Konusunu Oylayın.: İsrafta bütün mahukatın hakkına mı giriliyor?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İsrafta bütün mahukatın hakkına mı giriliyor?
  1. 07.Mayıs.2013, 20:59
    1
    cevatarmutlu
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Aralık.2012
    Üye No: 99061
    Mesaj Sayısı: 70
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    İsrafta bütün mahukatın hakkına mı giriliyor?






    İsrafta bütün mahukatın hakkına mı giriliyor? Mumsema israfta bütün mahlukatın hakkına mı giriliyor?giriliyorsa gördüğümüz herkesten helallik mi istiyeceğiz.peki ya tevbe nasıl edeceğiz.


  2. 08.Mayıs.2013, 00:30
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,670
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: israfta bütün mahukatın hakkına mı giriliyor?




    israf Allah hakkıdır, tevbe etmek yeterlidir, insanlardan helallik dilemeye gerek yoktur.

    Alıntı
    İslamda İsraf


    İsraf, en geniş manasıyla insanın kendisine bahşedilen şeyleri Rabbin rızası ve mürüvvet dışı yollarda sarfetmesidir. İsraf, kainat düzeninin akışına ters ve İlâhî adete muhalif bir davranıştır. İsraf, hem maddî nimetlerin heder olmasına hem de manevî bereketin kaybına sebeptir. İsraf, en çok bilinen şekli ile mal veya para harcamada vuku bulabileceği gibi, yemede içmede, konuşmada, uyumada, cismânî zevklerde ve daha Allah’ın bahşettiği pekçok nimette gerçekleşebilir. Bu yönüyle hayatın her yerinde israfa karşı teyakkuzda bulunmak icap etmektedir. Allah Teâlâ, israfı sevmediği, yasakladığı gibi Kendisi de asla israf etmez. En süflî şeylerden en nadide varlıklar dünyaya getirir. Bu sebeple kâinatta hiç israf yoktur.

    Kur’an birbirini teyid eder mahiyette pek çok ayette israfı net bir dille yasaklamaktadır:

    “Yetimleri, nikaha erişecekleri çağa kadar deneyin; şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma gördünüz mü, hemen onlara mallarını verin. Büyüyecekler diye israf ile çarçabuk yemeyin. Zengin olan iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca ve örfe uygun) bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, onlara karşı şahid bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.” (Nisâ, 4/6)

    “Asmalı ve asmasız bahçeleri, hurmaları ve tadları farklı ekinleri, zeytinleri ve narları -birbirine benzer ve benzeşmez- yaratan O’dur. Ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasad günü hakkını verin; israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.” (En’âm, 6/141)

    “Ey Ademoğulları, her mescid yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.” (Arâf, 7/31)

    “Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp-savurma. Çünkü saçıp-savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuşlardır; şeytan ise Rabbine karşı nankördür.” (İsrâ, 17/26-27)

    İsraf yapmayanlar ise, “Onlar, harcadıkları zaman, ne israf ederler, ne kısarlar; (harcamaları,) ikisi arasında orta bir yoldur.” (Furkân, 25/67 ) buyrularak takdir edilmektedirler.

    İslam dini, Allah’ın meşru dairede bahşettiği nimetleri kararınca ve ihtiyaç miktarı tüketmeyi meşru sayarken, onların ihtiyaçtan fazla veya dinin arzu etmediği tarzda kullanılmasını israf sayar. Bu yüzden insan için zaruretler nelerdir, ihtiyaçlar (haciyyât) nelerdir, güzel sayılabilecek tarzda meşru kılınan (tahsiniyyat) şeyler nelerdir, hepsini tebyin etmiştir.

    İnsanın zaruri ihtiyaçları olan yeme, içme, aile yuvası kurma, barınma vs. gibi hususlarda bile dinin koyduğu ölçüler vardır. Meselâ, helal yiyecekleri tüketmek mubahtır. Ancak, doyduktan sonra yemeye devam etmek israf kabul edilmiştir. Doymadan bırakılan veya sofradan artıp dökülen yemek ne kadar israf ise, doyduktan sonra tok karna yenen ve içilen şeyler de israf cümlesindendir. İnsanın, meşru dairede yeyip içmemesi de bir anlamda israftır. Aynı şekilde insanın beşerî bir ihtiyaç neticesi aile yuvası kurması meşru olmakla birlikte, aynı fiili gayr-i meşru bir tarzda nikahsız yapması bir nevi israftır. Allah’ın kendine bahşettiği duyguları ve sıhhati meşru dairede kullanmamış olur. Barınma ihtiyacı en tabii ihtiyaç olmakla beraber, bunda gösterişe girmek, şatafatlı yapılar yapmak dinen israf sayılmıştır. Allah Rasûlünün lüzumundan fazla, gösteriş maksatlı yapılan yüksek binalarla alakalı olarak memnuniyetsizliğini anlatan pekçok hadis mevcuttur. Giyimde, kuşamda, süslenmede, evleri döşemede, hatta binek temininde ve daha pek çok gündelik hususlarda İslam, sadeliği, ihtiyacı görüyor olmayı, sağlamlığı öngörür. Katiyyen gösteriş, şatafat ve lükse izin vermediği gibi, ihtiyaç harici keyfi tasarrufları da israf cümlesinden sayar. Meselâ, alışverişlerde ihtiyaç dışı şeyleri sırf daha ucuz diye almak, evdeki malzemeyi tüketmeden yenilerini almak veya kullanılabilen bir eşya varken sırf daha lüks olsun diye yenisini almak da israf sayılabilecek davranışlardır. İnsanın kullandığı su, elektirik, gaz gibi zaruri ihtiyaçlardaki israfı ise sadece kendisine değil, bütün insanlığa karşı yapılan bir zarardır. Dakikada on damla sızdıran bir musluk yılda yaklaşık 170 litre su kaybına sebep olmaktadır.

    Din, bırakınız böyle dünyevî mevzuları, ibadet için bile insanın israf edemeyeceğini söyler. Meselâ, abdest alırken suyu fazla açma, dişleri temizlerken, traş olurken suyu boş yere akıtma, gusül abdesti alırken duşta fazla su harcama meşru sayılmamış, yasaklanmıştır. Hatta, bazı alimler, her ne kadar israf demeseler de, bir kimsenin bir kere farz olan haccı yaptıktan sonra, imkanı olması hasebiyle her yıl hacca gitmekten daha ziyade bu imkanlarını İslâm’a hizmete kanalize etmelerini daha uygun görmektedirler.

    Zaman israfı, israflar içinde en mebzûlüdür ve hemen herkesin düştüğü bir hatadır. Halbuki hayat ne kadar kısadır ve yapılacak ne kadar çok iş vardır. İnsanın tufuletini, sababetini ve buluğa kadar olan kısmını.. yemede-içmede, uykuda geçen zamanını.. yollarda, kuyruklarda, tuvalette geçen vakitlerini çıkarınca 60 yıllık ömür 20 yıla iniveriyor… Bu sebeple İslam, müminin zamanını en iyi şekilde değerlendirmesini ister. Yer yer bunun için yaptırım uygular. Meselâ, sırf zevk için oynanan oyunları pek çoğu itibariyle mekruh addeder, tavla gibi, dama gibi. Sebebi, zamanın israf edilmesi ve neticesinde ne dünyevî ne de uhrevî meşru bir kazanç elde edilememesidir. Bu noktada, günümüz gençliğinin çok iyi yönlendirilmesi, alternatiflerle karşılarına çıkılması gerektiğinin altını çizmek gerekir. Zira, günümüz gençliği günlerinin önemli bir bölümünü bilgisayar başında, oyun ve eğlence ile tüketmektedir. Bu cümleden olarak, günlük haberleri -mesleği bunu gerektirmiyorsa- bütün detayları ile takip etmek, bütün köşe yazarlarını okumak bir çeşit zaman israfıdır. Dizilere kendini kaptırmak, birini bitirip öbürüne dalmak aynı şekilde yine israftır. Belki bunlarda insanın terbiyesi namına, ahirete hazırlık adına mesajlar veren, kalbini rikkate getiren programlar istisna edilebilir. Aynı şekilde, ihtiyacın dışında sırf muhabbet olsun diye telefonda uzun uzadıya konuşmak hem israftır hem de uzun konuşma, kişiyi, konuşmaya malzeme ararken gıybete ve bühtana itebilir. Hele hele kahvehanelerde, çay muhabbetlerinde öldürülen vaktin haddi hesabı yoktur. Bütün bunlar mesuliyeti mucip davranışlardır. Bütün bunlarda ihtiyaç miktarını belirleyip, geri kalan kısmında faydalı şeylere yönelmek inanan insan için zaruri bir yoldur. Zamanı israfa sebep bir diğer husus da, kişilerin evdeki sıkıntılarını işe, işteki problemlerini eve taşımalarıdır. Bu hem insanın gerektiği yerde sahip olması gereken konsantrasyonunu kırar, hem huzursuzluk sebebi olur. Hem de daha çok zaman kaybına vesile olur.

    Öte yandan, kişinin gençliğini, sıhhatini ve ömrünü israfı da söz konusudur. Gençlik, Hakk’a kullukta ve O’na hizmette harcanmıyorsa, israf ediliyor demektir. Atom bombasından daha güçlü olan gençliğin dinamizmi eğer heba edilir, olmadık yerlerde tüketilirse bu büyük bir mesuliyettir. Bu noktada hem gençlere hem de onları yönlendirme konumunda olanlara büyük işler düşmektedir. Sıhhat, Hz. Ebû Bekir’in ifadesiyle imandan sonraki en büyük nimettir. Bir yerde, mutluluk da, kulluk da, muvaffakiyet de onun ile mümkün olmaktadır. Allah’ın verdiği bu nimeti, zararlı alışkanlıklarla, kötü adetlerle elden kaybetme bir nevî israftır. Aynı şekilde koskoca bir ömür geçip de arkaya bakıldığında Hakk’ın hoşnutluğunu kazanma istikametinde sarfedilmemiş her zaman dilimi, insanın içine bir hicran olarak çökecektir. Bu israfların çoğu telafisi mümkün olmayan zararlara badi olmakta, ahiret mesuliyetinin yanında insanın bu dünyadaki yaşamını da berbat etmektedir.

    İsrafın boyutları o kadar geniştir ki, bazan insan yaptığının israf olduğunu bile anlayamayabilir. Meselâ, bir Hakk dostu şu minvaldeki sözleri ile bakınız apayrı bir israfa parmak basar: “İnsan bir yerde konuşurken karşısındakilerin nazarlarını Allah’a ve ahirete dikmiyorsa israf-ı kelam ve israf-ı zaman yapıyor demektir.” Yani, insan konuşmasında dahi israf etmemek durumundadır. Bunun bile hesabı vardır. Burada, zaten haram olan gıybet, dedikodu, nemime, buhtan, yalan, iftira vs. gibi dinin yasakladığı konuşmaları kasdetmiyoruz. Günlük konuşmalarında bile insan dikkatli olmalıdır.

    Öte yandan dinimizde abes, lüzumsuz şeyleri yapmak, caiz değildir. Mesela boş ve lüzumsuz yere bir şeyler karalamak, israf ve abestir ve bu fiilde birkaç israf vardır. Zaman, emek, enerji, kağıt, kalem, mürekkep. Hepsinden mühimi de faydalı bir şeyle meşgul olunmamaktır.

    Bazan bizler israfı başkasında görürken daha kolay tanır ve isimlendiririz. Ancak kendi davranışlarımıza karşı âmâ kesiliriz. Tıpkı şu misalde olduğu gibi: Bir gün Hatemü’l-Esam, İmam Tenafisi’nin ziyaretine gider. O da, devrinin büyük âlimlerindendir. Aynı zamanda devlet ricaliyle de yakın teması olduğu için, hayat standardı lüks denecek seviyededir. Hatemü’l-Esam: "Efendim, der, ben sizin huzurunuzda bir abdest alsam da siz de bir baksanız. Yanlışım varsa beni ikaz etseniz." Bir ibrik ve leğen getirtilir. Hatemü’l-Esam abdest almaya başlar. Ancak yüzünü yıkarken dört defa yıkar. Tenafisi, "Üç defa yıkayacaksın. Dördüncüsü israftır.." diye hemen müdahale eder.

    Zaten o da bu sözü beklemektedir. Abdest almayı bırakır ve: "Benim yüzümü bir kere fazla yıkamam, yani bir avuç fazla su kullanmam israf oluyor da, senin bu sarayda, bu debdebe ve ihtişam içinde, şöyle halılar üstünde bütün bir hayatını geçirmen israf olmuyor mu? Yoksa İslâm bize israfı sadece abdest için mi haram kılmıştır?" der. Tenafisi de büyük bir alim ve aynı zamanda faziletli bir insandır. Ancak, devlet ricaliyle olan yakın teması onu böyle bir hayat anlayışına sevketmiştir. Yaşadığı bu hayat, tebliğ ve irşâd adamının hayat tarzına uymadığı için Hatemü’l-Esam onu da ikaz ve irşâd etmeyi düşünür.

    Hayat inişiyle çıkışıyla zorluklarla doludur. İnsan yaşarken ister istemez bir kısım hatalar, kusurlar işler ve pekçok israfa girmeden kendini alamaz. Fakat onun için her zaman kendisine çok merhametli olan Rabbinin kapısı açıktır. Kur’an bunu ifade sadedinde...

    “De ki: “Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah dilerse bütün günahları mağfiret eder. Çünkü O, gafur ve rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı fazladır).” Bu ayet Efendimiz aleyhissalatü vesselam’ın o kadar hoşuna giderdi ki, bir keresinde şöyle buyurmuşlardır: “Bu âyeti, dünyaya ve dünyada bulunan bütün şeylere değişmem.”

    Mevlâm bizleri israfın en küçüğüne dahi girmeden, dolayısıyla da bereket-i ilâhiyi zâyi etmeden iktisat içinde yaşayıp O’nun rıza ve rıdvanına ermeyi nasip eylesin.
    Ali Ünsal tarafından yazıldı



  3. 08.Mayıs.2013, 00:30
    2
    Moderatör



    israf Allah hakkıdır, tevbe etmek yeterlidir, insanlardan helallik dilemeye gerek yoktur.

    Alıntı
    İslamda İsraf


    İsraf, en geniş manasıyla insanın kendisine bahşedilen şeyleri Rabbin rızası ve mürüvvet dışı yollarda sarfetmesidir. İsraf, kainat düzeninin akışına ters ve İlâhî adete muhalif bir davranıştır. İsraf, hem maddî nimetlerin heder olmasına hem de manevî bereketin kaybına sebeptir. İsraf, en çok bilinen şekli ile mal veya para harcamada vuku bulabileceği gibi, yemede içmede, konuşmada, uyumada, cismânî zevklerde ve daha Allah’ın bahşettiği pekçok nimette gerçekleşebilir. Bu yönüyle hayatın her yerinde israfa karşı teyakkuzda bulunmak icap etmektedir. Allah Teâlâ, israfı sevmediği, yasakladığı gibi Kendisi de asla israf etmez. En süflî şeylerden en nadide varlıklar dünyaya getirir. Bu sebeple kâinatta hiç israf yoktur.

    Kur’an birbirini teyid eder mahiyette pek çok ayette israfı net bir dille yasaklamaktadır:

    “Yetimleri, nikaha erişecekleri çağa kadar deneyin; şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma gördünüz mü, hemen onlara mallarını verin. Büyüyecekler diye israf ile çarçabuk yemeyin. Zengin olan iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca ve örfe uygun) bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, onlara karşı şahid bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.” (Nisâ, 4/6)

    “Asmalı ve asmasız bahçeleri, hurmaları ve tadları farklı ekinleri, zeytinleri ve narları -birbirine benzer ve benzeşmez- yaratan O’dur. Ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasad günü hakkını verin; israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.” (En’âm, 6/141)

    “Ey Ademoğulları, her mescid yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.” (Arâf, 7/31)

    “Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp-savurma. Çünkü saçıp-savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuşlardır; şeytan ise Rabbine karşı nankördür.” (İsrâ, 17/26-27)

    İsraf yapmayanlar ise, “Onlar, harcadıkları zaman, ne israf ederler, ne kısarlar; (harcamaları,) ikisi arasında orta bir yoldur.” (Furkân, 25/67 ) buyrularak takdir edilmektedirler.

    İslam dini, Allah’ın meşru dairede bahşettiği nimetleri kararınca ve ihtiyaç miktarı tüketmeyi meşru sayarken, onların ihtiyaçtan fazla veya dinin arzu etmediği tarzda kullanılmasını israf sayar. Bu yüzden insan için zaruretler nelerdir, ihtiyaçlar (haciyyât) nelerdir, güzel sayılabilecek tarzda meşru kılınan (tahsiniyyat) şeyler nelerdir, hepsini tebyin etmiştir.

    İnsanın zaruri ihtiyaçları olan yeme, içme, aile yuvası kurma, barınma vs. gibi hususlarda bile dinin koyduğu ölçüler vardır. Meselâ, helal yiyecekleri tüketmek mubahtır. Ancak, doyduktan sonra yemeye devam etmek israf kabul edilmiştir. Doymadan bırakılan veya sofradan artıp dökülen yemek ne kadar israf ise, doyduktan sonra tok karna yenen ve içilen şeyler de israf cümlesindendir. İnsanın, meşru dairede yeyip içmemesi de bir anlamda israftır. Aynı şekilde insanın beşerî bir ihtiyaç neticesi aile yuvası kurması meşru olmakla birlikte, aynı fiili gayr-i meşru bir tarzda nikahsız yapması bir nevi israftır. Allah’ın kendine bahşettiği duyguları ve sıhhati meşru dairede kullanmamış olur. Barınma ihtiyacı en tabii ihtiyaç olmakla beraber, bunda gösterişe girmek, şatafatlı yapılar yapmak dinen israf sayılmıştır. Allah Rasûlünün lüzumundan fazla, gösteriş maksatlı yapılan yüksek binalarla alakalı olarak memnuniyetsizliğini anlatan pekçok hadis mevcuttur. Giyimde, kuşamda, süslenmede, evleri döşemede, hatta binek temininde ve daha pek çok gündelik hususlarda İslam, sadeliği, ihtiyacı görüyor olmayı, sağlamlığı öngörür. Katiyyen gösteriş, şatafat ve lükse izin vermediği gibi, ihtiyaç harici keyfi tasarrufları da israf cümlesinden sayar. Meselâ, alışverişlerde ihtiyaç dışı şeyleri sırf daha ucuz diye almak, evdeki malzemeyi tüketmeden yenilerini almak veya kullanılabilen bir eşya varken sırf daha lüks olsun diye yenisini almak da israf sayılabilecek davranışlardır. İnsanın kullandığı su, elektirik, gaz gibi zaruri ihtiyaçlardaki israfı ise sadece kendisine değil, bütün insanlığa karşı yapılan bir zarardır. Dakikada on damla sızdıran bir musluk yılda yaklaşık 170 litre su kaybına sebep olmaktadır.

    Din, bırakınız böyle dünyevî mevzuları, ibadet için bile insanın israf edemeyeceğini söyler. Meselâ, abdest alırken suyu fazla açma, dişleri temizlerken, traş olurken suyu boş yere akıtma, gusül abdesti alırken duşta fazla su harcama meşru sayılmamış, yasaklanmıştır. Hatta, bazı alimler, her ne kadar israf demeseler de, bir kimsenin bir kere farz olan haccı yaptıktan sonra, imkanı olması hasebiyle her yıl hacca gitmekten daha ziyade bu imkanlarını İslâm’a hizmete kanalize etmelerini daha uygun görmektedirler.

    Zaman israfı, israflar içinde en mebzûlüdür ve hemen herkesin düştüğü bir hatadır. Halbuki hayat ne kadar kısadır ve yapılacak ne kadar çok iş vardır. İnsanın tufuletini, sababetini ve buluğa kadar olan kısmını.. yemede-içmede, uykuda geçen zamanını.. yollarda, kuyruklarda, tuvalette geçen vakitlerini çıkarınca 60 yıllık ömür 20 yıla iniveriyor… Bu sebeple İslam, müminin zamanını en iyi şekilde değerlendirmesini ister. Yer yer bunun için yaptırım uygular. Meselâ, sırf zevk için oynanan oyunları pek çoğu itibariyle mekruh addeder, tavla gibi, dama gibi. Sebebi, zamanın israf edilmesi ve neticesinde ne dünyevî ne de uhrevî meşru bir kazanç elde edilememesidir. Bu noktada, günümüz gençliğinin çok iyi yönlendirilmesi, alternatiflerle karşılarına çıkılması gerektiğinin altını çizmek gerekir. Zira, günümüz gençliği günlerinin önemli bir bölümünü bilgisayar başında, oyun ve eğlence ile tüketmektedir. Bu cümleden olarak, günlük haberleri -mesleği bunu gerektirmiyorsa- bütün detayları ile takip etmek, bütün köşe yazarlarını okumak bir çeşit zaman israfıdır. Dizilere kendini kaptırmak, birini bitirip öbürüne dalmak aynı şekilde yine israftır. Belki bunlarda insanın terbiyesi namına, ahirete hazırlık adına mesajlar veren, kalbini rikkate getiren programlar istisna edilebilir. Aynı şekilde, ihtiyacın dışında sırf muhabbet olsun diye telefonda uzun uzadıya konuşmak hem israftır hem de uzun konuşma, kişiyi, konuşmaya malzeme ararken gıybete ve bühtana itebilir. Hele hele kahvehanelerde, çay muhabbetlerinde öldürülen vaktin haddi hesabı yoktur. Bütün bunlar mesuliyeti mucip davranışlardır. Bütün bunlarda ihtiyaç miktarını belirleyip, geri kalan kısmında faydalı şeylere yönelmek inanan insan için zaruri bir yoldur. Zamanı israfa sebep bir diğer husus da, kişilerin evdeki sıkıntılarını işe, işteki problemlerini eve taşımalarıdır. Bu hem insanın gerektiği yerde sahip olması gereken konsantrasyonunu kırar, hem huzursuzluk sebebi olur. Hem de daha çok zaman kaybına vesile olur.

    Öte yandan, kişinin gençliğini, sıhhatini ve ömrünü israfı da söz konusudur. Gençlik, Hakk’a kullukta ve O’na hizmette harcanmıyorsa, israf ediliyor demektir. Atom bombasından daha güçlü olan gençliğin dinamizmi eğer heba edilir, olmadık yerlerde tüketilirse bu büyük bir mesuliyettir. Bu noktada hem gençlere hem de onları yönlendirme konumunda olanlara büyük işler düşmektedir. Sıhhat, Hz. Ebû Bekir’in ifadesiyle imandan sonraki en büyük nimettir. Bir yerde, mutluluk da, kulluk da, muvaffakiyet de onun ile mümkün olmaktadır. Allah’ın verdiği bu nimeti, zararlı alışkanlıklarla, kötü adetlerle elden kaybetme bir nevî israftır. Aynı şekilde koskoca bir ömür geçip de arkaya bakıldığında Hakk’ın hoşnutluğunu kazanma istikametinde sarfedilmemiş her zaman dilimi, insanın içine bir hicran olarak çökecektir. Bu israfların çoğu telafisi mümkün olmayan zararlara badi olmakta, ahiret mesuliyetinin yanında insanın bu dünyadaki yaşamını da berbat etmektedir.

    İsrafın boyutları o kadar geniştir ki, bazan insan yaptığının israf olduğunu bile anlayamayabilir. Meselâ, bir Hakk dostu şu minvaldeki sözleri ile bakınız apayrı bir israfa parmak basar: “İnsan bir yerde konuşurken karşısındakilerin nazarlarını Allah’a ve ahirete dikmiyorsa israf-ı kelam ve israf-ı zaman yapıyor demektir.” Yani, insan konuşmasında dahi israf etmemek durumundadır. Bunun bile hesabı vardır. Burada, zaten haram olan gıybet, dedikodu, nemime, buhtan, yalan, iftira vs. gibi dinin yasakladığı konuşmaları kasdetmiyoruz. Günlük konuşmalarında bile insan dikkatli olmalıdır.

    Öte yandan dinimizde abes, lüzumsuz şeyleri yapmak, caiz değildir. Mesela boş ve lüzumsuz yere bir şeyler karalamak, israf ve abestir ve bu fiilde birkaç israf vardır. Zaman, emek, enerji, kağıt, kalem, mürekkep. Hepsinden mühimi de faydalı bir şeyle meşgul olunmamaktır.

    Bazan bizler israfı başkasında görürken daha kolay tanır ve isimlendiririz. Ancak kendi davranışlarımıza karşı âmâ kesiliriz. Tıpkı şu misalde olduğu gibi: Bir gün Hatemü’l-Esam, İmam Tenafisi’nin ziyaretine gider. O da, devrinin büyük âlimlerindendir. Aynı zamanda devlet ricaliyle de yakın teması olduğu için, hayat standardı lüks denecek seviyededir. Hatemü’l-Esam: "Efendim, der, ben sizin huzurunuzda bir abdest alsam da siz de bir baksanız. Yanlışım varsa beni ikaz etseniz." Bir ibrik ve leğen getirtilir. Hatemü’l-Esam abdest almaya başlar. Ancak yüzünü yıkarken dört defa yıkar. Tenafisi, "Üç defa yıkayacaksın. Dördüncüsü israftır.." diye hemen müdahale eder.

    Zaten o da bu sözü beklemektedir. Abdest almayı bırakır ve: "Benim yüzümü bir kere fazla yıkamam, yani bir avuç fazla su kullanmam israf oluyor da, senin bu sarayda, bu debdebe ve ihtişam içinde, şöyle halılar üstünde bütün bir hayatını geçirmen israf olmuyor mu? Yoksa İslâm bize israfı sadece abdest için mi haram kılmıştır?" der. Tenafisi de büyük bir alim ve aynı zamanda faziletli bir insandır. Ancak, devlet ricaliyle olan yakın teması onu böyle bir hayat anlayışına sevketmiştir. Yaşadığı bu hayat, tebliğ ve irşâd adamının hayat tarzına uymadığı için Hatemü’l-Esam onu da ikaz ve irşâd etmeyi düşünür.

    Hayat inişiyle çıkışıyla zorluklarla doludur. İnsan yaşarken ister istemez bir kısım hatalar, kusurlar işler ve pekçok israfa girmeden kendini alamaz. Fakat onun için her zaman kendisine çok merhametli olan Rabbinin kapısı açıktır. Kur’an bunu ifade sadedinde...

    “De ki: “Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah dilerse bütün günahları mağfiret eder. Çünkü O, gafur ve rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı fazladır).” Bu ayet Efendimiz aleyhissalatü vesselam’ın o kadar hoşuna giderdi ki, bir keresinde şöyle buyurmuşlardır: “Bu âyeti, dünyaya ve dünyada bulunan bütün şeylere değişmem.”

    Mevlâm bizleri israfın en küçüğüne dahi girmeden, dolayısıyla da bereket-i ilâhiyi zâyi etmeden iktisat içinde yaşayıp O’nun rıza ve rıdvanına ermeyi nasip eylesin.
    Ali Ünsal tarafından yazıldı



  4. 10.Mayıs.2013, 22:54
    3
    cevatarmutlu
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Aralık.2012
    Üye No: 99061
    Mesaj Sayısı: 70
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: israfta bütün mahukatın hakkına mı giriliyor?

    Allah razı olsun.


  5. 10.Mayıs.2013, 22:54
    3
    Allah razı olsun.





+ Yorum Gönder