Konusunu Oylayın.: Cinler hastalıklara sebep olabilir mi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Cinler hastalıklara sebep olabilir mi?
  1. 24.Kasım.2013, 00:45
    1
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cinler hastalıklara sebep olabilir mi?






    Cinler hastalıklara sebep olabilir mi? Mumsema Cinler hastalıklara sebep olabilir mi? Cinlerin insanın içine girip, insanı gerek sözle gerekse fiille günaha düşürmesi, küfre düşürmesi, tabiri caizse delirtmesi mümkün mü?


  2. 24.Kasım.2013, 00:45
    1
    Devamlı Üye



  3. 25.Kasım.2013, 16:59
    2
    Katade
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Nisan.2013
    Üye No: 100895
    Mesaj Sayısı: 648
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7

    Cevap: Cinler hastalıklara sebep olabilir mi?




    Cinler hastalıklara sebep olabilir mi?
    Cinler hastalıklara sebep olabilir mi? Cinlerin insanın içine girip, insanı gerek sözle gerekse fiille günaha düşürmesi, küfre düşürmesi, tabiri caizse delirtmesi mümkün mü?



    CİNLERİN SEBEP OLABİLECEKLERİ HASTALIKLAR



    Cinlerin bazı hastalıklara sebep olabilecekleri anlaşılmaktadır. Ancak bunları bizzat cinlerin mi yaptığı, yoksa bir kısım yollarla hastalıklara sebep mi oldukları konusunu araştırmak gerekiyor. Cinlerin sebep olabilecekleri bu hastalıkların bugüne kadar bir sınıflandırılması yapılıp bilimsel bir çalışma olarak önümüze koyulmamışsa da, bu konuda ortaya atılan fikirler de yok değildir. Öyle sanıyoruz ki bu konuda geleceğin araştırmacılarına ciddi bir iş düşüyor.
    Şeytan ve cinler, doğrudan doğruya fizyolojik hastalıklara da sebep olabilirler. Alyuvarlarımıza binip, damarlarımızın içinde dolaşabildikleri için, bu her zaman mümkündür. Ne biz bu mevzuda mübalağaya kaçalım, ne de hekimler bu gerçeği reddetsinler. Söz gelimi, bir kalkıp, "İhtimal, kanser hadisesinde hücrelerin anarşisine sebep olan da bu habis ruhlardır" iddiasında bulunur, buna karşılık siz de "olamaz" derseniz, bu takdirde peşin hükme saplanmış olursunuz. Durum, gerçekten belki de böyledir; en azından, mülahaza dairesini açık tutmak gereklidir. Kanser hakkında bugüne kadar söylenen sözler ve yapılan tariflerin en akla uygunu, onun bir hücre anarşisi olduğudur; vücudumuzdaki en küçük parçaların anarşisi... yani, vücudun normal nizam ve ahengine başkaldırma ve normal hücre gelişme faaliyetini bozma. Bu, hem iç, hem de dış uzuvlarda olabildiği gibi, kanserli hücrelerin yavaş üreyeni de vardır, seri üreyeni de.
    Cinlerin kanser bölgesine yerleşip, bir örgüt çalışması gibi hücre anarşisi oluşturmaları, her zaman mümkündür. Cinler nasıl görünmeyen varlıklarsa, kanser de çok kere baştan belli olmayıp, kendini geç hissettirmekte, hissettirdiği zaman da, artık ilaçlar fayda vermemektedir.(2)
    Bu konuda söylenmesi ve yapılması gereken ilk iş üçüncü cinsle temas olmalıdır. Ancak bazı cinci ve büyücülerin anladığı anlamda değil. Zaten bizim ifadelerimiz dikkatle incelendiği zaman bu mananın çıkmadığı açıktır. Bizde zaten böyle bir şeye, isterse tedavi amaçlı olsun yine de pek çok kimse "evet" demeyecektir ve denilmemektedir. Bu meselenin daha baştan peşin hükümle reddedileceğini tahmin ediyoruz. Bunun sebebi de öyle sanıyoruz ki içinde biraz din olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü, Batı Üniversitelerinde, Müslüman bir tek öğrenci için bile mescit açılırken, daha ülkemizin bazı üniversitelerinde dini inançlarından dolayı hor görülen ve dışlanan, başını örtmek isteyen öğrencilerle, Batı tarzı olmayan sakalın varlığı bile hazmedilemezken, tutup da cinlerin, sebep olabileceği hastalıkları araştırabilecek birilerinin çıkmasını beklemek elbette hayal olur. Bu iş, inanan ve fakat inancı araştırmaya esas kabul eden, kafası bir Batılı kadar şüpheci, kalbi bir veli kadar imanla dolu ekiplerin işidir. Yoksa siyasi bir beyin yapısıyla ve bilimi siyasetin emri altına sokarak, bilimi siyasete alet edenlerin yapacakları iş değildir. En azından Rusya kadar dine ve fizik ötesi konulara anlayışlı davranabilirsek, sonra bu işi araştırmaya koyulabiliriz. Rusya da Parapsikoloji sahasında yapılan araştırmaların, bilimselleştirilip insanlığın hizmetine sunulmasına karşılık, yüzde doksan dokuzu veya tamamı Müslüman olan ülkelerde bunlara iltifat edilmemesi, bilim adına üzücü bir olaydır. Aslında bazı uçarı görüşleri bir yana bırakılarak, "Ruh ve Madde" derneği ile bu sahada araştırma yapan diğer kurumlarla bağlantı kurularak, çalışmaları incelenip bilimsel esaslara bağlansa, hem sağlam veriler elde etme açısından, hem de cinlerle temas kurma açısından çok yararlı olacağı kanaatindeyiz. Ne var ki, Jules Verne'nin dediği gibi, henüz böyle bir seyahati yapmaya müsait değiliz...
    1985-1986 yıllarında, Kayseri Lisesinde çalışırken, bir gün şimdi vefat etmiş olan bir öğretmen arkadaşımızı yerde yatmış debelenirken görünce bir hayli korkmuş ve üzülmüştüm. O güne kadar hiç saralı insan görmemiştim. Ellerinin, kollarının ve ayaklarının titremesi, başının sürekli oynaması, gözlerinin dönmesi ve ağzından çıkan köpükler ve alttan üsten vücudunun boşalıp o temiz insanın pislenmesi, cidden dehşet verici ve çok korkunçtu. Yaklaşıp ne olduğunu sorduğumda, inançlı arkadaşlar "bir şeyler oku" diyerek, saralı olduğunu söylediler. Yapılacak fazla bir şey olmadığı için, sadece ayak altından kaldırıp bir arkadaşın odasına taşıdılar. O gün, böyle bir hastalığa yakalanmamış olmanın şükrünü bir ömür kulluk yapsam ödeyemeyeceğim inancı ve tefekkürüyle geçirdim. Ne kadar bilmem öyle debelendikten sonra ayılınca arkadaş tamamen bitmişti. Blok derse girip teneffüse çıktığımızda yanına gitmek için nerede olduğunu sorunca, eve gönderildiğini öğrendim. Ertesi gün kendisiyle görüşüp geçmiş olsun dileklerimi bizzat ilettim ve hastalığından söz etmemek için kendimi ne kadar zorladımsa da konu yine oraya gelince arkadaş yüzünde belli belirsiz bir tebessümle, bizi üzdüğünü veya şahid olduğumuz diğer hususları düşünerek özür diledi. Aslında özür dileyecek bir şey yoktu, çünkü onun elinde olan bir şey yoktu. Ancak, hastalığı konusunda tecrübeleri olduğundan, o esnada elinde olmayarak da olsa neler yaptığını bildiği için özür dilemişti.
    Sara hastaları, nöbetin gelişini bilmiyor mu bilemiyorum ama, bu arkadaşımızın hissettiğini söylediğini ve dersten çıkmak için bile geç kaldığını söylediklerini hatırlıyorum. Sınıfta yakalanmıştı ve kendisini dışarıya zor atmıştı. Nitekim böyle bir nöbetinin sokakta geldiği başka bir gün de, düşüp başını bir yere çarpmış ve beyin kanaması geçirerek, hastanede kurtarılamadan ruhunu teslim etmiş. Allah rahmet etsin...
    Bu konuda hocam yine, cinlerin etkisinden bahsederek şöyle diyor:
    "Kanser gibi sara hastalığında da habis ruhların etkisini kabul etmek, akla uygun bir yol olsa gerek... Kim bilir belki de cinler, beyinde bir kısım guddelerin normal çalışmasına ve fonksiyonlarını icra etmelerine mani olmaktadırlar."(3)
    Cinlerin sebep olabileceği başka bir husus ise akıl hastalıklarıdır. Ruh hekimleri tarafından araştırılması gereken bu iş, bunu menfaat temin etmede kullanmak isteyen büyücülere ve muskacılara fırsat verilmemesi açısından da önemlidir. Bu konuda yapılacak araştırmalar, konuyu gün yüzüne çıkaracağı gibi, yeni tanımlar ve terimler de ortaya koyacak, tıbbı zenginleştirecektir. Şartlı ve ön yargılı bakılan bu tür vakaların toplumda var olması ve tedavisi konusunda da fazla bir şey yapılamamsı gösteriyor ki, konu olaya yaklaşılması açısından, akıl hastalıklarının cinlerle ilgisinin araştırılmasını gerekli hale getirmektedir.
    Akıl hastalıkları konusunda, cinlerin habislerinin parmağının olup olmadığı ile ilgili olarak, F. Gülen Hocaefendiye ait kitaptan şu satırları nakletmek yerinde olur kanaatindeyiz:


  4. 25.Kasım.2013, 16:59
    2
    Devamlı Üye



    Cinler hastalıklara sebep olabilir mi?
    Cinler hastalıklara sebep olabilir mi? Cinlerin insanın içine girip, insanı gerek sözle gerekse fiille günaha düşürmesi, küfre düşürmesi, tabiri caizse delirtmesi mümkün mü?



    CİNLERİN SEBEP OLABİLECEKLERİ HASTALIKLAR



    Cinlerin bazı hastalıklara sebep olabilecekleri anlaşılmaktadır. Ancak bunları bizzat cinlerin mi yaptığı, yoksa bir kısım yollarla hastalıklara sebep mi oldukları konusunu araştırmak gerekiyor. Cinlerin sebep olabilecekleri bu hastalıkların bugüne kadar bir sınıflandırılması yapılıp bilimsel bir çalışma olarak önümüze koyulmamışsa da, bu konuda ortaya atılan fikirler de yok değildir. Öyle sanıyoruz ki bu konuda geleceğin araştırmacılarına ciddi bir iş düşüyor.
    Şeytan ve cinler, doğrudan doğruya fizyolojik hastalıklara da sebep olabilirler. Alyuvarlarımıza binip, damarlarımızın içinde dolaşabildikleri için, bu her zaman mümkündür. Ne biz bu mevzuda mübalağaya kaçalım, ne de hekimler bu gerçeği reddetsinler. Söz gelimi, bir kalkıp, "İhtimal, kanser hadisesinde hücrelerin anarşisine sebep olan da bu habis ruhlardır" iddiasında bulunur, buna karşılık siz de "olamaz" derseniz, bu takdirde peşin hükme saplanmış olursunuz. Durum, gerçekten belki de böyledir; en azından, mülahaza dairesini açık tutmak gereklidir. Kanser hakkında bugüne kadar söylenen sözler ve yapılan tariflerin en akla uygunu, onun bir hücre anarşisi olduğudur; vücudumuzdaki en küçük parçaların anarşisi... yani, vücudun normal nizam ve ahengine başkaldırma ve normal hücre gelişme faaliyetini bozma. Bu, hem iç, hem de dış uzuvlarda olabildiği gibi, kanserli hücrelerin yavaş üreyeni de vardır, seri üreyeni de.
    Cinlerin kanser bölgesine yerleşip, bir örgüt çalışması gibi hücre anarşisi oluşturmaları, her zaman mümkündür. Cinler nasıl görünmeyen varlıklarsa, kanser de çok kere baştan belli olmayıp, kendini geç hissettirmekte, hissettirdiği zaman da, artık ilaçlar fayda vermemektedir.(2)
    Bu konuda söylenmesi ve yapılması gereken ilk iş üçüncü cinsle temas olmalıdır. Ancak bazı cinci ve büyücülerin anladığı anlamda değil. Zaten bizim ifadelerimiz dikkatle incelendiği zaman bu mananın çıkmadığı açıktır. Bizde zaten böyle bir şeye, isterse tedavi amaçlı olsun yine de pek çok kimse "evet" demeyecektir ve denilmemektedir. Bu meselenin daha baştan peşin hükümle reddedileceğini tahmin ediyoruz. Bunun sebebi de öyle sanıyoruz ki içinde biraz din olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü, Batı Üniversitelerinde, Müslüman bir tek öğrenci için bile mescit açılırken, daha ülkemizin bazı üniversitelerinde dini inançlarından dolayı hor görülen ve dışlanan, başını örtmek isteyen öğrencilerle, Batı tarzı olmayan sakalın varlığı bile hazmedilemezken, tutup da cinlerin, sebep olabileceği hastalıkları araştırabilecek birilerinin çıkmasını beklemek elbette hayal olur. Bu iş, inanan ve fakat inancı araştırmaya esas kabul eden, kafası bir Batılı kadar şüpheci, kalbi bir veli kadar imanla dolu ekiplerin işidir. Yoksa siyasi bir beyin yapısıyla ve bilimi siyasetin emri altına sokarak, bilimi siyasete alet edenlerin yapacakları iş değildir. En azından Rusya kadar dine ve fizik ötesi konulara anlayışlı davranabilirsek, sonra bu işi araştırmaya koyulabiliriz. Rusya da Parapsikoloji sahasında yapılan araştırmaların, bilimselleştirilip insanlığın hizmetine sunulmasına karşılık, yüzde doksan dokuzu veya tamamı Müslüman olan ülkelerde bunlara iltifat edilmemesi, bilim adına üzücü bir olaydır. Aslında bazı uçarı görüşleri bir yana bırakılarak, "Ruh ve Madde" derneği ile bu sahada araştırma yapan diğer kurumlarla bağlantı kurularak, çalışmaları incelenip bilimsel esaslara bağlansa, hem sağlam veriler elde etme açısından, hem de cinlerle temas kurma açısından çok yararlı olacağı kanaatindeyiz. Ne var ki, Jules Verne'nin dediği gibi, henüz böyle bir seyahati yapmaya müsait değiliz...
    1985-1986 yıllarında, Kayseri Lisesinde çalışırken, bir gün şimdi vefat etmiş olan bir öğretmen arkadaşımızı yerde yatmış debelenirken görünce bir hayli korkmuş ve üzülmüştüm. O güne kadar hiç saralı insan görmemiştim. Ellerinin, kollarının ve ayaklarının titremesi, başının sürekli oynaması, gözlerinin dönmesi ve ağzından çıkan köpükler ve alttan üsten vücudunun boşalıp o temiz insanın pislenmesi, cidden dehşet verici ve çok korkunçtu. Yaklaşıp ne olduğunu sorduğumda, inançlı arkadaşlar "bir şeyler oku" diyerek, saralı olduğunu söylediler. Yapılacak fazla bir şey olmadığı için, sadece ayak altından kaldırıp bir arkadaşın odasına taşıdılar. O gün, böyle bir hastalığa yakalanmamış olmanın şükrünü bir ömür kulluk yapsam ödeyemeyeceğim inancı ve tefekkürüyle geçirdim. Ne kadar bilmem öyle debelendikten sonra ayılınca arkadaş tamamen bitmişti. Blok derse girip teneffüse çıktığımızda yanına gitmek için nerede olduğunu sorunca, eve gönderildiğini öğrendim. Ertesi gün kendisiyle görüşüp geçmiş olsun dileklerimi bizzat ilettim ve hastalığından söz etmemek için kendimi ne kadar zorladımsa da konu yine oraya gelince arkadaş yüzünde belli belirsiz bir tebessümle, bizi üzdüğünü veya şahid olduğumuz diğer hususları düşünerek özür diledi. Aslında özür dileyecek bir şey yoktu, çünkü onun elinde olan bir şey yoktu. Ancak, hastalığı konusunda tecrübeleri olduğundan, o esnada elinde olmayarak da olsa neler yaptığını bildiği için özür dilemişti.
    Sara hastaları, nöbetin gelişini bilmiyor mu bilemiyorum ama, bu arkadaşımızın hissettiğini söylediğini ve dersten çıkmak için bile geç kaldığını söylediklerini hatırlıyorum. Sınıfta yakalanmıştı ve kendisini dışarıya zor atmıştı. Nitekim böyle bir nöbetinin sokakta geldiği başka bir gün de, düşüp başını bir yere çarpmış ve beyin kanaması geçirerek, hastanede kurtarılamadan ruhunu teslim etmiş. Allah rahmet etsin...
    Bu konuda hocam yine, cinlerin etkisinden bahsederek şöyle diyor:
    "Kanser gibi sara hastalığında da habis ruhların etkisini kabul etmek, akla uygun bir yol olsa gerek... Kim bilir belki de cinler, beyinde bir kısım guddelerin normal çalışmasına ve fonksiyonlarını icra etmelerine mani olmaktadırlar."(3)
    Cinlerin sebep olabileceği başka bir husus ise akıl hastalıklarıdır. Ruh hekimleri tarafından araştırılması gereken bu iş, bunu menfaat temin etmede kullanmak isteyen büyücülere ve muskacılara fırsat verilmemesi açısından da önemlidir. Bu konuda yapılacak araştırmalar, konuyu gün yüzüne çıkaracağı gibi, yeni tanımlar ve terimler de ortaya koyacak, tıbbı zenginleştirecektir. Şartlı ve ön yargılı bakılan bu tür vakaların toplumda var olması ve tedavisi konusunda da fazla bir şey yapılamamsı gösteriyor ki, konu olaya yaklaşılması açısından, akıl hastalıklarının cinlerle ilgisinin araştırılmasını gerekli hale getirmektedir.
    Akıl hastalıkları konusunda, cinlerin habislerinin parmağının olup olmadığı ile ilgili olarak, F. Gülen Hocaefendiye ait kitaptan şu satırları nakletmek yerinde olur kanaatindeyiz:





+ Yorum Gönder