Konusunu Oylayın.: İlim nedir?

5 üzerinden 4.25 | Toplam : 4 kişi
İlim nedir?
  1. 09.Eylül.2013, 19:41
    1
    n_dish
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Kasım.2011
    Üye No: 91917
    Mesaj Sayısı: 5
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Bulunduğu yer: Hak Yolunda

    İlim nedir?






    İlim nedir? Mumsema Bir saat ilim öğrenmek veya öğretmek, sabaha kadar ibadetten daha sevaptır. gibi birçok ilim ile ilgili söz ile karşılaşmaktayım bu ilimden kasıt nedir ne öğrenmeliyiz ??


  2. 09.Eylül.2013, 19:41
    1
    Üye



  3. 09.Eylül.2013, 23:31
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,585
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Ilim nedir ??




    İslamın teşvik ettiği ilim, faydalı olan her ilimdir.

    İLİM NEDİR?
    Sözlükte "bilmek, şuurda hasıl olmak, sağlam ve kesin bir biçimde, bir şeyin gerçeğini bilmek" gibi anlamlara gelen ilim, kelâm ilminde, vakıaya uygun olan kesin inanç; aklın ve duyuların mevzuuna giren her şeyin tanınmasını sağlayan sıfat; zıttına ihtimal verilmeyecek şekilde mânaları birbirinden ayırdetme sıfatı şeklinde tanımlanmıştır.

    İlim kelimesi türevleriyle birlikte Kur'ân'da 750 yerde geçmekte olup, Allâh ve O'nun yarattıklarından şuur sahibi olan insan ve melekler için kullanılmıştır. Bununla birlikte, okumak, düşünmek, ibret almak, akıl, nazar, hikmet, fikir, âyet gibi ilim ile ilgili kelimeler de dikkate alındığında, Kur'ân'daki her dört âyetten birinin ilimle ilgili olduğu görülür. Kur'ân'da ilim ile ilgili âyetlerden bazıları şöyledir: "Siz hiçbir şey bilmezken Allah, sizi analarınızın karnından çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalbler verdi." (Nahl, 16/78); "Allah Âdem'e bütün isimleri ögretti, sonra onları önce meleklere arzedip "eğer siz sözünüzde sâdık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin" dedi." (Bakara, 2/31) Böylece insana nesnelerin adlarını kullanma yeteneği bahşedilmiş olmaktadır. Diğer bir ifâde ile insana meleklerin bile sahip olamadıkları bir bilgi verilmiştir.

    Çünkü Cenab-ı Hak Hz. Adem'e bütün eşyanın kendisini, sıfatını ve ne iş yapabileceğini, neye yaradığını öğretti. Bu ilâhî ikrâm, Hz. Âdem'le başlamış ve zamanımıza kadar artarak devam etmiştir. İnsanlar çok çeşitli yollardan, özellikle peygamberler ve onların getirdiği kitaplar aracılığı ile bilgilendirilmiş ve aydınlatılmıştır. Kur'ân'da vurgulandığı gibi kendilerine hikmet verilenlere gerçekte büyük hayır verilmiştir (Bakara, 2/269). Zira anlamak insanı şereflendirir. Aklın ideali doğruyu yanlıştan ayırdetmektir. Aklını kullanmayanlar sağır, dilsiz ve kör gibidirler (Bakara, 2/171). İlim, Allah'ın subutî sıfatlarından biri olup olmuşu, olanı, olacağı, gizliyi, açığı, kısacası her şeyi bilmesi demektir[/QUOTE]


  4. 09.Eylül.2013, 23:31
    2
    Moderatör



    İslamın teşvik ettiği ilim, faydalı olan her ilimdir.

    İLİM NEDİR?
    Sözlükte "bilmek, şuurda hasıl olmak, sağlam ve kesin bir biçimde, bir şeyin gerçeğini bilmek" gibi anlamlara gelen ilim, kelâm ilminde, vakıaya uygun olan kesin inanç; aklın ve duyuların mevzuuna giren her şeyin tanınmasını sağlayan sıfat; zıttına ihtimal verilmeyecek şekilde mânaları birbirinden ayırdetme sıfatı şeklinde tanımlanmıştır.

    İlim kelimesi türevleriyle birlikte Kur'ân'da 750 yerde geçmekte olup, Allâh ve O'nun yarattıklarından şuur sahibi olan insan ve melekler için kullanılmıştır. Bununla birlikte, okumak, düşünmek, ibret almak, akıl, nazar, hikmet, fikir, âyet gibi ilim ile ilgili kelimeler de dikkate alındığında, Kur'ân'daki her dört âyetten birinin ilimle ilgili olduğu görülür. Kur'ân'da ilim ile ilgili âyetlerden bazıları şöyledir: "Siz hiçbir şey bilmezken Allah, sizi analarınızın karnından çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalbler verdi." (Nahl, 16/78); "Allah Âdem'e bütün isimleri ögretti, sonra onları önce meleklere arzedip "eğer siz sözünüzde sâdık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin" dedi." (Bakara, 2/31) Böylece insana nesnelerin adlarını kullanma yeteneği bahşedilmiş olmaktadır. Diğer bir ifâde ile insana meleklerin bile sahip olamadıkları bir bilgi verilmiştir.

    Çünkü Cenab-ı Hak Hz. Adem'e bütün eşyanın kendisini, sıfatını ve ne iş yapabileceğini, neye yaradığını öğretti. Bu ilâhî ikrâm, Hz. Âdem'le başlamış ve zamanımıza kadar artarak devam etmiştir. İnsanlar çok çeşitli yollardan, özellikle peygamberler ve onların getirdiği kitaplar aracılığı ile bilgilendirilmiş ve aydınlatılmıştır. Kur'ân'da vurgulandığı gibi kendilerine hikmet verilenlere gerçekte büyük hayır verilmiştir (Bakara, 2/269). Zira anlamak insanı şereflendirir. Aklın ideali doğruyu yanlıştan ayırdetmektir. Aklını kullanmayanlar sağır, dilsiz ve kör gibidirler (Bakara, 2/171). İlim, Allah'ın subutî sıfatlarından biri olup olmuşu, olanı, olacağı, gizliyi, açığı, kısacası her şeyi bilmesi demektir[/QUOTE]


  5. 10.Eylül.2013, 14:10
    3
    n_dish
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Kasım.2011
    Üye No: 91917
    Mesaj Sayısı: 5
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Bulunduğu yer: Hak Yolunda

    Cevap: İlim nedir?

    teşekkür ederm cevabınız için daha ayrıntılı merak ediyorum


  6. 10.Eylül.2013, 14:10
    3
    Üye
    teşekkür ederm cevabınız için daha ayrıntılı merak ediyorum


  7. 11.Eylül.2013, 00:29
    4
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,585
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: İlim nedir?

    İLİM NEDİR?
    İlim hakkında geniş bilgi



    İslâm kültüründe ilâhî ve beşerî bilgi yanında bilim için de kullanılan kapsamlı bir terim.

    Sözlükte "bilmek" anlamına gelen İlim (Hm) genellikle "bilgi" ve "bilim" karşılı*ğında kullanılır. Klasik sözlüklerde "bir şeyi gerçek yönüyle kavramak, gerçekle örtüşen kesin İnanç (itikad), bir nesnenin şeklinin zihinde oluşması, nesneyi oldu*ğu gibi bilmek, nesnedeki gizliliğin orta*dan kalkması, tümel ve tikellerin kavran*masını sağlayan bir sıfat" gibi değişik şe*killerde tarif edilmiştir. "Bilgisizliğin (cehl) karşıtı" biçiminde de tanımlanır. Aynı kökten türeyen âlim, alîm, allâm ve al-lâme, ma'Iûm, malûmat, muallim, müteallim, muallem kelimeleri bilgi anla*mıyla bağlantılı olarak kullanılmaktadır. Âlim ve alîm sıfatlarına hem Allah hem de insan için yer verilmekle birlikte Allah için ikincisinin kullanımı daha yaygındır. Aynı şekilde allâm Allah için, allâme ise insanlar için kullanılmaktadır. Kök harf*leri aynı olmakla beraber "ilm" masdanndan türemeyip bilgi anlamıyla dolaylı ola*rak bağlantılı olan kelimeler de vardır. Alem, alâmet ve âlem bunlardandır.[110] İr*fan /marifet,fıkh /tefakkuh, hibre, şu-ûr ve itkân gibi kelimeler de sözlükte "bilmek" mânasına gelmekle birlikte son*radan kazandıkları teknik anlamları itiba*riyle gerek bilgi alanları gerekse bilgide kesinlik dereceleri bakımından farklı bağ*lamlarda kullanılmaktadır.[111] Nİsbeten geç dönem sözlük*lerinde marifet ilimden daha özel bir an*lama sahiptir. Çünkü marifette bilme fii*linin yöneldiği nesne tektir, ilimde ise bil*menin konusu umumidir. Ayrıca marifet*te "unutulan şeyin hatırlanıp tanınması" anlamı da vardır. Nitekim marifetin kar*şıtı inkâr, ilmin karşıtı ise cehl olarak gös*terilir.[112] İlim ke*limesi, ilimler tarihi boyunca "belli bir alana ait sistemli bilgi birikimini ifade eden disiplin" mânasında kullanılmıştır. Fen teriminin de İslâm'ın klasik çağında herhangi bir ilmî disiplini yahut bir ilme ait alt disiplinlerin her birini karşıladığı bilinmektedir. Modern dönemde fen din ilimlerini kapsayacak şekilde de kullanıl*mış, ancak çok defa din ilimleri için ilim. modern bilim için fen kelimesi tercih edilmiştir.

    Kuran ve Hadiste İlim. Kur'ân-1 Ke-rîm'de ilim kökünden türeyen kelimele*rin yaklaşık 750 yerde geçtiği görülmek*tedir. Bu sayı, bilginin ve bilme faaliyeti*nin Kur"ân mesajı bakımından önemini ortaya koymaktadır. Kur'ân-ı Kerîm'de ilim kavramı daha ziyade "ilâhî bilgi" ya*hut "vahiy" anlamında kullanılmakta, ay*rıca gerek insanın vahyedilmiş ilâhî haki*kate dair ilmi. gerekse bilme melekesiyle ilgili kazandığı dünyevî ilmi ifade etmek üzere çeşitli âyetlerde yer almaktadır. Bu*na göre ilim sahipleri yahut kendilerine ilim verilenler ilâhî bilgiye muhatap olan ve bu bilginin doğruluğuna inananlardır.[113] Bunun yanında Kur'an yüksek gerçeğin ne olduğu konusunda bilgisizce tartışanların, Allah'a karşı düşmanca tu*tum takınanların içine düştüğü kötü du*rumu da zikreder.[114] İlim sa*hibi olmadıkları için bu hale düşenler sa*dece zanna uymaktadır.[115] Halbuki onlar, acı azabı tatma vakti gel*diğinde gerçeği kesin bir ilimle (ilme'l-ya-kin) bilecekler, bu kesinliğin müşahede (ayne'l-yakin) ve yaşayarak bilme (hakka'l-yakin) derecelerini de idrak edeceklerdir.[116] Kıyamet gününde her nefis, gelecek için ne hazırladığını ve geride ne*leri bıraktığını da bilecektir.[117] İlâhî hakikat konu*sunda kendilerine ilim verilenler ise o ilim*de derinleştikleri veya dereceleri bizzat Allah tarafından yükseltildiği için belli se*viye farklılıkları arzedebilirler. Dolayısıyla her ilim sahibinin üzerinde daha fazla bil*giye sahip başka bir âlim vardır [118]Bu ilim dereceleri Allah'ta en mutlak ve kâmil seviyede bu*lunmaktadır. Her şey 0'nun ilminin ge*reği olarak gerçekleşmektedir. İnsan bir nimete ulaştığı zaman. "Bu bana bir ilim*den dolayı verildi" diyerek yaratılışa hük*meden ilâhî kararları yok saymamalıdır.[119] Çünkü Allah, Peygamber'inden, "Allah'ın hazineleri benim ya*nımda değil, bende gaybm bilgisi de yok" demesini istemiştir.[120] Al*lah'ın mutlak ilmine göre olup biten ha*diselerde âlimler için deliller, ibretler var*dır. Allah'ın kendi hakikatlerini kavratmak için verdiği örnekleri ancak âlimler akle-der, O'na hakkıyla saygı duyanlar da yine âlim kullarıdır.[121]

    Kur'an'da, doğrudan doğruya insanın zihnî melekeleri sayesinde elde ettiği bil*me, anlama, farkına varma, hatırlama gibi faaliyetleri için de ilim kökünden fiil*ler yer almaktadır. Meselâ "sebt günü"-nün kutsallığını ihlâl eden İsrâiloğulları'-nın bu dünyada aldıkları ilâhî cezayı göz*lemleyenler olayı hatırlayıp bilmişlerdi.[122] Yine İsrâiloğulları. kendileri için mucizevî şekilde yerden fışkıran on iki pınarı görünce her kabile hangi pınar*dan içeceğini bilmiştir.[123] Hırsızlıkla itham edilen Yû*suf un kardeşlerinin Mısırlı yetkililere tep*kilerini ifade eden âyette [124] İlim, fiil olarak zihnî çıkarıma yahut göz*leme dayalı bilgiyi, bir kimsenin ne dedi*ğini bilmeyecek kadar sarhoş olduğu du*rumda namaza durmaması gerektiğini belirten âyette de [125] fiilî şu*urluluk halini ifade etmektedir. Allah'ın gök cisimlerinin hareketi için belirli ko*naklar tayin etmiş olmasının insanların takvim ve hesabı bilmelerine yönelik ol*duğunu bildiren âyette [126] sözü edilen bilgi sırf aklî bilgidir. İnsanın doğduğunda hiçbir şey bilmediğini [127] ileri yaşlılık dönemine ulaşın*ca da bildiklerini bilmez duruma geldiği*ni ifade eden âyetlerde [128] tec-rübî birikime dayalı bilgilere işaret edil*miştir. Kur'an'da bilenlerle bilmeyenle*rin kesinlikle bir olmayacağı belirtilmekte [129] "Rabbim. ilmimi art*tır!" diye Allah'a yakarmamız öğütlen-mektedir.[130] Kur'an, bir yö*nüyle kendini Allah'tan gelmiş bir bilgi şeklinde tanımlarken [131] ortadan kaldırmayı hedeflediği zihniyeti de "câhiliye" olarak nitelemekle [132] hem zihnî hem de ahlâkî gelişmişliğe vurgu yap*mıştır.

    İlmin anlamı, önemi ve işlevi hadisler*de de vurgulanmıştır. Her şeyden önce İslâm ümmetinin benimsediği değerler sisteminin devamlılığı İlme bağlı olduğu için Hz. Peygamber ilmi yüceltmiş ve teş*vik etmiş, meselâ ilmin nafile ibadetten daha üstün olduğunu söylemiştir.[133] Hadislerde, ilim öğrenme yolunda olanlara peygamberlerinin yaptığı gibi ilimlerinin artması için Allah'a yakarma*ları öğütlenir.[134] Âlimler, bildiklerini hem kendileri hem de insanlar için İslâmî ölçüler içinde ya*rarlı kıldıkları oranda ilim onlar için bir üstünlük kabul edilir. Nitekim ilim zeval bulmaz bir mevcudiyettir, ancak ulemâ zeval bulur.[135] Ayrıca hadislerde, bilginlerin azalması veya yok olmasının İslâm ümmetinin istikamet ve akıbeti için son derece kötü sonuçlar do*ğuracağı bildirilir.[136] Âlimleri peygamberlerin vârisleri olarak gösteren hadis [137] dolaylı biçimde âlimlerin de peygamberler gibi aksiyon adamı ol*maları gerektiğine işaret eder. Buna göre ilim sahipleri, peygamberin artık cismen var olmadığı zamanlarda dinin değişme*yen ilkelerini yaymak, savunmak ve Öğ*retmek yahut değişen şartların gerek*tirdiği hükümlere varmak durumundadır. Böylece âlimler ilim sahibi olmakla belli bir görev ve sorumluluk yüklenmiştir.[138] Resûl-i Ekrem bilgi edinmenin, edinilmiş bilgileri öğret*menin ve aktarmanın taşıdığı önemi ıs*rarla belirtirken [139] peygamberlerin mirasçısı olmaktan ge*len söz konusu işlevlerin yerine getirilme*sini amaçlamış olmalıdır. İlim bizatihi bir değer olsa da ilim-amel ilişkisine vurgu yapan hadisler [140] bilginin insanlığı itikadî, ahlâkî, estetik, ekonomik vb. yönlerden daha yüksek se*viyelere taşıması gerektiğine işaret etmektedir. Böylece davranış ve uygulama planında somutlaşmayan bilginin insan için yaran olmayacaktır. Ancak bilgisizce yapılan amelin ele ilimden daha değerli olduğu söylenemez.[141] Sonuçta zihnini doğru bilgiler*le, kalbini Allah'a karşı saygı ve sorumlu*luk şuuruyla ve hayatını hayırlı amellerle donatanlar "erdemli bilginler", sadece dünyevî emellere ulaşmayı amaçlayan ve zaman zaman bu amaç uğruna bilgisini kötüye kullananlar da "erdemsiz bilgin*ler" adını almıştır.[142] Erdemli bilginlerin yeryüzündeki mevcudiyeti ise yıldızların gökteki mev*cudiyeti gibidir .[143]



    İlim Kavramının Gelişimi.


    1. Şer'î İlim*ler. İslâm kültüründe ilim kavramının çe*şitli İlmî disiplinlerin gelişimiyle kazandığı terim anlamlan kelimenin Kur'an ve ha*disteki kullanımından geniş ölçüde etki*lenmiştir. Her ne kadar İslâm dünyasın*da gelişen ilimler kendilerine has konu, amaç ve bakış açılarıyla ilim kavramını farklı problemler yönünden tahlil etmiş*se de sonuç olarak ilmin tanımına yöne*lik çabalar bir şekilde Kur'an'ın anlam da*iresiyle irtibatlı olarak gerçekleşmiştir.

    Tefsir literatürünün gelişimi. "Kur'an ilimleri" denen birçok disiplinin tarih için*deki birikimlerine dayalı olarak ortaya çık*mıştır. Söz konusu ilimler, Kur'an'ın anla*şılması ve tefsir edilmesi için gerekli olan ve daha sonraki dönemlerde tefsir usulü*nün temel meselelerini teşkil eden res-mü'1-Mushaf, kırâatü'l-Kur'ân, esbâb-ı nüzul, nâsih ve mensuh, garibü'l-Kur'ân, i'câzü'l-Kur'ân, aksâmü'I-Kur'an. i'râbü'l-Kur'ân. vücûh ve nezâir, fezâilü'l-Kur'ân gibi disiplinlerdir. Haris el-Muhâsibî'nin el-'Aklve fehmü'l-Kurân'\, İbnü'l-Mer-zübân el-Muhavvelî'nin el-Hâvî fî hılû-mi'l-Kur3ân'ı. Ali b. İbrahim el-Havfî'nin el-Burhân fî'uIûmi'l-Kur'ân^, Kur'an ilimleri kavramını geniş kapsamıyla kul*lanan ilk eserler olarak kabul edilmekte*dir. Özellikle Süyûtî'nin kaleme aldığı el-İîkân fî "iılûmi'l-Kur'ân bu alanda çok meşhur olmuştur. Kur'an ilimleri tabiri, ilk dönemlerde belli konulara ilişkin araştırmalara verilen bir isimken zamanla bü*tün Kur'ânî meseleleri kapsayan müsta*kil tefsir usulü çalışmalarının adı olmuş, sonraları Kur'an ilimleri yerine "tefsir usulü" tabirine de yer verilmiştir.

    Hadis literatüründe ilim kavramı mer*kezî önem taşıyan terimlerden biri ol*muştur. Esasen ilk dönemlerde ilim keli*mesinin kapsamına Kur'an. hadis ve fık*hın girdiği, fakat sonraları bununla daha çok hadisin kastedildiği anlaşılmaktadır. İmam Mâlik'in öğrencisi İbn Vehb geniş hadis bilgisi sebebiyle "ilmin divanı" diye anılmakta. el-Câmic adlı eserinde "Kitâbü'l-llm" başlıklı bir bölüm bulunmaktay*dı. Ebû Hayseme Züheyr b. Harb de Ki-tâbü'l-'İlm adlı eserinde ilim (hadis) bil*gisinin re'y ve kıyastan üstün olduğunu savunmuştur. Dârimî'nin es-Süneri'mde-ki mukaddimede ilim konusu, hadisler*den ve ilk devir İslâm büyüklerinin görüş*lerinden hareketle geniş biçimde ele alın*mıştır. Buhârî'nin el-Câmi'iı'ş-şahîh'in-de "Kitâbü'l-tİlm"in "Kitâbü'l-îmân"dan hemen sonra gelmesi onun konuya ne ka*dar önem verdiğini göstermektedir. Bu başlık altında verilen bilgiler, sistematik görünmese de temel olarak hadis bilgisi*ni öğretme ve öğrenmede izlenecek yol*ları anlatmaktadır. Ebû Davud'un es-Sü-nen'İndeki "Kitâbü'l-cİlm"yine rivayete dayalı bilgilere dair olup ilmin önemi, Ehl-i kitap'tan edinilen bilgilerin değerlendiril*mesi, uydurma hadisler, din ilmini dünya için öğrenmenin manevî sakıncaları gibi konuları içerir. Müslim. el-Câmihı'ş-şa-hîh'inde kısa bir bölüm olan "Kitâbü'I-cİlm"de Kur'an'ın tefsirinde ilmin rolünü ve sünnetin değerini belirtir. İbn Mâce'-nin es-Sünen'inde bu başlık altında bir bölüm yer almamakla birlikte bu eser de Tirmizî'nin ilimden bahseden uzun mu*kaddimesi gibi sünnete dair bir mukad*dimeyle başlamaktadır. Şiî hadis litera*türünde Ca'fer es-Sâdık'm sözlerinin yer aldığı Mişbâhu'ş-şerfa ve mUtâhu'1-hakika adlı eser ilim, yakin, hikmet ve cehl kavramlarına dair bölümler içermektedir. Küleynî'nin el-Kâiî fî cilmi'd-dîri'İnde akıl ve cehl kavramları üzerine bölümler yer almakta, bunları İlmin fazileti hakkın*da uzun bir derleme takip etmektedir.[144] İlim kelimesi ve türevlerinin hadis lite*ratüründe kazandığı terim anlamı genel olarak bütün yönleriyle din bilgisi, özel olarak da hadisler ve onların rivayetiyle İlgili olmuştur. Birçok hadis âlimi fıkıhta*ki re'y, ietihad ve kıyas gibi zihnî faaliyet*ler de dahil olmak üzere aklî çıkarımlara dayalı yöntemleri bazı dönemlerde kuş*kuyla karşılamış, isnadı sahih olan riva*yetlerin dinin hayata geçirilmesi konu*sunda dayanılabilecek gerçek bilgiler ol*duğunu kabul etmiştir. "Talebü'1-ilm, ta-hammülü'1-ilm, takyîdü'1-ilm" gibi terim*ler hadis İlminin öğrenim, öğretim ve ak*tarım metotları için kullanılmıştır. İbn Ab-dülber en-Nemerî'nin telif ettiği Câmfu beyâni'l-Hlm ve iazîih türünden eserler. hadis âlimlerinin ilim kavramına bakı*şıyla ilgili olarak derli toplu bilgi vermek*tedir.

    Fıkıhta ilim kavramının kullanılışı, fıkıh ve ilim kelimeleri arasındaki anlam ortak*lığına dayalı olarak gelişmiştir. Fıkhın söz*lük anlamı "bir şey hakkındaki bilgi ve an*layıştır. İlim ve fıkıh terimleriyle ilk dö*nemde genel olarak dinin anlaşılması kastediliyordu. O devirde "dini doğru an*lamak, anlatmak, dinî bilgilerde derinleş*mek" gibi mânalarda kullanılan "tefak-kuh fi'd-dîn" gibi tabirler, dinin hem iti-kad hem muamelât yönüne dair bilgilerin tamamını kapsamaktaydı; ilim kelime*siyle de dinî konulardaki bilgiler kastedi*liyordu. Nitekim Hz. Ömer'in vefatı üzeri*ne İbn Mes'ûd'un, "Onunla birlikte ilmin onda dokuzu gitti" dediği rivayet edil*mektedir.[145] Muhtemelen I. (VII.) yüzyılın sonlarına doğru nas ve rivayetlerin yanı sıra aklî fa*aliyete de başvurarak elde edilen bilgiler fıkıh, sırf râviler yoluyla elde edilen sün*net bilgisi de ilim kelimesiyle ifade edil*meye başlandı. Ebû Hanîfe'ye nisbet edi*len el-Fıkhü'1-ekber, fıkhın konusuyla birlikte kelâm problemlerini de kapsıyor*du. Fıkhın bir anlama etkinliği olmanın yanı sıra bir bilgi olarak da kavranması, İmâm-ı Âzam'ın. "Bir kimsenin hak ve so*rumluluklarını bilmesi [146] şeklinde yaptığı rivayet edilen fıkıh tanımlamasında da kendini göstermektedir. Daha sonraları fıkıh, "İslâm hukuk ilmi ve teorisi" anla*mında kullanılmaya başlanmış ve müs*takil bir ilmî disiplin halini almış, ilim de başlangıçtaki nisbeten kapsamlı mâna*sını kaybederek hadis veya hadise daya*nan bilgiye münhasır kalmıştır. Ömer b. Abdülazîz'in, ilmin yok olmasından kork*tuğunu söyleyerek bir âlime hadis topla*yıp yazmayı tavsiye ettiği bilinmektedir. Böylece başlangıçta geniş mânaya sahip ilim ve fıkıh terimleri zamanla teknik an*lamlar kazanmıştır.[147] Fıkıh usulünün kurucusu sayılan İmam Şafiî bu konuya ayırdığı müstakil eserlerinden birine Cimâ'u'l-'ilm adını vermiştir. Dolayısıyla Şafiî'ye göre ilim "fı*kıh veya fıkıh ilkelerinin tesisi" anlamına gelmekteydi.[148] Ayrıca o dönemdeki fıkhî tartışmaların yansıtıldı*ğı metinde "ilim, ulemâ, ehlü'l-ilm" gibi kelimelerin sıkça kullanıldığı görülmekte*dir. Şafiî er- Risale 'sinde de "BâbüVİlm" başlığı altında ilim kavramını ele almış, ilmi nasla belirlenmiş, tartışma götürme*yen, müslümanların genelinin aktardığı

    din bilgisi ve "Kur'an ile Sünnet'te açık ve yorumu gerektirmeyecek biçimde be*lirlenmemiş, te'vile ihtiyaç hissettiren ve*ya kıyasla edinilen, bilginlerin özel ilmî ka*nallardan edindiği yahut özel yöntemlerle ortaya koyduğu bilgiler şeklinde ikiye ayır*mıştır [149] Şafiî'den yaklaşık 280 yıl sonra yaşa*mış olan Hanefî âlimlerinden Ebü'l-Usrel-Pezdevî eî-Uşûl adlı eserinde, ilmin il-mü't-tevhîd ve's-sıfât" ile "'ilmü'ş-şerâi' ve'l-ahkâm" olarak iki türlü olduğunu be*lirtmiştir. Pezdevî, ilk ilim türü için mü*racaat edilecek metinlerin başında usul ilminin öncüsü saydığı Ebû Hanîfe'nin eJ-Fıkhü'l-ekber'ini zikretmektedir. İkinci tür ilim ise fürû ilmi veya fıkıh diye de isimlendirilir. Fıkıh, şeriat bilgisi olarak hem ilmi hem de o ilme dayalı ameli içer*mektedir. İlim ve ameli kendinde birleş-tirmeyene fakih denmez.[150]

    Kelâm disiplininde ilim kavramı hem teolojik hem epistemolojik açıdan ele alın*mıştır. Allah'ın ilim sıfatının ezelî olup ol*madığı hakkındaki tartışmalar kavramın teolojik boyutuna işaret etmekte, insan bilgisinin mahiyeti ve kaynağı gibi mese*leler ise epistemolojik çerçevede ele alın*maktadır. Dolayısıyla kelâm geleneğinde ilim kavramı daima ilâhî ve beşerî bilgi problemine atıfta bulunmaktadır. Hadis veya fıkıhtakinin aksine kelâm konusu olarak ilim, bilgi kavramının analizini ge*rektiren temel kelâmı meseleyi ifade eder. Kelâmcının sorusu neyin ilim oldu*ğu değil İlmin ne olduğudur. Bu kavram*sal analiz yaklaşımı onu kaçınılmaz olarak felsefenin problematik alanına sokmak*tadır.

    Mu'tezile kelâmcılan ilmi, "tereddüdün zihinde yol açtığı istikrarsızlıktan insanı kurtarıp teskin eden inanma (itikad)" ola*rak tanımlıyorlardı. Zahirî kelâmcısı İbn Hazm'ın da katıldığı bu görüşe göre iti*kad da "kesinlik kazanmış bilgi" anlamına gelmekteydi.[151] Ancak Eş'arî ve takipçileri, itikad teriminin bil*giyi tanımlamak için elverişli olmadığı ka*naatine vardılar. Çünkü inanma, kavram*lara (mâna) dayalı olmaktan ziyade psiko*lojik bir fenomendi. Eş'ariyye muhitinde Bâkıllânî'nin, "İlim bilinebilir nesneyi ol*duğu gibi bilmektir" tanımı yerleşti. [152]Fakat daha sonra Cürcâ-nfnin, "gerçekliğe uygun kesin inanma" şeklindeki tanımını ön plana çıkardığı görülmektedir.[153] Kelamalar, bilgi türlerini Allah'ın ilmi ve ya*ratıkların ilmi şeklinde ikiye ayırmışlardır. İlkinin kadîm olup olmadığıyla ilgili tartış*malar [154] bir tarafa bırakılacak olursa in*sanın bilgisi de kendi içinde zarurete da*yalı bilgi ve istidlale dayalı bilgi olarak bölümlenmiştir. Meselâ apriori yahut beş duyu ile edinilen bilgiler zaruridir. Buna karşılık istidlali bilgide nazarî araştırma*ya ve kanıt getirmeye ihtiyaç vardır. Bu tür bilgiler hakkında kuşku duyulabilir ve sonuçta ulaşılan fikirlerden geri dönü*lebilir.[155] İslâm dünyasın*da yapılan çok sayıdaki ilim tanımında [156] kelâm âlimlerinin tanımları da önemli bir yer tutmaktadır.

    Tasavvuf terminolojisinde ilim kavramı genellikle marifet kelimesiyle münasebe*ti bakımından anlam taşımıştır. Bilgiyi, bir rivayetin aktarılmasına veya zihnî çı*karıma dayalı bir hüküm olarak görmek*ten ziyade "manevî aydınlanmaya yahut kesinlik tecrübesine (yakin) yol açan bir nur" şeklinde tanımlayan tasavvuf ehli, Allah'ın nurundan yansıyan bu ışığı "kalp gözü" dediği manevî yeteneğin hakikati görmesi için zorunlu kabul etmektedir. Bu durumda sûfîlerin marifet dedikleri bilgi, manevî tecrübe (zevk) olarak yaşa*nan zâhidâne hayat tarzının, ahlâkî te*mizliğin arındırdığı insan ruhuna yansı*yan aydınlanma süreci olup Batı termi*nolojisinde "gnosis" yahut "sapienta"ya tekabül etmektedir. Sûfîler, bazı durum*larda tasavvufî bilginin hadis ve fıkıhtaki ilim tasavvurundan farkını ve özgünlüğü*nü vurgulamak için marifet terimini ilim*den, arifi âlimden ayırarak kullanmayı tercih etmişlerdir. Bu ayırım, esasen ta*savvuf ehlinin gözünde "kâl ilmi" ile "hal ilmi" arasındaki farka dayanmaktadır. Fa*kat bu bakış açısı, erken dönemden iti*baren ünlü sûfîlerin ilim terimini sistem*lerinin merkezî bir kavramı olarak kullan*masına engel olmamıştır. Meselâ Kuşeyrî gibi tasavvuf geleneğinin tarihini yazan âlimler marifeti ilimle eş anlamlı saymış, Gazzâlî'nin önemli kaynaklarından olan Ebû Tâlib el-Mekkî'nin Kütü '1-kulûb'ün-de ilim üstün bir değer olarak ele alınmış, tasavvufî bilgi de "marifet ve yakin ilim*leri" şeklinde tanımlanmıştır. Bunların yanı sıra Muhâsibî'nin Kitâbü'l-İlm', Hakîm et-Tirmizî'nin Kitâbü Beyâni'l-cilm, Gazzâlî'nin İhyâ'ının "Kitâbü'l-cİlm" bölümü gibi çalışmalar, sûfîlerin ilim kavramına olumlu yaklaşımının so*nuçları olarak düşünülebilir. Ayrıca Muh-yiddin İbnü'l-Arabî, Sadreddin Konevî gibi felsefî tasavvuf un önde gelen temsilcileri de eserlerinde marifet ve hikmet kadar ilim kavramına da önem vermişlerdir.[157]

    2. Aklî İlimler. Fetihlerle kültürel coğ*rafyanın genişlemesi, İslâm dünyasında fikrî hareketliliğin artması ve nihayet II. (VIII.) yüzyılda başlayan tercüme faaliyet*leri sayesinde müslümanlar Grek, Hele*nistik. İran ve Hint kültür havzalarının ilmî birikimiyle tanışmışlardır. Bu kültü*rel iletişim ve aktarım sonucunda mese*lâ Hint matematik ve astronomisinin te*mel eseri olan Siddhantalari, Fars dün*yasının ahlâk ve siyasete dair başlıca kla*siklerini. Hipokrat ve Câlînûs'a ait tıp kül*liyatını, Gerasalı Nickomakos'un aritme*tiğe, Öklid'in geometriye, Batlamyus'un astronomi, coğrafya ve matematiğe dair eserlerini, Archimedes ve Heron'un me*kanikle ilgili çalışmalarını. Eflâtun'un bazı diyaloglarını ve Aristo'nun Politika dışın*daki eserlerini okuyup öğrenmişlerdir. İslâm'ın ilim ve hikmet kavramları İslâm öncesine ait bu birikimin ışığında yeniden anlamlandırılmış, ilim terimi felsefî ilim*leri de İfade edecek şekilde genişletilmiş ve zaman içinde hikmet kelimesi bizzat felsefeyi, hakîm de filozof ve tabibi ifade eder hale gelmiştir. Felsefe için ilim ve hikmet terimlerinin kullanılmaya başlan*ması din âlimlerinin önemli bir kısmının tepkisine yol açmışsa da bu ilmî disiplin*lerin hazmedilip sistemli bir telif faaliye*tiyle Arapça'da yeniden inşâ edilmesi or*taya zengin bir birikim çıkarmış ve so*nuçta felsefe kapsamındaki ilimler İslâm ilimler şemasında yerini almıştır, özellik*le Aristo'nun eserlerinin İslâm dünyasın*da felsefenin bir ilimler sistemi olarak kavranmasında önemli rol oynadığı bilin*mektedir. Bu sayede önceleri "İslâm dini hakkında bilgiler" anlamında kullanılan "ulûm" terimi "bilimler, ilmî disiplinler" mânasına gelmeye başlamıştır. Nitekim ilk İslâm filozofu kabul edilen Ya'küb b. İshakel-Kindî, beşerin entelektüel kapa*sitesiyle ortaya koyduğu ilimleri "el-ulû-mü'l-insâniyye" olarak adlandırmıştır.[158] Fârâbî ise İhşfrii'1-Sılûm ad*lı eserinde, fıkıh ve kelâm gibi iki temel din ilminin de dahil olduğu bütün ilimler sistemi için ulûm kelimesini kullanmış*tır. Hârizmî felsefî ilimler için "ulûmü'1-acem" te*rimini uygun görmüştür. İhvân-ı Safâ'nın iîesâ'ii'inde "el-ulûmü'l-felsefıy-ye" tabiri yer almıştır.

    Ebü'l-Hasan e'-Âmirî şer'î ilimlerle fel*sefî ilimleri açıkça birbirinden ayırmıştır.[159] İbn Sînâ da "felsefî İlimler" tabirini kullanmıştır Aynı filozofun Fî Ak-sâm!'l-tuIûmi'l~'akUyye adlı eseri "aklî ilimler" tabirinin İslâm dünyasında yer*leşmesine öncülük etmiştir. Daha sonra bu tabire karşılık din ilimlerini ifade et*mek üzere "nakli ilimler" terkibi benim*senmiştir.

    İslâm filozofları, ilim terimini hem bu*günkü bilim [160] hem de bilgi [161] anlamın*da kullanmışlardır. Kindî ilmi "varlığın ha*kikatini -aklen- idrak İbn Sînâ ise "soyut kavramlara teka*bül eden zihnî formlar ola*rak tanımlar. İbn Rüşd de Aristo'nun te*mel yaklaşımı doğrultusunda, kelâmcıla-nn sebeplilik öğretisine yönelttikleri eleş*tirilere cevap mahiyetinde ilmin bir nes*nenin sebebini bilmek olduğunu, sebep*leri bilmeksizin bilginin tam anlamıyla gerçekleşmeyeceğini vurgulamıştır.[162]

    İlimlerin Tasnifi. İlimlerin atan ve sınır*larını birbirinden ayırmak, bu alanlar ara*sındaki ilişkileri belirlemek, farklı ilimlere ait birikimleri sistematik şekilde değer*lendirmek ve nihayet eğitim sisteminin temel müfredatını oluşturmak üzere İs*lâm düşünür ve bilginleri çeşitli dönem*lerde ilimleri tasnif etme yoluna gitmiş*lerdir. Ayrıca tarihî gelişimleri içinde ilim*lerin Öncelikle din ilimleri ve felsefî ilim*ler şeklinde temel bir ayırıma tâbi tutul*ması din-felsefe ilişkisi problemini dai*ma canlı tutmuş, bazı düşünürler tasnif*lerinde dinî ilimleri, bazıları da felsefî ilim*leri ön plana çıkarmış, büyük sentezler peşinde olanlar ise kapsamlı tasnifleriyle bu problemi aşmayı denemişlerdir. Fârâ-bî varlık alanlarını cismanî olan ve olma*yan şeklinde ikiye ayırmış [163] bu ayırım onun ilim*ler sisteminin zeminini oluşturmuştur. Aynı şekilde İbn Sînâ da varlık dairesini yücelerden aşağıya doğru Tanrı, aklî-me-lekî cevherler, nefsânî-melekî cevherler, semavî-felekî cevherler, ilk madde, ba*sit unsurlar, madenler, bitkiler, hayvanlar ve insan şeklinde göstermiştir.[164] Böyle*ce metafizik ve fizik varlık alanlarında*ki mertebeler farklı ilimlerin konularını meydana getirmektedir. Gazzâlî ise din ilimlerini yeniden canlandırma niyetinin gereği olarak bu ilimleri merkeze almış ve felsefî ilimlerin değerini din bakımın*dan ifade ettiği anlam ve yarar açısından belirlemiştir.

    İlgili literatürün gelişimiyle İslâm ilim*ler tasnifi, dinî ve felsefî ilimlerin aynı şe*mada ayrıntılı biçimde yer aldığı gelişmiş bir ilimler sistemine dönüşmüştür. Câbir b. Hayyân'ın Kitâbü'l-Hudûd'una kadar geri giden ve Kindî'ninKitöbüAftsâmi'J-Himi'1-insî adlı günümüze ulaşmayan eseriyle devam eden ilimleri tasnif gele*neğinin zamanımıza kadar gelen ilk siste*matik örneği Fârâbfnin İhşfrü'i-'ulûm'udur. Bundan sonra kaleme alınan dikkat çekici eserlerden biri Hârizmî'nin aslında terminolojik bir çalışma olan Mefâühu'l-Vlûm'udur. Ayrıca İbn Ferîgün'un Cevâ-mi'u'l-'uîûm'unu, Ebü'l-Hasan el-Âmi-rfnin el-Viâm bi-menâkibi'l-İslâm'm [165] İhvân-ı Safâ'nın İtesd'i7'ini (1, 266-275), Ebû Hayyân et-Tevhîdî'nin Ri*sale fi'l-'ulûm'unu da zikretmek gere*kir. İbn Hazm'ın Merâtibü'l-'ulûm'u ile Beyzâvfnİn Risale ü mevzû'âti'l-'ulûm ve ta'rîfihâ adlı eseri din âlimlerinin konuya ilgisini göstermesi bakımından önemlidir. İbn Sînâ da Aksâmü'1-hılû-mi'l-'akliyye adlı müstakil bir risale yaz*mıştır. Gazzâlî//tyâ'mda ilimler tasnifi konusunu ele almıştır (I, 16-41). Geç dö*nemde ortaya konmuş literatürün önem*li örnekleri arasında İbn Haldun'un kap*samlı tasnifi [166] Özellikle Osmanlı dönemiyle ilgili olarak Molla Lutfî'nin Risale fi'l-'ulûmi'ş-şer-ciyye ve'l-KArabiyye adlı dinî ilimlerin tasnifine münhasır eseri, NevTnin dinî ve felsefî ilimleri birlikte ele alan Netâyi-cü'1-fünûn'u, Taşköprizâde'nin Miftâ-hu's-sa'âde adlı kapsamlı ve ayrıntılı ese*ri, Saçaklızâde'nin Tertîbü'l-'ulûm'u ve Keş/ü'z-zunûn'daki ilgili bölüm (1, 11-18) zikredilebilir.

    Bu eserlerin incelenmesinden İslâm ilimlerinin genel semasıyla ilgili şöyle bir sonuç ortaya çıkmaktadır: İlimler önce*likle naklî ve aklî olmak üzere ikiye ayrılır. Naklî ilimler tefsir, hadis, fıkıh, kelâm ve tasavvuftan oluşmaktadır. Bunlardan tefsir, hadis ve özellikle fıkıh İçin ayrıca usul ilmi [167] söz konusudur. Aklî ilimler ise önce na*zarî ve amelî olarak bölümlenir. Nazarî ilimler ilâhiyyât (metafizik disiplinler), riyâ-ziyyât (matematik ilimler), tabîiyyât (fizik ilimler) şeklinde tasnif edilmiştir. Amelî ilimlerse ahlâk ilmi, tedbîrü'l-menzil (ev idaresi) ve siyasetten teşekkül etmektedir. "Medenî ilim" (sosyal-siyasal bilim) ola*rak da anılan ve erdem fikrini esas alan amelî ilimlere paralel biçimde tarih yön*temine dayalı olan ve iktisadî konuları da içeren sosyoloji, İbn Haldun'un verdiği "ümran ilmi" adıyla klasik şemaya dahil edilmelidir. Bu genel şema içinde dil ve mantık ilimleri "âlet ilimleri" olarak iş görmektedir. Ancak din dilinin Arapça ol*ması sebebiyle dil ilimlerinin naklî ilimler için. mantık disiplinlerinin ise aklî ilimler için daha merkezî önem taşıdığı bilin*mektedir. Felsefedeki ilâhiyyât gibi ke*lâm ve tasavvuf da zaman içinde cüzi ilim*lere ilkelerini veren birer küllî ilim olarak tanımlanmıştır. Nitekim bu üç ilim esas itibariyle İslâm fikir geleneğinde varlık, bilgi ve değerkonularını kendi yöntem*lerine dayalı olarakinceleyen üç temel entelektüel perspektif olarak işlev gör*müştür.

    Naklî ilimlerden tefsir, esas itibariyle Kur'an ilimleri denilen çeşitli disiplinlerin birikimi üzerine inşa edilmiş olduğundan bu ilimler tefsir ilmi için bir bakıma usu*le ait disiplinlerdir. Tefsir ilmi literatürü, kendi içinde rivayet ve dirayet tefsirleri olmak üzere iki kategoride değerlendiril*miştir. Hadis ilmi de rivâyetü'l-hadîsve dirâyetü'l-hadîs (ulûmü'l-hadîs) şeklînde ikiye ayrılır. Ulûmü'l-hadîs tabiri, Kur'an ilimleri gibi hadis usulünün temel disip*linlerini oluşturmaktadır. Bunların başlı-calan cerh ve ta'dîl, hadis râvileri. muh-telifü'l-hadîs, ilelü'l-hadîs. garîbü'l-hadîs, nâsih ve mensuhtur.[168] Fıkıh ilmi, şerl-ame-lî hükümlerin feri denilen ayrıntılı kısmı*nı incelerken fıkıh usulü, bu fer'î hüküm*lerin kesinlik ifade eden icmâlî delillerin*den nasıl çıkarılacağını ortaya koyar. Fıkıh usulü içinde alt disiplinler arasında cedel ve hilaf ilmi ve ferâiz gibi disiplinler de vardır. "Usûlü'd-dîn" de denilen kelâm il*minin bölümleri ise zaman içinde felse*feyle imtizacın sonucu olarak felsefî ilim*leri andırır biçimde şekillenmiştir.[169]

    Aklî ilimlerden metafizik [170] aşkın âleme ait gayri cis*manî varlığı incelediği için "yüksek ilim [171] bütün özel ilimlerin ilkele*rini içerdiği için de "küllî ilim" ve "mutlak hikmet" olarak isimlendirilmiştir. Mate*matik ilimlerin [172] başlıcaları aritmetik, geometri, ast*ronomi [173] mûsiki, optik (ilmü'l-me-nâzır) ve mekaniktir (ilmü'l-hiyel). Bu disiplinler, soyut ve somut varlık alanlarını birleştiren zihnî varlık alanıyla ilgili oldu*ğundan "orta ilim olarak da adlandırılmıştır. Fizik ilimler ise [174] temel fizik [175] mineraloji (il-mu'l-meâdin), kimya (ilmü'l-kimyâ), tarım [176] meteoroloji [177] psikoloji [178] botanik [179] zooloji [180] ve tıp dallarına ayrılmaktadır. Bu ilimler, aşağı mertebede bulunan cismanî varlıklarla ilgili olduğundan "aşağı ilim" [181] adını da almıştır. Zaman zaman ast*rolojinin de dahil olduğu birtakım gizli ilimler fizik ilimlerin alt dalları olarak sa*yılmıştır.[182]

    İslâm ve Modem Bilim. İslâm medeni*yetinin Ortaçağ insanlık birikiminin şart*larında parlak bir bilim geleneğine sahip olduğu modern araştırmaların ortaya koyduğu bir gerçektir. Nitekim müslü-manların Ortaçağ boyunca meydana ge*tirdiği bilim mirasının Latince ve İbrânî-ce'ye çevrilerek Batı'ya aktarılması. Av*rupa kıtasında yepyeni bir ilim ve eğitim anlayışının doğmasında önemli rol oyna*mıştır. Batılı bilginlerin İslâm bilimine gösterdiği yoğun ilgi bu birikimi önemli bulmalarının bir sonucudur. Modern za*manlarda Batılı İlim adamlarının fiziğin yöntemi olarak Aristo mantığını değil ma*tematiği koymaları, fizikî varlık alanının niceliğe indirgenmesi gibi metafizik bir sakınca taşısa da artık ölçülebilir gözlem ve deney verilerine dayalı bilimsel teori anlayışı yepyeni ilmî ufukların ortaya çık*masına, yeni bir ilim anlayışının doğma*sına yol açmıştır. Çeşitli sosyal, siyasal ve kültürel gerginliklerin ihtiyaçları, ihtiyaç*ların ise çare arayışlarını belirlediği bu dö*nemde yenilikler peşinde koşma temayü*lü artmış, üst üste gelen mekanik icatları Nevrton'un bilimsel devrimi, onu da sa*nayi devrimi izlemiş, modern bilim. Batı sanayi ve teknolojisini mümkün kılıp ge*liştiren temel yöntem haline gelmiştir.

    Batı'da söz konusu gelişmeler olurken İslâm toplumunun yeni medeniyetin mensupları karşısında mâruz kaldığı as*kerî yenilgilerin sebebini anlamaya çalış*tığı döneme kadar bu gelişmelere kayıt*sız kalması. Batı ve İslâm medeniyetleri*nin arasında hızla artan bilimsel ve tek*nolojik bir mesafenin oluşmasına yol aç*mıştır. XIX. yüzyılın sonları ile XX. yüzyı*lın başlarında İslâm dünyasının bilgin ve düşünürleri bu mesafe karşısında İslâm ve bilim ilişkilerini yeniden ele alma ihtiyacı duymuşlardır. Ernest Renan'ın Sor-bonne Üniversitesi'nde verdiği "İslâm ve İlim" başlıklı konferansta, İslâm'ın değer*ler sistemi itibariyle bilimsel ilerlemeye engel teşkil ettiği şeklinde bir iddia orta*ya atması, başta Cemâleddîn-i Efgânî ve Nâmık Kemal olmak üzere müslüman ay*dınların cevabî eserler yazmasına yol aç*mış, modern İslamcı tartışmalar İçinde İslâm'ın İlerlemeye engel olmadığı tezi önemli bir yer tutmuştur. Bunu modern bilimin verileriyle İslâmî hakikatlerin ça*tışmadığı tezi izlemiş ve ardından Kur'an'ı modern bilimsel veriler ışığında tef*sir etme temayülü güç kazanmıştır. Gü*nümüzde Seyyid Hüseyin Nasr, Nakib el-Attâs, İsmail Râcî el-Fârûki gibi düşünür*ler Batı biliminin değerden bağımsız ol*madığını, "Batı'nın bilimini alıp ahlâkını terketmek" şeklinde formüle edilen mo*dern İslamcı tezin yetersiz kaldığını ileri sürerek bilimin Batı'da gelişen modern biçimiyle İslâmîleştirilmesi gerektiğini sa*vunmuşlardır. Nasr ve Attâs, İslâm'ın ta-savvufî- irfânî geleneğine dayanarak mo*dern zihniyet dünyasını ve modern bilimi felsefî zeminde kullanan pozitivizmi eleş*tirmişlerdir. Tasavvuf geleneğine eleştiri açısından yaklaşan Fârûki ise bilginin belli aşamalar uyarınca İslâmîleştirilmesini bir İslâmî eğitim projesinin temel meselesi olarak sunmuş ve bu programı sosyal bi*limler alanına inhisar ettirmiştir. Bu tar*tışmalar esnasında ortaya atılan İslâm bilimi, bilginin İslâmîleştirilmesi gibi kav*ramlar ilgi çekip tartışmalara yol açmış, bazı düşünürler ve ilim adamları bilginin değerden bağımsız olduğu konusundaki ısrarlarını sürdürürken bazıları da İslâm medeniyetine, tarihî tecrübeye ve meto*doloji meselesine yaptığı atıflar sebebiyle "İslâm bilimi" terimini anlamlı bulmuş, Fârûki'nin ortaya attığı bilginin İslâmî*leştirilmesi projesinin ise modern zihni*yete farkında olmadan iştirak ettiği için aslında İslâm'ın Batılılaştırması anlamı*na geleceğini ileri sürmüştür.


    Bibliyografya :


    Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, "'İlim" md.; Lisânü'l-'Arab, "'alm" md.; et-Ta'rîfât, ""İlim" md.; Tâcü'l-'arûs, "calm" md.; MüsnedM. 157; V, 269; Dârimî, "Mukaddime", 19, 26, 29, 32, 34; Buhâri, "'İlim1', 10; Müslim, "Mlim", 14, "Zİkr ve'd-ducâ'", 73; İbn Mâce. "Mukaddime". 17, 19, 23,"Du'âJ",2, 3, "Fİten", 26, "İkâmet", 32, "Edeb", 28; Ebû Dâvûd, "İlim", 1,9, 12; Tırmizî. "Mlim-,3, 19, "Dacavât", 128;Câbirb. Hayyân, Kitâbü'l-Hudüd [Muhtar u Resâ'ili Câ-birb. Hayyân içinde, nşr. Paul Kraus). Kahire 1354/1935, s. 100, 104, 110; Şafiî. er-Risâte (nşr. Ahmed M. Şâkir). Kahire 1399/1979, s. 357-369; a.mlf.. Cimâ'u'l-Vİm (nşr. M. Ahmed AbdülazîzZeydân). Beyrut 1405/1984,s. 11, 14, 36-39, 41, 47, 49, 55, 62, 68; Kindî. Resâ'it, s. 169, 372; Fârâbî. el-Burhân (nşr. Mâcid Fahrî). Beyrut 1987,5. 19-20; a.mlf.. es-Siyâsetü'l-me-denıyye(nşr. FevzîM. Neccâr). Beyrut 1993, s. 31 vd.; Ebü'l-Hasan el-Âmirî, el-lclâm bi-menâ-kıbii-İslâm{nşT. Ahmed Abdülhamîd e]-Curâb|: Riyad 1408/1988, s. 80-107; Ebû Tâlib el-Mek-kî, Kütü'l-kulûb,Kahire 1310,1, 166-176; Mu-hammed b. Ahmed el-Hârizmî, Mefâtîhu'l-'ulüm (nşr İbrahim el-Ebyârî), Beyrut 1409/1989, s. 15; Bâkıllânî. et-Temhtd (Ebû Rîde), s. 14, 34; İbn Fûrek. Mücerredi! 'l-Makâlât, s. 11, 33; Kâ-di Abdıilcebbâr, Şerhu'1-Uşûli'l-h.amse, s. 46; a.mlf.. el-Muğnt, XII, 13; İbn Sînâ. eş-Şifâ' el-llâ-hiyyât (1), s. 3, 27, 140; a.e. (2), s. 435; a.mlf.. en-Necât (nşr M Taki Dânişpe|ûh|, Tahran 1364/ 1985, s. 113-122; a.mlf., FİAhuâlİ'n-nefs{nşı Ahmed Fuâd el-Ehvânî). Kahire 1952, s. 173; Abdüİkâhir el-Bağdâdî. Uşûlü'd-din, Beyrut 1401/1981, s. 5; İbn Hazm. el-Faşl, il, 126-128; IV, 39-40; Kuşeyrî. er-Rîsâle, 1,266,446; II, 601-609; Cüveynî. el-irşâd (Temîm), s. 33-34; İhvân-ı Safa. er-Resâ% Beyrut 1376-77/1957, I, 266-275;Gazzâlî, thyâ',\, 13-41; a.mlf., el-Munkız mine'd-dalâl [Mecmû'aiü resâHli'l-lmâm el-Gazzâli içinde). Beyrut 1409/1988, s. 37-47; İbn Rüşd. Tefsîru Mâ Ba'de't-tabi'a, II, 727; a.mlf., Tehâfütü't-Tehâfüt (nşr. Maurice Bouy-ges). Beyrut 1992, s. 522; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu'l-ğayb, 11, 178-210;Âmidî, Ebkârü'l-efkâr, Süleymaniye Ktp., Damad İbrahim Paşa. nr. 807,1, vr. 2b-18°; İbnü'l-Arabî. et-Fütûhât, I, 128-147; Nâsıriiddîn-i Tûsî. Tethişu't-Muhaşşal (nşr.AbdullahNûrânî), Tahran 1359/1980, s. 60; Abdülazîz el-Buhâri, Keşfü'l-esrâr(nşr. Muham-med el-Mu'tasım-Billâh el-Bağdâdî), Beyrut 1414/1994,1, 29-49; İbn Haldun. Mukaddime, İli, 1025-1209;Taşköprizâde. Miftâhıu'ş-şa'âde, 1, 68-69, 74; II, 183, 194, 597-600; Keşfü'z-zu-nûn, I, 11-18; Elmalılı. Hak Dini, II, 915-926; IV, 2513; V, 3204, Vll, 4792-4797; Fr. Rosenthal. Knoıvledge Triumphant, Leiden 1970, tür.yer.; Subhîes-Sâlih, Kur'an İlimleri(trc. M. Said Şim*şek), Konya, ts. (Hibaş Yayınevi), s. 97-102; a.mlf.. Hadis İlimleri ue Hadis Istılahları (trc. M. Yaşar Kandemir), İstanbul 1996, s. 87-92; İs*lam Bilimi Tartışmaları (haz. Mustafa Armağan), İstanbul 1990, tür.yer.; Ali Turgut, Tefsir Usûlü ue Kaynaklan, İstanbul 1991. s. 2-47; İlhan Kutluer, "İslâm ve Bilim Tartışmalarında Temel Yaklaşımlar", Bilgi, Bilim ue İslâm-II [haz. Ah*met Tabakoğlu- Sadık Çelenk), İstanbul 1992, s. 18-29; a.mlf., İslâm'ın Klasik Çağında Felsefe Tasaouuru, İstanbul 1996, s. 147-194; a.mlf., A kıl ue Itikad: Kelâm -Felsefe İlişkileri üzerine Araştırmalar, İstanbul 1998, s. 213-242; Ahmed Hassan, İslâm Hukukunun Doğuşu ue Gelişimi (trc. Ali Hakan Çavuşoğlu-Hüseyin Esen). İstan*bul 1999, s. 25-31.

    Kaynak: TDV İSLAM ANS.


  8. 11.Eylül.2013, 00:29
    4
    Moderatör
    İLİM NEDİR?
    İlim hakkında geniş bilgi



    İslâm kültüründe ilâhî ve beşerî bilgi yanında bilim için de kullanılan kapsamlı bir terim.

    Sözlükte "bilmek" anlamına gelen İlim (Hm) genellikle "bilgi" ve "bilim" karşılı*ğında kullanılır. Klasik sözlüklerde "bir şeyi gerçek yönüyle kavramak, gerçekle örtüşen kesin İnanç (itikad), bir nesnenin şeklinin zihinde oluşması, nesneyi oldu*ğu gibi bilmek, nesnedeki gizliliğin orta*dan kalkması, tümel ve tikellerin kavran*masını sağlayan bir sıfat" gibi değişik şe*killerde tarif edilmiştir. "Bilgisizliğin (cehl) karşıtı" biçiminde de tanımlanır. Aynı kökten türeyen âlim, alîm, allâm ve al-lâme, ma'Iûm, malûmat, muallim, müteallim, muallem kelimeleri bilgi anla*mıyla bağlantılı olarak kullanılmaktadır. Âlim ve alîm sıfatlarına hem Allah hem de insan için yer verilmekle birlikte Allah için ikincisinin kullanımı daha yaygındır. Aynı şekilde allâm Allah için, allâme ise insanlar için kullanılmaktadır. Kök harf*leri aynı olmakla beraber "ilm" masdanndan türemeyip bilgi anlamıyla dolaylı ola*rak bağlantılı olan kelimeler de vardır. Alem, alâmet ve âlem bunlardandır.[110] İr*fan /marifet,fıkh /tefakkuh, hibre, şu-ûr ve itkân gibi kelimeler de sözlükte "bilmek" mânasına gelmekle birlikte son*radan kazandıkları teknik anlamları itiba*riyle gerek bilgi alanları gerekse bilgide kesinlik dereceleri bakımından farklı bağ*lamlarda kullanılmaktadır.[111] Nİsbeten geç dönem sözlük*lerinde marifet ilimden daha özel bir an*lama sahiptir. Çünkü marifette bilme fii*linin yöneldiği nesne tektir, ilimde ise bil*menin konusu umumidir. Ayrıca marifet*te "unutulan şeyin hatırlanıp tanınması" anlamı da vardır. Nitekim marifetin kar*şıtı inkâr, ilmin karşıtı ise cehl olarak gös*terilir.[112] İlim ke*limesi, ilimler tarihi boyunca "belli bir alana ait sistemli bilgi birikimini ifade eden disiplin" mânasında kullanılmıştır. Fen teriminin de İslâm'ın klasik çağında herhangi bir ilmî disiplini yahut bir ilme ait alt disiplinlerin her birini karşıladığı bilinmektedir. Modern dönemde fen din ilimlerini kapsayacak şekilde de kullanıl*mış, ancak çok defa din ilimleri için ilim. modern bilim için fen kelimesi tercih edilmiştir.

    Kuran ve Hadiste İlim. Kur'ân-1 Ke-rîm'de ilim kökünden türeyen kelimele*rin yaklaşık 750 yerde geçtiği görülmek*tedir. Bu sayı, bilginin ve bilme faaliyeti*nin Kur"ân mesajı bakımından önemini ortaya koymaktadır. Kur'ân-ı Kerîm'de ilim kavramı daha ziyade "ilâhî bilgi" ya*hut "vahiy" anlamında kullanılmakta, ay*rıca gerek insanın vahyedilmiş ilâhî haki*kate dair ilmi. gerekse bilme melekesiyle ilgili kazandığı dünyevî ilmi ifade etmek üzere çeşitli âyetlerde yer almaktadır. Bu*na göre ilim sahipleri yahut kendilerine ilim verilenler ilâhî bilgiye muhatap olan ve bu bilginin doğruluğuna inananlardır.[113] Bunun yanında Kur'an yüksek gerçeğin ne olduğu konusunda bilgisizce tartışanların, Allah'a karşı düşmanca tu*tum takınanların içine düştüğü kötü du*rumu da zikreder.[114] İlim sa*hibi olmadıkları için bu hale düşenler sa*dece zanna uymaktadır.[115] Halbuki onlar, acı azabı tatma vakti gel*diğinde gerçeği kesin bir ilimle (ilme'l-ya-kin) bilecekler, bu kesinliğin müşahede (ayne'l-yakin) ve yaşayarak bilme (hakka'l-yakin) derecelerini de idrak edeceklerdir.[116] Kıyamet gününde her nefis, gelecek için ne hazırladığını ve geride ne*leri bıraktığını da bilecektir.[117] İlâhî hakikat konu*sunda kendilerine ilim verilenler ise o ilim*de derinleştikleri veya dereceleri bizzat Allah tarafından yükseltildiği için belli se*viye farklılıkları arzedebilirler. Dolayısıyla her ilim sahibinin üzerinde daha fazla bil*giye sahip başka bir âlim vardır [118]Bu ilim dereceleri Allah'ta en mutlak ve kâmil seviyede bu*lunmaktadır. Her şey 0'nun ilminin ge*reği olarak gerçekleşmektedir. İnsan bir nimete ulaştığı zaman. "Bu bana bir ilim*den dolayı verildi" diyerek yaratılışa hük*meden ilâhî kararları yok saymamalıdır.[119] Çünkü Allah, Peygamber'inden, "Allah'ın hazineleri benim ya*nımda değil, bende gaybm bilgisi de yok" demesini istemiştir.[120] Al*lah'ın mutlak ilmine göre olup biten ha*diselerde âlimler için deliller, ibretler var*dır. Allah'ın kendi hakikatlerini kavratmak için verdiği örnekleri ancak âlimler akle-der, O'na hakkıyla saygı duyanlar da yine âlim kullarıdır.[121]

    Kur'an'da, doğrudan doğruya insanın zihnî melekeleri sayesinde elde ettiği bil*me, anlama, farkına varma, hatırlama gibi faaliyetleri için de ilim kökünden fiil*ler yer almaktadır. Meselâ "sebt günü"-nün kutsallığını ihlâl eden İsrâiloğulları'-nın bu dünyada aldıkları ilâhî cezayı göz*lemleyenler olayı hatırlayıp bilmişlerdi.[122] Yine İsrâiloğulları. kendileri için mucizevî şekilde yerden fışkıran on iki pınarı görünce her kabile hangi pınar*dan içeceğini bilmiştir.[123] Hırsızlıkla itham edilen Yû*suf un kardeşlerinin Mısırlı yetkililere tep*kilerini ifade eden âyette [124] İlim, fiil olarak zihnî çıkarıma yahut göz*leme dayalı bilgiyi, bir kimsenin ne dedi*ğini bilmeyecek kadar sarhoş olduğu du*rumda namaza durmaması gerektiğini belirten âyette de [125] fiilî şu*urluluk halini ifade etmektedir. Allah'ın gök cisimlerinin hareketi için belirli ko*naklar tayin etmiş olmasının insanların takvim ve hesabı bilmelerine yönelik ol*duğunu bildiren âyette [126] sözü edilen bilgi sırf aklî bilgidir. İnsanın doğduğunda hiçbir şey bilmediğini [127] ileri yaşlılık dönemine ulaşın*ca da bildiklerini bilmez duruma geldiği*ni ifade eden âyetlerde [128] tec-rübî birikime dayalı bilgilere işaret edil*miştir. Kur'an'da bilenlerle bilmeyenle*rin kesinlikle bir olmayacağı belirtilmekte [129] "Rabbim. ilmimi art*tır!" diye Allah'a yakarmamız öğütlen-mektedir.[130] Kur'an, bir yö*nüyle kendini Allah'tan gelmiş bir bilgi şeklinde tanımlarken [131] ortadan kaldırmayı hedeflediği zihniyeti de "câhiliye" olarak nitelemekle [132] hem zihnî hem de ahlâkî gelişmişliğe vurgu yap*mıştır.

    İlmin anlamı, önemi ve işlevi hadisler*de de vurgulanmıştır. Her şeyden önce İslâm ümmetinin benimsediği değerler sisteminin devamlılığı İlme bağlı olduğu için Hz. Peygamber ilmi yüceltmiş ve teş*vik etmiş, meselâ ilmin nafile ibadetten daha üstün olduğunu söylemiştir.[133] Hadislerde, ilim öğrenme yolunda olanlara peygamberlerinin yaptığı gibi ilimlerinin artması için Allah'a yakarma*ları öğütlenir.[134] Âlimler, bildiklerini hem kendileri hem de insanlar için İslâmî ölçüler içinde ya*rarlı kıldıkları oranda ilim onlar için bir üstünlük kabul edilir. Nitekim ilim zeval bulmaz bir mevcudiyettir, ancak ulemâ zeval bulur.[135] Ayrıca hadislerde, bilginlerin azalması veya yok olmasının İslâm ümmetinin istikamet ve akıbeti için son derece kötü sonuçlar do*ğuracağı bildirilir.[136] Âlimleri peygamberlerin vârisleri olarak gösteren hadis [137] dolaylı biçimde âlimlerin de peygamberler gibi aksiyon adamı ol*maları gerektiğine işaret eder. Buna göre ilim sahipleri, peygamberin artık cismen var olmadığı zamanlarda dinin değişme*yen ilkelerini yaymak, savunmak ve Öğ*retmek yahut değişen şartların gerek*tirdiği hükümlere varmak durumundadır. Böylece âlimler ilim sahibi olmakla belli bir görev ve sorumluluk yüklenmiştir.[138] Resûl-i Ekrem bilgi edinmenin, edinilmiş bilgileri öğret*menin ve aktarmanın taşıdığı önemi ıs*rarla belirtirken [139] peygamberlerin mirasçısı olmaktan ge*len söz konusu işlevlerin yerine getirilme*sini amaçlamış olmalıdır. İlim bizatihi bir değer olsa da ilim-amel ilişkisine vurgu yapan hadisler [140] bilginin insanlığı itikadî, ahlâkî, estetik, ekonomik vb. yönlerden daha yüksek se*viyelere taşıması gerektiğine işaret etmektedir. Böylece davranış ve uygulama planında somutlaşmayan bilginin insan için yaran olmayacaktır. Ancak bilgisizce yapılan amelin ele ilimden daha değerli olduğu söylenemez.[141] Sonuçta zihnini doğru bilgiler*le, kalbini Allah'a karşı saygı ve sorumlu*luk şuuruyla ve hayatını hayırlı amellerle donatanlar "erdemli bilginler", sadece dünyevî emellere ulaşmayı amaçlayan ve zaman zaman bu amaç uğruna bilgisini kötüye kullananlar da "erdemsiz bilgin*ler" adını almıştır.[142] Erdemli bilginlerin yeryüzündeki mevcudiyeti ise yıldızların gökteki mev*cudiyeti gibidir .[143]



    İlim Kavramının Gelişimi.


    1. Şer'î İlim*ler. İslâm kültüründe ilim kavramının çe*şitli İlmî disiplinlerin gelişimiyle kazandığı terim anlamlan kelimenin Kur'an ve ha*disteki kullanımından geniş ölçüde etki*lenmiştir. Her ne kadar İslâm dünyasın*da gelişen ilimler kendilerine has konu, amaç ve bakış açılarıyla ilim kavramını farklı problemler yönünden tahlil etmiş*se de sonuç olarak ilmin tanımına yöne*lik çabalar bir şekilde Kur'an'ın anlam da*iresiyle irtibatlı olarak gerçekleşmiştir.

    Tefsir literatürünün gelişimi. "Kur'an ilimleri" denen birçok disiplinin tarih için*deki birikimlerine dayalı olarak ortaya çık*mıştır. Söz konusu ilimler, Kur'an'ın anla*şılması ve tefsir edilmesi için gerekli olan ve daha sonraki dönemlerde tefsir usulü*nün temel meselelerini teşkil eden res-mü'1-Mushaf, kırâatü'l-Kur'ân, esbâb-ı nüzul, nâsih ve mensuh, garibü'l-Kur'ân, i'câzü'l-Kur'ân, aksâmü'I-Kur'an. i'râbü'l-Kur'ân. vücûh ve nezâir, fezâilü'l-Kur'ân gibi disiplinlerdir. Haris el-Muhâsibî'nin el-'Aklve fehmü'l-Kurân'\, İbnü'l-Mer-zübân el-Muhavvelî'nin el-Hâvî fî hılû-mi'l-Kur3ân'ı. Ali b. İbrahim el-Havfî'nin el-Burhân fî'uIûmi'l-Kur'ân^, Kur'an ilimleri kavramını geniş kapsamıyla kul*lanan ilk eserler olarak kabul edilmekte*dir. Özellikle Süyûtî'nin kaleme aldığı el-İîkân fî "iılûmi'l-Kur'ân bu alanda çok meşhur olmuştur. Kur'an ilimleri tabiri, ilk dönemlerde belli konulara ilişkin araştırmalara verilen bir isimken zamanla bü*tün Kur'ânî meseleleri kapsayan müsta*kil tefsir usulü çalışmalarının adı olmuş, sonraları Kur'an ilimleri yerine "tefsir usulü" tabirine de yer verilmiştir.

    Hadis literatüründe ilim kavramı mer*kezî önem taşıyan terimlerden biri ol*muştur. Esasen ilk dönemlerde ilim keli*mesinin kapsamına Kur'an. hadis ve fık*hın girdiği, fakat sonraları bununla daha çok hadisin kastedildiği anlaşılmaktadır. İmam Mâlik'in öğrencisi İbn Vehb geniş hadis bilgisi sebebiyle "ilmin divanı" diye anılmakta. el-Câmic adlı eserinde "Kitâbü'l-llm" başlıklı bir bölüm bulunmaktay*dı. Ebû Hayseme Züheyr b. Harb de Ki-tâbü'l-'İlm adlı eserinde ilim (hadis) bil*gisinin re'y ve kıyastan üstün olduğunu savunmuştur. Dârimî'nin es-Süneri'mde-ki mukaddimede ilim konusu, hadisler*den ve ilk devir İslâm büyüklerinin görüş*lerinden hareketle geniş biçimde ele alın*mıştır. Buhârî'nin el-Câmi'iı'ş-şahîh'in-de "Kitâbü'l-tİlm"in "Kitâbü'l-îmân"dan hemen sonra gelmesi onun konuya ne ka*dar önem verdiğini göstermektedir. Bu başlık altında verilen bilgiler, sistematik görünmese de temel olarak hadis bilgisi*ni öğretme ve öğrenmede izlenecek yol*ları anlatmaktadır. Ebû Davud'un es-Sü-nen'İndeki "Kitâbü'l-cİlm"yine rivayete dayalı bilgilere dair olup ilmin önemi, Ehl-i kitap'tan edinilen bilgilerin değerlendiril*mesi, uydurma hadisler, din ilmini dünya için öğrenmenin manevî sakıncaları gibi konuları içerir. Müslim. el-Câmihı'ş-şa-hîh'inde kısa bir bölüm olan "Kitâbü'I-cİlm"de Kur'an'ın tefsirinde ilmin rolünü ve sünnetin değerini belirtir. İbn Mâce'-nin es-Sünen'inde bu başlık altında bir bölüm yer almamakla birlikte bu eser de Tirmizî'nin ilimden bahseden uzun mu*kaddimesi gibi sünnete dair bir mukad*dimeyle başlamaktadır. Şiî hadis litera*türünde Ca'fer es-Sâdık'm sözlerinin yer aldığı Mişbâhu'ş-şerfa ve mUtâhu'1-hakika adlı eser ilim, yakin, hikmet ve cehl kavramlarına dair bölümler içermektedir. Küleynî'nin el-Kâiî fî cilmi'd-dîri'İnde akıl ve cehl kavramları üzerine bölümler yer almakta, bunları İlmin fazileti hakkın*da uzun bir derleme takip etmektedir.[144] İlim kelimesi ve türevlerinin hadis lite*ratüründe kazandığı terim anlamı genel olarak bütün yönleriyle din bilgisi, özel olarak da hadisler ve onların rivayetiyle İlgili olmuştur. Birçok hadis âlimi fıkıhta*ki re'y, ietihad ve kıyas gibi zihnî faaliyet*ler de dahil olmak üzere aklî çıkarımlara dayalı yöntemleri bazı dönemlerde kuş*kuyla karşılamış, isnadı sahih olan riva*yetlerin dinin hayata geçirilmesi konu*sunda dayanılabilecek gerçek bilgiler ol*duğunu kabul etmiştir. "Talebü'1-ilm, ta-hammülü'1-ilm, takyîdü'1-ilm" gibi terim*ler hadis İlminin öğrenim, öğretim ve ak*tarım metotları için kullanılmıştır. İbn Ab-dülber en-Nemerî'nin telif ettiği Câmfu beyâni'l-Hlm ve iazîih türünden eserler. hadis âlimlerinin ilim kavramına bakı*şıyla ilgili olarak derli toplu bilgi vermek*tedir.

    Fıkıhta ilim kavramının kullanılışı, fıkıh ve ilim kelimeleri arasındaki anlam ortak*lığına dayalı olarak gelişmiştir. Fıkhın söz*lük anlamı "bir şey hakkındaki bilgi ve an*layıştır. İlim ve fıkıh terimleriyle ilk dö*nemde genel olarak dinin anlaşılması kastediliyordu. O devirde "dini doğru an*lamak, anlatmak, dinî bilgilerde derinleş*mek" gibi mânalarda kullanılan "tefak-kuh fi'd-dîn" gibi tabirler, dinin hem iti-kad hem muamelât yönüne dair bilgilerin tamamını kapsamaktaydı; ilim kelime*siyle de dinî konulardaki bilgiler kastedi*liyordu. Nitekim Hz. Ömer'in vefatı üzeri*ne İbn Mes'ûd'un, "Onunla birlikte ilmin onda dokuzu gitti" dediği rivayet edil*mektedir.[145] Muhtemelen I. (VII.) yüzyılın sonlarına doğru nas ve rivayetlerin yanı sıra aklî fa*aliyete de başvurarak elde edilen bilgiler fıkıh, sırf râviler yoluyla elde edilen sün*net bilgisi de ilim kelimesiyle ifade edil*meye başlandı. Ebû Hanîfe'ye nisbet edi*len el-Fıkhü'1-ekber, fıkhın konusuyla birlikte kelâm problemlerini de kapsıyor*du. Fıkhın bir anlama etkinliği olmanın yanı sıra bir bilgi olarak da kavranması, İmâm-ı Âzam'ın. "Bir kimsenin hak ve so*rumluluklarını bilmesi [146] şeklinde yaptığı rivayet edilen fıkıh tanımlamasında da kendini göstermektedir. Daha sonraları fıkıh, "İslâm hukuk ilmi ve teorisi" anla*mında kullanılmaya başlanmış ve müs*takil bir ilmî disiplin halini almış, ilim de başlangıçtaki nisbeten kapsamlı mâna*sını kaybederek hadis veya hadise daya*nan bilgiye münhasır kalmıştır. Ömer b. Abdülazîz'in, ilmin yok olmasından kork*tuğunu söyleyerek bir âlime hadis topla*yıp yazmayı tavsiye ettiği bilinmektedir. Böylece başlangıçta geniş mânaya sahip ilim ve fıkıh terimleri zamanla teknik an*lamlar kazanmıştır.[147] Fıkıh usulünün kurucusu sayılan İmam Şafiî bu konuya ayırdığı müstakil eserlerinden birine Cimâ'u'l-'ilm adını vermiştir. Dolayısıyla Şafiî'ye göre ilim "fı*kıh veya fıkıh ilkelerinin tesisi" anlamına gelmekteydi.[148] Ayrıca o dönemdeki fıkhî tartışmaların yansıtıldı*ğı metinde "ilim, ulemâ, ehlü'l-ilm" gibi kelimelerin sıkça kullanıldığı görülmekte*dir. Şafiî er- Risale 'sinde de "BâbüVİlm" başlığı altında ilim kavramını ele almış, ilmi nasla belirlenmiş, tartışma götürme*yen, müslümanların genelinin aktardığı

    din bilgisi ve "Kur'an ile Sünnet'te açık ve yorumu gerektirmeyecek biçimde be*lirlenmemiş, te'vile ihtiyaç hissettiren ve*ya kıyasla edinilen, bilginlerin özel ilmî ka*nallardan edindiği yahut özel yöntemlerle ortaya koyduğu bilgiler şeklinde ikiye ayır*mıştır [149] Şafiî'den yaklaşık 280 yıl sonra yaşa*mış olan Hanefî âlimlerinden Ebü'l-Usrel-Pezdevî eî-Uşûl adlı eserinde, ilmin il-mü't-tevhîd ve's-sıfât" ile "'ilmü'ş-şerâi' ve'l-ahkâm" olarak iki türlü olduğunu be*lirtmiştir. Pezdevî, ilk ilim türü için mü*racaat edilecek metinlerin başında usul ilminin öncüsü saydığı Ebû Hanîfe'nin eJ-Fıkhü'l-ekber'ini zikretmektedir. İkinci tür ilim ise fürû ilmi veya fıkıh diye de isimlendirilir. Fıkıh, şeriat bilgisi olarak hem ilmi hem de o ilme dayalı ameli içer*mektedir. İlim ve ameli kendinde birleş-tirmeyene fakih denmez.[150]

    Kelâm disiplininde ilim kavramı hem teolojik hem epistemolojik açıdan ele alın*mıştır. Allah'ın ilim sıfatının ezelî olup ol*madığı hakkındaki tartışmalar kavramın teolojik boyutuna işaret etmekte, insan bilgisinin mahiyeti ve kaynağı gibi mese*leler ise epistemolojik çerçevede ele alın*maktadır. Dolayısıyla kelâm geleneğinde ilim kavramı daima ilâhî ve beşerî bilgi problemine atıfta bulunmaktadır. Hadis veya fıkıhtakinin aksine kelâm konusu olarak ilim, bilgi kavramının analizini ge*rektiren temel kelâmı meseleyi ifade eder. Kelâmcının sorusu neyin ilim oldu*ğu değil İlmin ne olduğudur. Bu kavram*sal analiz yaklaşımı onu kaçınılmaz olarak felsefenin problematik alanına sokmak*tadır.

    Mu'tezile kelâmcılan ilmi, "tereddüdün zihinde yol açtığı istikrarsızlıktan insanı kurtarıp teskin eden inanma (itikad)" ola*rak tanımlıyorlardı. Zahirî kelâmcısı İbn Hazm'ın da katıldığı bu görüşe göre iti*kad da "kesinlik kazanmış bilgi" anlamına gelmekteydi.[151] Ancak Eş'arî ve takipçileri, itikad teriminin bil*giyi tanımlamak için elverişli olmadığı ka*naatine vardılar. Çünkü inanma, kavram*lara (mâna) dayalı olmaktan ziyade psiko*lojik bir fenomendi. Eş'ariyye muhitinde Bâkıllânî'nin, "İlim bilinebilir nesneyi ol*duğu gibi bilmektir" tanımı yerleşti. [152]Fakat daha sonra Cürcâ-nfnin, "gerçekliğe uygun kesin inanma" şeklindeki tanımını ön plana çıkardığı görülmektedir.[153] Kelamalar, bilgi türlerini Allah'ın ilmi ve ya*ratıkların ilmi şeklinde ikiye ayırmışlardır. İlkinin kadîm olup olmadığıyla ilgili tartış*malar [154] bir tarafa bırakılacak olursa in*sanın bilgisi de kendi içinde zarurete da*yalı bilgi ve istidlale dayalı bilgi olarak bölümlenmiştir. Meselâ apriori yahut beş duyu ile edinilen bilgiler zaruridir. Buna karşılık istidlali bilgide nazarî araştırma*ya ve kanıt getirmeye ihtiyaç vardır. Bu tür bilgiler hakkında kuşku duyulabilir ve sonuçta ulaşılan fikirlerden geri dönü*lebilir.[155] İslâm dünyasın*da yapılan çok sayıdaki ilim tanımında [156] kelâm âlimlerinin tanımları da önemli bir yer tutmaktadır.

    Tasavvuf terminolojisinde ilim kavramı genellikle marifet kelimesiyle münasebe*ti bakımından anlam taşımıştır. Bilgiyi, bir rivayetin aktarılmasına veya zihnî çı*karıma dayalı bir hüküm olarak görmek*ten ziyade "manevî aydınlanmaya yahut kesinlik tecrübesine (yakin) yol açan bir nur" şeklinde tanımlayan tasavvuf ehli, Allah'ın nurundan yansıyan bu ışığı "kalp gözü" dediği manevî yeteneğin hakikati görmesi için zorunlu kabul etmektedir. Bu durumda sûfîlerin marifet dedikleri bilgi, manevî tecrübe (zevk) olarak yaşa*nan zâhidâne hayat tarzının, ahlâkî te*mizliğin arındırdığı insan ruhuna yansı*yan aydınlanma süreci olup Batı termi*nolojisinde "gnosis" yahut "sapienta"ya tekabül etmektedir. Sûfîler, bazı durum*larda tasavvufî bilginin hadis ve fıkıhtaki ilim tasavvurundan farkını ve özgünlüğü*nü vurgulamak için marifet terimini ilim*den, arifi âlimden ayırarak kullanmayı tercih etmişlerdir. Bu ayırım, esasen ta*savvuf ehlinin gözünde "kâl ilmi" ile "hal ilmi" arasındaki farka dayanmaktadır. Fa*kat bu bakış açısı, erken dönemden iti*baren ünlü sûfîlerin ilim terimini sistem*lerinin merkezî bir kavramı olarak kullan*masına engel olmamıştır. Meselâ Kuşeyrî gibi tasavvuf geleneğinin tarihini yazan âlimler marifeti ilimle eş anlamlı saymış, Gazzâlî'nin önemli kaynaklarından olan Ebû Tâlib el-Mekkî'nin Kütü '1-kulûb'ün-de ilim üstün bir değer olarak ele alınmış, tasavvufî bilgi de "marifet ve yakin ilim*leri" şeklinde tanımlanmıştır. Bunların yanı sıra Muhâsibî'nin Kitâbü'l-İlm', Hakîm et-Tirmizî'nin Kitâbü Beyâni'l-cilm, Gazzâlî'nin İhyâ'ının "Kitâbü'l-cİlm" bölümü gibi çalışmalar, sûfîlerin ilim kavramına olumlu yaklaşımının so*nuçları olarak düşünülebilir. Ayrıca Muh-yiddin İbnü'l-Arabî, Sadreddin Konevî gibi felsefî tasavvuf un önde gelen temsilcileri de eserlerinde marifet ve hikmet kadar ilim kavramına da önem vermişlerdir.[157]

    2. Aklî İlimler. Fetihlerle kültürel coğ*rafyanın genişlemesi, İslâm dünyasında fikrî hareketliliğin artması ve nihayet II. (VIII.) yüzyılda başlayan tercüme faaliyet*leri sayesinde müslümanlar Grek, Hele*nistik. İran ve Hint kültür havzalarının ilmî birikimiyle tanışmışlardır. Bu kültü*rel iletişim ve aktarım sonucunda mese*lâ Hint matematik ve astronomisinin te*mel eseri olan Siddhantalari, Fars dün*yasının ahlâk ve siyasete dair başlıca kla*siklerini. Hipokrat ve Câlînûs'a ait tıp kül*liyatını, Gerasalı Nickomakos'un aritme*tiğe, Öklid'in geometriye, Batlamyus'un astronomi, coğrafya ve matematiğe dair eserlerini, Archimedes ve Heron'un me*kanikle ilgili çalışmalarını. Eflâtun'un bazı diyaloglarını ve Aristo'nun Politika dışın*daki eserlerini okuyup öğrenmişlerdir. İslâm'ın ilim ve hikmet kavramları İslâm öncesine ait bu birikimin ışığında yeniden anlamlandırılmış, ilim terimi felsefî ilim*leri de İfade edecek şekilde genişletilmiş ve zaman içinde hikmet kelimesi bizzat felsefeyi, hakîm de filozof ve tabibi ifade eder hale gelmiştir. Felsefe için ilim ve hikmet terimlerinin kullanılmaya başlan*ması din âlimlerinin önemli bir kısmının tepkisine yol açmışsa da bu ilmî disiplin*lerin hazmedilip sistemli bir telif faaliye*tiyle Arapça'da yeniden inşâ edilmesi or*taya zengin bir birikim çıkarmış ve so*nuçta felsefe kapsamındaki ilimler İslâm ilimler şemasında yerini almıştır, özellik*le Aristo'nun eserlerinin İslâm dünyasın*da felsefenin bir ilimler sistemi olarak kavranmasında önemli rol oynadığı bilin*mektedir. Bu sayede önceleri "İslâm dini hakkında bilgiler" anlamında kullanılan "ulûm" terimi "bilimler, ilmî disiplinler" mânasına gelmeye başlamıştır. Nitekim ilk İslâm filozofu kabul edilen Ya'küb b. İshakel-Kindî, beşerin entelektüel kapa*sitesiyle ortaya koyduğu ilimleri "el-ulû-mü'l-insâniyye" olarak adlandırmıştır.[158] Fârâbî ise İhşfrii'1-Sılûm ad*lı eserinde, fıkıh ve kelâm gibi iki temel din ilminin de dahil olduğu bütün ilimler sistemi için ulûm kelimesini kullanmış*tır. Hârizmî felsefî ilimler için "ulûmü'1-acem" te*rimini uygun görmüştür. İhvân-ı Safâ'nın iîesâ'ii'inde "el-ulûmü'l-felsefıy-ye" tabiri yer almıştır.

    Ebü'l-Hasan e'-Âmirî şer'î ilimlerle fel*sefî ilimleri açıkça birbirinden ayırmıştır.[159] İbn Sînâ da "felsefî İlimler" tabirini kullanmıştır Aynı filozofun Fî Ak-sâm!'l-tuIûmi'l~'akUyye adlı eseri "aklî ilimler" tabirinin İslâm dünyasında yer*leşmesine öncülük etmiştir. Daha sonra bu tabire karşılık din ilimlerini ifade et*mek üzere "nakli ilimler" terkibi benim*senmiştir.

    İslâm filozofları, ilim terimini hem bu*günkü bilim [160] hem de bilgi [161] anlamın*da kullanmışlardır. Kindî ilmi "varlığın ha*kikatini -aklen- idrak İbn Sînâ ise "soyut kavramlara teka*bül eden zihnî formlar ola*rak tanımlar. İbn Rüşd de Aristo'nun te*mel yaklaşımı doğrultusunda, kelâmcıla-nn sebeplilik öğretisine yönelttikleri eleş*tirilere cevap mahiyetinde ilmin bir nes*nenin sebebini bilmek olduğunu, sebep*leri bilmeksizin bilginin tam anlamıyla gerçekleşmeyeceğini vurgulamıştır.[162]

    İlimlerin Tasnifi. İlimlerin atan ve sınır*larını birbirinden ayırmak, bu alanlar ara*sındaki ilişkileri belirlemek, farklı ilimlere ait birikimleri sistematik şekilde değer*lendirmek ve nihayet eğitim sisteminin temel müfredatını oluşturmak üzere İs*lâm düşünür ve bilginleri çeşitli dönem*lerde ilimleri tasnif etme yoluna gitmiş*lerdir. Ayrıca tarihî gelişimleri içinde ilim*lerin Öncelikle din ilimleri ve felsefî ilim*ler şeklinde temel bir ayırıma tâbi tutul*ması din-felsefe ilişkisi problemini dai*ma canlı tutmuş, bazı düşünürler tasnif*lerinde dinî ilimleri, bazıları da felsefî ilim*leri ön plana çıkarmış, büyük sentezler peşinde olanlar ise kapsamlı tasnifleriyle bu problemi aşmayı denemişlerdir. Fârâ-bî varlık alanlarını cismanî olan ve olma*yan şeklinde ikiye ayırmış [163] bu ayırım onun ilim*ler sisteminin zeminini oluşturmuştur. Aynı şekilde İbn Sînâ da varlık dairesini yücelerden aşağıya doğru Tanrı, aklî-me-lekî cevherler, nefsânî-melekî cevherler, semavî-felekî cevherler, ilk madde, ba*sit unsurlar, madenler, bitkiler, hayvanlar ve insan şeklinde göstermiştir.[164] Böyle*ce metafizik ve fizik varlık alanlarında*ki mertebeler farklı ilimlerin konularını meydana getirmektedir. Gazzâlî ise din ilimlerini yeniden canlandırma niyetinin gereği olarak bu ilimleri merkeze almış ve felsefî ilimlerin değerini din bakımın*dan ifade ettiği anlam ve yarar açısından belirlemiştir.

    İlgili literatürün gelişimiyle İslâm ilim*ler tasnifi, dinî ve felsefî ilimlerin aynı şe*mada ayrıntılı biçimde yer aldığı gelişmiş bir ilimler sistemine dönüşmüştür. Câbir b. Hayyân'ın Kitâbü'l-Hudûd'una kadar geri giden ve Kindî'ninKitöbüAftsâmi'J-Himi'1-insî adlı günümüze ulaşmayan eseriyle devam eden ilimleri tasnif gele*neğinin zamanımıza kadar gelen ilk siste*matik örneği Fârâbfnin İhşfrü'i-'ulûm'udur. Bundan sonra kaleme alınan dikkat çekici eserlerden biri Hârizmî'nin aslında terminolojik bir çalışma olan Mefâühu'l-Vlûm'udur. Ayrıca İbn Ferîgün'un Cevâ-mi'u'l-'uîûm'unu, Ebü'l-Hasan el-Âmi-rfnin el-Viâm bi-menâkibi'l-İslâm'm [165] İhvân-ı Safâ'nın İtesd'i7'ini (1, 266-275), Ebû Hayyân et-Tevhîdî'nin Ri*sale fi'l-'ulûm'unu da zikretmek gere*kir. İbn Hazm'ın Merâtibü'l-'ulûm'u ile Beyzâvfnİn Risale ü mevzû'âti'l-'ulûm ve ta'rîfihâ adlı eseri din âlimlerinin konuya ilgisini göstermesi bakımından önemlidir. İbn Sînâ da Aksâmü'1-hılû-mi'l-'akliyye adlı müstakil bir risale yaz*mıştır. Gazzâlî//tyâ'mda ilimler tasnifi konusunu ele almıştır (I, 16-41). Geç dö*nemde ortaya konmuş literatürün önem*li örnekleri arasında İbn Haldun'un kap*samlı tasnifi [166] Özellikle Osmanlı dönemiyle ilgili olarak Molla Lutfî'nin Risale fi'l-'ulûmi'ş-şer-ciyye ve'l-KArabiyye adlı dinî ilimlerin tasnifine münhasır eseri, NevTnin dinî ve felsefî ilimleri birlikte ele alan Netâyi-cü'1-fünûn'u, Taşköprizâde'nin Miftâ-hu's-sa'âde adlı kapsamlı ve ayrıntılı ese*ri, Saçaklızâde'nin Tertîbü'l-'ulûm'u ve Keş/ü'z-zunûn'daki ilgili bölüm (1, 11-18) zikredilebilir.

    Bu eserlerin incelenmesinden İslâm ilimlerinin genel semasıyla ilgili şöyle bir sonuç ortaya çıkmaktadır: İlimler önce*likle naklî ve aklî olmak üzere ikiye ayrılır. Naklî ilimler tefsir, hadis, fıkıh, kelâm ve tasavvuftan oluşmaktadır. Bunlardan tefsir, hadis ve özellikle fıkıh İçin ayrıca usul ilmi [167] söz konusudur. Aklî ilimler ise önce na*zarî ve amelî olarak bölümlenir. Nazarî ilimler ilâhiyyât (metafizik disiplinler), riyâ-ziyyât (matematik ilimler), tabîiyyât (fizik ilimler) şeklinde tasnif edilmiştir. Amelî ilimlerse ahlâk ilmi, tedbîrü'l-menzil (ev idaresi) ve siyasetten teşekkül etmektedir. "Medenî ilim" (sosyal-siyasal bilim) ola*rak da anılan ve erdem fikrini esas alan amelî ilimlere paralel biçimde tarih yön*temine dayalı olan ve iktisadî konuları da içeren sosyoloji, İbn Haldun'un verdiği "ümran ilmi" adıyla klasik şemaya dahil edilmelidir. Bu genel şema içinde dil ve mantık ilimleri "âlet ilimleri" olarak iş görmektedir. Ancak din dilinin Arapça ol*ması sebebiyle dil ilimlerinin naklî ilimler için. mantık disiplinlerinin ise aklî ilimler için daha merkezî önem taşıdığı bilin*mektedir. Felsefedeki ilâhiyyât gibi ke*lâm ve tasavvuf da zaman içinde cüzi ilim*lere ilkelerini veren birer küllî ilim olarak tanımlanmıştır. Nitekim bu üç ilim esas itibariyle İslâm fikir geleneğinde varlık, bilgi ve değerkonularını kendi yöntem*lerine dayalı olarakinceleyen üç temel entelektüel perspektif olarak işlev gör*müştür.

    Naklî ilimlerden tefsir, esas itibariyle Kur'an ilimleri denilen çeşitli disiplinlerin birikimi üzerine inşa edilmiş olduğundan bu ilimler tefsir ilmi için bir bakıma usu*le ait disiplinlerdir. Tefsir ilmi literatürü, kendi içinde rivayet ve dirayet tefsirleri olmak üzere iki kategoride değerlendiril*miştir. Hadis ilmi de rivâyetü'l-hadîsve dirâyetü'l-hadîs (ulûmü'l-hadîs) şeklînde ikiye ayrılır. Ulûmü'l-hadîs tabiri, Kur'an ilimleri gibi hadis usulünün temel disip*linlerini oluşturmaktadır. Bunların başlı-calan cerh ve ta'dîl, hadis râvileri. muh-telifü'l-hadîs, ilelü'l-hadîs. garîbü'l-hadîs, nâsih ve mensuhtur.[168] Fıkıh ilmi, şerl-ame-lî hükümlerin feri denilen ayrıntılı kısmı*nı incelerken fıkıh usulü, bu fer'î hüküm*lerin kesinlik ifade eden icmâlî delillerin*den nasıl çıkarılacağını ortaya koyar. Fıkıh usulü içinde alt disiplinler arasında cedel ve hilaf ilmi ve ferâiz gibi disiplinler de vardır. "Usûlü'd-dîn" de denilen kelâm il*minin bölümleri ise zaman içinde felse*feyle imtizacın sonucu olarak felsefî ilim*leri andırır biçimde şekillenmiştir.[169]

    Aklî ilimlerden metafizik [170] aşkın âleme ait gayri cis*manî varlığı incelediği için "yüksek ilim [171] bütün özel ilimlerin ilkele*rini içerdiği için de "küllî ilim" ve "mutlak hikmet" olarak isimlendirilmiştir. Mate*matik ilimlerin [172] başlıcaları aritmetik, geometri, ast*ronomi [173] mûsiki, optik (ilmü'l-me-nâzır) ve mekaniktir (ilmü'l-hiyel). Bu disiplinler, soyut ve somut varlık alanlarını birleştiren zihnî varlık alanıyla ilgili oldu*ğundan "orta ilim olarak da adlandırılmıştır. Fizik ilimler ise [174] temel fizik [175] mineraloji (il-mu'l-meâdin), kimya (ilmü'l-kimyâ), tarım [176] meteoroloji [177] psikoloji [178] botanik [179] zooloji [180] ve tıp dallarına ayrılmaktadır. Bu ilimler, aşağı mertebede bulunan cismanî varlıklarla ilgili olduğundan "aşağı ilim" [181] adını da almıştır. Zaman zaman ast*rolojinin de dahil olduğu birtakım gizli ilimler fizik ilimlerin alt dalları olarak sa*yılmıştır.[182]

    İslâm ve Modem Bilim. İslâm medeni*yetinin Ortaçağ insanlık birikiminin şart*larında parlak bir bilim geleneğine sahip olduğu modern araştırmaların ortaya koyduğu bir gerçektir. Nitekim müslü-manların Ortaçağ boyunca meydana ge*tirdiği bilim mirasının Latince ve İbrânî-ce'ye çevrilerek Batı'ya aktarılması. Av*rupa kıtasında yepyeni bir ilim ve eğitim anlayışının doğmasında önemli rol oyna*mıştır. Batılı bilginlerin İslâm bilimine gösterdiği yoğun ilgi bu birikimi önemli bulmalarının bir sonucudur. Modern za*manlarda Batılı İlim adamlarının fiziğin yöntemi olarak Aristo mantığını değil ma*tematiği koymaları, fizikî varlık alanının niceliğe indirgenmesi gibi metafizik bir sakınca taşısa da artık ölçülebilir gözlem ve deney verilerine dayalı bilimsel teori anlayışı yepyeni ilmî ufukların ortaya çık*masına, yeni bir ilim anlayışının doğma*sına yol açmıştır. Çeşitli sosyal, siyasal ve kültürel gerginliklerin ihtiyaçları, ihtiyaç*ların ise çare arayışlarını belirlediği bu dö*nemde yenilikler peşinde koşma temayü*lü artmış, üst üste gelen mekanik icatları Nevrton'un bilimsel devrimi, onu da sa*nayi devrimi izlemiş, modern bilim. Batı sanayi ve teknolojisini mümkün kılıp ge*liştiren temel yöntem haline gelmiştir.

    Batı'da söz konusu gelişmeler olurken İslâm toplumunun yeni medeniyetin mensupları karşısında mâruz kaldığı as*kerî yenilgilerin sebebini anlamaya çalış*tığı döneme kadar bu gelişmelere kayıt*sız kalması. Batı ve İslâm medeniyetleri*nin arasında hızla artan bilimsel ve tek*nolojik bir mesafenin oluşmasına yol aç*mıştır. XIX. yüzyılın sonları ile XX. yüzyı*lın başlarında İslâm dünyasının bilgin ve düşünürleri bu mesafe karşısında İslâm ve bilim ilişkilerini yeniden ele alma ihtiyacı duymuşlardır. Ernest Renan'ın Sor-bonne Üniversitesi'nde verdiği "İslâm ve İlim" başlıklı konferansta, İslâm'ın değer*ler sistemi itibariyle bilimsel ilerlemeye engel teşkil ettiği şeklinde bir iddia orta*ya atması, başta Cemâleddîn-i Efgânî ve Nâmık Kemal olmak üzere müslüman ay*dınların cevabî eserler yazmasına yol aç*mış, modern İslamcı tartışmalar İçinde İslâm'ın İlerlemeye engel olmadığı tezi önemli bir yer tutmuştur. Bunu modern bilimin verileriyle İslâmî hakikatlerin ça*tışmadığı tezi izlemiş ve ardından Kur'an'ı modern bilimsel veriler ışığında tef*sir etme temayülü güç kazanmıştır. Gü*nümüzde Seyyid Hüseyin Nasr, Nakib el-Attâs, İsmail Râcî el-Fârûki gibi düşünür*ler Batı biliminin değerden bağımsız ol*madığını, "Batı'nın bilimini alıp ahlâkını terketmek" şeklinde formüle edilen mo*dern İslamcı tezin yetersiz kaldığını ileri sürerek bilimin Batı'da gelişen modern biçimiyle İslâmîleştirilmesi gerektiğini sa*vunmuşlardır. Nasr ve Attâs, İslâm'ın ta-savvufî- irfânî geleneğine dayanarak mo*dern zihniyet dünyasını ve modern bilimi felsefî zeminde kullanan pozitivizmi eleş*tirmişlerdir. Tasavvuf geleneğine eleştiri açısından yaklaşan Fârûki ise bilginin belli aşamalar uyarınca İslâmîleştirilmesini bir İslâmî eğitim projesinin temel meselesi olarak sunmuş ve bu programı sosyal bi*limler alanına inhisar ettirmiştir. Bu tar*tışmalar esnasında ortaya atılan İslâm bilimi, bilginin İslâmîleştirilmesi gibi kav*ramlar ilgi çekip tartışmalara yol açmış, bazı düşünürler ve ilim adamları bilginin değerden bağımsız olduğu konusundaki ısrarlarını sürdürürken bazıları da İslâm medeniyetine, tarihî tecrübeye ve meto*doloji meselesine yaptığı atıflar sebebiyle "İslâm bilimi" terimini anlamlı bulmuş, Fârûki'nin ortaya attığı bilginin İslâmî*leştirilmesi projesinin ise modern zihni*yete farkında olmadan iştirak ettiği için aslında İslâm'ın Batılılaştırması anlamı*na geleceğini ileri sürmüştür.


    Bibliyografya :


    Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, "'İlim" md.; Lisânü'l-'Arab, "'alm" md.; et-Ta'rîfât, ""İlim" md.; Tâcü'l-'arûs, "calm" md.; MüsnedM. 157; V, 269; Dârimî, "Mukaddime", 19, 26, 29, 32, 34; Buhâri, "'İlim1', 10; Müslim, "Mlim", 14, "Zİkr ve'd-ducâ'", 73; İbn Mâce. "Mukaddime". 17, 19, 23,"Du'âJ",2, 3, "Fİten", 26, "İkâmet", 32, "Edeb", 28; Ebû Dâvûd, "İlim", 1,9, 12; Tırmizî. "Mlim-,3, 19, "Dacavât", 128;Câbirb. Hayyân, Kitâbü'l-Hudüd [Muhtar u Resâ'ili Câ-birb. Hayyân içinde, nşr. Paul Kraus). Kahire 1354/1935, s. 100, 104, 110; Şafiî. er-Risâte (nşr. Ahmed M. Şâkir). Kahire 1399/1979, s. 357-369; a.mlf.. Cimâ'u'l-Vİm (nşr. M. Ahmed AbdülazîzZeydân). Beyrut 1405/1984,s. 11, 14, 36-39, 41, 47, 49, 55, 62, 68; Kindî. Resâ'it, s. 169, 372; Fârâbî. el-Burhân (nşr. Mâcid Fahrî). Beyrut 1987,5. 19-20; a.mlf.. es-Siyâsetü'l-me-denıyye(nşr. FevzîM. Neccâr). Beyrut 1993, s. 31 vd.; Ebü'l-Hasan el-Âmirî, el-lclâm bi-menâ-kıbii-İslâm{nşT. Ahmed Abdülhamîd e]-Curâb|: Riyad 1408/1988, s. 80-107; Ebû Tâlib el-Mek-kî, Kütü'l-kulûb,Kahire 1310,1, 166-176; Mu-hammed b. Ahmed el-Hârizmî, Mefâtîhu'l-'ulüm (nşr İbrahim el-Ebyârî), Beyrut 1409/1989, s. 15; Bâkıllânî. et-Temhtd (Ebû Rîde), s. 14, 34; İbn Fûrek. Mücerredi! 'l-Makâlât, s. 11, 33; Kâ-di Abdıilcebbâr, Şerhu'1-Uşûli'l-h.amse, s. 46; a.mlf.. el-Muğnt, XII, 13; İbn Sînâ. eş-Şifâ' el-llâ-hiyyât (1), s. 3, 27, 140; a.e. (2), s. 435; a.mlf.. en-Necât (nşr M Taki Dânişpe|ûh|, Tahran 1364/ 1985, s. 113-122; a.mlf., FİAhuâlİ'n-nefs{nşı Ahmed Fuâd el-Ehvânî). Kahire 1952, s. 173; Abdüİkâhir el-Bağdâdî. Uşûlü'd-din, Beyrut 1401/1981, s. 5; İbn Hazm. el-Faşl, il, 126-128; IV, 39-40; Kuşeyrî. er-Rîsâle, 1,266,446; II, 601-609; Cüveynî. el-irşâd (Temîm), s. 33-34; İhvân-ı Safa. er-Resâ% Beyrut 1376-77/1957, I, 266-275;Gazzâlî, thyâ',\, 13-41; a.mlf., el-Munkız mine'd-dalâl [Mecmû'aiü resâHli'l-lmâm el-Gazzâli içinde). Beyrut 1409/1988, s. 37-47; İbn Rüşd. Tefsîru Mâ Ba'de't-tabi'a, II, 727; a.mlf., Tehâfütü't-Tehâfüt (nşr. Maurice Bouy-ges). Beyrut 1992, s. 522; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu'l-ğayb, 11, 178-210;Âmidî, Ebkârü'l-efkâr, Süleymaniye Ktp., Damad İbrahim Paşa. nr. 807,1, vr. 2b-18°; İbnü'l-Arabî. et-Fütûhât, I, 128-147; Nâsıriiddîn-i Tûsî. Tethişu't-Muhaşşal (nşr.AbdullahNûrânî), Tahran 1359/1980, s. 60; Abdülazîz el-Buhâri, Keşfü'l-esrâr(nşr. Muham-med el-Mu'tasım-Billâh el-Bağdâdî), Beyrut 1414/1994,1, 29-49; İbn Haldun. Mukaddime, İli, 1025-1209;Taşköprizâde. Miftâhıu'ş-şa'âde, 1, 68-69, 74; II, 183, 194, 597-600; Keşfü'z-zu-nûn, I, 11-18; Elmalılı. Hak Dini, II, 915-926; IV, 2513; V, 3204, Vll, 4792-4797; Fr. Rosenthal. Knoıvledge Triumphant, Leiden 1970, tür.yer.; Subhîes-Sâlih, Kur'an İlimleri(trc. M. Said Şim*şek), Konya, ts. (Hibaş Yayınevi), s. 97-102; a.mlf.. Hadis İlimleri ue Hadis Istılahları (trc. M. Yaşar Kandemir), İstanbul 1996, s. 87-92; İs*lam Bilimi Tartışmaları (haz. Mustafa Armağan), İstanbul 1990, tür.yer.; Ali Turgut, Tefsir Usûlü ue Kaynaklan, İstanbul 1991. s. 2-47; İlhan Kutluer, "İslâm ve Bilim Tartışmalarında Temel Yaklaşımlar", Bilgi, Bilim ue İslâm-II [haz. Ah*met Tabakoğlu- Sadık Çelenk), İstanbul 1992, s. 18-29; a.mlf., İslâm'ın Klasik Çağında Felsefe Tasaouuru, İstanbul 1996, s. 147-194; a.mlf., A kıl ue Itikad: Kelâm -Felsefe İlişkileri üzerine Araştırmalar, İstanbul 1998, s. 213-242; Ahmed Hassan, İslâm Hukukunun Doğuşu ue Gelişimi (trc. Ali Hakan Çavuşoğlu-Hüseyin Esen). İstan*bul 1999, s. 25-31.

    Kaynak: TDV İSLAM ANS.


  9. 11.Eylül.2013, 16:06
    5
    n_dish
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Kasım.2011
    Üye No: 91917
    Mesaj Sayısı: 5
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Bulunduğu yer: Hak Yolunda

    Cevap: İlim nedir?

    teşekkür ederm sağolun zahmet oldu


  10. 11.Eylül.2013, 16:06
    5
    Üye
    teşekkür ederm sağolun zahmet oldu


  11. 28.Mayıs.2015, 14:09
    6
    yasemin
    Mum Ve Merhem Olabilmek..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Eylül.2014
    Üye No: 104691
    Mesaj Sayısı: 1,411
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 15
    Bulunduğu yer: Allah'ıma Seferdeyim..

    Cevap: İlim nedir?

    İlim ; bilmekten ziyade idrak etmektir , yani birşeyin hakikatini , özünü , yaratılış sebebini bilmektir


  12. 28.Mayıs.2015, 14:09
    6
    Mum Ve Merhem Olabilmek..
    İlim ; bilmekten ziyade idrak etmektir , yani birşeyin hakikatini , özünü , yaratılış sebebini bilmektir


  13. 08.Kasım.2015, 18:32
    7
    Misafir

    Cevap: İlim nedir?

    Bence çok uzun bir cevap yarım saatimi bunu okumakla geçiremem yani


  14. 08.Kasım.2015, 18:32
    7
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Bence çok uzun bir cevap yarım saatimi bunu okumakla geçiremem yani





+ Yorum Gönder