Konusunu Oylayın.: Müminun Suresi 6. Ayet ini acıklarmısınız? İniş sebebi nedir?

5 üzerinden 4.88 | Toplam : 8 kişi
Müminun Suresi 6. Ayet ini acıklarmısınız? İniş sebebi nedir?
  1. 26.Temmuz.2013, 15:48
    1
    umutlucan
    Sadece ALLAH'a kul olun

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mayıs.2013
    Üye No: 101338
    Mesaj Sayısı: 1,441
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 15

    Müminun Suresi 6. Ayet ini acıklarmısınız? İniş sebebi nedir?






    Müminun Suresi 6. Ayet ini acıklarmısınız? İniş sebebi nedir? Mumsema lütfen bana Müminun Suresi 6. Ayet ini acıklarmısınız?

    ne zaman indi hadisesini anlatın ltfnn


  2. 26.Temmuz.2013, 16:04
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Müminun Suresi 6. Ayet ini acıklarmısınız? İniş sebebi nedir?




    Müminlerin Güzel Hasletleri


    1- Müminler muhakkak kurtuluşa er*mişlerdir.

    2- Onlar öyle müminlerdir ki, namazla*rında huşu içerisindedirler.

    3- Onlar boş sözden yüz çevirirler.

    4- Onlar zekât (vazife)lerini yaparlar.

    5- Onlar ırzlarını korurlar.

    6- Ancak hanımları yahut sahip oldukları cariyeleri hariç. Bunlarla olan helâl ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.

    7- Kim bundan öteye geçmek isterse işte onlar haddi aşan kimselerdir.

    8- Onlar emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler.

    9- Onlar namazlarına devam ederler.

    10- İşte bu kimseler varis olacaklardır.

    11- Onlar Firdevs cennetlerine varis olacaklardır. Orada ebedî olarak kala*caklardır.



    Nüzul Sebebi


    "Öyle müminler ki, namazlarında huşu içerisindedirler." 2. ayeti ile ilgili rivayet olunmuştur ki, Peygamberimiz (s.a.) gözünü semaya dikerek namaz kı*lardı. Bu ayet inince gözünü secde ettiği yere dikerek namaz kılmaya başladı. Efendimiz (s.a.) namazda sakalıyla oynayan bir adam gördü. Buyurdu ki: "Eğer bunun kalbi huşu dolu olsaydı azaları da huşu ile dolardı."[6]

    Hakim'in Ebu Hureyre'den (r.a.) rivayetine göre Rasulullah (s.a.) namaz kılarken gözünü semaya dikerdi. Bunun üzerine: "Öyle müminler ki namazla*rında huşu içerisindedirler." ayeti indi. Peygamberimiz (s.a.) de başını önüne indirdi.

    Merduveyh bu hadisi: "Namazda sağa-sola (başka tarafa) bakardı." şeklin*de rivayet etmiş, Said b. Mansur da İbni Sirin'den mürsel olarak: "Gözünü çe*virirdi, onun üzerine bu ayet nazil oldu." ifadesiyle rivayet etmiştir. İbni Ebî Hatim de İbni Şîrînden mürsel olarak: "Sahabe namazda gözlerini semaya di*kerlerdi, bunun üzerine bu ayet indi" rivayetini zikretmiştir. [7]



    Açıklaması Tefisiri


    Allah Tealâ şu yedi sıfatı taşıyan müminlerin kurtuluşa ve kazanca nail olacaklarını müjdelemekte, aynı zamanda onlar hakkında bu hükmü vermek*tedir:

    1- "Müminler muhakkak kurtuluşa ermişlerdir." Onlar iman sıfatını, yani Allah'ı, Rasulünü ve ahiret gününü tasdik etme sıfatını taşımaları sebebiyle kazançlı çıkmışlar ve gerçek mutluluğa ermişlerdir.

    2- "Onlar öyle müminlerdir ki, namazlarında huşu sahibidirler." Yani Al*lah korkusu ve sükûnet içindedirler. Huşu, kalbin ürpermesidir. Bu da korku ile ve vücut azalarının gayet sakin olmasıyla birlikte Allah'a boyun eğmek, Onun huzurunda kulluk zilletini hissetmek demektir.

    Hasan-ı Basrî diyor ki: Onların huşuları kalplerinde idi. Bundan dolayı gözlerini harama kapadılar ve alçakgönüllü, mütevazi oldular.

    Namazda huşuyu kalbini tamamen namaza veren, namazda iken onun dı*şındaki bütün işler bırakıp tamamen namazla meşgul olan, namazı başka şeylere tercih eden kişi elde edebilir. Bu durumda o kişide gönül rahatlığı ve göz aydınlığı olur.

    Nitekim Peygamberimiz (s.a.) İmam Ahmed ve Nesaî'nin Hz. Enes'ten r.a.) rivayet ettiği hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar: "Bana güzel koku ve kadın sevdirildi. Namaz benim göz nurum kılındı."

    Yine İmam Ahmed'in Eşlem kabilesinden olan bir zattan rivayetine göre, Peygamberimiz (s.a.) "Ya Bilâl!Namazla -namaza davet etmekle- bizi rahatlat." Duyurdu.

    Huşu namazın manalarını düşünmek, Allah Tealâ'ya yakarmak, Allah'ı hatırlamak, O'nun tehdidinden korkmak, Kur'anın ayetlerini ince düşünmek • e anlamaya çalışmaktır. Cenab-ı Hak buyuruyor ki: "Onlar Kuranı hiç dü*şünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinde kilitler mi var?" (Muhammed, 47/24).

    Bu durumda kul genellikle şeytanın vesveselerinden, namaz kılanı nama*zından alıkoyma ve düşüncesini meşgul etme çabalarından kurtulur. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "Gafillerden olma." (A'raf, 7/205).

    Fakat alimlerin çoğunluğu yükümlülük borcundan kurtulmak için namaz*da huşuyu şart koşmamışlardır. Huşu sadece Allah katında sevabın elde edil*mesi için şarttır.

    3- "Onlar boş sözden yüz çevirirler." Yani onlar haram veya mekruh ya da hiçbir hayır bulunmayan, insanı ilgilendirmeyen, insanın buna ihtiyaç duyma*dığı mubah şeyleri baştan terk ederler. Bu ifade yalan, hakaret, sövme ile bü*tün günahları ve hiçbir fayda bulunmayan söz ve davranışları içine alır. Nite*kim Cenab-ı Hak şöyle buyurur: "Onlar boş sözlerle karşılaştıkları zaman ora*dan vakarla geçip giderler." (Furkan, 25/72).

    Son derece üzüntüyle belirtelim ki televizyon seyretme, faydasız mecmu*aları okuma, kağıt oynama, eğlenme, boş şeylerle oyalanma ve vaktin altın ol*masına rağmen faydasız şeylerle kaybedilmesi suretiyle asrımızda "eğlence" pek çok insanın söz ve davranışlarına hakim olmuştur. Bundan dolayı cemiye*tin fertleri arasında vaktin hiç değeri olmaması sebebiyle ümmetimiz geri kal*mışlıkla nitelendirilmiştir.

    4- "Onlar zekâtlarını verirler." İbni Kesir diyor ki: Çoğunluk bu ayet Mekkî olmasına rağmen buradaki "zekaf'tan muradın malların zekâtı olduğu görü*şündedir. Çünkü zekâtın hicretin ikinci yılında Medine'de farz kılınmıştır.

    Öyle anlaşılıyor ki Medine'de farz olan özel nisap ve miktarlardır. Yoksa zekâtın aslı Mekke'de iken de vacipti. Cenab-ı Hak, Mekkî olduğu halde En'am suresinde: "Onun hakkını hasat gününde verin." (6/141) buyurmuştur.

    Buradaki "zekât" tan muradın gönlün şirk ve batıl kirlerinden temizlen*mesi olma ihtimali de vardır. Meselâ: "Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Nefsinin gerçek yüzünü gizleyen ise hüsrandadır." (Şems, 91/9-10); "Müşriklere yazıklar olsun. Onlar zekât vermezler. Ahireti de inkâr ederler." (Fussilet, 9/10). Bu ayetlerin tefsirinde iki görüşten biri uygun görülebilir; bu iki hususun ikisinin birden murad edilmiş olma ihtimali de vardır. Buna göre kelime hem gönül temizliği, hem de malların zekâtı anlamındadır. Aslında malın zekâtının veril*mesi de gönüllerin temizliğine girmektir. Kâmil mümin bu ikisini de yapan mümindir. En doğrusunu Allah bilir!

    Razî diyor ki: Çoğunluğun görüşü, "Burada zikredilen, özellikle mallarda verilmesi farz olan haktır." şeklindedir. Doğruya yakın olsa da budur. Zira, şe*riatta bu lafız özellikle bu manada kullanılmıştır.[8]

    5- "Onlar ırzlarını korurlar..." Onlar ırzlarını haramdan koruyan ve Al*lah'ın yasakladığı zina ve livata gibi haramlara düşmeyen, Allah'ın kendilerine nikâh akdi ile helâl kıldığı hanımlarından başkasına veya sahip olmakla helâl kıldığı cariyelerinden başkasına yaklaşmayan kimselerdir.

    "Kim bundan öteye geçmek isterse işte böyleleri haddi aşan kimselerdir." Yani kim bunlardan başka -kendilerine helâl olmayan- eş ve cariyeleri arzu ederse bu tip kimseler çok aşırı giden, Allah'ın sınırlarını aşan kimselerdir. Bu ifade "müt'a" adı verilen geçici nikâhın ve elle yapılan "istimna"nın (mastürbasyonun) haram olduğuna delâlet etmektedir.

    6- "Müminler emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler." Yani onlar emanetin değerini ve verilen sözün kudsiyetini koruyan kimselerdir. Kendileri*ne emanet verildiği zaman ihanet etmezler. Bilâkis emaneti ehline verirler. Bir söz verdikleri yahut sözleşme yaptıkları zaman buna uyarlar. Dolayısıyla, ema*neti yerine vermek ve ahde vefa göstermek iman ehlinin vasıflandır. Hıyanet, gaddarlık, sözden cayma, alış-veriş, kiralama veya ortaklık v.b. için bir akdin gereğini yerine getirmemek Allah Rasulünün şu hadislerinde bildirdiği ehl-i ni*fakın sıfatlarından biridir:

    Buharî, Müslim, Tirmizî ve Neseî'nin Ebu Hureyre'den (r.a.) rivayet ettiği hadis-i şeriflerinde Efendimiz (s.a.) şöyle buyuruyorlar: "Münafık'ın alâmeti üçtür:

    - Konuştuğu zaman yalan söyler.

    - Vaad ettiği zaman vaadinden döner.

    - Kendisine emanet verildiği zaman ihanet eder."

    Allah Tealâ buyuruyor ki: "Ey iman edenler. Allah'a ve Rasulüne ihanet et*meyin. Emanetlerinize ihanet etmeyin." (Enfal, 8/27).

    "Emanet ve ahit" ifadesi insanın Rabbinden aldığı şer'î yükümlülükler ve diğer insanlardan aldığı kendisine tevdî edilen mallar veya akitlerin yerine ge*tirilmesi gibi hususları içine almaktadır.

    8- "Onlar namazlarına devam ederler." Yani onlar namazı devamlı surette eda ederler, namazı vaktinde bütün rükün ve şartlarına tam manasıyla riayet ederek kılarlar.

    Buharî ve Müslim'in Sa/«Merinde İbni Mes'ud'dan (r.a.) naklediliyor, di*yor ki:

    "Rasulullah'a (s.a.) sordum.

    - Ya Rasulullah! Hangi amel Allah'a daha sevimlidir? Buyurdu ki:

    - Namazı vaktinde kılmaktır.

    - Sonra hangisi? dedim.

    - Anne ve babaya iyilikte bulunmaktır, dedi.

    - Sonra hangisi? dedim.

    - Allah yolunda cihad etmektir, dedi.

    Cenab-ı Hak müminlerin bu güzel sıfatlarını zikrederken namazla başla*yıp namazla bitirmiş, dolayısıyla bu durum namazın en faziletli amel olduğuna delâlet etmiştir.

    Nitekim Peygamberimiz (s.a.) İmam Ahmed, İbni Mace Hakim ve Beyha-kî'nin Sevban'dan rivayet ettikleri hadis-i şerifte şöyle buyurmaktadır: "İstika*met üzere olun. İstikametin sevabını sayıp bitiremezsiniz. Bilin ki, amellerini*zin en hayırlısı namazdır. Namaza da ancak mümin olan devam der." Yani hak*ları yerine getirmek, Allah'ın koyduğu sınırlara riayet etmek, kazaya razı ol*mak suretiyle istikamete sarılın. Siz istikametin sevabını tesbit etmeye kalksa*nız bitiremezsiniz.

    Bundan sonra da Cenab-ı Hak bu amellere verilecek güzel mükafatı beyan etmiştir:

    "İşte bu kimseler varis olacaklardır. Onlar Firdevs cennetine varis olacak*lardır. Orada ebedî olarak kalacaklardır." Yani bu güzel vasıfları taşıyan ve ke*mal derecelerinde yükselen bu kimseler Firdevs cennetlerinde konuklamaya hak kazanan ve orada devamlı bir şekilde ebediyyen kalacak olan kimselerdir.

    Buharî ve Müslim'in Sahih'lerinde Peygamberimiz'in (s.a.) şöyle buyurdu*ğu yer almaktadır: "Allah'tan cenneti istediğiniz zaman Firdevs cennetini iste*yin". Zira Firdevs cenneti cennetin en üst derecesi ve cennetin merkezidir. Cen*net nehirleri oradan fışkırır. Onun üstünde de Rahman'ın arşı vardır. Denil*miştir ki: Firdevs cennet demektir, aslı Rumca veya Farsça olup Arapçalaşmış-tır.

    Bu ayetin bir benzeri Cenab-ı Hakk'm şu kelâmlarıdır: "İşte kullarımızdan takva sahibi olanları varis kılacağımız cennet budur." (Meryem, 19/63); "Yap*mış olduğunuz amellerinize karşılık varis olduğunuz cennet budur." (Zuhruf, 43/72).

    Bu Cenab-ı Hakk'm, cennetin dünyadaki güzel amellerin karşılığı olduğu şeklindeki adil kanunudur. Bu yedi sıfatın tamamının yerine getirilmesi ahiret alemindeki bu kazancı gerçekleştirecektir. Daha sonra bu ayetlerin ardından abdestin farz olunması, oruç ve hac ayetleri nazil olmuştur. Ayet kadınlar ve erkekler hakkında umumidir. [9]



    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler



    Bu ayetler, cennetlerdeki yüksek Firdevs makamında ebedî kalmaya vesi*le olan bu amelleri yerine getirmenin ve şu yedi sıfatı taşımanın vacip olduğu*na işaret etmektedir:

    1- İman: Allah'ı, peygamberlerini ve ahiret gününü tasdik etmek.

    2- Namazda huşu sahibi olmak: Huşu, Allah için boyun eğip teslim olmak ve Allah'tan korkmaktır. Bunun yeri kalptir. Kalp huşu sahibi olur ürperirse azaların tamamı da ona uyarak huşu içinde olur. Zira kalp bütün azaların me*likidir.

    Tirmizî'nin Ebu Zer'den (r.a.) rivayet ettiğine göre Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Sizden biriniz namaza kalktığı zaman rahmet ona yönelir. (Namazda iken) Sakın yerdeki çakıl taşlarını hareket ettirmesin." Sükûnet hu*zurun delili, zihnin uyanıklığa ve Allah Tealâ'ya doğru yönelmektir. Namazın özü budur ve namazdan beklenen asıl gaye de bununla gerçekleşir.

    Doğru olan bir görüşe göre bu, namazın farzlarındandır. Namazın kabulü*nün ve Allah Tealâ'nm sevabını elde etmenin temel esasıdır.

    3- Lüzumsuzluklardan -yani batıldan- yüz çevirmek: Batıl Allah'a şirk koşmak, isyan etmek ve mubah olsa da insanın ihtiyacı olmayan ve insanı ilgi*lendirmeyen her şeydir.

    4- Mali ibadetlerden farz olan zekâtı vermek, gönlü kirlilik ve masiyetten, kin, kıskançlık, nefret ve buğuz beslemek gibi kalp hastalıklarından temizle*mek.

    5- Namusu korumak, zina ve livata (homoseksüellik) gibi haramlardan uzak kalmak, haram olan şehevî arzulardan yüz çevirmek. Bu da mut'a nikâhı*nın (kısa veya uzun belirli bir zaman süreyle yapılan geçici evliliğin) haram ol*duğuna delâlet etmektedir. Zira bu şekilde geçici nikâhla evlenilen kadın ger*çek bir eş değildir. Her iki eşin birbirlerine -ittifakla- mirasçı olmamaları buna delildir. Bu kadın erkeğe helâl olamaz, ancak nikâh şüphesi sebebiyle had ce*zası düşer.

    Bu aynı zamanda istimnanın (mastürbasyonun) haram olduğuna delildir. İmam Hasen b. Arafe'nin meşhur Cüzünde bu konuya temas etmektedir:

    "Yedi gurup insan vardır ki kıyamet gününde Allah onlara nazar etmez. Onları günahlardan arındırmaz. Onları güzel amel işleyenlerle bir arada tut*maz. Onları cehenneme ilk girecek olanlarla birlikte sokar. Ancak bu kimseler tevbe ederlerse müstesna. Kim tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder:

    - Kendi eliyle meni getiren (mastürbasyon yapan).

    - Erkekle münasebette bulunan erkek (fail).

    - Kendisini başka erkeğe teslim eden erkek (meful).

    - Ayyaş (içkiye mübtelâ olan).

    - Anne-babası başkalarından imdat isteyecek kadar onları döven.

    - Komşularına eziyet edip onların lanetine uğrayan.

    - Komşusunun hanımıyla zina eden.[10]

    Evlilik sebebiyle kadınlardan ve cariyelerden istifadenin mubah olduğuna aaret eden ayetin açık delaletiyle İslâm alimlerinin cumhurunun görüşü istim*nanın haram olduğu şeklindedir.

    İmam Ahnıed'den çok çok zaruri hallerde ve şiddetli ihtiyaç sebebiyle -ya*ni bir defaya mahsus olmak ve tekrar etmemek şartıyla, şehvet iyice hakim ol-âağa ve insanı tamamen azgınlaştırdığı zaman- şu üç şartla caiz olduğu nakle-ühniştir:

    - Zinadan korkulması.

    - Hür bir kadının mihrine sahip olamaması.

    - Yabancı bir kadının eliyle, yahut başka bir erkeğin eliyle değil de, kendi eliyle yapması.

    (Ancak daha önce de işaret edildiği gibi mezhep imamlarının ve alimleri*nin büyük çoğunluğu bunun haram olduğunu ifade etmişlerdir.)

    Kim helâli aşar ve zina, livata gibi haramlara düşerse o kimse aşırı giden to Allah'ın sınırlarını aşan kimsedir, bu haddi aşması sebebiyle ona had cezası icap eder. Ancak -Kurtubî'nin dediği gibi- yeni İslâm'ı kabul eden kimse gibi bunun haram olduğunu bilmezse yahut bu haramı te'vil ederse müstesnadır.

    6- Emaneti yerine vermek, ahde ve sözleşmeye riayet etmek: Emanet ve ihdin manası din ve dünya ile ilgili söz ve davranışlardan insana yüklenen her şeyi içinde toplar. Bu ifade insanların münasebetlerini, vaadleri ve benzeri hu*susları içine alır. Emanet ahd kelimesinden daha genel anlamdadır. Her ahit =öz, davranış ve inanç hususundaki bir emanettir.

    7- Namaza devam etmek: Namazı dosdoğru kılmak, namazın ilk vaktinde namaza koşmak, rükû ve secdeleri tam anlamıyla yapmak.

    Kim bu ayetlerde zikredilenleri yerine getirirse işte bu kimseler Firdevs cennetlerine varis olan kimselerdir. Onlar bu cennetlerde çok değerli makamla*ra yerleşirler, orada sürekli olarak ebedî kalırlar. Emanetler içerisine yapılma*sı ve terk edilmesi gerekli her şey girmektedir. Dolayısıyla bu ayetler oruç, hac ve taharet gibi farz olan ibadetleri de ihtiva etmektedir. [11]

    ________________
    Tefsirul M



  3. 26.Temmuz.2013, 16:04
    2
    Moderatör



    Müminlerin Güzel Hasletleri


    1- Müminler muhakkak kurtuluşa er*mişlerdir.

    2- Onlar öyle müminlerdir ki, namazla*rında huşu içerisindedirler.

    3- Onlar boş sözden yüz çevirirler.

    4- Onlar zekât (vazife)lerini yaparlar.

    5- Onlar ırzlarını korurlar.

    6- Ancak hanımları yahut sahip oldukları cariyeleri hariç. Bunlarla olan helâl ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.

    7- Kim bundan öteye geçmek isterse işte onlar haddi aşan kimselerdir.

    8- Onlar emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler.

    9- Onlar namazlarına devam ederler.

    10- İşte bu kimseler varis olacaklardır.

    11- Onlar Firdevs cennetlerine varis olacaklardır. Orada ebedî olarak kala*caklardır.



    Nüzul Sebebi


    "Öyle müminler ki, namazlarında huşu içerisindedirler." 2. ayeti ile ilgili rivayet olunmuştur ki, Peygamberimiz (s.a.) gözünü semaya dikerek namaz kı*lardı. Bu ayet inince gözünü secde ettiği yere dikerek namaz kılmaya başladı. Efendimiz (s.a.) namazda sakalıyla oynayan bir adam gördü. Buyurdu ki: "Eğer bunun kalbi huşu dolu olsaydı azaları da huşu ile dolardı."[6]

    Hakim'in Ebu Hureyre'den (r.a.) rivayetine göre Rasulullah (s.a.) namaz kılarken gözünü semaya dikerdi. Bunun üzerine: "Öyle müminler ki namazla*rında huşu içerisindedirler." ayeti indi. Peygamberimiz (s.a.) de başını önüne indirdi.

    Merduveyh bu hadisi: "Namazda sağa-sola (başka tarafa) bakardı." şeklin*de rivayet etmiş, Said b. Mansur da İbni Sirin'den mürsel olarak: "Gözünü çe*virirdi, onun üzerine bu ayet nazil oldu." ifadesiyle rivayet etmiştir. İbni Ebî Hatim de İbni Şîrînden mürsel olarak: "Sahabe namazda gözlerini semaya di*kerlerdi, bunun üzerine bu ayet indi" rivayetini zikretmiştir. [7]



    Açıklaması Tefisiri


    Allah Tealâ şu yedi sıfatı taşıyan müminlerin kurtuluşa ve kazanca nail olacaklarını müjdelemekte, aynı zamanda onlar hakkında bu hükmü vermek*tedir:

    1- "Müminler muhakkak kurtuluşa ermişlerdir." Onlar iman sıfatını, yani Allah'ı, Rasulünü ve ahiret gününü tasdik etme sıfatını taşımaları sebebiyle kazançlı çıkmışlar ve gerçek mutluluğa ermişlerdir.

    2- "Onlar öyle müminlerdir ki, namazlarında huşu sahibidirler." Yani Al*lah korkusu ve sükûnet içindedirler. Huşu, kalbin ürpermesidir. Bu da korku ile ve vücut azalarının gayet sakin olmasıyla birlikte Allah'a boyun eğmek, Onun huzurunda kulluk zilletini hissetmek demektir.

    Hasan-ı Basrî diyor ki: Onların huşuları kalplerinde idi. Bundan dolayı gözlerini harama kapadılar ve alçakgönüllü, mütevazi oldular.

    Namazda huşuyu kalbini tamamen namaza veren, namazda iken onun dı*şındaki bütün işler bırakıp tamamen namazla meşgul olan, namazı başka şeylere tercih eden kişi elde edebilir. Bu durumda o kişide gönül rahatlığı ve göz aydınlığı olur.

    Nitekim Peygamberimiz (s.a.) İmam Ahmed ve Nesaî'nin Hz. Enes'ten r.a.) rivayet ettiği hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar: "Bana güzel koku ve kadın sevdirildi. Namaz benim göz nurum kılındı."

    Yine İmam Ahmed'in Eşlem kabilesinden olan bir zattan rivayetine göre, Peygamberimiz (s.a.) "Ya Bilâl!Namazla -namaza davet etmekle- bizi rahatlat." Duyurdu.

    Huşu namazın manalarını düşünmek, Allah Tealâ'ya yakarmak, Allah'ı hatırlamak, O'nun tehdidinden korkmak, Kur'anın ayetlerini ince düşünmek • e anlamaya çalışmaktır. Cenab-ı Hak buyuruyor ki: "Onlar Kuranı hiç dü*şünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinde kilitler mi var?" (Muhammed, 47/24).

    Bu durumda kul genellikle şeytanın vesveselerinden, namaz kılanı nama*zından alıkoyma ve düşüncesini meşgul etme çabalarından kurtulur. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "Gafillerden olma." (A'raf, 7/205).

    Fakat alimlerin çoğunluğu yükümlülük borcundan kurtulmak için namaz*da huşuyu şart koşmamışlardır. Huşu sadece Allah katında sevabın elde edil*mesi için şarttır.

    3- "Onlar boş sözden yüz çevirirler." Yani onlar haram veya mekruh ya da hiçbir hayır bulunmayan, insanı ilgilendirmeyen, insanın buna ihtiyaç duyma*dığı mubah şeyleri baştan terk ederler. Bu ifade yalan, hakaret, sövme ile bü*tün günahları ve hiçbir fayda bulunmayan söz ve davranışları içine alır. Nite*kim Cenab-ı Hak şöyle buyurur: "Onlar boş sözlerle karşılaştıkları zaman ora*dan vakarla geçip giderler." (Furkan, 25/72).

    Son derece üzüntüyle belirtelim ki televizyon seyretme, faydasız mecmu*aları okuma, kağıt oynama, eğlenme, boş şeylerle oyalanma ve vaktin altın ol*masına rağmen faydasız şeylerle kaybedilmesi suretiyle asrımızda "eğlence" pek çok insanın söz ve davranışlarına hakim olmuştur. Bundan dolayı cemiye*tin fertleri arasında vaktin hiç değeri olmaması sebebiyle ümmetimiz geri kal*mışlıkla nitelendirilmiştir.

    4- "Onlar zekâtlarını verirler." İbni Kesir diyor ki: Çoğunluk bu ayet Mekkî olmasına rağmen buradaki "zekaf'tan muradın malların zekâtı olduğu görü*şündedir. Çünkü zekâtın hicretin ikinci yılında Medine'de farz kılınmıştır.

    Öyle anlaşılıyor ki Medine'de farz olan özel nisap ve miktarlardır. Yoksa zekâtın aslı Mekke'de iken de vacipti. Cenab-ı Hak, Mekkî olduğu halde En'am suresinde: "Onun hakkını hasat gününde verin." (6/141) buyurmuştur.

    Buradaki "zekât" tan muradın gönlün şirk ve batıl kirlerinden temizlen*mesi olma ihtimali de vardır. Meselâ: "Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Nefsinin gerçek yüzünü gizleyen ise hüsrandadır." (Şems, 91/9-10); "Müşriklere yazıklar olsun. Onlar zekât vermezler. Ahireti de inkâr ederler." (Fussilet, 9/10). Bu ayetlerin tefsirinde iki görüşten biri uygun görülebilir; bu iki hususun ikisinin birden murad edilmiş olma ihtimali de vardır. Buna göre kelime hem gönül temizliği, hem de malların zekâtı anlamındadır. Aslında malın zekâtının veril*mesi de gönüllerin temizliğine girmektir. Kâmil mümin bu ikisini de yapan mümindir. En doğrusunu Allah bilir!

    Razî diyor ki: Çoğunluğun görüşü, "Burada zikredilen, özellikle mallarda verilmesi farz olan haktır." şeklindedir. Doğruya yakın olsa da budur. Zira, şe*riatta bu lafız özellikle bu manada kullanılmıştır.[8]

    5- "Onlar ırzlarını korurlar..." Onlar ırzlarını haramdan koruyan ve Al*lah'ın yasakladığı zina ve livata gibi haramlara düşmeyen, Allah'ın kendilerine nikâh akdi ile helâl kıldığı hanımlarından başkasına veya sahip olmakla helâl kıldığı cariyelerinden başkasına yaklaşmayan kimselerdir.

    "Kim bundan öteye geçmek isterse işte böyleleri haddi aşan kimselerdir." Yani kim bunlardan başka -kendilerine helâl olmayan- eş ve cariyeleri arzu ederse bu tip kimseler çok aşırı giden, Allah'ın sınırlarını aşan kimselerdir. Bu ifade "müt'a" adı verilen geçici nikâhın ve elle yapılan "istimna"nın (mastürbasyonun) haram olduğuna delâlet etmektedir.

    6- "Müminler emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler." Yani onlar emanetin değerini ve verilen sözün kudsiyetini koruyan kimselerdir. Kendileri*ne emanet verildiği zaman ihanet etmezler. Bilâkis emaneti ehline verirler. Bir söz verdikleri yahut sözleşme yaptıkları zaman buna uyarlar. Dolayısıyla, ema*neti yerine vermek ve ahde vefa göstermek iman ehlinin vasıflandır. Hıyanet, gaddarlık, sözden cayma, alış-veriş, kiralama veya ortaklık v.b. için bir akdin gereğini yerine getirmemek Allah Rasulünün şu hadislerinde bildirdiği ehl-i ni*fakın sıfatlarından biridir:

    Buharî, Müslim, Tirmizî ve Neseî'nin Ebu Hureyre'den (r.a.) rivayet ettiği hadis-i şeriflerinde Efendimiz (s.a.) şöyle buyuruyorlar: "Münafık'ın alâmeti üçtür:

    - Konuştuğu zaman yalan söyler.

    - Vaad ettiği zaman vaadinden döner.

    - Kendisine emanet verildiği zaman ihanet eder."

    Allah Tealâ buyuruyor ki: "Ey iman edenler. Allah'a ve Rasulüne ihanet et*meyin. Emanetlerinize ihanet etmeyin." (Enfal, 8/27).

    "Emanet ve ahit" ifadesi insanın Rabbinden aldığı şer'î yükümlülükler ve diğer insanlardan aldığı kendisine tevdî edilen mallar veya akitlerin yerine ge*tirilmesi gibi hususları içine almaktadır.

    8- "Onlar namazlarına devam ederler." Yani onlar namazı devamlı surette eda ederler, namazı vaktinde bütün rükün ve şartlarına tam manasıyla riayet ederek kılarlar.

    Buharî ve Müslim'in Sa/«Merinde İbni Mes'ud'dan (r.a.) naklediliyor, di*yor ki:

    "Rasulullah'a (s.a.) sordum.

    - Ya Rasulullah! Hangi amel Allah'a daha sevimlidir? Buyurdu ki:

    - Namazı vaktinde kılmaktır.

    - Sonra hangisi? dedim.

    - Anne ve babaya iyilikte bulunmaktır, dedi.

    - Sonra hangisi? dedim.

    - Allah yolunda cihad etmektir, dedi.

    Cenab-ı Hak müminlerin bu güzel sıfatlarını zikrederken namazla başla*yıp namazla bitirmiş, dolayısıyla bu durum namazın en faziletli amel olduğuna delâlet etmiştir.

    Nitekim Peygamberimiz (s.a.) İmam Ahmed, İbni Mace Hakim ve Beyha-kî'nin Sevban'dan rivayet ettikleri hadis-i şerifte şöyle buyurmaktadır: "İstika*met üzere olun. İstikametin sevabını sayıp bitiremezsiniz. Bilin ki, amellerini*zin en hayırlısı namazdır. Namaza da ancak mümin olan devam der." Yani hak*ları yerine getirmek, Allah'ın koyduğu sınırlara riayet etmek, kazaya razı ol*mak suretiyle istikamete sarılın. Siz istikametin sevabını tesbit etmeye kalksa*nız bitiremezsiniz.

    Bundan sonra da Cenab-ı Hak bu amellere verilecek güzel mükafatı beyan etmiştir:

    "İşte bu kimseler varis olacaklardır. Onlar Firdevs cennetine varis olacak*lardır. Orada ebedî olarak kalacaklardır." Yani bu güzel vasıfları taşıyan ve ke*mal derecelerinde yükselen bu kimseler Firdevs cennetlerinde konuklamaya hak kazanan ve orada devamlı bir şekilde ebediyyen kalacak olan kimselerdir.

    Buharî ve Müslim'in Sahih'lerinde Peygamberimiz'in (s.a.) şöyle buyurdu*ğu yer almaktadır: "Allah'tan cenneti istediğiniz zaman Firdevs cennetini iste*yin". Zira Firdevs cenneti cennetin en üst derecesi ve cennetin merkezidir. Cen*net nehirleri oradan fışkırır. Onun üstünde de Rahman'ın arşı vardır. Denil*miştir ki: Firdevs cennet demektir, aslı Rumca veya Farsça olup Arapçalaşmış-tır.

    Bu ayetin bir benzeri Cenab-ı Hakk'm şu kelâmlarıdır: "İşte kullarımızdan takva sahibi olanları varis kılacağımız cennet budur." (Meryem, 19/63); "Yap*mış olduğunuz amellerinize karşılık varis olduğunuz cennet budur." (Zuhruf, 43/72).

    Bu Cenab-ı Hakk'm, cennetin dünyadaki güzel amellerin karşılığı olduğu şeklindeki adil kanunudur. Bu yedi sıfatın tamamının yerine getirilmesi ahiret alemindeki bu kazancı gerçekleştirecektir. Daha sonra bu ayetlerin ardından abdestin farz olunması, oruç ve hac ayetleri nazil olmuştur. Ayet kadınlar ve erkekler hakkında umumidir. [9]



    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler



    Bu ayetler, cennetlerdeki yüksek Firdevs makamında ebedî kalmaya vesi*le olan bu amelleri yerine getirmenin ve şu yedi sıfatı taşımanın vacip olduğu*na işaret etmektedir:

    1- İman: Allah'ı, peygamberlerini ve ahiret gününü tasdik etmek.

    2- Namazda huşu sahibi olmak: Huşu, Allah için boyun eğip teslim olmak ve Allah'tan korkmaktır. Bunun yeri kalptir. Kalp huşu sahibi olur ürperirse azaların tamamı da ona uyarak huşu içinde olur. Zira kalp bütün azaların me*likidir.

    Tirmizî'nin Ebu Zer'den (r.a.) rivayet ettiğine göre Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Sizden biriniz namaza kalktığı zaman rahmet ona yönelir. (Namazda iken) Sakın yerdeki çakıl taşlarını hareket ettirmesin." Sükûnet hu*zurun delili, zihnin uyanıklığa ve Allah Tealâ'ya doğru yönelmektir. Namazın özü budur ve namazdan beklenen asıl gaye de bununla gerçekleşir.

    Doğru olan bir görüşe göre bu, namazın farzlarındandır. Namazın kabulü*nün ve Allah Tealâ'nm sevabını elde etmenin temel esasıdır.

    3- Lüzumsuzluklardan -yani batıldan- yüz çevirmek: Batıl Allah'a şirk koşmak, isyan etmek ve mubah olsa da insanın ihtiyacı olmayan ve insanı ilgi*lendirmeyen her şeydir.

    4- Mali ibadetlerden farz olan zekâtı vermek, gönlü kirlilik ve masiyetten, kin, kıskançlık, nefret ve buğuz beslemek gibi kalp hastalıklarından temizle*mek.

    5- Namusu korumak, zina ve livata (homoseksüellik) gibi haramlardan uzak kalmak, haram olan şehevî arzulardan yüz çevirmek. Bu da mut'a nikâhı*nın (kısa veya uzun belirli bir zaman süreyle yapılan geçici evliliğin) haram ol*duğuna delâlet etmektedir. Zira bu şekilde geçici nikâhla evlenilen kadın ger*çek bir eş değildir. Her iki eşin birbirlerine -ittifakla- mirasçı olmamaları buna delildir. Bu kadın erkeğe helâl olamaz, ancak nikâh şüphesi sebebiyle had ce*zası düşer.

    Bu aynı zamanda istimnanın (mastürbasyonun) haram olduğuna delildir. İmam Hasen b. Arafe'nin meşhur Cüzünde bu konuya temas etmektedir:

    "Yedi gurup insan vardır ki kıyamet gününde Allah onlara nazar etmez. Onları günahlardan arındırmaz. Onları güzel amel işleyenlerle bir arada tut*maz. Onları cehenneme ilk girecek olanlarla birlikte sokar. Ancak bu kimseler tevbe ederlerse müstesna. Kim tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder:

    - Kendi eliyle meni getiren (mastürbasyon yapan).

    - Erkekle münasebette bulunan erkek (fail).

    - Kendisini başka erkeğe teslim eden erkek (meful).

    - Ayyaş (içkiye mübtelâ olan).

    - Anne-babası başkalarından imdat isteyecek kadar onları döven.

    - Komşularına eziyet edip onların lanetine uğrayan.

    - Komşusunun hanımıyla zina eden.[10]

    Evlilik sebebiyle kadınlardan ve cariyelerden istifadenin mubah olduğuna aaret eden ayetin açık delaletiyle İslâm alimlerinin cumhurunun görüşü istim*nanın haram olduğu şeklindedir.

    İmam Ahnıed'den çok çok zaruri hallerde ve şiddetli ihtiyaç sebebiyle -ya*ni bir defaya mahsus olmak ve tekrar etmemek şartıyla, şehvet iyice hakim ol-âağa ve insanı tamamen azgınlaştırdığı zaman- şu üç şartla caiz olduğu nakle-ühniştir:

    - Zinadan korkulması.

    - Hür bir kadının mihrine sahip olamaması.

    - Yabancı bir kadının eliyle, yahut başka bir erkeğin eliyle değil de, kendi eliyle yapması.

    (Ancak daha önce de işaret edildiği gibi mezhep imamlarının ve alimleri*nin büyük çoğunluğu bunun haram olduğunu ifade etmişlerdir.)

    Kim helâli aşar ve zina, livata gibi haramlara düşerse o kimse aşırı giden to Allah'ın sınırlarını aşan kimsedir, bu haddi aşması sebebiyle ona had cezası icap eder. Ancak -Kurtubî'nin dediği gibi- yeni İslâm'ı kabul eden kimse gibi bunun haram olduğunu bilmezse yahut bu haramı te'vil ederse müstesnadır.

    6- Emaneti yerine vermek, ahde ve sözleşmeye riayet etmek: Emanet ve ihdin manası din ve dünya ile ilgili söz ve davranışlardan insana yüklenen her şeyi içinde toplar. Bu ifade insanların münasebetlerini, vaadleri ve benzeri hu*susları içine alır. Emanet ahd kelimesinden daha genel anlamdadır. Her ahit =öz, davranış ve inanç hususundaki bir emanettir.

    7- Namaza devam etmek: Namazı dosdoğru kılmak, namazın ilk vaktinde namaza koşmak, rükû ve secdeleri tam anlamıyla yapmak.

    Kim bu ayetlerde zikredilenleri yerine getirirse işte bu kimseler Firdevs cennetlerine varis olan kimselerdir. Onlar bu cennetlerde çok değerli makamla*ra yerleşirler, orada sürekli olarak ebedî kalırlar. Emanetler içerisine yapılma*sı ve terk edilmesi gerekli her şey girmektedir. Dolayısıyla bu ayetler oruç, hac ve taharet gibi farz olan ibadetleri de ihtiva etmektedir. [11]

    ________________
    Tefsirul M






+ Yorum Gönder