Konusunu Oylayın.: Hz.Peygamber'in "İDEAL İNSAN" Yetiştirme Yöntemi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Hz.Peygamber'in "İDEAL İNSAN" Yetiştirme Yöntemi
  1. 28.Ocak.2014, 23:14
    1
    find
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Mayıs.2007
    Üye No: 802
    Mesaj Sayısı: 732
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9

    Hz.Peygamber'in "İDEAL İNSAN" Yetiştirme Yöntemi






    Hz.Peygamber'in "İDEAL İNSAN" Yetiştirme Yöntemi Mumsema Hz.Peygamber'in "İDEAL İNSAN" Yetiştirme Yöntemi Hakkında Kısa Bilgi Verir misiniz


  2. 31.Ocak.2014, 01:55
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,511
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: Hz.Peygamber'in "İDEAL İNSAN" Yetiştirme Yöntemi




    İDEAL İNSAN YETİŞTİRME YÖNTEMİ


    Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara âyetleri okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin." Bakara: 129.

    âyet Aynı zamanda Hz. İbrahim'in bir duası da olan bu âyet, kendisine Allah tarafından öğretilen, Hz. Peygamber'in insan yetiştirme yöntemini de özetliyordu. Hz. Peygamber çocukluğundan itibaren Özenle yetiştirilmişti. Çünkü O da ileride insanları özenle yetiştirecekti. O öncelikle emindi. Ve hepsinden ö-nemlisi büyük bir ahlâk üzere idi.

    Allah, O'nu büyük bir olgunluk ve hikmetle yetiştirip, hikmetle davranabilme anlayışı vermişti. İşte o yüzden Kur'an'da da belirtildiği gibi, etrafından dağılıp gitmemişlerdi. "Siz benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız" diyordu.
    Özellikle tam bir insan olan O, insanları çok iyi görebiliyordu. Allah'ın O'na bildirmiş olduğu bilgiler içerisinde şüphesiz ki insan bilgisi de vardı. Çok uzun yılları, insan yetiştirme eylemiyle geçecek olan bir güzel insanın, insanları da güzelleştirme ve iyileştirme yöntemini bilmemesi düşünülemezdi. Her şeyden öte O'nu Allah terbiye etmiş ve yetiştirmişti. Çünkü Allah, bütün ilgili bulunan insanların da terbiye olması ve "ideal" hale gelmesini muradetmişti. Allah kitabında, Hz- Peygamber'in varlık sebebini ve aynı zamanda insanları yetiştirme yöntemini anlatırken, yazımızın başında okumuş olduğumuz âyete benzer ifadeler kullanıyordu. "Öyle ki size, kendinizden, size âyetleri okuyacak, sizi arındıracak, size kitap ve hikmet öğretecek ve bilmediklerinizi öğretecek bir elçi gönderdik." Bakara: 151. âyet
    Sizin de dikkatinizi çekmiş olduğu gibi bir insan olan ve içlerinden çıkmış birisini Allah elçi olarak göndermişti. O da yer içer, çarşı ve pazarda dolaşır diyordu Kur'an O'nun için. Çünkü iyi bir yetiştiricinin, yetiştirdikleri gibi olması onları anlaması gerekiyordu. Fizikî olarak hemen her açıdan onlara benzeyen O, ruhî ve ahlâkî açıdan onlardan bambaşkaydı. O'nun bu bambaşkalığı şüphesiz ilâhî kaynaklıydı. Ancak bu O'nun kendisini geliştirme yönündeki kişisel çabasına engel değildi. Allah'ın kendisinden beklediğinden bile daha fazlasını, O'nu en güzel şekilde yetiştirene sunma çabası içerisindeydi. "Onlar îmân etmeyecek diye neredeyse kendini helak edeceksin" diye Allah O'na hatırlatmada bulunuyordu. Çünkü O, Allah'ı ve görevini çok Önemsiyordu. İşte bütün insanlardan farkı burada başlıyordu...

    Eğitimde ahlakın önemi

    O'nun ahlâkı Kur'an ahlâkıydı. İki kapak ara sıra yerleştirilmiş, bir hatırlatma ve öğüt kitabı olan Kur'an'ı, dürüst ve tam olarak yaşamak isteyen O'nun gibi oluyordu. Ya da O'nun hayatını ve hikmeti anlamak isteyen Kur'an'a yaklaşıyordu. Her iki tarafta birbirini işaret ediyordu. Çünkü O, Allah'ın ahlakıyla ahlâklanmıştı! İşte bu yüzden, insanlara sürekli Allah'ın ahlakıyla ahlâklanmalarını nasihat ediyordu. Ayrıca insanların dualarında da Allah'tan Allah'ı istemelerini tavsiye ediyordu. Çünkü O İnliyordu ki insanlar Allah'a yaklaştıkça, başka şeylerden uzaklaşacaklardı. Ayrıca, â-yette de devamla söylendiği gibi Hz. Peygamber, insanlara âyetleri okuyor du. Bu okuma şüphesiz ki düz bir okuma değildi, çünkü bunu onlar da yapabilirlerdi. O halde bu farklı bir okuma olmalıydı ki zaten de öyleydi. Onlara âyetlerin inceliklerini, kelime ve kavramların gerçek anlamlarını, birbirleriyle ilişkilerini, buradan çıkabilecek kişisel ve toplumsal nasihatleri hep okuyordu.
    Bütün âyetleri derinlemesine bir şekilde, Allah'ın kastına ve muradına göre okuyorlardı. Bunları ashabı daha sonra anlatırken, "Biz âyetleri okurken o kadar inceliklerine, o kadar derinlere dalardık ki bazen buraya nereden geldiğimizi unuturduk" diyorlardı. Onların başında Hz. Peygamber vardı ve yapılması gereken "ön zihni eğitim"in hakkı verilmesi gerekiyordu. Çünkü hakkı verilmeden yapılan bütün işler eksik demekti...
    Yine âyette devamla söylendiği gibi, Hz. Peygamber ideal insanı yetiştirirken, onları arındırılıp temizlenmesi gerektiğini çok iyi biliyordu. Çünkü bir insan hakikat ile karşılaşıncaya kadar yaşadığı süre içerisinde mutlaka kirlenecekti. İşte bu, önce zihinde, sonra yürekte ve daha sonra da amelde oluşan kirlenmeler temizlenmedikçe, yaratılmış olan beşer, "insan" olamayacaktı.

    Arınmadaki izlenen yol

    Onları öncelikle gizli ve açık şirkten ve şirkte götüren yollardan temizledi. Daha sonra içeriden yani nefisten gelen kirlenmelerden ve kötü huylardan temizledi. Çünkü tertemiz kalması istenen bir havuza, dışarıdan akan kirlerin kesilmesi yetmeyecekti. En az onun kadar önemli olan içten gelen kirlenmelerin de önünün kesilmesi gerekiyordu. Bu, "kendini kınayıp duran nefse andolsun" (Kıyâme: 2. âyet) âyetiyle sem-bolleşti.Yine, "îmân ettiler, kendi hallerini düzelttiler" âyeti, Hz. Peygamber'in yetiştirmiş olduğu o güzel ashabı üzerinde çok etkili olmuştu. "İki günü birbirine eşit olan ziyandadır." Sözünü de onlar hiç unutmuyorlardı.
    Hz. Peygamber ve O'nun yetiştirmiş olduğu insanlar, Allah'ın kendilerinden ne beklediğinin çok iyi farkındaydılar. Sürekli daha iyi hale gelmek istiyorlardı. Kamil bir îmâna sahip olup, kamil bir insan olmak onların en büyük idealiydi. Allah Rasulü onları çok iyi yetiştiriyordu. Eğitim yönteminin anlatıldığı âyette de ifade edildiği gibi onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyordu.Kitap onlar için her şeyin üstündeydi. Sürekli Kita-bı/Kur'an'ı okuyorlardı. Özellikle kimsenin olmadığı mekanlarda (ortamlarda) Kur'an'ı tertil üzere düşüne düşüne okuyorlardı, Özellikle kimsenin onlara bu Kitabın düşünülmeden layığı ile anlaşılmayacağını Hz. Peygamberle öğretmişti. Tertil üzere olan yaşamak içindi. Sonuçta Kitabı düşünerek okumak onları Allah'a yaklaştıracak bir eylemdi.Hz. Peygamber onlara Allah'ı anlatıyordu. Çünkü O, Allah'ı yani dostunu çok iyi tanıyordu. Allah tanınmadan bütün terbiye sürecinin adeta ruhsuz ve eksik olacağını çok iyi biliyordu. Bu yüzden Allah onlardan razı olmuştu, onlar da Allah da onlardan razı olmuşlardı.Hz. Peygamber ashabını yetiştirirken eşyanın hakikatlerini ve inceliklerini bilmeleri için olduğunu onlardan esirgemiyordu. Çünkü o biliyordu ki hikmetsiz bir ilim, kuru bilgiden yani malumattan öteye gidemeyecekti. Hikmet ise, eşyanın iç yüzünü bilebilmek ve görebilmekti. Ancak bütün bunlarla beraber, bütün eşyayı ve her şeyi yaratan Allah'ın hakkıyla tanınması içindi...O ashabına çoğu kez, "hikmetin başı Allah korkusudur (haşyettir)" diyordu. Bunu çok iyi anlayan ashabı, Allah'a büyük bir saygıyla korku duyuyordu. Bu haşyet duygusu onlarda, hikmetin elde edilebilmesi için ikinci bölüm olan takva, yani kendini "çift yönlü koruma" duygusunu da yaşıyorlardı. Yediğine, içtiğine, gözlerine ve sözlerine çok dikkat eder olmuşlardı. Onlar bu duygularla iyice yoğrulurken, Hz. Peygamber sürekli onları gözlüyordu. Onlardan gelebilecek her türlü soruya, onların faydasma olacak şekilde cevap veriyordu. O, insan psikolojisini doğal olarak çok iyi bildiği için, kendisine gelen kişinin haleti ruhiye-sini ve içinde bulunduğu durumu göz önünde tutarak cevap veriyordu.

    Hayatın merkezine Allah anılınca

    O, ashabını yetiştirirken bir kusur görürse, bulunduğu mecliste kişiye özel değil, genel olarak onu söylerdi. Böylece herkes kırılmadan ondan kendisine bir pay çıkarırdı. O, ibadetlere, özelde de namaza çok dikkat ederdi. Ona "gözümün nuru" demişti. Ashabı bunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu. Öyle ki; onlar namaz kılarken adeta kendinden geçecek gibi oluyorlardı. Namazın Allah'ın yanına çıkmak olduğunu hiç unutmuyorlardı. Hayat merkezine, adeta Kabe gibi Allah'ın her şeyin üzerinde tutan bir ideal insan olarak, elinden ve dilinden insanların emin olduğu gizli ve açık her türlü şirkten tamamen uzaklaşmış, nefsinin eğikliklerini çok iyi tanımış ve onları çok iyi arındırmış, Allah'tan ve O'nun yolunda mücadele etmekten malını ve canını asla sakındırmayan, Kur'an'ı çok okuyup düşünen, hikmete ve gayrete yönelen, onların Allah'ı sevdiği, Allah'ında onları sevdiği ideal bir nesil olarak yetiştirmişti.
    Ne mutlu onlara benzemeye çalışanlara…
    Abdülhamit Kahraman


  3. 31.Ocak.2014, 01:55
    2
    Üye



    İDEAL İNSAN YETİŞTİRME YÖNTEMİ


    Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara âyetleri okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin." Bakara: 129.

    âyet Aynı zamanda Hz. İbrahim'in bir duası da olan bu âyet, kendisine Allah tarafından öğretilen, Hz. Peygamber'in insan yetiştirme yöntemini de özetliyordu. Hz. Peygamber çocukluğundan itibaren Özenle yetiştirilmişti. Çünkü O da ileride insanları özenle yetiştirecekti. O öncelikle emindi. Ve hepsinden ö-nemlisi büyük bir ahlâk üzere idi.

    Allah, O'nu büyük bir olgunluk ve hikmetle yetiştirip, hikmetle davranabilme anlayışı vermişti. İşte o yüzden Kur'an'da da belirtildiği gibi, etrafından dağılıp gitmemişlerdi. "Siz benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız" diyordu.
    Özellikle tam bir insan olan O, insanları çok iyi görebiliyordu. Allah'ın O'na bildirmiş olduğu bilgiler içerisinde şüphesiz ki insan bilgisi de vardı. Çok uzun yılları, insan yetiştirme eylemiyle geçecek olan bir güzel insanın, insanları da güzelleştirme ve iyileştirme yöntemini bilmemesi düşünülemezdi. Her şeyden öte O'nu Allah terbiye etmiş ve yetiştirmişti. Çünkü Allah, bütün ilgili bulunan insanların da terbiye olması ve "ideal" hale gelmesini muradetmişti. Allah kitabında, Hz- Peygamber'in varlık sebebini ve aynı zamanda insanları yetiştirme yöntemini anlatırken, yazımızın başında okumuş olduğumuz âyete benzer ifadeler kullanıyordu. "Öyle ki size, kendinizden, size âyetleri okuyacak, sizi arındıracak, size kitap ve hikmet öğretecek ve bilmediklerinizi öğretecek bir elçi gönderdik." Bakara: 151. âyet
    Sizin de dikkatinizi çekmiş olduğu gibi bir insan olan ve içlerinden çıkmış birisini Allah elçi olarak göndermişti. O da yer içer, çarşı ve pazarda dolaşır diyordu Kur'an O'nun için. Çünkü iyi bir yetiştiricinin, yetiştirdikleri gibi olması onları anlaması gerekiyordu. Fizikî olarak hemen her açıdan onlara benzeyen O, ruhî ve ahlâkî açıdan onlardan bambaşkaydı. O'nun bu bambaşkalığı şüphesiz ilâhî kaynaklıydı. Ancak bu O'nun kendisini geliştirme yönündeki kişisel çabasına engel değildi. Allah'ın kendisinden beklediğinden bile daha fazlasını, O'nu en güzel şekilde yetiştirene sunma çabası içerisindeydi. "Onlar îmân etmeyecek diye neredeyse kendini helak edeceksin" diye Allah O'na hatırlatmada bulunuyordu. Çünkü O, Allah'ı ve görevini çok Önemsiyordu. İşte bütün insanlardan farkı burada başlıyordu...

    Eğitimde ahlakın önemi

    O'nun ahlâkı Kur'an ahlâkıydı. İki kapak ara sıra yerleştirilmiş, bir hatırlatma ve öğüt kitabı olan Kur'an'ı, dürüst ve tam olarak yaşamak isteyen O'nun gibi oluyordu. Ya da O'nun hayatını ve hikmeti anlamak isteyen Kur'an'a yaklaşıyordu. Her iki tarafta birbirini işaret ediyordu. Çünkü O, Allah'ın ahlakıyla ahlâklanmıştı! İşte bu yüzden, insanlara sürekli Allah'ın ahlakıyla ahlâklanmalarını nasihat ediyordu. Ayrıca insanların dualarında da Allah'tan Allah'ı istemelerini tavsiye ediyordu. Çünkü O İnliyordu ki insanlar Allah'a yaklaştıkça, başka şeylerden uzaklaşacaklardı. Ayrıca, â-yette de devamla söylendiği gibi Hz. Peygamber, insanlara âyetleri okuyor du. Bu okuma şüphesiz ki düz bir okuma değildi, çünkü bunu onlar da yapabilirlerdi. O halde bu farklı bir okuma olmalıydı ki zaten de öyleydi. Onlara âyetlerin inceliklerini, kelime ve kavramların gerçek anlamlarını, birbirleriyle ilişkilerini, buradan çıkabilecek kişisel ve toplumsal nasihatleri hep okuyordu.
    Bütün âyetleri derinlemesine bir şekilde, Allah'ın kastına ve muradına göre okuyorlardı. Bunları ashabı daha sonra anlatırken, "Biz âyetleri okurken o kadar inceliklerine, o kadar derinlere dalardık ki bazen buraya nereden geldiğimizi unuturduk" diyorlardı. Onların başında Hz. Peygamber vardı ve yapılması gereken "ön zihni eğitim"in hakkı verilmesi gerekiyordu. Çünkü hakkı verilmeden yapılan bütün işler eksik demekti...
    Yine âyette devamla söylendiği gibi, Hz. Peygamber ideal insanı yetiştirirken, onları arındırılıp temizlenmesi gerektiğini çok iyi biliyordu. Çünkü bir insan hakikat ile karşılaşıncaya kadar yaşadığı süre içerisinde mutlaka kirlenecekti. İşte bu, önce zihinde, sonra yürekte ve daha sonra da amelde oluşan kirlenmeler temizlenmedikçe, yaratılmış olan beşer, "insan" olamayacaktı.

    Arınmadaki izlenen yol

    Onları öncelikle gizli ve açık şirkten ve şirkte götüren yollardan temizledi. Daha sonra içeriden yani nefisten gelen kirlenmelerden ve kötü huylardan temizledi. Çünkü tertemiz kalması istenen bir havuza, dışarıdan akan kirlerin kesilmesi yetmeyecekti. En az onun kadar önemli olan içten gelen kirlenmelerin de önünün kesilmesi gerekiyordu. Bu, "kendini kınayıp duran nefse andolsun" (Kıyâme: 2. âyet) âyetiyle sem-bolleşti.Yine, "îmân ettiler, kendi hallerini düzelttiler" âyeti, Hz. Peygamber'in yetiştirmiş olduğu o güzel ashabı üzerinde çok etkili olmuştu. "İki günü birbirine eşit olan ziyandadır." Sözünü de onlar hiç unutmuyorlardı.
    Hz. Peygamber ve O'nun yetiştirmiş olduğu insanlar, Allah'ın kendilerinden ne beklediğinin çok iyi farkındaydılar. Sürekli daha iyi hale gelmek istiyorlardı. Kamil bir îmâna sahip olup, kamil bir insan olmak onların en büyük idealiydi. Allah Rasulü onları çok iyi yetiştiriyordu. Eğitim yönteminin anlatıldığı âyette de ifade edildiği gibi onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyordu.Kitap onlar için her şeyin üstündeydi. Sürekli Kita-bı/Kur'an'ı okuyorlardı. Özellikle kimsenin olmadığı mekanlarda (ortamlarda) Kur'an'ı tertil üzere düşüne düşüne okuyorlardı, Özellikle kimsenin onlara bu Kitabın düşünülmeden layığı ile anlaşılmayacağını Hz. Peygamberle öğretmişti. Tertil üzere olan yaşamak içindi. Sonuçta Kitabı düşünerek okumak onları Allah'a yaklaştıracak bir eylemdi.Hz. Peygamber onlara Allah'ı anlatıyordu. Çünkü O, Allah'ı yani dostunu çok iyi tanıyordu. Allah tanınmadan bütün terbiye sürecinin adeta ruhsuz ve eksik olacağını çok iyi biliyordu. Bu yüzden Allah onlardan razı olmuştu, onlar da Allah da onlardan razı olmuşlardı.Hz. Peygamber ashabını yetiştirirken eşyanın hakikatlerini ve inceliklerini bilmeleri için olduğunu onlardan esirgemiyordu. Çünkü o biliyordu ki hikmetsiz bir ilim, kuru bilgiden yani malumattan öteye gidemeyecekti. Hikmet ise, eşyanın iç yüzünü bilebilmek ve görebilmekti. Ancak bütün bunlarla beraber, bütün eşyayı ve her şeyi yaratan Allah'ın hakkıyla tanınması içindi...O ashabına çoğu kez, "hikmetin başı Allah korkusudur (haşyettir)" diyordu. Bunu çok iyi anlayan ashabı, Allah'a büyük bir saygıyla korku duyuyordu. Bu haşyet duygusu onlarda, hikmetin elde edilebilmesi için ikinci bölüm olan takva, yani kendini "çift yönlü koruma" duygusunu da yaşıyorlardı. Yediğine, içtiğine, gözlerine ve sözlerine çok dikkat eder olmuşlardı. Onlar bu duygularla iyice yoğrulurken, Hz. Peygamber sürekli onları gözlüyordu. Onlardan gelebilecek her türlü soruya, onların faydasma olacak şekilde cevap veriyordu. O, insan psikolojisini doğal olarak çok iyi bildiği için, kendisine gelen kişinin haleti ruhiye-sini ve içinde bulunduğu durumu göz önünde tutarak cevap veriyordu.

    Hayatın merkezine Allah anılınca

    O, ashabını yetiştirirken bir kusur görürse, bulunduğu mecliste kişiye özel değil, genel olarak onu söylerdi. Böylece herkes kırılmadan ondan kendisine bir pay çıkarırdı. O, ibadetlere, özelde de namaza çok dikkat ederdi. Ona "gözümün nuru" demişti. Ashabı bunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu. Öyle ki; onlar namaz kılarken adeta kendinden geçecek gibi oluyorlardı. Namazın Allah'ın yanına çıkmak olduğunu hiç unutmuyorlardı. Hayat merkezine, adeta Kabe gibi Allah'ın her şeyin üzerinde tutan bir ideal insan olarak, elinden ve dilinden insanların emin olduğu gizli ve açık her türlü şirkten tamamen uzaklaşmış, nefsinin eğikliklerini çok iyi tanımış ve onları çok iyi arındırmış, Allah'tan ve O'nun yolunda mücadele etmekten malını ve canını asla sakındırmayan, Kur'an'ı çok okuyup düşünen, hikmete ve gayrete yönelen, onların Allah'ı sevdiği, Allah'ında onları sevdiği ideal bir nesil olarak yetiştirmişti.
    Ne mutlu onlara benzemeye çalışanlara…
    Abdülhamit Kahraman





+ Yorum Gönder