Konusunu Oylayın.: Abdülaziz bayındır sapıklıkları kısaca

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 6 kişi
Abdülaziz bayındır sapıklıkları kısaca
  1. 29.Haziran.2014, 13:55
    1
    Katade
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Nisan.2013
    Üye No: 100895
    Mesaj Sayısı: 648
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7

    Abdülaziz bayındır sapıklıkları kısaca






    Abdülaziz bayındır sapıklıkları kısaca Mumsema abdülaziz bayındır sapıklıkları kısaca

    abdülaziz bayındır miraç sapıklığı - ayet inkarı





  2. 29.Haziran.2014, 13:55
    1
    Devamlı Üye



    abdülaziz bayındır sapıklıkları kısaca

    abdülaziz bayındır miraç sapıklığı - ayet inkarı





    Benzer Konular

    - Abdülaziz Bayındır soruları cevaplıyor

    - Prof.Dr. Abdülaziz Bayındır kimdir?

    - Abdülaziz Bayındır sapmıştır.

    - Prof.Dr. Abdülaziz Bayındır - Muta nikahı

    - Abdülaziz Bayındır kimdir ?

  3. 05.Temmuz.2014, 14:48
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Abdülaziz bayındır sapıklıkları kısaca




    Abdülaziz bayındır sapıklıkları kısaca
    "Allah'ın âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr edenler, işte bunların rahmetimden ümitleri yoktur..." (Ankebût, 29/23) mealindeki ayeti açıklar mısınız?

    İnanç esaslarından birisi de kitaplara imandır. Bir insanın Müslüman sayılabilmesi için ALLAH'ın peygamberlerine indirdiği kitapların tamamına ALLAH'ın indirdiği şekliyle inanması gerekir. Tevrat, Zebur, İncil veya Kur'ân'dan birisine inanmayan biri Müslüman sayılmaz. Kur'ân'ın tamamına inanmayan biri kâfir olabileceği gibi, Kur'ân'ın sadece bir sûresine, hatta hadiste de ifâ*de edildiği gibi, bir âyetine dahi inanmayan kimse Mü'min sa*yılmaz. Müslüman olduğu halde sonradan inanmayan kimse ise İslâm dâiresinden çıkmış olur.

    Esasen bu suredeki 19-23 arası ayetleri beraber değerlendirmek, konunun daha iyi anlaşılmasına vesile olacaktır:

    "Peki onlar, Allah'ın yaratmayı nasıl başlattığını, sonra onu ardarda sürdürdüğünü görmezler mi? Kuşkusuz bu, Allah için kolaydır."

    "De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşınız ve Allah'ın ilk yaratılışı nasıl başlatıp devam ettirdiğini görünüz. Allah, daha sonra ikinci hayatı da işte böyle gerçekleştirecektir; Allah her şeye kadirdir."

    "O, dilediğine azap verir dilediğini esirger. Hepiniz dönüp dolaşıp O'na varacaksınız."

    "Ne yeryüzünde ne de gökte Allah'ı çaresiz bırakabilirsiniz. Allah'ın dışında bir himayeciniz ve yardımcınız da yoktur."

    "Allah'ın âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr edenler, işte bunların rahmetimden ümitleri yoktur ve bunlar için acı bir azap vardır." (Ankebut, 29/19-23)

    Bu ayetler, Hz. İbrahim (as) ve onun halkıyla ilgili önceki âyetlerin devamı sayılabileceği gibi -bir tür parantez içi ifadesi olarak- Hz. Peygamber (asm) ve onun kavmiyle ilgili olabileceği de belirtilmektedir. Her iki durumda da önemli olan, varlığı, oluşu ve hayatı başlatanın da devam ettirenin de Allah olduğunun ortaya konmasıdır. Bu gerçeğin "... görmezler mi?" şeklinde soru ifadesiyle dile getirilmesi ise, insanın duyu ve zihin imkânlarını kullanmasının gerekliğine işaret etmektedir. Ayrıca sağlıklı bir şekilde incelenip üzerinde düşünüldüğünde varlığın arkasındaki hikmeti, planı ve o planın sahibini anlama imkânının elde edilebileceğine de işaret vardır. Bu yaratılış olgusunun hatırlatılmasında, -Kur'an'da değişik vesilelerle sık sık altı çizildiği gibi- aynı yaratıcı kudretin âhiret denilen ikinci hayatı gerçekleştirmeye de muktedir olduğuna bir ima bulunmaktadır.

    19. âyeti şu şekilde anlayanlar da vardır:

    "Görmez mi onlar, Allah varlığı ilk baştan nasıl yoktan yaratıyor? Sonra O, yaratılışı tekrar gerçekleştirecektir."

    Bu yoruma göre önce evrendeki sürekli yaratılış hatırlatılmakta, ardından da âhiret hayatının başlangıcı olmak üzere ikinci yaratılışın gerçekleşeceğine dikkat çekilmektedir. İlk yaratılışın geniş zaman (muzâri) fiiliyle zikredilmesi bu yaratılışın sürekliliğine işaret eder. (bk. Kurtubî, İbn Âşûr, ilgili ayetlerin tefsiri) Ancak âyetin bütününde dünyadaki yaratılışa, bu yaratılışın sürekliliğine dikkat çekildiği şeklindeki görüş daha isabetli görünmektedir.


  4. 05.Temmuz.2014, 14:48
    2
    Devamlı Üye



    Abdülaziz bayındır sapıklıkları kısaca
    "Allah'ın âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr edenler, işte bunların rahmetimden ümitleri yoktur..." (Ankebût, 29/23) mealindeki ayeti açıklar mısınız?

    İnanç esaslarından birisi de kitaplara imandır. Bir insanın Müslüman sayılabilmesi için ALLAH'ın peygamberlerine indirdiği kitapların tamamına ALLAH'ın indirdiği şekliyle inanması gerekir. Tevrat, Zebur, İncil veya Kur'ân'dan birisine inanmayan biri Müslüman sayılmaz. Kur'ân'ın tamamına inanmayan biri kâfir olabileceği gibi, Kur'ân'ın sadece bir sûresine, hatta hadiste de ifâ*de edildiği gibi, bir âyetine dahi inanmayan kimse Mü'min sa*yılmaz. Müslüman olduğu halde sonradan inanmayan kimse ise İslâm dâiresinden çıkmış olur.

    Esasen bu suredeki 19-23 arası ayetleri beraber değerlendirmek, konunun daha iyi anlaşılmasına vesile olacaktır:

    "Peki onlar, Allah'ın yaratmayı nasıl başlattığını, sonra onu ardarda sürdürdüğünü görmezler mi? Kuşkusuz bu, Allah için kolaydır."

    "De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşınız ve Allah'ın ilk yaratılışı nasıl başlatıp devam ettirdiğini görünüz. Allah, daha sonra ikinci hayatı da işte böyle gerçekleştirecektir; Allah her şeye kadirdir."

    "O, dilediğine azap verir dilediğini esirger. Hepiniz dönüp dolaşıp O'na varacaksınız."

    "Ne yeryüzünde ne de gökte Allah'ı çaresiz bırakabilirsiniz. Allah'ın dışında bir himayeciniz ve yardımcınız da yoktur."

    "Allah'ın âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr edenler, işte bunların rahmetimden ümitleri yoktur ve bunlar için acı bir azap vardır." (Ankebut, 29/19-23)

    Bu ayetler, Hz. İbrahim (as) ve onun halkıyla ilgili önceki âyetlerin devamı sayılabileceği gibi -bir tür parantez içi ifadesi olarak- Hz. Peygamber (asm) ve onun kavmiyle ilgili olabileceği de belirtilmektedir. Her iki durumda da önemli olan, varlığı, oluşu ve hayatı başlatanın da devam ettirenin de Allah olduğunun ortaya konmasıdır. Bu gerçeğin "... görmezler mi?" şeklinde soru ifadesiyle dile getirilmesi ise, insanın duyu ve zihin imkânlarını kullanmasının gerekliğine işaret etmektedir. Ayrıca sağlıklı bir şekilde incelenip üzerinde düşünüldüğünde varlığın arkasındaki hikmeti, planı ve o planın sahibini anlama imkânının elde edilebileceğine de işaret vardır. Bu yaratılış olgusunun hatırlatılmasında, -Kur'an'da değişik vesilelerle sık sık altı çizildiği gibi- aynı yaratıcı kudretin âhiret denilen ikinci hayatı gerçekleştirmeye de muktedir olduğuna bir ima bulunmaktadır.

    19. âyeti şu şekilde anlayanlar da vardır:

    "Görmez mi onlar, Allah varlığı ilk baştan nasıl yoktan yaratıyor? Sonra O, yaratılışı tekrar gerçekleştirecektir."

    Bu yoruma göre önce evrendeki sürekli yaratılış hatırlatılmakta, ardından da âhiret hayatının başlangıcı olmak üzere ikinci yaratılışın gerçekleşeceğine dikkat çekilmektedir. İlk yaratılışın geniş zaman (muzâri) fiiliyle zikredilmesi bu yaratılışın sürekliliğine işaret eder. (bk. Kurtubî, İbn Âşûr, ilgili ayetlerin tefsiri) Ancak âyetin bütününde dünyadaki yaratılışa, bu yaratılışın sürekliliğine dikkat çekildiği şeklindeki görüş daha isabetli görünmektedir.


  5. 05.Temmuz.2014, 14:49
    3
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Abdülaziz bayındır sapıklıkları kısaca

    20. âyette ise hem dünyadaki yaratma hem de dünya hayatının sona ermesinin ardından ikinci hayat için diriltme söz konusu edilmiş; ilk yaratma, ikinci yaratmanın mümkün olduğuna delil olarak gösterilmiştir. (Taberi, ilgili ayetlerin tefsiri)

    21. âyette ikinci yaratılışın yani âhiret hayatının gerçekleşme sebebi dolaylı bir ifadeyle belirtilmiştir ki bu da Allah'ın dilediğine azap etmesi, dilediğine de merhametiyle muamele edip azaptan esirgemesidir. Kuşkusuz Allah, adalet ve hikmet sahibi olduğu için, dünya hayatını inkâr ve isyanla geçirenleri cezaya çarptıracak, iman ve itaatle geçirenleri de azaptan koruyup lütuf ve merhametiyle onlara ikramda bulunacaktır. Nitekim 23. âyet, ilâhî rahmetin ve cezanın adalet temeline dayandığına dikkat çekmektedir. (bk. Kur’an Yolu, ilgili ayetlerin tefsiri)

    Allah'ın ayetlerini ve öldükten sonra Allah'ın huzuruna çıkmayı inkar edenler var ya, işte onlar Allah'ın rahmetinden ümit kesenlerdir. Doğrusu, ka*firler güruhundan başkaları Allah'ın rahmetinden ümit kesmez. İşte bunlar için acı verici elemli bir azap vardır. Allah'a iman edip, öldükten sonra O'nun huzuruna çıkağacağına inanan kimseler, Rablerinin rahmetini ümid ederler. Şüphesiz Allah'ın rahmeti iyi kimselere ve iyilik yapan insanlara yakındır. (bk. Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, ilgili ayetin tefsiri)

    Allah'ın sonsuz rahmetinin her varlıkta, o varlığın istidadı nisbetinde tecelli ettiğini görüyoruz. Kişide istidat yoksa, ilâhî rahmetin ne kusuru olabilir. Bahar mevsiminde hayat veren yağmurdan mahrum bırakılan top*rakta, bir hareket meydana gelmiyor ve kendine düşeni yerine getiremiyorsa, kusur yağmurda değil, toprağı o yağmurdan mahrum bırakandadır.

    İşte böylece Cenâb-ı Hakk'ın rahmeti her şeyi kapsayıp kuşatmıştır. Aslanın kendi yavrusunu o parçalayıcı dişleriyle tutup ısırmadan, incitmeden bir yerden bir yere taşıması, hırçın bir atın yavrusunun süt emmesine imkân vermesi hep ilâhî rahmetin birer tezahürü değil midir? Bu gerçekleri göremeyen, görüp de idrâk edemeyen sapıklardır ki, umutsuzluk içinde bir ömür tüketirler; ne Allah'ın damgasını taşıyan eşyaya dikkatle ve ibretle bakarlar, ne de Allah'a kavuşacaklarına inanırlar.

    Şüphesiz öyleleri için iki ayrı azap söz konusudur:

    Birincisi dünyada onların yakasını bırakmaz; öy*le ki her an ölüp yokluğa karışma endişesini taşırlar ve umutsuzluk içinde günlerini gün etmeye çalışırlar. Diyebiliriz ki, hayatta bir fani için en kötü azap, âhirete ve hesaba inanmamaktan kaynaklanan ümitsizliktir.

    İkinci azap ise âhirette ebediyen peşlerini takip eder. (bk. Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, ilgili ayetin tefsiri)


  6. 05.Temmuz.2014, 14:49
    3
    Devamlı Üye
    20. âyette ise hem dünyadaki yaratma hem de dünya hayatının sona ermesinin ardından ikinci hayat için diriltme söz konusu edilmiş; ilk yaratma, ikinci yaratmanın mümkün olduğuna delil olarak gösterilmiştir. (Taberi, ilgili ayetlerin tefsiri)

    21. âyette ikinci yaratılışın yani âhiret hayatının gerçekleşme sebebi dolaylı bir ifadeyle belirtilmiştir ki bu da Allah'ın dilediğine azap etmesi, dilediğine de merhametiyle muamele edip azaptan esirgemesidir. Kuşkusuz Allah, adalet ve hikmet sahibi olduğu için, dünya hayatını inkâr ve isyanla geçirenleri cezaya çarptıracak, iman ve itaatle geçirenleri de azaptan koruyup lütuf ve merhametiyle onlara ikramda bulunacaktır. Nitekim 23. âyet, ilâhî rahmetin ve cezanın adalet temeline dayandığına dikkat çekmektedir. (bk. Kur’an Yolu, ilgili ayetlerin tefsiri)

    Allah'ın ayetlerini ve öldükten sonra Allah'ın huzuruna çıkmayı inkar edenler var ya, işte onlar Allah'ın rahmetinden ümit kesenlerdir. Doğrusu, ka*firler güruhundan başkaları Allah'ın rahmetinden ümit kesmez. İşte bunlar için acı verici elemli bir azap vardır. Allah'a iman edip, öldükten sonra O'nun huzuruna çıkağacağına inanan kimseler, Rablerinin rahmetini ümid ederler. Şüphesiz Allah'ın rahmeti iyi kimselere ve iyilik yapan insanlara yakındır. (bk. Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, ilgili ayetin tefsiri)

    Allah'ın sonsuz rahmetinin her varlıkta, o varlığın istidadı nisbetinde tecelli ettiğini görüyoruz. Kişide istidat yoksa, ilâhî rahmetin ne kusuru olabilir. Bahar mevsiminde hayat veren yağmurdan mahrum bırakılan top*rakta, bir hareket meydana gelmiyor ve kendine düşeni yerine getiremiyorsa, kusur yağmurda değil, toprağı o yağmurdan mahrum bırakandadır.

    İşte böylece Cenâb-ı Hakk'ın rahmeti her şeyi kapsayıp kuşatmıştır. Aslanın kendi yavrusunu o parçalayıcı dişleriyle tutup ısırmadan, incitmeden bir yerden bir yere taşıması, hırçın bir atın yavrusunun süt emmesine imkân vermesi hep ilâhî rahmetin birer tezahürü değil midir? Bu gerçekleri göremeyen, görüp de idrâk edemeyen sapıklardır ki, umutsuzluk içinde bir ömür tüketirler; ne Allah'ın damgasını taşıyan eşyaya dikkatle ve ibretle bakarlar, ne de Allah'a kavuşacaklarına inanırlar.

    Şüphesiz öyleleri için iki ayrı azap söz konusudur:

    Birincisi dünyada onların yakasını bırakmaz; öy*le ki her an ölüp yokluğa karışma endişesini taşırlar ve umutsuzluk içinde günlerini gün etmeye çalışırlar. Diyebiliriz ki, hayatta bir fani için en kötü azap, âhirete ve hesaba inanmamaktan kaynaklanan ümitsizliktir.

    İkinci azap ise âhirette ebediyen peşlerini takip eder. (bk. Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, ilgili ayetin tefsiri)





+ Yorum Gönder