Konusunu Oylayın.: Hz. Peygamber (sav)'in Sahabeyi Yetiştirme Yöntemi Nasıldı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Hz. Peygamber (sav)'in Sahabeyi Yetiştirme Yöntemi Nasıldı
  1. 28.Ocak.2014, 22:59
    1
    find
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Mayıs.2007
    Üye No: 802
    Mesaj Sayısı: 732
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9

    Hz. Peygamber (sav)'in Sahabeyi Yetiştirme Yöntemi Nasıldı






    Hz. Peygamber (sav)'in Sahabeyi Yetiştirme Yöntemi Nasıldı Mumsema Hz. Peygamber (sav)'in Sahabeyi Yetiştirme Yöntemi Kısaca Bilgi Verir Misiniz


  2. 30.Ocak.2014, 23:41
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Hz. Peygamber (sav)'in Sahabeyi Yetiştirme Yöntemi Nasıldı




    Hz. Peygamber (sav)’in Sahabeyi Yetiştirme Yöntemi nasıldı.




    “Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetleri okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.” (Bakara-129)
    *Aynı zamanda Hz. İbrahim’in bir duası da olan bu ayet, kendisine Allah (cc) tarafından öğretilen, Hz. Peygamberin (sav) insan yetiştirme yönteminide özetliyordu. Hz. Peygamber (sav) çocukluğundan itibaren özenle yetiştirilmişti. Çünkü O’ da ileride insanları özenle yetiştirecekti. O öncelikle el-emindi. Ve hepsinden önemlisi büyük bir ahlak üzereydi. Allah (cc), O’nu büyük bir olgunluk ve hikmetle yetiştirip, hikmetle davranabilme anlayışı vermişti. İşte o yüzden Kur’an’da da dendiği gibi, etrafından dağılıp gitmemişlerdi. “Siz benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız” diyordu. Özellikle tam bir olgun insan olan O (sav) insanları çok iyi görebiliyordu. Allah’ın O (sav)na bildirmiş olduğu bilgiler içersinde şüphesiz ki insanın bilgiside vardı. Çok uzun yılları, insan yetiştirme eylemiyle geçecek olan bir güzel insanın, insanlarıda güzelleştirme ve iyileştirme yöntemini bilmemesi düşünülemezdi. Herşeyden öte O (sav)’nu Allah(cc) terbiye etmiş ve yetiştirmişti. Çünkü Allah (cc), ilgi gösteren tüm insanlarında terbiye olması ve “ideal” hale gelmesini murad etmişti.Allah (cc) kitabında, Hz. Peygamberin (sav) varlık sebebini ve aynı zamanda insanları yetiştirme yöntemini anlatırken, yazımızın başında okumuş olduğumuz ayete benzer ifadeler kullanıyordu.“Öyleki size, kendinizden, size ayetleri okuyacak, sizi arındıracak,
    size kitap ve hikmet öğretecek ve bilmediklerinizi öğretecek bir
    elçi gönderdik.” (Bakara-151)
    Sizinde dikkatinizi çekmiş olduğu gibi bir insan olan ve içlerinden çıkmış birisini Allah (cc) elçi olarak göndermişti. O (sav)’da yer içer, çarşı ve pazarda dolaşır diyordu Kur’an O’nun için. Çünkü iyi bir yetiştiricinin, yetiştirdikleri gibi olması onları anlaması gerekiyordu. Fiziki olarak hemen her açıdan onlara benzeyen Allah Resulu (sav), ruhi ve ahlaki açıdan onlarda bambaşkaydı. O (sav)’nun bu bambaşkalığı şüphesiz ki İlahi kaynaklıydı. Ancak bu O (sav)’nun kendisini geliştirme yönündeki kişisel çabasına engel değildi. Allah (cc)’ın kendisinden beklediğinden bile daha fazlasını, O (sav)’nu en güzel şekilde yetiştirene sunma çabası içersindeydi. “Onlar iman etmeyecek diye neredeyse kendini helak edeceksin” diye Allah (cc) O (sav)’na hatırlatmada bulunuyordu. Çünkü O (sav), Allah (cc)’ı ve görevini çok önemsiyordu. İşte tüm insanlardan farkı burada başlıyordu…
    O (sav)’nun ahlakı Kur’an ahlakıydı. İki kapak arasıra yerleştirilmiş, bir hatırlatma ve öğüt kitabı olan Kur’an’ı, dürüst ve tam olarak yaşamak isteyen Allah Resulu (sav) gibi oluyordu. Yada O (sav)’nun hayatını ve hikmeti anlamak isteyen Kur’an’a yaklaşıyordu. Her iki tarafta birbirini işaret ediyordu. Çünkü O (sav), Allah (cc)’ın ahlakıyla ahlaklanmıştı! İşte bu yüzden, insanlara sürekli Allah (cc)’ın ahlakıyla ahlaklanmalarını nasihat ediyordu. Ayrıca insanların Allah (cc)’a koşmalarını tavsiye ediyordu. Çünkü O (sav) biliyordu ki insanlar Allah (cc)’a yaklaştıkça, başka şeylerden uzaklaşacaklardı.
    Ayrıca, ayette de devamla söylendiği gibi Hz. Peygamber (sav), insanlara ayetleri okuyordu. Bu okuma şüphesiz ki düz bir okuma değildi, Çünkü bunu onlarda yapabilirlerdi. O halde bu farklı bir okuma olmalıydı ki zaten de öyleydi. Onlara ayetlerin inceliklerini, kelime ve kavramların gerçek anlamlarını, birbirleriyle ilişkilerini, buradan çıkabilecek kişisel ve toplumsal nasihatları hep okuyordu. Tüm ayetleri derinlemesine bir şekilde, Allah (cc)’ın kastına ve muradına göre okuyorlardı. Bunları ashabı daha sonra anlatırken, “Biz ayetleri okurken o kadar inceliklerine, o kadar derinlere dalardık ki bazen buraya nereden geldiğimizi unuturduk” diyorlardı. Onların başında Hz. Peygamber (sav) vardı ve yapılması gereken “ön zihni eğitim” in hakkı verilmesi gerekiyordu. Çünkü hakkı verilmeden yapılan tüm işler eksik demekti..
    Yine ayette devamla söylendiği gibi, Hz. Peygamber (sav) ideal insanı yetiştirirken, onların arındırılıp temizlenmesi gerektiğini çok iyi biliyordu. Çünkü bir insan hakikat ile karşılaşıncaya kadar yaşadığı süre içersinde mutlaka kirlenecekti. İşte bu, önce zihinde, sonra yürekte ve daha sonrada amelde oluşan kirlenmeler temizlenmedikçe, yaratılmış olan beşer, “insan” olamayacaktı.
    Onları öncelikle gizli ve açık şirkten ve şirke götüren yollardan temizledi. Daha sonra içeriden yani nefisten gelen kirlenmelerden ve kötü huylardan temizledi. Çünkü tertemiz kalması istenen bir havuza, dışarıdan akan kirlerin kesilmesi yetmeyecekti. En az onun kadar önemli olan içten gelen kirlenmelerinde önünün kesilmesi gerekiyordu.
    Bu,“kendini kınayıp duran nefse andolsun” ayetiyle sembolleşti.
    “Ey Ademoğulları, içinizden size ayetlerimi haber veren elçiler
    geldiğinde, kim sakınırsa ve (davranışlarını-kendini) düzeltirse
    işte onlar için korku yoktur. Onlar mahzunda olmayacaktır” (Araf-35) ayeti,
    Hz. Peygamberin (sav) yetiştirmiş olduğu o güzel ashabı üzerinde çok etkili olmuştu.
    “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır.” sözünüde onlar hiç unutmuyorlardı.
    Hz. Peygamber (sav) ve onun yetiştirmiş olduğu insanlar, Allah (cc)’ın kendilerinden ne beklediğinin çok iyi farkındaydılar. Sürekli daha iyi hale gelmek istiyorlardı. Kamil bir imana sahip olup, doğru bir insan olmak onların en büyük idealiydi. Allah Resulû (sav) onları çok iyi yetiştiriyordu. Eğitim yönteminin anlatıldığı ayettede ifade edildiği gibi onlara en başta “kitabı ve hikmeti” öğretiyordu.
    Kitap onlar için herşeyin üstündeydi. Sürekli Kitabı/Kur’an’ı okuyorlardı. Özellikle kimsenin olmadığı mekanlarda/ortamlarda Kur’an’ı tertil üzere/düşüne düşüne okuyorlardı. Çünkü Allah (cc) onlara bu Kitabın düşünülmeden layıkı ile
    anlaşılamayacağını Hz. Peygamberle (sav) öğretmişti. Tertil üzere okumak düşünmek içindi, düşünmek anlamak için, anlamak ise Allah (cc)’ı gereği gibi takdir etmek olan yaşamak içindi. Sonuçta Kitabı düşünerek okumak onları Allah (cc)’a yaklaştıracak bir eylemdi. Hz. Peygamber (sav) onlara Allah(cc)’ı anlatıyordu. Çünkü O (sav), Allah (cc)’ı yani dostunu çok iyi tanıyordu. Allah (cc) tanınmadan tüm terbiye sürecinin adeta ruhsuz ve eksik olacağını çok iyi biliyordu. Bu yüzden Allah (cc) onlardan razı olmuştu, onlarda Allah’ta onlardan razı olmuşlardı.
    Hz. Peygamber (sav) ashabını yetiştirirken eşyanın hakikatlerini ve inceliklerini bilmeleri için onların “hikmet”e ihtiyaçları olacağını biliyordu. İşte bu yüzden, Allah (cc)’ın kendisine vermiş olduğunu onlardan esirgemiyordu. Çünkü o biliyordu ki hikmetsiz bir ilim, kuru bilgiden yani malumattan öteye gidemeyecekti. Hikmet ise, eşyanın iç yüzünü bilebilmek ve görebilmekti. Ancak tüm bunlarla beraber, tüm eşyayı ve herşeyi yaratan Allah (cc)’ın hakkıyla tanınması içindi.
    O (sav) ashabına çoğu kez, “hikmetin başı Allah (cc) korkusudur” diyordu. Bunu çok iyi anlayan ashabı, Allah (cc)’a büyük bir saygıyla korku duyuyordu. Bu haşyet duygusu onlarda, hikmetin elde edilebilmesi için ikinci bölüm olan takva, yani kendini “çift yönlü koruma” duygususunuda beraberinde getiriyordu.
    Artık onlar çok titiz olup, attığı her adımda “Allah (cc) buna ne der duygusuyla” yaşıyorlardı, Yediğine, içtiğine, gözlerine ve sözlerine çok dikkat eder olmuşlardı. Onlar bu duygularla iyice yoğrulurken, Hz.Peygamber (sav) sürekli onları gözlüyordu. Onlardan gelebilecek her türlü soruya, onların faydasına olacak şekilde cevap veriyordu. O (sav), insan psikoloisini doğal olarak çok iyi bildiği için, kendisine gelen kişinin halet-i ruhuyesini ve içinde bulunduğu durumu göz önünde tutarak cevaplar veriyordu.
    O (sav), ashabını yetiştirirken bir kusur görürse, bulunduğu mecliste kişiye özel değil, genel olarak söylerdi. Böylece herkes kırılmadan ondan kendisine bir pay çıkarırdı.
    O (sav), ibadetlere, özelde de namaza çok dikkat ederdi. Namaza “gözümün nuru” demişti. Ashabı bunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu. Öyle ki; onlar namaz kılarken adeta kendinden geçecek gibi oluyorlardı. Namazın Allah (cc)’ın yanına çıkmak olduğunu hiç unutmuyorlardı. Hayat merkezine, adeta Kabe gibi Allah (cc)’ın adını yerleştirmeden ideal hale gelinemiyeceğini Hz. Peygamber (sav)’den çok iyi öğrenmişlerdi.
    Sonuçta 23 yıllık koca bir sürede Hz. Peygamber (sav) onları Allah (cc)’ın ahlakıyla ahlaklanmış, Allah (cc)’ı herşeyin üzerinde tutan bir model insan olarak, elinden ve dilinden insanların emin olduğu gizli ve açık her türlü şirkten tamamen uzaklaşmış, nefsinin eğikliklerini çok iyi tanımış ve onları çok iyi arındırmış, nefsilik çukurundan kalbilik zirvesine ulaşmış insanlardı.
    Allah (cc)’tan ve O’nun yolunda mücadele etmekten malını ve canını asla sakındırmayan, Kur’an’ı çok okuyup düşünen, hikmete ve gayrete yönelen, onların Allah (cc)’ı sevdiği, Allah (cc)’ında onları sevdiği “ideal bir nesil” olarak yetiştirmişti.


  3. 30.Ocak.2014, 23:41
    2
    Devamlı Üye



    Hz. Peygamber (sav)’in Sahabeyi Yetiştirme Yöntemi nasıldı.




    “Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetleri okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.” (Bakara-129)
    *Aynı zamanda Hz. İbrahim’in bir duası da olan bu ayet, kendisine Allah (cc) tarafından öğretilen, Hz. Peygamberin (sav) insan yetiştirme yönteminide özetliyordu. Hz. Peygamber (sav) çocukluğundan itibaren özenle yetiştirilmişti. Çünkü O’ da ileride insanları özenle yetiştirecekti. O öncelikle el-emindi. Ve hepsinden önemlisi büyük bir ahlak üzereydi. Allah (cc), O’nu büyük bir olgunluk ve hikmetle yetiştirip, hikmetle davranabilme anlayışı vermişti. İşte o yüzden Kur’an’da da dendiği gibi, etrafından dağılıp gitmemişlerdi. “Siz benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız” diyordu. Özellikle tam bir olgun insan olan O (sav) insanları çok iyi görebiliyordu. Allah’ın O (sav)na bildirmiş olduğu bilgiler içersinde şüphesiz ki insanın bilgiside vardı. Çok uzun yılları, insan yetiştirme eylemiyle geçecek olan bir güzel insanın, insanlarıda güzelleştirme ve iyileştirme yöntemini bilmemesi düşünülemezdi. Herşeyden öte O (sav)’nu Allah(cc) terbiye etmiş ve yetiştirmişti. Çünkü Allah (cc), ilgi gösteren tüm insanlarında terbiye olması ve “ideal” hale gelmesini murad etmişti.Allah (cc) kitabında, Hz. Peygamberin (sav) varlık sebebini ve aynı zamanda insanları yetiştirme yöntemini anlatırken, yazımızın başında okumuş olduğumuz ayete benzer ifadeler kullanıyordu.“Öyleki size, kendinizden, size ayetleri okuyacak, sizi arındıracak,
    size kitap ve hikmet öğretecek ve bilmediklerinizi öğretecek bir
    elçi gönderdik.” (Bakara-151)
    Sizinde dikkatinizi çekmiş olduğu gibi bir insan olan ve içlerinden çıkmış birisini Allah (cc) elçi olarak göndermişti. O (sav)’da yer içer, çarşı ve pazarda dolaşır diyordu Kur’an O’nun için. Çünkü iyi bir yetiştiricinin, yetiştirdikleri gibi olması onları anlaması gerekiyordu. Fiziki olarak hemen her açıdan onlara benzeyen Allah Resulu (sav), ruhi ve ahlaki açıdan onlarda bambaşkaydı. O (sav)’nun bu bambaşkalığı şüphesiz ki İlahi kaynaklıydı. Ancak bu O (sav)’nun kendisini geliştirme yönündeki kişisel çabasına engel değildi. Allah (cc)’ın kendisinden beklediğinden bile daha fazlasını, O (sav)’nu en güzel şekilde yetiştirene sunma çabası içersindeydi. “Onlar iman etmeyecek diye neredeyse kendini helak edeceksin” diye Allah (cc) O (sav)’na hatırlatmada bulunuyordu. Çünkü O (sav), Allah (cc)’ı ve görevini çok önemsiyordu. İşte tüm insanlardan farkı burada başlıyordu…
    O (sav)’nun ahlakı Kur’an ahlakıydı. İki kapak arasıra yerleştirilmiş, bir hatırlatma ve öğüt kitabı olan Kur’an’ı, dürüst ve tam olarak yaşamak isteyen Allah Resulu (sav) gibi oluyordu. Yada O (sav)’nun hayatını ve hikmeti anlamak isteyen Kur’an’a yaklaşıyordu. Her iki tarafta birbirini işaret ediyordu. Çünkü O (sav), Allah (cc)’ın ahlakıyla ahlaklanmıştı! İşte bu yüzden, insanlara sürekli Allah (cc)’ın ahlakıyla ahlaklanmalarını nasihat ediyordu. Ayrıca insanların Allah (cc)’a koşmalarını tavsiye ediyordu. Çünkü O (sav) biliyordu ki insanlar Allah (cc)’a yaklaştıkça, başka şeylerden uzaklaşacaklardı.
    Ayrıca, ayette de devamla söylendiği gibi Hz. Peygamber (sav), insanlara ayetleri okuyordu. Bu okuma şüphesiz ki düz bir okuma değildi, Çünkü bunu onlarda yapabilirlerdi. O halde bu farklı bir okuma olmalıydı ki zaten de öyleydi. Onlara ayetlerin inceliklerini, kelime ve kavramların gerçek anlamlarını, birbirleriyle ilişkilerini, buradan çıkabilecek kişisel ve toplumsal nasihatları hep okuyordu. Tüm ayetleri derinlemesine bir şekilde, Allah (cc)’ın kastına ve muradına göre okuyorlardı. Bunları ashabı daha sonra anlatırken, “Biz ayetleri okurken o kadar inceliklerine, o kadar derinlere dalardık ki bazen buraya nereden geldiğimizi unuturduk” diyorlardı. Onların başında Hz. Peygamber (sav) vardı ve yapılması gereken “ön zihni eğitim” in hakkı verilmesi gerekiyordu. Çünkü hakkı verilmeden yapılan tüm işler eksik demekti..
    Yine ayette devamla söylendiği gibi, Hz. Peygamber (sav) ideal insanı yetiştirirken, onların arındırılıp temizlenmesi gerektiğini çok iyi biliyordu. Çünkü bir insan hakikat ile karşılaşıncaya kadar yaşadığı süre içersinde mutlaka kirlenecekti. İşte bu, önce zihinde, sonra yürekte ve daha sonrada amelde oluşan kirlenmeler temizlenmedikçe, yaratılmış olan beşer, “insan” olamayacaktı.
    Onları öncelikle gizli ve açık şirkten ve şirke götüren yollardan temizledi. Daha sonra içeriden yani nefisten gelen kirlenmelerden ve kötü huylardan temizledi. Çünkü tertemiz kalması istenen bir havuza, dışarıdan akan kirlerin kesilmesi yetmeyecekti. En az onun kadar önemli olan içten gelen kirlenmelerinde önünün kesilmesi gerekiyordu.
    Bu,“kendini kınayıp duran nefse andolsun” ayetiyle sembolleşti.
    “Ey Ademoğulları, içinizden size ayetlerimi haber veren elçiler
    geldiğinde, kim sakınırsa ve (davranışlarını-kendini) düzeltirse
    işte onlar için korku yoktur. Onlar mahzunda olmayacaktır” (Araf-35) ayeti,
    Hz. Peygamberin (sav) yetiştirmiş olduğu o güzel ashabı üzerinde çok etkili olmuştu.
    “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır.” sözünüde onlar hiç unutmuyorlardı.
    Hz. Peygamber (sav) ve onun yetiştirmiş olduğu insanlar, Allah (cc)’ın kendilerinden ne beklediğinin çok iyi farkındaydılar. Sürekli daha iyi hale gelmek istiyorlardı. Kamil bir imana sahip olup, doğru bir insan olmak onların en büyük idealiydi. Allah Resulû (sav) onları çok iyi yetiştiriyordu. Eğitim yönteminin anlatıldığı ayettede ifade edildiği gibi onlara en başta “kitabı ve hikmeti” öğretiyordu.
    Kitap onlar için herşeyin üstündeydi. Sürekli Kitabı/Kur’an’ı okuyorlardı. Özellikle kimsenin olmadığı mekanlarda/ortamlarda Kur’an’ı tertil üzere/düşüne düşüne okuyorlardı. Çünkü Allah (cc) onlara bu Kitabın düşünülmeden layıkı ile
    anlaşılamayacağını Hz. Peygamberle (sav) öğretmişti. Tertil üzere okumak düşünmek içindi, düşünmek anlamak için, anlamak ise Allah (cc)’ı gereği gibi takdir etmek olan yaşamak içindi. Sonuçta Kitabı düşünerek okumak onları Allah (cc)’a yaklaştıracak bir eylemdi. Hz. Peygamber (sav) onlara Allah(cc)’ı anlatıyordu. Çünkü O (sav), Allah (cc)’ı yani dostunu çok iyi tanıyordu. Allah (cc) tanınmadan tüm terbiye sürecinin adeta ruhsuz ve eksik olacağını çok iyi biliyordu. Bu yüzden Allah (cc) onlardan razı olmuştu, onlarda Allah’ta onlardan razı olmuşlardı.
    Hz. Peygamber (sav) ashabını yetiştirirken eşyanın hakikatlerini ve inceliklerini bilmeleri için onların “hikmet”e ihtiyaçları olacağını biliyordu. İşte bu yüzden, Allah (cc)’ın kendisine vermiş olduğunu onlardan esirgemiyordu. Çünkü o biliyordu ki hikmetsiz bir ilim, kuru bilgiden yani malumattan öteye gidemeyecekti. Hikmet ise, eşyanın iç yüzünü bilebilmek ve görebilmekti. Ancak tüm bunlarla beraber, tüm eşyayı ve herşeyi yaratan Allah (cc)’ın hakkıyla tanınması içindi.
    O (sav) ashabına çoğu kez, “hikmetin başı Allah (cc) korkusudur” diyordu. Bunu çok iyi anlayan ashabı, Allah (cc)’a büyük bir saygıyla korku duyuyordu. Bu haşyet duygusu onlarda, hikmetin elde edilebilmesi için ikinci bölüm olan takva, yani kendini “çift yönlü koruma” duygususunuda beraberinde getiriyordu.
    Artık onlar çok titiz olup, attığı her adımda “Allah (cc) buna ne der duygusuyla” yaşıyorlardı, Yediğine, içtiğine, gözlerine ve sözlerine çok dikkat eder olmuşlardı. Onlar bu duygularla iyice yoğrulurken, Hz.Peygamber (sav) sürekli onları gözlüyordu. Onlardan gelebilecek her türlü soruya, onların faydasına olacak şekilde cevap veriyordu. O (sav), insan psikoloisini doğal olarak çok iyi bildiği için, kendisine gelen kişinin halet-i ruhuyesini ve içinde bulunduğu durumu göz önünde tutarak cevaplar veriyordu.
    O (sav), ashabını yetiştirirken bir kusur görürse, bulunduğu mecliste kişiye özel değil, genel olarak söylerdi. Böylece herkes kırılmadan ondan kendisine bir pay çıkarırdı.
    O (sav), ibadetlere, özelde de namaza çok dikkat ederdi. Namaza “gözümün nuru” demişti. Ashabı bunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu. Öyle ki; onlar namaz kılarken adeta kendinden geçecek gibi oluyorlardı. Namazın Allah (cc)’ın yanına çıkmak olduğunu hiç unutmuyorlardı. Hayat merkezine, adeta Kabe gibi Allah (cc)’ın adını yerleştirmeden ideal hale gelinemiyeceğini Hz. Peygamber (sav)’den çok iyi öğrenmişlerdi.
    Sonuçta 23 yıllık koca bir sürede Hz. Peygamber (sav) onları Allah (cc)’ın ahlakıyla ahlaklanmış, Allah (cc)’ı herşeyin üzerinde tutan bir model insan olarak, elinden ve dilinden insanların emin olduğu gizli ve açık her türlü şirkten tamamen uzaklaşmış, nefsinin eğikliklerini çok iyi tanımış ve onları çok iyi arındırmış, nefsilik çukurundan kalbilik zirvesine ulaşmış insanlardı.
    Allah (cc)’tan ve O’nun yolunda mücadele etmekten malını ve canını asla sakındırmayan, Kur’an’ı çok okuyup düşünen, hikmete ve gayrete yönelen, onların Allah (cc)’ı sevdiği, Allah (cc)’ında onları sevdiği “ideal bir nesil” olarak yetiştirmişti.





+ Yorum Gönder