan istemek olur.


    Musa Kazım’ın kabri, duamın kabul olması için ilaç gibidir. (İmam-ı Şâfiî)(Diriyken tasarruf [yardım] yaptığı gibi, öldükten sonra da yapan Evliyadan, Maruf-i Kerhi ile Abdülkadir-i Geylani’yi gördüm) diyenler olmuştur. (Mişkat tercümesi)

    Keşif ehli evliyanın çoğu, ruhlardan feyz alarak olgunlaşmışlardır.(Eşiat-ül-lemeat)
    Mevlana Abdülhakim-i Siyalkuti hazretleri buyuruyor ki: Dua eden, Allahü teâlâdan istemektedir. Duasının kabul olması için, Allahü teâlânın sevdiği bir kulunu vasıta yapmaktadır. (Ya Rabbî, bu sevgili kulunun hatırı ve hürmeti için bana da ver!) demektedir. Yahut evliyadan bir zata, (Ey Allah’ın velisi, bana şefaat et, bana vasıta ol, benim için dua et!) demektedir. Dileği veren, yalnız Allahü teâlâdır. Velî, sadece vesiledir, sebeptir. O da fânidir, tasarrufu, gücü yoktur. Allahü teâlânın verdiği güçle yardım etmektedir. Böyle inanmak şirk olsaydı, Allah’tan başkasına güvenmek olsaydı, diriden de dua istemek, bir şey istemek yasak olurdu. Bir cahil, dileğini Allah’ın kudretinden beklemeyip, (Veli yaratır) derse, bu düşünceyle ondan isterse, bu elbette yanlıştır, şirktir. Bunu ileri sürerek, İslam âlimlerine dil uzatılamaz. Zaten herkes kulun bir şey yaratamayacağını bilir.(Zad-ül-lebib)

    Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki: İnsan ölürken ruhunun ölmediğini, şuur sahibi olduğunu, ziyaret edenleri ve onların yaptıklarını anladığını âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler açıkça bildiriyor. Evliyanın ruhları, diriyken olduğu gibi, öldükten sonra da, yüksek mertebededir. Evliyada, dünyada da, öldükten sonra da keramet vardır. Keramet sahibi olan, ruhlardır. Ruh ise, insanın ölmesiyle ölmez. Kerameti yaratan, yalnız Allah'tır. Her insan, Allahü teâlânın kudreti karşısında, diriyken de, ölüyken de hiçtir. (Mişkat)

    Resulullahı ve Evliyayı vesile ederek dua etmek caizdir. (Hülasat-ül-kelam)Ben ölünce beni düşünün, imdadınıza yetişirim. (Mevlana Celaleddin-i Rumi)Ruhaniyetime teveccüh edin veya Mazhar-ı Can-ı Canan’ın kabrine gidin! Ondan hâsıl olan fayda, bin dirinin faydasından daha çoktur.(Mektubat-ı Dehlevi)
    Evliya, enbiya yaratıcı değildir. Allahü teâlâ istenilen şeyi onların hürmetine yaratır. Yani onlar vesiledir, sebeptir. Cenab-ı Hak, her şeyi yoktan yarattığı hâlde, yaratmasına bazı şeyleri sebep kılmıştır. Mesela Hazret-i Âdem’i ana babasız yaratmış, fakat çamuru vesile kılmıştır. Bütün çocukları yaratan da Allahü teâlâdır, fakat çocukların yaratılması için, ana babayı vesile, vasıta kılmıştır. Hazret-i Âdem’i yarattığı gibi, bütün insanları da ana babasız yaratabilirdi, fakat ana babayı sebep vasıta kılmıştır. Onun âdeti böyledir. Onun için (Allah’a yaklaşmak için vesile arayın!) buyuruyor. (Maide 35)

    Her şeyi yaratan Allah’tır. (Sebeplere yapışın) buyurduğu için bir sebebe yapışılır. İbni Kemalpaşazadehazretlerinin Hadis-i erbain’deki "Bir işinizde, sıkışıp bunalınca, kabirdekilerden yardım isteyin" ve Deylemi’nin bildirdiği "Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı" hadis-i şerifleri de, Allahü teâlânın izniyle, ölülerin dirilere yardım edebildiğini göstermektedir. (M. Nasihat)

    Enbiya ve evliyadan yardım istemek, Allahü teâlâyı bırakmak, Onun yaratıcı olduğunu unutmak değildir. Bulut vasıtasıyla Allahü teâlâdan yağmur beklemek, ilaç içerek Allahü teâlâdan şifa beklemek, top, bomba, füze kullanarak Allahü teâlâdan zafer beklemek, hep Allahü teâlâdan istemek olur. Bunlar sebeptir. Allahü teâlâ, her şeyi sebeple yaratmaktadır. Bu sebeplere yapışmak, şirk değildir. Her Peygamber sebeplere yapıştı. Rabbimizin yarattığı suyu içmek için çeşmeye, Onun yarattığı ekmeği yemek için fırıncıya gidildiği ve Onun zafer vermesi için, savaş araçları yapıldığı gibi, onun duayı kabul etmesi için de, büyük zatların ruhlarına gönül bağlanır. Allahü teâlânın elektromanyetik dalgalarla yarattığı sesi almak için radyo kullanmak, Allah’ı bırakıp bir kutuya başvurmak değildir, çünkü radyo kutusundaki aletlere o özellikleri, o kuvvetleri veren, her şeyde, kendi kudretini gizleyen Allahü teâlâdır.

    Müşrik, puta tapar, Allahü teâlâyı düşünmez veya Allah’ın düşmanı olan putları Allah’a yaklaşmak için vesile yaptığını iddia eder. Müşriklerin putlarıyla, Allah’ın sevgili kulları olan Enbiya ve Evliya nasıl aynı kefeye konur? Müslüman, sebepleri, vasıtaları kullanırken, sebeplere, mahlûklara, tesir, hassa veren Allahü teâlâyı düşünür. İstediğini Allahü teâlâdan bekler. Geleni Allahü teâlâdan bilir. Müminler her namazda Fatiha suresini okurken, (Ya Rabbi, dünyadaki arzularıma, ihtiyaçlarıma kavuşmak için maddi sebeplere yapışıyor ve bana yardım etmeleri için, sevdiğin kullarına yalvarıyorum. Bunları yaparken ve her zaman, dilekleri verenin, yaratanın yalnız Sen olduğuna inanıyorum. Yalnız Senden bekliyorum) anlamında söylüyorlar. Her gün böyle söyleyen müminlere nasıl müşrik denir ki?


    Enbiya ve evliyanın ruhlarından yardım istemek, Allahü teâlânın yarattığı bu sebeplere yapışmaktır. Bunların müşrik olmadıklarını, halis mümin olduklarını Fatiha suresinin bu âyeti açıkça haber vermektedir. Mezhepsizler maddi sebeplere yapışıyor, nefislerinin isteklerine kavuşmak için, her vesileye, her çareye başvuruyorlar; fakat Enbiya ve Evliyayı vesileye şirk diyorlar. (S. Ebediyye)Vehhabiler, "İlaç hastalığıma iyi geldi demek veya türbeye gitmek şirktir" dedikleri gibi, öldürüp dirilten yalnız Allah olduğu için, "Terörist falancayı öldürdü"demeye de şirk diyorlar. Elbette öldüren ve dirilten yalnız Allahü teâlâdır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:


    (Dirilten ve öldüren yalnız Odur.) [Yunus 56]

    (Ölüm zamanında insanı, Allahü teâlâ öldürüyor.) [Zümer 42]

    Hazret-i Azrail’in can alması da mecazîdir. "Azrail öldürdü, Azrail can aldı" demek de mecazîdir. Esas öldüren, Allahü teâlâdır. Hastaya şifa veren de Allahü teâlâdır; çünkü Kur’an-ı kerimde, (Hasta olduğum zaman ancak O bana şifa verir) buyuruluyor. (Şuara 80)

    Cenab-ı Hak her şeyi sebeplerle yaratıyor. İlaçsız da şifa vermeye gücü yettiği halde, ilacı sebep kılıyor. Her şeyi yaratanın, şifa verenin Allahü teâlâ olduğunu bilen bir müslümanın, "Aspirin başımın ağrısını giderdi" demesi şirk olmaz. Öldüren yalnız Allahü teâlâ olduğu halde, "Falanca falancayı öldürdü" veya "Azrail babamın canını aldı" demek günah değildir.

    Aynı mecazlar Kur'an-ı kerimde de vardır. Mesela, "Âdem aleyhisselamın oğlu, kardeşini öldürdü" buyuruluyor. (Maide 30)


    O halde, "Şu ilaç hastalığa iyi gelir" veya "Doktor, hastayı iyileştirdi" demek şirk olmaz; çünkü Kur’an-ı kerimde Hazret-i İsa’nın, "A’manın gözünü açarım, Baras hastalığını iyi ederim ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim" dediği bildiriliyor. (Al-i İmran 49)


    Aynı sapıklar, âyet-i kerimelerdeki mecazî manaları anlamadıkları için hâşâ Allahü teâlânın gökte olduğunu, Onun eli olduğunu söylüyorlar. Hâlbuki Türkçede de âyet-i kerimelerde bildirilen mecazların benzerleri çoktur. "İstanbul, valinin elindedir" denince, İstanbul’un valinin emri altında olduğu anlaşılır. Yoksa İstanbul, valinin elinin içinde demek değildir. Mülk suresinde, "Mülk, Allah’ın elindedir" buyuruluyor. Buradaki eli de, insan eli gibi düşünmek çok yanlıştır. Her türlü tasarrufun, hükümranlığın ancak Allahü teâlânın kudreti altında olduğu anlaşılır. Böyle âyet-i kerime ve hadis-i şerifler çoktur. Bunları İslam âlimlerinin açıkladığı şekilde anlamak gerekir. Allah’ın Arş’a hükümran olduğunu bildiren, (Rahman, Arş’ı istiva etti) mealindeki âyet-i kerimeyi de, hâşâ (Allah Arş’ta oturuyor) şeklinde anlamak küfür olur. Onun için Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumak gerekir. (El-Münkız)


    Yusuf aleyhisselamın, zindandan kurtulmak için birinden yardım istemesi, senelerce zindanda kalmasına sebep olmuş. Buna göre, ölü olsun, diri olsun, Allah’tan başkasından yardım istemek nasıl caiz olur?

    Burada Yusuf aleyhisselam yani bir Peygamber suçlanıyor. Peygamberler, caiz olmayan, günah olan işi yaparlar mı hiç? Aksine bu durum, başkasından yardım istemenin caiz olduğunu gösteriyor; çünkü Peygamberler kesinlikle günah işlemez. Allahü teâlânın, sevdiği kullarına böyle gayret etmesi çok vaki olmuştur. Yani Yusuf aleyhisselamın zindanda kalması, bunun günah olduğunu göstermez.

    İnsan, her zaman başkasından yardım isteyebilir. Doktora gider, hastalığının iyileşmesi için yardım ister. Hapse düşmemek veya hapisten kurtulmak için, avukata gidip yardım ister. Denizde boğulmak üzereyken, imdat, beni kurtarın diye insanlardan yardım ister. Elindeki ağır yükü taşıyamayınca, birine (Yardım et de, şu yükü sırtıma alayım) demesinde de bir mahzur olmaz. Bunlar şirk olmaz, sebebe yapışmak olur. Bir âyet-i kerime meali:

    (Onun [Musa aleyhisselamın] kavminden olan bir kimse, düşmanına [üstün gelmek için, Kıptiye] karşı, ondan [Musa aleyhisselamdan] istigasede bulundu [yardım istedi].) [Kasas 15]

    Ölüden veya diriden yardım istemenin sakıncası olmaz. Ölüye de, diriye de yardım etme kuvvetini verenin Allahü teâlâ olduğu bilinince, mesele kalmaz.

    Yazan: Alper Türkmen
    Tarih: 29.09.2014



    Benzer Konular

    - Fatiha suresi 5. ayet: (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.

    - Efendimizin hakkında “ O yalnız gezer, yalnız yaşar ve yalnız ölür” buyurduğu sahabi’nin adı ne?

    - İnsanlardan yardım dilemek yalnız senden yardım isteriz ayetine muhalif mi?

    - Eşim yurtdışında ben kendimi yalnız hissediyorum bana yardım edin?

    - Kur'an'ın Hidayeti Allah’dan yardım isteriz

  3. 19.Şubat.2015, 15:54
    2
    gökhanüstün12
    Üye

    Üyelik Tarihi: 17.Şubat.2015
    Üye No: 105558
    Mesaj Sayısı: 3
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Yalnız senden yardım isteriz




    yalnız allahtan yardım isteriz


  4. 19.Şubat.2015, 15:54
    2



    yalnız allahtan yardım isteriz


  5. 19.Şubat.2015, 17:33
    3
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Yalnız senden yardım isteriz

    (Buhârî, “Nikâh”, 45; Müslim, “Birr”, 23, 28-32) meâlindeki hadis de Müminler kardeşçe yardımlaşırlar, fakat kimin elinden gelirse gelsin gerçekte her nimetin Allah’tan geldiğini, O dilemedikçe kimsenin bir şey veremeyeceğini bilirler.


  6. 19.Şubat.2015, 17:33
    3
    Devamlı Üye
    (Buhârî, “Nikâh”, 45; Müslim, “Birr”, 23, 28-32) meâlindeki hadis de Müminler kardeşçe yardımlaşırlar, fakat kimin elinden gelirse gelsin gerçekte her nimetin Allah’tan geldiğini, O dilemedikçe kimsenin bir şey veremeyeceğini bilirler.


  7. 20.Şubat.2015, 09:19
    4
    yasemin
    Mum Ve Merhem Olabilmek..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Eylül.2014
    Üye No: 104691
    Mesaj Sayısı: 1,411
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 15
    Bulunduğu yer: Allah'ıma Seferdeyim..

    Cevap: Yalnız senden yardım isteriz

    Alıntı
    Ölüden veya diriden yardım istemenin sakıncası olmaz. Ölüye de, diriye de yardım etme kuvvetini verenin Allahü teâlâ olduğu bilinince, mesele kalmaz.

    Asıl mesele burda yatıyor. Perdenin arkasındaki Yaradanı görebilmek herkese nasip olan birşey değil . Mesela falanca adam işe gircek Ali Beye söylüyor sonra dönüyor diyor ki Ali varsa bu işte, o el attıysa kaçarı yok kesin olur diye ümit ederek ,umudunu Allahtan başka varlığa bağlayarak beklemesi veyahut falanca türbeye gittim kesin olur benim bu dileğim diye ümidini oraya bağlamak doğru değil artı ölüye rahmet okunur adı üzerinde ölü , yüzyıllardır duaya muhtac o büyük zatlar , herkes aynı mantıktan gidiyor , çoğu dilek diliyor yardımvari konuşma yapıyor , kimse büyük zatlar için Allah günahlarını affetsin demiyor onları günahsız melek görüp birşeyler umarak yanlarına gidiyorlar .
    Bu ayete gelince benimde çok sevdiğim dikkatimi çeken üzerinde durduğum , umudun başka hiç bir yere kaymamasını tek kapı yolun Allahu teala olduğunu bilmek gerektiğini anlatan , harika anahtar gibi ayetlerden birisi . Fatiha suresinde gecen Allah ve insan arasındaki sözleşme nitelğinde bir ayettir ve sonundaki Amin kelimesi ise bu sözleşmenin imzasıdır



  8. 20.Şubat.2015, 09:19
    4
    Mum Ve Merhem Olabilmek..
    Alıntı
    Ölüden veya diriden yardım istemenin sakıncası olmaz. Ölüye de, diriye de yardım etme kuvvetini verenin Allahü teâlâ olduğu bilinince, mesele kalmaz.

    Asıl mesele burda yatıyor. Perdenin arkasındaki Yaradanı görebilmek herkese nasip olan birşey değil . Mesela falanca adam işe gircek Ali Beye söylüyor sonra dönüyor diyor ki Ali varsa bu işte, o el attıysa kaçarı yok kesin olur diye ümit ederek ,umudunu Allahtan başka varlığa bağlayarak beklemesi veyahut falanca türbeye gittim kesin olur benim bu dileğim diye ümidini oraya bağlamak doğru değil artı ölüye rahmet okunur adı üzerinde ölü , yüzyıllardır duaya muhtac o büyük zatlar , herkes aynı mantıktan gidiyor , çoğu dilek diliyor yardımvari konuşma yapıyor , kimse büyük zatlar için Allah günahlarını affetsin demiyor onları günahsız melek görüp birşeyler umarak yanlarına gidiyorlar .
    Bu ayete gelince benimde çok sevdiğim dikkatimi çeken üzerinde durduğum , umudun başka hiç bir yere kaymamasını tek kapı yolun Allahu teala olduğunu bilmek gerektiğini anlatan , harika anahtar gibi ayetlerden birisi . Fatiha suresinde gecen Allah ve insan arasındaki sözleşme nitelğinde bir ayettir ve sonundaki Amin kelimesi ise bu sözleşmenin imzasıdır






+ Yorum Gönder