Konusunu Oylayın.: Allah için sevmek ve Allah için kızmak

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Allah için sevmek ve Allah için kızmak
  1. 15.Mart.2014, 01:50
    1
    islamustafa
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Mart.2014
    Üye No: 103238
    Mesaj Sayısı: 88
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Allah için sevmek ve Allah için kızmak






    Allah için sevmek ve Allah için kızmak Mumsema Allah için sevmek ve Allah için kızmak nasıl olur? kişi nefsi ve kendi için değilde Allah için kızmalı. peygamberimizde (s.a.v.) yalnız Allah için kızarmış. aydınlatabilir misiniz?


  2. 15.Mart.2014, 01:57
    2
    Ahmet
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Mayıs.2007
    Üye No: 529
    Mesaj Sayısı: 197
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    Cevap: Allah için sevmek ve Allah için kızmak




    Allah İçin Sevmek, Allah İçin Kızmak Hakkında Yazı

    Sevgi ve öfke insanın yaradılışında var olan en yoğun hissettiği iki duygudur. Fıtrattan kaynaklanan her şey masumdur, güzeldir ve o haliyle arzu edilir, tabi ki bozulmamak şartıyla.

    Sevgilerin en yücesi ve en güzeli, en yüce olana en güzel olana, bizleri yoktan var edene duyulan sevgidir; insana bu duyguların veriliş hikmeti belki budur.

    Sevgiler ve kızgınlıklar gerçek manasını kaybedip nefsani hale dönüşünce bir anlamda bozulup değer kaybedince zulme dönüşüveriyor. Belki de biz hiç farkına bile varmadan! Oysaki büyüğümüz ne diyor “Sevginiz değer olsun, sevginiz gerçek olsun.” Bu çok kıymetli duyguyu ziyan etmeyelim.

    Allah için sevmek; nefsin, zat ve sıfatlarıyla mükemmel olan Allah’a meyletmesidir, sevginin meydana gelmesindeki ön şart sevilen varlığın tanınmasıdır. İmam Gazali Muhabbetullah’tan şöyle bahseder: Muhabbet marifetin meyvesidir, onun için marifetten sonra gelir marifet (Allah’ı tanıma) olmazsa muhabbet de olmaz, marifet zayıf olursa muhabbet de zayıf olur. İman sadece marifet ile olmaz sevgi de gerekir; sevgi imanı olgunlaştırır.

    Hasan Basri( ks.): “Rabbini bilen O’nu sever, dünyayı bilen ondan nefret eder.” demiştir. Demek ki Rabbini seven O’nun sevdiklerini sever, O’nun kızdıklarına kızar.

    İnsan niçin sever?
    1- İnsan kemalatı sever.
    2- İnsan kendisini koruyanı iyilik edeni, ihsanda bulunanı tatlı konuşanı sever.
    3- İnsan güzellikleri sever.
    4- İnsan kendi faydalanmasa bile iyilik edeni sever.
    5- İnsan kendine benzeyeni sever.

    Sevgilerimizi kızgınlıklarımızı bir kontrol edelim kendi nefsimiz için mi? Allah için mi? Murakabe sahibi kendini sürekli kontrol ettiğinden sevgisi de kızgınlığı da Allah için olur. Murakabe sahibinden kimseye zarar gelmez. Hayatta kalabilme uğruna, davranışlarımızı içgüdüsel olarak ve toplum baskısıyla çevremizdeki şartlara göre değiştirmemeliyiz, duruşumuz özümüzle inancımızla bir olmalı.

    Kuran-ı Kerim’de (2/165): Öyle insanlar vardır ki, Allah’tan başkasını (putları, arzu ve hevalarını, yücelttikleri, sevip bağlandıkları şahısları, bazı varlık ve eşyayı, gizli veya açıktan sevip) O’na (Allah’a) denk hale getirirler; tıpkı Allah’ı sever gibi onları severler. (Sevgi ve nefret yeri olan kalp bozulunca, en kötü şeyleri bile sever. Bir kimse birini veya bir şeyi Allah için değil de onları Allah yerine veya Allah gibi severse, Allah gibi sevgi gösterirse, şirke düşmüş kendisine zulmetmiş olur.) M. Hamdi Yazır’ın tefsirinde de şöyle izah edilmiş: Onları nimet sahibi olarak tanırlar. Onların sevgisini, hareketlerinin başı olarak kabul ederler. Allah’ın rızasını düşünmeden onların rızasını kazanmaya çalışırlar. Allah’a isyan olan şeylerde bile onlara itaat ederler. Yeryüzündeki insanlık kavgaları çekişmeler ahlaki çöküntüler hep bu sebepledir.

    Allah için sevenler O’nun dostlarını sevdiklerini de severler, bu şirk değil tersine Allah sevgisine delil olur ve bu sevgi ile Allah yolunda onlara uyarlar. “Ey Muhammed! de ki: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana tabi olunuz ki, Allah da sizi sevsin.” (3/31) Gümüşhanevi Hz.leri Ruhul arifinde: ”Bir kimse, dünya sevgisini arkaya aldıktan sonra, O’nu sevebilme irfanına sahip olabilmek için pürüzsüz, saf, ciddi ve devamlı tefekkürde bulunmalıdır. Bu tefekkür Allah-u Teala’nın sıfatlarına, mülküne, bütün mahlukata ve Allah katında dostluk kurduğuna inanılan velilere karşı devam etmelidir.” buyurmuştur.

    Yine ayette şöyle buyruluyor ki: Allah’a ve ahiret gününe (gerçekten) iman eden hiçbir kavmin, Allah’a ve Rasulü’ne (emirlerine) muhalefet/ düşmanlık eden kimselerle dostluk ettiğini göremezsin (onları sevip sayamazlar) İsterse onlar; babaları, oğulları, kardeşleri veya sülaleleri olsunlar.

    Derler ki: Dostunun düşmanına dost olmamak da vefakârlıktandır. Tefekkür etmeliyiz dostluğumuz kime? Niçin? kimlerle ülfetteyiz. Müminin dostu, sırdaşı Allah, Rasulü ve müminlerdir. (3/28)

    İbni Abbas(ra) der ki: ”Allah (cc) için sev Allah için buğzet, çünkü sen Allah’ın dostluğuna ancak bununla ulaşabilirsin. Bir insanın ibadetleri çok olsa bile yukarıda söylenenleri yapmadıkça imanın lezzetini bulamaz.”

    (Maide/8) “Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin; adil olun. Bu takvaya daha yakındır. Bu öyle bir adalet ki (İslam adaleti) bir an bile haktan sapmaz, onun ölçüsünü ne sevgi yanıltabilir, ne de nefret. Sevgi ve öfke adaletin dayandığı kuralları değiştiremez, hem fertler hemde toplumlar bu adaletten eşit şekilde istifade eder. Adaletin zirvesi budur, maalesef bugün ne toplumlar ne de devletler bu seviyeye gelememiştir.

    İlerleme ferdin isyanıyla mümkündür, onu hazırlayan şey değişimdir, değişim olmadan gelişim olmaz. Kendimizi değiştirmeyi hayal eder ve bu hayali gerçekleştirebilirsek; tövbeyi nasuh ile Hakk’a dönersek dünya cennete döner.

    Değişime adım atmak için niyet edelim, bu güç hepimizde!

    Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
    Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
    Sen bütün dalların birleştiği kök.
    Biricik meselem, sonsuza varmak. (NFK)

    Nezahat Külekçi


  3. 15.Mart.2014, 01:57
    2
    Devamlı Üye



    Allah İçin Sevmek, Allah İçin Kızmak Hakkında Yazı

    Sevgi ve öfke insanın yaradılışında var olan en yoğun hissettiği iki duygudur. Fıtrattan kaynaklanan her şey masumdur, güzeldir ve o haliyle arzu edilir, tabi ki bozulmamak şartıyla.

    Sevgilerin en yücesi ve en güzeli, en yüce olana en güzel olana, bizleri yoktan var edene duyulan sevgidir; insana bu duyguların veriliş hikmeti belki budur.

    Sevgiler ve kızgınlıklar gerçek manasını kaybedip nefsani hale dönüşünce bir anlamda bozulup değer kaybedince zulme dönüşüveriyor. Belki de biz hiç farkına bile varmadan! Oysaki büyüğümüz ne diyor “Sevginiz değer olsun, sevginiz gerçek olsun.” Bu çok kıymetli duyguyu ziyan etmeyelim.

    Allah için sevmek; nefsin, zat ve sıfatlarıyla mükemmel olan Allah’a meyletmesidir, sevginin meydana gelmesindeki ön şart sevilen varlığın tanınmasıdır. İmam Gazali Muhabbetullah’tan şöyle bahseder: Muhabbet marifetin meyvesidir, onun için marifetten sonra gelir marifet (Allah’ı tanıma) olmazsa muhabbet de olmaz, marifet zayıf olursa muhabbet de zayıf olur. İman sadece marifet ile olmaz sevgi de gerekir; sevgi imanı olgunlaştırır.

    Hasan Basri( ks.): “Rabbini bilen O’nu sever, dünyayı bilen ondan nefret eder.” demiştir. Demek ki Rabbini seven O’nun sevdiklerini sever, O’nun kızdıklarına kızar.

    İnsan niçin sever?
    1- İnsan kemalatı sever.
    2- İnsan kendisini koruyanı iyilik edeni, ihsanda bulunanı tatlı konuşanı sever.
    3- İnsan güzellikleri sever.
    4- İnsan kendi faydalanmasa bile iyilik edeni sever.
    5- İnsan kendine benzeyeni sever.

    Sevgilerimizi kızgınlıklarımızı bir kontrol edelim kendi nefsimiz için mi? Allah için mi? Murakabe sahibi kendini sürekli kontrol ettiğinden sevgisi de kızgınlığı da Allah için olur. Murakabe sahibinden kimseye zarar gelmez. Hayatta kalabilme uğruna, davranışlarımızı içgüdüsel olarak ve toplum baskısıyla çevremizdeki şartlara göre değiştirmemeliyiz, duruşumuz özümüzle inancımızla bir olmalı.

    Kuran-ı Kerim’de (2/165): Öyle insanlar vardır ki, Allah’tan başkasını (putları, arzu ve hevalarını, yücelttikleri, sevip bağlandıkları şahısları, bazı varlık ve eşyayı, gizli veya açıktan sevip) O’na (Allah’a) denk hale getirirler; tıpkı Allah’ı sever gibi onları severler. (Sevgi ve nefret yeri olan kalp bozulunca, en kötü şeyleri bile sever. Bir kimse birini veya bir şeyi Allah için değil de onları Allah yerine veya Allah gibi severse, Allah gibi sevgi gösterirse, şirke düşmüş kendisine zulmetmiş olur.) M. Hamdi Yazır’ın tefsirinde de şöyle izah edilmiş: Onları nimet sahibi olarak tanırlar. Onların sevgisini, hareketlerinin başı olarak kabul ederler. Allah’ın rızasını düşünmeden onların rızasını kazanmaya çalışırlar. Allah’a isyan olan şeylerde bile onlara itaat ederler. Yeryüzündeki insanlık kavgaları çekişmeler ahlaki çöküntüler hep bu sebepledir.

    Allah için sevenler O’nun dostlarını sevdiklerini de severler, bu şirk değil tersine Allah sevgisine delil olur ve bu sevgi ile Allah yolunda onlara uyarlar. “Ey Muhammed! de ki: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana tabi olunuz ki, Allah da sizi sevsin.” (3/31) Gümüşhanevi Hz.leri Ruhul arifinde: ”Bir kimse, dünya sevgisini arkaya aldıktan sonra, O’nu sevebilme irfanına sahip olabilmek için pürüzsüz, saf, ciddi ve devamlı tefekkürde bulunmalıdır. Bu tefekkür Allah-u Teala’nın sıfatlarına, mülküne, bütün mahlukata ve Allah katında dostluk kurduğuna inanılan velilere karşı devam etmelidir.” buyurmuştur.

    Yine ayette şöyle buyruluyor ki: Allah’a ve ahiret gününe (gerçekten) iman eden hiçbir kavmin, Allah’a ve Rasulü’ne (emirlerine) muhalefet/ düşmanlık eden kimselerle dostluk ettiğini göremezsin (onları sevip sayamazlar) İsterse onlar; babaları, oğulları, kardeşleri veya sülaleleri olsunlar.

    Derler ki: Dostunun düşmanına dost olmamak da vefakârlıktandır. Tefekkür etmeliyiz dostluğumuz kime? Niçin? kimlerle ülfetteyiz. Müminin dostu, sırdaşı Allah, Rasulü ve müminlerdir. (3/28)

    İbni Abbas(ra) der ki: ”Allah (cc) için sev Allah için buğzet, çünkü sen Allah’ın dostluğuna ancak bununla ulaşabilirsin. Bir insanın ibadetleri çok olsa bile yukarıda söylenenleri yapmadıkça imanın lezzetini bulamaz.”

    (Maide/8) “Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin; adil olun. Bu takvaya daha yakındır. Bu öyle bir adalet ki (İslam adaleti) bir an bile haktan sapmaz, onun ölçüsünü ne sevgi yanıltabilir, ne de nefret. Sevgi ve öfke adaletin dayandığı kuralları değiştiremez, hem fertler hemde toplumlar bu adaletten eşit şekilde istifade eder. Adaletin zirvesi budur, maalesef bugün ne toplumlar ne de devletler bu seviyeye gelememiştir.

    İlerleme ferdin isyanıyla mümkündür, onu hazırlayan şey değişimdir, değişim olmadan gelişim olmaz. Kendimizi değiştirmeyi hayal eder ve bu hayali gerçekleştirebilirsek; tövbeyi nasuh ile Hakk’a dönersek dünya cennete döner.

    Değişime adım atmak için niyet edelim, bu güç hepimizde!

    Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
    Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
    Sen bütün dalların birleştiği kök.
    Biricik meselem, sonsuza varmak. (NFK)

    Nezahat Külekçi





+ Yorum Gönder