Konusunu Oylayın.: Yaşamla ilgili soru

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Yaşamla ilgili soru
  1. 23.Ekim.2009, 10:16
    13
    beygu
    Kardeşiniz

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mayıs.2007
    Üye No: 597
    Mesaj Sayısı: 143
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: dünyada bir yer

    --->: yaşamla ilgili-soru

    reklam


    --->: yaşamla ilgili-soru isimli yazı www.Mumsema.com--->: yaşamla ilgili-soru
    steve jobs'un stanford üniversitesi diploma töreninde yaptığı mükemmel konuşma acayip gaza getirici ve yol göstericidir üç ana hikayeden oluşmaktadır her bir hikayesinde ayrı bir ders verdiği konuşmanın ana başlığı ‘aç kal budala kal’ olarak geçmektedir videoyu izlediğim andan itibaren çevirip bu ortama taşıma derdiyle yanarken uzun araştırmalar sonucunda sadece bir kaynakta hazır çevrilmiş halini buldum ve copy paste iyi ki varsın!

    ilk hikaye: noktaları birleştirmek

    ‘ilk 6 aydan sonra reed üniversitesinde derslere girmeyi bıraktım, ancak gerçek anlamda okulu bırakana kadar bir 18 ay kadar daha okulda kaldım okulu neden bıraktım?

    olay ben doğmadan başlamıştı biyolojik annem genç, evlenmemiş bir üniversite mezunuydu ve beni evlatlık vermeye karar vermişti beni üniversite mezunu bir çiftin evlatlık almasını çok istiyordu, sonunda da bir avukat ve karısı tarafından alınmam için herşey hazırdı tek sorun, ben ortaya çıktıktan sonra, beni evlat edinecek çiftin esasında bir kız çocuğu istediklerini anlamış olmalarıydı bir gece yarısı, bekleme listesinde olan müstakbel aileme bir telefon geldi: ‘elimizde beklenmedik bir erkek bebek var, onu istiyor musunuz?’ onlar da ‘tabii ki’ diye yanıtladılar biyolojik annem, annemin üniversiteyi, babamın ise liseyi bile bitirmemiş olduğunu öğrendiğinde evlatlık verme işlemini tamamlayacak son kağıtları imzalamayı reddetti ancak birkaç ay sonra, ailemin beni üniversiteye yollayacaklarına dair söz verdikten sonra ikna oldu

    ve 17 sene sonra üniversiteye başladım ama saf bir şekilde neredeyse stanford kadar pahalı bir okul seçtim, ve emekçi ailemin bütün birikimleri benim okul parama gidiyordu altı ay sonra, buna değmeyeceğini farkettim hayatımla ilgili ne yapmam gerektiği konusunda hiçbir fikrim yoktu ve üniversitenin de bunu bulmam için bana nasıl fayda sağlayacağını çözememiştim ve orada durmuş ailemin hayat boyu biriktirdiği parayı harcıyordum sonuçta okulu bırakmaya ve herşeyin yoluna gireceğine inanmaya karar verdim o zaman çok korkutucu gelmişti ama geriye dönüp baktığımda hayatımda verdiğim en iyi kararlardan biri olduğunu görüyorum okulu bıraktığım an, zorunlu fakat gereksiz olan ve ilgimi çekmeyen tüm dersleri almama gerek kalmamıştı böylece sadece bana ilginç gözüken derslere girebilecektim

    bu aslında hiç de romantik bir durum değildi yurt odam olmadığından arkadaşlarımın odalarında yerde yatıyor, kola şişelerinin 5 sentlik depozitolarıyla yemek alıyor, her pazar akşamı güzel bir yemek yemek için 7 mil uzaktaki hare krishna kilisesine gidiyordum çok güzeldi merakım ve sezgilerim sayesinde içine düştüğüm çoğu şey daha sonra benim için paha biçilmez deneyimlere dönüştü

    bir örnek vereyim: o zamanlar reed üniversitesi muhtemelen ülkedeki en iyi kaligrafi dersini veriyordu kampüsteki her poster, çekmecelerdeki her etiket, çok güzel şekilde elle kaligre edilmişti okulu bırakmış olduğum ve zorunlu dersleri almak zorunda olmadığım için kaligrafi dersi alıp nasıl yapıldığını öğrenmeye karar verdim serif ve san serif yazı karakterleri, değişik harf kombinasyonları arasındaki boşluğu ayarlama ve harika bir tipografiyi harika yapanın ne olduğu hakkında çok şey öğrendim çok güzeldi; tarihsel ve sanatsal olarak o kadar inceydi ki bilim hiçbir şekilde bunu yakalayamazdı ve ben bunu muhteşem buldum bunların hayatımda pratik bir uygulama bulma olasılığı yoktu ama on sene sonra, ilk macintosh’u tasarlarken, bir anda aklıma geliverdi bunların hepsini mac’te kullandık mac güzel bir tipografiye sahip ilk bilgisayardı

    eğer o derse hiç girmemiş olsaydım, mac hiç çok yönlü yazı karakterlerine veya boşlukları doğru orantıda kullanan fontlara sahip olmayacaktı windows da mac’ten kopyaladığına göre, hiçbir kişisel bilgisayarın bunlara sahip olmayacağı muhtemeldir okulu bırakmamış olsaydım, o kaligrafi dersine girmemiş olacaktım, ve kişisel bilgisayarlar şu an sahip oldukları o harika tipografiye sahip olamayabileceklerdi tabii ki üniversitedeyken noktaları ileriye bakarak birleştirmek imkansızdı fakat on sene sonra geriye dönüp baktığımda herşey çok ama çok berraktı

    tekrar söylüyorum, noktaları ileriye bakarak birleştiremezsiniz; onları sadece geriye baktığınızda birleştirebilirsiniz noktaların gelecekte bir şekilde birleşeceğine inanmanız gerekiyor bir şeye güvenmelisiniz - tanrıya, cesaretinize, kaderinize, hayata, karmaya, herhangi bir şeye bu yaklaşım beni hiçbir zaman yolda bırakmadığı gibi hayatımı da bütünüyle değiştirdi’


    ikinci hikaye: sevgi ve kaybetmek

    ‘hayatımın erken bir döneminde neyi sevdiğimi bulduğum için şanslıydımm woz ve ben appleı 20 yaşındayken ailemin garajında kurduk çok yoğun çalıştık, ve 10 sene sonra apple garajdaki iki kişiden, 4000 çalışanı olan 2 milyar dolarlık bir şirkete dönüşmüştü en nadide ürünümüz macintosh’u piyasaya sürdüğümüzde ben 30 yaşına yeni basmıştım
    ardından kovuldum
    kendi kurduğunuz bir şirketten nasıl kovulabilirsiniz? şöyle: apple büyük bir şirket haline geldiği için biz de şirketi benimle birlikte yönetebilicek, yetenekli olduğuna inandığım birini işe aldık ve ilk sene işler iyi gitti fakat daha sonra, geleceğe yönelik görüşlerimiz farklılık göstermeye başladı ve bir noktada koptu bu noktada yönetim kurulumuz onun tarafında yer aldı sonuçta 30 yaşımda dışarda kalmıştım hem de herkesin gözü önünde hayatımın odak noktası olan şey bir anda yokolmuştu, bu büyük bir yıkımdı
    birkaç ay ne yapacağımı bilemedim bir önceki girişimci nesli yüz üstü bbırakmış, rütbe tam bana teslim edilirken onu elimden düşürmüş gibi hissetmiştim dave packard ve bob noyce’dan bu başarısızlığım için özür diledim fazla göz önünde olan bir başarısızlık sembolü olmuştum ve vadiden kaçmayı bile düşündüm fakat içimde bir şeyler uyanmaya başladı yaptığım işi hala sevdiğimi farkettim apple’da olanlar bunu en ufak şekilde değiştirememişti
    dışlanmıştım ama hala aşıktım ve yeniden başlamaya karar verdim
    o zaman farkına varmamıştım ama apple’dan kovulmak başıma gelebilecek en iyi şey olmuştu başarılı olmanın ağırlığı; yeniden başlamanın hafifliğiyle yer değiştirmişti, hiçbir şey hakkında eskisi kadar emin değildim hayatımın en yaratıcı dönemine girmek üzere özgürleşmiştim
    sonraki beş sene next adında bir şirket kurdum, pixar adında başka bir şirket, ve eşim olacak inanılmaz kadına aşık olmuştum pixar’da dünyanın ilk bilgisayar animasyon filmi toy story‘yi yarattık ve şu an dünyanın en başarılı animasyon stüdyosuyuz inanılmaz olaylar zincirinden sonra, apple next’i satın aldı, ben apple’a döndüm ve apple’ın yenilenmesinin kalbinde next’te geliştirdiğimiz teknoloji yatıyor ve laurence ile harika bir aile kurduk
    apple’dan kovulmamış olsaydım bunların hiçbirinin olmayacağndan son derece eminim tadı çok kötü bir ilaçtı, ama sanırım hastanın da buna ihtiyacı vardı
    bazen hayat kafanıza bir tuğlayla vurur sakın inancınızı kaybetmeyin
    devam etmeme sebep olan şeyin yaptığım işe olan aşkım olduğuna ikna olmuş durumdayım neyi sevdiğinizi bulmanı gerek ve bu aşklarınız için geçerli olduğu gibi işiniz için de geçerlidir işiniz hayatınızın büyük bir kısmını kaplayacak ve gerçek anlamda tatmin olmanın tek yolu harika bir iş olduğuna inandığınız şeyi yapmanızdır ve harika bir iş yapmanın tek yolu ise yaptığınız işi sevmenizden geçer henüz bulamadıysanız, aramaya devam edin
    durulmayın tüm gönül meseleleri gibi, onu bulduğunuz zaman anlayacaksız ve her büyük ilişki gibi, seneler geçtikçe daha da güzelleşecek yani bulana kadar devam edin yılmayın ’


    üçüncü hikaye: ölüm

    ‘on yedi yaşınndayken, şöyle bir şey okumuştum:
    ‘her gününü, hayatının son günüymüş gibi yaşarsan, günün birinde haklı çıkarsın ’
    bu cümle beni çok etkilemişti ve o günden bu yana, yani 33 yıldır, her sabah aynaya bakıp, kendi kendime hep şunu sordum: ‘eğer bugün hayatının son günü olsaydı, bugün (normalde) yapacağın şeyleri yapmak ister miydim?’ uzun süre art arda, ‘hayır,’ yanıtını verdiğimde, bir şeyleri değiştirmem gerektiğini anladım
    insanın kısa süre içinde öleceğini bilmesi, yaşantısına damga vuracak kararlar vermesi açısından büyük önem taşır çünkü her şey, tüm dış beklentiler, gururlar, küçük düşme ya da başarısızlık korkuları - tüm bunlar ölüm karşısında değerlerini yitirir, yalnızca ölümdür önemli olan
    kaybedecek bir şeyler olduğu (tuzak) düşünceyi yok etmenin en iyi yolu insanın öleceğini hatırlamasıdır zaten çıplak ve savunmasızsın yüreğinin sesini dinlememen için hiçbir neden yok
    bir yıl kadar önce bana kanser teşhisi kondu sabah 7:30?da girdiğim ultrasonda pankreastaki tümör bariz bir şekilde görünüyordu bense pankreasın ne olduğunu bile bilmiyordum doktorlar bu tip bir kanserin tedavisinin neredeyse imkansız olduğunu ve üç ila altı aydan fazla yaşamayı beklemememi söylediler bu, çocuklarınıza ilerideki 10 yıl içinde söyleyeceklerinizi birkaç ay içinde söylemeye çalışmak demekti bu, aileniz rahatı için gerekli her şeyin kısa zamanda yapılması demekti bu veda etmek demekti
    bütün gün o teşhisle yaşadım akşama doğru biyopsi yapıldı, boğazımdan bir endoskop soktular, mide ve bağırsaklarımdan geçerek bir iğneyle pankreasımdaki tümörden birkaç hücre aldılar ben narkozla uyutulmuştum, fakat eşimin söylediğine göre doktorlar alınan hücreleri mikroskobun altına koyduklarında sevinç çığlıkları attığını söyledi benim kanserim ameliyatla tedavi edilebilecek bir türdenmiş ameliyat oldum ve şimdi iyileştim
    beni ölüme en çok yaklaştıran olay budur ve umarım uzun yıllar boyunca bir daha bu denli yaklaşmam bu deneyimi yaşamış biri olarak diyebilirim ki ölüm faydalı fakat sadece entelektüel bir kavramdır
    hiç kimse ölmek istemez cennete gitmek isteyenler bile, oraya gitmek uğruna ölümü göze almak istemezler oysa ölüm hepimizin ortak sonu şimdiye dek hiç kimse ölümden kaçamamıştır bunun böyle de olması gerekir, çünkü ölüm hayatın en güzel icatlarından birisi hayat’ın değişim ajanı yenilere yer açmak için, eskilerden kurtulmanın tek çaresi ‘Şu an için yeni sizsiniz, ama günün birinde, üstelik pek yakında siz de eskiyecek ve aradan çıkarılacaksınız ‘bu kadar acımasız olduğum için üzgünüm, ama gerçek bu
    zamanınız kısıtlı, bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına takılıp kalmayın başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin ve en önemlisi kalbinizin ve sezgilerinizin yolundan gidecek cesarete sahip olun kalbiniz ve sezgileriniz ne yapmak istediğinizi bilirler bunun dışındaki herşey ikinci planda
    gençliğimde, bizim neslin kutsal dergilerinden biri sayılan, the whole earth catalog adında inanılmaz bir yayın vardı menlo park yakınlarında yaşayan steward brand adında biri tarafından şiirsel bir tarzla kaleme alınmıştı size anlattığım bu olay, 1960lardan kalma, masa üstü bilgisayarlardan ve bilgisayar destekli yayınlardan önce, yani bu dergi daktilolar, makaslar ve polaroid kameraların yardımıyla yapılmıştı google ortaya çıkmadan 35 yıl önce, dergi formatında bir google gibiydi: idealistti, anlaşılır bilgiler ve harika görüşlerle doluydu
    stewart ve ekibi bunun birçok baskısını yayımladılar ve dergi miyadını doldurduğunda son bir baskı yaptılar 1970lerin ortalarıydı, o zamanlar sizin yaşlarınızdaydım son baskının arka kapağında, sabahın erken saatlerinde çekilmiş bir yol fotoğrafı vardı, hani her maceracının kendini otostop çekerken bulabileceği yollardan biri
    fotoğrafın altında şu sözler yer alıyordu: ‘aç kalın, budala kalın (stay hungry stay foolish) ’ aramızdan ayrılırken bize verdikleri veda mesajları buydu aç kalın, budala kalın kendim için hep bunu diledim ve şimdi, sizin için de aynı dilekte bulunuyorum:
    aç kalın, budala kalın ’


    denmesine gerek olmayan zaten yaşanan durumların söylenmişliği

    çok gaza getirici bir laftır ve zaten ‘sen beceremezsin’, ‘sen yapamazsın’ laflarına da çok benzemektedir tek farkla ‘bakın ben bunları umursamadım ve başardım lanet herif sen bana bak, gaza gel benim gibi bir milyonda bir rastlanan her şeyin yoluna gitmesi durumuna denk geleme’ ve ‘aç kal budala kal’ ve bunu kabüllen

    bakın üniversiteden ayrıldım ve başarıyı yakaladım tabi canım zaten her üniversiteden ayrılan başarılı olmaktadır üniversiteden ayrılanların bir milyonda biri, ayrılmayanların binde biri amaca ulaşıyor o kadar ve sen de sadece bir milyonda bire denk gelen birisisin o kadar sen zekisin, sen yeteneklisin, sen mac'a font yapmışsın, sen bilmem ne geliştirmişsin ama hiç mi işlerin bir şekilde yolunda gitmesinin bunda katkısı yok bir sürü kafası çalışan bir sürü font ve font psikolojisi bilen, programcılığın da kralı olan kişi bunlara ulaşamıyor işte şansı yaver gitmeyiveriyor ne yapsın vermeyince mabud ne yapsın mahmut mahmut istediğin kadar kendini geliştir, istediğin kadar garajlarda hayat geçir, istediğin kadar üniversiteen kaç mahmuuut ‘aç kal budala kal’

    kaymağı tereyağına çeviren fare sen kaç fareden o bakraçın dışına çıkabilen oldun kaymağı tereyağına çeviren fare neden kurtulmanı diğer hayvanlara yanlış anlattın senin o bakraçtan kurtulmanın aslını niçin diğerleri ile paylaşmadın ne sütü! ne sütü tereyağına çevirmesi! senin kurtuluşun şöyle değil miydi; ‘o bakraçta bir sürü fare vardı ve sen ölen diğer fareleri üst üste koyarak’ çıktın oradan bir de diğerleri bakraçın eğiminin yanlış kısmına denk gelmişti sen ise en kolay çıkılabilecek kısmındaydın neden bunlardan kimseye bahsetmedin de millete yalan attın, şansının yaver gitmesini sütün tereyağına çevrilmesi olarak anlattın hah şimdi sen de bakraçın dışındasın ve bu sana yetmeyecek, sen de ‘aç kal budala kal’

    elmaları parlatıp satan sonra amcasından kalan mirasa konan elma satıcısı bir tek sen doğruyu söyledin olayın elmalarla, elmaları alıp parlatmakla alakalı olmadığını söyledin ama olsun sen de, sen de evet evet sen de ‘aç kal budala kal’

    kaybettikçe kazandığını söyleyen ‘steve jobs‘ musun nesin ben de hep kaybediyom ama her kaybımdan sonra başımdan bir kaç tel daha eksiliyor, her geçen gün daha korkunç kabuslar görüyorum, her kayıptan sonra daha da çöküyor daha da yaşlandığımı hissediyorum her kaybımdan sonrası öğrenilmiş kehanet ve hiç bir zaman kazanamayacağım duyguları ile dolup taşıyor ve boşalıp duruyorum steve jobs sen de ‘aç kal budala kal’



  2. 23.Ekim.2009, 10:16
    13
    Kardeşiniz
    reklam


    steve jobs'un stanford üniversitesi diploma töreninde yaptığı mükemmel konuşma acayip gaza getirici ve yol göstericidir üç ana hikayeden oluşmaktadır her bir hikayesinde ayrı bir ders verdiği konuşmanın ana başlığı ‘aç kal budala kal’ olarak geçmektedir videoyu izlediğim andan itibaren çevirip bu ortama taşıma derdiyle yanarken uzun araştırmalar sonucunda sadece bir kaynakta hazır çevrilmiş halini buldum ve copy paste iyi ki varsın!

    ilk hikaye: noktaları birleştirmek

    ‘ilk 6 aydan sonra reed üniversitesinde derslere girmeyi bıraktım, ancak gerçek anlamda okulu bırakana kadar bir 18 ay kadar daha okulda kaldım okulu neden bıraktım?

    olay ben doğmadan başlamıştı biyolojik annem genç, evlenmemiş bir üniversite mezunuydu ve beni evlatlık vermeye karar vermişti beni üniversite mezunu bir çiftin evlatlık almasını çok istiyordu, sonunda da bir avukat ve karısı tarafından alınmam için herşey hazırdı tek sorun, ben ortaya çıktıktan sonra, beni evlat edinecek çiftin esasında bir kız çocuğu istediklerini anlamış olmalarıydı bir gece yarısı, bekleme listesinde olan müstakbel aileme bir telefon geldi: ‘elimizde beklenmedik bir erkek bebek var, onu istiyor musunuz?’ onlar da ‘tabii ki’ diye yanıtladılar biyolojik annem, annemin üniversiteyi, babamın ise liseyi bile bitirmemiş olduğunu öğrendiğinde evlatlık verme işlemini tamamlayacak son kağıtları imzalamayı reddetti ancak birkaç ay sonra, ailemin beni üniversiteye yollayacaklarına dair söz verdikten sonra ikna oldu

    ve 17 sene sonra üniversiteye başladım ama saf bir şekilde neredeyse stanford kadar pahalı bir okul seçtim, ve emekçi ailemin bütün birikimleri benim okul parama gidiyordu altı ay sonra, buna değmeyeceğini farkettim hayatımla ilgili ne yapmam gerektiği konusunda hiçbir fikrim yoktu ve üniversitenin de bunu bulmam için bana nasıl fayda sağlayacağını çözememiştim ve orada durmuş ailemin hayat boyu biriktirdiği parayı harcıyordum sonuçta okulu bırakmaya ve herşeyin yoluna gireceğine inanmaya karar verdim o zaman çok korkutucu gelmişti ama geriye dönüp baktığımda hayatımda verdiğim en iyi kararlardan biri olduğunu görüyorum okulu bıraktığım an, zorunlu fakat gereksiz olan ve ilgimi çekmeyen tüm dersleri almama gerek kalmamıştı böylece sadece bana ilginç gözüken derslere girebilecektim

    bu aslında hiç de romantik bir durum değildi yurt odam olmadığından arkadaşlarımın odalarında yerde yatıyor, kola şişelerinin 5 sentlik depozitolarıyla yemek alıyor, her pazar akşamı güzel bir yemek yemek için 7 mil uzaktaki hare krishna kilisesine gidiyordum çok güzeldi merakım ve sezgilerim sayesinde içine düştüğüm çoğu şey daha sonra benim için paha biçilmez deneyimlere dönüştü

    bir örnek vereyim: o zamanlar reed üniversitesi muhtemelen ülkedeki en iyi kaligrafi dersini veriyordu kampüsteki her poster, çekmecelerdeki her etiket, çok güzel şekilde elle kaligre edilmişti okulu bırakmış olduğum ve zorunlu dersleri almak zorunda olmadığım için kaligrafi dersi alıp nasıl yapıldığını öğrenmeye karar verdim serif ve san serif yazı karakterleri, değişik harf kombinasyonları arasındaki boşluğu ayarlama ve harika bir tipografiyi harika yapanın ne olduğu hakkında çok şey öğrendim çok güzeldi; tarihsel ve sanatsal olarak o kadar inceydi ki bilim hiçbir şekilde bunu yakalayamazdı ve ben bunu muhteşem buldum bunların hayatımda pratik bir uygulama bulma olasılığı yoktu ama on sene sonra, ilk macintosh’u tasarlarken, bir anda aklıma geliverdi bunların hepsini mac’te kullandık mac güzel bir tipografiye sahip ilk bilgisayardı

    eğer o derse hiç girmemiş olsaydım, mac hiç çok yönlü yazı karakterlerine veya boşlukları doğru orantıda kullanan fontlara sahip olmayacaktı windows da mac’ten kopyaladığına göre, hiçbir kişisel bilgisayarın bunlara sahip olmayacağı muhtemeldir okulu bırakmamış olsaydım, o kaligrafi dersine girmemiş olacaktım, ve kişisel bilgisayarlar şu an sahip oldukları o harika tipografiye sahip olamayabileceklerdi tabii ki üniversitedeyken noktaları ileriye bakarak birleştirmek imkansızdı fakat on sene sonra geriye dönüp baktığımda herşey çok ama çok berraktı

    tekrar söylüyorum, noktaları ileriye bakarak birleştiremezsiniz; onları sadece geriye baktığınızda birleştirebilirsiniz noktaların gelecekte bir şekilde birleşeceğine inanmanız gerekiyor bir şeye güvenmelisiniz - tanrıya, cesaretinize, kaderinize, hayata, karmaya, herhangi bir şeye bu yaklaşım beni hiçbir zaman yolda bırakmadığı gibi hayatımı da bütünüyle değiştirdi’


    ikinci hikaye: sevgi ve kaybetmek

    ‘hayatımın erken bir döneminde neyi sevdiğimi bulduğum için şanslıydımm woz ve ben appleı 20 yaşındayken ailemin garajında kurduk çok yoğun çalıştık, ve 10 sene sonra apple garajdaki iki kişiden, 4000 çalışanı olan 2 milyar dolarlık bir şirkete dönüşmüştü en nadide ürünümüz macintosh’u piyasaya sürdüğümüzde ben 30 yaşına yeni basmıştım
    ardından kovuldum
    kendi kurduğunuz bir şirketten nasıl kovulabilirsiniz? şöyle: apple büyük bir şirket haline geldiği için biz de şirketi benimle birlikte yönetebilicek, yetenekli olduğuna inandığım birini işe aldık ve ilk sene işler iyi gitti fakat daha sonra, geleceğe yönelik görüşlerimiz farklılık göstermeye başladı ve bir noktada koptu bu noktada yönetim kurulumuz onun tarafında yer aldı sonuçta 30 yaşımda dışarda kalmıştım hem de herkesin gözü önünde hayatımın odak noktası olan şey bir anda yokolmuştu, bu büyük bir yıkımdı
    birkaç ay ne yapacağımı bilemedim bir önceki girişimci nesli yüz üstü bbırakmış, rütbe tam bana teslim edilirken onu elimden düşürmüş gibi hissetmiştim dave packard ve bob noyce’dan bu başarısızlığım için özür diledim fazla göz önünde olan bir başarısızlık sembolü olmuştum ve vadiden kaçmayı bile düşündüm fakat içimde bir şeyler uyanmaya başladı yaptığım işi hala sevdiğimi farkettim apple’da olanlar bunu en ufak şekilde değiştirememişti
    dışlanmıştım ama hala aşıktım ve yeniden başlamaya karar verdim
    o zaman farkına varmamıştım ama apple’dan kovulmak başıma gelebilecek en iyi şey olmuştu başarılı olmanın ağırlığı; yeniden başlamanın hafifliğiyle yer değiştirmişti, hiçbir şey hakkında eskisi kadar emin değildim hayatımın en yaratıcı dönemine girmek üzere özgürleşmiştim
    sonraki beş sene next adında bir şirket kurdum, pixar adında başka bir şirket, ve eşim olacak inanılmaz kadına aşık olmuştum pixar’da dünyanın ilk bilgisayar animasyon filmi toy story‘yi yarattık ve şu an dünyanın en başarılı animasyon stüdyosuyuz inanılmaz olaylar zincirinden sonra, apple next’i satın aldı, ben apple’a döndüm ve apple’ın yenilenmesinin kalbinde next’te geliştirdiğimiz teknoloji yatıyor ve laurence ile harika bir aile kurduk
    apple’dan kovulmamış olsaydım bunların hiçbirinin olmayacağndan son derece eminim tadı çok kötü bir ilaçtı, ama sanırım hastanın da buna ihtiyacı vardı
    bazen hayat kafanıza bir tuğlayla vurur sakın inancınızı kaybetmeyin
    devam etmeme sebep olan şeyin yaptığım işe olan aşkım olduğuna ikna olmuş durumdayım neyi sevdiğinizi bulmanı gerek ve bu aşklarınız için geçerli olduğu gibi işiniz için de geçerlidir işiniz hayatınızın büyük bir kısmını kaplayacak ve gerçek anlamda tatmin olmanın tek yolu harika bir iş olduğuna inandığınız şeyi yapmanızdır ve harika bir iş yapmanın tek yolu ise yaptığınız işi sevmenizden geçer henüz bulamadıysanız, aramaya devam edin
    durulmayın tüm gönül meseleleri gibi, onu bulduğunuz zaman anlayacaksız ve her büyük ilişki gibi, seneler geçtikçe daha da güzelleşecek yani bulana kadar devam edin yılmayın ’


    üçüncü hikaye: ölüm

    ‘on yedi yaşınndayken, şöyle bir şey okumuştum:
    ‘her gününü, hayatının son günüymüş gibi yaşarsan, günün birinde haklı çıkarsın ’
    bu cümle beni çok etkilemişti ve o günden bu yana, yani 33 yıldır, her sabah aynaya bakıp, kendi kendime hep şunu sordum: ‘eğer bugün hayatının son günü olsaydı, bugün (normalde) yapacağın şeyleri yapmak ister miydim?’ uzun süre art arda, ‘hayır,’ yanıtını verdiğimde, bir şeyleri değiştirmem gerektiğini anladım
    insanın kısa süre içinde öleceğini bilmesi, yaşantısına damga vuracak kararlar vermesi açısından büyük önem taşır çünkü her şey, tüm dış beklentiler, gururlar, küçük düşme ya da başarısızlık korkuları - tüm bunlar ölüm karşısında değerlerini yitirir, yalnızca ölümdür önemli olan
    kaybedecek bir şeyler olduğu (tuzak) düşünceyi yok etmenin en iyi yolu insanın öleceğini hatırlamasıdır zaten çıplak ve savunmasızsın yüreğinin sesini dinlememen için hiçbir neden yok
    bir yıl kadar önce bana kanser teşhisi kondu sabah 7:30?da girdiğim ultrasonda pankreastaki tümör bariz bir şekilde görünüyordu bense pankreasın ne olduğunu bile bilmiyordum doktorlar bu tip bir kanserin tedavisinin neredeyse imkansız olduğunu ve üç ila altı aydan fazla yaşamayı beklemememi söylediler bu, çocuklarınıza ilerideki 10 yıl içinde söyleyeceklerinizi birkaç ay içinde söylemeye çalışmak demekti bu, aileniz rahatı için gerekli her şeyin kısa zamanda yapılması demekti bu veda etmek demekti
    bütün gün o teşhisle yaşadım akşama doğru biyopsi yapıldı, boğazımdan bir endoskop soktular, mide ve bağırsaklarımdan geçerek bir iğneyle pankreasımdaki tümörden birkaç hücre aldılar ben narkozla uyutulmuştum, fakat eşimin söylediğine göre doktorlar alınan hücreleri mikroskobun altına koyduklarında sevinç çığlıkları attığını söyledi benim kanserim ameliyatla tedavi edilebilecek bir türdenmiş ameliyat oldum ve şimdi iyileştim
    beni ölüme en çok yaklaştıran olay budur ve umarım uzun yıllar boyunca bir daha bu denli yaklaşmam bu deneyimi yaşamış biri olarak diyebilirim ki ölüm faydalı fakat sadece entelektüel bir kavramdır
    hiç kimse ölmek istemez cennete gitmek isteyenler bile, oraya gitmek uğruna ölümü göze almak istemezler oysa ölüm hepimizin ortak sonu şimdiye dek hiç kimse ölümden kaçamamıştır bunun böyle de olması gerekir, çünkü ölüm hayatın en güzel icatlarından birisi hayat’ın değişim ajanı yenilere yer açmak için, eskilerden kurtulmanın tek çaresi ‘Şu an için yeni sizsiniz, ama günün birinde, üstelik pek yakında siz de eskiyecek ve aradan çıkarılacaksınız ‘bu kadar acımasız olduğum için üzgünüm, ama gerçek bu
    zamanınız kısıtlı, bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına takılıp kalmayın başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin ve en önemlisi kalbinizin ve sezgilerinizin yolundan gidecek cesarete sahip olun kalbiniz ve sezgileriniz ne yapmak istediğinizi bilirler bunun dışındaki herşey ikinci planda
    gençliğimde, bizim neslin kutsal dergilerinden biri sayılan, the whole earth catalog adında inanılmaz bir yayın vardı menlo park yakınlarında yaşayan steward brand adında biri tarafından şiirsel bir tarzla kaleme alınmıştı size anlattığım bu olay, 1960lardan kalma, masa üstü bilgisayarlardan ve bilgisayar destekli yayınlardan önce, yani bu dergi daktilolar, makaslar ve polaroid kameraların yardımıyla yapılmıştı google ortaya çıkmadan 35 yıl önce, dergi formatında bir google gibiydi: idealistti, anlaşılır bilgiler ve harika görüşlerle doluydu
    stewart ve ekibi bunun birçok baskısını yayımladılar ve dergi miyadını doldurduğunda son bir baskı yaptılar 1970lerin ortalarıydı, o zamanlar sizin yaşlarınızdaydım son baskının arka kapağında, sabahın erken saatlerinde çekilmiş bir yol fotoğrafı vardı, hani her maceracının kendini otostop çekerken bulabileceği yollardan biri
    fotoğrafın altında şu sözler yer alıyordu: ‘aç kalın, budala kalın (stay hungry stay foolish) ’ aramızdan ayrılırken bize verdikleri veda mesajları buydu aç kalın, budala kalın kendim için hep bunu diledim ve şimdi, sizin için de aynı dilekte bulunuyorum:
    aç kalın, budala kalın ’


    denmesine gerek olmayan zaten yaşanan durumların söylenmişliği

    çok gaza getirici bir laftır ve zaten ‘sen beceremezsin’, ‘sen yapamazsın’ laflarına da çok benzemektedir tek farkla ‘bakın ben bunları umursamadım ve başardım lanet herif sen bana bak, gaza gel benim gibi bir milyonda bir rastlanan her şeyin yoluna gitmesi durumuna denk geleme’ ve ‘aç kal budala kal’ ve bunu kabüllen

    bakın üniversiteden ayrıldım ve başarıyı yakaladım tabi canım zaten her üniversiteden ayrılan başarılı olmaktadır üniversiteden ayrılanların bir milyonda biri, ayrılmayanların binde biri amaca ulaşıyor o kadar ve sen de sadece bir milyonda bire denk gelen birisisin o kadar sen zekisin, sen yeteneklisin, sen mac'a font yapmışsın, sen bilmem ne geliştirmişsin ama hiç mi işlerin bir şekilde yolunda gitmesinin bunda katkısı yok bir sürü kafası çalışan bir sürü font ve font psikolojisi bilen, programcılığın da kralı olan kişi bunlara ulaşamıyor işte şansı yaver gitmeyiveriyor ne yapsın vermeyince mabud ne yapsın mahmut mahmut istediğin kadar kendini geliştir, istediğin kadar garajlarda hayat geçir, istediğin kadar üniversiteen kaç mahmuuut ‘aç kal budala kal’

    kaymağı tereyağına çeviren fare sen kaç fareden o bakraçın dışına çıkabilen oldun kaymağı tereyağına çeviren fare neden kurtulmanı diğer hayvanlara yanlış anlattın senin o bakraçtan kurtulmanın aslını niçin diğerleri ile paylaşmadın ne sütü! ne sütü tereyağına çevirmesi! senin kurtuluşun şöyle değil miydi; ‘o bakraçta bir sürü fare vardı ve sen ölen diğer fareleri üst üste koyarak’ çıktın oradan bir de diğerleri bakraçın eğiminin yanlış kısmına denk gelmişti sen ise en kolay çıkılabilecek kısmındaydın neden bunlardan kimseye bahsetmedin de millete yalan attın, şansının yaver gitmesini sütün tereyağına çevrilmesi olarak anlattın hah şimdi sen de bakraçın dışındasın ve bu sana yetmeyecek, sen de ‘aç kal budala kal’

    elmaları parlatıp satan sonra amcasından kalan mirasa konan elma satıcısı bir tek sen doğruyu söyledin olayın elmalarla, elmaları alıp parlatmakla alakalı olmadığını söyledin ama olsun sen de, sen de evet evet sen de ‘aç kal budala kal’

    kaybettikçe kazandığını söyleyen ‘steve jobs‘ musun nesin ben de hep kaybediyom ama her kaybımdan sonra başımdan bir kaç tel daha eksiliyor, her geçen gün daha korkunç kabuslar görüyorum, her kayıptan sonra daha da çöküyor daha da yaşlandığımı hissediyorum her kaybımdan sonrası öğrenilmiş kehanet ve hiç bir zaman kazanamayacağım duyguları ile dolup taşıyor ve boşalıp duruyorum steve jobs sen de ‘aç kal budala kal’



  3. 28.Aralık.2009, 05:31
    14
    DZALBAY
    Seyirci Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 08.Temmuz.2008
    Üye No: 24825
    Mesaj Sayısı: 2,274
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 38
    Yaş: 61

    --->: yaşamla ilgili-soru

    reklam


    En güzel cevap OGOG kardeşten gelmiş...

    Rabbim cc herkesten razı olsun.


  4. 28.Aralık.2009, 05:31
    14
    Seyirci Üye
    reklam


    En güzel cevap OGOG kardeşten gelmiş...

    Rabbim cc herkesten razı olsun.





+ Yorum Gönder
Git İlk 12