Konusunu Oylayın.: Regaib kandilinde namazı varmış nasıl niyet edilir nası kılınır? acil

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 7 kişi
Regaib kandilinde namazı varmış nasıl niyet edilir nası kılınır? acil
  1. 16.Mayıs.2013, 16:33
    1
    hatalar
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2012
    Üye No: 94143
    Mesaj Sayısı: 233
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Bulunduğu yer: Dünya

    Regaib kandilinde namazı varmış nasıl niyet edilir nası kılınır? acil






    Regaib kandilinde namazı varmış nasıl niyet edilir nası kılınır? acil Mumsema Selamün aleyküm
    regaib kandilinde 20 rekatlık namaz varmış her 2 rekatında selam veriliyormuş.selam verince tekrarmı niyet etmek gerek devammı etmek gerek böle namazlara nasıl niyet edilir lütfen bilgilendirin.. acilen


  2. 16.Mayıs.2013, 16:33
    1
    Devamlı Üye



    Selamün aleyküm
    regaib kandilinde 20 rekatlık namaz varmış her 2 rekatında selam veriliyormuş.selam verince tekrarmı niyet etmek gerek devammı etmek gerek böle namazlara nasıl niyet edilir lütfen bilgilendirin.. acilen


    Benzer Konular

    - Kuşluk namazı ne zaman ve nasıl kılınır? Nasıl niyet edilir? Hangi sureler okunur?

    - Kaza namazı nasıl kılınır nasıl niyet edilir

    - Regaib gecesi namazı nasıl kılınır?

    - Tevbe Namazı Nasıl Kılınır Hangi Rekatlarda Ne Yapılır Nasıl Niyet Edilir???

    - Cuma Namazı Nasıl Kılınır? Nasıl Niyet Edilir (Resimli Anlatım)

  3. 16.Mayıs.2013, 16:50
    2
    Snowdrop
    Elhamdülillah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Eylül.2012
    Üye No: 97785
    Mesaj Sayısı: 593
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6
    Bulunduğu yer: Azerbaycan

    Cevap: Regaib kandilinde namazı varmış nasıl niyet edilir nası kılınır? acil




    Esselamu aleykum.
    Recep ayının ilk Cuma gecesi kılınması gerektiği söylenen Regaip namazı ve bu ayın diğer gecelerinde kılınması gerektiği söylenen namazlarla ile ilgili hadisler, uydurma hadislerdendir. İbn Kayyim’in tabiri ile “hepsi yalandır ve Allah resulüne yapılmış birer iftiradır.”Bu geceye mahsus bir namaz yoktur. Regaib gecesini ibadetle geçirmeli, kazası olan, hiç değilse bir günlük kaza namazı kılmalı! Kazası olmayan da nafile namaz kılar, Kur'an-ı kerim okur, tesbih çeker, tevbe istiğfar eder. Bugün oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevaptır. Mübarek gecelerde ve her zaman ilim öğrenmek hepsinden daha faziletlidir. İlmihal bilgileri en kıymetli ilimdir.


  4. 16.Mayıs.2013, 16:50
    2
    Elhamdülillah



    Esselamu aleykum.
    Recep ayının ilk Cuma gecesi kılınması gerektiği söylenen Regaip namazı ve bu ayın diğer gecelerinde kılınması gerektiği söylenen namazlarla ile ilgili hadisler, uydurma hadislerdendir. İbn Kayyim’in tabiri ile “hepsi yalandır ve Allah resulüne yapılmış birer iftiradır.”Bu geceye mahsus bir namaz yoktur. Regaib gecesini ibadetle geçirmeli, kazası olan, hiç değilse bir günlük kaza namazı kılmalı! Kazası olmayan da nafile namaz kılar, Kur'an-ı kerim okur, tesbih çeker, tevbe istiğfar eder. Bugün oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevaptır. Mübarek gecelerde ve her zaman ilim öğrenmek hepsinden daha faziletlidir. İlmihal bilgileri en kıymetli ilimdir.


  5. 16.Mayıs.2013, 16:54
    3
    hatalar
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2012
    Üye No: 94143
    Mesaj Sayısı: 233
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Bulunduğu yer: Dünya

    Cevap: Regaib kandilinde namazı varmış nasıl niyet edilir nası kılınır? acil

    ben cübbeli ahmet hocadan dinledim yani yalan mı diyorsunuz?


  6. 16.Mayıs.2013, 16:54
    3
    Devamlı Üye
    ben cübbeli ahmet hocadan dinledim yani yalan mı diyorsunuz?


  7. 16.Mayıs.2013, 17:04
    4
    Snowdrop
    Elhamdülillah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Eylül.2012
    Üye No: 97785
    Mesaj Sayısı: 593
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6
    Bulunduğu yer: Azerbaycan

    Cevap: Regaib kandilinde namazı varmış nasıl niyet edilir nası kılınır? acil

    Ben de ilahiyatci deyilim.internette bi sira sayfalara bakdim.Kullandiyim ve guvendiyim fetva ve sorularla islamiyet sitelerine bakdim/boyle bi namaz goremedim.yukarida verdiyim metn ise fetva sitesindendi/bu sorularla islamiyetden/

    Regâib, arapça bir kelimedir ve "reğa-be" kökünden gelmektedir. "Reğa-be",
    kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu
    elde etmek için çaba sarfetmek demektir. "Reğîb" kelimesi ise, "reğabe"'den
    türemiş olan bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, taleb edilen şey
    demektir. Müennesi, "reğîbe"dir. "Reğîbe"nin çoğulu da "reğâib" dir. Kelime
    olarak "Regâib"in aslı budur.

    Regâib kelimesi Kur'an'da geçmemektedir. Ancak
    "reğabe"den türemiş olan çeşitli kelimeler, Kur'ân'da sekiz yerde geçmekte ve
    "reğabe"nin ifâde ettiği mana için kullanılmaktadır (el-Bakara, 2/ 130; en-Nisa,
    4/ 127; et-Tevbe, 9/59,120; Meryem, 19/46; el-Enbiyâ, 21/90; el-Kalem, 68/32;
    el-İnşirah, 94/8).

    Terim olarak Regâib, türkçede kandil geceleri
    dediğimiz mübârek gecelerden biridir. Hicrî takvime göre, yedinci ay olan
    Receb'in, müslümanlar arasında kutsal kabul edilen ilk cuma gecesidir. Bu gecede
    Yüce Allah'ın rahmet, bağış ve yardımlarının dağıtıldığına inanılır.

    Hz. Muhammed (s.a.s)'in
    Receb'in ilk perşembe gününü oruçla geçirdiği ve cuma gecesinde, bu kandil
    gecesine mahsus olmak üzere on iki rekât namaz kıldığı kabul edilir. Fakat bu
    rivâyetlerin de, herhangi bir dayanağı yoktur. Müslümanlar arasında, Regâib
    gecesinde on iki rekât namaz kılma alışkanlığı, ilk kez on ikinci yüzyılın
    başlarında görülmüştür. Müslümanlar arasında mübarek sayılan "Regâib" gecesi
    ibadetle ihya edilir.

    Namazın kılınması, fıkıh alimleri arasında tartışma
    konusu olmuştur. Alimlerin ekseriyeti, aslında böyle bir namazın olmadığı
    kanaatinde birleşmişlerdir.

    On sekizinci asırda, Regâib geceleri tekke ve
    zaviyelerde gösterişli törenlerle kutlanmaya başlandı. Tasavvuf ehli olan
    şairler, bu gece için "reğâibiye" adı verilen şiirler yazdılar. Bu şiirlerin
    bazıları bestelenerek yapılan törenlerde okundu. Diğer kandil gecelerinde olduğu
    gibi, Regâib kandillerinde de minârelere kandillerin asılması gelenek haline
    geldi. Halk arasında Regâib gecelerinde ibâdet ve duada bulunma, geceyi kandil
    simidi ve şekerlemeleri ile kutlama âdeti yerleşti. Bu gibi âdetler, günümüzde
    de varlığını sürdürmektedir.

    Regâib gecelerinde dua etmek, tevbe ve istiğfarda
    bulunmak, bu geceyi kutsal kabul etmek suretiyle çeşitli ibâdetlerle geçirmek,
    genel olarak alimler arasında kabul görmüştür.

    Reğâib,
    Rasulullah'ın (sas) anne rahmine şeref verdiği gece midir?


    Bazı fezâil kitaplarında ve bunlara bağlı olarak kimi
    Müslümanlar arasında Reğâib gecesinin, Peygamberimiz'in dünyaya teşriflerinin
    ilk halkasını teşkil eden anne rahmine şeref verdiği gece olduğu şeklinde yaygın
    bir telakki vardır. Ancak bu gece ile velâdet-i Nebeviyye arasındaki müddet, bu
    telakkinin doğru olmadığına işaret etmektedir. Şu kadar var ki Hz. Âmine'nin
    Fahr-i Âlem Efendimiz'i hâmil olduğuna bu geceden itibaren muttali olmuş
    olabileceği akıldan uzak değildir.1 Regâib kandilinin, Rasûlullah efendimizin
    babası Hz. Abdullah'ın evlendiği gece olduğu da iddia edilmiştir ki, kutlu doğum
    tarihi bu iddiayı çürütmektedir. Bazı Müslüman ülkelerde kimi yörelerde, bir
    asırdan beri, Abdullah'ın evlendiği geceye, Regâib kandili ismini veriyorlar.
    Regâib gecesine böyle ma'nâ vermek doğru değildir. Böyle söylemek, Rasûlullah
    efendimizin dokuz aydan önce dünyayı teşrîf etmiş olduğunu bildirmek olur ki, bu
    da, noksanlık ve kusûrdur. Her bakımdan, her insanın üstünde ve her bakımdan
    kusûrsuz olduğu gibi, Amine vâlidemizi nûrlandırdığı zaman da, noksan ve kusûrlu
    değildi. Bu zamanın noksan olması, tıp ilminde ayıp ve kusûr sayılmaktadır. 2
    Peygamberler ise ismet sıfatın sahip oldukları için böylesi kusurlardan
    berîdirler.

    Diğer
    taraftan meseleyi uzlaştırıcı ve çözümleyici bir yaklaşım ise şöyle açıklama
    getirmektedir: "İslâmiyyetin ilk zamanlarında ve İslâmiyyetten evvel, Receb,
    Zilka'de, Zilhicce ve Muharrem aylarında harb etmek harâm idi. İslâmiyyetten
    evvel, Arablar, Receb veya Muharrem aylarında harb edebilmek için, ayların
    yerini değişdirir, ileri veya geri alırlardı. Rasûlullah (sav), hicretin onuncu
    senesinde, yüzküsur bin müslümân ile vedâ' haccı yaptığı zaman: 'Ey Ashâbım!
    Haccı tam zamanında yapıyoruz. Zaman döndü dolaştı, nihayet ilk başladığı
    noktaya ulaştı. Artık ayların sırası, Allahü Teâlânın yarattığı zamandaki
    gibidir.' buyurdu. Babası Abdullahın evlendiği sene, ayların yeri değişik idi.
    Receb ayı, Cemâzilâhır yerinde idi, yani bir ay erkene alınmış idi. O hâlde,
    nûr-i Nübüvvetin, Âmine valdemize intikâli, şimdiki Cemâzilâhır ayındadır,
    Recebteki Reğâib gecesinde değildir." 3 Dolayısı ile Mefhara-i Kâinat
    Efendimiz'in annesinin rahmine teşrif ettiği ilk gece, 571 yılı itibariyle o
    zamanki Arapların bir ay öne aldıkları için Receb ayının ilk Cuma gecesi olarak
    görünmekle beraber, hakikat-i halde Cemâziyelâhir'in ilk Cuma gecesi olmaktadır.
    Malum, Kamerî yılın ayları sırasıyla: Muharrem, Safer, Rabîülevvel, Rabîülahir,
    Cemaziyelevvel, Cemaziyelâhir, Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade,
    Zilhicce'dir. Veda haccından zamanımıza kadar haram ayların ve dolayısı ile
    Receb'in de artık bir daha yerinin hiç değiştirilmemiş olması itibariyle, bugün
    için de cemâziyelâhir'in ilk Cuma gecesi (olum tarihi) ile Rabiülevvel'in 12'si
    (doğum tarihi) arasında tıbbî hamilelik süresi olan 280 gün bulunduğu ortaya
    çıkacaktır ki bu hem yukarıdaki tarihî bilgiye hem de tıbbî bilgiye uygun
    düşmesi bakımından yabana atılamaz bir bilgi olmaktadır. Daha isabetli ve
    güçlüsü de henüz bilinmemektedir.

    Bu açıklama gerçekten muhtemel münakaşalarda ikna
    edici ve meseleyi çözücü mahiyettedir. Ne var ki bununla beraber Reğâib
    gecesinin dinî temelleri sadedinde böyle bir kabul de yeterli rasanet ve
    asliyete sahip midir? Reğaible alakalı kesin olan şudur: Peygamber Efendimiz'in
    Allah'ın bazı çok özel fiilî tecellilerine mazhar olduğu, nuranî lutf u
    ihsanlara, semavî mevhibelere eriştiği gerçeği ve buna bağlı olarak da ümmetinin
    dualarının kabul edilip benzeri bir mazhariyetin kapılarının kendilerine açılmış
    olma fırsatıdır. Gecenin kutsiyetine dair Rasulullah'ın anne karnındaki hayat
    süreci içinde muhakkak daha başka mühim bir hadisenin vuku' bulmuş olması
    mülahaza edilse, araştırılsa, acaba daha güçlü hangi olaylara ve delillerine
    ulaşılabilir? Böyle ilmî ve fikrî bir seyahat için şöyle ki diyelim:

    Bediüzzaman Hazretleri
    de Reğâib'in kutsiyetini vurguladığı bir yerde, Hazret-i Risalet'in (sas) bir
    derece bir cihette âlem-i şehadete (dünyaya) Reğâib gecesi teşrif ettiklerini
    bildirir. 4 "Bir derece, bir cihette âlem-i şehadete teşrifi" ifadesi ile bu
    teşrifi takyid altına almış olması da manidardır; fakat bu müphemlik, İnsanlığın
    İftihar Tablosu'nun rahm-i mader'de ispat-ı vücud ettikleri ilk günü tam olarak
    tespit edebilmenin mümkün olamayışı sebebiyledir. Şöyle ki: Matematiksel olarak
    hesapladığımız takdirde: her Recep ayının ilk Cuma gecesi olan ve Rasulullah'ın
    anne rahmine düştüğü gece olduğu söylenen Reğâib kandili ile, (Rabiülvvel ayının
    12. gecesi olan) Efendimiz'in doğum günü Mevlid kandili arasında yaklaşık olarak
    8 ay 10 veya 17 günlük bir zaman dilimi bulunmaktadır. Dolayısıyla ortalama bir
    ay gibi bir süre eksik çıkmaktadır. Eğer Peygamberimiz'in anne karnında ikamet
    müddetini –her normal insan gibi- 9 ay 10 gün üzerinden hesaplayacak olursak –ki
    hesaplamalıyız-, Efendimiz'in ana rahmine ilk teşriflerinin Cemaziyelevvel
    ayının son haftasına müsadif olduğu sonucuna ulaşılması kaçınılmazdır.

    Vakıa erken doğum
    hadiseleri olabiliyor; ancak İslam Tarihi ve Siyer kaynaklarında Efendimiz'in
    erken doğmuş olduğuna dair herhangi bir beyan söz konusu değildir; zaten eğer
    realitede böyle bir durum olsaydı, bu muhakkak ya Peygamberimiz'in mübarek
    anneleri, ebeleri, akrabaları tarafından, ya da ashab-ı kiramı tarafından dile
    getirilirdi. Peki, her şeye rağmen bu erken doğum bilgisi bir gerçek olup, ancak
    o dönemde şüyu bulmamış olamaz mı? Meçhulümüz bazı maslahat ve hikmetlere binaen
    çoğunluk avam-ı mü'minîne böyle bir hakikat bildirilmiş olamaz mı? Tabii ki
    olabilir, mümkündür; ama mümkünü'l-vukû mudur, bilemeyiz, ama çok çok uzak bir
    ihtimal olmanın ötesine gitmeyeceği âşikardır. Çünkü Hz. Muhammed'in risaletine
    karşı çıkanlar ellerindeki bütün bilgileri aleyhine kullandıkları gibi, büyük
    bir ihtimalle bu erken doğumu da kullanmış olmaları düşünülebilirdi. Kaldı ki
    ismet sıfatını hâiz peygamberler, yaratılışları itibariyle de kusursuzdurlar;
    hele peygamberler peygamberi olan Habib-i Kibriya Efendimiz, katiyen "erken
    doğmuş" olamaz.

    Reğâib Kandili, demek ki o beklenen Nebi'nin anne
    karnında olduğu bir sürece tevafuk eder. Belki de o sürecin ilk mühim
    merhalesinin kilometre taşıdır. Halk arasında –hakikate muhalif olarak- anne
    karnına düştüğü gece olarak bilinen Reğâib Kandili, bazı âlimlerce annesi Âmine
    Hatun'un Peygamberimiz'e hamile olduğunu farkettiği, belirtileri yakaladığı
    gecedir. Bediüzzaman Hazretleri ise Reğâib gecesinin Zât-ı Ahmediye'nin terakki
    hayatının başlangıcının ünvanı olduğunu; Mi'rac gecesinin de Zât-ı Ahmediyenin
    terakki hayatının zirve noktasının ünvanı olduğunu bildirmektedir. Reğâib'in
    kudsiyetini vurgularken de, Hazret-i Risalet'in (sas) bir derece bir cihette
    âlem-i şehadete (ana rahminde dünyaya) Reğâib gecesi teşrif ettiklerini haber
    vermektedir.5

    Bu iki
    iktibası mercek altına alalım: 1. Reğâib Kandili, Zât-ı Ahmediyenin terakki
    hayatının başlangıcının ünvanıdır. 2. Hazret-i Risalet bir derece bir cihette
    âlem-i şehadete Reğâib gecesi teşrif etmişlerdir. Şimdi Hz. Rasul, Reğâib gecesi
    rahm-i maderinde olduğuna göre, öyle mühim bir olay olmalı ki gerçekleştiği gece
    kutsiyet kazansın ve "kandil"e dönüşsün. Bu, onun risaletinden sonraki hayat-ı
    seniyyelerinde tahakkuk eden bir mazhariyet olabilir, bu meyanda rivayetler var.
    Fakat anne karnında –tahminî- o ilk kırk güne tekabül eden zaman diliminde
    cereyan eden en büyük hadise kanaatimce ona taraf-ı ilahîden bir meleğin
    gönderilmesi hadisesi olabilir, Allahü A'lem. Hem annesi Hz. Âmine Hatun, o
    irsâl-i melek esnasında veya hemen akabinde onun varlığını farketmiş olabilir.
    Bediüzzaman Hazretleri Reğâib için "Zât-ı Ahmediyenin terakki hayatının
    başlangıcının ünvanı" diyor. Terakki ise insanın manevî cihetiyle, yani melekûtî
    yanı ile alakalı bir husustur. Bedenî uzuvların ilk cem'i ve melekûtiyete
    açılması, tekâmül ve terakkiye müstaid kılınması işte o ilk ziyaret edilişle
    birlikte zaman şeridi içerisinde start almıştır denebilir.
    İkincisi: "bir derece, bir cihette âlem-i şehadete
    teşrif ettikleri gece" diyor. Fizik bedeninin çekirdeği (DNA şifreleri, ilmî
    programı, mimarî projesi) daha önceden zaten şehadet âleminde âbâ ü ecdâdının
    sulbünde asırlardan geçe geçe ilerleyerek tâ o vakte ulaşmıştı ve bu şehadet
    âlemi dâhilinde gerçekleşen fizikî bir intikal-i maddiye-i asliye idi. Fakat
    "âlem-i şehadete teşrif" ise, âlem-i gaybden olur. Bu da onun ruhlar âleminden
    şu görünen şehadet âlemine ruhen geçişi öncesi, bedeninin ilk defa bütünüyle bir
    araya toplanmasını ve bir melek vasıtasıyla ruhanî ve melekûtî donanımını
    mahiyetinde barındıracak olan cism-i nezihinin bütünüyle tayin ve kaydının
    yapılmasını akla getirmektedir.

    Ne var ki ruhun cenine kaçıncı gün üflendiği ile
    ilgili rivayetler de farklı yorumlara neden olmuştur. Buhârî ve Müslim gibi
    sahîh hadîsleri toplayan kaynaklarda rivâyet edilen bir hadîse göre
    Peygamberimiz (s.a.v.) insanların yaratılışlarını ve kaderlerinin (alın
    yazılarının) yazılmasını açıklarken şöyle buyuruyor:" Her birinizin yaratılması
    anasının karnında kırk günde toparlanır, sonra orada, aynı süre içinde alâka
    (katılaşmış kan veya asılan nesne) olur, sonra aynı süre içinde muzğa (bir
    çiğnemlik et) olur. Sonra melek gönderilir, ona rûhu üfler ve kendisine dört
    sözlük emir verilir: Rızkı, eceli, ameli (yapıp edeceekleri) ve ebedî hayattaki
    durumu; cenhnetlik mi, cehennemlik mi olacağı yazdırılır..." (Buhârî,
    Bed'u'l-halk, 6; Müslim, Kader, 1-5).

    Buharî ile Müslim'de yer alan bu rivâyet dışında
    hadîsin Müslim'deki başka rivâyetlerinde önemli farklılıklar görülmektedir:

    a) Rûhun üflenmesine
    kadar geçen süre yukarıdaki rivâyette 120 gün gibi anlaşılabildiği halde diğer
    rivâyetlerde açıkça üç rakam daha zikredilmiştir: 40, 45, 42.

    b) Rivâyetlerin birinde
    kırk iki günden sonra göz, kulak, deri, et ve kemiğin yaratıldığı, sonra melek
    tarafından Allah'a "erkek mi, yoksa kız mı" diye sorulduğu, Allah'ın hükmettiği
    ve meleğin de yazdığı kaydedilmiştir.

    Buna göre ruhun 120 günde üflendiği anlamına neden
    olan rivayetin, her kırk günü, "aynı kırk gün içinde" diye tevil ederek, diğer
    40 veya 40 küsur günü açıklayan rivayetleri tercih etmenin daha isabetli
    olacağını düşünüyoruz.

    Efendimiz'in Reğâib gecesi ya 40'ını, ya da 42'sini
    doldurduğu; dolayısıyla da, her insane gibi anne karnındaki dünyevî yaratılışı
    itibariyle 40. ve 42. gününde cenine ruhunun üflendiği şeklinde yorumlamak çok
    uygun düşecektir. Böylece Peygamberimizin anne karnındaki 40 veya 42. gününde
    bir meleğin gelerek rahm-i maderdeki masum ceninin suretini/şeklini, kulağını,
    gözünü, derisini, etini, kemiğini.. vs. tayin ettiği, yazdığı; cinsiyetini,
    ecelini ve rızkını da bizzat Allah'a sorup ondan aldığı cevaplara göre bir
    sayfaya kaydettiği, ona cenine Ruhunu üflediği 6 ortaya çıkmış olur.7 Hz. Âmine
    validemiz de ancak o zaman böyle bir ilk cem' ve tayin, ayrıca ruhun da
    üflenmesi sonrası neye hâmile olduğunu belirtilerinden fark etmiş olabilir.

    Nur-u Muhammedî'nin anne
    rahmine düştüğü gece bir meleğin seslenişi.

    Sehl b. Abdullah Tusterî (ra) buyurmuştur ki: "Allah
    Teala Hazretleri, Nebiy-yi Muhterem (sas)i ana rahmine düşürmeyi dilediği gece
    emreyledi: Cennet hazinedarı melek, Firdevs cennetini açtı ve bir münadi,
    göklere ve yerlere: "Âgâh olun ki, Muhammed'in (sas) nuru, bu gece ana rahminde
    karar kıldı, hilkati onda tamam olup dünyaya gelerek beşîr ve nezîr (müjdeleyici
    ve sakındırıcı) olsa gerek!" diye seslendi."8

    Kaynaklar:
    1 Bilmen, Ömer Nasuhi, Büyük İslam İlmihali, s.187,
    Bilmen Yayınevi, İstanbul, 1990; Algül, Hüseyin, Mübarek Gün ve Geceler, s.3,
    Nil Yayınları, İzmir, 1991
    2 Hüseyin Hilmi Işık,
    Saadet-i Ebediye (Tam İlmihal)'den naklen:
    3
    Mevlânâ Muhammed Rebhâmî, Rıyâdu'n-Nâsıhîn 2. Bâb, 8. Fasıl. (Zâhidî ve Ali
    Cürcânî tefsîrlerinden naklen).
    4 Nursi, Sikke-i
    Tasdik-i Gaybi, s.206
    5 Nursi, Sikke-i Tasdik-i
    Gaybi, s.206, 207
    6 Amr İbnu Vasıta'dan naklen,
    Abdullah İbnu Mes'ud (ra)'u dinledim, demişti ki; "Şaki, annesinin karnında iken
    şaki olandır. Said de başkasından ibret alandır." (Bunu işittikten sonra)
    Resulullah (sav)'ın ashabından Huzeyfe denen zata uğradı ve İbnu Mes'ud'un
    söylediğini anlattı ve sordu: "Kişi amelsiz nasıl şaki olur?" Huzeyfe (ra):
    "Buna hayret mi ediyorsun? Ben Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim:
    "Nutfenin (rahme düşmesinden sonra) kırk iki gece geçti mi, Allah ona bir melek
    gönderir (ve onun vasıtasıyla) nutfeyi şekillendirir; işitmesini, görmesini,
    derisini, etini, kemiğini yaratır. Sonra melek sorar: "Ey Rahim! Bu erkek mi,
    dişi mi?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Sonra sorar: "Ey Rabbim!
    Eceli nedir?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Tekrar sorar: "Ey
    Rabbim! Rızkı nedir?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Sonra melek
    elinde sahife olduğu halde çıkar. Artık buna ne bir şey ilave eder ne de
    eksiltir." [Müslim, Kader 3>.
    7 Müslim'in bir
    rivayetinde nutfeye, 42. gününde uğradığı zikredilen melek, çocuğun sûretini,
    kulağını, gözünü, derisini, etini, kemiğini tayin etmektedir.[ Müslim, Kader
    3>.
    8 Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali,
    s.206, Sadeleştiren: A. Fikri Yavuz, İpek Yayın-Dağıtım A.Ş., İstanbul, 1992.
    Nureddin TURÇAY
    Musa Hub



  8. 16.Mayıs.2013, 17:04
    4
    Elhamdülillah
    Ben de ilahiyatci deyilim.internette bi sira sayfalara bakdim.Kullandiyim ve guvendiyim fetva ve sorularla islamiyet sitelerine bakdim/boyle bi namaz goremedim.yukarida verdiyim metn ise fetva sitesindendi/bu sorularla islamiyetden/

    Regâib, arapça bir kelimedir ve "reğa-be" kökünden gelmektedir. "Reğa-be",
    kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu
    elde etmek için çaba sarfetmek demektir. "Reğîb" kelimesi ise, "reğabe"'den
    türemiş olan bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, taleb edilen şey
    demektir. Müennesi, "reğîbe"dir. "Reğîbe"nin çoğulu da "reğâib" dir. Kelime
    olarak "Regâib"in aslı budur.

    Regâib kelimesi Kur'an'da geçmemektedir. Ancak
    "reğabe"den türemiş olan çeşitli kelimeler, Kur'ân'da sekiz yerde geçmekte ve
    "reğabe"nin ifâde ettiği mana için kullanılmaktadır (el-Bakara, 2/ 130; en-Nisa,
    4/ 127; et-Tevbe, 9/59,120; Meryem, 19/46; el-Enbiyâ, 21/90; el-Kalem, 68/32;
    el-İnşirah, 94/8).

    Terim olarak Regâib, türkçede kandil geceleri
    dediğimiz mübârek gecelerden biridir. Hicrî takvime göre, yedinci ay olan
    Receb'in, müslümanlar arasında kutsal kabul edilen ilk cuma gecesidir. Bu gecede
    Yüce Allah'ın rahmet, bağış ve yardımlarının dağıtıldığına inanılır.

    Hz. Muhammed (s.a.s)'in
    Receb'in ilk perşembe gününü oruçla geçirdiği ve cuma gecesinde, bu kandil
    gecesine mahsus olmak üzere on iki rekât namaz kıldığı kabul edilir. Fakat bu
    rivâyetlerin de, herhangi bir dayanağı yoktur. Müslümanlar arasında, Regâib
    gecesinde on iki rekât namaz kılma alışkanlığı, ilk kez on ikinci yüzyılın
    başlarında görülmüştür. Müslümanlar arasında mübarek sayılan "Regâib" gecesi
    ibadetle ihya edilir.

    Namazın kılınması, fıkıh alimleri arasında tartışma
    konusu olmuştur. Alimlerin ekseriyeti, aslında böyle bir namazın olmadığı
    kanaatinde birleşmişlerdir.

    On sekizinci asırda, Regâib geceleri tekke ve
    zaviyelerde gösterişli törenlerle kutlanmaya başlandı. Tasavvuf ehli olan
    şairler, bu gece için "reğâibiye" adı verilen şiirler yazdılar. Bu şiirlerin
    bazıları bestelenerek yapılan törenlerde okundu. Diğer kandil gecelerinde olduğu
    gibi, Regâib kandillerinde de minârelere kandillerin asılması gelenek haline
    geldi. Halk arasında Regâib gecelerinde ibâdet ve duada bulunma, geceyi kandil
    simidi ve şekerlemeleri ile kutlama âdeti yerleşti. Bu gibi âdetler, günümüzde
    de varlığını sürdürmektedir.

    Regâib gecelerinde dua etmek, tevbe ve istiğfarda
    bulunmak, bu geceyi kutsal kabul etmek suretiyle çeşitli ibâdetlerle geçirmek,
    genel olarak alimler arasında kabul görmüştür.

    Reğâib,
    Rasulullah'ın (sas) anne rahmine şeref verdiği gece midir?


    Bazı fezâil kitaplarında ve bunlara bağlı olarak kimi
    Müslümanlar arasında Reğâib gecesinin, Peygamberimiz'in dünyaya teşriflerinin
    ilk halkasını teşkil eden anne rahmine şeref verdiği gece olduğu şeklinde yaygın
    bir telakki vardır. Ancak bu gece ile velâdet-i Nebeviyye arasındaki müddet, bu
    telakkinin doğru olmadığına işaret etmektedir. Şu kadar var ki Hz. Âmine'nin
    Fahr-i Âlem Efendimiz'i hâmil olduğuna bu geceden itibaren muttali olmuş
    olabileceği akıldan uzak değildir.1 Regâib kandilinin, Rasûlullah efendimizin
    babası Hz. Abdullah'ın evlendiği gece olduğu da iddia edilmiştir ki, kutlu doğum
    tarihi bu iddiayı çürütmektedir. Bazı Müslüman ülkelerde kimi yörelerde, bir
    asırdan beri, Abdullah'ın evlendiği geceye, Regâib kandili ismini veriyorlar.
    Regâib gecesine böyle ma'nâ vermek doğru değildir. Böyle söylemek, Rasûlullah
    efendimizin dokuz aydan önce dünyayı teşrîf etmiş olduğunu bildirmek olur ki, bu
    da, noksanlık ve kusûrdur. Her bakımdan, her insanın üstünde ve her bakımdan
    kusûrsuz olduğu gibi, Amine vâlidemizi nûrlandırdığı zaman da, noksan ve kusûrlu
    değildi. Bu zamanın noksan olması, tıp ilminde ayıp ve kusûr sayılmaktadır. 2
    Peygamberler ise ismet sıfatın sahip oldukları için böylesi kusurlardan
    berîdirler.

    Diğer
    taraftan meseleyi uzlaştırıcı ve çözümleyici bir yaklaşım ise şöyle açıklama
    getirmektedir: "İslâmiyyetin ilk zamanlarında ve İslâmiyyetten evvel, Receb,
    Zilka'de, Zilhicce ve Muharrem aylarında harb etmek harâm idi. İslâmiyyetten
    evvel, Arablar, Receb veya Muharrem aylarında harb edebilmek için, ayların
    yerini değişdirir, ileri veya geri alırlardı. Rasûlullah (sav), hicretin onuncu
    senesinde, yüzküsur bin müslümân ile vedâ' haccı yaptığı zaman: 'Ey Ashâbım!
    Haccı tam zamanında yapıyoruz. Zaman döndü dolaştı, nihayet ilk başladığı
    noktaya ulaştı. Artık ayların sırası, Allahü Teâlânın yarattığı zamandaki
    gibidir.' buyurdu. Babası Abdullahın evlendiği sene, ayların yeri değişik idi.
    Receb ayı, Cemâzilâhır yerinde idi, yani bir ay erkene alınmış idi. O hâlde,
    nûr-i Nübüvvetin, Âmine valdemize intikâli, şimdiki Cemâzilâhır ayındadır,
    Recebteki Reğâib gecesinde değildir." 3 Dolayısı ile Mefhara-i Kâinat
    Efendimiz'in annesinin rahmine teşrif ettiği ilk gece, 571 yılı itibariyle o
    zamanki Arapların bir ay öne aldıkları için Receb ayının ilk Cuma gecesi olarak
    görünmekle beraber, hakikat-i halde Cemâziyelâhir'in ilk Cuma gecesi olmaktadır.
    Malum, Kamerî yılın ayları sırasıyla: Muharrem, Safer, Rabîülevvel, Rabîülahir,
    Cemaziyelevvel, Cemaziyelâhir, Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade,
    Zilhicce'dir. Veda haccından zamanımıza kadar haram ayların ve dolayısı ile
    Receb'in de artık bir daha yerinin hiç değiştirilmemiş olması itibariyle, bugün
    için de cemâziyelâhir'in ilk Cuma gecesi (olum tarihi) ile Rabiülevvel'in 12'si
    (doğum tarihi) arasında tıbbî hamilelik süresi olan 280 gün bulunduğu ortaya
    çıkacaktır ki bu hem yukarıdaki tarihî bilgiye hem de tıbbî bilgiye uygun
    düşmesi bakımından yabana atılamaz bir bilgi olmaktadır. Daha isabetli ve
    güçlüsü de henüz bilinmemektedir.

    Bu açıklama gerçekten muhtemel münakaşalarda ikna
    edici ve meseleyi çözücü mahiyettedir. Ne var ki bununla beraber Reğâib
    gecesinin dinî temelleri sadedinde böyle bir kabul de yeterli rasanet ve
    asliyete sahip midir? Reğaible alakalı kesin olan şudur: Peygamber Efendimiz'in
    Allah'ın bazı çok özel fiilî tecellilerine mazhar olduğu, nuranî lutf u
    ihsanlara, semavî mevhibelere eriştiği gerçeği ve buna bağlı olarak da ümmetinin
    dualarının kabul edilip benzeri bir mazhariyetin kapılarının kendilerine açılmış
    olma fırsatıdır. Gecenin kutsiyetine dair Rasulullah'ın anne karnındaki hayat
    süreci içinde muhakkak daha başka mühim bir hadisenin vuku' bulmuş olması
    mülahaza edilse, araştırılsa, acaba daha güçlü hangi olaylara ve delillerine
    ulaşılabilir? Böyle ilmî ve fikrî bir seyahat için şöyle ki diyelim:

    Bediüzzaman Hazretleri
    de Reğâib'in kutsiyetini vurguladığı bir yerde, Hazret-i Risalet'in (sas) bir
    derece bir cihette âlem-i şehadete (dünyaya) Reğâib gecesi teşrif ettiklerini
    bildirir. 4 "Bir derece, bir cihette âlem-i şehadete teşrifi" ifadesi ile bu
    teşrifi takyid altına almış olması da manidardır; fakat bu müphemlik, İnsanlığın
    İftihar Tablosu'nun rahm-i mader'de ispat-ı vücud ettikleri ilk günü tam olarak
    tespit edebilmenin mümkün olamayışı sebebiyledir. Şöyle ki: Matematiksel olarak
    hesapladığımız takdirde: her Recep ayının ilk Cuma gecesi olan ve Rasulullah'ın
    anne rahmine düştüğü gece olduğu söylenen Reğâib kandili ile, (Rabiülvvel ayının
    12. gecesi olan) Efendimiz'in doğum günü Mevlid kandili arasında yaklaşık olarak
    8 ay 10 veya 17 günlük bir zaman dilimi bulunmaktadır. Dolayısıyla ortalama bir
    ay gibi bir süre eksik çıkmaktadır. Eğer Peygamberimiz'in anne karnında ikamet
    müddetini –her normal insan gibi- 9 ay 10 gün üzerinden hesaplayacak olursak –ki
    hesaplamalıyız-, Efendimiz'in ana rahmine ilk teşriflerinin Cemaziyelevvel
    ayının son haftasına müsadif olduğu sonucuna ulaşılması kaçınılmazdır.

    Vakıa erken doğum
    hadiseleri olabiliyor; ancak İslam Tarihi ve Siyer kaynaklarında Efendimiz'in
    erken doğmuş olduğuna dair herhangi bir beyan söz konusu değildir; zaten eğer
    realitede böyle bir durum olsaydı, bu muhakkak ya Peygamberimiz'in mübarek
    anneleri, ebeleri, akrabaları tarafından, ya da ashab-ı kiramı tarafından dile
    getirilirdi. Peki, her şeye rağmen bu erken doğum bilgisi bir gerçek olup, ancak
    o dönemde şüyu bulmamış olamaz mı? Meçhulümüz bazı maslahat ve hikmetlere binaen
    çoğunluk avam-ı mü'minîne böyle bir hakikat bildirilmiş olamaz mı? Tabii ki
    olabilir, mümkündür; ama mümkünü'l-vukû mudur, bilemeyiz, ama çok çok uzak bir
    ihtimal olmanın ötesine gitmeyeceği âşikardır. Çünkü Hz. Muhammed'in risaletine
    karşı çıkanlar ellerindeki bütün bilgileri aleyhine kullandıkları gibi, büyük
    bir ihtimalle bu erken doğumu da kullanmış olmaları düşünülebilirdi. Kaldı ki
    ismet sıfatını hâiz peygamberler, yaratılışları itibariyle de kusursuzdurlar;
    hele peygamberler peygamberi olan Habib-i Kibriya Efendimiz, katiyen "erken
    doğmuş" olamaz.

    Reğâib Kandili, demek ki o beklenen Nebi'nin anne
    karnında olduğu bir sürece tevafuk eder. Belki de o sürecin ilk mühim
    merhalesinin kilometre taşıdır. Halk arasında –hakikate muhalif olarak- anne
    karnına düştüğü gece olarak bilinen Reğâib Kandili, bazı âlimlerce annesi Âmine
    Hatun'un Peygamberimiz'e hamile olduğunu farkettiği, belirtileri yakaladığı
    gecedir. Bediüzzaman Hazretleri ise Reğâib gecesinin Zât-ı Ahmediye'nin terakki
    hayatının başlangıcının ünvanı olduğunu; Mi'rac gecesinin de Zât-ı Ahmediyenin
    terakki hayatının zirve noktasının ünvanı olduğunu bildirmektedir. Reğâib'in
    kudsiyetini vurgularken de, Hazret-i Risalet'in (sas) bir derece bir cihette
    âlem-i şehadete (ana rahminde dünyaya) Reğâib gecesi teşrif ettiklerini haber
    vermektedir.5

    Bu iki
    iktibası mercek altına alalım: 1. Reğâib Kandili, Zât-ı Ahmediyenin terakki
    hayatının başlangıcının ünvanıdır. 2. Hazret-i Risalet bir derece bir cihette
    âlem-i şehadete Reğâib gecesi teşrif etmişlerdir. Şimdi Hz. Rasul, Reğâib gecesi
    rahm-i maderinde olduğuna göre, öyle mühim bir olay olmalı ki gerçekleştiği gece
    kutsiyet kazansın ve "kandil"e dönüşsün. Bu, onun risaletinden sonraki hayat-ı
    seniyyelerinde tahakkuk eden bir mazhariyet olabilir, bu meyanda rivayetler var.
    Fakat anne karnında –tahminî- o ilk kırk güne tekabül eden zaman diliminde
    cereyan eden en büyük hadise kanaatimce ona taraf-ı ilahîden bir meleğin
    gönderilmesi hadisesi olabilir, Allahü A'lem. Hem annesi Hz. Âmine Hatun, o
    irsâl-i melek esnasında veya hemen akabinde onun varlığını farketmiş olabilir.
    Bediüzzaman Hazretleri Reğâib için "Zât-ı Ahmediyenin terakki hayatının
    başlangıcının ünvanı" diyor. Terakki ise insanın manevî cihetiyle, yani melekûtî
    yanı ile alakalı bir husustur. Bedenî uzuvların ilk cem'i ve melekûtiyete
    açılması, tekâmül ve terakkiye müstaid kılınması işte o ilk ziyaret edilişle
    birlikte zaman şeridi içerisinde start almıştır denebilir.
    İkincisi: "bir derece, bir cihette âlem-i şehadete
    teşrif ettikleri gece" diyor. Fizik bedeninin çekirdeği (DNA şifreleri, ilmî
    programı, mimarî projesi) daha önceden zaten şehadet âleminde âbâ ü ecdâdının
    sulbünde asırlardan geçe geçe ilerleyerek tâ o vakte ulaşmıştı ve bu şehadet
    âlemi dâhilinde gerçekleşen fizikî bir intikal-i maddiye-i asliye idi. Fakat
    "âlem-i şehadete teşrif" ise, âlem-i gaybden olur. Bu da onun ruhlar âleminden
    şu görünen şehadet âlemine ruhen geçişi öncesi, bedeninin ilk defa bütünüyle bir
    araya toplanmasını ve bir melek vasıtasıyla ruhanî ve melekûtî donanımını
    mahiyetinde barındıracak olan cism-i nezihinin bütünüyle tayin ve kaydının
    yapılmasını akla getirmektedir.

    Ne var ki ruhun cenine kaçıncı gün üflendiği ile
    ilgili rivayetler de farklı yorumlara neden olmuştur. Buhârî ve Müslim gibi
    sahîh hadîsleri toplayan kaynaklarda rivâyet edilen bir hadîse göre
    Peygamberimiz (s.a.v.) insanların yaratılışlarını ve kaderlerinin (alın
    yazılarının) yazılmasını açıklarken şöyle buyuruyor:" Her birinizin yaratılması
    anasının karnında kırk günde toparlanır, sonra orada, aynı süre içinde alâka
    (katılaşmış kan veya asılan nesne) olur, sonra aynı süre içinde muzğa (bir
    çiğnemlik et) olur. Sonra melek gönderilir, ona rûhu üfler ve kendisine dört
    sözlük emir verilir: Rızkı, eceli, ameli (yapıp edeceekleri) ve ebedî hayattaki
    durumu; cenhnetlik mi, cehennemlik mi olacağı yazdırılır..." (Buhârî,
    Bed'u'l-halk, 6; Müslim, Kader, 1-5).

    Buharî ile Müslim'de yer alan bu rivâyet dışında
    hadîsin Müslim'deki başka rivâyetlerinde önemli farklılıklar görülmektedir:

    a) Rûhun üflenmesine
    kadar geçen süre yukarıdaki rivâyette 120 gün gibi anlaşılabildiği halde diğer
    rivâyetlerde açıkça üç rakam daha zikredilmiştir: 40, 45, 42.

    b) Rivâyetlerin birinde
    kırk iki günden sonra göz, kulak, deri, et ve kemiğin yaratıldığı, sonra melek
    tarafından Allah'a "erkek mi, yoksa kız mı" diye sorulduğu, Allah'ın hükmettiği
    ve meleğin de yazdığı kaydedilmiştir.

    Buna göre ruhun 120 günde üflendiği anlamına neden
    olan rivayetin, her kırk günü, "aynı kırk gün içinde" diye tevil ederek, diğer
    40 veya 40 küsur günü açıklayan rivayetleri tercih etmenin daha isabetli
    olacağını düşünüyoruz.

    Efendimiz'in Reğâib gecesi ya 40'ını, ya da 42'sini
    doldurduğu; dolayısıyla da, her insane gibi anne karnındaki dünyevî yaratılışı
    itibariyle 40. ve 42. gününde cenine ruhunun üflendiği şeklinde yorumlamak çok
    uygun düşecektir. Böylece Peygamberimizin anne karnındaki 40 veya 42. gününde
    bir meleğin gelerek rahm-i maderdeki masum ceninin suretini/şeklini, kulağını,
    gözünü, derisini, etini, kemiğini.. vs. tayin ettiği, yazdığı; cinsiyetini,
    ecelini ve rızkını da bizzat Allah'a sorup ondan aldığı cevaplara göre bir
    sayfaya kaydettiği, ona cenine Ruhunu üflediği 6 ortaya çıkmış olur.7 Hz. Âmine
    validemiz de ancak o zaman böyle bir ilk cem' ve tayin, ayrıca ruhun da
    üflenmesi sonrası neye hâmile olduğunu belirtilerinden fark etmiş olabilir.

    Nur-u Muhammedî'nin anne
    rahmine düştüğü gece bir meleğin seslenişi.

    Sehl b. Abdullah Tusterî (ra) buyurmuştur ki: "Allah
    Teala Hazretleri, Nebiy-yi Muhterem (sas)i ana rahmine düşürmeyi dilediği gece
    emreyledi: Cennet hazinedarı melek, Firdevs cennetini açtı ve bir münadi,
    göklere ve yerlere: "Âgâh olun ki, Muhammed'in (sas) nuru, bu gece ana rahminde
    karar kıldı, hilkati onda tamam olup dünyaya gelerek beşîr ve nezîr (müjdeleyici
    ve sakındırıcı) olsa gerek!" diye seslendi."8

    Kaynaklar:
    1 Bilmen, Ömer Nasuhi, Büyük İslam İlmihali, s.187,
    Bilmen Yayınevi, İstanbul, 1990; Algül, Hüseyin, Mübarek Gün ve Geceler, s.3,
    Nil Yayınları, İzmir, 1991
    2 Hüseyin Hilmi Işık,
    Saadet-i Ebediye (Tam İlmihal)'den naklen:
    3
    Mevlânâ Muhammed Rebhâmî, Rıyâdu'n-Nâsıhîn 2. Bâb, 8. Fasıl. (Zâhidî ve Ali
    Cürcânî tefsîrlerinden naklen).
    4 Nursi, Sikke-i
    Tasdik-i Gaybi, s.206
    5 Nursi, Sikke-i Tasdik-i
    Gaybi, s.206, 207
    6 Amr İbnu Vasıta'dan naklen,
    Abdullah İbnu Mes'ud (ra)'u dinledim, demişti ki; "Şaki, annesinin karnında iken
    şaki olandır. Said de başkasından ibret alandır." (Bunu işittikten sonra)
    Resulullah (sav)'ın ashabından Huzeyfe denen zata uğradı ve İbnu Mes'ud'un
    söylediğini anlattı ve sordu: "Kişi amelsiz nasıl şaki olur?" Huzeyfe (ra):
    "Buna hayret mi ediyorsun? Ben Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim:
    "Nutfenin (rahme düşmesinden sonra) kırk iki gece geçti mi, Allah ona bir melek
    gönderir (ve onun vasıtasıyla) nutfeyi şekillendirir; işitmesini, görmesini,
    derisini, etini, kemiğini yaratır. Sonra melek sorar: "Ey Rahim! Bu erkek mi,
    dişi mi?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Sonra sorar: "Ey Rabbim!
    Eceli nedir?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Tekrar sorar: "Ey
    Rabbim! Rızkı nedir?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Sonra melek
    elinde sahife olduğu halde çıkar. Artık buna ne bir şey ilave eder ne de
    eksiltir." [Müslim, Kader 3>.
    7 Müslim'in bir
    rivayetinde nutfeye, 42. gününde uğradığı zikredilen melek, çocuğun sûretini,
    kulağını, gözünü, derisini, etini, kemiğini tayin etmektedir.[ Müslim, Kader
    3>.
    8 Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali,
    s.206, Sadeleştiren: A. Fikri Yavuz, İpek Yayın-Dağıtım A.Ş., İstanbul, 1992.
    Nureddin TURÇAY
    Musa Hub



  9. 16.Mayıs.2013, 17:23
    5
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Regaib kandilinde namazı varmış nasıl niyet edilir nası kılınır? acil

    Alıntı
    ben cübbeli ahmet hocadan dinledim yani yalan mı diyorsunuz?
    kim söylerse söylesin, Regaip kandili adında bir ibadet yoktur.
    İbadetin şeklini şemalini birdirecek sadece biri var o da PEYGAMBERİNİZ (sav)dir.


  10. 16.Mayıs.2013, 17:23
    5
    Moderatör
    Alıntı
    ben cübbeli ahmet hocadan dinledim yani yalan mı diyorsunuz?
    kim söylerse söylesin, Regaip kandili adında bir ibadet yoktur.
    İbadetin şeklini şemalini birdirecek sadece biri var o da PEYGAMBERİNİZ (sav)dir.


  11. 16.Mayıs.2013, 19:33
    6
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Regaib kandilinde namazı varmış nasıl niyet edilir nası kılınır? acil

    Alıntı
    Regaip kandili adında bir ibadet yoktur.
    peki regaip kandili var mıdır hocam?


  12. 16.Mayıs.2013, 19:33
    6
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Regaip kandili adında bir ibadet yoktur.
    peki regaip kandili var mıdır hocam?


  13. 16.Mayıs.2013, 19:55
    7
    Misafir

    Cevap: Regaib kandilinde namazı varmış nasıl niyet edilir nası kılınır? acil

    öle bir namaz olduğu değil nafile kılınırsa olur die biliorum.öle demişti diye hatırlıyorum .o zaman kılmayayım mı?


  14. 16.Mayıs.2013, 19:55
    7
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    öle bir namaz olduğu değil nafile kılınırsa olur die biliorum.öle demişti diye hatırlıyorum .o zaman kılmayayım mı?


  15. 16.Mayıs.2013, 20:02
    8
    hatalar
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2012
    Üye No: 94143
    Mesaj Sayısı: 233
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Bulunduğu yer: Dünya

    Cevap: Regaib kandilinde namazı varmış nasıl niyet edilir nası kılınır? acil

    yani farz değil nafile namaz diye sölemişti cübbeli hoca diye hatırlıyorum. birde siz dinleseniz
    http://www.youtube.com/watch?v=F8PqBkUj6xs
    1:03:00 dakikadan dinlerseniz bi..


  16. 16.Mayıs.2013, 20:02
    8
    Devamlı Üye
    yani farz değil nafile namaz diye sölemişti cübbeli hoca diye hatırlıyorum. birde siz dinleseniz
    http://www.youtube.com/watch?v=F8PqBkUj6xs
    1:03:00 dakikadan dinlerseniz bi..


  17. 16.Mayıs.2013, 20:12
    9
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Regaib kandilinde namazı varmış nasıl niyet edilir nası kılınır? acil

    kardeş peygamberimizin yapmadığı veya söylemediği şeyleri namazda dahi olsa ona nispet etmek hatadır.
    yukarda mum hocamızın demek istediği, sünnette böyle bir namaz yoktur,
    ama bu mubarek ayların gün ve gecesinde çokca ibadet etmek elbette sevaptır.

    bazı alimlerin,kılınmasını tavsiye ettiği namazlar vardır,tarifinide yapmışlardır, bazı ilmihallerde yazılıdır.
    bu namazlar tavsiye eden alim kişinin kendi nazarında güzel gördüğü için müslümanlara tavsiye etmiştir.

    asıl amaç insanları bu günlerin gecelerinde ibadete teşvik etmek,gafletle geçirilmemesini sağlamaktır.

    regaip kandili namazı diye bir namaz yoktur,ama bu gecede kaza namazlarını eda etmek,kuran okumak,tefekkürle,gafletsiz geçirmeye çalışılmalıdır.cübbeli hocanın videosunu izlemedim ama o da sünnet namazdır dememiştir,

    günümüzde kandil gecelerinin varlığı tartışılırken,bu geceye özel namaz konularına fazlaca kafa yormayın,

    iki rekat sabah namazı kazası kılın, kılmadığınız farz namazlar için tevbe edin,af dileyin,bi kaç yüz rekat tavsiye edilen namazdan evladır.


  18. 16.Mayıs.2013, 20:12
    9
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    kardeş peygamberimizin yapmadığı veya söylemediği şeyleri namazda dahi olsa ona nispet etmek hatadır.
    yukarda mum hocamızın demek istediği, sünnette böyle bir namaz yoktur,
    ama bu mubarek ayların gün ve gecesinde çokca ibadet etmek elbette sevaptır.

    bazı alimlerin,kılınmasını tavsiye ettiği namazlar vardır,tarifinide yapmışlardır, bazı ilmihallerde yazılıdır.
    bu namazlar tavsiye eden alim kişinin kendi nazarında güzel gördüğü için müslümanlara tavsiye etmiştir.

    asıl amaç insanları bu günlerin gecelerinde ibadete teşvik etmek,gafletle geçirilmemesini sağlamaktır.

    regaip kandili namazı diye bir namaz yoktur,ama bu gecede kaza namazlarını eda etmek,kuran okumak,tefekkürle,gafletsiz geçirmeye çalışılmalıdır.cübbeli hocanın videosunu izlemedim ama o da sünnet namazdır dememiştir,

    günümüzde kandil gecelerinin varlığı tartışılırken,bu geceye özel namaz konularına fazlaca kafa yormayın,

    iki rekat sabah namazı kazası kılın, kılmadığınız farz namazlar için tevbe edin,af dileyin,bi kaç yüz rekat tavsiye edilen namazdan evladır.


  19. 24.Mayıs.2013, 20:45
    10
    hatalar
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2012
    Üye No: 94143
    Mesaj Sayısı: 233
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Bulunduğu yer: Dünya

    Cevap: Regaib kandilinde namazı varmış nasıl niyet edilir nası kılınır? acil

    evet bende güvendiğim bir hocaya sordum o günlere özel oruç namaz yok dedi. yani dedğiniz doğru anlattığınız için teşekkürler


  20. 24.Mayıs.2013, 20:45
    10
    Devamlı Üye
    evet bende güvendiğim bir hocaya sordum o günlere özel oruç namaz yok dedi. yani dedğiniz doğru anlattığınız için teşekkürler


  21. 24.Mayıs.2013, 20:54
    11
    musab
    Hadis Öğrencisi

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Mayıs.2011
    Üye No: 87643
    Mesaj Sayısı: 5,250
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 53
    Bulunduğu yer: "İslam Düşüncesinde Sünnet" okuyorum

    Cevap: Regaib kandilinde namazı varmış nasıl niyet edilir nası kılınır? acil

    seyyid abdulkadir geylani el gunye adlı eserine alacak ve siz yok diyeceksiniz öyle mi.


  22. 24.Mayıs.2013, 20:54
    11
    Hadis Öğrencisi
    seyyid abdulkadir geylani el gunye adlı eserine alacak ve siz yok diyeceksiniz öyle mi.


  23. 19.Nisan.2015, 22:28
    12
    Misafir

    Cevap: Regaib kandilinde namazı varmış nasıl niyet edilir nası kılınır? acil

    Regaib kandilide yok dersiniz siz simdi o zaman hasaa allah peygamber kuran da yok hadiste yok oylemi yaziklar olsun size insanlari boyle asilayip dinsizlestiriyorsunuz zaten bi gidim imani olan acip bi kitap okumaktan habersiz net teki zirvalara inanan bu ahmaklalari daha da embesillestirin allah soracak hakkini alacak kime hizmet ediyorsunuz bilmem ama sonunuz belli ates !!!


  24. 19.Nisan.2015, 22:28
    12
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Regaib kandilide yok dersiniz siz simdi o zaman hasaa allah peygamber kuran da yok hadiste yok oylemi yaziklar olsun size insanlari boyle asilayip dinsizlestiriyorsunuz zaten bi gidim imani olan acip bi kitap okumaktan habersiz net teki zirvalara inanan bu ahmaklalari daha da embesillestirin allah soracak hakkini alacak kime hizmet ediyorsunuz bilmem ama sonunuz belli ates !!!





+ Yorum Gönder
Git 12 Son