Konusunu Oylayın.: Küçükken işlediğimiz günahlar kime yazılır? Nasıl affedilir

5 üzerinden 4.29 | Toplam : 7 kişi
Küçükken işlediğimiz günahlar kime yazılır? Nasıl affedilir
  1. 10.Nisan.2014, 13:50
    1
    Sucuk15
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Nisan.2014
    Üye No: 103400
    Mesaj Sayısı: 2
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Küçükken işlediğimiz günahlar kime yazılır? Nasıl affedilir






    Küçükken işlediğimiz günahlar kime yazılır? Nasıl affedilir Mumsema Merhabalar küçükken büyük bir hata yapdım ve kendimden çok pişmanlık duyuyorum hatta kendimi öldürmek bile istediğim oldu. Olay şu yaşım 12 veya 13 dü ergenliğe yeni girdiğim zamanlarda ereksiyon halindeydim

    BU GİBİ GEÇMİŞTE YAŞADIĞINIZ SAPIKLIKLARINIZI YAZMAYIN

    Daha sonra bunu 2 - 3 defa daha tekrarladım onu oyun vadiyle yapdım. Ben bunun bu kadar büyük bir günah olduğunu bilmiyordum öğrendikden sonra psiikolejim bozuldu. Ne yapıcam lütfen yardımcı olun şuan 17 yaşındayım yapdığım şeyin ne kadar kötü olduğuna daha yeni anladım lütfen yardım edin


  2. 10.Nisan.2014, 13:50
    1
    Sucuk15 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    Merhabalar küçükken büyük bir hata yapdım ve kendimden çok pişmanlık duyuyorum hatta kendimi öldürmek bile istediğim oldu. Olay şu yaşım 12 veya 13 dü ergenliğe yeni girdiğim zamanlarda ereksiyon halindeydim

    BU GİBİ GEÇMİŞTE YAŞADIĞINIZ SAPIKLIKLARINIZI YAZMAYIN

    Daha sonra bunu 2 - 3 defa daha tekrarladım onu oyun vadiyle yapdım. Ben bunun bu kadar büyük bir günah olduğunu bilmiyordum öğrendikden sonra psiikolejim bozuldu. Ne yapıcam lütfen yardımcı olun şuan 17 yaşındayım yapdığım şeyin ne kadar kötü olduğuna daha yeni anladım lütfen yardım edin


    Benzer Konular

    - Reddiye nedir, nasıl ve kime yazılır?

    - Ergenliğe girmeden önce işlediğimiz günahlar

    - Çocukların işlediği günahlar nasıl affedilir?

    - Ergenlik döneminden önce işlediğimiz hatalar günah olarak yazılır mı?

    - İki namaz arasındaki günahlar affedilir mi? Affedilirse hangileri affedilir, hangileri affedilmez?

  3. 10.Nisan.2014, 14:04
    2
    musab
    Hadis Öğrencisi

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Mayıs.2011
    Üye No: 87643
    Mesaj Sayısı: 5,249
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 53
    Bulunduğu yer: "İslam Düşüncesinde Sünnet" okuyorum

    Cevap: Küçükken Yapdığım Büyük Hata :(




    küçük kızı sen mi kucağıma otur demiştinki.neyse önemli olan bu değil.önemli olan pişman olman.pişman olmak tevbedir.allah tevbeleri kabul edendir.

    mesela diyorlar ya bazıları;6 yaşındaki kızadamı dokunmak yasak yabancının felan diye.bu ne kadar yobazlık diye.bizim dinimiz en bozuk kişiye göre fetva verir.meseleyi bu örnekten daha iyi anladık bence.


  4. 10.Nisan.2014, 14:04
    2
    Hadis Öğrencisi



    küçük kızı sen mi kucağıma otur demiştinki.neyse önemli olan bu değil.önemli olan pişman olman.pişman olmak tevbedir.allah tevbeleri kabul edendir.

    mesela diyorlar ya bazıları;6 yaşındaki kızadamı dokunmak yasak yabancının felan diye.bu ne kadar yobazlık diye.bizim dinimiz en bozuk kişiye göre fetva verir.meseleyi bu örnekten daha iyi anladık bence.


  5. 10.Nisan.2014, 16:06
    3
    Sucuk15
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Nisan.2014
    Üye No: 103400
    Mesaj Sayısı: 2
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Küçükken işlediğimiz günahlar kime yazılır? Nasıl affedilir

    Gerçekden çok pişmanım allahım beni inşallah affeder günahımın ustünü örter. İnşallah kız anlamamistir. en iyisi bunu unutup allahın taktirine bırakmak olucak allah affetsin. Cocukluğumu Allah maruz görür inşallah


  6. 10.Nisan.2014, 16:06
    3
    Sucuk15 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Gerçekden çok pişmanım allahım beni inşallah affeder günahımın ustünü örter. İnşallah kız anlamamistir. en iyisi bunu unutup allahın taktirine bırakmak olucak allah affetsin. Cocukluğumu Allah maruz görür inşallah


  7. 21.Nisan.2015, 00:09
    4
    Misafir

    Cevap: Küçükken işlediğimiz günahlar kime yazılır? Nasıl affedilir

    Arkadaşlar ben size bi konu hakinda danişmak istiyorum, inanin bunu buraya yazmaga bile cok utaniyorum ve cok perişan oluyorum. Kucukken yani şimdide buyuk sayilmam daha 11-12 arasi yaşimdayken cok kotu bişey yapdim. şu an 14 yaşindayim. cok pişmanim kendimi oldurmek istiyorum bazen ama Kurani okuyup intihar etmenin ne buyuk bir gunah oldugunu hatirlayarak duruyorum. ben 11 yaşimdayken kendimle biraz yaşla buyuk bir yakinimla erkek erkeye cinsel ilişkiye girdim. inanin cok pişmanim cok tevbe etdim. ilişki derken sakin yanliş anlamayin, bu cocukcaydi. sadece surtunme ve okşamayadi yani gercek cinsel ilişki denmez buna. ama yinede kendimi cok kotu his ediyorum kendime "sen bir geysin" diyorum ve sinirleniyorum bazen agliyorum ve gidip oldurmek istiyorum cok pişmanim cok perişanim. okuluma konsantre olamiyorum uyanidigim an bu aklima geliyor cok kotu oluyorum. bide aklima biyandan takdim bişeyi. bu kotu işi yaparken sivi gordum ben onun ne sivi oldugunu hatirlamiyorum. belki idrar di belki de meni di tam olarak hatirlamiyorum, kendimi idrar oldugunu inandirmak istiyorum ama 55% oran. HATIRLAMIYORUM hic ama kendime o meniydi derken adeta oluyorum gidip bicaki godurup kendimi oldurmek istiyorum, gunahim af oldumu bilmiyorum, o zaman daha kucukdum o işi yapirken hic duşunmedim bile bu Geylik diye bu cok kotu bişey diye ama onun idrar oldugunu zan ediyorum ben. bazi insanlar gey sadece 16 yaşii gecdikden sonra yapanlar oluyor diyorlar ve bununla biraz yureyime soukluk veriyorum. ozamanlar 11 yaşindaydim ve kendimle yaşca buyukle yapdim bu pis şeyi. ailemde kimseye soyliyemiyorum artik bezdim cok cok pişmanim cok perişanim intihar etmek istiyorum kendimi zor tutuyorum. kimseyede soyliyemiyorum buraya yazmaga karar verdim. lutfen yardim edin ne yapiyim?


  8. 21.Nisan.2015, 00:09
    4
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Arkadaşlar ben size bi konu hakinda danişmak istiyorum, inanin bunu buraya yazmaga bile cok utaniyorum ve cok perişan oluyorum. Kucukken yani şimdide buyuk sayilmam daha 11-12 arasi yaşimdayken cok kotu bişey yapdim. şu an 14 yaşindayim. cok pişmanim kendimi oldurmek istiyorum bazen ama Kurani okuyup intihar etmenin ne buyuk bir gunah oldugunu hatirlayarak duruyorum. ben 11 yaşimdayken kendimle biraz yaşla buyuk bir yakinimla erkek erkeye cinsel ilişkiye girdim. inanin cok pişmanim cok tevbe etdim. ilişki derken sakin yanliş anlamayin, bu cocukcaydi. sadece surtunme ve okşamayadi yani gercek cinsel ilişki denmez buna. ama yinede kendimi cok kotu his ediyorum kendime "sen bir geysin" diyorum ve sinirleniyorum bazen agliyorum ve gidip oldurmek istiyorum cok pişmanim cok perişanim. okuluma konsantre olamiyorum uyanidigim an bu aklima geliyor cok kotu oluyorum. bide aklima biyandan takdim bişeyi. bu kotu işi yaparken sivi gordum ben onun ne sivi oldugunu hatirlamiyorum. belki idrar di belki de meni di tam olarak hatirlamiyorum, kendimi idrar oldugunu inandirmak istiyorum ama 55% oran. HATIRLAMIYORUM hic ama kendime o meniydi derken adeta oluyorum gidip bicaki godurup kendimi oldurmek istiyorum, gunahim af oldumu bilmiyorum, o zaman daha kucukdum o işi yapirken hic duşunmedim bile bu Geylik diye bu cok kotu bişey diye ama onun idrar oldugunu zan ediyorum ben. bazi insanlar gey sadece 16 yaşii gecdikden sonra yapanlar oluyor diyorlar ve bununla biraz yureyime soukluk veriyorum. ozamanlar 11 yaşindaydim ve kendimle yaşca buyukle yapdim bu pis şeyi. ailemde kimseye soyliyemiyorum artik bezdim cok cok pişmanim cok perişanim intihar etmek istiyorum kendimi zor tutuyorum. kimseyede soyliyemiyorum buraya yazmaga karar verdim. lutfen yardim edin ne yapiyim?


  9. 22.Nisan.2015, 09:26
    5
    Misafir

    Cevap: Küçükken işlediğimiz günahlar kime yazılır? Nasıl affedilir

    KARDEŞİM BU DİYALOĞA BİR GÖZ AT SANA ZAHMET VE SAMİMİ BİR ŞEKİLDE PİŞMANLIĞINI DİLE GETİREREK RABBİMİZE DUA ET. ALLAH U TEALA DAN UMUDUNU KESME. UNUTMAKİ UMUT KESMEK ŞEYTAN İŞİDİR. İNŞAALLAH BU YAZI YARANA MERHEM OLUR. DUA İLE... Allah Rasulü, amcasının kâtili Vahşi’yi doğru yola davet eder, birisiyle mektup gönderir ve hak din olan İslâm’a girmesi için Vahşi’yi yanına çağırır. Ancak Vahşi, gelen şahsa bir mektup yazar, verir. Mektupda aşağıdaki âyet-i kerime yazılıdır:
    "Yine onlar ki, Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarmazlar, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan, günahının cezasını bulur. Kıyâmet günü azabı kat kat olur. Ve orada alçaltılmış olarak temelli kalır” (Furkan, 25/68).
    Vahşi, bu âyetin altına şu satırları yazmayı ihmal etmemiştir: Sen beni müslüman olmaya davet ediyorsun ama, ben, bu âyette geçen bütün günahları işledim. Küfür içinde yaşadım. Zina ettim ve bir de senin gözünün nuru amcanı öldürdüm. Benim gibi birisi affolur mu ki, ben de müslüman olayım?
    Allah Rasulü, ikinci bir mektup daha gönderir. Bu defa mektuba şu âyeti yazar :
    “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse, büyük bir günah ile iftira etmiş olur” (Nisa, 4/48).
    Vahşi, bu defa da, âyette affın kat’î olmadığını, meşiet-i ilahiye bırakıldığını Rasulullah’a intikal ettirir. Bunun üzerine de O Şefkat Peygamberi, üçüncü bir mektup daha gönderir. Bu mektupta ise şu âyet yazılıdır:
    “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan çok esirgeyendir” (Zümer, 39/53).
    Vahşi, ancak bu üçüncü mektuptan sonra gelir ve Allah Rasulü’ne biat eder. O da artık sahabe arasında sayılacak ve sonuna “ra” eklenmeden ismi anılmayacaktır. Ancak o, Hz. Hamza’nın katiliydi. Ne kendisinin ne de başkasının bunu unutması mümkün değildi. Vahşi, belki ahirette böyle bir günahın hesabını vermeyecekti. Çünkü o, cinayet günü müslüman değildi ve İslâm’a girmesiyle de bütün geçmiş günahları affolmuştu.205 Bu yönüyle talihliydi.. ancak öldürdüğü insan da Hz. Hamza’ydı!..
    Hamza ki, ormanda aslanların ödünü koparan bir efsanevî insanken Rasûl-i Ekrem’in önünde dize gelmiş, müslüman olmuş; hatta İki Cihan Serveri’nin tuttuğu aynı memeyi tutmuş olması itibariyle Allah Rasûlü’ne sütkardeşlik payesiyle de serfirazdı206. O, İslâm’a gireceği ana kadar müslümanlar korku içindeydi. Hamza müslüman olunca onların kükreyişleri, Arap Yarımadası’nı velveleye vermişti. Ve, işte vahşet içinde olduğu bir dönemde Vahşi, bu Hamza’nın kanına girmiş.. Uhud’da elinde taşıdığı talihsiz mızrağını Hz. Hamza’nın bağrına saplamıştı. Hayatı boyunca Allah’tan başka her şeye “ ” (Hayır) diyen Hamza, kendisine saplanan mızrak üzerine çökerken yine bir “ ” meydana getiriyor ve yere bir “ ” gibi yıkılıyordu ki; biraz sonra Allah Rasûlü, onu uzuvları paramparça halde görecek, başucuna oturacak ve bir çocuk gibi ağlayacaktı. Şehidler yıkanmazdı; ancak Allah Rasûlü Hamza’yı yıkadı ve âdetâ su yerine de, kevserden daha kıymetli gözyaşlarını kullandı... Evet, Allah Rasûlü onun başında bu derece gözyaşı dökmüştü. İşte şimdi bu cinayetin katili Vahşi, Allah Rasûlü’ne kanlı elini uzatmış biat ediyordu. Allah Rasûlü’nün tebliğ anlayışına bakın ki, O, bu eli tutuyor ve Vahşi’nin İslâm’a girişini tebrik ediyordu. Zaten ısrarla Vahşi’yi bizzat kendisi davet etmişti.
    Vahşi, iman ettikten sonra Allah Rasulü, onun kulağına eğildi ve şu sözleri fısıldadı: “Mümkünse bana fazla görünmemeye çalış! Çünkü seni her gördükçe Hamza’yı hatırlar ve sana gereken şefkati gösteremeyebilirim. Böylece sen, talihsizliğe itilmiş ben de vazifemi tam yapmamış olurum.”
    Vahşi, bir sahabi şuuru içinde Allah Rasulü’nün bu ricasına ve emrine asla muhalefet etmedi. Daima Allah Rasulü’nden uzakta durdu ve O’na görünmemeye çalıştı. Ancak, her dakika ve her saniyesi de, Allah Rasulü’nden gelecek ikinci bir daveti beklemekle geçti. O, bir direğin arkasından Allah Rasulü’ne bakıyor, O’nun bakışını yakalamaya çalışıyor ve kendi kendine, “acaba”, diyordu, birgün gelir de bana: “Artık görünebilirsin”, der mi? Vahşi, o mutlu günü bekleye dursun, birgün kendisine o müthiş ve acı haber ulaştı. Allah Rasulü, gurub edip aramızdan ayrılmıştı. Vahşi, beyninden vurulmuşa döndü. Zira artık, kendisinin çağrılacağına dair hiçbir ümidi kalmamıştı.
    Vahşi’nin bundan sonraki günleri hep günahına keffaret aramakla geçecekti. Nihayet Yemâme harbi patlak verdi. Derhal Halid’in ordusuna girdi ve Yemâme’ye yollandı. Bu, onun için kaçırılmaması gereken bir fırsattı. İslâm’ın en büyük bahadırlarından birini öldürmüş bir günaha girmişti. Her ne kadar o günah affolsa bile, Vahşi’nin vicdanı, o günahın tesiriyle cehennem gibi yanıyordu. Şimdi onun karşısında bir fırsat vardı: İslâm’ın en büyük düşmanı Müseyleme’nin halledilmesi. Vahşi, Hamza’nın bağrından çıkarıp sakladığı paslı mızrağını yanına alarak, Yemâme harbine katıldı. Harp günlerce sürdü. Müseyleme ve ordusu, ölüm-kalım mücadelesi veriyordu. Bir ara, kaleden dışarı çıkıp kaçmak isteyen Müseyleme, nöbet bekleyen bir sahabî tarafından görüldü. Onu gören sahabî, Vahşi’ye seslendi ve: “İşte Allah düşmanı gidiyor” dedi. Bunu duyan Vahşi, hemen paslı mızrağı eline aldı ve aynen, seneler önce Hz. Hamza’nın bağrına sapladığı gibi, bu defa da Müseyleme’nin bağrına sapladı. Onun attan düşüp yere yıkıldığını görünce, kendisi de secdeye kapandı208. Gözyaşları içinde âdetâ Allah Rasulü’nün ruhaniyatına hitaben: “Artık gelebilir miyim, Yâ Rasulallah!” der gibiydi... Biz, Allah Rasulü’nün ona ne cevap verdiğini bilemiyoruz. Ama ihtimal ki, Allah Rasulü’nün ruhaniyatı da Yemâme’de hazır bulunmuş ve Vahşi’nin bu denli inkisar dolu yakarışı, O’nu da rikkate getirmiş ve yaptığı civanmertliği tebrik için de Vahşi’yi bağrına basmış ve “Artık bana görünebilirsin”, demiştir. Bilemiyoruz. Bu bir, buud meselesidir. Bizim, bu hâdiseyi nakledişimiz ise, Allah Rasulü’-nün tebliği hakkında bir fikir verebilmek içindi...
    Evet, görüyoruz ki, Allah Rasulü, en az babası kadar sevdiği ve yine, en az öz kardeşi kadar üstüne titrediği Hz. Hamza gibi bir büyük ruhun katili için dahi, bir rahmet oluyor. Vahşi’nin İslâm’a girmesi için, belki elli yolu deniyor ve Vahşi gibi bir insandan dahi bir sahabî çıkarıyordu. Acaba, O’nda tebliğ düşüncesi, O’nun tabiatıyla bütünleşmemiş, O’nun fıtratına yerleşmemiş ve ruhunun bir parçası haline gelmemiş olsaydı, Allah Rasûlü’nün Vahşi gibi bir insanı, ısrarla İslâm’a daveti hiç mümkün olur muydu? Hayır, O’nun bu tehalükünde, tebliğin Nebiye ait bir sıfat olma hakikatı saklıydı. Bu itibarla da O, başka türlü davranamazdı.


  10. 22.Nisan.2015, 09:26
    5
    GÖNÜLLÜ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    GÖNÜLLÜ
    Misafir
    KARDEŞİM BU DİYALOĞA BİR GÖZ AT SANA ZAHMET VE SAMİMİ BİR ŞEKİLDE PİŞMANLIĞINI DİLE GETİREREK RABBİMİZE DUA ET. ALLAH U TEALA DAN UMUDUNU KESME. UNUTMAKİ UMUT KESMEK ŞEYTAN İŞİDİR. İNŞAALLAH BU YAZI YARANA MERHEM OLUR. DUA İLE... Allah Rasulü, amcasının kâtili Vahşi’yi doğru yola davet eder, birisiyle mektup gönderir ve hak din olan İslâm’a girmesi için Vahşi’yi yanına çağırır. Ancak Vahşi, gelen şahsa bir mektup yazar, verir. Mektupda aşağıdaki âyet-i kerime yazılıdır:
    "Yine onlar ki, Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarmazlar, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan, günahının cezasını bulur. Kıyâmet günü azabı kat kat olur. Ve orada alçaltılmış olarak temelli kalır” (Furkan, 25/68).
    Vahşi, bu âyetin altına şu satırları yazmayı ihmal etmemiştir: Sen beni müslüman olmaya davet ediyorsun ama, ben, bu âyette geçen bütün günahları işledim. Küfür içinde yaşadım. Zina ettim ve bir de senin gözünün nuru amcanı öldürdüm. Benim gibi birisi affolur mu ki, ben de müslüman olayım?
    Allah Rasulü, ikinci bir mektup daha gönderir. Bu defa mektuba şu âyeti yazar :
    “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse, büyük bir günah ile iftira etmiş olur” (Nisa, 4/48).
    Vahşi, bu defa da, âyette affın kat’î olmadığını, meşiet-i ilahiye bırakıldığını Rasulullah’a intikal ettirir. Bunun üzerine de O Şefkat Peygamberi, üçüncü bir mektup daha gönderir. Bu mektupta ise şu âyet yazılıdır:
    “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan çok esirgeyendir” (Zümer, 39/53).
    Vahşi, ancak bu üçüncü mektuptan sonra gelir ve Allah Rasulü’ne biat eder. O da artık sahabe arasında sayılacak ve sonuna “ra” eklenmeden ismi anılmayacaktır. Ancak o, Hz. Hamza’nın katiliydi. Ne kendisinin ne de başkasının bunu unutması mümkün değildi. Vahşi, belki ahirette böyle bir günahın hesabını vermeyecekti. Çünkü o, cinayet günü müslüman değildi ve İslâm’a girmesiyle de bütün geçmiş günahları affolmuştu.205 Bu yönüyle talihliydi.. ancak öldürdüğü insan da Hz. Hamza’ydı!..
    Hamza ki, ormanda aslanların ödünü koparan bir efsanevî insanken Rasûl-i Ekrem’in önünde dize gelmiş, müslüman olmuş; hatta İki Cihan Serveri’nin tuttuğu aynı memeyi tutmuş olması itibariyle Allah Rasûlü’ne sütkardeşlik payesiyle de serfirazdı206. O, İslâm’a gireceği ana kadar müslümanlar korku içindeydi. Hamza müslüman olunca onların kükreyişleri, Arap Yarımadası’nı velveleye vermişti. Ve, işte vahşet içinde olduğu bir dönemde Vahşi, bu Hamza’nın kanına girmiş.. Uhud’da elinde taşıdığı talihsiz mızrağını Hz. Hamza’nın bağrına saplamıştı. Hayatı boyunca Allah’tan başka her şeye “ ” (Hayır) diyen Hamza, kendisine saplanan mızrak üzerine çökerken yine bir “ ” meydana getiriyor ve yere bir “ ” gibi yıkılıyordu ki; biraz sonra Allah Rasûlü, onu uzuvları paramparça halde görecek, başucuna oturacak ve bir çocuk gibi ağlayacaktı. Şehidler yıkanmazdı; ancak Allah Rasûlü Hamza’yı yıkadı ve âdetâ su yerine de, kevserden daha kıymetli gözyaşlarını kullandı... Evet, Allah Rasûlü onun başında bu derece gözyaşı dökmüştü. İşte şimdi bu cinayetin katili Vahşi, Allah Rasûlü’ne kanlı elini uzatmış biat ediyordu. Allah Rasûlü’nün tebliğ anlayışına bakın ki, O, bu eli tutuyor ve Vahşi’nin İslâm’a girişini tebrik ediyordu. Zaten ısrarla Vahşi’yi bizzat kendisi davet etmişti.
    Vahşi, iman ettikten sonra Allah Rasulü, onun kulağına eğildi ve şu sözleri fısıldadı: “Mümkünse bana fazla görünmemeye çalış! Çünkü seni her gördükçe Hamza’yı hatırlar ve sana gereken şefkati gösteremeyebilirim. Böylece sen, talihsizliğe itilmiş ben de vazifemi tam yapmamış olurum.”
    Vahşi, bir sahabi şuuru içinde Allah Rasulü’nün bu ricasına ve emrine asla muhalefet etmedi. Daima Allah Rasulü’nden uzakta durdu ve O’na görünmemeye çalıştı. Ancak, her dakika ve her saniyesi de, Allah Rasulü’nden gelecek ikinci bir daveti beklemekle geçti. O, bir direğin arkasından Allah Rasulü’ne bakıyor, O’nun bakışını yakalamaya çalışıyor ve kendi kendine, “acaba”, diyordu, birgün gelir de bana: “Artık görünebilirsin”, der mi? Vahşi, o mutlu günü bekleye dursun, birgün kendisine o müthiş ve acı haber ulaştı. Allah Rasulü, gurub edip aramızdan ayrılmıştı. Vahşi, beyninden vurulmuşa döndü. Zira artık, kendisinin çağrılacağına dair hiçbir ümidi kalmamıştı.
    Vahşi’nin bundan sonraki günleri hep günahına keffaret aramakla geçecekti. Nihayet Yemâme harbi patlak verdi. Derhal Halid’in ordusuna girdi ve Yemâme’ye yollandı. Bu, onun için kaçırılmaması gereken bir fırsattı. İslâm’ın en büyük bahadırlarından birini öldürmüş bir günaha girmişti. Her ne kadar o günah affolsa bile, Vahşi’nin vicdanı, o günahın tesiriyle cehennem gibi yanıyordu. Şimdi onun karşısında bir fırsat vardı: İslâm’ın en büyük düşmanı Müseyleme’nin halledilmesi. Vahşi, Hamza’nın bağrından çıkarıp sakladığı paslı mızrağını yanına alarak, Yemâme harbine katıldı. Harp günlerce sürdü. Müseyleme ve ordusu, ölüm-kalım mücadelesi veriyordu. Bir ara, kaleden dışarı çıkıp kaçmak isteyen Müseyleme, nöbet bekleyen bir sahabî tarafından görüldü. Onu gören sahabî, Vahşi’ye seslendi ve: “İşte Allah düşmanı gidiyor” dedi. Bunu duyan Vahşi, hemen paslı mızrağı eline aldı ve aynen, seneler önce Hz. Hamza’nın bağrına sapladığı gibi, bu defa da Müseyleme’nin bağrına sapladı. Onun attan düşüp yere yıkıldığını görünce, kendisi de secdeye kapandı208. Gözyaşları içinde âdetâ Allah Rasulü’nün ruhaniyatına hitaben: “Artık gelebilir miyim, Yâ Rasulallah!” der gibiydi... Biz, Allah Rasulü’nün ona ne cevap verdiğini bilemiyoruz. Ama ihtimal ki, Allah Rasulü’nün ruhaniyatı da Yemâme’de hazır bulunmuş ve Vahşi’nin bu denli inkisar dolu yakarışı, O’nu da rikkate getirmiş ve yaptığı civanmertliği tebrik için de Vahşi’yi bağrına basmış ve “Artık bana görünebilirsin”, demiştir. Bilemiyoruz. Bu bir, buud meselesidir. Bizim, bu hâdiseyi nakledişimiz ise, Allah Rasulü’-nün tebliği hakkında bir fikir verebilmek içindi...
    Evet, görüyoruz ki, Allah Rasulü, en az babası kadar sevdiği ve yine, en az öz kardeşi kadar üstüne titrediği Hz. Hamza gibi bir büyük ruhun katili için dahi, bir rahmet oluyor. Vahşi’nin İslâm’a girmesi için, belki elli yolu deniyor ve Vahşi gibi bir insandan dahi bir sahabî çıkarıyordu. Acaba, O’nda tebliğ düşüncesi, O’nun tabiatıyla bütünleşmemiş, O’nun fıtratına yerleşmemiş ve ruhunun bir parçası haline gelmemiş olsaydı, Allah Rasûlü’nün Vahşi gibi bir insanı, ısrarla İslâm’a daveti hiç mümkün olur muydu? Hayır, O’nun bu tehalükünde, tebliğin Nebiye ait bir sıfat olma hakikatı saklıydı. Bu itibarla da O, başka türlü davranamazdı.





+ Yorum Gönder