Konusunu Oylayın.: Namaz Vakitleri kılamamak

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Namaz Vakitleri kılamamak
  1. 23.Haziran.2014, 10:26
    1
    Researcher
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Kasım.2013
    Üye No: 102621
    Mesaj Sayısı: 101
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Namaz Vakitleri kılamamak






    Namaz Vakitleri kılamamak Mumsema
    Selamun Aleyküm...

    Arkadaslar günde 5 vakit namaz var ama ben iş sebebinden dolayım 3 vakit felan kılabiliyorum bu yüzden diger vakitleri kılamıyorum kazaya bıraktıgım vakitleri kılmadan yatsam bir sakıncası var mıdır ?



  2. 23.Haziran.2014, 10:26
    1
    Researcher - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    Selamun Aleyküm...

    Arkadaslar günde 5 vakit namaz var ama ben iş sebebinden dolayım 3 vakit felan kılabiliyorum bu yüzden diger vakitleri kılamıyorum kazaya bıraktıgım vakitleri kılmadan yatsam bir sakıncası var mıdır ?



    Benzer Konular

    - Rüyada namaz kılamamak

    - Ameliyatlı namaz kılamamak özür müdür?

    - Namaz vakitleri nelerdir ezan okunduktan ne kadar süre sonra namaz kılabiliriz?

    - İhlaslı Namaz Kılamamak Namazı Geçersiz Kılar mı?

    - İş yerinde namaz kılamamak, namazı kazaya bırakmak için bir özür sayılır mı?

  3. 23.Haziran.2014, 12:07
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Namaz Vakitleri kılamamak




    peki çalıştığın işte patronun sana aylık bin lira yerine beşyüzlira verse kabul edermisin tabiki etmesin ALLAH"ta beş vakit yerine üç vakit namaz kılmana razı olmaz.


  4. 23.Haziran.2014, 12:07
    2
    Devamlı Üye



    peki çalıştığın işte patronun sana aylık bin lira yerine beşyüzlira verse kabul edermisin tabiki etmesin ALLAH"ta beş vakit yerine üç vakit namaz kılmana razı olmaz.


  5. 23.Haziran.2014, 12:10
    3
    Researcher
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Kasım.2013
    Üye No: 102621
    Mesaj Sayısı: 101
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: Namaz Vakitleri kılamamak

    Anlıyorumda kardesım zorunluluk olarak diyorum


  6. 23.Haziran.2014, 12:10
    3
    Researcher - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Anlıyorumda kardesım zorunluluk olarak diyorum


  7. 23.Haziran.2014, 16:09
    4
    @hmet
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 771
    Mesaj Sayısı: 7,758
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: gölbaşı

    Cevap: Namaz Vakitleri kılamamak

    iş güç bahane
    yeni bir iş bulun ve farz namazları vaktinde kılın
    yoksa Allaha hesap vermezsiniz.


  8. 23.Haziran.2014, 16:09
    4
    Üye
    iş güç bahane
    yeni bir iş bulun ve farz namazları vaktinde kılın
    yoksa Allaha hesap vermezsiniz.


  9. 24.Haziran.2014, 12:12
    5
    Researcher
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Kasım.2013
    Üye No: 102621
    Mesaj Sayısı: 101
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: Namaz Vakitleri kılamamak

    @hmet
    Kardeş ne kadar güzel söylüyorsun bahane diyerek sen baba parası yiyorsun galiba belli biz gene elimizden geldigi kadar kılmaya çalışıyoruz zihniyetin yanlış


  10. 24.Haziran.2014, 12:12
    5
    Researcher - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    @hmet
    Kardeş ne kadar güzel söylüyorsun bahane diyerek sen baba parası yiyorsun galiba belli biz gene elimizden geldigi kadar kılmaya çalışıyoruz zihniyetin yanlış


  11. 24.Haziran.2014, 12:26
    6
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Namaz Vakitleri kılamamak

    Hamdetmek, Allahü teâlâya şükretmek demektir. Her ni’metin Allahü teâlâdan geldiğine inanmak lâzımdır.
    Allahü teâlâ, her insanın ve her hayvanın rızkını ezelde takdîr etmiş, ayırmıştır. İnsanların ve hayvanların ecelleri ve nefeslerinin sayısı belli olduğu gibi, her insanın rızkı da bellidir. Rızık hiç değişmez. Azalmaz ve çoğalmaz. Kimse kimsenin rızkını yiyemez. Kimse kendi rızkını yiyip bitirmeden ölmez.

    Dünya meşgalesinden dolayı namazı aksatmak olmaz. Çalışma şartlarından dolayı farzlardan taviz veremeyiz. Ancak nafile olan ibadetlerimiz yapamazsak, bundan dolayı bir mesuliyet olmasa da kardan zarar etmiş oluruz.
    İnsan bütün proğramını önce ahiret hayatına göre planlamalıdır. Ahiret hayatını dünya hayatına göre planlamak olmaz. Bir insan gün içinde namazı, proğramının başına koymalıdır. Başka işler aksayabilir ancak namaz aksamayacak.
    Allah Resulünden (asm.) bir saadet formülü:
    “Dünyada ya garip bir insan, ya da yolcu gibi ol.”
    Bu hadis-i şerifte saadetin iki önemli kaynağına dikkat çekilmiş ve iki ayrı saadet reçetesi birlikte sunulmuştur:
    Birinci reçete: Bu dünyada garip olduğunu, bu gurbet ilinde, asıl yurdu olan cennet için bir şeyler kazanmağa geldiğini bilmek. Kendini böyle bilen ve dünyaya böyle bakan bir insan, bu fâni hayata gönül bağlamaz. Onun geçici problemlerine gereğinden fazla önem vermez. Bu gurbet diyarından bir gün göçeceğini bilir. Gözü hep o saadet yurdundadır.
    “Sen burada misafirsin ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce getiremediği bir şeye kalbini bağlamaz.” (Mesnevî-i Nuriye, Habbe)
    İkinci reçete: “Yolcu olduğunu bilmek ve öylece yaşamak.” Böyle bir insanın bütün meselesi idealindeki şehre varmaktır; otobüste ön yahut arka koltuklarda oturması fazla önem taşımaz. Gazetelerde okuruz: Falan katil, filan ülkede yakalanmış ve uçakla Türkiye’ye getirilmiştir. Bu adamın uçakla gelmesi kendisini ne derece mesut edebilir ve ne ölçüde rahatlatır! Ama İstanbul’a ticaret için giden bir Anadolu esnafı, otobüsün en arkasında da otursa keyfine diyecek yoktur. Çünkü bu yolculuğun sonu, mal almak ve bu sıkıntıların neticesi zengin olmaktır.
    Diğer taraftan, insan otobüs yolculuğunda evindeki imkânları aramazsa, o dar mekândan sıkılmaz ve rahatsız olmaz. Aksi halde, kendi huzursuzluğunu kendi eliyle hazırlamış olur. Nur Külliyatı'nda birbirinden önemli ve değerli nice saadet reçeteleri mevcut:
    “Sultan-ı Ezelî’ye iman ile intisab eden ve amel-i sâlih ile itaat eden bir insan, şu misafirhane-i dünya menzillerinden ve âlem-i berzah ve âlem-i mahşer dairelerinden ve hâkeza kabirden sonraki bütün âlemlerin geniş hududlarından berk ve burak sür’atinde geçer. Tâ saadet-i ebediyeyi bulur.” (Sözler, Otuz ikinci Söz)
    İnsan, iman ile, Rabbine intisap eder. Böylece, sahipsiz ve hamisiz olmamanın zevkini tadar. “Beni yapan, yaratan, her organımı yerli yerine koyan ve ruh dünyamı en güzel şekilde tanzim eden, hissiyatımın her birini ayrı bir vazifede çalıştıran bir Hâlıkım var. Kan deveranım Onun rahmetiyle olduğu gibi, dünyamın dönmesi de Onun kudretiyle. Öyleyse, ben başıboş değilim, kimsesiz değilim, sahipsiz değilim.” der.


  12. 24.Haziran.2014, 12:26
    6
    Devamlı Üye
    Hamdetmek, Allahü teâlâya şükretmek demektir. Her ni’metin Allahü teâlâdan geldiğine inanmak lâzımdır.
    Allahü teâlâ, her insanın ve her hayvanın rızkını ezelde takdîr etmiş, ayırmıştır. İnsanların ve hayvanların ecelleri ve nefeslerinin sayısı belli olduğu gibi, her insanın rızkı da bellidir. Rızık hiç değişmez. Azalmaz ve çoğalmaz. Kimse kimsenin rızkını yiyemez. Kimse kendi rızkını yiyip bitirmeden ölmez.

    Dünya meşgalesinden dolayı namazı aksatmak olmaz. Çalışma şartlarından dolayı farzlardan taviz veremeyiz. Ancak nafile olan ibadetlerimiz yapamazsak, bundan dolayı bir mesuliyet olmasa da kardan zarar etmiş oluruz.
    İnsan bütün proğramını önce ahiret hayatına göre planlamalıdır. Ahiret hayatını dünya hayatına göre planlamak olmaz. Bir insan gün içinde namazı, proğramının başına koymalıdır. Başka işler aksayabilir ancak namaz aksamayacak.
    Allah Resulünden (asm.) bir saadet formülü:
    “Dünyada ya garip bir insan, ya da yolcu gibi ol.”
    Bu hadis-i şerifte saadetin iki önemli kaynağına dikkat çekilmiş ve iki ayrı saadet reçetesi birlikte sunulmuştur:
    Birinci reçete: Bu dünyada garip olduğunu, bu gurbet ilinde, asıl yurdu olan cennet için bir şeyler kazanmağa geldiğini bilmek. Kendini böyle bilen ve dünyaya böyle bakan bir insan, bu fâni hayata gönül bağlamaz. Onun geçici problemlerine gereğinden fazla önem vermez. Bu gurbet diyarından bir gün göçeceğini bilir. Gözü hep o saadet yurdundadır.
    “Sen burada misafirsin ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce getiremediği bir şeye kalbini bağlamaz.” (Mesnevî-i Nuriye, Habbe)
    İkinci reçete: “Yolcu olduğunu bilmek ve öylece yaşamak.” Böyle bir insanın bütün meselesi idealindeki şehre varmaktır; otobüste ön yahut arka koltuklarda oturması fazla önem taşımaz. Gazetelerde okuruz: Falan katil, filan ülkede yakalanmış ve uçakla Türkiye’ye getirilmiştir. Bu adamın uçakla gelmesi kendisini ne derece mesut edebilir ve ne ölçüde rahatlatır! Ama İstanbul’a ticaret için giden bir Anadolu esnafı, otobüsün en arkasında da otursa keyfine diyecek yoktur. Çünkü bu yolculuğun sonu, mal almak ve bu sıkıntıların neticesi zengin olmaktır.
    Diğer taraftan, insan otobüs yolculuğunda evindeki imkânları aramazsa, o dar mekândan sıkılmaz ve rahatsız olmaz. Aksi halde, kendi huzursuzluğunu kendi eliyle hazırlamış olur. Nur Külliyatı'nda birbirinden önemli ve değerli nice saadet reçeteleri mevcut:
    “Sultan-ı Ezelî’ye iman ile intisab eden ve amel-i sâlih ile itaat eden bir insan, şu misafirhane-i dünya menzillerinden ve âlem-i berzah ve âlem-i mahşer dairelerinden ve hâkeza kabirden sonraki bütün âlemlerin geniş hududlarından berk ve burak sür’atinde geçer. Tâ saadet-i ebediyeyi bulur.” (Sözler, Otuz ikinci Söz)
    İnsan, iman ile, Rabbine intisap eder. Böylece, sahipsiz ve hamisiz olmamanın zevkini tadar. “Beni yapan, yaratan, her organımı yerli yerine koyan ve ruh dünyamı en güzel şekilde tanzim eden, hissiyatımın her birini ayrı bir vazifede çalıştıran bir Hâlıkım var. Kan deveranım Onun rahmetiyle olduğu gibi, dünyamın dönmesi de Onun kudretiyle. Öyleyse, ben başıboş değilim, kimsesiz değilim, sahipsiz değilim.” der.


  13. 24.Haziran.2014, 12:28
    7
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Namaz Vakitleri kılamamak



    Bazı kimseler, maneviyat büyüklerinin, kalpleri mahlûkattan keserek Hâlık’a bağlamak üzere yaptıkları hikmetli tavsiyelerini yanlış değerlendirir ve dünya hayatından fiilen çekilme gibi, İslâm’ın aksiyoner ruhuna taban tabana zıt bir yola girerler.

    Nur Külliyatında, dünyanın üç yüzü olduğu nazarımıza sunulur: “İlahî isimlere âyine olma”, “cennete tarla olma” ve “ehl-i hevesatın oyuncak yeri olma” yüzleri. Bir müslüman dünyanın ilk iki yüzünü sever. İbadet ve tefekkür ile bu yüzleri değerlendirmeye çalışır. Öte yandan, bu dünya nimetlerinden meşru dairede faydalanır, zevk alır. Dünya sevgisinin tehlikeli olanı ilk iki yüzü unutarak dünyanın sadece üçüncü yüzüyle oyalanmaktır.

    Resulullah Efendimiz (asm.), “İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar.” buyurmakla, dünyanın bu üçüncü yüzü ile oyalananların gafletini güzelce dile getirmiştir.

    Rabbimiz, bu dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden başka bir şey olmadığını bize haber veriyor (En’am Sûresi, 32). Oyunla ancak çocuklar oyalanır, eğlence ise ancak sefihleri tatmin eder.

    İnsan çocukluktan kurtuldu mu, defalarca söküp yaptığı oyuncak evleri bırakır, daimî bir yuva arayışına geçer. Ve yine insan büyüdü mü, onun dünyasında eğlencenin yerini çalışma ve ilim alır.

    Bediüzzaman Hazretlerinin, “Bize gösterdiğin nümûnelerin, gölgelerin asıllarını, menbalarını göster.” duasıyla bu hâdis-i şerif birlikte düşünüldüğünde şöyle bir mânâ kalbe gelir: Rüyadaki insan da yer, içer. O yemekler, onu rüyada tatmin eder. Burada bir gölgenin bir başka gölgeyi doyurması söz konusu. Ama bu adam uyandığında aç olduğunu anlar ve gerçek gıdasını aramaya başlar.

    Dünya ile oyalanan ve hakikî saadeti unutan insanlar da gölgeyle tatmin olmaktalar. Bunlar, öldüklerinde uyanacaklar ve gerçek tatminin ancak Cennette olacağını hakkıyla anlayacaklar. Ama çoğu insan için artık vakit bitmiş, fırsat kaçmış olacak.

    Allah Resulü (asm.) kasemle ifade ediyor: “Allah’a yemin olsun ki, âhirete göre dünya, ancak sizden birinin parmağını denize daldırması gibidir. Baksın bakalım kendisine ne dönecek? Parmağı denizden ne getirebilecek?”

    Ebedî saadet bir derya. Dünya lezzetleri ise parmağı ıslatan su kadar bir şey. Bu ıslaklıkta boğulmayan, hafif bir nemde sırılsıklam olmayanlar deryayı buluyorlar. Fâniye aldanmayanlar bâkiye eriyorlar.



  14. 24.Haziran.2014, 12:28
    7
    Devamlı Üye


    Bazı kimseler, maneviyat büyüklerinin, kalpleri mahlûkattan keserek Hâlık’a bağlamak üzere yaptıkları hikmetli tavsiyelerini yanlış değerlendirir ve dünya hayatından fiilen çekilme gibi, İslâm’ın aksiyoner ruhuna taban tabana zıt bir yola girerler.

    Nur Külliyatında, dünyanın üç yüzü olduğu nazarımıza sunulur: “İlahî isimlere âyine olma”, “cennete tarla olma” ve “ehl-i hevesatın oyuncak yeri olma” yüzleri. Bir müslüman dünyanın ilk iki yüzünü sever. İbadet ve tefekkür ile bu yüzleri değerlendirmeye çalışır. Öte yandan, bu dünya nimetlerinden meşru dairede faydalanır, zevk alır. Dünya sevgisinin tehlikeli olanı ilk iki yüzü unutarak dünyanın sadece üçüncü yüzüyle oyalanmaktır.

    Resulullah Efendimiz (asm.), “İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar.” buyurmakla, dünyanın bu üçüncü yüzü ile oyalananların gafletini güzelce dile getirmiştir.

    Rabbimiz, bu dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden başka bir şey olmadığını bize haber veriyor (En’am Sûresi, 32). Oyunla ancak çocuklar oyalanır, eğlence ise ancak sefihleri tatmin eder.

    İnsan çocukluktan kurtuldu mu, defalarca söküp yaptığı oyuncak evleri bırakır, daimî bir yuva arayışına geçer. Ve yine insan büyüdü mü, onun dünyasında eğlencenin yerini çalışma ve ilim alır.

    Bediüzzaman Hazretlerinin, “Bize gösterdiğin nümûnelerin, gölgelerin asıllarını, menbalarını göster.” duasıyla bu hâdis-i şerif birlikte düşünüldüğünde şöyle bir mânâ kalbe gelir: Rüyadaki insan da yer, içer. O yemekler, onu rüyada tatmin eder. Burada bir gölgenin bir başka gölgeyi doyurması söz konusu. Ama bu adam uyandığında aç olduğunu anlar ve gerçek gıdasını aramaya başlar.

    Dünya ile oyalanan ve hakikî saadeti unutan insanlar da gölgeyle tatmin olmaktalar. Bunlar, öldüklerinde uyanacaklar ve gerçek tatminin ancak Cennette olacağını hakkıyla anlayacaklar. Ama çoğu insan için artık vakit bitmiş, fırsat kaçmış olacak.

    Allah Resulü (asm.) kasemle ifade ediyor: “Allah’a yemin olsun ki, âhirete göre dünya, ancak sizden birinin parmağını denize daldırması gibidir. Baksın bakalım kendisine ne dönecek? Parmağı denizden ne getirebilecek?”

    Ebedî saadet bir derya. Dünya lezzetleri ise parmağı ıslatan su kadar bir şey. Bu ıslaklıkta boğulmayan, hafif bir nemde sırılsıklam olmayanlar deryayı buluyorlar. Fâniye aldanmayanlar bâkiye eriyorlar.






+ Yorum Gönder