Konusunu Oylayın.: (Zümer, 53) ve (Nisa 48) iki ayeti açıklar mısınız ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
(Zümer, 53) ve (Nisa 48) iki ayeti açıklar mısınız ?
  1. 11.Ağustos.2013, 02:09
    1
    ysferdmksk
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Temmuz.2013
    Üye No: 101826
    Mesaj Sayısı: 6
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    (Zümer, 53) ve (Nisa 48) iki ayeti açıklar mısınız ?

  2. 11.Ağustos.2013, 02:19
    2
    *Amine*
    Okur, yazar, susar...

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Şubat.2008
    Üye No: 8540
    Mesaj Sayısı: 861
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12

    Cevap: Açıklamak gerek




    Zümer 39/53: "De ki (Allah şöyle buyuruyor): "Ey kendi aleyhlerine olarak haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah (dilerse) bütün günahları bağışlar; doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir."

    Bu meseleyi birkaç madde halinde açıklamaya çalışacağız:

    a. Bu üslup, Araplar arasında bilinen bir üsluptur ve muhataplarına hiç de garip gelmemiştir. Bunun en büyük delili, müfessirlerin bu noktayı hiç kale almamalardır. Nitekim, bu mesele için araştırma imkânını bulduğumuz 30-40 civarındaki tefsirden -üç-dört tanesi hariç- hiç birisinde böyle bir soruna parmak basılmamıştır.

    b. Kur’an üslubunun en belirgin özelliği, onun çok veciz olmasıdır. Bu husus, ifadelerde kullanılması gereken bazı sözcüklerin veya cümlelerin hazfedilmesidir/açıkça zikredilmemesidir. Bunun örnekleri çoktur. Bahis mevzuu ettiğimiz ayette de böyle bir hazif söz konusudur. Buna göre ayetin manasını açıklayan, ancak açıkça zikredilmeyen şekli şöyledir “kul/beliğ anni hazihi’l-hakikate; Yâ ibadi…” (Resulüm! Şu gerçeği -insanlara- tebliğ et! Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım!..) Bundan anlaşılıyor ki, bu ayetin başında iki istinaf/yeniden başlama cümlesi vardır:

    Birincisi, bu gibi günahkâr olan kimselere verilecek cevabı bekleyen Hz. Peygamber (a.s.m)’e hitap eden ve onun bu beklentisine cevap olan “Kul: De ki: Şu sözlerimi tebliğ et!” emir cümlesidir.

    İkincisi; bizzat Allah’ın kullarını ulaştırılmasını istediği ve “Ya ibadî = Ey kullarım!” diye başlayan mesaj cümlesidir. (krş. İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri).

    c. Bir çok rivayete göre, bu ayetin nüzul sebebi, Hz. Vahşi veya Hişam b. El-Asî, gibi imana gelmek isteyen, ancak daha önceki günahlarının hepsinin affedilip edilmeyeceği hususunda, Hz. Peygamber(a.s.m)’den bir garanti almak isteyen müşriklerin bu tavrıdır. Başka değişik ayetlerdeki af kapsamını açıklayan ayetler karşısında tam tatmin olmadıkları için, ondan daha belirgin bir beyanat istiyorlardı.

    İşte, onların bu meselesine ilk muhatap olan Hz. Peygamber (a.s.m) olduğu için, Kur’an’da da ilk başta ona hitaben “Kul = De ki” şeklindeki nida cümlesine yer verildikten sonra, Allah’ın asıl mesajına geçilmiştir.(krş. a.g.y).

    d. Bazı alimlere göre, bu veciz üslubunun aslı -meal olarak- şöyledir: “Resulüm! O çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarıma de ki: Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin…!) (krş. Seyyid Tantavî, ilgili ayetin tefsiri).

    Bu tespite göre, ayetin hazfedilen cümlesiyle beraber ayetin meali şöyledir:

    “Resulüm! O çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarıma şu sözlerimi tebliğ et : ‘Ey günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım!..’” Bu cümlelerin tekrar edilmemesi için bir cümleyle iktifa edilmiştir.

    e. Ezher Üniversitesi alimlerinden bir heyet tarafından yazılan “el-Muthab” adlı tefsirde ise, bu ayet meal olarak şöyle açıklanmıştır: “Resulüm! Rabbinden mesajını tebliğ etmek üzere de ki: ‘Ey günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım!...”(krş. el-Muntehab, ilgili ayetin tefsiri).

    f. Bazı alimler de meal olarak şöyle bir açıklama getirmiştir: “Ey elçim ve ey elçimin varisleri olan Allah’ın dininin tebliğcileri! Rabbinizden gelen şu mesajını onun kullarına iletin: “‘Ey günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım!..’”(krş. es-Sadî, Tefsiru’l-Kerimi’r-Rahman, ilgili ayetin tefsiri).

    g. Sonuç olarak diyebiliriz ki, Ayette geçen ifadeden hiçbir alim, “Peygamberin kulları” ihtimalini bile düşünmemiştir.
    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  3. 11.Ağustos.2013, 02:19
    2
    Okur, yazar, susar...



    Zümer 39/53: "De ki (Allah şöyle buyuruyor): "Ey kendi aleyhlerine olarak haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah (dilerse) bütün günahları bağışlar; doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir."

    Bu meseleyi birkaç madde halinde açıklamaya çalışacağız:

    a. Bu üslup, Araplar arasında bilinen bir üsluptur ve muhataplarına hiç de garip gelmemiştir. Bunun en büyük delili, müfessirlerin bu noktayı hiç kale almamalardır. Nitekim, bu mesele için araştırma imkânını bulduğumuz 30-40 civarındaki tefsirden -üç-dört tanesi hariç- hiç birisinde böyle bir soruna parmak basılmamıştır.

    b. Kur’an üslubunun en belirgin özelliği, onun çok veciz olmasıdır. Bu husus, ifadelerde kullanılması gereken bazı sözcüklerin veya cümlelerin hazfedilmesidir/açıkça zikredilmemesidir. Bunun örnekleri çoktur. Bahis mevzuu ettiğimiz ayette de böyle bir hazif söz konusudur. Buna göre ayetin manasını açıklayan, ancak açıkça zikredilmeyen şekli şöyledir “kul/beliğ anni hazihi’l-hakikate; Yâ ibadi…” (Resulüm! Şu gerçeği -insanlara- tebliğ et! Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım!..) Bundan anlaşılıyor ki, bu ayetin başında iki istinaf/yeniden başlama cümlesi vardır:

    Birincisi, bu gibi günahkâr olan kimselere verilecek cevabı bekleyen Hz. Peygamber (a.s.m)’e hitap eden ve onun bu beklentisine cevap olan “Kul: De ki: Şu sözlerimi tebliğ et!” emir cümlesidir.

    İkincisi; bizzat Allah’ın kullarını ulaştırılmasını istediği ve “Ya ibadî = Ey kullarım!” diye başlayan mesaj cümlesidir. (krş. İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri).

    c. Bir çok rivayete göre, bu ayetin nüzul sebebi, Hz. Vahşi veya Hişam b. El-Asî, gibi imana gelmek isteyen, ancak daha önceki günahlarının hepsinin affedilip edilmeyeceği hususunda, Hz. Peygamber(a.s.m)’den bir garanti almak isteyen müşriklerin bu tavrıdır. Başka değişik ayetlerdeki af kapsamını açıklayan ayetler karşısında tam tatmin olmadıkları için, ondan daha belirgin bir beyanat istiyorlardı.

    İşte, onların bu meselesine ilk muhatap olan Hz. Peygamber (a.s.m) olduğu için, Kur’an’da da ilk başta ona hitaben “Kul = De ki” şeklindeki nida cümlesine yer verildikten sonra, Allah’ın asıl mesajına geçilmiştir.(krş. a.g.y).

    d. Bazı alimlere göre, bu veciz üslubunun aslı -meal olarak- şöyledir: “Resulüm! O çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarıma de ki: Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin…!) (krş. Seyyid Tantavî, ilgili ayetin tefsiri).

    Bu tespite göre, ayetin hazfedilen cümlesiyle beraber ayetin meali şöyledir:

    “Resulüm! O çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarıma şu sözlerimi tebliğ et : ‘Ey günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım!..’” Bu cümlelerin tekrar edilmemesi için bir cümleyle iktifa edilmiştir.

    e. Ezher Üniversitesi alimlerinden bir heyet tarafından yazılan “el-Muthab” adlı tefsirde ise, bu ayet meal olarak şöyle açıklanmıştır: “Resulüm! Rabbinden mesajını tebliğ etmek üzere de ki: ‘Ey günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım!...”(krş. el-Muntehab, ilgili ayetin tefsiri).

    f. Bazı alimler de meal olarak şöyle bir açıklama getirmiştir: “Ey elçim ve ey elçimin varisleri olan Allah’ın dininin tebliğcileri! Rabbinizden gelen şu mesajını onun kullarına iletin: “‘Ey günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım!..’”(krş. es-Sadî, Tefsiru’l-Kerimi’r-Rahman, ilgili ayetin tefsiri).

    g. Sonuç olarak diyebiliriz ki, Ayette geçen ifadeden hiçbir alim, “Peygamberin kulları” ihtimalini bile düşünmemiştir.
    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  4. 11.Ağustos.2013, 02:21
    3
    *Amine*
    Okur, yazar, susar...

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Şubat.2008
    Üye No: 8540
    Mesaj Sayısı: 861
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12

    Cevap: Açıklamak gerek

    Nisa Suresi 48. ayette, "Allah dilediği kimselerin günahlarını bağışlar." denilmektedir. Allah'ın diledikleri kimlerdir

    1. “Allah’ın dilediği kimseler” in kimler olduğunu ancak Allah’ın dilemesi belirler. “Allah’ın dilediği kimseler”, imanlı olanlar arasından seçilir. Kâfir/ateist veya müşrik olarak ölenler bu istisna içinde değildir.

    Bağışlanmama hali, tevbe edilmemiş günah içindir ve bu durum, aynı sûrenin 18’inci âyetinde anlatılmıştır: Yoksa, kötülükleri işleyip durduktan sonra ölüm gelip çattığında “Ben şimdi tevbe ettim” diyen kimsenin veya kâfir olarak ölenlerin tevbesi değildir. "Öyleleri için Biz acı bir azap hazırladık."

    Ancak, şirkten tevbe eden ve durumunu düzelten kimseyi de Yüce Allah, af kapsamına almaktadır. Allah’a ortak koşmak ise, gerçekten, hiçbir şekilde bağışlanmasına imkân olmayan bir suçtur. Çünkü bu, tıpkı bir sanatkârın eserini çalarak ilgisiz kişilere mal edercesine, Allah’ın eserlerinden bir kısmı üzerinde Onun malikiyet ve yaratıcılığını inkâr edip, onları Allah tarafından yaratılmış başka varlıklara yakıştırmak anlamına gelir ki, hiç kimse, eser sahibinden böyle bir suçu bağışlamasını beklemez. Rum Suresi 28. ayette bir benzetme ile bu duruma işaret edilmiştir.

    Diğer yandan, Allah’tan başkasına mal edilmek, Allah’ın kulları için de büyük bir iftiradır; onun için, Meryem Suresi 90-91 ve benzeri âyetlerde, bu durum, varlık âlemini öfkelendirecek bir iftira olarak tasvir edilmiştir. Allah’tan başkasına kul olmak gibi bir hakarete uğrayan Allah kullarının haklarını müşriklerden almak da, herhalde, İlâhî adaletten beklenebilecek bir şeydir.

    2. Ayette (Nisa, 4/48, 116), “şirkin dışındaki tüm günahlar, tamamen affedilir” demiyor. Bilakis, “şirk gibi -doğrudan tevhit inancına ters düşen- günahların affa kabiliyetlerinin olmadığı, şirkin dışında kalan günahların ise affedilebileceğini” söylüyor. Ayet, “affa kabiliyetleri olan günahların da herkes için bağışlanmasının söz konusu olduğunu” söylemiyor. “Bu günahların -herkes için değil- yalnız bazı kimseler için affedilebileceğini, bunların da Allah’ın tercih ve dilemesine bağlı olduğunu” söylüyor.

    Eğer bütün günahlar affedilseydi, imtihana gerek kalmazdı. Oysa, imanla kabre gidenlerden de cezaya çarpılacak kimselerin sayısının azımsanmayacak kadar olduğu hususu, ehlisünnetin akidesindendir.

    Yine de bize düşen küfür ve şirkten uzak durmak, günahlarda da ısrar etmemektir. Çünkü, her günah içinde küfre götürecek bir yol vardır. İman, salih amelle birleştiği takdirde, sahibine cennet kapılarını açacak, tek altın anahtardır. İmanla kabre giren -geç de olsa- cennete girecektir. Bu fırsatı kaçıranlar için cennete girme şansı hiç yoktur. Bu sebeple -özellikle bu asırda- imanla kabre girmek için, tahkîkî imanı elde etmeye çalışmak son derece önemlidir.

    3. İbn Âşûr'un, İbn Atıyye'yi (II, 64) tamamlayarak yaptığı açıklamaya göre bağışlanma şansı bakımından insanları dört gruba ayırmak gerekir:

    a. Hak dinin inkârında ısrar ederek ölen kâfirler; bunlar ebedî olarak cehennemde kalacaklardır.

    b. Günahı olmayan (muhsin) müminler; bunlar Allah'ın vaadine göre kesin olarak doğrudan cennete gireceklerdir.

    c. Günah işledikten sonra tövbe eden ve tövbesinde sebat ederek ölen müminler; bunlar da bir önceki müminler gibidir.

    d. Günah işleyip tövbe etmeden ölen müminler. Ehlisünnete göre mutluluk ve esenlik müjdesi veren vaad âyetler genel olmakla beraber maksat özeldir. Bunlarla günahsız müminlerle, günahkârlar içinden Allah'ın ceza vermeyeceği grup kastedilmiştir. Ceza tehdidi içeren vaîd âyetlerinin de zahiri genel olmakla beraber kastedilenler özeldir, belli bir gruptur; yani kafirlerle Allah Teâlâ'mn cezalandıracağı günahkâr müminler kastedilmiştir.

    Sorudaki ayette geçen "Bundan başkasını dilediği kimseler için bağışlar" cümlesi, diğer âyetlerle beraber değerlendirilmelidir. Bu âyet icmal (özet), diğerleri tafsildir (geniş, detaylı açıklamadır). Allah'ın hangi kullarına ceza vermeyi, hangilerine de vermemeyi dileyeceği yine kendisi tarafından diğer âyetlerde açıklanmıştır. Buna göre tövbe eden kimse daha önce müşrik, ehlikitap, günahkâr Müslüman olsa da Allah Teâlâ tarafından bağışlanacak ve tövbesi kabul edilecektir; çünkü O böyle vaad etmiştir.

    Tövbe etmeden ölen günahkâr müminler ise -günahlarını karşılayan ve aşan sevapları, hayırları, iyi işleri, eserleri bulunmadığı takdirde -ebedî olarak değil- günahlarının cezasını çekecek kadar cehennemde kalacaklardır. Allah bunun böyle olmasını istemiş ve iradesini kitabında bildirmiştir. Ayrıca, Allah dilerse imanla ölmüş günahkar bir kulunu da bağışlar. (bk. Kuran Yolu, Diyanet Tefsiri ilgili ayetlerin açıklaması)
    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  5. 11.Ağustos.2013, 02:21
    3
    Okur, yazar, susar...
    Nisa Suresi 48. ayette, "Allah dilediği kimselerin günahlarını bağışlar." denilmektedir. Allah'ın diledikleri kimlerdir

    1. “Allah’ın dilediği kimseler” in kimler olduğunu ancak Allah’ın dilemesi belirler. “Allah’ın dilediği kimseler”, imanlı olanlar arasından seçilir. Kâfir/ateist veya müşrik olarak ölenler bu istisna içinde değildir.

    Bağışlanmama hali, tevbe edilmemiş günah içindir ve bu durum, aynı sûrenin 18’inci âyetinde anlatılmıştır: Yoksa, kötülükleri işleyip durduktan sonra ölüm gelip çattığında “Ben şimdi tevbe ettim” diyen kimsenin veya kâfir olarak ölenlerin tevbesi değildir. "Öyleleri için Biz acı bir azap hazırladık."

    Ancak, şirkten tevbe eden ve durumunu düzelten kimseyi de Yüce Allah, af kapsamına almaktadır. Allah’a ortak koşmak ise, gerçekten, hiçbir şekilde bağışlanmasına imkân olmayan bir suçtur. Çünkü bu, tıpkı bir sanatkârın eserini çalarak ilgisiz kişilere mal edercesine, Allah’ın eserlerinden bir kısmı üzerinde Onun malikiyet ve yaratıcılığını inkâr edip, onları Allah tarafından yaratılmış başka varlıklara yakıştırmak anlamına gelir ki, hiç kimse, eser sahibinden böyle bir suçu bağışlamasını beklemez. Rum Suresi 28. ayette bir benzetme ile bu duruma işaret edilmiştir.

    Diğer yandan, Allah’tan başkasına mal edilmek, Allah’ın kulları için de büyük bir iftiradır; onun için, Meryem Suresi 90-91 ve benzeri âyetlerde, bu durum, varlık âlemini öfkelendirecek bir iftira olarak tasvir edilmiştir. Allah’tan başkasına kul olmak gibi bir hakarete uğrayan Allah kullarının haklarını müşriklerden almak da, herhalde, İlâhî adaletten beklenebilecek bir şeydir.

    2. Ayette (Nisa, 4/48, 116), “şirkin dışındaki tüm günahlar, tamamen affedilir” demiyor. Bilakis, “şirk gibi -doğrudan tevhit inancına ters düşen- günahların affa kabiliyetlerinin olmadığı, şirkin dışında kalan günahların ise affedilebileceğini” söylüyor. Ayet, “affa kabiliyetleri olan günahların da herkes için bağışlanmasının söz konusu olduğunu” söylemiyor. “Bu günahların -herkes için değil- yalnız bazı kimseler için affedilebileceğini, bunların da Allah’ın tercih ve dilemesine bağlı olduğunu” söylüyor.

    Eğer bütün günahlar affedilseydi, imtihana gerek kalmazdı. Oysa, imanla kabre gidenlerden de cezaya çarpılacak kimselerin sayısının azımsanmayacak kadar olduğu hususu, ehlisünnetin akidesindendir.

    Yine de bize düşen küfür ve şirkten uzak durmak, günahlarda da ısrar etmemektir. Çünkü, her günah içinde küfre götürecek bir yol vardır. İman, salih amelle birleştiği takdirde, sahibine cennet kapılarını açacak, tek altın anahtardır. İmanla kabre giren -geç de olsa- cennete girecektir. Bu fırsatı kaçıranlar için cennete girme şansı hiç yoktur. Bu sebeple -özellikle bu asırda- imanla kabre girmek için, tahkîkî imanı elde etmeye çalışmak son derece önemlidir.

    3. İbn Âşûr'un, İbn Atıyye'yi (II, 64) tamamlayarak yaptığı açıklamaya göre bağışlanma şansı bakımından insanları dört gruba ayırmak gerekir:

    a. Hak dinin inkârında ısrar ederek ölen kâfirler; bunlar ebedî olarak cehennemde kalacaklardır.

    b. Günahı olmayan (muhsin) müminler; bunlar Allah'ın vaadine göre kesin olarak doğrudan cennete gireceklerdir.

    c. Günah işledikten sonra tövbe eden ve tövbesinde sebat ederek ölen müminler; bunlar da bir önceki müminler gibidir.

    d. Günah işleyip tövbe etmeden ölen müminler. Ehlisünnete göre mutluluk ve esenlik müjdesi veren vaad âyetler genel olmakla beraber maksat özeldir. Bunlarla günahsız müminlerle, günahkârlar içinden Allah'ın ceza vermeyeceği grup kastedilmiştir. Ceza tehdidi içeren vaîd âyetlerinin de zahiri genel olmakla beraber kastedilenler özeldir, belli bir gruptur; yani kafirlerle Allah Teâlâ'mn cezalandıracağı günahkâr müminler kastedilmiştir.

    Sorudaki ayette geçen "Bundan başkasını dilediği kimseler için bağışlar" cümlesi, diğer âyetlerle beraber değerlendirilmelidir. Bu âyet icmal (özet), diğerleri tafsildir (geniş, detaylı açıklamadır). Allah'ın hangi kullarına ceza vermeyi, hangilerine de vermemeyi dileyeceği yine kendisi tarafından diğer âyetlerde açıklanmıştır. Buna göre tövbe eden kimse daha önce müşrik, ehlikitap, günahkâr Müslüman olsa da Allah Teâlâ tarafından bağışlanacak ve tövbesi kabul edilecektir; çünkü O böyle vaad etmiştir.

    Tövbe etmeden ölen günahkâr müminler ise -günahlarını karşılayan ve aşan sevapları, hayırları, iyi işleri, eserleri bulunmadığı takdirde -ebedî olarak değil- günahlarının cezasını çekecek kadar cehennemde kalacaklardır. Allah bunun böyle olmasını istemiş ve iradesini kitabında bildirmiştir. Ayrıca, Allah dilerse imanla ölmüş günahkar bir kulunu da bağışlar. (bk. Kuran Yolu, Diyanet Tefsiri ilgili ayetlerin açıklaması)
    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder