Konusunu Oylayın.: Sura üfleme

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Sura üfleme
  1. 06.Kasım.2014, 16:22
    1
    sehervakti
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Temmuz.2013
    Üye No: 102003
    Mesaj Sayısı: 564
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6

    Sura üfleme






    Sura üfleme Mumsema geçenlerde sosyal medyada bir video yayıldı ve bu videoda dünyanın çeşitli yerlerinde duyulan aynı ses,korkutucu bir ses,buna 1.sura üfleyiş diyen var.bu doğru mudur?

    1.sura üfleyişte dünyada savaşlar çıkacakmış
    2.sura üfleyişte ölüm kısmı mı ne olacakmış
    3.sura üfleyişte de tekrar diriliş olacakmış bunların doğruluğu nedir,?bende tövbe etmeyi geçiriyodum aklımdan,gerçekten bu sura üfleme olduysa(ben duymadım şahsen)videolar da var ama.,tövbem kabul olmamasından korkuyorum,yani kıyamet geldi tabi tövbe edersin gibi içimden bir ses te geliyor??


  2. 06.Kasım.2014, 16:22
    1
    Devamlı Üye



    geçenlerde sosyal medyada bir video yayıldı ve bu videoda dünyanın çeşitli yerlerinde duyulan aynı ses,korkutucu bir ses,buna 1.sura üfleyiş diyen var.bu doğru mudur?

    1.sura üfleyişte dünyada savaşlar çıkacakmış
    2.sura üfleyişte ölüm kısmı mı ne olacakmış
    3.sura üfleyişte de tekrar diriliş olacakmış bunların doğruluğu nedir,?bende tövbe etmeyi geçiriyodum aklımdan,gerçekten bu sura üfleme olduysa(ben duymadım şahsen)videolar da var ama.,tövbem kabul olmamasından korkuyorum,yani kıyamet geldi tabi tövbe edersin gibi içimden bir ses te geliyor??


    Benzer Konular

    - Sura kaç kez üflenecek

    - Parmak ucu üfleme

    - Ahirette insanların hesap vermek üzere toplanmasını ifade eden üfleme

    - Sur ve Sura Üfürüş

    - İsrafil (a.s) Sur'a üfleme vaktine kadar ne iş ile meşguldür?

  3. 08.Kasım.2014, 18:16
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Sura üfleme




    sura üflemesi



    Birinci üfürülüş: Ey kardeşim! Şunu iyice bilmelisin ki, Sur denen şey, büyük bir boynuzdur. Rivayete göre bunun çapı gök ile yer genişliğindedir. Bununla görevli melek İsra*fil’dir (as). Allah, yarattığı varlıkların hayatlarının son bulma*sını, bu dünyanın sonunun gelmesini dilediğinde İsrafil’e bu Sur’a üflemesi emrini verecektir. O da hemen emir gereği üfürecek ve Allah’ın yaşamasını dilediği kimseler dışında tüm canlılar, varlıklar anında öleceklerdir. Allah’ın yaşamasını diledikleri ise, Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail, Arş’ı taşıyan me*lekler ile cennette bulunan Huriler, çocuklar ve ce*hennemin sorumlusu Malik’tir. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

    “Sur’a üflenince, Allah’ın diledikleri müstesna olmak üze*re göklerde ve yerde ne varsa hepsi ölecektir. Sonra ona bir daha üflenince, bir de ne göresin, onlar ayağa kalkmış bakıyorlar.” (Zümer, 39/68)

    Aslında İsrafil (as), Allah kendisini yarattığından bu yana, sur denen şey elinde olduğu halde onu ağzına dayamış, suru çal emrini bekleyip durmaktadır.

    Tirmizi’nin Ebu Said Hudri’den rivayetine göre, Ebu Said diyor ki, Allah Resulü (as) şöyle buyurdular:

    “Boynuzun sahibi İsrafil elinde boynuz olduğu ve onu ağzına dayadığı halde, başını eğmiş, kulaklarını gelecek emri işitmeye hazır bir vaziyette dinleyip üfleme emrini beklerken ben nasıl mutlu olup sevinebilirim ki?”

    İşte bu ifade Hz. Peygamberin ashabının ağrına gitmiş olacak ki, sahabe, o halde bize ne yapmamızı veya ne söy*lememizi istersiniz, dediler. Allah Resulü (as) şöyle buyurdu*lar: “Böyle bir durumda, Hasbunallah ve Nimel vekil, tevekkelna Alallahi= Allah bize yeter, o ne güzel vekildir. Biz Allah’a dayanıp güvendik, deyin.”[1]

    Ebu Davud ve Tirmizi İbn Amr b. As’tan rivayet ediyorlar. Dediğine göre, Allah Resulüne Sur hakkında soru sorulmuş, o da şöyle buyurmuştur:

    “O, üflenilen, çalınan bir boynuzdur.”[2]

    İsrafil (as) üflemekle emredilince, o da hemen üfler. İşte bu sırada yeryüzü sarsılır, her emzikli kadın çocuğunu atar, her gebe kadın yavrusunu düşürür, insanları sarhoş olarak görürsün, oysa onlar sarhoş değillerdir. Ancak Allah’ın azabı çok çetin ve pek şiddetlidir. Nitekim yüce Allah şöyle buyur*maktadır:

    “Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir! Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın çocuğun unutur, her gebe kadın çocuğunu düşürür. İnsanları da sarhoş bir halde görür*sün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allah’ın azabı çok dehşetlidir.” (Hac, 22/1–2)

    İşte kıyamet denen olay böyledir. Onun şiddet ve deh*şetinden anne çocuğunu unutur, gebe olan kadınlar çocuk*larını düşürürler. İnsanları da adeta sarhoş imişler gibi görür*sün, oysa onların hiçbiri sarhoş değillerdir, korkularından öyle bir duruma düşmüşlerdir. Sonra hepsi de düşüp öle*ceklerdir. Yaratılanlar içerisinde o gün ilk ölecek olan kimse, devesinin yemliğini çamurla sıvayan bir adam ve devesi ola*caktır. Bundan sonra da tüm canlılar öleceklerdir.

    Müslim, Abdullah b. Amr b. As’tan rivayet ediyor. Demiş ki Allah Resulü (as) şöyle buyurdular:

    “Ümmetim arasından Deccal çıkacak ve o kırk kadar kalacak. -Bu süre kırk gün mü, kırk ay mı veya kırk yıl mı bilmiyorum-. Bunun üzerine yüce Allah Meryem oğlu İsa’yı (as) gönderecektir. O sanki Urve b. Mesud’a benzer gibidir. Hemen Deccal’ı aramaya koyulacak, onu yakalayıp ortadan kaldıracaktır. Sonra böylece insanlar üzerinden yedi yıl gibi bir zaman geçecek. Bu zaman zarfında iki kişi arasında olsun bir düşmanlık görülmeyecektir. Bundan sora Azizi ve Celil olan Allah Şam tarafından soğuk bir rüzgâr gönderecek, bu rüzgar gönlünde zerre ağırlığınca iman ve hayır bulunan kimselerin ruhlarını alacak, bu durumda olan bir tek kişiyi canlı bırakmayacaktır. Hatta insanlardan kaçıp da dağların oyukları arasında saklanıp gizlenseler bile o rüzgar ta oralara kadar sirayet edecek, oralarda varsa bir nebzecik iman eseri bulunan kimselerin de canlarının alınmasına sebep olacaktır. Böylece yeryüzünde sadece kuş hafifliğinde ve yırtıcı tabia*tında kötüler kalacaklardır. Bunlar ne bir iyilik tanıyacaklar, ne de bir kötülükten menedecekler. Şeytan da bu karakter*deki kimselere insan suretinde gözükerek onlara:

    —Siz bana katılmayacak mısınız, bana icabet etmeyecek misiniz, diyecek. Onlar da: Bizden ne yapmamızı ister, ne emredersin, diye sorarlar. Şeytan da onlara putlara tapmala*rını emredecektir. İşte onlar bu halde iken rızıkları alabildi*ğince bollaşacak, yaşantıları gayet güzel sürecek, derken sonrasında sur’a üflenecek. Bu sesi duyan her kes boynunu bükecek ve boynunu kaldıracaktır. Bu sesi ilk duyacak olan kişi de develerinin havuzunu sıvayan bir adam olacaktır. O adam hemen o anda ölecek ve çevresindeki insanların ta*mamı da öleceklerdir.

    Daha sonra Allah çiğ gibi veya gölge gibi bir yağmur gönderecek veya indirecek –buradaki şüpheli anlatım ravinin şüphesidir, peygamberin değil-, işte insanların cesetleri bun*dan yeniden bitecektir. Bundan sonra yeniden Sur’a üfürüle*cek ve hepsi birden yerlerinden kalkıp bakacaklardır. Sonra şöyle denilecektir:

    Ey insanlar! Haydi Rabbinize gelin!.. Onları durdurun. Çünkü onlar sorgulanacaklardır. Daha sonra da cehennem ordusunu çıkarın, denilecektir. Bu defa, kaç kişinin içinden çıkarılacak, diye sorulacaktır. Bunun üzerine her bin kişiden dokuz yüz doksan dokuzunu çıkarın, denilecektir. İşte bu gün, çocukların belini büküp ihtiyarlatacak olan gündür. İşte bu gün baldırların açılacağı, insanların çıplak kalacakları gündür.”[3]

    Şunu da bilmelisin ki, Sur’a üfürülüp de tüm canlılar ölünce, Allah’ın dilediklerinin dışında kimse kalmayınca –ki Allah’ın yaşamasını diledikleri kimseler Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail’dir-, yüce Azrail’e emredecek ve diğer kalanların da canlarını alacaktır. Allah ölüm meleği Azrail’e (as) diğer ka*lanların canlarını alması emrini verince, Cebrail’den (as) başlayacak, Mikail ve İsrafil’in de canlarını alacaktır. Daha sonra yüce Allah, Azrail’e bizzat kendisinin, kendi canını al*masını emrini verecek ve Azrail bir çığlık atarak şöyle diye*cektir:

    Eğer ölüm denen hadisenin bu kadar ağır olduğunu bi*lebilseydim, ben bu takdirde müminlere karşı biraz daha merhametli davranırdım. Artık bundan böyle göklerde ve yerde tek bir canlı kalmayacaktır. Sadece baki kalacak olan her şeyden münezzeh bulunan yüce Allah kalacaktır. Bun*dan sonra yüce Allah şöyle seslenecek:

    “Bugün mülk ve varlık kimindir!” (Ğafir/Mümin, 40/16)

    Ancak buna hiçbir cevap veren olmayacaktır. Artık hiçbir canlının kalmaması üzerine yüce Allah bizzat kendisi kendi kendine şu cevabı verecektir: “Bir tek olan ve gücü tüm güçlerin üzerinde olan Kahhar olan Allah’ındır.” (Ğafir/Mümin, 40/16)

    Yüce Allah bu ayetin tamamında şöyle buyuruyor: “O gün onlar kabirlerinden meydana çıkarlar. Onların hiçbir şeyi Allah’a gizli kalmaz. Bugün hükümranlık kimindir? Kahhar olan tek Allah’ındır.” (Ğafir/Mümin, 40/16)

    Artık bundan böyle göklerde melek diye bir varlık da kalamayacaktır. Gökler meleklerden, yeryüzü de insan, cin ve diğer tüm canlılardan boşalmış olacaktır. Dünya var olan binalar, ziynet ve süsler, eşya ve diğer maddi olan her şey olduğu gibi bu dünyada kalacaktır ve bunlar da zamanla yok olup gideceklerdir. Allah şöyle buyuruyor:

    “Oysaki göklerin ve yerin mirası Allah’ındır.” (Hadid, 57/10)

    Her şeyden münezzeh olan Allah Malikulmülktür. Yani tüm varlıkların, mülklerin yegane ve tek sahibidir. Allah şöyle buyuruyor:

    “Onun zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm Onundur ve siz ancak O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas, 28/88)

    Rivayet olunduğuna göre dünya boş haliyle tam kırk yıl böyle kalacaktır. Daha sonra yüce Allah İsrafil’i (as) dirilte*cek, o ikinci kez Sur’a üfürecektir. İşte bu üfürüş yeniden dirilme ve mahşerde hesap vermek için huzurda toplanma üfürmesi olacaktır.



    İKİNCİ NEFHA

    Ey kardeşim bilmelisin ki, kıyamet günü işte bu ikinci nefha yani üfleyişten sonra başlayacaktır. Çünkü bu ikinci Sur üfleyişi yeniden dirilme ile ilgili üfleyiştir. Bu öyle bir gündür ki, bu günün uzunluğunun miktarı tam elli bin yıl kadar uzunluğunda olacaktır. Nitekim yüce Mevla şöyle bu*yurmaktadır:

    “Melekler ve Ruh-Cebrail, oraya miktarı dünya senesi ile ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar. Resulüm! Şimdi Sen güzelce sabret. Doğrusu onlar, o azabı ihti*malden uzak görüyorlar. Biz ise onu yakın görmekteyiz.” (Mearic, 70/4-7)

    Allah, kabirlerinden insanları diriltmek murat edince, İs*rafil, Cebrail, Mikail ve Azrail’i diriltecektir. İsrafil’e de ikinci kez Sur’a üfürmesi için emir buyuracak ve böylece Allah’ın dünyayı yarattığı andan itibaren ta kıyamet kopuncaya dek ne kadar canlılar gelip gitmişlerse böylece her canlı yeniden dirilecektir. Kısaca insanlar olsun, cinler olsun ve diğer can*lılar olsun, kuşlar olsun hepsi de dirileceklerdir.

    İlk defa dirilecek olan kişi de efendimiz ve Peygamberi*miz Hz Muhammed (as) olacaktır. Cebrail (as) kendisine Livaulhamd denen sancağı getirecek, Allah Resulü de kab*rinden dirilip kalkacak, üzerindeki ve sakalındaki toprağı silkeleyecek ve şöyle diyecektir:

    “Ey Kardeşim! Ey Cebrail! Allah ümmetime nasıl bir muamelede bulundu?” Cebrail de şu cevabı verecektir: “He*nüz senden önce kimse diriltilmiş değildir. Çünkü sen, ilk diriltilensin.”

    Yüce Allah buyuruyor: “O gün insanlar bu sesi ger*çekten işiteceklerdir. İşte bu, çıkış günüdür.” (Kaf, 50/42)

    Yine yüce Mevla şöyle buyuruyor: “Çağıranın görül*memiş bir şeye çağırdığı gün, sen de onlardan yüz çevir. Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları peri*şan, utançtan yere bakar bir halde ve davetçiye koşarak kabirlerinden çıkarlar. O esnada kâfirler: Bu, çetin bir gündür! derler.” (Kamer, 54/6–8)

    Yine Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Nihayet Sur’a üfürü*lecek, bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkıp koşa*rak Rabbine giderler. İşte o zaman: Ey vah, ey vah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahman’ın vaat ettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler! derler.” (Ya*sin, 36/51–52)


  4. 08.Kasım.2014, 18:16
    2
    Devamlı Üye



    sura üflemesi



    Birinci üfürülüş: Ey kardeşim! Şunu iyice bilmelisin ki, Sur denen şey, büyük bir boynuzdur. Rivayete göre bunun çapı gök ile yer genişliğindedir. Bununla görevli melek İsra*fil’dir (as). Allah, yarattığı varlıkların hayatlarının son bulma*sını, bu dünyanın sonunun gelmesini dilediğinde İsrafil’e bu Sur’a üflemesi emrini verecektir. O da hemen emir gereği üfürecek ve Allah’ın yaşamasını dilediği kimseler dışında tüm canlılar, varlıklar anında öleceklerdir. Allah’ın yaşamasını diledikleri ise, Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail, Arş’ı taşıyan me*lekler ile cennette bulunan Huriler, çocuklar ve ce*hennemin sorumlusu Malik’tir. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

    “Sur’a üflenince, Allah’ın diledikleri müstesna olmak üze*re göklerde ve yerde ne varsa hepsi ölecektir. Sonra ona bir daha üflenince, bir de ne göresin, onlar ayağa kalkmış bakıyorlar.” (Zümer, 39/68)

    Aslında İsrafil (as), Allah kendisini yarattığından bu yana, sur denen şey elinde olduğu halde onu ağzına dayamış, suru çal emrini bekleyip durmaktadır.

    Tirmizi’nin Ebu Said Hudri’den rivayetine göre, Ebu Said diyor ki, Allah Resulü (as) şöyle buyurdular:

    “Boynuzun sahibi İsrafil elinde boynuz olduğu ve onu ağzına dayadığı halde, başını eğmiş, kulaklarını gelecek emri işitmeye hazır bir vaziyette dinleyip üfleme emrini beklerken ben nasıl mutlu olup sevinebilirim ki?”

    İşte bu ifade Hz. Peygamberin ashabının ağrına gitmiş olacak ki, sahabe, o halde bize ne yapmamızı veya ne söy*lememizi istersiniz, dediler. Allah Resulü (as) şöyle buyurdu*lar: “Böyle bir durumda, Hasbunallah ve Nimel vekil, tevekkelna Alallahi= Allah bize yeter, o ne güzel vekildir. Biz Allah’a dayanıp güvendik, deyin.”[1]

    Ebu Davud ve Tirmizi İbn Amr b. As’tan rivayet ediyorlar. Dediğine göre, Allah Resulüne Sur hakkında soru sorulmuş, o da şöyle buyurmuştur:

    “O, üflenilen, çalınan bir boynuzdur.”[2]

    İsrafil (as) üflemekle emredilince, o da hemen üfler. İşte bu sırada yeryüzü sarsılır, her emzikli kadın çocuğunu atar, her gebe kadın yavrusunu düşürür, insanları sarhoş olarak görürsün, oysa onlar sarhoş değillerdir. Ancak Allah’ın azabı çok çetin ve pek şiddetlidir. Nitekim yüce Allah şöyle buyur*maktadır:

    “Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir! Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın çocuğun unutur, her gebe kadın çocuğunu düşürür. İnsanları da sarhoş bir halde görür*sün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allah’ın azabı çok dehşetlidir.” (Hac, 22/1–2)

    İşte kıyamet denen olay böyledir. Onun şiddet ve deh*şetinden anne çocuğunu unutur, gebe olan kadınlar çocuk*larını düşürürler. İnsanları da adeta sarhoş imişler gibi görür*sün, oysa onların hiçbiri sarhoş değillerdir, korkularından öyle bir duruma düşmüşlerdir. Sonra hepsi de düşüp öle*ceklerdir. Yaratılanlar içerisinde o gün ilk ölecek olan kimse, devesinin yemliğini çamurla sıvayan bir adam ve devesi ola*caktır. Bundan sonra da tüm canlılar öleceklerdir.

    Müslim, Abdullah b. Amr b. As’tan rivayet ediyor. Demiş ki Allah Resulü (as) şöyle buyurdular:

    “Ümmetim arasından Deccal çıkacak ve o kırk kadar kalacak. -Bu süre kırk gün mü, kırk ay mı veya kırk yıl mı bilmiyorum-. Bunun üzerine yüce Allah Meryem oğlu İsa’yı (as) gönderecektir. O sanki Urve b. Mesud’a benzer gibidir. Hemen Deccal’ı aramaya koyulacak, onu yakalayıp ortadan kaldıracaktır. Sonra böylece insanlar üzerinden yedi yıl gibi bir zaman geçecek. Bu zaman zarfında iki kişi arasında olsun bir düşmanlık görülmeyecektir. Bundan sora Azizi ve Celil olan Allah Şam tarafından soğuk bir rüzgâr gönderecek, bu rüzgar gönlünde zerre ağırlığınca iman ve hayır bulunan kimselerin ruhlarını alacak, bu durumda olan bir tek kişiyi canlı bırakmayacaktır. Hatta insanlardan kaçıp da dağların oyukları arasında saklanıp gizlenseler bile o rüzgar ta oralara kadar sirayet edecek, oralarda varsa bir nebzecik iman eseri bulunan kimselerin de canlarının alınmasına sebep olacaktır. Böylece yeryüzünde sadece kuş hafifliğinde ve yırtıcı tabia*tında kötüler kalacaklardır. Bunlar ne bir iyilik tanıyacaklar, ne de bir kötülükten menedecekler. Şeytan da bu karakter*deki kimselere insan suretinde gözükerek onlara:

    —Siz bana katılmayacak mısınız, bana icabet etmeyecek misiniz, diyecek. Onlar da: Bizden ne yapmamızı ister, ne emredersin, diye sorarlar. Şeytan da onlara putlara tapmala*rını emredecektir. İşte onlar bu halde iken rızıkları alabildi*ğince bollaşacak, yaşantıları gayet güzel sürecek, derken sonrasında sur’a üflenecek. Bu sesi duyan her kes boynunu bükecek ve boynunu kaldıracaktır. Bu sesi ilk duyacak olan kişi de develerinin havuzunu sıvayan bir adam olacaktır. O adam hemen o anda ölecek ve çevresindeki insanların ta*mamı da öleceklerdir.

    Daha sonra Allah çiğ gibi veya gölge gibi bir yağmur gönderecek veya indirecek –buradaki şüpheli anlatım ravinin şüphesidir, peygamberin değil-, işte insanların cesetleri bun*dan yeniden bitecektir. Bundan sonra yeniden Sur’a üfürüle*cek ve hepsi birden yerlerinden kalkıp bakacaklardır. Sonra şöyle denilecektir:

    Ey insanlar! Haydi Rabbinize gelin!.. Onları durdurun. Çünkü onlar sorgulanacaklardır. Daha sonra da cehennem ordusunu çıkarın, denilecektir. Bu defa, kaç kişinin içinden çıkarılacak, diye sorulacaktır. Bunun üzerine her bin kişiden dokuz yüz doksan dokuzunu çıkarın, denilecektir. İşte bu gün, çocukların belini büküp ihtiyarlatacak olan gündür. İşte bu gün baldırların açılacağı, insanların çıplak kalacakları gündür.”[3]

    Şunu da bilmelisin ki, Sur’a üfürülüp de tüm canlılar ölünce, Allah’ın dilediklerinin dışında kimse kalmayınca –ki Allah’ın yaşamasını diledikleri kimseler Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail’dir-, yüce Azrail’e emredecek ve diğer kalanların da canlarını alacaktır. Allah ölüm meleği Azrail’e (as) diğer ka*lanların canlarını alması emrini verince, Cebrail’den (as) başlayacak, Mikail ve İsrafil’in de canlarını alacaktır. Daha sonra yüce Allah, Azrail’e bizzat kendisinin, kendi canını al*masını emrini verecek ve Azrail bir çığlık atarak şöyle diye*cektir:

    Eğer ölüm denen hadisenin bu kadar ağır olduğunu bi*lebilseydim, ben bu takdirde müminlere karşı biraz daha merhametli davranırdım. Artık bundan böyle göklerde ve yerde tek bir canlı kalmayacaktır. Sadece baki kalacak olan her şeyden münezzeh bulunan yüce Allah kalacaktır. Bun*dan sonra yüce Allah şöyle seslenecek:

    “Bugün mülk ve varlık kimindir!” (Ğafir/Mümin, 40/16)

    Ancak buna hiçbir cevap veren olmayacaktır. Artık hiçbir canlının kalmaması üzerine yüce Allah bizzat kendisi kendi kendine şu cevabı verecektir: “Bir tek olan ve gücü tüm güçlerin üzerinde olan Kahhar olan Allah’ındır.” (Ğafir/Mümin, 40/16)

    Yüce Allah bu ayetin tamamında şöyle buyuruyor: “O gün onlar kabirlerinden meydana çıkarlar. Onların hiçbir şeyi Allah’a gizli kalmaz. Bugün hükümranlık kimindir? Kahhar olan tek Allah’ındır.” (Ğafir/Mümin, 40/16)

    Artık bundan böyle göklerde melek diye bir varlık da kalamayacaktır. Gökler meleklerden, yeryüzü de insan, cin ve diğer tüm canlılardan boşalmış olacaktır. Dünya var olan binalar, ziynet ve süsler, eşya ve diğer maddi olan her şey olduğu gibi bu dünyada kalacaktır ve bunlar da zamanla yok olup gideceklerdir. Allah şöyle buyuruyor:

    “Oysaki göklerin ve yerin mirası Allah’ındır.” (Hadid, 57/10)

    Her şeyden münezzeh olan Allah Malikulmülktür. Yani tüm varlıkların, mülklerin yegane ve tek sahibidir. Allah şöyle buyuruyor:

    “Onun zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm Onundur ve siz ancak O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas, 28/88)

    Rivayet olunduğuna göre dünya boş haliyle tam kırk yıl böyle kalacaktır. Daha sonra yüce Allah İsrafil’i (as) dirilte*cek, o ikinci kez Sur’a üfürecektir. İşte bu üfürüş yeniden dirilme ve mahşerde hesap vermek için huzurda toplanma üfürmesi olacaktır.



    İKİNCİ NEFHA

    Ey kardeşim bilmelisin ki, kıyamet günü işte bu ikinci nefha yani üfleyişten sonra başlayacaktır. Çünkü bu ikinci Sur üfleyişi yeniden dirilme ile ilgili üfleyiştir. Bu öyle bir gündür ki, bu günün uzunluğunun miktarı tam elli bin yıl kadar uzunluğunda olacaktır. Nitekim yüce Mevla şöyle bu*yurmaktadır:

    “Melekler ve Ruh-Cebrail, oraya miktarı dünya senesi ile ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar. Resulüm! Şimdi Sen güzelce sabret. Doğrusu onlar, o azabı ihti*malden uzak görüyorlar. Biz ise onu yakın görmekteyiz.” (Mearic, 70/4-7)

    Allah, kabirlerinden insanları diriltmek murat edince, İs*rafil, Cebrail, Mikail ve Azrail’i diriltecektir. İsrafil’e de ikinci kez Sur’a üfürmesi için emir buyuracak ve böylece Allah’ın dünyayı yarattığı andan itibaren ta kıyamet kopuncaya dek ne kadar canlılar gelip gitmişlerse böylece her canlı yeniden dirilecektir. Kısaca insanlar olsun, cinler olsun ve diğer can*lılar olsun, kuşlar olsun hepsi de dirileceklerdir.

    İlk defa dirilecek olan kişi de efendimiz ve Peygamberi*miz Hz Muhammed (as) olacaktır. Cebrail (as) kendisine Livaulhamd denen sancağı getirecek, Allah Resulü de kab*rinden dirilip kalkacak, üzerindeki ve sakalındaki toprağı silkeleyecek ve şöyle diyecektir:

    “Ey Kardeşim! Ey Cebrail! Allah ümmetime nasıl bir muamelede bulundu?” Cebrail de şu cevabı verecektir: “He*nüz senden önce kimse diriltilmiş değildir. Çünkü sen, ilk diriltilensin.”

    Yüce Allah buyuruyor: “O gün insanlar bu sesi ger*çekten işiteceklerdir. İşte bu, çıkış günüdür.” (Kaf, 50/42)

    Yine yüce Mevla şöyle buyuruyor: “Çağıranın görül*memiş bir şeye çağırdığı gün, sen de onlardan yüz çevir. Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları peri*şan, utançtan yere bakar bir halde ve davetçiye koşarak kabirlerinden çıkarlar. O esnada kâfirler: Bu, çetin bir gündür! derler.” (Kamer, 54/6–8)

    Yine Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Nihayet Sur’a üfürü*lecek, bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkıp koşa*rak Rabbine giderler. İşte o zaman: Ey vah, ey vah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahman’ın vaat ettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler! derler.” (Ya*sin, 36/51–52)


  5. 08.Kasım.2014, 18:16
    3
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Sura üfleme

    Yüce Allah buyuruyor: “O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi, gözleri horluktan aşağı düşmüş ve kendileri zillete bürünmüş bir halde kabirlerinden fırlaya fırlaya çıkarlar. İşte bu, onların tehdit edile geldikleri gündür.” (Mearic, 70/43–44)

    Bilmelisin ki, Allah, tüm yaratılmışların yeniden diriltil*mesini ve bir araya gelip toplanmalarını dilediğinde, çok şiddetli bir rüzgâr gönderir. Bu rüzgâr o ölmüş olan varlıkla*rın cesetlerine ait tüm zerreciklerini, organlarını havada taşı*tarak, onların karadan olsun, denizden olsun nerede beden*lerine ait bir zerrecikleri varsa, adeta bir bulut misali taşıtır. Her bedene ait toplanan zerrecikler, kendi kabirleri üzerinde toplar, kabir üzerinde bir araya gelen zerrecikler halindeki organlar tıpkı yağmur misali kabrin üzerine düşerler ve bun*dan da her insan ve canlı yeniden meydana gelir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

    “Rüzgârları gönderip de bulutu harekete geçiren Al*lah’tır. Biz onu ölü bir bölgeye göndeririz de ölümünden sonra toprağa onunla hayat veririz. Ölülerin yeniden di*rilmesi de böyle olacaktır.” (Fatır, 35/9)

    Buhari, Müslim ve Tirmizi dışında Sünen sahiplerinin Ebu Hureyre’den rivayetlerine göre, demiş ki Allah Resulü (as) şöyle buyurdu:

    “İki nefha-üfleme arasındaki zaman kırk olacaktır. Ebu Hureyre’ye bu zaman dilimi kırk gün mü diye sorulduğunda, Ebu Hureyre, bu konuda herhangi bir şey söyleyemem, dedi. Bu defa o halde bu zaman dilimi kırk ay mı, diye soruldu*ğunda, Ebu Hureyre yine, bir şey diyemem, der. Yine kendi*sine bu zaman dilimi kırk yıl mı, diye sorulduğunda, Ebu Hureyre yine ayni şekilde bir şey diyemem, diyerek cevapla*mıştır. Daha sonra gökten bir su inecek, insanlar tıpkı sebze biter gibi biteceklerdir. İnsanın çürümeyecek hiçbir organı yoktur. Sadece bir tek kemik çürümeden kalacaktır. Bu ke*mik de kuyruk sokumu kemiğidir. İşte kıyamet gününde varlıklar bunun üzerinde gelişip canlanacaklardır.”[4]

    Rivayete göre beden zerrelerinin toplanıp bir araya gel*mesi ve yağmur misali kendi kabri üzerine inmesi hali adeta erkeğin menisine, spermine benzer türden bir yağış olacak*tır. Bu böylece kırk gün kalacak, daha sonra cesetler bundan meydana gelecektir. Nitekim İbrahim (as) bu olayı bizzat müşahede etmiş, yani görüp yaşamıştır. Bu olay, İbrahim’in (as) Rabbinden ölüleri nasıl dirilttiğini kendisine göstermesini istediğinde olmuştu. Hz. İbrahim böyle bir istekte bulu*nunca, yüce Allah kendisine; Sen iman etmedin mi, diye sorunca o, Bilakis elbette iman ettim, ancak istedim ki kal*bim huzur bulsun, tatmin olsun. İbrahim (as), yüce Allah’ın ölüleri dirilttiğine kesin iman ediyordu. Ancak onun istediği şey, bunların nasıl bir araya toplanıp yeniden vücut buldukla*rını görmekti. Çünkü bedenin tüm zerreleri toprağa karışmış, rüzgârın önüne katılıp savrulmuş, karalarda ve denizlerde yayılmış, dünyanın doğusundan batısına varana dek her yere dağılıp savrulmuş durumdadır. Bunların bir araya gelişini görmektir, isteği İbrahim’in.

    Rivayete göre İbrahim’in (as) böyle bir soruyu sorma ne*deni, kendisi bir gün deniz sahilinde yürürken burada bir merkep leşini görür. Su kabardığı zaman leş suyun içerisinde kalıyor, bu sırada deniz canlıları bundan yemeye başlıyorlar. Su çekilip leşin kalan kısmı karada kalınca bu defa kara hay*vanları ve kuşlar o leşten yiyorlar. Bundan hayrete düşen İbrahim peygamber, Rabbim bir taraftan deniz canlılarına, bir taraftan da, kara hayvanlarına, yırtıcı hayvanlara ve kuş*lara yem olan bu merkebin nasıl dirilteceğini, bu kadar kurda, kuşa, deniz canlısına yem olan bu hayvanı nasıl diril*teceksin, diye istekte bulunur.

    Yüce Allah da ona dört farklı türden kuş yakalamasını emreder. Yine söylendiğine göre bu kuşlardan biri Tavus kuşu, biri bir horoz, biri karga ve birisi de güvercin imiş. İb*rahim (as) de verilen emir doğrultusunda kuşları keser, ya*nında bu hayvanların kafalarını bırakır, ancak bu dört tür Kanatlının kalan gövdesini, etlerini un ufak kılarak birbirine karıştırır, adeta bir hamur haline getirir. Bundan sonra da, bu şekilde yoğurduğu bu hayvanların o yoğrulan kısmından parçalar ayırarak her birini çevresindeki dağlar üzerine bı*rakmasını emreder. Yine anlatıldığına göre bunlar dört farklı dağ imiş veya yedi dağ imiş.

    İbrahim Peygamber görevini yapıp yerine getirdikten sonra, bu kuşların dağlar üzerinde serpilip bırakılmış olan etlerini, Allah’ın izniyle bana gelin, diye kendisine çağırmasını da emreder. Hz. İbrahim emir aldığı doğrultuda görevini yaptı, bir de ne görsün, dağlar üzerine bıraktığı o etler ha*vada dağılıp bir birinden ayrılarak kendi parçalarıyla birleşi*yorlar. Nihayet her hayvanın eti kendi iskeleti ve gövdesi üzerinde toplanıp birleştikten sonra, bir de bakar ki bu hay*vanları kafaları üzerlerinde olmadığı halde gövdeleri oluşmuş bir şekilde gelip Hz. İbrahim’in (as) yanındaki kafaların ya*nına kondular. Nihayet kafalarıyla da birleşip bir araya gel*dikten sonra bir de bakar ki hayvanlar dirilmiş ve canlanmış oldular. Tıpkı kesilmeden önceki durumlarını olduğu gibi almış oldular.

    İşte bundan sonra yüce Allah dedi ki, ey İbrahim! Şura*sını çok iyi bilmelisin ki, Allah Azizdir ve Hâkimdir yani gücü her şeye yetendir ve yaptığı, yaratmış olduğu bir şeyi –biz bilmesek- de mutlaka bir hikmet gereği yapıyordur. Yani Allah yarattığı yaratıkların üzerinde güçlüdür ve sanatında da bir hikmet sahibidir. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor:

    “İbrahim Rabbine: Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster, demişti. Rabbi ona: Yoksa inanmadın mı? dedi. İbrahim: Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için görmek istedim, dedi. Bunun üzerine Allah: Öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanına al, sonra kesip parçala, her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır, koşarak sana gelirler. Bil ki Allah azizdir, hâkimdir, buyurdu.” (Bakara, 2/260)

    Bilmelisin ki, Allah tüm yaratılmışların cesetlerini topla*yıp bir araya getirecektir. Çünkü yüce Allah şöyle buyur*maktadır: “Nerede olursanız olun, sonunda Allah hepinizi bir araya getirecektir.” (Bakara, 2/148)

    Allah bir başka yaratılışla yaratacaktır, ancak biz onun mahiyetini bilemeyiz. Nitekim yüce Mevla şöyle buyuruyor: “Sizi bilmediğiniz bir âlemde var edelim diye ölümü tak*dir ettik. Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?” (Vakıa, 56/61–61)

    Öyle ki yüce Rabbimiz öbür âlemde bize öyle duyular ve*recek ki, biz bu duyularla artık melekleri, cinleri, Rabbimiz ve daha nice şeyleri görebileceğiz. Oysaki dünyada bizim bu hasselerimiz yoktu. Sen bundan böyle bu kitapta cennetlik olanların niteliklerini, cehennemlik olanların özelliklerini bu*lacak ve onları öğreneceksin.

    İsrafil (as) sura üfürmekle emrolunur, o da sura üfler, senin de öğrendiğin gibi böylece tüm varlıklar yeniden diri*lirler. Adeta her tarafa yayılmış çekirgeler misali toplanıp bir araya gelirler. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu konuya ilişkin ayetleri görmüştük. İnsanlar o gün adeta ateşin çevresini sarmış olan pervaneler gibi olacaklardır. Nitekim yüce Allah buyuruyor ki: “İnsanların, ateşin etrafını sarmış pervaneler gibi olduğu gün.” (Karia, 101/4)

    Artık o gün bizler kabirlerimizden yalın ayak, çıplak ve sünnetsiz olarak diriltileceğiz. Nitekim Buhari, Müslim ve daha başkaları İbn Abbas’tan rivayet ediyorlar. İbn Abbas diyor ki Allah Resulü (as) şöyle buyurdu:

    “Şüphesiz sizler, Allah’a yürüyerek, yalınayak, çıplak ve sünnetsiz bir halde varıp kavuşacaksınız.”[5]

    Ey kardeşim! Şurasını iyice bilmelisin ki, Bu öyle bir gündür ki, saldığı korku ve şiddeti anlatılamaz. Nitekim yüce Mevla bu günün şiddet ve dehşetini şu ayetiyle bize açıklıyor:

    “O Sur’a üfürüldüğü zaman var ya, işte o gün zorlu bir gündür. Kâfirler için hiç de kolay değildir.” (Müddessir, 74/8–10)

    Bir başka ayette de yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Bi*rinci üflemenin kâinatı sarstığı, onu ikinci üflemenin ta*kip ettiği gün, işte o gün yürekler kaygıdan oynar, gözle*rini korku bürür.” (Naziat, 79/6–10)

    Nasıl Korkulmasın ki, o öyle dehşetli bir gündür ki, gök*ler o günde dürülecek, o günde yeryüzü sarsılacak, dağlar yerinden oynayacak, yıldızlar hallaç pamuğu gibi yerlerinden fırlatılacaktır. Yüce Allah bu konuda bakın ne buyuruyor: “Artık Sur’a bir defa üflendiği, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine tek çarpışla çarpılıp darmadağın edildiği zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar. Gök de yarılır ve artık o gün o, çökmeye yüz tutar. Melekler göğün etra*fındadır. O gün Rabbinin Arşını, bunların da üstünde sekiz melek yüklenir. Ey insanlar! O gün hesap için hu*zura alınırsınız; size ait hiçbir sır gizli kalmaz.” (Hakka, 69/13–18)

    İşte kardeşim durum böyledir. Şu kâinatta çevrende gördüğün her şey kıyamet gününde yok olup gidecektir. Evet, Allah’ın dilediği gibi her şey yok olacaktır. Artık ahiret sana görünmüş, cennet ve cehennem açığa çıkmıştır. Rah*man olan Allah’ın Arşını bile görecek güne gelmişsindir, de*mektir. İşte bu olayları bize bildiren kimi ayet meallerini bu*rada sana açıklayayım da, gerçeği gör.

    İlk olarak gök ile ilgili ayetlerden örnekler verelim. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

    “Düşün o günü ki, yazılı kâğıtların tomarını dürer gibi, göğü toplayıp düreriz. Tıpkı ilk yaratmaya başladı*ğımız gibi onu tekrar o hale getiririz. Bu, üzerimize aldı*ğımız bir vaad oldu. Biz vaat ettiğimizi yaparız.” (Enbiya, 21/104)

    Yüce Allah bir diğer ayetinde de şöyle buyuruyor: “Gök yarıldığı zaman.” (İnşikak, 84/1)

    Yine Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Gökyüzü yarıldığı za*man.” (İnfitar, 82/1)

    Şimdi de diğer bir ayet meali, Mevla’mız buyuruyor: “Gök yarılıp da kızarmış yağ renginde gül gibi olduğu zaman.” (Rahman, 55/37)

    İkinci olarak Güneş ve Ay ile alakalı ayetlerden örnekler verelim. Allah Teala buyuruyor: “İşte, göz kamaştığı, ay tutulduğu, güneşle ay bir araya getirildiği zaman! O gün insan, ‘kaçacak yer neresi’ diyecektir. Hayır, hayır, kaçıp sığınacak yer yoktur! O gün, varıp durulacak yer, sadece Rabinin huzurudur. O gün insana, ileri götürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.” (Kıyamet, 75/7–13)

    Yüce Allah buyuruyor: “Güneş katlanıp dürüldü*ğünde.” (Tekvir, 81/1)

    Üçüncü olarak da yıldızlar ve gezegenler hakkındaki ayet*ler. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Yıldızlar kararıp döküldüğünde.” (Tekvir, 81/2)

    Yine Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Yıldızlar döküldü*ğün*de.” (İnfitar, 82/2)

    Şimdi de başka bir ayet meali, Allah Teala şöyle buyuru*yor: “Yıldızların ışığı söndürüldüğünde.” (Mürselat, 77/8)

    İşte görüldüğü gibi gökler ve gökte var olanların tümü böylece yok olup gidecektir. Bir de yeryüzüne, dağlara, de*nizlere gelince onların durumu da gök ve göktekilerden farklı olmayacaktır. Onlar da aynen yok olup gideceklerdir. Nite*kim buna ilişkin delilleri Kur’an ve sahih sünnetten şöylece verebiliriz. Yüce Allah buyuruyor:

    “Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar parçalandığı, dağılıp toz duman haline geldiğinde.” (Vakıa, 56/4–6)

    Yüce Allah buyuruyor: “Kıyamet günü yeryüzü ve dağlar sarsılır, dağlar çöküntü ile akıp giden kum yığı*nına döner.” (Müzzemmil, 73/14)

    Yüce Allah buyuruyor: “O günde dağlar da atılmış renkli yüne dönüşür.” (Karia, 101/5)

    İşte bu durumlardan sonra yeryüzü olsun, dağlar olsun tamamı yok olup gideceklerdir. Nitekim Allah Teala şöyle buyuruyor: “Yer başka bir yer, gökler de başka gökler haline getirildiği, insanlar bir ve gücüne karşı durulmaz olan Allah’ın huzuruna çıktıkları gün Allah bütün zalimlerin cezasını vere*cektir.” (İbrahim, 14/48)

    Yüce Allah buyuruyor: “Resulüm! Sana dağlar hak*kında sorarlar. De ki: Rabbim onları ufalayıp savuracak. Böylece yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır. Orada ne bir iniş, ne de bir yokuş görebileceksin.” (Ta Ha, 20/105–107)

    Denizlere gelince onlar da adeta volkanlar gibi hep kay*nayıp birbirine karışıp katılacaklardır. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor:

    “Denizler kaynatıldığında,” (Tekvir, 81/6)

    Yüce Allah yine buyuruyor: “Denizler birbirine karışıp katıldığında,” (İnfitar, 82/3)

    Ey kardeşim! İşte bütün bunlar kıyametin meydana gel*diği zamanda görebileceğin şeylerdir. İşte bu kâinat senin hayatını geçirdiğin, yüce Allah’ın senin üzerinde yaşaman için yarattığı ve emrine musahhar kıldığı yani verdiği bu dün*yada meydana gelecektir. Nitekim Allah şöyle buyuruyor: “Allah, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, kendi katın*dan bir lütuf olmak üzere size boyun eğdirmiştir. Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.” (Casiye, 45/13)

    Kısaca bildiğin ve gördüğün her şey yok olacaktır. Sa*dece amellerinin gereğinin yerine getirilmesi bakımından insanlar kalacaklardır. Çünkü yüce Allah şöyle buyuruyor:

    “Biz, insanların hangisinin daha güzel amel edece*ğini deneyelim diye yeryüzünde her şeyi dünyanın ken*dine mahsus bir ziynet yaptık. Bununla beraber biz mut*laka oradaki her şeyi kupkuru bir toprak yapacağız.” (Kehf, 18/7–8)


    [1] Tirmizi, Sıfatul Kıyame, h:2431/2548. Tirmizi, bu Hasen bir hadistir, demiştir.

    [2] Tirmizi, Sıfatul Kıyame, h:2430/2547. Tirmizi bu hadis için Hasen-Sahihtir, demiştir.

    [3] Müslim, Fiten, 2940/116

    [4] Müslim, Fiten, h: 2955/141

    [5] Müslim, Cennet, h: 2860/56


  6. 08.Kasım.2014, 18:16
    3
    Devamlı Üye
    Yüce Allah buyuruyor: “O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi, gözleri horluktan aşağı düşmüş ve kendileri zillete bürünmüş bir halde kabirlerinden fırlaya fırlaya çıkarlar. İşte bu, onların tehdit edile geldikleri gündür.” (Mearic, 70/43–44)

    Bilmelisin ki, Allah, tüm yaratılmışların yeniden diriltil*mesini ve bir araya gelip toplanmalarını dilediğinde, çok şiddetli bir rüzgâr gönderir. Bu rüzgâr o ölmüş olan varlıkla*rın cesetlerine ait tüm zerreciklerini, organlarını havada taşı*tarak, onların karadan olsun, denizden olsun nerede beden*lerine ait bir zerrecikleri varsa, adeta bir bulut misali taşıtır. Her bedene ait toplanan zerrecikler, kendi kabirleri üzerinde toplar, kabir üzerinde bir araya gelen zerrecikler halindeki organlar tıpkı yağmur misali kabrin üzerine düşerler ve bun*dan da her insan ve canlı yeniden meydana gelir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

    “Rüzgârları gönderip de bulutu harekete geçiren Al*lah’tır. Biz onu ölü bir bölgeye göndeririz de ölümünden sonra toprağa onunla hayat veririz. Ölülerin yeniden di*rilmesi de böyle olacaktır.” (Fatır, 35/9)

    Buhari, Müslim ve Tirmizi dışında Sünen sahiplerinin Ebu Hureyre’den rivayetlerine göre, demiş ki Allah Resulü (as) şöyle buyurdu:

    “İki nefha-üfleme arasındaki zaman kırk olacaktır. Ebu Hureyre’ye bu zaman dilimi kırk gün mü diye sorulduğunda, Ebu Hureyre, bu konuda herhangi bir şey söyleyemem, dedi. Bu defa o halde bu zaman dilimi kırk ay mı, diye soruldu*ğunda, Ebu Hureyre yine, bir şey diyemem, der. Yine kendi*sine bu zaman dilimi kırk yıl mı, diye sorulduğunda, Ebu Hureyre yine ayni şekilde bir şey diyemem, diyerek cevapla*mıştır. Daha sonra gökten bir su inecek, insanlar tıpkı sebze biter gibi biteceklerdir. İnsanın çürümeyecek hiçbir organı yoktur. Sadece bir tek kemik çürümeden kalacaktır. Bu ke*mik de kuyruk sokumu kemiğidir. İşte kıyamet gününde varlıklar bunun üzerinde gelişip canlanacaklardır.”[4]

    Rivayete göre beden zerrelerinin toplanıp bir araya gel*mesi ve yağmur misali kendi kabri üzerine inmesi hali adeta erkeğin menisine, spermine benzer türden bir yağış olacak*tır. Bu böylece kırk gün kalacak, daha sonra cesetler bundan meydana gelecektir. Nitekim İbrahim (as) bu olayı bizzat müşahede etmiş, yani görüp yaşamıştır. Bu olay, İbrahim’in (as) Rabbinden ölüleri nasıl dirilttiğini kendisine göstermesini istediğinde olmuştu. Hz. İbrahim böyle bir istekte bulu*nunca, yüce Allah kendisine; Sen iman etmedin mi, diye sorunca o, Bilakis elbette iman ettim, ancak istedim ki kal*bim huzur bulsun, tatmin olsun. İbrahim (as), yüce Allah’ın ölüleri dirilttiğine kesin iman ediyordu. Ancak onun istediği şey, bunların nasıl bir araya toplanıp yeniden vücut buldukla*rını görmekti. Çünkü bedenin tüm zerreleri toprağa karışmış, rüzgârın önüne katılıp savrulmuş, karalarda ve denizlerde yayılmış, dünyanın doğusundan batısına varana dek her yere dağılıp savrulmuş durumdadır. Bunların bir araya gelişini görmektir, isteği İbrahim’in.

    Rivayete göre İbrahim’in (as) böyle bir soruyu sorma ne*deni, kendisi bir gün deniz sahilinde yürürken burada bir merkep leşini görür. Su kabardığı zaman leş suyun içerisinde kalıyor, bu sırada deniz canlıları bundan yemeye başlıyorlar. Su çekilip leşin kalan kısmı karada kalınca bu defa kara hay*vanları ve kuşlar o leşten yiyorlar. Bundan hayrete düşen İbrahim peygamber, Rabbim bir taraftan deniz canlılarına, bir taraftan da, kara hayvanlarına, yırtıcı hayvanlara ve kuş*lara yem olan bu merkebin nasıl dirilteceğini, bu kadar kurda, kuşa, deniz canlısına yem olan bu hayvanı nasıl diril*teceksin, diye istekte bulunur.

    Yüce Allah da ona dört farklı türden kuş yakalamasını emreder. Yine söylendiğine göre bu kuşlardan biri Tavus kuşu, biri bir horoz, biri karga ve birisi de güvercin imiş. İb*rahim (as) de verilen emir doğrultusunda kuşları keser, ya*nında bu hayvanların kafalarını bırakır, ancak bu dört tür Kanatlının kalan gövdesini, etlerini un ufak kılarak birbirine karıştırır, adeta bir hamur haline getirir. Bundan sonra da, bu şekilde yoğurduğu bu hayvanların o yoğrulan kısmından parçalar ayırarak her birini çevresindeki dağlar üzerine bı*rakmasını emreder. Yine anlatıldığına göre bunlar dört farklı dağ imiş veya yedi dağ imiş.

    İbrahim Peygamber görevini yapıp yerine getirdikten sonra, bu kuşların dağlar üzerinde serpilip bırakılmış olan etlerini, Allah’ın izniyle bana gelin, diye kendisine çağırmasını da emreder. Hz. İbrahim emir aldığı doğrultuda görevini yaptı, bir de ne görsün, dağlar üzerine bıraktığı o etler ha*vada dağılıp bir birinden ayrılarak kendi parçalarıyla birleşi*yorlar. Nihayet her hayvanın eti kendi iskeleti ve gövdesi üzerinde toplanıp birleştikten sonra, bir de bakar ki bu hay*vanları kafaları üzerlerinde olmadığı halde gövdeleri oluşmuş bir şekilde gelip Hz. İbrahim’in (as) yanındaki kafaların ya*nına kondular. Nihayet kafalarıyla da birleşip bir araya gel*dikten sonra bir de bakar ki hayvanlar dirilmiş ve canlanmış oldular. Tıpkı kesilmeden önceki durumlarını olduğu gibi almış oldular.

    İşte bundan sonra yüce Allah dedi ki, ey İbrahim! Şura*sını çok iyi bilmelisin ki, Allah Azizdir ve Hâkimdir yani gücü her şeye yetendir ve yaptığı, yaratmış olduğu bir şeyi –biz bilmesek- de mutlaka bir hikmet gereği yapıyordur. Yani Allah yarattığı yaratıkların üzerinde güçlüdür ve sanatında da bir hikmet sahibidir. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor:

    “İbrahim Rabbine: Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster, demişti. Rabbi ona: Yoksa inanmadın mı? dedi. İbrahim: Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için görmek istedim, dedi. Bunun üzerine Allah: Öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanına al, sonra kesip parçala, her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır, koşarak sana gelirler. Bil ki Allah azizdir, hâkimdir, buyurdu.” (Bakara, 2/260)

    Bilmelisin ki, Allah tüm yaratılmışların cesetlerini topla*yıp bir araya getirecektir. Çünkü yüce Allah şöyle buyur*maktadır: “Nerede olursanız olun, sonunda Allah hepinizi bir araya getirecektir.” (Bakara, 2/148)

    Allah bir başka yaratılışla yaratacaktır, ancak biz onun mahiyetini bilemeyiz. Nitekim yüce Mevla şöyle buyuruyor: “Sizi bilmediğiniz bir âlemde var edelim diye ölümü tak*dir ettik. Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?” (Vakıa, 56/61–61)

    Öyle ki yüce Rabbimiz öbür âlemde bize öyle duyular ve*recek ki, biz bu duyularla artık melekleri, cinleri, Rabbimiz ve daha nice şeyleri görebileceğiz. Oysaki dünyada bizim bu hasselerimiz yoktu. Sen bundan böyle bu kitapta cennetlik olanların niteliklerini, cehennemlik olanların özelliklerini bu*lacak ve onları öğreneceksin.

    İsrafil (as) sura üfürmekle emrolunur, o da sura üfler, senin de öğrendiğin gibi böylece tüm varlıklar yeniden diri*lirler. Adeta her tarafa yayılmış çekirgeler misali toplanıp bir araya gelirler. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu konuya ilişkin ayetleri görmüştük. İnsanlar o gün adeta ateşin çevresini sarmış olan pervaneler gibi olacaklardır. Nitekim yüce Allah buyuruyor ki: “İnsanların, ateşin etrafını sarmış pervaneler gibi olduğu gün.” (Karia, 101/4)

    Artık o gün bizler kabirlerimizden yalın ayak, çıplak ve sünnetsiz olarak diriltileceğiz. Nitekim Buhari, Müslim ve daha başkaları İbn Abbas’tan rivayet ediyorlar. İbn Abbas diyor ki Allah Resulü (as) şöyle buyurdu:

    “Şüphesiz sizler, Allah’a yürüyerek, yalınayak, çıplak ve sünnetsiz bir halde varıp kavuşacaksınız.”[5]

    Ey kardeşim! Şurasını iyice bilmelisin ki, Bu öyle bir gündür ki, saldığı korku ve şiddeti anlatılamaz. Nitekim yüce Mevla bu günün şiddet ve dehşetini şu ayetiyle bize açıklıyor:

    “O Sur’a üfürüldüğü zaman var ya, işte o gün zorlu bir gündür. Kâfirler için hiç de kolay değildir.” (Müddessir, 74/8–10)

    Bir başka ayette de yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Bi*rinci üflemenin kâinatı sarstığı, onu ikinci üflemenin ta*kip ettiği gün, işte o gün yürekler kaygıdan oynar, gözle*rini korku bürür.” (Naziat, 79/6–10)

    Nasıl Korkulmasın ki, o öyle dehşetli bir gündür ki, gök*ler o günde dürülecek, o günde yeryüzü sarsılacak, dağlar yerinden oynayacak, yıldızlar hallaç pamuğu gibi yerlerinden fırlatılacaktır. Yüce Allah bu konuda bakın ne buyuruyor: “Artık Sur’a bir defa üflendiği, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine tek çarpışla çarpılıp darmadağın edildiği zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar. Gök de yarılır ve artık o gün o, çökmeye yüz tutar. Melekler göğün etra*fındadır. O gün Rabbinin Arşını, bunların da üstünde sekiz melek yüklenir. Ey insanlar! O gün hesap için hu*zura alınırsınız; size ait hiçbir sır gizli kalmaz.” (Hakka, 69/13–18)

    İşte kardeşim durum böyledir. Şu kâinatta çevrende gördüğün her şey kıyamet gününde yok olup gidecektir. Evet, Allah’ın dilediği gibi her şey yok olacaktır. Artık ahiret sana görünmüş, cennet ve cehennem açığa çıkmıştır. Rah*man olan Allah’ın Arşını bile görecek güne gelmişsindir, de*mektir. İşte bu olayları bize bildiren kimi ayet meallerini bu*rada sana açıklayayım da, gerçeği gör.

    İlk olarak gök ile ilgili ayetlerden örnekler verelim. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

    “Düşün o günü ki, yazılı kâğıtların tomarını dürer gibi, göğü toplayıp düreriz. Tıpkı ilk yaratmaya başladı*ğımız gibi onu tekrar o hale getiririz. Bu, üzerimize aldı*ğımız bir vaad oldu. Biz vaat ettiğimizi yaparız.” (Enbiya, 21/104)

    Yüce Allah bir diğer ayetinde de şöyle buyuruyor: “Gök yarıldığı zaman.” (İnşikak, 84/1)

    Yine Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Gökyüzü yarıldığı za*man.” (İnfitar, 82/1)

    Şimdi de diğer bir ayet meali, Mevla’mız buyuruyor: “Gök yarılıp da kızarmış yağ renginde gül gibi olduğu zaman.” (Rahman, 55/37)

    İkinci olarak Güneş ve Ay ile alakalı ayetlerden örnekler verelim. Allah Teala buyuruyor: “İşte, göz kamaştığı, ay tutulduğu, güneşle ay bir araya getirildiği zaman! O gün insan, ‘kaçacak yer neresi’ diyecektir. Hayır, hayır, kaçıp sığınacak yer yoktur! O gün, varıp durulacak yer, sadece Rabinin huzurudur. O gün insana, ileri götürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.” (Kıyamet, 75/7–13)

    Yüce Allah buyuruyor: “Güneş katlanıp dürüldü*ğünde.” (Tekvir, 81/1)

    Üçüncü olarak da yıldızlar ve gezegenler hakkındaki ayet*ler. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Yıldızlar kararıp döküldüğünde.” (Tekvir, 81/2)

    Yine Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Yıldızlar döküldü*ğün*de.” (İnfitar, 82/2)

    Şimdi de başka bir ayet meali, Allah Teala şöyle buyuru*yor: “Yıldızların ışığı söndürüldüğünde.” (Mürselat, 77/8)

    İşte görüldüğü gibi gökler ve gökte var olanların tümü böylece yok olup gidecektir. Bir de yeryüzüne, dağlara, de*nizlere gelince onların durumu da gök ve göktekilerden farklı olmayacaktır. Onlar da aynen yok olup gideceklerdir. Nite*kim buna ilişkin delilleri Kur’an ve sahih sünnetten şöylece verebiliriz. Yüce Allah buyuruyor:

    “Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar parçalandığı, dağılıp toz duman haline geldiğinde.” (Vakıa, 56/4–6)

    Yüce Allah buyuruyor: “Kıyamet günü yeryüzü ve dağlar sarsılır, dağlar çöküntü ile akıp giden kum yığı*nına döner.” (Müzzemmil, 73/14)

    Yüce Allah buyuruyor: “O günde dağlar da atılmış renkli yüne dönüşür.” (Karia, 101/5)

    İşte bu durumlardan sonra yeryüzü olsun, dağlar olsun tamamı yok olup gideceklerdir. Nitekim Allah Teala şöyle buyuruyor: “Yer başka bir yer, gökler de başka gökler haline getirildiği, insanlar bir ve gücüne karşı durulmaz olan Allah’ın huzuruna çıktıkları gün Allah bütün zalimlerin cezasını vere*cektir.” (İbrahim, 14/48)

    Yüce Allah buyuruyor: “Resulüm! Sana dağlar hak*kında sorarlar. De ki: Rabbim onları ufalayıp savuracak. Böylece yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır. Orada ne bir iniş, ne de bir yokuş görebileceksin.” (Ta Ha, 20/105–107)

    Denizlere gelince onlar da adeta volkanlar gibi hep kay*nayıp birbirine karışıp katılacaklardır. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor:

    “Denizler kaynatıldığında,” (Tekvir, 81/6)

    Yüce Allah yine buyuruyor: “Denizler birbirine karışıp katıldığında,” (İnfitar, 82/3)

    Ey kardeşim! İşte bütün bunlar kıyametin meydana gel*diği zamanda görebileceğin şeylerdir. İşte bu kâinat senin hayatını geçirdiğin, yüce Allah’ın senin üzerinde yaşaman için yarattığı ve emrine musahhar kıldığı yani verdiği bu dün*yada meydana gelecektir. Nitekim Allah şöyle buyuruyor: “Allah, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, kendi katın*dan bir lütuf olmak üzere size boyun eğdirmiştir. Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.” (Casiye, 45/13)

    Kısaca bildiğin ve gördüğün her şey yok olacaktır. Sa*dece amellerinin gereğinin yerine getirilmesi bakımından insanlar kalacaklardır. Çünkü yüce Allah şöyle buyuruyor:

    “Biz, insanların hangisinin daha güzel amel edece*ğini deneyelim diye yeryüzünde her şeyi dünyanın ken*dine mahsus bir ziynet yaptık. Bununla beraber biz mut*laka oradaki her şeyi kupkuru bir toprak yapacağız.” (Kehf, 18/7–8)


    [1] Tirmizi, Sıfatul Kıyame, h:2431/2548. Tirmizi, bu Hasen bir hadistir, demiştir.

    [2] Tirmizi, Sıfatul Kıyame, h:2430/2547. Tirmizi bu hadis için Hasen-Sahihtir, demiştir.

    [3] Müslim, Fiten, 2940/116

    [4] Müslim, Fiten, h: 2955/141

    [5] Müslim, Cennet, h: 2860/56





+ Yorum Gönder