Konusunu Oylayın.: Medet ya abdulkadir geylani demek caizmidir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Medet ya abdulkadir geylani demek caizmidir?
  1. 09.Eylül.2013, 16:46
    1
    umutlucan
    Sadece ALLAH'a kul olun

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mayıs.2013
    Üye No: 101338
    Mesaj Sayısı: 1,441
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 15

    Medet ya abdulkadir geylani demek caizmidir?






    Medet ya abdulkadir geylani demek caizmidir? Mumsema medet ya abdul kadir geylani demek caizmidir?


  2. 09.Eylül.2013, 16:46
    1
    Sadece ALLAH'a kul olun



  3. 09.Eylül.2013, 16:51
    2
    karadamlalar
    Kesintili Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96809
    Mesaj Sayısı: 1,620
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: Medet ya abdul kadir geylani demek caizmidir?




    tevhide aykırıdır, şirktir caiz değildir.


  4. 09.Eylül.2013, 16:51
    2
    karadamlalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kesintili Üye



    tevhide aykırıdır, şirktir caiz değildir.


  5. 09.Eylül.2013, 17:06
    3
    hikmetgumuslu
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Ağustos.2013
    Üye No: 102260
    Mesaj Sayısı: 39
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Bulunduğu yer: odam :)

    Cevap: Medet ya abdul kadir geylani demek caizmidir?

    Allah varken neden başkalarından yardım istiyoruz ki ? allah'ın izniyle medet ya geylani demek başka medet ya geylani demek başkadır yine de allah varken başkasından neden yardım isteyelim ? çok tehlikeli bi kısım sorduğunuz soru..


  6. 09.Eylül.2013, 17:06
    3
    Allah varken neden başkalarından yardım istiyoruz ki ? allah'ın izniyle medet ya geylani demek başka medet ya geylani demek başkadır yine de allah varken başkasından neden yardım isteyelim ? çok tehlikeli bi kısım sorduğunuz soru..


  7. 09.Eylül.2013, 18:17
    4
    umutlucan
    Sadece ALLAH'a kul olun

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mayıs.2013
    Üye No: 101338
    Mesaj Sayısı: 1,441
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 15

    Cevap: Medet ya abdul kadir geylani demek caizmidir?

    muhterem kardesler
    bn demiyorum medet diye
    2 tane ilahi dnledim ikisindede medet medet die bagrıyorlardııııı dnlememdemi sakıncalı silim ozamn bn böle olacagını tahmin etmezdim


  8. 09.Eylül.2013, 18:17
    4
    Sadece ALLAH'a kul olun
    muhterem kardesler
    bn demiyorum medet diye
    2 tane ilahi dnledim ikisindede medet medet die bagrıyorlardııııı dnlememdemi sakıncalı silim ozamn bn böle olacagını tahmin etmezdim


  9. 09.Eylül.2013, 18:22
    5
    karadamlalar
    Kesintili Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96809
    Mesaj Sayısı: 1,620
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: Medet ya abdul kadir geylani demek caizmidir?

    her gün namazda en az 20 defa "yalnız sana ibadet eder, yalnız senden isteriz" deyip biz Allaha bağlanmışız, tutup da salih insanları araya koyarsak mekkeli müşriklerden ne farkımız kalır ?


  10. 09.Eylül.2013, 18:22
    5
    karadamlalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kesintili Üye
    her gün namazda en az 20 defa "yalnız sana ibadet eder, yalnız senden isteriz" deyip biz Allaha bağlanmışız, tutup da salih insanları araya koyarsak mekkeli müşriklerden ne farkımız kalır ?


  11. 09.Eylül.2013, 18:30
    6
    umutlucan
    Sadece ALLAH'a kul olun

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mayıs.2013
    Üye No: 101338
    Mesaj Sayısı: 1,441
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 15

    Cevap: Medet ya abdul kadir geylani demek caizmidir?

    rabıtada mı şirk oluyor şimdi_?


  12. 09.Eylül.2013, 18:30
    6
    Sadece ALLAH'a kul olun
    rabıtada mı şirk oluyor şimdi_?


  13. 09.Eylül.2013, 18:39
    7
    karadamlalar
    Kesintili Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96809
    Mesaj Sayısı: 1,620
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: Medet ya abdul kadir geylani demek caizmidir?

    rabıta yaparak bunun ile bereketleneceğini, sevap alacağını ya da Allaha yaklaşacağını düşünüyorsan bu haramdır, çirkin bir iştir fakat her haline şirk demek doğru değil, tamamen şirk olmasa da tamamen bidat bir uygulamadır. şirk olan yönleri de var tabi.


  14. 09.Eylül.2013, 18:39
    7
    karadamlalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kesintili Üye
    rabıta yaparak bunun ile bereketleneceğini, sevap alacağını ya da Allaha yaklaşacağını düşünüyorsan bu haramdır, çirkin bir iştir fakat her haline şirk demek doğru değil, tamamen şirk olmasa da tamamen bidat bir uygulamadır. şirk olan yönleri de var tabi.


  15. 09.Eylül.2013, 18:46
    8
    umutlucan
    Sadece ALLAH'a kul olun

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mayıs.2013
    Üye No: 101338
    Mesaj Sayısı: 1,441
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 15

    Cevap: Medet ya abdul kadir geylani demek caizmidir?

    tesekkür ederim karadamlar
    ALLAH razı olsnnnnn bize duşen sadece veli kulların sözlerini dnlemek . sadece ALLAH (c.c.) yardım istemek . vermiş oldugunuz bilgilerden dolayı tesekkür ederiz ALLAH razı olsn sizden


  16. 09.Eylül.2013, 18:46
    8
    Sadece ALLAH'a kul olun
    tesekkür ederim karadamlar
    ALLAH razı olsnnnnn bize duşen sadece veli kulların sözlerini dnlemek . sadece ALLAH (c.c.) yardım istemek . vermiş oldugunuz bilgilerden dolayı tesekkür ederiz ALLAH razı olsn sizden


  17. 09.Eylül.2013, 20:30
    9
    ResûlÖzlemi
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Mayıs.2013
    Üye No: 101379
    Mesaj Sayısı: 171
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Bulunduğu yer: Ankara

    Cevap: Medet ya abdul kadir geylani demek caizmidir?

    Değerli kardeşimiz;
    Meded dilemek, yardım istemek demektir. Her
    türlü yardımın kaynağı ve başvurulacak
    mercii Allahu Tealadır. Allahu Tealadan
    başkasından yardım dilemek söz konusu
    olamaz. Tasavvufta Hz. Peygamber, şeyh veya
    benzeri maneviyat büyüklerinden istimdad,
    doğrudan onların şahıslarından bir talab
    demek değildir. Belki onların indi ilahideki
    itibar ve derecelerinden yararlanmak için bir
    tevessüldür. "Meded ya şeyh", "meded ya
    Abdelkadir", "meded ya Gavs-ı Azam" gibi
    lafızlar ve levhalar bu şahıslara duyulan
    manevi sevginin bir ifadesidir.
    İnsan beşer olmanın gereği sığınma duygusu
    taşır. Çocuk anne babasına, talebe hocasına,
    mürid şeyhine sığınmak ve yakın olmak ister.
    İstimdad bu sığınma duygusunun
    tezahürüdür. Vahdet-i vücud inancındaki
    "insan-ı kamil", Allah Rasülü'nün ahlakıyla
    ahlaklanmış, Hakk'ın mazharına nail olan
    demek olduğu için, ruhani bir tasarrufa da
    mazhardır. Mazhardır diyoruz çünkü gerçek
    tasarruf Allah'ındır. Kul veya kişi bu
    tasarrufun görüntüsüdür. Bu itibarla salik ve
    derviş, insan-ı kamil olarak gördüğü
    şeyhinden tarikat piri ve pirlerinden birinden
    istimdad ve istiane ettiğinde aslında talebini
    Allah'a arzetmiştir. Kudret ve kudret sadece
    O'na aittir. Konuya bu açıdan bakıldığında
    şer'i bir tehlike söz konusu değildir. Ancak
    istimdad edilen kişinin bizzat kendisinde bir
    güç ve kudret görüp taleb ondan olacak
    olursa, elbetteki caiz olmaz. (Anahatlarıyla
    Tasavvuf ve Tarikat, Prof. Dr. H. Kamil
    Yılmaz, s. 323)
    İstiğase ayrı, vesile ayrı bir şeydir. İstiğase
    yardım istemek anlamını ifade eder. Vesile ise
    gayeye vasıta olan şeydir.
    Zevilukul olan kimseden istiğase etmek
    meselesine gelince, bakılır, kendisinden
    istiğase edilen kimse salih ve mü'min değilse,
    ister gaib olsun kendisinden istiğase etmek
    caiz değildir. Fakat salih bir kul olursa,
    huzurunda veya kabri başında olursa, şefaat
    dilemek maksadıyla ondan istiğase etmek
    caizdir.
    Çünkü ölü olan kimse her ne kadar berzah
    alemine intikal etmiş ise de kendisine has bir
    hayatı vardır. Peygamberimiz (sav) şöyle
    buyurmuştur: "Peygamberler kabirlerinde
    diridirler" (İbn Mâce, Cenâiz 65)
    Peygamberlerin, mezarlarında diri olduklarına
    bir delil de, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
    ve sellem), mirac sırasında Mescid-i Aksa’da
    bütün peygamberlerin ruhlarıyla buluşması ve
    semada karşılaştığı her peygambere selam
    verdikçe, peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve
    sellem)’in selamını almasıdır. Yine Bedir
    savaşında ölmüş müşrikler hakkında da şöyle
    buyurdular: "Siz bunlardan fazla işitmezsiniz;
    ancak cevap veremezler."
    Ehli tasavvufa göre makam sahibi olan bir
    veli ister ölü ister uzakta olsun ondan istiğase
    edilir. O yardım etme yetkisine sahiptir.
    Özellikle ehli tasarrufun yardımı dünyada
    olduğu gibi dünyadan göç ettikten sonra da
    vardır, devam eder.
    Vesile ise, demin dediğimiz gibi, gayeye
    yetişmek için vasıta olarak kullanıları şeydir.
    Bunların çeşitleri vardır:
    1- Cenab-ı Allah'ın isimlerini vesile kılıp
    tevessül etmek: İbni Mace, Hz. Aişe'den şunu
    rivayet etmiştir: Hz Peygamber bir duasında
    şöyle buyurdular: "Allah'ım, temiz, hoş ve
    mübarek ismin hakkı için senden istiyorum.”
    2- Kendisiyle tevessül edilen zatın duasını
    vesile kılıp istemek.
    3- Büyük ve salih kimsenin zatını vesile
    kılmak suretiyle tevessül etmek: Mesela,
    Allah'ım şu dileğim yerine gelmesi için
    Peygamberi veya Ebubekir'i vesile vesile
    kılıyorum demek gibi, Hz. Ömer (ra) yağmur
    duasında Hz. Abbas'ı (Peygamberimizin
    amcası) vesile kılarak şöyle dua etti:
    "Allah'ım, biz Peygamber'in amcasını sana
    vesile kılıyoruz, bunun için bize yağmur
    yağdır” (Buhari).
    4- İşlenen salih amelleri vesile kılarak tevessül
    etme: mesela, Allah'ım, senin için eda ettiğim
    şu hacc veya şu ibadet sana vesile kılıyorum;
    şu musibetten veya şu beladan beni kurtar
    demek gibi.
    Yukarıda saydığımız vesile çeşitleri İslam'da
    mevcuttur. Bunu İnkar etmek mümkün
    değildir. Vesile edinilen kimsenin vesile
    edenden üstün olması gerekmez. Hz.
    Peygamber (sav) Umre'ye gitmek için izin
    isteyen Hz. Ömer'e: ”kardeşim bizi duadan
    unutma” dedi. Hem de Veysel-Karani'nin
    kendisine dua etmesi için Hz. Ömer'e emir
    verdi. Yalnız peygamberi veya herhangi bir
    zatı bağımsız olarak tasavvur edip istiğase
    etmek, küfre kadar götürebilir. Buna dikkat
    etmek lazımdır. Yani Allah’ın sevgili kulu ve
    Allah’ın izniyle bu işleri yapıyor diye bilmek
    ve istemek caizdir.Ehl-i sünnet alimlerine
    göre, vesilelikten öteye geçmemek şartıyla,
    tevessül etmek caizdir.
    Tevessülü tamamen haram sayanlar, haricîler
    ve onları taklit eden zihniyetlerdir.
    Meleklerin insanları koruduğu bilgisi bizzat
    Kur’an’da vardır: “O insanın önünde ve
    ardında devamlı sûretle nöbetleşerek
    görevlendirilen melekler vardır. Bunlar,
    Allah’ın emrinden ötürü, onu koruyup
    kollarlar” (Rad, 13/11) mealindeki ayette bu
    gerçeğe işaret edilmiştir.
    Meleklerin koruması şirk olmadığı gibi, başka
    mahlukların yardımları da, korumaları da şirk
    olmaması gerekir. Yeter ki, bunları
    vesilelikten, sebeplikten, yaratıcılık vasfına
    çıkarmayalım. Çünkü, “kâinatta Allah’tan
    başka hakikî müessirin olmadığı” gerçeği,
    imanımızın gereğidir.
    Dinde vasıta, vesile var mıdır?
    Hikmet; hayatta ve başarıda vazgeçilmez
    unsurlardan biri olduğu gibi, bütün
    varlıkların sevk ve idaresinde de bir maya ve
    önemli bir kanundur.
    İnsanlar; varlıklarını ve başarılarını, bu
    hikmet denen kaide ve kurala, riayet ve
    itibarla paralel olarak elde ederler ve
    koruyabilirler.
    Hikmet: Yaratıcı ve yaratılanlar arasında;
    sebebi, vesileyi ve vasıtayı zorunlu
    kılmaktadır.
    Zira yaratıcının izzet ve büyüklüğü, kendisi
    ile varlıklar arasındaki münasebet ve denge,
    hikmetle ilgilidir. Ayrıca varlıkların,
    yaratıcısına delil ve burhan olması ve onların
    bir kitap gibi ehil insanlarca mütalaa edilip
    araştırılması ve en önemlisi de, insanların
    kendilerinin imtihan ve test edilerek dünyada
    ve ahirette başarılarının esası, temeli ve alt
    yapısı; hikmettir ve hikmetle ciddi
    münasebettir.
    Hikmetin nasip olduğu insanlar ise,
    varlıkların en şereflisi ve kıymetlisidir.
    Bu esasa binaen varlıklar, eşya ve insan ile,
    yaratıcı arasındaki münasebet olgusunun
    genel adı, hikmettir.
    Cansızlar ve canlılar arasındaki irtibatlar,
    Yaratılma ve yaratma arasındaki perdeler,
    Hastalık ve afiyet arasındaki sebepler,
    Kulluk ve ona bağlı neticeler,
    Tebligat ve hidayet arasındaki ilişkiler,
    Ziraat, ticaret, sanat ve ibadetlerin, neticeleri
    ile münasebetlerinde hikmet esas olup, onun
    gereği olan sebepler, vesileler ve vasıtalar,
    işin mahiyeti icabı olacaktır ve vardır.
    Burada vasıtaların olması, hikmet açısından
    kudret ve izzeti ilahiyece lüzumlu olmakla
    beraber, Cenab-ı Hakk’ın birliği ve celali de,
    bu vasıtaları müessiriyetten azletmektedir.
    Sadece ve sadece vesile olarak kalmasını,
    hikmet icap ettirmektedir.
    Demek ki vasıtalar, Allah’ın hakim ismi
    iktizasınca yaratılışın bir esasıdır.
    İşte bu manadaki vasıtalar; mahiyeti icabı
    dinimizde de vardır ve gereklidir.
    Mesela: Hidayetin vasıtası, peygamberlerdir.
    Allah’ın peygamberlerine emirlerinin
    vasıtaları, meleklerdir.
    Kelam-ı ezelinin vasıtaları, kitaplar ve
    suhuflardır.
    Tecelliyatın ve tezahüratın vasıtaları,
    mucizeler ve sanatlardır.
    Affın ve mükafatın vasıtası, ikramlar ve
    cennettir.
    Kahrın ve cezanın vasıtası, hadler ve
    cehennemdir.
    Ubudiyetin ve kulluğun vasıtası, ibadetlerdir.
    Allah’a yaklaşmanın vasıtası ise, marifet ve
    takvadır.
    O halde; vasıtanın olmadığı hiçbir yer, durum
    ve zaman yoktur.
    Vasıtasız olan şeylerin idraki, anlaşılması ve
    münasebetleri bilinmez.
    Buraya kadar anlattıklarımızda önemli olan
    nokta şudur: Bu vasıtaların; sadece vesileden
    ileri geçmemesi, şeffaf ve nezih olması,
    hakikatleri perdelememesi ve örtmemesi,
    özellikle de, kul ile Allah arasındaki
    münasebete kuvvet vermesi ve kesmemesidir.
    Hakikatler ile, muhatapları arasındaki, hikmet
    icabı olan vasıtalar; kesif olup irtibatı keser
    ise, o zaman hikmet ortadan kalkar ve
    mahsurlar meydana gelir. O vasıta, vasıta
    olma özelliğini kaybeder.
    Mesela; bir matematik kitabı ile, talebelerin
    arasına öğretmenlerin girmesi, talebe ile
    kitabı kaynaştırır. Muhabbeti artırır. İlme de
    kuvvet verir. Öğretmenler bu anlamda vasıta
    olarak bir yekun teşkil etmektedirler.
    Sanatkârlar; sanatlarla çıraklar arasında,
    maharetin intikalinde vasıtadırlar. Aksi halde
    sanatların ve maharetlerin nesli kesilir ve
    güdük kalır.
    Aynen öyle de; maneviyat büyükleri de Allah
    ile kul arasında, kulun rabbi ile münasebetini
    teminde ve muhafazasında şeffaf vasıtadırlar.
    Bunların aradan çekilmesi kul ile Allah
    münasebetini bozar ve irtibatı keser.
    Ancak, vasıta olmak da kolay bir şey değildir.
    Bu işe ehil olmak ve erbabı olmak meselenin
    önemli noktasıdır.
    Yani matematik kitabı ile öğrenci arasına
    vasıta olarak, öğretmen girmelidir. Ancak bu,
    müzik öğretmeni olursa, o işten hayır gelmez.
    Hasta ile hastalık arasına hikmet icabı şeffaf
    vasıta olan doktor girmelidir. Ancak, doktor
    yerine mühendis girer ise, ölüm meleğine
    hizmetten başka bir şeye yaramaz.
    Nasıl ki göz ile eşya arasına, gözlükler giriyor.
    Kulak ile seslerin arasına duyma cihazları
    giriyor. Ve bunlar vasıta olarak, gözleri ve
    kulakları avam olanların, daha


  18. 09.Eylül.2013, 20:30
    9
    Devamlı Üye
    Değerli kardeşimiz;
    Meded dilemek, yardım istemek demektir. Her
    türlü yardımın kaynağı ve başvurulacak
    mercii Allahu Tealadır. Allahu Tealadan
    başkasından yardım dilemek söz konusu
    olamaz. Tasavvufta Hz. Peygamber, şeyh veya
    benzeri maneviyat büyüklerinden istimdad,
    doğrudan onların şahıslarından bir talab
    demek değildir. Belki onların indi ilahideki
    itibar ve derecelerinden yararlanmak için bir
    tevessüldür. "Meded ya şeyh", "meded ya
    Abdelkadir", "meded ya Gavs-ı Azam" gibi
    lafızlar ve levhalar bu şahıslara duyulan
    manevi sevginin bir ifadesidir.
    İnsan beşer olmanın gereği sığınma duygusu
    taşır. Çocuk anne babasına, talebe hocasına,
    mürid şeyhine sığınmak ve yakın olmak ister.
    İstimdad bu sığınma duygusunun
    tezahürüdür. Vahdet-i vücud inancındaki
    "insan-ı kamil", Allah Rasülü'nün ahlakıyla
    ahlaklanmış, Hakk'ın mazharına nail olan
    demek olduğu için, ruhani bir tasarrufa da
    mazhardır. Mazhardır diyoruz çünkü gerçek
    tasarruf Allah'ındır. Kul veya kişi bu
    tasarrufun görüntüsüdür. Bu itibarla salik ve
    derviş, insan-ı kamil olarak gördüğü
    şeyhinden tarikat piri ve pirlerinden birinden
    istimdad ve istiane ettiğinde aslında talebini
    Allah'a arzetmiştir. Kudret ve kudret sadece
    O'na aittir. Konuya bu açıdan bakıldığında
    şer'i bir tehlike söz konusu değildir. Ancak
    istimdad edilen kişinin bizzat kendisinde bir
    güç ve kudret görüp taleb ondan olacak
    olursa, elbetteki caiz olmaz. (Anahatlarıyla
    Tasavvuf ve Tarikat, Prof. Dr. H. Kamil
    Yılmaz, s. 323)
    İstiğase ayrı, vesile ayrı bir şeydir. İstiğase
    yardım istemek anlamını ifade eder. Vesile ise
    gayeye vasıta olan şeydir.
    Zevilukul olan kimseden istiğase etmek
    meselesine gelince, bakılır, kendisinden
    istiğase edilen kimse salih ve mü'min değilse,
    ister gaib olsun kendisinden istiğase etmek
    caiz değildir. Fakat salih bir kul olursa,
    huzurunda veya kabri başında olursa, şefaat
    dilemek maksadıyla ondan istiğase etmek
    caizdir.
    Çünkü ölü olan kimse her ne kadar berzah
    alemine intikal etmiş ise de kendisine has bir
    hayatı vardır. Peygamberimiz (sav) şöyle
    buyurmuştur: "Peygamberler kabirlerinde
    diridirler" (İbn Mâce, Cenâiz 65)
    Peygamberlerin, mezarlarında diri olduklarına
    bir delil de, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
    ve sellem), mirac sırasında Mescid-i Aksa’da
    bütün peygamberlerin ruhlarıyla buluşması ve
    semada karşılaştığı her peygambere selam
    verdikçe, peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve
    sellem)’in selamını almasıdır. Yine Bedir
    savaşında ölmüş müşrikler hakkında da şöyle
    buyurdular: "Siz bunlardan fazla işitmezsiniz;
    ancak cevap veremezler."
    Ehli tasavvufa göre makam sahibi olan bir
    veli ister ölü ister uzakta olsun ondan istiğase
    edilir. O yardım etme yetkisine sahiptir.
    Özellikle ehli tasarrufun yardımı dünyada
    olduğu gibi dünyadan göç ettikten sonra da
    vardır, devam eder.
    Vesile ise, demin dediğimiz gibi, gayeye
    yetişmek için vasıta olarak kullanıları şeydir.
    Bunların çeşitleri vardır:
    1- Cenab-ı Allah'ın isimlerini vesile kılıp
    tevessül etmek: İbni Mace, Hz. Aişe'den şunu
    rivayet etmiştir: Hz Peygamber bir duasında
    şöyle buyurdular: "Allah'ım, temiz, hoş ve
    mübarek ismin hakkı için senden istiyorum.”
    2- Kendisiyle tevessül edilen zatın duasını
    vesile kılıp istemek.
    3- Büyük ve salih kimsenin zatını vesile
    kılmak suretiyle tevessül etmek: Mesela,
    Allah'ım şu dileğim yerine gelmesi için
    Peygamberi veya Ebubekir'i vesile vesile
    kılıyorum demek gibi, Hz. Ömer (ra) yağmur
    duasında Hz. Abbas'ı (Peygamberimizin
    amcası) vesile kılarak şöyle dua etti:
    "Allah'ım, biz Peygamber'in amcasını sana
    vesile kılıyoruz, bunun için bize yağmur
    yağdır” (Buhari).
    4- İşlenen salih amelleri vesile kılarak tevessül
    etme: mesela, Allah'ım, senin için eda ettiğim
    şu hacc veya şu ibadet sana vesile kılıyorum;
    şu musibetten veya şu beladan beni kurtar
    demek gibi.
    Yukarıda saydığımız vesile çeşitleri İslam'da
    mevcuttur. Bunu İnkar etmek mümkün
    değildir. Vesile edinilen kimsenin vesile
    edenden üstün olması gerekmez. Hz.
    Peygamber (sav) Umre'ye gitmek için izin
    isteyen Hz. Ömer'e: ”kardeşim bizi duadan
    unutma” dedi. Hem de Veysel-Karani'nin
    kendisine dua etmesi için Hz. Ömer'e emir
    verdi. Yalnız peygamberi veya herhangi bir
    zatı bağımsız olarak tasavvur edip istiğase
    etmek, küfre kadar götürebilir. Buna dikkat
    etmek lazımdır. Yani Allah’ın sevgili kulu ve
    Allah’ın izniyle bu işleri yapıyor diye bilmek
    ve istemek caizdir.Ehl-i sünnet alimlerine
    göre, vesilelikten öteye geçmemek şartıyla,
    tevessül etmek caizdir.
    Tevessülü tamamen haram sayanlar, haricîler
    ve onları taklit eden zihniyetlerdir.
    Meleklerin insanları koruduğu bilgisi bizzat
    Kur’an’da vardır: “O insanın önünde ve
    ardında devamlı sûretle nöbetleşerek
    görevlendirilen melekler vardır. Bunlar,
    Allah’ın emrinden ötürü, onu koruyup
    kollarlar” (Rad, 13/11) mealindeki ayette bu
    gerçeğe işaret edilmiştir.
    Meleklerin koruması şirk olmadığı gibi, başka
    mahlukların yardımları da, korumaları da şirk
    olmaması gerekir. Yeter ki, bunları
    vesilelikten, sebeplikten, yaratıcılık vasfına
    çıkarmayalım. Çünkü, “kâinatta Allah’tan
    başka hakikî müessirin olmadığı” gerçeği,
    imanımızın gereğidir.
    Dinde vasıta, vesile var mıdır?
    Hikmet; hayatta ve başarıda vazgeçilmez
    unsurlardan biri olduğu gibi, bütün
    varlıkların sevk ve idaresinde de bir maya ve
    önemli bir kanundur.
    İnsanlar; varlıklarını ve başarılarını, bu
    hikmet denen kaide ve kurala, riayet ve
    itibarla paralel olarak elde ederler ve
    koruyabilirler.
    Hikmet: Yaratıcı ve yaratılanlar arasında;
    sebebi, vesileyi ve vasıtayı zorunlu
    kılmaktadır.
    Zira yaratıcının izzet ve büyüklüğü, kendisi
    ile varlıklar arasındaki münasebet ve denge,
    hikmetle ilgilidir. Ayrıca varlıkların,
    yaratıcısına delil ve burhan olması ve onların
    bir kitap gibi ehil insanlarca mütalaa edilip
    araştırılması ve en önemlisi de, insanların
    kendilerinin imtihan ve test edilerek dünyada
    ve ahirette başarılarının esası, temeli ve alt
    yapısı; hikmettir ve hikmetle ciddi
    münasebettir.
    Hikmetin nasip olduğu insanlar ise,
    varlıkların en şereflisi ve kıymetlisidir.
    Bu esasa binaen varlıklar, eşya ve insan ile,
    yaratıcı arasındaki münasebet olgusunun
    genel adı, hikmettir.
    Cansızlar ve canlılar arasındaki irtibatlar,
    Yaratılma ve yaratma arasındaki perdeler,
    Hastalık ve afiyet arasındaki sebepler,
    Kulluk ve ona bağlı neticeler,
    Tebligat ve hidayet arasındaki ilişkiler,
    Ziraat, ticaret, sanat ve ibadetlerin, neticeleri
    ile münasebetlerinde hikmet esas olup, onun
    gereği olan sebepler, vesileler ve vasıtalar,
    işin mahiyeti icabı olacaktır ve vardır.
    Burada vasıtaların olması, hikmet açısından
    kudret ve izzeti ilahiyece lüzumlu olmakla
    beraber, Cenab-ı Hakk’ın birliği ve celali de,
    bu vasıtaları müessiriyetten azletmektedir.
    Sadece ve sadece vesile olarak kalmasını,
    hikmet icap ettirmektedir.
    Demek ki vasıtalar, Allah’ın hakim ismi
    iktizasınca yaratılışın bir esasıdır.
    İşte bu manadaki vasıtalar; mahiyeti icabı
    dinimizde de vardır ve gereklidir.
    Mesela: Hidayetin vasıtası, peygamberlerdir.
    Allah’ın peygamberlerine emirlerinin
    vasıtaları, meleklerdir.
    Kelam-ı ezelinin vasıtaları, kitaplar ve
    suhuflardır.
    Tecelliyatın ve tezahüratın vasıtaları,
    mucizeler ve sanatlardır.
    Affın ve mükafatın vasıtası, ikramlar ve
    cennettir.
    Kahrın ve cezanın vasıtası, hadler ve
    cehennemdir.
    Ubudiyetin ve kulluğun vasıtası, ibadetlerdir.
    Allah’a yaklaşmanın vasıtası ise, marifet ve
    takvadır.
    O halde; vasıtanın olmadığı hiçbir yer, durum
    ve zaman yoktur.
    Vasıtasız olan şeylerin idraki, anlaşılması ve
    münasebetleri bilinmez.
    Buraya kadar anlattıklarımızda önemli olan
    nokta şudur: Bu vasıtaların; sadece vesileden
    ileri geçmemesi, şeffaf ve nezih olması,
    hakikatleri perdelememesi ve örtmemesi,
    özellikle de, kul ile Allah arasındaki
    münasebete kuvvet vermesi ve kesmemesidir.
    Hakikatler ile, muhatapları arasındaki, hikmet
    icabı olan vasıtalar; kesif olup irtibatı keser
    ise, o zaman hikmet ortadan kalkar ve
    mahsurlar meydana gelir. O vasıta, vasıta
    olma özelliğini kaybeder.
    Mesela; bir matematik kitabı ile, talebelerin
    arasına öğretmenlerin girmesi, talebe ile
    kitabı kaynaştırır. Muhabbeti artırır. İlme de
    kuvvet verir. Öğretmenler bu anlamda vasıta
    olarak bir yekun teşkil etmektedirler.
    Sanatkârlar; sanatlarla çıraklar arasında,
    maharetin intikalinde vasıtadırlar. Aksi halde
    sanatların ve maharetlerin nesli kesilir ve
    güdük kalır.
    Aynen öyle de; maneviyat büyükleri de Allah
    ile kul arasında, kulun rabbi ile münasebetini
    teminde ve muhafazasında şeffaf vasıtadırlar.
    Bunların aradan çekilmesi kul ile Allah
    münasebetini bozar ve irtibatı keser.
    Ancak, vasıta olmak da kolay bir şey değildir.
    Bu işe ehil olmak ve erbabı olmak meselenin
    önemli noktasıdır.
    Yani matematik kitabı ile öğrenci arasına
    vasıta olarak, öğretmen girmelidir. Ancak bu,
    müzik öğretmeni olursa, o işten hayır gelmez.
    Hasta ile hastalık arasına hikmet icabı şeffaf
    vasıta olan doktor girmelidir. Ancak, doktor
    yerine mühendis girer ise, ölüm meleğine
    hizmetten başka bir şeye yaramaz.
    Nasıl ki göz ile eşya arasına, gözlükler giriyor.
    Kulak ile seslerin arasına duyma cihazları
    giriyor. Ve bunlar vasıta olarak, gözleri ve
    kulakları avam olanların, daha


  19. 09.Eylül.2013, 20:30
    10
    karadamlalar
    Kesintili Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96809
    Mesaj Sayısı: 1,620
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: Medet ya abdul kadir geylani demek caizmidir?

    amin, Allah doğru yoldan ayırmasın kardeşim.

    sonraki yorum yazan arkadaş;
    Allahtan birinin hakkı ya da yüzü suyu hürmetine isteme ayrı bir şeydir, komple birinden bir şey dilemek ayrı bir şeydir. medet ya geylani sözü ile geylaninin sana yardım etmeye kadir olduğu gibi bir zanna ulaşılır halbuki o kişi ölmüştür, ölü ya da diri sana yardım etme imkanı olmayacak birini yardımına yetişir sanmak şirktir.


  20. 09.Eylül.2013, 20:30
    10
    karadamlalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kesintili Üye
    amin, Allah doğru yoldan ayırmasın kardeşim.

    sonraki yorum yazan arkadaş;
    Allahtan birinin hakkı ya da yüzü suyu hürmetine isteme ayrı bir şeydir, komple birinden bir şey dilemek ayrı bir şeydir. medet ya geylani sözü ile geylaninin sana yardım etmeye kadir olduğu gibi bir zanna ulaşılır halbuki o kişi ölmüştür, ölü ya da diri sana yardım etme imkanı olmayacak birini yardımına yetişir sanmak şirktir.


  21. 10.Eylül.2013, 15:09
    11
    Misafir

    Cevap: Medet ya abdulkadir geylani demek caizmidir?

    karadamlalar fikirlerine katılıyorum


  22. 10.Eylül.2013, 15:09
    11
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    karadamlalar fikirlerine katılıyorum





+ Yorum Gönder