Konusunu Oylayın.: İmanın tahkiki iman mı yoksa taklidi iman mı olduğunu nasıl anlayabiliriz ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
İmanın tahkiki iman mı yoksa taklidi iman mı olduğunu nasıl anlayabiliriz ?
  1. 12.Aralık.2013, 18:26
    1
    sstrn
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Temmuz.2012
    Üye No: 97156
    Mesaj Sayısı: 527
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6
    Bulunduğu yer: imtihan dünyası

    İmanın tahkiki iman mı yoksa taklidi iman mı olduğunu nasıl anlayabiliriz ?






    İmanın tahkiki iman mı yoksa taklidi iman mı olduğunu nasıl anlayabiliriz ? Mumsema Selamun Aleykum,

    İmanın tahkiki iman mı yoksa taklidi iman mı olduğunu nasıl anlayabiliriz ?


  2. 12.Aralık.2013, 18:26
    1
    Devamlı Üye



  3. 13.Aralık.2013, 00:58
    2
    yüzbin
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Şubat.2013
    Üye No: 100000
    Mesaj Sayısı: 252
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    Hakiki İmanın Alameti Nedir, nelerdir ? Tahkiki iman sahibi müslümanın vasıfları nedir?




    Hakiki İmanın Alameti Nedir, nelerdir ?
    Tahkiki iman sahibi müslümanın vasıfları nedir ?

    Hakiki imânı elde eden adamın bir alameti:

    _Binler vesveseler karşısında sarsılmayan bir imana sahib olmak.
    _Kâinata meydan okuyabilmek
    _Hâdisâtın tazyikâtından kurtulabilmek


  4. 13.Aralık.2013, 00:58
    2
    Devamlı Üye



    Hakiki İmanın Alameti Nedir, nelerdir ?
    Tahkiki iman sahibi müslümanın vasıfları nedir ?

    Hakiki imânı elde eden adamın bir alameti:

    _Binler vesveseler karşısında sarsılmayan bir imana sahib olmak.
    _Kâinata meydan okuyabilmek
    _Hâdisâtın tazyikâtından kurtulabilmek


  5. 13.Aralık.2013, 01:00
    3
    yüzbin
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Şubat.2013
    Üye No: 100000
    Mesaj Sayısı: 252
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    Cevap: İmanın tahkiki iman mı yoksa taklidi iman mı olduğunu nasıl anlayabiliriz ?

    Hakiki iman sahibi müminlerin 7 alameti


    _Namazda huşu üzre olmak
    _Faydasız boş iş ve laflardan uzak olmak
    _Zekatı tam vermek
    _Irz ve namusu muhafaza etmek
    _Verilen sözü tutmak
    _Emanete riayet etmek
    _Beş vakit namazı vaktinde cemaatle kılmak


  6. 13.Aralık.2013, 01:00
    3
    Devamlı Üye
    Hakiki iman sahibi müminlerin 7 alameti


    _Namazda huşu üzre olmak
    _Faydasız boş iş ve laflardan uzak olmak
    _Zekatı tam vermek
    _Irz ve namusu muhafaza etmek
    _Verilen sözü tutmak
    _Emanete riayet etmek
    _Beş vakit namazı vaktinde cemaatle kılmak


  7. 13.Aralık.2013, 11:10
    4
    sstrn
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Temmuz.2012
    Üye No: 97156
    Mesaj Sayısı: 527
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6
    Bulunduğu yer: imtihan dünyası

    Cevap: İmanın tahkiki iman mı yoksa taklidi iman mı olduğunu nasıl anlayabiliriz ?

    Alıntı
    Kâinata meydan okuyabilmek
    _Hâdisâtın tazyikâtından kurtulabilmek
    Bu yazdıklarınızı anlamadım.


  8. 13.Aralık.2013, 11:10
    4
    Devamlı Üye
    Alıntı
    Kâinata meydan okuyabilmek
    _Hâdisâtın tazyikâtından kurtulabilmek
    Bu yazdıklarınızı anlamadım.


  9. 13.Aralık.2013, 13:58
    5
    Ümmü Süleym
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Ağustos.2013
    Üye No: 102236
    Mesaj Sayısı: 79
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: İmanın tahkiki iman mı yoksa taklidi iman mı olduğunu nasıl anlayabiliriz ?

    Alıntı
    İmân hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî imânı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imânın kuvvetine göre, hâdisâtın tazyikàtından kurtulabilir.

    ÜÇÜNCÜ NOKTA

    İmân hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî imânı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imânın kuvvetine göre, hâdisâtın tazyikàtından kurtulabilir. “Tevekkeltü alallah” (Allah’a tevekkül ettim. / Hûd Sûresi: 56.) der, sefine-i hayatta kemâl-i emniyetle hâdisâtın dağlarvâri dalgaları içinde seyrân eder. Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlakın yed-i kudretine emânet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder, sonra saadet-i ebediyeye girmek için Cennete uçabilir. Yoksa, tevekkül etmezse, dünyanın ağırlıkları uçmasına değil, belki esfel-i sâfilîne çeker.

    Demek, imân tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktizâ eder. Fakat, yanlış anlama! Tevekkül, esbâbı bütün bütün reddetmek değildir. Belki, esbâbı dest-i kudretin perdesi bilip riâyet ederek; esbâba teşebbüs ise, bir nevi duâ-i fiilî telâkkî ederek; müsebbebâtı yalnız Cenâb-ı Haktan istemek ve neticeleri O'ndan bilmek ve O'na minnettar olmaktan ibârettir.

    Tevekkül eden ve etmeyenin misâlleri, şu hikâyeye benzer:
    Vaktiyle iki adam, hem bellerine, hem başlarına ağır yükler yüklenip, büyük bir sefineye bir bilet alıp girdiler. Birisi, girer girmez yükünü gemiye bırakıp, üstünde oturup, nezâret eder; diğeri hem ahmak, hem mağrur olduğundan, yükünü yere bırakmıyor.

    Ona denildi: “Ağır yükünü gemiye bırakıp rahat et.”
    O dedi: “Yok, ben bırakmayacağım. Belki zâyi olur. Ben kuvvetliyim. Malımı, belimde ve başımda muhâfaza edeceğim.”

    Yine ona denildi: “Bizi ve sizi kaldıran şu emniyetli sefine-i sultaniye daha kuvvetlidir, daha ziyâde iyi muhâfaza eder. Belki başın döner, yükün ile beraber denize düşersin. Hem, gittikçe kuvvetten düşersin. Şu bükülmüş belin, şu akılsız başın, gittikçe ağırlaşan şu yüklere tâkat getiremeyecek. Kaptan dahi, eğer seni bu halde görse, ya divânedir diye seni tard edecek, ya ‘Hâindir, gemimizi ittiham ediyor, bizimle istihzâ ediyor, hapis edilsin’ diye emredecektir. Hem, herkese maskara olursun. Çünkü, ehl-i dikkat nazarında, zaafı gösteren tekebbürün ile, aczi gösteren gururun ile, riyâyı ve zilleti gösteren tasannuun ile, kendini halka mudhike yaptın; herkes sana gülüyor” denildikten sonra, o bîçarenin aklı başına geldi, yükünü yere koydu, üstünde oturdu. “Oh! Allah senden râzı olsun. Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum” dedi.

    İşte ey tevekkülsüz insan! Sen de bu adam gibi aklını başına al, tevekkül et. Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisenin karşısında titremekten ve hodfüruşluktan ve maskaralıktan ve şekàvet-i uhreviyeden ve tazyikàt-ı dünyeviye hapsinden kurtulasın.
    Sözler, 23. Söz., 3. Nokta, s. 285
    ***
    İ’lem eyyühe’l-aziz!
    Allah’a tevekkül edene Allah kâfidir. Allah, Kâmil-i Mutlak olduğundan, lizatihî mahbubdur. Allah, Mûcid, Vâcibü’l-Vücud olduğundan kurbiyetinde vücut nurları, bu’diyetinde adem zulmetleri vardır. Allah, melce ve mencedir. Kâinattan küsmüş, dünya ziynetinden iğrenmiş, vücudundan bıkmış ruhlara melce ve mence O’dur. Allah Bâkîdir; âlemin bekası ancak O'nun bekasıyladır. Allah Mâliktir; sendeki mülkünü senin için saklamak üzere alıyor. Allah, Ganiyy-i Muğnîdir; herşeyin anahtarı O'ndadır. Bir insan Allah’a hâlis bir abd olursa, Allah’ın mülkü olan kâinat, onun mülkü gibi olur.
    Mesnevî-i Nûriye, s. 110-111

    LÜGATÇE
    sefine-i hayat: Hayat gemisi.
    yed-i kudret: Kudret eli.
    esfel-i sâfilîn: Aşağıların en aşağısı.
    saadet-i dâreyn: Dünya ve ahiret saadeti.
    dest-i kudret: Kudret eli.
    müsebbebât: Neticeler, sonuçlar.
    istihzâ: Alay geçme.
    şekâvet-i uhreviye: Ahiret sıkıntısı, azabı.
    tazyikàt-ı dünyevîye: Dünyevî baskılar, sıkıcı ve boğucu haller.
    diye bahsetmiş kardeşimiz yüzbin kardeşimiz Rabbim razı olsun.


  10. 13.Aralık.2013, 13:58
    5
    Ümmü Süleym - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Alıntı
    İmân hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî imânı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imânın kuvvetine göre, hâdisâtın tazyikàtından kurtulabilir.

    ÜÇÜNCÜ NOKTA

    İmân hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî imânı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imânın kuvvetine göre, hâdisâtın tazyikàtından kurtulabilir. “Tevekkeltü alallah” (Allah’a tevekkül ettim. / Hûd Sûresi: 56.) der, sefine-i hayatta kemâl-i emniyetle hâdisâtın dağlarvâri dalgaları içinde seyrân eder. Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlakın yed-i kudretine emânet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder, sonra saadet-i ebediyeye girmek için Cennete uçabilir. Yoksa, tevekkül etmezse, dünyanın ağırlıkları uçmasına değil, belki esfel-i sâfilîne çeker.

    Demek, imân tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktizâ eder. Fakat, yanlış anlama! Tevekkül, esbâbı bütün bütün reddetmek değildir. Belki, esbâbı dest-i kudretin perdesi bilip riâyet ederek; esbâba teşebbüs ise, bir nevi duâ-i fiilî telâkkî ederek; müsebbebâtı yalnız Cenâb-ı Haktan istemek ve neticeleri O'ndan bilmek ve O'na minnettar olmaktan ibârettir.

    Tevekkül eden ve etmeyenin misâlleri, şu hikâyeye benzer:
    Vaktiyle iki adam, hem bellerine, hem başlarına ağır yükler yüklenip, büyük bir sefineye bir bilet alıp girdiler. Birisi, girer girmez yükünü gemiye bırakıp, üstünde oturup, nezâret eder; diğeri hem ahmak, hem mağrur olduğundan, yükünü yere bırakmıyor.

    Ona denildi: “Ağır yükünü gemiye bırakıp rahat et.”
    O dedi: “Yok, ben bırakmayacağım. Belki zâyi olur. Ben kuvvetliyim. Malımı, belimde ve başımda muhâfaza edeceğim.”

    Yine ona denildi: “Bizi ve sizi kaldıran şu emniyetli sefine-i sultaniye daha kuvvetlidir, daha ziyâde iyi muhâfaza eder. Belki başın döner, yükün ile beraber denize düşersin. Hem, gittikçe kuvvetten düşersin. Şu bükülmüş belin, şu akılsız başın, gittikçe ağırlaşan şu yüklere tâkat getiremeyecek. Kaptan dahi, eğer seni bu halde görse, ya divânedir diye seni tard edecek, ya ‘Hâindir, gemimizi ittiham ediyor, bizimle istihzâ ediyor, hapis edilsin’ diye emredecektir. Hem, herkese maskara olursun. Çünkü, ehl-i dikkat nazarında, zaafı gösteren tekebbürün ile, aczi gösteren gururun ile, riyâyı ve zilleti gösteren tasannuun ile, kendini halka mudhike yaptın; herkes sana gülüyor” denildikten sonra, o bîçarenin aklı başına geldi, yükünü yere koydu, üstünde oturdu. “Oh! Allah senden râzı olsun. Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum” dedi.

    İşte ey tevekkülsüz insan! Sen de bu adam gibi aklını başına al, tevekkül et. Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisenin karşısında titremekten ve hodfüruşluktan ve maskaralıktan ve şekàvet-i uhreviyeden ve tazyikàt-ı dünyeviye hapsinden kurtulasın.
    Sözler, 23. Söz., 3. Nokta, s. 285
    ***
    İ’lem eyyühe’l-aziz!
    Allah’a tevekkül edene Allah kâfidir. Allah, Kâmil-i Mutlak olduğundan, lizatihî mahbubdur. Allah, Mûcid, Vâcibü’l-Vücud olduğundan kurbiyetinde vücut nurları, bu’diyetinde adem zulmetleri vardır. Allah, melce ve mencedir. Kâinattan küsmüş, dünya ziynetinden iğrenmiş, vücudundan bıkmış ruhlara melce ve mence O’dur. Allah Bâkîdir; âlemin bekası ancak O'nun bekasıyladır. Allah Mâliktir; sendeki mülkünü senin için saklamak üzere alıyor. Allah, Ganiyy-i Muğnîdir; herşeyin anahtarı O'ndadır. Bir insan Allah’a hâlis bir abd olursa, Allah’ın mülkü olan kâinat, onun mülkü gibi olur.
    Mesnevî-i Nûriye, s. 110-111

    LÜGATÇE
    sefine-i hayat: Hayat gemisi.
    yed-i kudret: Kudret eli.
    esfel-i sâfilîn: Aşağıların en aşağısı.
    saadet-i dâreyn: Dünya ve ahiret saadeti.
    dest-i kudret: Kudret eli.
    müsebbebât: Neticeler, sonuçlar.
    istihzâ: Alay geçme.
    şekâvet-i uhreviye: Ahiret sıkıntısı, azabı.
    tazyikàt-ı dünyevîye: Dünyevî baskılar, sıkıcı ve boğucu haller.
    diye bahsetmiş kardeşimiz yüzbin kardeşimiz Rabbim razı olsun.





+ Yorum Gönder