Konusunu Oylayın.: Peygamberimiz (s.a.v)'in adalet ile ilgili bir olayı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 7 kişi
Peygamberimiz (s.a.v)'in adalet ile ilgili bir olayı
  1. 02.Mayıs.2013, 17:05
    1
    xexmxixrx
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Nisan.2013
    Üye No: 101077
    Mesaj Sayısı: 14
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Peygamberimiz (s.a.v)'in adalet ile ilgili bir olayı






    Peygamberimiz (s.a.v)'in adalet ile ilgili bir olayı Mumsema Peygamberımız (S.a.v) in adalet ıle ılgılı bır olayını yazarmısın din kardeslerim cok lazım arkadasım ıcın ?


  2. 02.Mayıs.2013, 17:05
    1



  3. 02.Mayıs.2013, 17:20
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,511
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: Peygamberimiz (s.a.v)'in adalet ile ilgili bir olayı




    Hz. Peygamber'in Hayatından Adalet Örnekleri
    Mehmet Deri

    Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Peygamber'in uyması gereken esaslardan bahsedilirken, "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın indirdiği kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum" (Şûrâ, 15) buyrularak Hz. Peygamber'in adaleti tesis etmekle görevli olduğu bildirilmektedir.Allah Rasûlü mübarek hayatı boyunca, toplumda adaleti hâkim kılmak için mücadele etmiş, gerek Müslümanlar gerekse gayrimüslimler arasındaki muamele ve hükümlerde adaletin en güzel örneklerini vermiş, adaleti temel hakların ve özgürlüklerin korunması, toplumsal huzurun ve barışın sağlanmasının teminatı olarak görmüştür.Hz. Peygamber'in mübarek hayatını incelediğimiz zaman, O'nun hem içeride hem de dışarıda adaleti tesis etmeye çalıştığını görürüz. O, bir taraftan Mekkeli ve Medineli Müslümanlar arasında kardeşlik ilan ederken diğer taraftan da Medine Sözleşmesi ile Müslüman, Yahudi ve müşrikler arasında adaleti sağlamaya çalışıyordu.(1) Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Peygamber'in bu yönüne dikkat çekilerek "Onlar Sana gelirlerse aralarında adaletle hükmet" (Maide, 42) buyrulmuş; Hz Peygamber'in evrensel bir ilke olan adaletten -gayrimüslimler için bile olsa- asla taviz vermemesi gerektiği bildirilmiştir.Allah Rasûlü, hayatın her alanında daima adaleti, adil hüküm vermeyi esas almış, bizzat adaletin en güzel örneklerini sergilemiş; aile hayatında (Nisa, 3), insanlar arası münasebetlerde (En'am, 152), hâkim huzurunda, şahitlik esnasında (Nisa, 135) adalet esasını zihinlere yerleştirmiştir.Nitekim şu olay, buna çok iyi bir misal teşkil eder: Bir gün Mahzunoğulları kabilesinden Fatıma adında asil bir kadın hırsızlık yapmıştı. O kadının cezalandırmaması için ashabdan Hz. Üsame b. Zeyd'i Peygamberimize gönderdiler. Bu duruma çok kızan ve üzülen Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Nasıl oluyor da bazı kimseler, Allah'ın kanunu karşısında aracı olmaya kalkışıyor. Sizden öncekilerin mahvolmasının sebebi şudur: İçlerinden asil, ileri gelen birisi hırsızlık yapınca, onu serbest bırakıyor, zayıf ve fakir bir kimse hırsızlık yapınca, onu cezalandırıyorlardı. Allah'a yemin ederim ki Muhammed'in kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı, onun da cezasını verirdim.”(2)Görüldüğü üzere, Hz. Peygamber, adalet konusunda aracı olmak isteyenleri çok yakını da olsa sert bir şekilde reddetmiş, suçluya layık olduğu cezasını vermekte en ufak bir tereddüt göstermemiştir. Zira adalet ortadan kalkarsa, insan hayatına değer verecek bir şey kalmaz. "Allah, insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emreder" (Nisa, 58) ilahi emrinin hikmeti gayet açıktır.Adaletin İslam toplumunda, yönetimde muhakemelerde ve insanlar arası ilişkilerde tam anlamıyla uygulanması zorunludur. Çünkü adalet mülkün temelidir. Adaletin olmadığı cemiyetlere zulüm, anarşi ve terör hâkim olur. Toplumsal isyanlar çıkar, mahkemelere, devlete hatta fertlerin birbirlerine olan güveni kaybolur. İnsanlar, kendilerini koruma ve haklarını elde etme peşine düşer hukuki otorite sarsılır. Bu hususta Peygamberimiz bizleri uyarmıştır: "Bir kavmin (devlet. Mahkeme, aile ve fertleri arasında) hak ve adaletten uzak hükümler verilirse. O kavimde mutlaka kan dökümü yaygınlaşır."(3)Hz. Peygamber, hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyametin yakıcı sıcağında, arşın ferahlatıcı gölgesinden istifade edecek yedi sınıf insandan bahsederken en başta adaletli davranan idarecileri saymış,(4) adil devlet başkanlarından ve yöneticilerinden övgüyle bahsetmiş,(5) ailesine ve emri altındakilere adaletle muamele edenlere Allah tarafından kıyamet gününde büyük mükâfatlar verileceğini bildirmiştir. (6)Aşağıda vereceğimiz örnekte de görüldüğü gibi Allah Rasûlü, en yakınları bile olsa hep adaleti esas almış; hükümleri, kanunları herkese eşit olarak uygulamıştır.Bedir savaşında alınan esirler arasında Peygamberimiz’in amcası Hz. Abbas da vardı. Hz. Abbas'ın elleri bağlanmıştı. Esirler, fidye karşılığı serbest bırakılmaya başlanmıştı. Ensar’dan bazı kişiler Hz. Abbas'ın Allah Rasûlü’nün amcası olduğunu öğrenince onun fidyeden affedilmesini istediler. Allah Rasûlü: “Hayır, asla böyle bir şey olamaz Onun ödemek zorunda olduğu fidyenin tek bir dirhemi dahi bağışlanamaz”(7) buyurdular. Huneyn Savaşı'na katılan bir sahabe anlatıyor: “Ben devemin üzerinde, Hz. Peygamber'in yanında ilerliyordum. Ayağımda sert pabuç vardı. Devem Peygamber'in devesini sıkıştırdığında pabucumun kenarı Rasûlullah'ın baldırına dokunarak O'nu rahatsız ediyordu. Bunun üzerine Rasûlullah ayağıma kamçı ile vurarak, ‘Canımı yakıyorsun, arkamdan yürü!’ dedi. Ben de O'nun yanından savuştum. Ertesi gün Rasûlullah beni yanına çağırttı. Kendi kendime ‘Beni dün ayağını incittiğim için aramıştır’ dedim. Yanına gittim. Peygamberimiz bana ‘sen dün benim ayağımı incitmiş, canımı yakmıştın, ben de senin ayağına kamçı ile vurmuştum. Bunun karşılığını ödemek için seni çağırdım’ dedi ve bana çeşitli hediyeler verdi.”(8) Bu örnekte de görüldüğü gibi Rasûlullah, adaletin sağlanmasına ve kul hakkının ödenmesine çok büyük önem verir; kendi üzerine geçen kul hakkını, her zaman ve her yerde, en sıkıntılı savaş zamanında bile ödemekten geri durmazdı.İki Cihan Önderimiz’in yine bizler için güzel bir örnek olacak tavrını görüyoruz. Numan b. Beşir isimli genç bir sahabeye babası, malının bir kısmını hibe olarak vermiş, diğer çocuklarını bu mallardan mahrum etmişti. Çocukların annesi bu duruma rıza göstermemiş ve meseleyi sormaları için onları Peygamber Efendimiz’e göndermişti. Peygamber Efendimiz, malından diğer çocuklarına da hibe edip etmediğini sormuş, onlara vermediğini öğrenince de, “Allahtan korkun ve çocuklarınızın arasında adaletli olun”(9) buyurmuştur. Yine bir gün, Peygamberimiz’in küçük torunları Hasan ve Hüseyin aynı anda Peygamberimiz’den su istediler. Peygamberimiz önce Hasan'a sonra da Hüseyin'e su verdi. Bunun üzerine Hz. Fatıma, "Babacığım suyu neden önce Hasan'a verdin. Hasan'ı daha mı çok seviyorsun” diye sordu. Peygamberimiz: “Hayır, ilk önce suyu Hasan istedi" cevabını verdi. Sevgili Peygamberimiz torunlarını severken de adaletli seviyor, hak geçirmiyordu. “Bağış ve ihsanlarınızda çocuklarınıza adaletli davranınız. Eğer ben birini üstün tutacak olsaydım, kızları üstün tutardım”(10) buyurmuştur. Sonuç olarak söylemek gerekir ise, Allah Rasûlü, hayatın her alanında daima adaleti, adil hüküm vermeyi esas almış, en yakınları bile olsa hükümleri/kanunları herkese eşit olarak uygulamıştır.Allah Rasûlü mübarek hayatı boyunca, toplumda adaleti hâkim kılmak için mücadele etmiş, gerek Müslümanlar gerekse gayrimüslimler arasındaki muamele ve hükümlerde adaletin en güzel örneklerini vermiş, adaleti temel hakların ve özgürlüklerin korunması, toplumsal huzurun ve barışın sağlanmasının teminatı olarak görmüştür.Dipnotlar:
    1. Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, çev. Salih Tuğ, c.1, İrfan Yay., 5. basım, İstanbul 1990, s.202-210.
    2. Buharî, Enbiyâ, 54; Meâzî, 53; Hudûd, 11-12; Müslim, Hudûd, 8-9; Ebû Dâvûd, Hudûd, 4; Tirmizî, Hudûd, 6; Nesâî, Sârik, 6; İbni Mâce, Hudûd, 6.
    3. İmam Mâlik, Muvatta, Cihad, 26.
    4. Buharî, Ezân, 36; Zekât, 16; Rikak, 24; Hudûd, 19; Müslim, Zekât, 91; Tirmizî, Zühd 53; Nesâî, Kudât, 2.
    5. Buharî, Edep, 36; Müslim, İmâre, 5, 18; Cennet, 63.
    6. Müslim, İmâre, 5, 18; Nesâî, Kudât, 1.
    7. Buharî, Megâzî, 53.
    8. Taberî, Tarih-i Taberî, c.3, çev. M. Faruk Gürtuna, Sağlam Yay., İstanbul 2007, s.106.
    9. Müslim, Vesaya 13.
    10. Ahmet bin Hanbel, Müsned, I/101.



    Kur'ani Hayat, Mart-Nisan 2010


  4. 02.Mayıs.2013, 17:20
    2
    Üye



    Hz. Peygamber'in Hayatından Adalet Örnekleri
    Mehmet Deri

    Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Peygamber'in uyması gereken esaslardan bahsedilirken, "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın indirdiği kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum" (Şûrâ, 15) buyrularak Hz. Peygamber'in adaleti tesis etmekle görevli olduğu bildirilmektedir.Allah Rasûlü mübarek hayatı boyunca, toplumda adaleti hâkim kılmak için mücadele etmiş, gerek Müslümanlar gerekse gayrimüslimler arasındaki muamele ve hükümlerde adaletin en güzel örneklerini vermiş, adaleti temel hakların ve özgürlüklerin korunması, toplumsal huzurun ve barışın sağlanmasının teminatı olarak görmüştür.Hz. Peygamber'in mübarek hayatını incelediğimiz zaman, O'nun hem içeride hem de dışarıda adaleti tesis etmeye çalıştığını görürüz. O, bir taraftan Mekkeli ve Medineli Müslümanlar arasında kardeşlik ilan ederken diğer taraftan da Medine Sözleşmesi ile Müslüman, Yahudi ve müşrikler arasında adaleti sağlamaya çalışıyordu.(1) Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Peygamber'in bu yönüne dikkat çekilerek "Onlar Sana gelirlerse aralarında adaletle hükmet" (Maide, 42) buyrulmuş; Hz Peygamber'in evrensel bir ilke olan adaletten -gayrimüslimler için bile olsa- asla taviz vermemesi gerektiği bildirilmiştir.Allah Rasûlü, hayatın her alanında daima adaleti, adil hüküm vermeyi esas almış, bizzat adaletin en güzel örneklerini sergilemiş; aile hayatında (Nisa, 3), insanlar arası münasebetlerde (En'am, 152), hâkim huzurunda, şahitlik esnasında (Nisa, 135) adalet esasını zihinlere yerleştirmiştir.Nitekim şu olay, buna çok iyi bir misal teşkil eder: Bir gün Mahzunoğulları kabilesinden Fatıma adında asil bir kadın hırsızlık yapmıştı. O kadının cezalandırmaması için ashabdan Hz. Üsame b. Zeyd'i Peygamberimize gönderdiler. Bu duruma çok kızan ve üzülen Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Nasıl oluyor da bazı kimseler, Allah'ın kanunu karşısında aracı olmaya kalkışıyor. Sizden öncekilerin mahvolmasının sebebi şudur: İçlerinden asil, ileri gelen birisi hırsızlık yapınca, onu serbest bırakıyor, zayıf ve fakir bir kimse hırsızlık yapınca, onu cezalandırıyorlardı. Allah'a yemin ederim ki Muhammed'in kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı, onun da cezasını verirdim.”(2)Görüldüğü üzere, Hz. Peygamber, adalet konusunda aracı olmak isteyenleri çok yakını da olsa sert bir şekilde reddetmiş, suçluya layık olduğu cezasını vermekte en ufak bir tereddüt göstermemiştir. Zira adalet ortadan kalkarsa, insan hayatına değer verecek bir şey kalmaz. "Allah, insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emreder" (Nisa, 58) ilahi emrinin hikmeti gayet açıktır.Adaletin İslam toplumunda, yönetimde muhakemelerde ve insanlar arası ilişkilerde tam anlamıyla uygulanması zorunludur. Çünkü adalet mülkün temelidir. Adaletin olmadığı cemiyetlere zulüm, anarşi ve terör hâkim olur. Toplumsal isyanlar çıkar, mahkemelere, devlete hatta fertlerin birbirlerine olan güveni kaybolur. İnsanlar, kendilerini koruma ve haklarını elde etme peşine düşer hukuki otorite sarsılır. Bu hususta Peygamberimiz bizleri uyarmıştır: "Bir kavmin (devlet. Mahkeme, aile ve fertleri arasında) hak ve adaletten uzak hükümler verilirse. O kavimde mutlaka kan dökümü yaygınlaşır."(3)Hz. Peygamber, hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyametin yakıcı sıcağında, arşın ferahlatıcı gölgesinden istifade edecek yedi sınıf insandan bahsederken en başta adaletli davranan idarecileri saymış,(4) adil devlet başkanlarından ve yöneticilerinden övgüyle bahsetmiş,(5) ailesine ve emri altındakilere adaletle muamele edenlere Allah tarafından kıyamet gününde büyük mükâfatlar verileceğini bildirmiştir. (6)Aşağıda vereceğimiz örnekte de görüldüğü gibi Allah Rasûlü, en yakınları bile olsa hep adaleti esas almış; hükümleri, kanunları herkese eşit olarak uygulamıştır.Bedir savaşında alınan esirler arasında Peygamberimiz’in amcası Hz. Abbas da vardı. Hz. Abbas'ın elleri bağlanmıştı. Esirler, fidye karşılığı serbest bırakılmaya başlanmıştı. Ensar’dan bazı kişiler Hz. Abbas'ın Allah Rasûlü’nün amcası olduğunu öğrenince onun fidyeden affedilmesini istediler. Allah Rasûlü: “Hayır, asla böyle bir şey olamaz Onun ödemek zorunda olduğu fidyenin tek bir dirhemi dahi bağışlanamaz”(7) buyurdular. Huneyn Savaşı'na katılan bir sahabe anlatıyor: “Ben devemin üzerinde, Hz. Peygamber'in yanında ilerliyordum. Ayağımda sert pabuç vardı. Devem Peygamber'in devesini sıkıştırdığında pabucumun kenarı Rasûlullah'ın baldırına dokunarak O'nu rahatsız ediyordu. Bunun üzerine Rasûlullah ayağıma kamçı ile vurarak, ‘Canımı yakıyorsun, arkamdan yürü!’ dedi. Ben de O'nun yanından savuştum. Ertesi gün Rasûlullah beni yanına çağırttı. Kendi kendime ‘Beni dün ayağını incittiğim için aramıştır’ dedim. Yanına gittim. Peygamberimiz bana ‘sen dün benim ayağımı incitmiş, canımı yakmıştın, ben de senin ayağına kamçı ile vurmuştum. Bunun karşılığını ödemek için seni çağırdım’ dedi ve bana çeşitli hediyeler verdi.”(8) Bu örnekte de görüldüğü gibi Rasûlullah, adaletin sağlanmasına ve kul hakkının ödenmesine çok büyük önem verir; kendi üzerine geçen kul hakkını, her zaman ve her yerde, en sıkıntılı savaş zamanında bile ödemekten geri durmazdı.İki Cihan Önderimiz’in yine bizler için güzel bir örnek olacak tavrını görüyoruz. Numan b. Beşir isimli genç bir sahabeye babası, malının bir kısmını hibe olarak vermiş, diğer çocuklarını bu mallardan mahrum etmişti. Çocukların annesi bu duruma rıza göstermemiş ve meseleyi sormaları için onları Peygamber Efendimiz’e göndermişti. Peygamber Efendimiz, malından diğer çocuklarına da hibe edip etmediğini sormuş, onlara vermediğini öğrenince de, “Allahtan korkun ve çocuklarınızın arasında adaletli olun”(9) buyurmuştur. Yine bir gün, Peygamberimiz’in küçük torunları Hasan ve Hüseyin aynı anda Peygamberimiz’den su istediler. Peygamberimiz önce Hasan'a sonra da Hüseyin'e su verdi. Bunun üzerine Hz. Fatıma, "Babacığım suyu neden önce Hasan'a verdin. Hasan'ı daha mı çok seviyorsun” diye sordu. Peygamberimiz: “Hayır, ilk önce suyu Hasan istedi" cevabını verdi. Sevgili Peygamberimiz torunlarını severken de adaletli seviyor, hak geçirmiyordu. “Bağış ve ihsanlarınızda çocuklarınıza adaletli davranınız. Eğer ben birini üstün tutacak olsaydım, kızları üstün tutardım”(10) buyurmuştur. Sonuç olarak söylemek gerekir ise, Allah Rasûlü, hayatın her alanında daima adaleti, adil hüküm vermeyi esas almış, en yakınları bile olsa hükümleri/kanunları herkese eşit olarak uygulamıştır.Allah Rasûlü mübarek hayatı boyunca, toplumda adaleti hâkim kılmak için mücadele etmiş, gerek Müslümanlar gerekse gayrimüslimler arasındaki muamele ve hükümlerde adaletin en güzel örneklerini vermiş, adaleti temel hakların ve özgürlüklerin korunması, toplumsal huzurun ve barışın sağlanmasının teminatı olarak görmüştür.Dipnotlar:
    1. Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, çev. Salih Tuğ, c.1, İrfan Yay., 5. basım, İstanbul 1990, s.202-210.
    2. Buharî, Enbiyâ, 54; Meâzî, 53; Hudûd, 11-12; Müslim, Hudûd, 8-9; Ebû Dâvûd, Hudûd, 4; Tirmizî, Hudûd, 6; Nesâî, Sârik, 6; İbni Mâce, Hudûd, 6.
    3. İmam Mâlik, Muvatta, Cihad, 26.
    4. Buharî, Ezân, 36; Zekât, 16; Rikak, 24; Hudûd, 19; Müslim, Zekât, 91; Tirmizî, Zühd 53; Nesâî, Kudât, 2.
    5. Buharî, Edep, 36; Müslim, İmâre, 5, 18; Cennet, 63.
    6. Müslim, İmâre, 5, 18; Nesâî, Kudât, 1.
    7. Buharî, Megâzî, 53.
    8. Taberî, Tarih-i Taberî, c.3, çev. M. Faruk Gürtuna, Sağlam Yay., İstanbul 2007, s.106.
    9. Müslim, Vesaya 13.
    10. Ahmet bin Hanbel, Müsned, I/101.



    Kur'ani Hayat, Mart-Nisan 2010


  5. 02.Mayıs.2013, 17:35
    3
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Peygamberimiz (s.a.v)'in adalet ile ilgili bir olayı



    Cevap: Peygamberimiz (s.a.v)'in adalet ile ilgili bir olayı


    Peygamberimizin yetim çocuklara apayrı bir şefkati vardı Onlara çok müşfik davranırdı Kendisi de yetim olarak büyüdüğü için, yetimliğin ne kadar acı ve zor olduğunu biliyordu Yetimlere olan merhametinden dolayı, devamlı olarak onları korur, haksızlığa uğradıkları zaman haklarını arardı

    Ebû Cehil, bir yetimin vasisiydi Çocuğun bütün malı yanındaydı, fakat ona koklatmıyordu

    Bir gün çocuk aç ve çıplak olarak geldi, malından bir-şey istedi Ebû Cehil, azarlayarak yanından kovdu Sonra da Kureyş'in ileri gelenleri çocukla alay ederek, "Muhammed'e git de, sana yardımcı olsun" dediler

    Onların bu kötü niyetini anlamayan saf ve masum çocuk doğruca Peygamberimize gitti Halini arz etti Peygamberimiz çocuğu yanına alarak Ebû Cehil'in bulunduğu yere geldi Yetimin hakkını vermesini söyledi Peygamberimizi karşısında gören Ebû Cehil hiç itiraz etmeden yetimin malım iade etti

    Ebû Cehil'in bu uysallığını gören müşrikler, "Sen de sapıttın, Muhammed gibi çocuklaştın" diye onu küçümsediler

    Ebû Cehil tuhaf bir haldeydi Onlara şöyle dedi:

    "Hayır, siz de benim yerimde olsaydınız, aynı şeyi yapardınız Çünkü onun sağında ve solunda birer mızrak gördüm Vermeyecek olsam bana saplanacaktı"

    Peygamberimizin kendi evinden de yetim eksik olmazdı Hz Hatice ile evlendiğinde, Hatice validemizin ölen kocasından Hind isminde bir erkek çocuğu vardı Peygamberimiz o yetime kendi öz çocuğu gibi bakmış, yetiştirmişti

    Yine Peygamberimiz Hz Ümmü Seleme ile evlendiğinde, beraberinde beş yetimi vardı Peygamberimiz ona, beraberinde yetim çocukların bulunmasının evlenmesine bir engel olmayacağını söyledi ve öylece kabul etti Bu çocukların babası Ebû Seleme seçkin Sahabîlerdendi Bir savaşta şehit olmuştu Bu çocuklar Peygamberimizden, öz babalarını aratmayacak, hatta daha sıcak bir şefkat görmüşlerdi

    Yapılan savaşlar sonunda şehit düşen Sahabîlerin çocukları yetim kalıyordu Peygamberimiz bu çocuklara ayrı bir ilgi gösterir, onları yalnız bırakmaz, ihtiyaçlarını karşılardı Bazılarını da bizzat kendi himayesine alırdı

    Peygamberimiz bir bayram namazından sonra mescitten çıktığında, çocukların neşe ve sevinç içinde oynadıklarını gördü Bir duvarın dibinde de perişan kılıklı ve mahzun bir çocuk ağlayıp duruyordu Dikkatim çekti Doğru onun yanına vardı

    "Yavrum, neyin var, niçin böyle üzgün duruyorsun? Arkadaşlarınla birlikte niçin oynamıyorsun?"

    Çocuk bir yetimdi Babası Uhud'da şehit olmuştu Annesi de başka biriyle evlenince çocuk sahipsiz kalmıştı Resul-i Ekrem Efendimiz çocuğun elinden tuttu Başını okşadı, gönlünü aldı Sevindirici bir haber verdi:

    "Neden ağlıyorsun? Ben baban, Âişe annen, Fatıma kardeşin olsun, istemez misin?

    Çocuk sevincinden uçacak gibiydi Heyecanla, "Nasıl razı olmam, Yâ Resulallah?" diyebildi

    Peygamberimiz ismini sordu: "Buceyr" dedi "Hayır Senin ismin Beşir olsun" buyurdu

    Peygamberimiz çocuğu aldı, evine götürdü Yedirip içirdi, üstünü başını giydirdi

    Karnı tok, sırtı pek olan çocuk bir süre sonra oynayan çocukların arasına karışmak üzere sokağa çıktı

    Neden sevinmeyecekti? Babası Cennete gitmişti; ama şimdi babasının yerine geçen insan, bütün babaların en hayırlısıydı

    Arkadaşları Beşir'in halindeki değişikliği görünce etrafına toplandılar Merakla sordular:

    "Sen daha önce ağlayıp duruyordun Şimdi nasıl oldun da bu hale geldin?"

    Beşir cevap verdi:

    "Açtım, doydum; çıplaktım, giyindim; yetimdim, Resulullah babam, Âişe annem oldu"

    Bunun üzerine diğer çocuklar Beşir'e gıpta ederek şöyle dediler:

    "Ne olaydı, keşke bizim de babalarımız Uhud'da şehit olaydı da, biz de öyle bahtiyar bir babaya kavuşmuş olaydık"

    Peygamberimizin vefatına kadar Beşir bin Akra onun yanında kaldı Peygamberimiz ebedî âleme göçtükten sonra Beşir için asıl yetimlik başlamış olduŞöyle ağlıyordu:

    "İşte şimdi yetim kaldım, işte şimdi garip oldum"

    Yetimin sadece başını okşamak bile çok büyük bir sevap ve Cennet müjdesidir Efendimiz bu sevabı şöyle ifade buyururlar:

    "Kim sırf Allah rızası için şefkatle yetimin başını ok-şarsa, elinin değdiği saçlar sayısınca ecir ve sevap kazanır Yanındaki yetime iyilik yapan kimse ile ben şu iki parmak gibi Cennette beraber olacağız" Daha sonra da orta parmağı ile işaret parmağının aralarını açarak gösterdi

    Kocası öldüğü halde çocuklarının başında bekleyen, onları büyütüp yetiştiren, hayâta hazırlayan, edep ve ahlâk öğreten, dul bir hanımın, Peygamberimizin gözünde çok büyük yeri vardır

    Şöyle buyuruyorlar:

    "Cennetin kapısını ilk önce ben açacağım Bununla birlikte bir kadının Cennetin kapısını açmak üzere beni geçtiğini görünce:

    "Ne oluyor, sen kimsin?" diye sorarım O da:

    "Dünyada iken yetim kalan çocuklarımın başını bekleyen bir kadınım" diye cevap verir

    Yetim çocuklara bakmak, ihtiyaçlarını karşılamak, bakım ve eğitimleri ile meşgul olmak insanın şahsiyeti, karakteri ve ahlâkı üzerinde de büyük etki yapmaktadır

    Ebu'd-Derdâ rivayet ediyor:

    "Peygamber Efendimize bir adam geldi, kalbinin katılığından dert yandı Resulullah (asm) ona şu tavsiyede bulundular:

    "Kalbinin yumuşak olmasını, ihtiyacın olan şeylere kavuşmayı ister misin?

    "Öyle ise yetime şefkat göster, başını okşa, yediğinden ona yedir ki, kalbin yumuşasın ve muhtaç olduğun şeylere kavuşasın"



  6. 02.Mayıs.2013, 17:35
    3
    Devamlı Üye


    Cevap: Peygamberimiz (s.a.v)'in adalet ile ilgili bir olayı


    Peygamberimizin yetim çocuklara apayrı bir şefkati vardı Onlara çok müşfik davranırdı Kendisi de yetim olarak büyüdüğü için, yetimliğin ne kadar acı ve zor olduğunu biliyordu Yetimlere olan merhametinden dolayı, devamlı olarak onları korur, haksızlığa uğradıkları zaman haklarını arardı

    Ebû Cehil, bir yetimin vasisiydi Çocuğun bütün malı yanındaydı, fakat ona koklatmıyordu

    Bir gün çocuk aç ve çıplak olarak geldi, malından bir-şey istedi Ebû Cehil, azarlayarak yanından kovdu Sonra da Kureyş'in ileri gelenleri çocukla alay ederek, "Muhammed'e git de, sana yardımcı olsun" dediler

    Onların bu kötü niyetini anlamayan saf ve masum çocuk doğruca Peygamberimize gitti Halini arz etti Peygamberimiz çocuğu yanına alarak Ebû Cehil'in bulunduğu yere geldi Yetimin hakkını vermesini söyledi Peygamberimizi karşısında gören Ebû Cehil hiç itiraz etmeden yetimin malım iade etti

    Ebû Cehil'in bu uysallığını gören müşrikler, "Sen de sapıttın, Muhammed gibi çocuklaştın" diye onu küçümsediler

    Ebû Cehil tuhaf bir haldeydi Onlara şöyle dedi:

    "Hayır, siz de benim yerimde olsaydınız, aynı şeyi yapardınız Çünkü onun sağında ve solunda birer mızrak gördüm Vermeyecek olsam bana saplanacaktı"

    Peygamberimizin kendi evinden de yetim eksik olmazdı Hz Hatice ile evlendiğinde, Hatice validemizin ölen kocasından Hind isminde bir erkek çocuğu vardı Peygamberimiz o yetime kendi öz çocuğu gibi bakmış, yetiştirmişti

    Yine Peygamberimiz Hz Ümmü Seleme ile evlendiğinde, beraberinde beş yetimi vardı Peygamberimiz ona, beraberinde yetim çocukların bulunmasının evlenmesine bir engel olmayacağını söyledi ve öylece kabul etti Bu çocukların babası Ebû Seleme seçkin Sahabîlerdendi Bir savaşta şehit olmuştu Bu çocuklar Peygamberimizden, öz babalarını aratmayacak, hatta daha sıcak bir şefkat görmüşlerdi

    Yapılan savaşlar sonunda şehit düşen Sahabîlerin çocukları yetim kalıyordu Peygamberimiz bu çocuklara ayrı bir ilgi gösterir, onları yalnız bırakmaz, ihtiyaçlarını karşılardı Bazılarını da bizzat kendi himayesine alırdı

    Peygamberimiz bir bayram namazından sonra mescitten çıktığında, çocukların neşe ve sevinç içinde oynadıklarını gördü Bir duvarın dibinde de perişan kılıklı ve mahzun bir çocuk ağlayıp duruyordu Dikkatim çekti Doğru onun yanına vardı

    "Yavrum, neyin var, niçin böyle üzgün duruyorsun? Arkadaşlarınla birlikte niçin oynamıyorsun?"

    Çocuk bir yetimdi Babası Uhud'da şehit olmuştu Annesi de başka biriyle evlenince çocuk sahipsiz kalmıştı Resul-i Ekrem Efendimiz çocuğun elinden tuttu Başını okşadı, gönlünü aldı Sevindirici bir haber verdi:

    "Neden ağlıyorsun? Ben baban, Âişe annen, Fatıma kardeşin olsun, istemez misin?

    Çocuk sevincinden uçacak gibiydi Heyecanla, "Nasıl razı olmam, Yâ Resulallah?" diyebildi

    Peygamberimiz ismini sordu: "Buceyr" dedi "Hayır Senin ismin Beşir olsun" buyurdu

    Peygamberimiz çocuğu aldı, evine götürdü Yedirip içirdi, üstünü başını giydirdi

    Karnı tok, sırtı pek olan çocuk bir süre sonra oynayan çocukların arasına karışmak üzere sokağa çıktı

    Neden sevinmeyecekti? Babası Cennete gitmişti; ama şimdi babasının yerine geçen insan, bütün babaların en hayırlısıydı

    Arkadaşları Beşir'in halindeki değişikliği görünce etrafına toplandılar Merakla sordular:

    "Sen daha önce ağlayıp duruyordun Şimdi nasıl oldun da bu hale geldin?"

    Beşir cevap verdi:

    "Açtım, doydum; çıplaktım, giyindim; yetimdim, Resulullah babam, Âişe annem oldu"

    Bunun üzerine diğer çocuklar Beşir'e gıpta ederek şöyle dediler:

    "Ne olaydı, keşke bizim de babalarımız Uhud'da şehit olaydı da, biz de öyle bahtiyar bir babaya kavuşmuş olaydık"

    Peygamberimizin vefatına kadar Beşir bin Akra onun yanında kaldı Peygamberimiz ebedî âleme göçtükten sonra Beşir için asıl yetimlik başlamış olduŞöyle ağlıyordu:

    "İşte şimdi yetim kaldım, işte şimdi garip oldum"

    Yetimin sadece başını okşamak bile çok büyük bir sevap ve Cennet müjdesidir Efendimiz bu sevabı şöyle ifade buyururlar:

    "Kim sırf Allah rızası için şefkatle yetimin başını ok-şarsa, elinin değdiği saçlar sayısınca ecir ve sevap kazanır Yanındaki yetime iyilik yapan kimse ile ben şu iki parmak gibi Cennette beraber olacağız" Daha sonra da orta parmağı ile işaret parmağının aralarını açarak gösterdi

    Kocası öldüğü halde çocuklarının başında bekleyen, onları büyütüp yetiştiren, hayâta hazırlayan, edep ve ahlâk öğreten, dul bir hanımın, Peygamberimizin gözünde çok büyük yeri vardır

    Şöyle buyuruyorlar:

    "Cennetin kapısını ilk önce ben açacağım Bununla birlikte bir kadının Cennetin kapısını açmak üzere beni geçtiğini görünce:

    "Ne oluyor, sen kimsin?" diye sorarım O da:

    "Dünyada iken yetim kalan çocuklarımın başını bekleyen bir kadınım" diye cevap verir

    Yetim çocuklara bakmak, ihtiyaçlarını karşılamak, bakım ve eğitimleri ile meşgul olmak insanın şahsiyeti, karakteri ve ahlâkı üzerinde de büyük etki yapmaktadır

    Ebu'd-Derdâ rivayet ediyor:

    "Peygamber Efendimize bir adam geldi, kalbinin katılığından dert yandı Resulullah (asm) ona şu tavsiyede bulundular:

    "Kalbinin yumuşak olmasını, ihtiyacın olan şeylere kavuşmayı ister misin?

    "Öyle ise yetime şefkat göster, başını okşa, yediğinden ona yedir ki, kalbin yumuşasın ve muhtaç olduğun şeylere kavuşasın"






+ Yorum Gönder