Konusunu Oylayın.: Ümmetim Yetmiş Üç Fırkaya Ayrılacak Hadisi Şerifin Açıklaması

5 üzerinden 4.38 | Toplam : 8 kişi
Ümmetim Yetmiş Üç Fırkaya Ayrılacak Hadisi Şerifin Açıklaması
  1. 30.Kasım.2013, 23:44
    1
    eren52
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Kasım.2013
    Üye No: 102633
    Mesaj Sayısı: 24
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Ümmetim Yetmiş Üç Fırkaya Ayrılacak Hadisi Şerifin Açıklaması






    Ümmetim Yetmiş Üç Fırkaya Ayrılacak Hadisi Şerifin Açıklaması Mumsema "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunların içinden bir fırkası ehl-i necat olacaktır" Hadisi Şerifinde fırka kelimesi CEMEATLERİ mi kast ediyor? yoksa başka bir şey mi?


  2. 30.Kasım.2013, 23:44
    1
    eren52 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



  3. 30.Kasım.2013, 23:49
    2
    Zehebi
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Eylül.2013
    Üye No: 102362
    Mesaj Sayısı: 15
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Hadisi Şerifle İlgili




    Alimlerin yorumlarıyla burada ki fırka ehli sunnet vel cemaattir yani Selefileeridir.
    ehli sunnet vel cemaatte sünnete ve resulullahtan gelen Asara sıkı sıkıya sarılIP Bidatlerden küfürlerden ve şirklerden uzak olanlardır. ilhad uyollşarından uzak olanlardır. Allahı hakkıyula övenlerdir. Allah en iyi bnilendir.


  4. 30.Kasım.2013, 23:49
    2
    Zehebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    Alimlerin yorumlarıyla burada ki fırka ehli sunnet vel cemaattir yani Selefileeridir.
    ehli sunnet vel cemaatte sünnete ve resulullahtan gelen Asara sıkı sıkıya sarılIP Bidatlerden küfürlerden ve şirklerden uzak olanlardır. ilhad uyollşarından uzak olanlardır. Allahı hakkıyula övenlerdir. Allah en iyi bnilendir.


  5. 01.Aralık.2013, 00:17
    3
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Hadisi Şerifle İlgili

    Bu hadis-i şefin açıklaması şöyledir:

    Peygamberimiz (s.a.s),


    "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunların içinden bir fırkası ehl-i necat olacaktır."
    buyurmuş. Ashab sormuşlar:
    "Yâ Resûlâllah, o kurtulan fırka hangi fırka olacaktır?"
    Şöyle cevap vermiş:
    "Benim sünnetimden şaşmayanlar kurtulanlardan olacaktır! Yâni Ehl-i sünnet ve cemaat mensuplarıdır."(Tirmizi, İman,18; İbnu Mace, Fiten, 17)

    Binâenaleyh, Peygamberimizin (s.a.s) kitaplarda yazılı olan sünnetlerine bağlı kalan Müslümanlar, ehl-i necat, yâni kurtulanlardan olacaktır. Yeter ki sünnetten ayrılmasın, onu tek ölçü bilsin, şahıslarında tatbik etmekte ihmale düşmesinler.


    Fırka-ı Naciye, kurtuluşa eren, ahiretteki her türlü azabtan beraet ederek, necatını, kurtuluşunu eline alan topluluk, zümre demektir ki, bunun bir adı da "Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat"tir. Diğer bir ifade ile Fırka-ı Naciye, Kur'an-ı Kerîm'in hükümlerini kabul ve tasdik etmekle onlara uyan, Hz. Peygamber (s.a.s)'in ve O'nun büyük ashâbının yolunu aynen takip eden büyük topluluk, cemaat demektir.
    Hz. Peygamber (s.a.s) Ebû Hureyre'den rivayet edilen bir hadislerinde:


    "... Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, kurtuluşa eren fırka (Fırka-ı Naciye) dışında kalan yetmiş iki fırka cehenneme gidecektir."


    buyurmuşlardır. Ayrıca bu türden olan hadislerin devamında sahabîlerin, Fırka-ı Naciye'den sormaları üzerine Hz. Peygamber (s.a.s), Fırka-ı Naciye'yi:
    "Benim yürüdüğüm yola ve bu yolda beni takip eden ashabımın yoluna uyanlardır."

    diye tarif etmiştir.
    İşte Yüce Allah'ın Resulü Sevgili Peygamberimizin ashabının yoluna uyanlara "Sünnet ve topluluk mensupları" anlamında "Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat" denilmiştir. Bu anlamda Fırka-ı Naciye'yi de Allah'ın Kitabına, yani Kur'an-ı Kerim'e ve Resulünün ve ashabının diliyle nakledilmiş dosdoğru yoluna, Sünnetine uyan cumhûrun, yani Müslümanların çok büyük bir topluluğunun görüşlerini benimseyip kabul eden ve bunlarla amel eden büyük topluluk olarak anlamak gerekir.


    Gazalı, Fırka-ı Naciye'nin bu doğru yolunun, kurtuluşa götüren yolunun esaslarını itikadı noktadan toplu bir şekilde şu üç hükümde toplamaktadır:


    1) Allah'a İman,
    2) Nübüvvete İman -ki meleklere ve kitaplara imanı da içine alır-
    3) Ahirete İman (İmam-ı Gazâlî, Faysalu't-Tefrika, Mısır 1325, s.15)

    Zira Peygamberimiz (s.a.s) bu esaslara inanan kimsenin Müslüman olarak, bu dinin nimetlerinden faydalanacağını ve mümin olacağını, birini veya tamamını yalanlayıp inkâr edenin de ne mümin ne de müslim sayılacağına, onun kâfir olduğunu bildirmiştir. Kur'an-ı Kerîm'in pek çok ayetinde bu doğru yola ve bu yolun Hz. Peygamber (s.a.s)'in yolu olduğuna işaret edilmiştir:


    "Ey İnananlar, And olsun ki, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Allah'ın Resulü (Hz. Peygamber) en güzel örnektir." (Ahzâb, 33/21).


    "... Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun; Allah'tan sakının, doğrusu Allah'ın cezalandırması çetindir." (Haşr, 59/7)


    "Ey Muhammed! Eğer sana cevab veremezlerse, onların sadece heveslerine uyduklarını bil. Allah'tan bir yol gösterici olmadan hevesine uyandan daha sapık kim vardır? Allah zalim milleti şüphesiz ki doğru yola eriştirmez." (Kasas, 28/50).
    "(Ey Muhammed!) De ki, Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder." (Âl-i İmrân, 3/31)

    İslâm Tarihi boyunca olduğu gibi, bu gün de akaid sahasında en isabetli yolu takip ettiği kabul edilen ve Müslümanların büyük çoğunluğunu sinesinde toplayan Fırka-ı Naciye veya Ehl-i Sünnet,mezhepler tarihi âlimlerinin büyüklerinden olan Abdülkâhir el-Bağdadî'ye (Ö: 429/1037) göre şu sekiz sınıf, topluluktan meydana gelmiştir:


    1. Ehl-i Bid'atın hatalarına düşmeyen, Râfızîler, Hâricîler, Cehmiyye, Neccâriyye ve diğer sapık fırkalar gibi düşünmeyen Sıfatiyyenin yolunu takip eden Kelâm âlimleri,
    2. Hem re'y, hem de hadis grubuna mensup fıkıh imamlarından ve usulu'd-Dıne, Sıfatıyyenin Allah'a ve O'nun ezel; sıfatlarına inanışı gibi inananlardan meydana gelen Fıkıh âlimleri,
    3. Hz. Peygamber'den gelen sağlam haberler ve sünnetlerin yollarıyla ilgili bilgilere sahib olanlar ve bunlardan sahih ile zayıfını ayırdedebilen muhaddisler,
    4. Edebiyat, dilbilgisi ve söz dizimi ile ilgili pek çok şeyin bilgisine sahip olan âlimler,
    5. Kur'an okuma şekilleri ve Kur'an ayetlerini açıklama yolları ve bunların sapık fırka mensublarının tevilleri dışında Ehl-i sünnet mezhebine uygun tevilleri hakkında geniş bilgiye sahib müfessirler ve Kıraat İmamları,
    6. Sûfi zâhidler
    7. Müslümanların sınırlarında kâfirlere karşı nöbet tutan, Müslümanların düşmanlarıyla savaşan Müslüman, kahraman mücâhidler,
    8. Ehl-i Sünnet akıdesinin yayıldığı, onların davranışlarının hâkim durumda bulunduğu beldelerin ve memleketlerin ahalisinden, halk kitlelerinden müteşekkil topluluklar.(Abdulkâhir Bağdâdî, El-Fark Beyn'il-Fırak, s.289-292)
    Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaatin Üzerinde Birleştiği Esaslar:


    Sünnet ve Cemaat Ehlinin büyük çoğunluğu, dinin rükünlerinden belli esaslarda ittifak etmişlerdir. Dinin bu rükünlerinden her birinin hakikatını bilmek büluğ çağına ulaşmış her akıllı kimseye vacibtir. El-Bağdadî'ye göre her rüknün şubeleri vardır ve onların şubelerinde, Ehl-i Sünnetin tek görüş halinde üzerinde birleştikleri meseleler vardır:


    1. Kâinat vehim ve hayalden ibaret olmayıp, onun bir öz varlığı ve hakikatı mevcuttur. İnsan bu kâinatı tanımaya, ayrıca bilgi edinmeye muktedirdir.
    2. Kâinat bütün ayrıntılarıyla yaratılmış bir şeydir. Onun mutlaka bir tek olan yaratıcısı vardır.
    3. Allah Teâlâ'nın zatından ayrılmayan ezelî sıfatları vardır.
    4. O'nun isimleri, vasıfları, adaleti ve hikmeti zatının gereğidir, bunları da bilmek gereklidir.
    5. Yüce Allah'ın resuleri ve nebîleri vardır, onların mucizelerini bilmek de zorunludur.
    6. Yüce Allah'ın emir ve yasaklara dair hükümleri ile teklifin (mükellef olmanın) bilgisini elde etmektir. Yani İslâm'ın üzerine bina kılındığı beş rüknü kabul ve tasdik etmektir ki, bunlar: Allah'tan başka bir ilâhın bulunmadığına ve Hz. Muhammed'in Allah'ın Peygamberi olduğuna şahitlik etmek, Namaz kılmak, Zekât vermek, Ramazan orucu tutmak ve Kâbe'ye hacca gitmektir.
    7. İnsanların fani olduğuna, öldükten sonra dirilecekleri ahiret âleminin varlığına ve bu âlemin müştemilatı denilen, haşr, sual, hesab, mizân, cennet, cehennem gibi hususlara inanmak,
    8. Ahirette Allah'ın müminler tarafından görüleceğini bilmek,
    9. Kaderin hak olduğunu, fakat kulların işlerinde mecbur olmadıklarını bilmek,
    10. Kelâmullahın kadim olduğunu, fakat ses ve harflerden meydana gelmediğini bilmek.

    Görüldüğü gibi bütün bu ve benzeri olan itikâdı esaslar Fırka-ı Nâciye'nin, yani Ehl-i sünnetin büyük çoğunluğunun üzerinde ittifak edip birleştikleri noktalardır. Ayrıca bu esasların herbiri Kur'an-ı Kerîm'in muhkem ayetlerine, Hz. Peygamber (s.a.s)'in sahih hadislerine dayanmaktadır.


    Bu itibarla Fırka-Naciye Allah'ın emirlerini bilip onları yerine getirdiği, yasaklarını anlayıp onlardan uzak durduğu ve Hz. Peygamber (s.a.s)'in gösterdiği hak yolda ilerlemeye devam ettiği için bu adı almış, yani kurtuluşa eren büyük topluluk olmuştur. Fırka-ı Naciye'yi ilk devirdeki topluluklara göre Ehl-i Sünnet-i Hasse denen Selefiyye, Ehl-i Sünnet-i Amme denilen Mâtûridîlerle Eş'ârîler meydana getirmiştir.


    (Geniş bilgi için bk. Ahmed b. Hanbel, Müsned, II/332; Ebû Dâvud, Sünen, II/259; İbn Mâce, Sünen, II/479; Gazâli, İhyâ', I/179; Şâtibî, Muvâfakat, IV / 48-52; Teftâzânî, Şerhu'l-Makâsıd, II/199; Abdulkâhir Bağdâdî, el-Fark Beyne'l-Fırak, Mezhebler Arasındaki Farklar, Tercüme: Doç. Dr. E. Ruhi Fığlalı s.289-335; Eş'ârî, Makalât, s.277-284)


  6. 01.Aralık.2013, 00:17
    3
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر
    Bu hadis-i şefin açıklaması şöyledir:

    Peygamberimiz (s.a.s),


    "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunların içinden bir fırkası ehl-i necat olacaktır."
    buyurmuş. Ashab sormuşlar:
    "Yâ Resûlâllah, o kurtulan fırka hangi fırka olacaktır?"
    Şöyle cevap vermiş:
    "Benim sünnetimden şaşmayanlar kurtulanlardan olacaktır! Yâni Ehl-i sünnet ve cemaat mensuplarıdır."(Tirmizi, İman,18; İbnu Mace, Fiten, 17)

    Binâenaleyh, Peygamberimizin (s.a.s) kitaplarda yazılı olan sünnetlerine bağlı kalan Müslümanlar, ehl-i necat, yâni kurtulanlardan olacaktır. Yeter ki sünnetten ayrılmasın, onu tek ölçü bilsin, şahıslarında tatbik etmekte ihmale düşmesinler.


    Fırka-ı Naciye, kurtuluşa eren, ahiretteki her türlü azabtan beraet ederek, necatını, kurtuluşunu eline alan topluluk, zümre demektir ki, bunun bir adı da "Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat"tir. Diğer bir ifade ile Fırka-ı Naciye, Kur'an-ı Kerîm'in hükümlerini kabul ve tasdik etmekle onlara uyan, Hz. Peygamber (s.a.s)'in ve O'nun büyük ashâbının yolunu aynen takip eden büyük topluluk, cemaat demektir.
    Hz. Peygamber (s.a.s) Ebû Hureyre'den rivayet edilen bir hadislerinde:


    "... Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, kurtuluşa eren fırka (Fırka-ı Naciye) dışında kalan yetmiş iki fırka cehenneme gidecektir."


    buyurmuşlardır. Ayrıca bu türden olan hadislerin devamında sahabîlerin, Fırka-ı Naciye'den sormaları üzerine Hz. Peygamber (s.a.s), Fırka-ı Naciye'yi:
    "Benim yürüdüğüm yola ve bu yolda beni takip eden ashabımın yoluna uyanlardır."

    diye tarif etmiştir.
    İşte Yüce Allah'ın Resulü Sevgili Peygamberimizin ashabının yoluna uyanlara "Sünnet ve topluluk mensupları" anlamında "Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat" denilmiştir. Bu anlamda Fırka-ı Naciye'yi de Allah'ın Kitabına, yani Kur'an-ı Kerim'e ve Resulünün ve ashabının diliyle nakledilmiş dosdoğru yoluna, Sünnetine uyan cumhûrun, yani Müslümanların çok büyük bir topluluğunun görüşlerini benimseyip kabul eden ve bunlarla amel eden büyük topluluk olarak anlamak gerekir.


    Gazalı, Fırka-ı Naciye'nin bu doğru yolunun, kurtuluşa götüren yolunun esaslarını itikadı noktadan toplu bir şekilde şu üç hükümde toplamaktadır:


    1) Allah'a İman,
    2) Nübüvvete İman -ki meleklere ve kitaplara imanı da içine alır-
    3) Ahirete İman (İmam-ı Gazâlî, Faysalu't-Tefrika, Mısır 1325, s.15)

    Zira Peygamberimiz (s.a.s) bu esaslara inanan kimsenin Müslüman olarak, bu dinin nimetlerinden faydalanacağını ve mümin olacağını, birini veya tamamını yalanlayıp inkâr edenin de ne mümin ne de müslim sayılacağına, onun kâfir olduğunu bildirmiştir. Kur'an-ı Kerîm'in pek çok ayetinde bu doğru yola ve bu yolun Hz. Peygamber (s.a.s)'in yolu olduğuna işaret edilmiştir:


    "Ey İnananlar, And olsun ki, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Allah'ın Resulü (Hz. Peygamber) en güzel örnektir." (Ahzâb, 33/21).


    "... Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun; Allah'tan sakının, doğrusu Allah'ın cezalandırması çetindir." (Haşr, 59/7)


    "Ey Muhammed! Eğer sana cevab veremezlerse, onların sadece heveslerine uyduklarını bil. Allah'tan bir yol gösterici olmadan hevesine uyandan daha sapık kim vardır? Allah zalim milleti şüphesiz ki doğru yola eriştirmez." (Kasas, 28/50).
    "(Ey Muhammed!) De ki, Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder." (Âl-i İmrân, 3/31)

    İslâm Tarihi boyunca olduğu gibi, bu gün de akaid sahasında en isabetli yolu takip ettiği kabul edilen ve Müslümanların büyük çoğunluğunu sinesinde toplayan Fırka-ı Naciye veya Ehl-i Sünnet,mezhepler tarihi âlimlerinin büyüklerinden olan Abdülkâhir el-Bağdadî'ye (Ö: 429/1037) göre şu sekiz sınıf, topluluktan meydana gelmiştir:


    1. Ehl-i Bid'atın hatalarına düşmeyen, Râfızîler, Hâricîler, Cehmiyye, Neccâriyye ve diğer sapık fırkalar gibi düşünmeyen Sıfatiyyenin yolunu takip eden Kelâm âlimleri,
    2. Hem re'y, hem de hadis grubuna mensup fıkıh imamlarından ve usulu'd-Dıne, Sıfatıyyenin Allah'a ve O'nun ezel; sıfatlarına inanışı gibi inananlardan meydana gelen Fıkıh âlimleri,
    3. Hz. Peygamber'den gelen sağlam haberler ve sünnetlerin yollarıyla ilgili bilgilere sahib olanlar ve bunlardan sahih ile zayıfını ayırdedebilen muhaddisler,
    4. Edebiyat, dilbilgisi ve söz dizimi ile ilgili pek çok şeyin bilgisine sahip olan âlimler,
    5. Kur'an okuma şekilleri ve Kur'an ayetlerini açıklama yolları ve bunların sapık fırka mensublarının tevilleri dışında Ehl-i sünnet mezhebine uygun tevilleri hakkında geniş bilgiye sahib müfessirler ve Kıraat İmamları,
    6. Sûfi zâhidler
    7. Müslümanların sınırlarında kâfirlere karşı nöbet tutan, Müslümanların düşmanlarıyla savaşan Müslüman, kahraman mücâhidler,
    8. Ehl-i Sünnet akıdesinin yayıldığı, onların davranışlarının hâkim durumda bulunduğu beldelerin ve memleketlerin ahalisinden, halk kitlelerinden müteşekkil topluluklar.(Abdulkâhir Bağdâdî, El-Fark Beyn'il-Fırak, s.289-292)
    Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaatin Üzerinde Birleştiği Esaslar:


    Sünnet ve Cemaat Ehlinin büyük çoğunluğu, dinin rükünlerinden belli esaslarda ittifak etmişlerdir. Dinin bu rükünlerinden her birinin hakikatını bilmek büluğ çağına ulaşmış her akıllı kimseye vacibtir. El-Bağdadî'ye göre her rüknün şubeleri vardır ve onların şubelerinde, Ehl-i Sünnetin tek görüş halinde üzerinde birleştikleri meseleler vardır:


    1. Kâinat vehim ve hayalden ibaret olmayıp, onun bir öz varlığı ve hakikatı mevcuttur. İnsan bu kâinatı tanımaya, ayrıca bilgi edinmeye muktedirdir.
    2. Kâinat bütün ayrıntılarıyla yaratılmış bir şeydir. Onun mutlaka bir tek olan yaratıcısı vardır.
    3. Allah Teâlâ'nın zatından ayrılmayan ezelî sıfatları vardır.
    4. O'nun isimleri, vasıfları, adaleti ve hikmeti zatının gereğidir, bunları da bilmek gereklidir.
    5. Yüce Allah'ın resuleri ve nebîleri vardır, onların mucizelerini bilmek de zorunludur.
    6. Yüce Allah'ın emir ve yasaklara dair hükümleri ile teklifin (mükellef olmanın) bilgisini elde etmektir. Yani İslâm'ın üzerine bina kılındığı beş rüknü kabul ve tasdik etmektir ki, bunlar: Allah'tan başka bir ilâhın bulunmadığına ve Hz. Muhammed'in Allah'ın Peygamberi olduğuna şahitlik etmek, Namaz kılmak, Zekât vermek, Ramazan orucu tutmak ve Kâbe'ye hacca gitmektir.
    7. İnsanların fani olduğuna, öldükten sonra dirilecekleri ahiret âleminin varlığına ve bu âlemin müştemilatı denilen, haşr, sual, hesab, mizân, cennet, cehennem gibi hususlara inanmak,
    8. Ahirette Allah'ın müminler tarafından görüleceğini bilmek,
    9. Kaderin hak olduğunu, fakat kulların işlerinde mecbur olmadıklarını bilmek,
    10. Kelâmullahın kadim olduğunu, fakat ses ve harflerden meydana gelmediğini bilmek.

    Görüldüğü gibi bütün bu ve benzeri olan itikâdı esaslar Fırka-ı Nâciye'nin, yani Ehl-i sünnetin büyük çoğunluğunun üzerinde ittifak edip birleştikleri noktalardır. Ayrıca bu esasların herbiri Kur'an-ı Kerîm'in muhkem ayetlerine, Hz. Peygamber (s.a.s)'in sahih hadislerine dayanmaktadır.


    Bu itibarla Fırka-Naciye Allah'ın emirlerini bilip onları yerine getirdiği, yasaklarını anlayıp onlardan uzak durduğu ve Hz. Peygamber (s.a.s)'in gösterdiği hak yolda ilerlemeye devam ettiği için bu adı almış, yani kurtuluşa eren büyük topluluk olmuştur. Fırka-ı Naciye'yi ilk devirdeki topluluklara göre Ehl-i Sünnet-i Hasse denen Selefiyye, Ehl-i Sünnet-i Amme denilen Mâtûridîlerle Eş'ârîler meydana getirmiştir.


    (Geniş bilgi için bk. Ahmed b. Hanbel, Müsned, II/332; Ebû Dâvud, Sünen, II/259; İbn Mâce, Sünen, II/479; Gazâli, İhyâ', I/179; Şâtibî, Muvâfakat, IV / 48-52; Teftâzânî, Şerhu'l-Makâsıd, II/199; Abdulkâhir Bağdâdî, el-Fark Beyne'l-Fırak, Mezhebler Arasındaki Farklar, Tercüme: Doç. Dr. E. Ruhi Fığlalı s.289-335; Eş'ârî, Makalât, s.277-284)


  7. 02.Aralık.2013, 01:13
    4
    Zehebi
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Eylül.2013
    Üye No: 102362
    Mesaj Sayısı: 15
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Hadisi Şerifle İlgili

    Ehl-i Sünnetin Esasları (Usul'us Sünne)

    Müellif: İmam Ahmed bin Hanbel (H. 164-241)

    بسم الله الرحمن الرحيم

    Kadı Ebu'l-Hüseyin Muhammad İbni Ebi Ya’la dedi ki: Ben Mübarek'e okuyarak şöyle dedim: Abdu'l-Aziz el-Azci bize bildirdi; Ali İbni Buşran bize bildirdi; Osman (İbni Semak) bize bildirdi; Hasan İbni Abdu'l-Vehhab bize bildirdi; Süleyman İbni Muhammed el-Munkari bize bildirdi; Abdus İbni Malik el-Attar bana bildirdi; Ben Ebu Abdullah Ahmed İbni Hanbel'i şöyle derken işittim:

    “İndimizde sünnetin esasları şunlardır:

    1- Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sahabelerinin üzerinde bulundukları şeye tutunmak.

    2- Onları (ve bulundukları yolu) takip edilecek bir model olarak almak.

    3- Bidatlerin terk edilmesidir ve her bidat dalalettir (sapıklıktır).

    4- (Bidat ehli ile) Tartışmaları/çekişmeleri terk etmek.

    5- Heva ehli ile oturmayı terk etmek.

    6- Ve dini hususlarda çekişmeyi, tartışmayı ve düşmanlığı terk etmek.

    7- Ve bize göre sünnet Rasulullah (sallalahi aleyhi vesellem)'in eserleri (rivayetleri)dir ve sünnet Kur'an'ı tefsir eder ve Kur’an’ın delilidir.

    8- Sünnet Kur'an'ın manasına ve doğru tefsirine dair deliller ve yönlendirmeler içeren bir klavuzdur.

    9- Sünnette kıyas olmaz, ona darb-ı mesel yapılmaz; açıklamalar yahut benzetmeler yapılamaz.

    10- Aynı zamanda heva ve akıllar onu tam olarak kavrayamaz.

    11- Aksine o itaati (ve ona uymayı) ve hevayı terketmeyi gerektirir.

    12- Sünnetin gerekli ve zorunlu olmasından dolayı onun gereklerinden bir hasleti terk eden, onu (tamı tamına) kabul etmemiştir, ona iman etmemiştir ve onun ehlinden değildir.

    13- Kadere hayrı ve şerri ile iman etmektir.

    14- Bu konuda rivayet edilen hadisleri tasdik etmek ve onlara iman etmektir. Onlara “niçin?” yahut “nasıl?” diye sormak değildir. Aksine bu hadislerin doğru olduğuna şahitlik etmek ve onlara iman etmektir.

    15- Hadisin açıklamasını bilmeyen ve de ona akıl yetiremeyen, bunun hükmüne iman etmek ve teslim olmak ile yetinir çünkü dinden olan herşey onun için mükemmelleştirilmiştir. Ve onun için gerekli olan iman etmek ve ona uymaktır tıpkı kader konusunda ve benzerlerinde (rivayet edilen) sadıkul masdukun hadisinde olduğu gibi.

    16- Ayrıca tıpkı Rü'yet konusundaki hadislerde olduğu gibi, hepsine; hatta insanların işittiklerine aykırı olsa dahi ve hatta dinleyen kimse bununla isyan ettiğine inansa ve bu görüşe karşı olsa dahi (hepsine iman etmek ve gereğine uymakla mükelleftir).

    17- Şurası kesin ki; onlara iman etmek ve güvenilir raviler tarafından rivayet edilmiş olan; ne onlardan ne de benzerlerinden bir kelimeyi dahi inkar edip reddetmemek onun için zaruridir.

    18- Ve o, hiç kimseyle bu konularda tartışmamak, kimseyle (bu hususlarda) ihtilafa düşmemek ayrıca bu konularda nasıl tartışılacağını öğrenmemekle de (yükümlüdür).

    19- Şüphesiz Kader, rü’yet ve Kur’an ve diğer başka meselelerde kelama dalmak hoşlanılmayan ve yasaklanan hususlardandır.

    20- Bunu yapan kimse, söylediği ile hakka isabet etse dahi, bu şekilde tartışmayı terkedinceye ve esere (rivayetlere) teslim olup iman edinceye kadar Ehli Sünnet ashabından olamaz.

    21- Kur’an Allah Kelamıdır, mahluk değildir. Kişi “O mahluk değildir” demekte, Allah Kelamı Allah’tan ayrı ve farklı birşey değildir demekte ve ondan tek bir şey bile yaratılmamıştır demekte gevşeklik göstermemelidir.

    22- Ve bu konuda bidat uyduran ve de benim kıraatım yaratılmıştır diyen yada buna benzer şeyler söyleyen kimse ile tartışmaktan sakın!

    23- Ve bu hususta tereddüt edip ‘Mahlukmudur değilmidir bilmem ancak o Allah Kelamıdır’ diyen kimse de tıpkı ‘o mahluktur’ diyen kimse gibi bidatçidir.

    24- Şüphesiz o Allah kelamıdır ve yaratılmamıştır.

    25- Kıyamet gününde Rü’yet’e (Allah’ın kıyamet gününde mümin kulları tarafından görüleceğine) iman etmek Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sahih hadislerde rivayet edilmiştir.

    26- Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Rabbini görmesi doğru ve sahihdir. Bunu Katade, İkrime’den, o da İbni Abbas (radıyallahuuma)’dan rivayet etti. el-Hakem, Eban’dan, o da İbni Abbas (radıyallahuuma)’dan rivayet etti. Yine Ali Bin Zeyd, Yusuf bin Mahran’dan, o da İbni Abbas (radıyallahuuma)’dan rivayet etti.

    27- Bu hadis bizim katımızda Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den bize geldiği biçimde zahiri üzere kabul edilir. Bu konuda kelama dalmak bidattir. Lakin biz hadise, zahirinde geldiği gibi iman eder, bu konuda kimseyle tartışmayız.

    28- Kıyamet gününde mizana, bizlere hadisde geldiği üzere: ‘Kul kıyamet gününde tartılır da sivri sinek kadar ağırlık taşımaz.’, iman etmek.

    29- Ve kişinin amelleri tıpkı eserde rivayet edildiği üzere tartılır. Ona iman etmek ve onun doğruluğunu tasdik etmek, bunu kabul etmeyenden uzaklaşmak ve onunla tartışmayı terk etmek gerekir.

    30- Allah’ın, kıyamet gününde kullarıyla arada bir tercüman olmadan konuşacağına iman etmek ve bunun doğruluğuna şahitlik etmek gerekir.

    31- Havz’a ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kıyamet gününde, ümmetinin ona uğrayıp (su içeceği), genişliği bir ayda seyahat edilebilecek ölçüde olan bir havzı olduğuna iman etmek gerekir. İçme kaplarının sayısı, bu konudaki birden çok sahih hadis uyarınca, gökteki yıldızlar kadardır.

    32- Kabir azabına ve bu ümmetin kabirlerinde imtihan olunacağına, imandan, İslamdan, rabbinin kim olduğundan, peygamberinin kim olduğundan sorulacaklarına iman etmek gerekir.

    33- Ve Allah nasıl dilemiş ve nasıl murad etmişse o şekilde münker ve nekir meleklerinin kabirdeki kişiye geleceğine (de iman etmek gerekir). Buna iman etmek ve doğruluğuna şahitlik etmek gerekir.

    34- Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şefaat edeceğine (de iman etmek gerekir) ve cehennemde yandıktan sonra kömür gibi olmuş bir kavmin cehennemden (şefaat ile) çıkarılacağına iman etmek gerekir. Nakilde işaret edildiği üzere onlara cennetin kapısındaki nehre girmeleri emrolunur. Bu Allah nasıl dilerse öyle olur. Buna ancak iman etmek ve doğruluğunu tasdik etmek gerekir.

    35- Mesih Deccal’in çıkacağına, iki gözünün arasında kafir yazılı olacağına iman etmek gerekir. Onun (çıkışı) hakkındaki hadislerlere iman etmek gerekir. Bunların olacağına (da) iman etmek gerekir.

    36- (Meryem oğlu) İsa (as)’ın nüzul edeceğine ve Deccali Lüd Kapısı’nda öldüreceğine iman etmek gerekir.

    37- İmanın söz ve amel olduğuna (da iman etmek gerekir). Hadisde de rivayet edildiği üzere “İman bakımından müminlerin en kamili, ahlakça en güzel olanıdır” iman artar ve eksilir.

    38- Herkim namazı terk ederse, kafir olur. Namazdan başka terki küfür olan amel yoktur. Kim namazı terk ederse kafirdir. Nitekim Allah onun katlini helal kılmıştır.

    39- Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebu Bekr es-Sıddık (radıyallahu anhum), sonra Ömer bin el-Hattab (radıyallahu anhum), sonra Osman bin Affan (radıyallahu anhum)dur.

    40- Tıpkı Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabının bu üçünü öne geçirdikleri gibi biz de bunları öne geçiririz. Bu konuda (ashab) ihtilaf etmemişlerdir.

    41- Bu üçünden sonra (fazilet bakımından) beş şura ashabı; Ali bin Ebi Talib (radıyallahu anhum), Zübeyr (radıyallahu anhum), Talha (radıyallahu anhum), Abdurrahman bin Avf (radıyallahu anhum) ve Sa’d ibni Ebi Vakkas (radıyallahu anhum) gelir. Bunların hepsi hilafet için uygundur ve hepsi de imamdır.

    42- Bu konuda mezhebimiz İbni Ömer (radıyallahu anhuma) hadisidir; “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatta iken ve de ashabı çok fazla iken, biz ashabı şöyle sıralardık; (önce) Ebu Bekr, sonra Ömer, sonra Osman, sonra susardık.”

    43- Beş şura ashabından sonra Muhacirden (olan) Bedir ehli gelir. Daha sonra Ensardan olup Bedirde savaşan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabı gelir. Bundan sonrakiler hicretteki önceliklerine ve dine giriş sıralarına göre sıralanırlar.

    44- Bunlardan sonra insanların en üstünleri: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabı, onun (sallallahu aleyhi ve sellem) gönderildiği nesil gelir. Onunla (sallallahu aleyhi ve sellem) bir sene, veya bir ay, veya bir gün veya bir saat sohbet/arkadaşlık eden yahut onu (sallallahu aleyhi ve sellem) gören her kimse sahabedir. Sahabeliği onun (sallallahu aleyhi ve sellem) ile arkadaşlık etmesine, birlikte zaman geçirmesine, onun (sallallahu aleyhi ve sellem) sözlerini işitmesine ve ona (sallallahu aleyhi ve sellem) bakmasına göre ölçülür.

    45- Dolayısı ile onlardan sahabelik bakımından en altta olanı, topladığı bir çok amellerle Allah’a kavuşan ancak RasulAlah (sallallahu aleyhi ve sellem)i görmeyen kisilerden daha üstündür. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile arkadaşlık eden, onu (sallallahu aleyhi ve sellem) gören ve onu (sallallahu aleyhi ve sellem) dinleyen kimseler (sahabe) ise bundan derece bakımından daha üstündür.

    46- Onu (sallallahu aleyhi ve sellem) gözüyle görüp iman eden kimse, bir saatlik görse de, sahabeliği sebebiyle, bütün hayırı toplamış olan tabiinden üstündür.

    47- İyi de olsa, günahkar da olsa insanların (ümmetin) hilafet hususunda karar verdikleri, etrafında toplanıp kendisinden razı oldukları, hilafet makamına gelmiş liderleri ve Müminlerin Emirini dinleyip, itaat etmek gerekir.

    48- Ayrıca Müminlerin Emiri olarak adlandırılıp halife olana kadar insanlarla savaşan kimseyi de (halife olduğunda dinleyip, itaat etmek gerekir).

    49- Kıyamet gününe kadar iyi olsun facir olsun umera ile gazaya çıkmak gerekir ve hiç bir şekilde terk edilemez. (Bunun gibi) fey’in taksimi ve hadlerin ikamesi de sonsuza kadar terk edilemez. Hiç kimsenin imamlara bu hususta hakaret etmesi veya onlarla çekişmesi caiz değildir.

    50- Yine zekatları onlara vermek caiz ve geçerlidir. Zekatını onlara veren kimsenin zekatı, imamları iyi yada facir olsun yerini bulur.

    51- Halifenin ve onun tayin ettiği kimsenin arkasında Cuma namazı kılmak caizdir, tamdır ve iki rekat olarak kılınır. Bu namazı (facir imamın veya facir imanın atadığı imamın arkasında kıldığı için) eksik görüp iade eden bidatçidir, eserleri terk etmiş bir kimsedir ve sünnete muhalefet etmiştir. İmamların iyisinin ve facirinin ardında namaz kılmanın doğru olduğunu kabul edip bunu caiz görmezse, o kimseye Cuma’nın faziletinden bir nasip yoktur.

    52- Sünnet ise, namazı onlarla beraber iki rekat olarak kılmaktır. Bu eksiksiz bir namazdır, gönlünde bu hususta bir şüphe olmasın.

    53- İster insanların rızası ve kabulü ile, ister onlarla savaşarak imameti ele geçirmiş ve insanların üzerinde anlaştıkları, etrafında toplandıkları, hilafetini onayladıkları müslümanlardan bir lidere karşı isyan eden kimse, Müslümanların birliğini bozmuş ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den gelen rivayetlere muhalefet etmiş olur. Bu şekilde ölürse cahiliye üzere ölmüş olur.

    54- Sultanı öldürmek helal değildir ve insanlardan hiç kimsenin onlara isyan etmesi caiz değildir. Kim böyle yaparsa sünnetin ve doğru yolun haricinde bir bidatçidir.

    55- Kişinin canına ve malına saldırırlarsa, canını ve malını korumak için hırsızlara ve haricilere karşı savaşmak caizdir. Bu durumda gücü yettiği kadar onlara (hırsızlara ve isyancılara) karşı kendini müdafaa eder (onlara karşı savaşmak, kendisini ve malını korumak ve onları canından ve malından püskürtmek vs.).

    56- Ancak onlar kişiyi bırakıp giderlerse, kişinin araması (bulmaya çalışması) caiz değildir. Yine onları takip etmesi (izlerini sürmesi) de imam yahut Müslümanlar üzerinde otorite sahipleri dışında (caiz değildir).

    57- Kişi sadece bulunduğu yerde kendisini savunabilir ve onlara karşı duruşu ile kimseyi öldürmemeye niyet etmesi gerekir. Şayet canını ve malını müdafaa esnasında saldırganı öldürürse Allah öldürüleni (kendisinden ve her türlü hayırdan) uzak tutar. Şayet canını ve malını savunurken öldürülecek olursa, hadislerde geldiği gibi o kimsenin şehid olmasını umarım.

    58- Bu konudaki bütün hadisler, saldırgan ile çarpışmayı emreder fakat, onu öldürmeyi, arkasını takip etmeyi yahut yere düşmesi yada yaralanması durumunda işini bitirmeyi emretmez.

    59- Eğer onu esir alırsa onu öldürmemelidir ve de ona had cezası da uygulamamalıdır. Ancak onun durumu Allah’ın kendisini atadığı ve kendisine yetki verdiği kimseye bu konuda hükmetmesi için havale edilir.

    60- Ve (yine) kıble ehlinden herhangi bir kimsenin işlediği bir amel sebebiyle onun cennetlik veya cehennemlik olduğuna şahitlik etmeyiz. Salih kimse için ümit besleriz ve günahkar kimse için de korkar, onun için Allah’ın rahmetini umarız.

    61- Herkim Allah’ın huzuruna cehennemi gerektiren bir günahla çıkarsa ancak o günahtan tevbe etmiş, o günaha tekrar dönmemiş (tekrar tekrar aynı günahı işlememiş) ve onda ısrar etmemiş ise, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. O, kullarının tevbesini kabul edendir, kötülüklerini bağışlayandır.

    62- Ve herkim Allah’ın huzuruna bu işlediği günahtan dolayı dünyada kendisine had cezası uygulanmış olarak çıkarsa, bu durumda had, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den gelen rivayette olduğu gibi, onun günahına kefaret olur.

    63- Ve herkim de Allah’ın huzuruna cezayı gerektirecek günahlarda ısrarcı olmuş ve de tevbe etmemiş olarak çıkarsa bu durumda onun durumu Allah’a kalmıştır, Allah dilerse ona azab eder, dilerse onu bağışlar.

    64- Ve herkim de Allah’ın huzuruna kafir olarak çıkarsa, Allah o kimseye azap eder onu bağışlamaz.

    65- Recm, kendisini (evlilik ile) koruma altına almış bir kimsenin zina etmesi durumunda ister bunu kendisi itiraf etsin isterse ona karşı deliller ile ispat olunsun, uygulanması gereken bir haktır.

    66- Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) recim cezası uygulamıştır, raşid halifeler de recim cezasını uygulamışlardır.

    67- Ve herkim Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sahabelerinden birini kötüler ve küçük görürse veya yaptığı bir şeyden dolayı onlardan birine buğzeder yada onun eksikliklerini diline dolarsa, bu kişi bir bidatçidir.

    68- O kişi, onların (sahabelerin) tümü için Allah’tan af dilemedikçe (onları rahmetle anmadıkça) ve kalbi onlar için samimi ve selim olmadıkça bu konumda kalır.

    69- Nifağa gelince; Bir kimsenin Allah’ı inkar etmesi ve (gizliden) Allah’tan başkalarına ibadette bulunması bununla beraber, tıpkı Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanındaki münafıklar gibi, açıktan İslam’ını beyan etmesi küfürdür.

    70- Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in; “Şu üç şey kimde bulunursa o münafıktır” hadisine gelince, bu vebalin ağırlığını anlatmak içindir. Bunları öylece rivayet ederiz, yorum yapmayız. (Tıpkı) Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in; “Benden sonra birbirinizin boyunlarını vurarak sapık kafirlere dönmeyin” hadisi, “iki Müslüman kılıçlarıyla çarpışırsa öldüren de, öldürülen de ateştedir” hadisi ve “Müslüman sövmek fasıklık, onu öldürmek küfürdür” hadisi, “kim kardeşine ey kafir derse bu küfür ithamı ikisinden birini bulur” hadisi ve “zayıf bir ihtimal ile dahi olsa nesebden uzak olduğunu belirtmek, Allah’ı inkardır” hadisi ve buna benzer başka hadisler sahihtir ve korunmuştur.

    71- Ona yorumunu bilmesek de teslim oluruz. Bunlar hakkında konuşup mücadeleye girmeyiz. Bu hadisleri ancak böyle rivayet edilen hadislerle açıklarız. Bunları en uygun olan anlamına hamlederiz.

    72- Cennet ve Cehennem Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den gelen; “Cennete girdim ve orada bir köşk gördüm”, “Kevseri gördüm”, “Cennet halkının çoğunun şunlar şunlar olduğuna muttali oldum..”, “Cehennem’e şöyle muttali oldum..” hadislerinde belirtildiği gibi yaratılmışlardır, şuan mevcutturlar.

    73- Herkim onların yaratılmamış olduğunu iddia ederse Kur’anı ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hadislerini yalanlamış olur. Böyle bir kimsenin cennete ve cehenneme de inandığını sanmam.

    74- Ve herkim kıble ehli bir muvahhid olarak ölürse, onun cenaze namazı kılınır ve onun için bağışlanma dilenilir.

    75- Onun için bağışlanma dilemekten geri durulmaz ve işlediği küçük yada büyük günah sebebiyle onun cenaze namazını terk etmeyiz. Onun işi Allah’a havale edilir.


  8. 02.Aralık.2013, 01:13
    4
    Zehebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Ehl-i Sünnetin Esasları (Usul'us Sünne)

    Müellif: İmam Ahmed bin Hanbel (H. 164-241)

    بسم الله الرحمن الرحيم

    Kadı Ebu'l-Hüseyin Muhammad İbni Ebi Ya’la dedi ki: Ben Mübarek'e okuyarak şöyle dedim: Abdu'l-Aziz el-Azci bize bildirdi; Ali İbni Buşran bize bildirdi; Osman (İbni Semak) bize bildirdi; Hasan İbni Abdu'l-Vehhab bize bildirdi; Süleyman İbni Muhammed el-Munkari bize bildirdi; Abdus İbni Malik el-Attar bana bildirdi; Ben Ebu Abdullah Ahmed İbni Hanbel'i şöyle derken işittim:

    “İndimizde sünnetin esasları şunlardır:

    1- Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sahabelerinin üzerinde bulundukları şeye tutunmak.

    2- Onları (ve bulundukları yolu) takip edilecek bir model olarak almak.

    3- Bidatlerin terk edilmesidir ve her bidat dalalettir (sapıklıktır).

    4- (Bidat ehli ile) Tartışmaları/çekişmeleri terk etmek.

    5- Heva ehli ile oturmayı terk etmek.

    6- Ve dini hususlarda çekişmeyi, tartışmayı ve düşmanlığı terk etmek.

    7- Ve bize göre sünnet Rasulullah (sallalahi aleyhi vesellem)'in eserleri (rivayetleri)dir ve sünnet Kur'an'ı tefsir eder ve Kur’an’ın delilidir.

    8- Sünnet Kur'an'ın manasına ve doğru tefsirine dair deliller ve yönlendirmeler içeren bir klavuzdur.

    9- Sünnette kıyas olmaz, ona darb-ı mesel yapılmaz; açıklamalar yahut benzetmeler yapılamaz.

    10- Aynı zamanda heva ve akıllar onu tam olarak kavrayamaz.

    11- Aksine o itaati (ve ona uymayı) ve hevayı terketmeyi gerektirir.

    12- Sünnetin gerekli ve zorunlu olmasından dolayı onun gereklerinden bir hasleti terk eden, onu (tamı tamına) kabul etmemiştir, ona iman etmemiştir ve onun ehlinden değildir.

    13- Kadere hayrı ve şerri ile iman etmektir.

    14- Bu konuda rivayet edilen hadisleri tasdik etmek ve onlara iman etmektir. Onlara “niçin?” yahut “nasıl?” diye sormak değildir. Aksine bu hadislerin doğru olduğuna şahitlik etmek ve onlara iman etmektir.

    15- Hadisin açıklamasını bilmeyen ve de ona akıl yetiremeyen, bunun hükmüne iman etmek ve teslim olmak ile yetinir çünkü dinden olan herşey onun için mükemmelleştirilmiştir. Ve onun için gerekli olan iman etmek ve ona uymaktır tıpkı kader konusunda ve benzerlerinde (rivayet edilen) sadıkul masdukun hadisinde olduğu gibi.

    16- Ayrıca tıpkı Rü'yet konusundaki hadislerde olduğu gibi, hepsine; hatta insanların işittiklerine aykırı olsa dahi ve hatta dinleyen kimse bununla isyan ettiğine inansa ve bu görüşe karşı olsa dahi (hepsine iman etmek ve gereğine uymakla mükelleftir).

    17- Şurası kesin ki; onlara iman etmek ve güvenilir raviler tarafından rivayet edilmiş olan; ne onlardan ne de benzerlerinden bir kelimeyi dahi inkar edip reddetmemek onun için zaruridir.

    18- Ve o, hiç kimseyle bu konularda tartışmamak, kimseyle (bu hususlarda) ihtilafa düşmemek ayrıca bu konularda nasıl tartışılacağını öğrenmemekle de (yükümlüdür).

    19- Şüphesiz Kader, rü’yet ve Kur’an ve diğer başka meselelerde kelama dalmak hoşlanılmayan ve yasaklanan hususlardandır.

    20- Bunu yapan kimse, söylediği ile hakka isabet etse dahi, bu şekilde tartışmayı terkedinceye ve esere (rivayetlere) teslim olup iman edinceye kadar Ehli Sünnet ashabından olamaz.

    21- Kur’an Allah Kelamıdır, mahluk değildir. Kişi “O mahluk değildir” demekte, Allah Kelamı Allah’tan ayrı ve farklı birşey değildir demekte ve ondan tek bir şey bile yaratılmamıştır demekte gevşeklik göstermemelidir.

    22- Ve bu konuda bidat uyduran ve de benim kıraatım yaratılmıştır diyen yada buna benzer şeyler söyleyen kimse ile tartışmaktan sakın!

    23- Ve bu hususta tereddüt edip ‘Mahlukmudur değilmidir bilmem ancak o Allah Kelamıdır’ diyen kimse de tıpkı ‘o mahluktur’ diyen kimse gibi bidatçidir.

    24- Şüphesiz o Allah kelamıdır ve yaratılmamıştır.

    25- Kıyamet gününde Rü’yet’e (Allah’ın kıyamet gününde mümin kulları tarafından görüleceğine) iman etmek Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sahih hadislerde rivayet edilmiştir.

    26- Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Rabbini görmesi doğru ve sahihdir. Bunu Katade, İkrime’den, o da İbni Abbas (radıyallahuuma)’dan rivayet etti. el-Hakem, Eban’dan, o da İbni Abbas (radıyallahuuma)’dan rivayet etti. Yine Ali Bin Zeyd, Yusuf bin Mahran’dan, o da İbni Abbas (radıyallahuuma)’dan rivayet etti.

    27- Bu hadis bizim katımızda Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den bize geldiği biçimde zahiri üzere kabul edilir. Bu konuda kelama dalmak bidattir. Lakin biz hadise, zahirinde geldiği gibi iman eder, bu konuda kimseyle tartışmayız.

    28- Kıyamet gününde mizana, bizlere hadisde geldiği üzere: ‘Kul kıyamet gününde tartılır da sivri sinek kadar ağırlık taşımaz.’, iman etmek.

    29- Ve kişinin amelleri tıpkı eserde rivayet edildiği üzere tartılır. Ona iman etmek ve onun doğruluğunu tasdik etmek, bunu kabul etmeyenden uzaklaşmak ve onunla tartışmayı terk etmek gerekir.

    30- Allah’ın, kıyamet gününde kullarıyla arada bir tercüman olmadan konuşacağına iman etmek ve bunun doğruluğuna şahitlik etmek gerekir.

    31- Havz’a ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kıyamet gününde, ümmetinin ona uğrayıp (su içeceği), genişliği bir ayda seyahat edilebilecek ölçüde olan bir havzı olduğuna iman etmek gerekir. İçme kaplarının sayısı, bu konudaki birden çok sahih hadis uyarınca, gökteki yıldızlar kadardır.

    32- Kabir azabına ve bu ümmetin kabirlerinde imtihan olunacağına, imandan, İslamdan, rabbinin kim olduğundan, peygamberinin kim olduğundan sorulacaklarına iman etmek gerekir.

    33- Ve Allah nasıl dilemiş ve nasıl murad etmişse o şekilde münker ve nekir meleklerinin kabirdeki kişiye geleceğine (de iman etmek gerekir). Buna iman etmek ve doğruluğuna şahitlik etmek gerekir.

    34- Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şefaat edeceğine (de iman etmek gerekir) ve cehennemde yandıktan sonra kömür gibi olmuş bir kavmin cehennemden (şefaat ile) çıkarılacağına iman etmek gerekir. Nakilde işaret edildiği üzere onlara cennetin kapısındaki nehre girmeleri emrolunur. Bu Allah nasıl dilerse öyle olur. Buna ancak iman etmek ve doğruluğunu tasdik etmek gerekir.

    35- Mesih Deccal’in çıkacağına, iki gözünün arasında kafir yazılı olacağına iman etmek gerekir. Onun (çıkışı) hakkındaki hadislerlere iman etmek gerekir. Bunların olacağına (da) iman etmek gerekir.

    36- (Meryem oğlu) İsa (as)’ın nüzul edeceğine ve Deccali Lüd Kapısı’nda öldüreceğine iman etmek gerekir.

    37- İmanın söz ve amel olduğuna (da iman etmek gerekir). Hadisde de rivayet edildiği üzere “İman bakımından müminlerin en kamili, ahlakça en güzel olanıdır” iman artar ve eksilir.

    38- Herkim namazı terk ederse, kafir olur. Namazdan başka terki küfür olan amel yoktur. Kim namazı terk ederse kafirdir. Nitekim Allah onun katlini helal kılmıştır.

    39- Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebu Bekr es-Sıddık (radıyallahu anhum), sonra Ömer bin el-Hattab (radıyallahu anhum), sonra Osman bin Affan (radıyallahu anhum)dur.

    40- Tıpkı Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabının bu üçünü öne geçirdikleri gibi biz de bunları öne geçiririz. Bu konuda (ashab) ihtilaf etmemişlerdir.

    41- Bu üçünden sonra (fazilet bakımından) beş şura ashabı; Ali bin Ebi Talib (radıyallahu anhum), Zübeyr (radıyallahu anhum), Talha (radıyallahu anhum), Abdurrahman bin Avf (radıyallahu anhum) ve Sa’d ibni Ebi Vakkas (radıyallahu anhum) gelir. Bunların hepsi hilafet için uygundur ve hepsi de imamdır.

    42- Bu konuda mezhebimiz İbni Ömer (radıyallahu anhuma) hadisidir; “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatta iken ve de ashabı çok fazla iken, biz ashabı şöyle sıralardık; (önce) Ebu Bekr, sonra Ömer, sonra Osman, sonra susardık.”

    43- Beş şura ashabından sonra Muhacirden (olan) Bedir ehli gelir. Daha sonra Ensardan olup Bedirde savaşan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabı gelir. Bundan sonrakiler hicretteki önceliklerine ve dine giriş sıralarına göre sıralanırlar.

    44- Bunlardan sonra insanların en üstünleri: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabı, onun (sallallahu aleyhi ve sellem) gönderildiği nesil gelir. Onunla (sallallahu aleyhi ve sellem) bir sene, veya bir ay, veya bir gün veya bir saat sohbet/arkadaşlık eden yahut onu (sallallahu aleyhi ve sellem) gören her kimse sahabedir. Sahabeliği onun (sallallahu aleyhi ve sellem) ile arkadaşlık etmesine, birlikte zaman geçirmesine, onun (sallallahu aleyhi ve sellem) sözlerini işitmesine ve ona (sallallahu aleyhi ve sellem) bakmasına göre ölçülür.

    45- Dolayısı ile onlardan sahabelik bakımından en altta olanı, topladığı bir çok amellerle Allah’a kavuşan ancak RasulAlah (sallallahu aleyhi ve sellem)i görmeyen kisilerden daha üstündür. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile arkadaşlık eden, onu (sallallahu aleyhi ve sellem) gören ve onu (sallallahu aleyhi ve sellem) dinleyen kimseler (sahabe) ise bundan derece bakımından daha üstündür.

    46- Onu (sallallahu aleyhi ve sellem) gözüyle görüp iman eden kimse, bir saatlik görse de, sahabeliği sebebiyle, bütün hayırı toplamış olan tabiinden üstündür.

    47- İyi de olsa, günahkar da olsa insanların (ümmetin) hilafet hususunda karar verdikleri, etrafında toplanıp kendisinden razı oldukları, hilafet makamına gelmiş liderleri ve Müminlerin Emirini dinleyip, itaat etmek gerekir.

    48- Ayrıca Müminlerin Emiri olarak adlandırılıp halife olana kadar insanlarla savaşan kimseyi de (halife olduğunda dinleyip, itaat etmek gerekir).

    49- Kıyamet gününe kadar iyi olsun facir olsun umera ile gazaya çıkmak gerekir ve hiç bir şekilde terk edilemez. (Bunun gibi) fey’in taksimi ve hadlerin ikamesi de sonsuza kadar terk edilemez. Hiç kimsenin imamlara bu hususta hakaret etmesi veya onlarla çekişmesi caiz değildir.

    50- Yine zekatları onlara vermek caiz ve geçerlidir. Zekatını onlara veren kimsenin zekatı, imamları iyi yada facir olsun yerini bulur.

    51- Halifenin ve onun tayin ettiği kimsenin arkasında Cuma namazı kılmak caizdir, tamdır ve iki rekat olarak kılınır. Bu namazı (facir imamın veya facir imanın atadığı imamın arkasında kıldığı için) eksik görüp iade eden bidatçidir, eserleri terk etmiş bir kimsedir ve sünnete muhalefet etmiştir. İmamların iyisinin ve facirinin ardında namaz kılmanın doğru olduğunu kabul edip bunu caiz görmezse, o kimseye Cuma’nın faziletinden bir nasip yoktur.

    52- Sünnet ise, namazı onlarla beraber iki rekat olarak kılmaktır. Bu eksiksiz bir namazdır, gönlünde bu hususta bir şüphe olmasın.

    53- İster insanların rızası ve kabulü ile, ister onlarla savaşarak imameti ele geçirmiş ve insanların üzerinde anlaştıkları, etrafında toplandıkları, hilafetini onayladıkları müslümanlardan bir lidere karşı isyan eden kimse, Müslümanların birliğini bozmuş ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den gelen rivayetlere muhalefet etmiş olur. Bu şekilde ölürse cahiliye üzere ölmüş olur.

    54- Sultanı öldürmek helal değildir ve insanlardan hiç kimsenin onlara isyan etmesi caiz değildir. Kim böyle yaparsa sünnetin ve doğru yolun haricinde bir bidatçidir.

    55- Kişinin canına ve malına saldırırlarsa, canını ve malını korumak için hırsızlara ve haricilere karşı savaşmak caizdir. Bu durumda gücü yettiği kadar onlara (hırsızlara ve isyancılara) karşı kendini müdafaa eder (onlara karşı savaşmak, kendisini ve malını korumak ve onları canından ve malından püskürtmek vs.).

    56- Ancak onlar kişiyi bırakıp giderlerse, kişinin araması (bulmaya çalışması) caiz değildir. Yine onları takip etmesi (izlerini sürmesi) de imam yahut Müslümanlar üzerinde otorite sahipleri dışında (caiz değildir).

    57- Kişi sadece bulunduğu yerde kendisini savunabilir ve onlara karşı duruşu ile kimseyi öldürmemeye niyet etmesi gerekir. Şayet canını ve malını müdafaa esnasında saldırganı öldürürse Allah öldürüleni (kendisinden ve her türlü hayırdan) uzak tutar. Şayet canını ve malını savunurken öldürülecek olursa, hadislerde geldiği gibi o kimsenin şehid olmasını umarım.

    58- Bu konudaki bütün hadisler, saldırgan ile çarpışmayı emreder fakat, onu öldürmeyi, arkasını takip etmeyi yahut yere düşmesi yada yaralanması durumunda işini bitirmeyi emretmez.

    59- Eğer onu esir alırsa onu öldürmemelidir ve de ona had cezası da uygulamamalıdır. Ancak onun durumu Allah’ın kendisini atadığı ve kendisine yetki verdiği kimseye bu konuda hükmetmesi için havale edilir.

    60- Ve (yine) kıble ehlinden herhangi bir kimsenin işlediği bir amel sebebiyle onun cennetlik veya cehennemlik olduğuna şahitlik etmeyiz. Salih kimse için ümit besleriz ve günahkar kimse için de korkar, onun için Allah’ın rahmetini umarız.

    61- Herkim Allah’ın huzuruna cehennemi gerektiren bir günahla çıkarsa ancak o günahtan tevbe etmiş, o günaha tekrar dönmemiş (tekrar tekrar aynı günahı işlememiş) ve onda ısrar etmemiş ise, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. O, kullarının tevbesini kabul edendir, kötülüklerini bağışlayandır.

    62- Ve herkim Allah’ın huzuruna bu işlediği günahtan dolayı dünyada kendisine had cezası uygulanmış olarak çıkarsa, bu durumda had, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den gelen rivayette olduğu gibi, onun günahına kefaret olur.

    63- Ve herkim de Allah’ın huzuruna cezayı gerektirecek günahlarda ısrarcı olmuş ve de tevbe etmemiş olarak çıkarsa bu durumda onun durumu Allah’a kalmıştır, Allah dilerse ona azab eder, dilerse onu bağışlar.

    64- Ve herkim de Allah’ın huzuruna kafir olarak çıkarsa, Allah o kimseye azap eder onu bağışlamaz.

    65- Recm, kendisini (evlilik ile) koruma altına almış bir kimsenin zina etmesi durumunda ister bunu kendisi itiraf etsin isterse ona karşı deliller ile ispat olunsun, uygulanması gereken bir haktır.

    66- Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) recim cezası uygulamıştır, raşid halifeler de recim cezasını uygulamışlardır.

    67- Ve herkim Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sahabelerinden birini kötüler ve küçük görürse veya yaptığı bir şeyden dolayı onlardan birine buğzeder yada onun eksikliklerini diline dolarsa, bu kişi bir bidatçidir.

    68- O kişi, onların (sahabelerin) tümü için Allah’tan af dilemedikçe (onları rahmetle anmadıkça) ve kalbi onlar için samimi ve selim olmadıkça bu konumda kalır.

    69- Nifağa gelince; Bir kimsenin Allah’ı inkar etmesi ve (gizliden) Allah’tan başkalarına ibadette bulunması bununla beraber, tıpkı Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanındaki münafıklar gibi, açıktan İslam’ını beyan etmesi küfürdür.

    70- Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in; “Şu üç şey kimde bulunursa o münafıktır” hadisine gelince, bu vebalin ağırlığını anlatmak içindir. Bunları öylece rivayet ederiz, yorum yapmayız. (Tıpkı) Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in; “Benden sonra birbirinizin boyunlarını vurarak sapık kafirlere dönmeyin” hadisi, “iki Müslüman kılıçlarıyla çarpışırsa öldüren de, öldürülen de ateştedir” hadisi ve “Müslüman sövmek fasıklık, onu öldürmek küfürdür” hadisi, “kim kardeşine ey kafir derse bu küfür ithamı ikisinden birini bulur” hadisi ve “zayıf bir ihtimal ile dahi olsa nesebden uzak olduğunu belirtmek, Allah’ı inkardır” hadisi ve buna benzer başka hadisler sahihtir ve korunmuştur.

    71- Ona yorumunu bilmesek de teslim oluruz. Bunlar hakkında konuşup mücadeleye girmeyiz. Bu hadisleri ancak böyle rivayet edilen hadislerle açıklarız. Bunları en uygun olan anlamına hamlederiz.

    72- Cennet ve Cehennem Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den gelen; “Cennete girdim ve orada bir köşk gördüm”, “Kevseri gördüm”, “Cennet halkının çoğunun şunlar şunlar olduğuna muttali oldum..”, “Cehennem’e şöyle muttali oldum..” hadislerinde belirtildiği gibi yaratılmışlardır, şuan mevcutturlar.

    73- Herkim onların yaratılmamış olduğunu iddia ederse Kur’anı ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hadislerini yalanlamış olur. Böyle bir kimsenin cennete ve cehenneme de inandığını sanmam.

    74- Ve herkim kıble ehli bir muvahhid olarak ölürse, onun cenaze namazı kılınır ve onun için bağışlanma dilenilir.

    75- Onun için bağışlanma dilemekten geri durulmaz ve işlediği küçük yada büyük günah sebebiyle onun cenaze namazını terk etmeyiz. Onun işi Allah’a havale edilir.


  9. 02.Aralık.2013, 01:15
    5
    Zehebi
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Eylül.2013
    Üye No: 102362
    Mesaj Sayısı: 15
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Hadisi Şerifle İlgili

    İşte bu Akide Ehli necat olmak isteyen taifetul mansura olmak isteyen kişinin üzerinde bulunması gereken itikattır. hamd Allahadır.


  10. 02.Aralık.2013, 01:15
    5
    Zehebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    İşte bu Akide Ehli necat olmak isteyen taifetul mansura olmak isteyen kişinin üzerinde bulunması gereken itikattır. hamd Allahadır.


  11. 02.Aralık.2013, 03:04
    6
    Selefi
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Eylül.2013
    Üye No: 102366
    Mesaj Sayısı: 7
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Ümmetim Yetmiş Üç Fırkaya Ayrılacak Hadisi Şerifin Açıklaması

    Zehebinin paylaştıkları Ahmed ibn Hanbel'in görüşleridir.Tüm ehlisünnetin değildir okuyucuların dikkatine
    örnek olarak 38.madde ; biz hanefi,şafii,malikilere göre namazı kılmamak kafir yapmaz büyük günahtır ama kafir yapmaz


  12. 02.Aralık.2013, 03:04
    6
    Emekli
    Zehebinin paylaştıkları Ahmed ibn Hanbel'in görüşleridir.Tüm ehlisünnetin değildir okuyucuların dikkatine
    örnek olarak 38.madde ; biz hanefi,şafii,malikilere göre namazı kılmamak kafir yapmaz büyük günahtır ama kafir yapmaz


  13. 04.Aralık.2013, 00:13
    7
    Zehebi
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Eylül.2013
    Üye No: 102362
    Mesaj Sayısı: 15
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Ümmetim Yetmiş Üç Fırkaya Ayrılacak Hadisi Şerifin Açıklaması

    Bu iki görüşte EhliSunne içerisinde mevcuddur. dolayısıyla benim söylediklerim Ehli Sunnenin Akidesine zıt değildir.


  14. 04.Aralık.2013, 00:13
    7
    Zehebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Bu iki görüşte EhliSunne içerisinde mevcuddur. dolayısıyla benim söylediklerim Ehli Sunnenin Akidesine zıt değildir.


  15. 14.Aralık.2013, 05:52
    8
    Zehebi
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Eylül.2013
    Üye No: 102362
    Mesaj Sayısı: 15
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Ümmetim Yetmiş Üç Fırkaya Ayrılacak Hadisi Şerifin Açıklaması

    ..


  16. 14.Aralık.2013, 05:52
    8
    Zehebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    ..


  17. 14.Aralık.2013, 05:54
    9
    Zehebi
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Eylül.2013
    Üye No: 102362
    Mesaj Sayısı: 15
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Ümmetim Yetmiş Üç Fırkaya Ayrılacak Hadisi Şerifin Açıklaması

    eren52 Nickli Üyeden Alıntı
    "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunların içinden bir fırkası ehl-i necat olacaktır" Hadisi Şerifinde fırka kelimesi CEMEATLERİ mi kast ediyor? yoksa başka bir şey mi?
    Yetmiş Üç Fırka ve Ehl-i Sünnet
    Şeyhü'l-İslam ibni Teymiyye, Külliyat, 3

    -Allah ruhunu mukaddes kılsın- Şeyhülislam Ahmed bin Teymiye'ye, Peygamber Efendimiz'in:

    "Ümmetim yetmişüç fırkaya ayrılacak" sözü soruldu ve dendi ki:

    - Bu fırkalar hangileridir?

    - Her bir fırkanın temel akideleri nelerdir?

    Hamd, Allah'a mahsustur.

    Bu hadis sahih olup Sünen'lerde ve Müsned'lerde meşhurdur. Mesela Ebu Davud, Tirmizi, Nesai ve diğer hadis imamları bu hadisi tahric etmişlerdir.
    Hadisin tamamı şöyledir:

    "Yahudiler, yetmişbir fırkaya ayrıldılar. Bu yetmişbir fırkadan sadece birisi hariç diğerlerinin tamamı Cehennem'dedir.

    Hıristiyanlar ise, yetmişiki fırkaya bölündüler. Bunların da sadece biri müstesna diğerlerinin hepsi ateştedir.

    Bu ümmet de, yetmişüç fırkaya ayrılacak. Bu yetmişüç fırkadan, sadece birisi dışında diğerleri tamamen cehennemliktir."

    Diğer bir rivayette:

    "Bu ümmet, yetmişüç millete ayrılacak" buyurulmuştur.

    Bir başka varyantta ise şunlar nakledilir:

    "Sordular: 'Ey Allah'ın Resulü, bu fırkay-ı naciye kimlerdir?' Cevaben:

    'Bugün benim ve ashabımın bulunduğu yol üzere olanlardır' buyurdular".

    Diğer varyantta bu cevap şöyledir:

    "Fırkay-ı naciye, cemaattir. Allah'ın eli, cemaat üzerinedir." (Ebu Davud; Tirmizi; İbni Mace; Darimi; Ahmed)

    Hz. Peygamber'in bu cevabından dolayı fırkay-ı naciye, "Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat" olarak vasıflandırılmıştır ki, onlar bu ümmetin büyük çoğunluğunu meydana getirmektedir.

    Kalan fırkalar ise, şazz görüş, tefrika ve bid'at sahibi kimseler olup bu fırka mensuplarının adedi, fırkay-ı naciye'ye denk olmak bir tarafa, onun toplamına bile yaklaşamaz.

    Bu sapık fırkalardan her birinin mevcudu, son derece azdır. Bu fırka-i dalle'nin (sapık fırkaların) şiarı, Kur'an'a, Sünnet'e ve icma-ı ümmet'e muhalefet edip bunlardan uzaklaşmaktır.

    Kitab, Sünnet ve icma-ı ümmete tabi olup bunları benimseyen kimse Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'tandır.

    Bu fırka-i dalle (sapık fırkaların)'nin tayin ve tespiti mes'elesine gelince; alimlerimiz bunlar hakkında, birtakım eserler yazmışlar ve makalat (görüşler ve mezheblerle ilgili) kitablarında bunlardan bahsetmişlerdir.

    Ancak vasfedilen bir fırkanın -…- (Orijinal nüshada burada silik kalmış bir kelime vardır), dalalette olan yetmişiki fırkadan birisi olduğuna kesinlikle karar verip bunu beyan edebilmek için mutlaka delillere sahip olmak gerekir. Çünkü Cenab-ı Hak genel olarak, bir konuda bilgi sahibi olmaksızın ileri-geri söz etmeyi, özel olarak da zat-ı Bari'si üzerinde bilgisi bulunmaksızın konuşmayı haram kılmıştır.
    O (celle celaluhu), şöyle buyurur:

    "De ki: 'Rabbim, ancak kötülükleri, gerek açığını, gerek gizlisini, günahı ve haksız yere saldırmayı; hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi Allah'a ortak koşmayı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyler söylemenizi haram etmiştir." (el-A'raf 7/33),

    "Ey insanlar, yeryüzünde bulunan helal ve temiz şeylerden yeyin, şeytanın adımlarını izlemeyin; çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır. O size daima kötülük ve çirkin iş (yapmanızı), Allah hakkında bilmediğiniz şeyler söylemenizi emreder." (el-Bakara 2/168-169),

    "Bilmediğin bir şeyin ardına düşme." (el-isra 17/36)

    Öte taraftan insanlardan pek çoğu, bu fırkalardan zan ve heva hükümlerine göre bahsetmekte ve kendisine dost edindiği bu fırkalardan bir grubu ve onun reisinin müntesiplerini Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'tan saymakta; bunlara muhalif olanları bid'at ehli kabul etmektedir, işte bu da apaçık bir sapıklıktır.

    Çünkü hak ve sünnet bağlılarının önderi ve reisi, ancak ve ancak Resulüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizdir ki O, hevadan konuşmaz; O'nun söylediği sözler, kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir. O, öyle bir önderdir ki, haber verdiği bütün hususların şüphesiz tasdik edilmesi, verdiği bütün emirlerde mutlaka itaat olunması gerekir.

    Bu mertebe, O'nun dışında hiçbir imam, hiçbir müctehid ve hiçbir önder için söz konusu olamaz. Aksine insanlardan her bir şahsın sözü alınırda, terkedilirde... Ancak Allah Resulü bunun dışındadır.

    Artık kim, Resulüllah dışında herhangi bir şahsı sevenleri ve ona muvafakat edenleri Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'tan kabul ederken, ona muhalefette bulunanları ehl-i bid'at ve'l-firkat sayarsa -ki bu duruma, dini hususlarda kelamdaki ve diğer dallardaki imamların etbaından bazı grublarda rastlanmaktadır-, kendisi bid'at, dalalet ve tefrika ehlinden olur.

    Böylelikle ortaya çıkmaktadır ki;

    İnsanlar içinde fırkay-ı naciye'den olmaya en ziyade hak sahibi olanlar hadis ve sünnet ehlidir.

    Ki onların, Resulüllah dışında, kendisine bağlandıkları hiçbir önderleri yoktur; onlar, Resulüllah'ın sözlerini ve hallerini insanların en iyi bilenleri, ona isnat edilen sözlerden hangilerinin gerçek, hangilerinin yakıştırma olduğunu birbirinden en güzel ayıranları ve bu hususlarda fekahet (yüksek anlayış ve kavrayış) sahibi imamlarıdır.

    Onlar, Resulüllah'ın sözleri ve davranışlarının manalarını en iyi bilen kişiler ve tasdik etme, uygulama, bu esaslara dostluk gösterenleri dost bilme ve onlara sevgi gösterme, düşmanlık besleyenleri düşman edinme gibi yönlerden Sünnet'e en fazla uyan kimselerdir.

    Onlar, mücmel ve müphem olan sözleri ve görüşleri, Resulüllah'ın getirdiği Kitab ve Sünnet'e arzederler.

    Eğer bir söz ve görüş, Hz. Peygamber'in getirdiği esaslar içinde mevcut değilse onu asla dinin temel konularından (usulü'd-din'den) saymaz ve sözlerinin hülasası, kılmazlar. Bilakis kendisiyle Hz. Peygamber'in gönderildiği Kitab ve Sünnet'i, itikad ve itimat ettikleri asıl kabul ederler.

    İnsanların ihtilaf ettikleri, ilahi sıfatlar, kader, vaid, esma-i hüsna, emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker gibi mes'eleleri Allah ve Resulüne arzederler.

    Tefrika ve ihtilaf sahiplerinin ihtilaf ettikleri mücmel lafızları tefsir eder; bunların manalarından Kitab ve Sünnet'e uygun olanları kabul edip, Kitab ve Sünnet'e aykırı olanları red ve iptal ederler.

    Asla zanna ve nefislerin arzuladığı hevaya uymazlar. Çünkü zanna tabi olmak cehalet, Allah'tan bir hidayet olmaksızın nefsin hevasının peşine takılmak da zulümdür.

    Cehalet ve zulüm, şerrin bir araya gelmesi demektir.

    Cenab-ı Hak buyurur:

    "Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara sunduk; onu yüklenmekten kaçındılar, on(un sorumluluğun)dan korktular. Onu insan yüklendi; (bununla beraber onun hakkını tam yerine getirmedi.) Çünkü o, çok zalim, çok cahildir..." (el-Ahzab 33/72)

    Allah-u Teala bu ayetin devamında her insanda mutlaka cehalet ve zulmün bulunduğunu, mü'min kul için daima, bilmediği bir hakkın ortaya çıkacağını ve bu kulun zulüm içinde bulunduğunu bir amelden böylece rücu edeceğini, zat-ı ilahisinin de dilediklerinin tevbesini kabul edeceğini bildiği için tevbeyi zikretmiştir. (Bknz: el-Ahzab 33/73)

    İnsanoğlunun en hafif zulmü, kendine olan zulmüdür.

    Yüce Rabbimiz buyurur:

    Allah iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan nura ulaştırır. Kafirlerin velileri (ise) tağuttur. Onları nurdan karanlıklara ulaştırır(lar). İşte onlar ateş ehlidirler. Orada ebedi kalacaklardır. (el-Bakara 2/257),

    "Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna açık açık ayetler indiren O'dur." (el-Hadid 57/9),

    "Elif lam ra. (Bu) bir Kitab'dır ki, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa O güçlü ve övgüye layık (Allah)'ın yoluna çıkarman için O'nu sana indirdi." (İbrahim 14/1)

    Burada şunu da bilmek gerekir ki, usulü'd-din ve kelamda şahsiyetlere bağlı zümreler, derece derecedirler. Bunlar arasında birçok usul konusunda Sünnet'e muhalefet etmiş olanlar vardır, sadece ince birtakım mes'elelerde Sünnet'e muhalif olmuş olanlar vardır. Bir de Sünnet'i kendisinden daha ziyade terk etmiş olanları reddetmiş olanlar vardır ki, bunlar reddettikleri batıl ve söyledikleri hak hususlarda övülürler; fakat bunlar diğer taraftan birtakım hak unsurları red ve inkar, batıl hususları da kabul ve ifade etmek suretiyle bu redlerinde adalet ve itidal ölçülerini aşmış; büyük bir bid'ati, ondan biraz daha hafif bir bid'atle, bir batılı, ondan biraz daha hafif bir batılla reddetmişlerdir. İşte bu durum, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'a mensup kelamcıların birçoğunda görülmektedir.

    Böyleleri, ortaya koydukları bid'atı, müslümanların cemaatını parçalayan ve ona göre dost edinip, ona göre düşman bildikleri bir görüş haline getirmedikleri takdirde bu, bir hata kabilindendir ve Cenab-ı Hak, böyle durumlarda mü'minlerin hatalarını bağışlar.

    Bu ümmetin selefi ve imamlarından birçoğu böyle durumlara düşmüştür. Onların, bir ictihad neticesinde ileri sürdükleri birtakım görüşleri vardır ve bunlar, Kitab ve Sünnet'te sabit olan esaslara muhaliftir. Ama kendilerine muvafakat edenleri dost bilen, muhalif kalanlara düşmanlık besleyenlerle, müslüman cemaatın arasına tefrika sokan, ictihad ve görüşe dayalı mes'elelerde kendisiyle uyuşanları değil de, muhalif kalanları kafirlik ve fasıklıkla itham eden, yine muvafıklarıyla değil de muhalifleriyle savaşmayı dahi helal sayanların durumu farklıdır, işte bunlar, tefrika ve ihtilaf ehli kimselerdir.

    Bundan dolayıdır ki, müslümanlar içinde cemaatından ayrılıp uzaklaşan ilk bid'at ehli, Hak'tan uzaklaşan Hariciler olmuştur. Hariciler hakkında Hz. Peygamber'den on vecihle sahih hadis varid olmuştur ki, bunları İmam Müslim, "Sahih" inde tahric etmiştir. İmam Buhari de birden fazla vechi tahric etmiştir.
    Hz. Peygamber'in ashabı, Emirü'l-Mü'minin Ali bin Ebi Talib'in yanında bu Haricilerle çarpışmış, onlar arasında, Cemel ve Sıffin olaylarında ortaya çıkan fitnede çarpışma konusunda düştükleri ihtilaf, Haricilerle çarpışma konusunda asla çıkmamıştı.

    Ashab-ı Kiram, Cemel ve Sıffin'de çarpışma konusunda üç gruba ayrılmıştı:

    - Bir grub, Hz. Ali ve taraftarları safında çarpışmış,

    - diğer bir grub karşı tarafta yer almış;

    - bir başka grub ise savaştan el çekip bir kenarda oturmuşlardı ki, aslında bu durumun tercih edilmesi gerektiğine dair naslar varid olmuştur.

    Şimdi bu Hariciler, müslümanların cemaatından ayrılıp onları kafir kabul ederek onlarla çarpışmayı helal sayınca Sünnet, bu Hariciler hakkında varid olmuş bazı beyanları ihtiva etmiştir. Mesela Hz. Peygamber'in şu hadisini nakledelim:

    "Sizden biriniz, onların namazı yanında kendi namazını, onların orucu yanında kendi orucunu ve onların kıraati yanında kendi kıraatini küçük görür, önemsiz sayar. Onlar Kur'an'ı okurlar, ama gırtlaklarından öteye geçmez. Bunlar okun, avı delip sür'atle geçip gittiği gibi İslam'dan sür'atle uzaklaşırlar. Nerede karşılaşırsanız bunları öldürünüz! Çünkü bunların öldürülmesinde kıyamet günü Allah nezdinde, bunları öldüren kimse için ecir ve mükafat vardır" (Buhari; Müslim; İbni Mace; Ahmed)

    İlk Harici, Resulüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz döneminde çıkmıştı. Bu herif, Hz. Peygamber'in (Huneyn Gazvesi'nde elde edilen ganimetleri) taksimini görünce:
    "Muhammedi Adaletli davran; adil taksimat yapmadın!" deme küstahlığında bulunmuş, buna karşılık Allah Resulü:

    "Eğer ben adil davranmamışsam ziyan ve hüsrana uğramışım demektir" buyurmuşlardı. (Hadisin bu kısmı muhatap siğası ile: "Şayet ben adil davranmamışsam, sen (adil davranmayan birine tabi olmakla) ziyan ve hüsrana uğramışsın demektir" şeklinde de rivayet olunmuştur.)

    Durumu gören bir sahabi, Hz Peygamber'e:

    "Ey Allah'ın Resulü, müsaade et de şu münafığın boynunun vurayım" demiş; Hz. Peygamber ise:

    "Bunun soyundan öyle kimseler çıkacak ki, sizden biriniz bunların namazı yanında kendi namazınızı, bunların orucu yanında kendi orucunu ve bunların kıraatı karşısında kendi kıraatinizi küçük ve önemsiz görecek..." buyurmuşlardı. (Buhari; Müslim; Ahmed)

    Görüldüğü gibi bid'atlerin kaynağı zan ve hevaya göre Sünnet'e ta'n ve hücum etmektir.

    Nitekim İblis de, re'yi ve hevasına göre Rabbinin emrine ta'n etmişti.


  18. 14.Aralık.2013, 05:54
    9
    Zehebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    eren52 Nickli Üyeden Alıntı
    "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunların içinden bir fırkası ehl-i necat olacaktır" Hadisi Şerifinde fırka kelimesi CEMEATLERİ mi kast ediyor? yoksa başka bir şey mi?
    Yetmiş Üç Fırka ve Ehl-i Sünnet
    Şeyhü'l-İslam ibni Teymiyye, Külliyat, 3

    -Allah ruhunu mukaddes kılsın- Şeyhülislam Ahmed bin Teymiye'ye, Peygamber Efendimiz'in:

    "Ümmetim yetmişüç fırkaya ayrılacak" sözü soruldu ve dendi ki:

    - Bu fırkalar hangileridir?

    - Her bir fırkanın temel akideleri nelerdir?

    Hamd, Allah'a mahsustur.

    Bu hadis sahih olup Sünen'lerde ve Müsned'lerde meşhurdur. Mesela Ebu Davud, Tirmizi, Nesai ve diğer hadis imamları bu hadisi tahric etmişlerdir.
    Hadisin tamamı şöyledir:

    "Yahudiler, yetmişbir fırkaya ayrıldılar. Bu yetmişbir fırkadan sadece birisi hariç diğerlerinin tamamı Cehennem'dedir.

    Hıristiyanlar ise, yetmişiki fırkaya bölündüler. Bunların da sadece biri müstesna diğerlerinin hepsi ateştedir.

    Bu ümmet de, yetmişüç fırkaya ayrılacak. Bu yetmişüç fırkadan, sadece birisi dışında diğerleri tamamen cehennemliktir."

    Diğer bir rivayette:

    "Bu ümmet, yetmişüç millete ayrılacak" buyurulmuştur.

    Bir başka varyantta ise şunlar nakledilir:

    "Sordular: 'Ey Allah'ın Resulü, bu fırkay-ı naciye kimlerdir?' Cevaben:

    'Bugün benim ve ashabımın bulunduğu yol üzere olanlardır' buyurdular".

    Diğer varyantta bu cevap şöyledir:

    "Fırkay-ı naciye, cemaattir. Allah'ın eli, cemaat üzerinedir." (Ebu Davud; Tirmizi; İbni Mace; Darimi; Ahmed)

    Hz. Peygamber'in bu cevabından dolayı fırkay-ı naciye, "Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat" olarak vasıflandırılmıştır ki, onlar bu ümmetin büyük çoğunluğunu meydana getirmektedir.

    Kalan fırkalar ise, şazz görüş, tefrika ve bid'at sahibi kimseler olup bu fırka mensuplarının adedi, fırkay-ı naciye'ye denk olmak bir tarafa, onun toplamına bile yaklaşamaz.

    Bu sapık fırkalardan her birinin mevcudu, son derece azdır. Bu fırka-i dalle'nin (sapık fırkaların) şiarı, Kur'an'a, Sünnet'e ve icma-ı ümmet'e muhalefet edip bunlardan uzaklaşmaktır.

    Kitab, Sünnet ve icma-ı ümmete tabi olup bunları benimseyen kimse Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'tandır.

    Bu fırka-i dalle (sapık fırkaların)'nin tayin ve tespiti mes'elesine gelince; alimlerimiz bunlar hakkında, birtakım eserler yazmışlar ve makalat (görüşler ve mezheblerle ilgili) kitablarında bunlardan bahsetmişlerdir.

    Ancak vasfedilen bir fırkanın -…- (Orijinal nüshada burada silik kalmış bir kelime vardır), dalalette olan yetmişiki fırkadan birisi olduğuna kesinlikle karar verip bunu beyan edebilmek için mutlaka delillere sahip olmak gerekir. Çünkü Cenab-ı Hak genel olarak, bir konuda bilgi sahibi olmaksızın ileri-geri söz etmeyi, özel olarak da zat-ı Bari'si üzerinde bilgisi bulunmaksızın konuşmayı haram kılmıştır.
    O (celle celaluhu), şöyle buyurur:

    "De ki: 'Rabbim, ancak kötülükleri, gerek açığını, gerek gizlisini, günahı ve haksız yere saldırmayı; hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi Allah'a ortak koşmayı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyler söylemenizi haram etmiştir." (el-A'raf 7/33),

    "Ey insanlar, yeryüzünde bulunan helal ve temiz şeylerden yeyin, şeytanın adımlarını izlemeyin; çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır. O size daima kötülük ve çirkin iş (yapmanızı), Allah hakkında bilmediğiniz şeyler söylemenizi emreder." (el-Bakara 2/168-169),

    "Bilmediğin bir şeyin ardına düşme." (el-isra 17/36)

    Öte taraftan insanlardan pek çoğu, bu fırkalardan zan ve heva hükümlerine göre bahsetmekte ve kendisine dost edindiği bu fırkalardan bir grubu ve onun reisinin müntesiplerini Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'tan saymakta; bunlara muhalif olanları bid'at ehli kabul etmektedir, işte bu da apaçık bir sapıklıktır.

    Çünkü hak ve sünnet bağlılarının önderi ve reisi, ancak ve ancak Resulüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizdir ki O, hevadan konuşmaz; O'nun söylediği sözler, kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir. O, öyle bir önderdir ki, haber verdiği bütün hususların şüphesiz tasdik edilmesi, verdiği bütün emirlerde mutlaka itaat olunması gerekir.

    Bu mertebe, O'nun dışında hiçbir imam, hiçbir müctehid ve hiçbir önder için söz konusu olamaz. Aksine insanlardan her bir şahsın sözü alınırda, terkedilirde... Ancak Allah Resulü bunun dışındadır.

    Artık kim, Resulüllah dışında herhangi bir şahsı sevenleri ve ona muvafakat edenleri Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'tan kabul ederken, ona muhalefette bulunanları ehl-i bid'at ve'l-firkat sayarsa -ki bu duruma, dini hususlarda kelamdaki ve diğer dallardaki imamların etbaından bazı grublarda rastlanmaktadır-, kendisi bid'at, dalalet ve tefrika ehlinden olur.

    Böylelikle ortaya çıkmaktadır ki;

    İnsanlar içinde fırkay-ı naciye'den olmaya en ziyade hak sahibi olanlar hadis ve sünnet ehlidir.

    Ki onların, Resulüllah dışında, kendisine bağlandıkları hiçbir önderleri yoktur; onlar, Resulüllah'ın sözlerini ve hallerini insanların en iyi bilenleri, ona isnat edilen sözlerden hangilerinin gerçek, hangilerinin yakıştırma olduğunu birbirinden en güzel ayıranları ve bu hususlarda fekahet (yüksek anlayış ve kavrayış) sahibi imamlarıdır.

    Onlar, Resulüllah'ın sözleri ve davranışlarının manalarını en iyi bilen kişiler ve tasdik etme, uygulama, bu esaslara dostluk gösterenleri dost bilme ve onlara sevgi gösterme, düşmanlık besleyenleri düşman edinme gibi yönlerden Sünnet'e en fazla uyan kimselerdir.

    Onlar, mücmel ve müphem olan sözleri ve görüşleri, Resulüllah'ın getirdiği Kitab ve Sünnet'e arzederler.

    Eğer bir söz ve görüş, Hz. Peygamber'in getirdiği esaslar içinde mevcut değilse onu asla dinin temel konularından (usulü'd-din'den) saymaz ve sözlerinin hülasası, kılmazlar. Bilakis kendisiyle Hz. Peygamber'in gönderildiği Kitab ve Sünnet'i, itikad ve itimat ettikleri asıl kabul ederler.

    İnsanların ihtilaf ettikleri, ilahi sıfatlar, kader, vaid, esma-i hüsna, emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker gibi mes'eleleri Allah ve Resulüne arzederler.

    Tefrika ve ihtilaf sahiplerinin ihtilaf ettikleri mücmel lafızları tefsir eder; bunların manalarından Kitab ve Sünnet'e uygun olanları kabul edip, Kitab ve Sünnet'e aykırı olanları red ve iptal ederler.

    Asla zanna ve nefislerin arzuladığı hevaya uymazlar. Çünkü zanna tabi olmak cehalet, Allah'tan bir hidayet olmaksızın nefsin hevasının peşine takılmak da zulümdür.

    Cehalet ve zulüm, şerrin bir araya gelmesi demektir.

    Cenab-ı Hak buyurur:

    "Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara sunduk; onu yüklenmekten kaçındılar, on(un sorumluluğun)dan korktular. Onu insan yüklendi; (bununla beraber onun hakkını tam yerine getirmedi.) Çünkü o, çok zalim, çok cahildir..." (el-Ahzab 33/72)

    Allah-u Teala bu ayetin devamında her insanda mutlaka cehalet ve zulmün bulunduğunu, mü'min kul için daima, bilmediği bir hakkın ortaya çıkacağını ve bu kulun zulüm içinde bulunduğunu bir amelden böylece rücu edeceğini, zat-ı ilahisinin de dilediklerinin tevbesini kabul edeceğini bildiği için tevbeyi zikretmiştir. (Bknz: el-Ahzab 33/73)

    İnsanoğlunun en hafif zulmü, kendine olan zulmüdür.

    Yüce Rabbimiz buyurur:

    Allah iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan nura ulaştırır. Kafirlerin velileri (ise) tağuttur. Onları nurdan karanlıklara ulaştırır(lar). İşte onlar ateş ehlidirler. Orada ebedi kalacaklardır. (el-Bakara 2/257),

    "Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna açık açık ayetler indiren O'dur." (el-Hadid 57/9),

    "Elif lam ra. (Bu) bir Kitab'dır ki, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa O güçlü ve övgüye layık (Allah)'ın yoluna çıkarman için O'nu sana indirdi." (İbrahim 14/1)

    Burada şunu da bilmek gerekir ki, usulü'd-din ve kelamda şahsiyetlere bağlı zümreler, derece derecedirler. Bunlar arasında birçok usul konusunda Sünnet'e muhalefet etmiş olanlar vardır, sadece ince birtakım mes'elelerde Sünnet'e muhalif olmuş olanlar vardır. Bir de Sünnet'i kendisinden daha ziyade terk etmiş olanları reddetmiş olanlar vardır ki, bunlar reddettikleri batıl ve söyledikleri hak hususlarda övülürler; fakat bunlar diğer taraftan birtakım hak unsurları red ve inkar, batıl hususları da kabul ve ifade etmek suretiyle bu redlerinde adalet ve itidal ölçülerini aşmış; büyük bir bid'ati, ondan biraz daha hafif bir bid'atle, bir batılı, ondan biraz daha hafif bir batılla reddetmişlerdir. İşte bu durum, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'a mensup kelamcıların birçoğunda görülmektedir.

    Böyleleri, ortaya koydukları bid'atı, müslümanların cemaatını parçalayan ve ona göre dost edinip, ona göre düşman bildikleri bir görüş haline getirmedikleri takdirde bu, bir hata kabilindendir ve Cenab-ı Hak, böyle durumlarda mü'minlerin hatalarını bağışlar.

    Bu ümmetin selefi ve imamlarından birçoğu böyle durumlara düşmüştür. Onların, bir ictihad neticesinde ileri sürdükleri birtakım görüşleri vardır ve bunlar, Kitab ve Sünnet'te sabit olan esaslara muhaliftir. Ama kendilerine muvafakat edenleri dost bilen, muhalif kalanlara düşmanlık besleyenlerle, müslüman cemaatın arasına tefrika sokan, ictihad ve görüşe dayalı mes'elelerde kendisiyle uyuşanları değil de, muhalif kalanları kafirlik ve fasıklıkla itham eden, yine muvafıklarıyla değil de muhalifleriyle savaşmayı dahi helal sayanların durumu farklıdır, işte bunlar, tefrika ve ihtilaf ehli kimselerdir.

    Bundan dolayıdır ki, müslümanlar içinde cemaatından ayrılıp uzaklaşan ilk bid'at ehli, Hak'tan uzaklaşan Hariciler olmuştur. Hariciler hakkında Hz. Peygamber'den on vecihle sahih hadis varid olmuştur ki, bunları İmam Müslim, "Sahih" inde tahric etmiştir. İmam Buhari de birden fazla vechi tahric etmiştir.
    Hz. Peygamber'in ashabı, Emirü'l-Mü'minin Ali bin Ebi Talib'in yanında bu Haricilerle çarpışmış, onlar arasında, Cemel ve Sıffin olaylarında ortaya çıkan fitnede çarpışma konusunda düştükleri ihtilaf, Haricilerle çarpışma konusunda asla çıkmamıştı.

    Ashab-ı Kiram, Cemel ve Sıffin'de çarpışma konusunda üç gruba ayrılmıştı:

    - Bir grub, Hz. Ali ve taraftarları safında çarpışmış,

    - diğer bir grub karşı tarafta yer almış;

    - bir başka grub ise savaştan el çekip bir kenarda oturmuşlardı ki, aslında bu durumun tercih edilmesi gerektiğine dair naslar varid olmuştur.

    Şimdi bu Hariciler, müslümanların cemaatından ayrılıp onları kafir kabul ederek onlarla çarpışmayı helal sayınca Sünnet, bu Hariciler hakkında varid olmuş bazı beyanları ihtiva etmiştir. Mesela Hz. Peygamber'in şu hadisini nakledelim:

    "Sizden biriniz, onların namazı yanında kendi namazını, onların orucu yanında kendi orucunu ve onların kıraati yanında kendi kıraatini küçük görür, önemsiz sayar. Onlar Kur'an'ı okurlar, ama gırtlaklarından öteye geçmez. Bunlar okun, avı delip sür'atle geçip gittiği gibi İslam'dan sür'atle uzaklaşırlar. Nerede karşılaşırsanız bunları öldürünüz! Çünkü bunların öldürülmesinde kıyamet günü Allah nezdinde, bunları öldüren kimse için ecir ve mükafat vardır" (Buhari; Müslim; İbni Mace; Ahmed)

    İlk Harici, Resulüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz döneminde çıkmıştı. Bu herif, Hz. Peygamber'in (Huneyn Gazvesi'nde elde edilen ganimetleri) taksimini görünce:
    "Muhammedi Adaletli davran; adil taksimat yapmadın!" deme küstahlığında bulunmuş, buna karşılık Allah Resulü:

    "Eğer ben adil davranmamışsam ziyan ve hüsrana uğramışım demektir" buyurmuşlardı. (Hadisin bu kısmı muhatap siğası ile: "Şayet ben adil davranmamışsam, sen (adil davranmayan birine tabi olmakla) ziyan ve hüsrana uğramışsın demektir" şeklinde de rivayet olunmuştur.)

    Durumu gören bir sahabi, Hz Peygamber'e:

    "Ey Allah'ın Resulü, müsaade et de şu münafığın boynunun vurayım" demiş; Hz. Peygamber ise:

    "Bunun soyundan öyle kimseler çıkacak ki, sizden biriniz bunların namazı yanında kendi namazınızı, bunların orucu yanında kendi orucunu ve bunların kıraatı karşısında kendi kıraatinizi küçük ve önemsiz görecek..." buyurmuşlardı. (Buhari; Müslim; Ahmed)

    Görüldüğü gibi bid'atlerin kaynağı zan ve hevaya göre Sünnet'e ta'n ve hücum etmektir.

    Nitekim İblis de, re'yi ve hevasına göre Rabbinin emrine ta'n etmişti.


  19. 24.Mayıs.2016, 22:56
    10
    Misafir

    Cevap: Ümmetim Yetmiş Üç Fırkaya Ayrılacak Hadisi Şerifin Açıklaması

    Selamunaleyküm tüm mümin kardeşlere,
    Tek kurtuluş yolu, Peygamber efendimiz ve onun ehli beytinin yolundan gidenler olacaktır. Araştırabilirsiniz, Veda haccı dönüşü Resulu Ekrem(s.a.a) : Ben size iki AĞIR emanet bırakıyorum, bunlardan birisini bırakırsanız SAPARSINIZ. 1. Kuran_ı Kerim. İkincisi benim Ehli beyti,itretim.
    Bismillahirrahmanirrahim,
    Sözü işitip en doğrusunu kabul edenleri müjdele.
    SadakAllahu alüyyül azim


  20. 24.Mayıs.2016, 22:56
    10
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Selamunaleyküm tüm mümin kardeşlere,
    Tek kurtuluş yolu, Peygamber efendimiz ve onun ehli beytinin yolundan gidenler olacaktır. Araştırabilirsiniz, Veda haccı dönüşü Resulu Ekrem(s.a.a) : Ben size iki AĞIR emanet bırakıyorum, bunlardan birisini bırakırsanız SAPARSINIZ. 1. Kuran_ı Kerim. İkincisi benim Ehli beyti,itretim.
    Bismillahirrahmanirrahim,
    Sözü işitip en doğrusunu kabul edenleri müjdele.
    SadakAllahu alüyyül azim


  21. 05.Ocak.2017, 12:17
    11
    Misafir

    Yorum: Ümmetim Yetmiş Üç Fırkaya Ayrılacak Hadisi Şerifin Açıklaması

    Selamın Aleyküm. Aynı hadisin uzın olanı karşıma çıktı ve Efendimiz yahudiler 71 fırkaya ayrılacak hırıstiyanlarda 72 fırkaya ayrılacak biri diğer hepsi cehennemde buyuruyor her iki ümmette buyurmuş olduğu 1 fırka geçmiş ümmetlerden midir acaba.?


  22. 05.Ocak.2017, 12:17
    11
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Selamın Aleyküm. Aynı hadisin uzın olanı karşıma çıktı ve Efendimiz yahudiler 71 fırkaya ayrılacak hırıstiyanlarda 72 fırkaya ayrılacak biri diğer hepsi cehennemde buyuruyor her iki ümmette buyurmuş olduğu 1 fırka geçmiş ümmetlerden midir acaba.?


  23. 05.Ocak.2017, 18:44
    12
    mum
    Administrator

    Profili:
    mum
    Üyelik Tarihi: 20.Ocak.2007
    Üye No: 2
    Mesaj Sayısı: 6,094
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10

    Yorum: Ümmetim Yetmiş Üç Fırkaya Ayrılacak Hadisi Şerifin Açıklaması

    Alıntı
    1 fırka geçmiş ümmetlerden midir acaba.?
    Kardeş hadisi tam anlayamamışsın. Ümmetimden 72'si cehennemde 1'i cennettedir buyuruyor.

    Alıntı
    Bu ümmet de, yetmişüç fırkaya ayrılacak. Bu yetmiş üç fırkadan, sadece birisi dışında diğerleri tamamen cehennemliktir."



  24. 05.Ocak.2017, 18:44
    12
    mum
    Administrator
    Alıntı
    1 fırka geçmiş ümmetlerden midir acaba.?
    Kardeş hadisi tam anlayamamışsın. Ümmetimden 72'si cehennemde 1'i cennettedir buyuruyor.

    Alıntı
    Bu ümmet de, yetmişüç fırkaya ayrılacak. Bu yetmiş üç fırkadan, sadece birisi dışında diğerleri tamamen cehennemliktir."






+ Yorum Gönder