Konusunu Oylayın.: İmanim zayıflıyor neden acaba?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 5 kişi
İmanim zayıflıyor neden acaba?
  1. 28.Nisan.2013, 23:04
    1
    kul93
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Nisan.2013
    Üye No: 101044
    Mesaj Sayısı: 154
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    İmanim zayıflıyor neden acaba?






    İmanim zayıflıyor neden acaba? Mumsema Selamunaleyküm,

    arkadaslar ben yaklasik ikibucuk haftadir 5 vakit namaz kilyiorum. Namaz kilamadan önce bana göre daha cok Allah inancim vardi ve simdi aklima sapik sapik seyler geliyor. Namaz kilarken sevk alamiyorum. Bu nedir ? Bana lütfen yardim edin. Namazimi kiliyorum ama kalpten namaz kilamiyorum.
    Busuna yapmis gibi oluyor.

    Not: Suan namaz kiliyorum ama ümitsizlige kapiliyorum..

    Allaha emanet olunuz


  2. 28.Nisan.2013, 23:04
    1
    kul93 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye



    Selamunaleyküm,

    arkadaslar ben yaklasik ikibucuk haftadir 5 vakit namaz kilyiorum. Namaz kilamadan önce bana göre daha cok Allah inancim vardi ve simdi aklima sapik sapik seyler geliyor. Namaz kilarken sevk alamiyorum. Bu nedir ? Bana lütfen yardim edin. Namazimi kiliyorum ama kalpten namaz kilamiyorum.
    Busuna yapmis gibi oluyor.

    Not: Suan namaz kiliyorum ama ümitsizlige kapiliyorum..

    Allaha emanet olunuz


    Benzer Konular

    - Firavun neden Hz Musayı öldürmedi acaba ?

    - Köpek Neden Yaratılmış Acaba??

    - Minarelerin ucunda neden ay ve yıldız vardır acaba?

    - İmanım mı Zayıflıyor?

    - Hislerim zayıflıyor...

  3. 29.Nisan.2013, 00:26
    2
    Efdal
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Mayıs.2007
    Üye No: 441
    Mesaj Sayısı: 1,211
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: Imanim zayifliyor neden acaba?




    Namazda huşu yoksa temel sebebi işlediğimiz günahlardır.
    Haram lokma harama bakma ve gıybet gibi....


  4. 29.Nisan.2013, 00:26
    2
    Kıdemli Üye



    Namazda huşu yoksa temel sebebi işlediğimiz günahlardır.
    Haram lokma harama bakma ve gıybet gibi....


  5. 29.Nisan.2013, 00:36
    3
    İnanc
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Şubat.2012
    Üye No: 93990
    Mesaj Sayısı: 2,028
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Yalan Dünyada Bir Yer.

    Cevap: Imanim zayifliyor neden acaba?

    Namaz Namaz Namaz ve Yine Namazz..


    Namazlarınızı yavaş kılın süreleri tane tane yavaş şekilde okuyun ruku kıyam secde kaidelerini hakkını vererek
    yerine getirin ..


  6. 29.Nisan.2013, 00:36
    3
    Devamlı Üye
    Namaz Namaz Namaz ve Yine Namazz..


    Namazlarınızı yavaş kılın süreleri tane tane yavaş şekilde okuyun ruku kıyam secde kaidelerini hakkını vererek
    yerine getirin ..


  7. 29.Nisan.2013, 02:30
    4
    Fikir
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Haziran.2012
    Üye No: 96454
    Mesaj Sayısı: 42
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Imanim zayifliyor neden acaba?

    Aleyküm Selam,

    Kardeşim Allah merhametlilerin en merhametlisidir.Ne günah işlediğini bilmiyorum kardeşim ama tövbe etmeyi dene.Allah'a tüm içtenliğinle yalvar ve seni affetmeseni dile kardeşim.Ondan imanını artırmasını isteyebilirsin kardeşim.Ümitsizliğe kapılma ve ondan ümidini kesme.

    De ki: "Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım. Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer 53.ayet)


  8. 29.Nisan.2013, 02:30
    4
    Üye
    Aleyküm Selam,

    Kardeşim Allah merhametlilerin en merhametlisidir.Ne günah işlediğini bilmiyorum kardeşim ama tövbe etmeyi dene.Allah'a tüm içtenliğinle yalvar ve seni affetmeseni dile kardeşim.Ondan imanını artırmasını isteyebilirsin kardeşim.Ümitsizliğe kapılma ve ondan ümidini kesme.

    De ki: "Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım. Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer 53.ayet)


  9. 29.Nisan.2013, 03:14
    5
    ELHAMDULİLLAH
    İnşaAllah Devamlı Üye.

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Eylül.2012
    Üye No: 97696
    Mesaj Sayısı: 454
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Imanim zayifliyor neden acaba?

    Ve Aleykum Selam Kul93 kardeşim.

    Bir araç düşünün, Aracın kontak anahtarı NAMAZ olsun. Hemde İMMOBİLİZER'li ANAHTAR.... Elhamdulillah.

    Taktınız anahtarı kontaktaki yuvasına veya yeni teknoloji kartlı bir takım teknolojilerle aracı çalıştırmak için MARŞ'a bastınız....

    Peki ne için MARŞ'a bastınız....????

    Motora ilk hareketi vermek için.... Sonrasında zaten o motor çalışmaya devam edecektir. Eğer yeterli donanıma sahip ise, eksiği gediği yok ise, çalışmaya niyetli ise..... Donanımı eksik ve çalışmayada niyeti yok ise iyi bir tamirciye ihtiyacı var demektir.

    Ümid kesmek varmı.....????? Asla.....

    MARŞ'a basmadan önce bu aracın çalışacağına daha çok inanıyordum. Ancak şimdi inanmıyorum....

    Neden....???? Çünkü çalıştırmak zor.

    Çalışmadıkçada sağdan soldan ordan burdan birileri başlar tavsiyelerde bulunmaya..... Keşke bu arabayı almasaydın..... Başına sıkıntı olmazdı..... En azından başında böyle bir sıkıntı yoktu. Bu aracın uzaktan bakıldığında kolayca çalışacağını düşünüyordun, ne zaman ki işin içine girdin..... vesaire vesaire.

    Ne kadar çok akıl veren var değilmi.....????

    Daha sonra sebatla o aracı çalıştırdığınızı düşünün..... Araç çalıştı ve herkes hayran hayran izliyor.....

    Neden izliyor. Çünkü gıbda ile bakıyorlar. Artık ayaklarınızı yerden kesecek ve sizi nihai hedefinize götürecek bir aracınız vardır. Birileride o araçtaki koltuklara kurulmak adına size methiyeler yağdırırlar..... Yol arkadaşlarınızı o merhalede siz seçersiniz.

    Seçim sizin.....

    Hedef mi.....????

    Siz hele bir yola çıkın..... Sebatla devam edin..... Dosdoğru ve kaideleriyle ilerleyin....

    Selamettir İnşaAllah nihayet.... Nihayettir İnşaAllah Selamet.....


  10. 29.Nisan.2013, 03:14
    5
    İnşaAllah Devamlı Üye.
    Ve Aleykum Selam Kul93 kardeşim.

    Bir araç düşünün, Aracın kontak anahtarı NAMAZ olsun. Hemde İMMOBİLİZER'li ANAHTAR.... Elhamdulillah.

    Taktınız anahtarı kontaktaki yuvasına veya yeni teknoloji kartlı bir takım teknolojilerle aracı çalıştırmak için MARŞ'a bastınız....

    Peki ne için MARŞ'a bastınız....????

    Motora ilk hareketi vermek için.... Sonrasında zaten o motor çalışmaya devam edecektir. Eğer yeterli donanıma sahip ise, eksiği gediği yok ise, çalışmaya niyetli ise..... Donanımı eksik ve çalışmayada niyeti yok ise iyi bir tamirciye ihtiyacı var demektir.

    Ümid kesmek varmı.....????? Asla.....

    MARŞ'a basmadan önce bu aracın çalışacağına daha çok inanıyordum. Ancak şimdi inanmıyorum....

    Neden....???? Çünkü çalıştırmak zor.

    Çalışmadıkçada sağdan soldan ordan burdan birileri başlar tavsiyelerde bulunmaya..... Keşke bu arabayı almasaydın..... Başına sıkıntı olmazdı..... En azından başında böyle bir sıkıntı yoktu. Bu aracın uzaktan bakıldığında kolayca çalışacağını düşünüyordun, ne zaman ki işin içine girdin..... vesaire vesaire.

    Ne kadar çok akıl veren var değilmi.....????

    Daha sonra sebatla o aracı çalıştırdığınızı düşünün..... Araç çalıştı ve herkes hayran hayran izliyor.....

    Neden izliyor. Çünkü gıbda ile bakıyorlar. Artık ayaklarınızı yerden kesecek ve sizi nihai hedefinize götürecek bir aracınız vardır. Birileride o araçtaki koltuklara kurulmak adına size methiyeler yağdırırlar..... Yol arkadaşlarınızı o merhalede siz seçersiniz.

    Seçim sizin.....

    Hedef mi.....????

    Siz hele bir yola çıkın..... Sebatla devam edin..... Dosdoğru ve kaideleriyle ilerleyin....

    Selamettir İnşaAllah nihayet.... Nihayettir İnşaAllah Selamet.....


  11. 07.Mayıs.2013, 01:05
    6
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Imanim zayifliyor neden acaba?

    Cevap: Imanim zayifliyor neden acaba?Niçin tam manasıyla ibadet edemiyorum, Allah'a ,



    İşlenen her bir günah, insanın kalp ve ruhunda yaralar açar, iman nurunu karartmaya başlar, insan günahta ısrar ettikçe kalbi, siyahlaşıp katılaşarak iman nurunu bütünüyle kaybedecek dereceye gelir. Bu bakımdan her günah içinde küfre gidecek bir yol vardır.

    İşlenen günahların lekeleri tövbe ile hemen silinmezse, kalbi tamamen kaplayıp insanı küfre kadar götürebilir.

    İman bir nurdur, Allah’ın bir lütfudur. Fakat iman aynı zamanda bir ilimdir, öğrenilmesi gereken bir hakikattir. İmanımızın güçlenmesinin iki yolu vardır:

    Birisi ve en birincisi Kitap ve sünnet çizgisinde ehl-i sünnetin akidesini öğrenmek ve çağımızın bir gereği olarak bunu tahkik süzgecinden geçirmektir.

    İkincisi: Salih amel yaparak, günahlardan sakınarak kalbini tasfiye etmek, nefsini tezkiye etmek suretiyle manevî alanda terakki etmektir.

    Ancak bu asrın gidişatı bu ikinci yolu oldukça zorlaştırmıştır. Bu sebeple tahkiki iman dersini veren eserleri okumak son derece önemlidir. Bu çağın özelliğinin bir gereği olarak, dini ilimlerin yanında fen bilimlerinin de okunması zorunlu hale gelmiştir. Çünkü, kalbin nuru dinî ilimler olduğu gibi, aklın ziyası da fen bilimleridir. Bu ikisini birlikte ders veren en önemli eserlerden birinin Risale-i Nur külliyatı olduğunu söyleyebiliriz. Tabii ki, bunun yanında, İmam Gazali, İmam Rabbanî, İmam Maverdi, İmam Kuşeyrî gibi zatların kitaplarından da çok güzel istifade edilebilir.

    İmanı koruma ve takviye etmek bir müminin en önemli meselesidir. Öncelikle imanı korumak için takvaya önem vermek gerekir. İman takva kalesinde korunur. Takva olmazsa iman yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyadır. İmanı takviye etmek için imani eserleri bolca okumak ve mütalaa etmek gerekir. İlim ile gelen mesail-i imaniye akıl odasından geçmeden insanın latifelerine sirayet etmez. Önce akılın tatmini gerekir.

    Tefekkür çok önemlidir. İbrahim aleyhisselamın tefekkür vasıtasıyla aya ve yıldızlara bakarak Rabbini bulması Kuran-ı Kerim'de anlatılmaktadır. Tefekkür ile iman inkişaf eder. Bu sebebtendir ki hadis-i şerifte "bir saat tefekkür bir yıl nafile ibadetten üstündür" denilmiş.

    Çevrenin insan üzerinde çok büyük etkisi vardır. Günahlar insan üzerinde imansızlık telkini yapar. Telkinin insan üzerinde çok büyük etkisi vardır. Farkında olmadan insanın şuur altında imansızlık aşılar. Bu sebebten günahlı ortamlardan elden geldiği kadar uzak kalınmalıdır. Dışarıda serbestçe pervasızca işlenen günahlar adeta ahiretin olmadığını ve cezanın olmadığını telkin ederler. Bu telkinin kötü etkilerinden korunmak için elden geldiği kadar günahlı ortamlardan uzak kalınmalı ve her yerde elden geldiğince emr-i bil maruf nehy-i anil münker (iyiliği emredip, kötülükten sakındırma) yapmaya çalışmalıyız. Maruz kalınan kötü telkinin zararlarını telafi etmek için imani meseleri bolca mütalaa etmek ve tebliğe önem vermek gerekir. Amel-i salihe önem veren takva dairesinde yaşayan insanlarla birlikteliği arttırmak gerekir. Bu yönüyle de cemaatin önemi daha belirgin olarak görülmektedir. Günahlar nasıl imansızlık telkini yapıyorsa öyle de amel-i salih de iman telkini yapar.

    İmanın Mahiyeti Nedir?

    İmân, mâhiyet itibariyle, Allah'ın insanlara en büyük lütuf ve ihsanıdır. Allah onu dilediği kullarına nasib eder. Ne var ki bu nasiplenmede, kulun hiçbir rolünün olmadığı da söylenemez. Bilakis, insan önce kendi tercih ve iradesini kullanarak, îman ve hidâyete istekli olacaktır. Bu talep ve istek üzerine Cenâb-ı Hak da ona îman ve hidâyet nasip edecektir. Bu sebeble İslâm büyükleri îmanı, "Cenâb-ı Hakk'ın, istediği kulunun kalbine, o kulun cüz'î irade ve ihtiyarını sarfetmesinden sonra koymuş olduğu bir nûrdur" diye tarif etmişlerdir.

    İmanda Mertebe ve Gelişme Söz Konusu mudur?

    Bir çekirdek, nasıl büyüyüp ağaç olana kadar büyük bir gelişme ve inkişaf gösteriyorsa, îman da öyledir. İslâm âlimleri, imânı önce iki mertebeye ayırmışlardır:

    1- Taklidî îman, 2- Tahkikî îman...

    Taklidî İman: Ana - babadan, hocadan, muhîtten duyduğu ve öğrendiği şekilde, mes'ele üzerinde hiçbir akıl yürütmeden îman esaslarına bağlanmak demektir. Taklidî îman, inanç esaslarına, şuuruna ve teferruatına vâkıf olarak bir inanma olmadığı için, bilhâssa bu zamanda bâzı şüphe ve vesveselere mâruz kalabilir ve sarsılıp yıkılma tehlikesi geçirebilir:

    Tahkikî îman ise: İmâna âit bütün mes'eleleri delilleriyle, tafsilâtlı ve teferruatlı bir surette bilmek, tasdik etmek, tereddütsüz inanmaktır. Böyle bir îman şüphe ve vesveseler karşısında sarsılıp yıkılmaktan kendini koruyabilir. Tahkikî îmanın da pek çok mertebesi vardır. Bu mertebeleri İslâm âlimleri başlıca üç kısma ayırmışlardır:

    1 - İlme'l-yakîn mertebesi: İmânî mes'eleleri ilmen, tam teferruat ve tafsilâtıyla, delilleriyle bilmek ve inanmaktır.

    2 - Ayne'l-yakîn mertebesi: İmanî mes'eleleri gözle görmüş, doğruluklarını bizzat müşahede etmiş gibi bilmek ve inanmaktır. Gözle görmekle ilmen bilmek, insana kanaat vermesi bakımından çok farklıdır. İnsan bir şey'i tereddütsüz, kesin olarak bilebilir, ama bir de gözleriyle görünce kanâatı kat kat artar. Amerika'nın varlığını ilmen bilmekle, bizzat görmek gibi... İşte îmanın ayne'l-yakîn mertebesi de, îman esaslarına gözle görmüş kat'iyetinde inanma hâlidir.

    3 - Hakka'l-yakîn mertebesi: İmanî mes'eleleri görmekten ayrı, bizzat yaşayarak, içine girerek kabûl ve idrâk etmek demektir. İmanın bu üç mertebesini îzah bakımından şöyle bir misal verilmektedir: Bir yerden duman yükseldiğini uzaktan görmekle insan bilir ki, o yerde ateş yanmaktadır. Dumanı görmek suretiyle ateşin varlığını bilmek, ilme'l-yakîn inanmaktır. Sonra, duman çıkan yere gidip ateşi gözümüzle gördüğümüzü farzetsek, bu da ateşin varlığına ayne'l-yakîn inanmaktır. Bir de ateşin bizzat yakınına gidip sıcaklığını hissetmek, elimizi aleve doğru tutup yakıcılığını duymak suretiyle ateşin varlığını bilmek vardır ki, buna da hakka'l-yakîn inanma denilir.


    İmanın İnsan İçin Önemi Nedir?

    1. İman, insanın yaratılma sebebidir. Yani o, Yaratanını îmanla tanımak ve ibâdet etmek için yaratılmıştır. İnsan bu yaratılış gayesine uygun hareket ederse âhirette ebedî saadete nail olacak, cennete girecek, aksi takdirde cehenneme atılacak, ebedî şekavet ve bedbahtlığa mâruz kalacaktır.

    Bu bakımdan îman, insan için ebedî saadeti kazanma vesilesidir ve cennete giriş anahtarıdır. İmansız cennete girilmez. Bu cihetle insanın îman etmesi ve bu îmanını son nefesine kadar kaybetmeden veya zayıflatmadan muhafaza etmesi, dünyadan da, dünya içindeki herşeyden de daha kıymetli bir nimettir. İmanın bu büyük öneminden dolayıdır ki, Peygamberimiz bir hadîs-i şerîflerinde: "İmânınızı lâ ilâhe illâllah diyerek yenileyiniz" buyurmuş; îmanı yenilemenin ve muhafaza etmenin ehemmiyetine dikkatimizi çekmiştir. "İmânın her an zayıflama ve kaybolma ihtimali mi var ki, devamlı yenilenmesi emrediliyor?" gibi bir suâl akla gelebilir.

    İmânı yenileme konusunu Bediüzzaman, akla gelen bu suâle de cevab olacak şekilde şöyle izah etmektedir: "İnsanın hem şahsı, hem âlemi her zaman teceddüd ettikleri için, her zaman tecdîd-i îmana muhtaçtır. Zira insanın herbir ferdinin mânen çok efradı var. Ömrünün seneleri adedince, belki günleri adedince, belki saatleri adedince birer ferd-i âher sayılır. Çünki, zaman altına girdiği için, o ferd-i vâhid bir model hükmüne geçer, her gün bir ferd-i âher şeklini giyer. Hem insanda bu taaddüd ve teceddüd olduğu gibi, tavattun ettiği âlem dahi seyyardır. O gider, başkası yerine gelir; daima tenevvü' ediyor; her gün başka bir âlem kapısını açıyor. İmân ise, hem o şahıstaki her ferdin nur-u hayatıdır, hem girdiği âlemin ziyasıdır. Lâ ilâhe illâllah ise, o nuru açar bir anahtardır. Hem insanda, madem nefis, hevâ ve vehim ve şeytan hükmediyorlar, çok vakit îmanını rencide etmek için gafletinden istifade ederek çok hîleleri ederler, şübhe ve vesveselerle îman *ûrunu kaparlar. Hem, zâhir-i şeriata muhalif düşen ve hattâ bâzı İmamlar nazarında küfür derecesinde te'sir eden kelimât ve harekât eksik olmuyor. Onun için her vakit, her saat, her gün tecdîd-i îmana bir ihtiyaç vardır." (Mektûbât)

    Bu ifadelerde, üç noktadan îmanı yenilemenin zarureti üzerinde durulmaktadır:

    Birinci nokta: İnsanın yaşadığı zaman ve içinde bulunduğu mekân, temas ettiği çevre itibarı ile hâlet-i ruhiyesi, düşüncesi, anlayışı sık sık değişebilmektedir. Mâruz kaldığı hâdiseler, yaptığı işler, temas kurduğu insanlar, onda müsbet veya menfi izler bırakmaktadır. Bu durumu Peygamber Efendimiz de şu şekilde beyan buyurmaktadırlar: "Mü'minin kalbi, kaynayan tencereden daha çok değişikliklere mâruzdur..." "Kalb, serçe kuşu gibidir. Her an bir tarafa yönelir.""Kalb, kırda atılmış bir kuş kanadı gibidir. Rüzgâr bu kanadı nasıl altüst çevirirse, kalb de öyledir."İnsan kalbinin ve ruh hâletinin bu derece dış te'sirlere mâruz olması sebebiyledir ki, hadîsde, sık sık Lâ ilâhe illâllah diyerek îmânın yenilenmesi emredilmiştir.
    İkinci nokta: İnsanda nefis, hevâ ve vehim gibi menfî duyguların bulunması ve şeytanın devamlı vesvese vermeye ve kötülüğü telkine çalışması gerçeğidir. Gafletli bir ânında bu menfi telkinlerin, insanı îmanda şübheye düşürmesi muhtemeldir. Böyle bir duruma düşmemek için de, tecdîd-i îmana ihtiyaç vardır.

    Üçüncü nokta ise: Şeriatın zâhirine aykırı düşen ve bâzı din âlimlerinin nazarında küfür bile sayılan bâzı kelime ve sözlerden, insanın tamamıyla uzak kalamadığıdır. Bu sebeble de, Lâ ilâlhe illâllah diyerek imanı yenilemeye zaruret vardır. İmanı kuvvetlendirmenin ve muhafaza etmenin bir başka yolu da onu taklidî mertebeden kurtarıp tahkikî hâle çevirmektir. Bu da ancak îman hakikatlerini tahkikî bir surette ders veren, akla gelebilecek her türlü şübhe ve vesveselere cevap veren îmanî eserleri okumak ve devamlı îmanî konularda sohbetler yapmak suretiyle olur. İnsan îmanını taklidden tahkîka çıkarırsa, artık onun için îmanını kaybetmek, son nefesde âhirete îmansız gitmek gibi bir durum söz konusu olmaz. İslâm âlimleri, sekerat vaktinde şeytan'ın bütün hîle ve vesveseleri ile gelip insanı aldatmaya ve îmanını almaya çalışacağını söylemişlerdir. Bu yüzden de sekerat vaktinden korktuklarını belirtmişlerdir. İşte insan, sekerat vaktindeki bu gibi tehlikelerden, tahkikî îman sayesinde korunabilir. Çünkü tahkikî îmanda, îman sadece akılda kalmış değil; kalbe, ruha, diğer duygu ve lâtifelere de sirayet edip yerleşmiş haldedir. Şeytan insanın aklındaki îmanını zedelese bile, eli, öteki duygulara yerleşmiş olan îmanı söküp almaya yetişemez. Böylelikle de kişi, yine îmanlı kalmış, îmanla vefat etmiş olur.

    2. İman, aynı zamanda, insan için büyük bir moral kaynağı ve sağlam bir istinad noktasıdır. Hakikî imanı elde eden insan, bütün kâinata meydan okuyabileceği gibi, îmanının kuvveti nisbetinde başına gelen hâdiselerin tazyik ve baskısından da kurtulabilir. Tarihlere şan veren, destanlar yazdıran zaferlerimiz, hiç şübhesiz îmanın insana kazandırdığı güç ve kuvvete güzel bir misaldir. İmanlı insan, başına ne derece büyük bir hâdise gelirse gelsin, îmanın verdiği tevekkül ve teslimiyetle, kadere rıza duygusu ile o hâdise ve musibetleri metanetle karşılayabilir; sabır ve tahammül ile göğüs gerebilir. Ümidsizliğe, bedbinliğe düşmez. İsyan ve feryada başvurmaz. Bu, ona îmanın kazandırdığı güç ve kuvvetten ileri gelmektedir. İmansız insanların basit bir hâdise, küçük bir musibet yüzünden intihar edip hayatlarına son verecek derecede ye's ve ümidsizliğe kapıldıkları çok sık görülen olaylardandır. İslâm ülkelerinde intihar, hemen hemen hiç görülmezken, dünyanın en medenî ve müreffeh ülkelerinde intihar vak'alarının her geçen gün artması da bunu te'yid etmektedir. İmanın insana kazandırdığı kuvvet ve direnme gücüne, Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîflerinde şu şekilde işâret buyurmuşlardır: "Mü'min yeşil bitkilere benzer. Eksik olmayan felâket rüzgârları onu eğer, fakat kıramaz. Bil'akis hayat ve sıhhat bulmasına sebeb olur. Münâfık (ve kâfir) ise, kuruyan bitki gibidir. Felâket rüzgârlarından yaprakları dökülür, gövdesi kırılıp hayatı söner."

    "Hayret edilir mü'minin haline. Ona iyilik gelse şükreder, kötülük gelse sabreder. Böylece her iki hâlini de hakkında hayırlı kılar."


    İnsanların imani konulardaki zaafları ve aldanmaları hakkında bilgi...

    Niçin tam manasıyla ibadet edemiyorum Allah'a halis bir kul olamıyorum?
    Çok ilim sahibi olmak demek, çok iman sahibi olmak anlamına gelmez. Namaz, kılına kılına alışkanlık haline getirilir, namaz hakkında çok kitap okuyarak değil. Okur yazar olmayan ninelerimiz hiç teheccüt namazını kaçırmaz, ama namaz konusunda her türlü kitabı okumuş olan bizler nedense bir türlü teheccüt namazı kılamayız. Bu durumda ısrarla pratik yapmak çok önemlidir.

    İnsan hayatının en ön sırasına dini koymalıdır. Dinimizi dünyaya değil, dünyayı dinimize uydurmalıyız. Bunu başardığımız zaman daha kolay kendimizi muhafaza edebiliriz.

    Dikkat edeceğimiz çok önemli hususlardan birisi, günahlardır. İnsan günaha girdikçe namazdan ibadetlerden sıkılır, ibadet etmek onu sıkmaya başlar. Bir insan ibadetlerini tam olarak yerine getiremiyorsa, demek ki onu ibadetten mahrum bırakan bir günah vardır. Günahlar iman zafiyetine sebeb olur; takva ile (günahlardan kaçınmakla) iman kuvvet bulur. Her şeyden önce hayatıımızı gözden geçirip nerelerde hata yapıyoruz, bizi ibadetlerden alıkoyacak ne tür günahlarımız var, bunları tespit edip tövbe istiğfarla izalesine çalışmalıyız.

    Diğer bir husus, çevremizdir. İnsan çevresini dini hayatını otokontrol altına alacak şekilde oluşturmalıdır. Etrafında maneviyatı yüksek insanların çokluğu ona kuvve-i maneviyye olacaktır. Maneviyattan uzak insanların çokluğu ise onu zamanla ibadetlerden soğutacaktır. Bu konu çok önemlidir. Takva sahibi insanlar insanın imanına kuvvet verirken, günahkar insanlar da insanın imanını zayıflaştırır. Bu gizli bir telkin gibidir.

    Bir diğer husus ise, ibadetlerin yanında tebliği unutmamaktır. İnsanın vazifesi iki yönlüdür. Birisi velayete diğeri risalete bakar. Velayet insanın ibadetleri ve takvasıdır. Risalet ise tebliğe bakar. Birinden birinin olmaması diğerini de geri bıraktırır. Hem Allah'a kul olmalı hem de insanları şuurlu kulluğa davet etmelidir. Böylece başkalarını kurtarmaya çalışırken kendimizi de kurtarmış olacağız.

    En önemli husus ise, iman kuvvetinin arttırılması. Her türlü eksikliğin kaynağı iman zafiyetidir. Zamanımızın en büyük hastalığı iman zafiyetidir. Maalesef etrafımızda alenen işlenen günahlar, manevi dünyamız üzerinde çok büyük etki yapmaktadır. Farkında olmadan imansızlık telkinine maruz kalmaktayız.

    "Her işenen günahta küfre giden bir yol vardır." Günah işleyen insana Allah'ın ve meleklerin kendisini görüyor olması ağır gelir. Muvakkaten de olsa Allah'ın varlığını meleklerin varlığını yok sayar. Bu hal devam ettikçe küfür tohumu yeşillenir, kök salar. Bu durum çok tehlikelidir, tövbe ile çabuk izale edilmezse, insanı küfre götürünceye kadar kalbini karartır.

    Açıktan günah işleyen insan kendisine zarar verdiği gibi çevresine de zarar verir. Serbest ve sıkılmadan işlenen günahlarla etrafına imansızlık telkini yapar. İnsanlar bu telkine gün boyunca çokça maruz kalmaktadırlar. Bu telkinin zararlarından kurtulmak için aynı şekilde iman telkini ile karşılık vermek gerekir. İmanı kuvvetlendiren eserleri bolca okumak ve etrafımızdaki insanlara tebliğ yapmakla kendimizi, çevrenin zararlı telkinlerinden korumakla beraber etrafımıza iman telkini yapmış oluruz.

    Allah cümlemize takva üzerine sabır kuvveti nasip etsin.



  12. 07.Mayıs.2013, 01:05
    6
    Devamlı Üye
    Cevap: Imanim zayifliyor neden acaba?Niçin tam manasıyla ibadet edemiyorum, Allah'a ,



    İşlenen her bir günah, insanın kalp ve ruhunda yaralar açar, iman nurunu karartmaya başlar, insan günahta ısrar ettikçe kalbi, siyahlaşıp katılaşarak iman nurunu bütünüyle kaybedecek dereceye gelir. Bu bakımdan her günah içinde küfre gidecek bir yol vardır.

    İşlenen günahların lekeleri tövbe ile hemen silinmezse, kalbi tamamen kaplayıp insanı küfre kadar götürebilir.

    İman bir nurdur, Allah’ın bir lütfudur. Fakat iman aynı zamanda bir ilimdir, öğrenilmesi gereken bir hakikattir. İmanımızın güçlenmesinin iki yolu vardır:

    Birisi ve en birincisi Kitap ve sünnet çizgisinde ehl-i sünnetin akidesini öğrenmek ve çağımızın bir gereği olarak bunu tahkik süzgecinden geçirmektir.

    İkincisi: Salih amel yaparak, günahlardan sakınarak kalbini tasfiye etmek, nefsini tezkiye etmek suretiyle manevî alanda terakki etmektir.

    Ancak bu asrın gidişatı bu ikinci yolu oldukça zorlaştırmıştır. Bu sebeple tahkiki iman dersini veren eserleri okumak son derece önemlidir. Bu çağın özelliğinin bir gereği olarak, dini ilimlerin yanında fen bilimlerinin de okunması zorunlu hale gelmiştir. Çünkü, kalbin nuru dinî ilimler olduğu gibi, aklın ziyası da fen bilimleridir. Bu ikisini birlikte ders veren en önemli eserlerden birinin Risale-i Nur külliyatı olduğunu söyleyebiliriz. Tabii ki, bunun yanında, İmam Gazali, İmam Rabbanî, İmam Maverdi, İmam Kuşeyrî gibi zatların kitaplarından da çok güzel istifade edilebilir.

    İmanı koruma ve takviye etmek bir müminin en önemli meselesidir. Öncelikle imanı korumak için takvaya önem vermek gerekir. İman takva kalesinde korunur. Takva olmazsa iman yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyadır. İmanı takviye etmek için imani eserleri bolca okumak ve mütalaa etmek gerekir. İlim ile gelen mesail-i imaniye akıl odasından geçmeden insanın latifelerine sirayet etmez. Önce akılın tatmini gerekir.

    Tefekkür çok önemlidir. İbrahim aleyhisselamın tefekkür vasıtasıyla aya ve yıldızlara bakarak Rabbini bulması Kuran-ı Kerim'de anlatılmaktadır. Tefekkür ile iman inkişaf eder. Bu sebebtendir ki hadis-i şerifte "bir saat tefekkür bir yıl nafile ibadetten üstündür" denilmiş.

    Çevrenin insan üzerinde çok büyük etkisi vardır. Günahlar insan üzerinde imansızlık telkini yapar. Telkinin insan üzerinde çok büyük etkisi vardır. Farkında olmadan insanın şuur altında imansızlık aşılar. Bu sebebten günahlı ortamlardan elden geldiği kadar uzak kalınmalıdır. Dışarıda serbestçe pervasızca işlenen günahlar adeta ahiretin olmadığını ve cezanın olmadığını telkin ederler. Bu telkinin kötü etkilerinden korunmak için elden geldiği kadar günahlı ortamlardan uzak kalınmalı ve her yerde elden geldiğince emr-i bil maruf nehy-i anil münker (iyiliği emredip, kötülükten sakındırma) yapmaya çalışmalıyız. Maruz kalınan kötü telkinin zararlarını telafi etmek için imani meseleri bolca mütalaa etmek ve tebliğe önem vermek gerekir. Amel-i salihe önem veren takva dairesinde yaşayan insanlarla birlikteliği arttırmak gerekir. Bu yönüyle de cemaatin önemi daha belirgin olarak görülmektedir. Günahlar nasıl imansızlık telkini yapıyorsa öyle de amel-i salih de iman telkini yapar.

    İmanın Mahiyeti Nedir?

    İmân, mâhiyet itibariyle, Allah'ın insanlara en büyük lütuf ve ihsanıdır. Allah onu dilediği kullarına nasib eder. Ne var ki bu nasiplenmede, kulun hiçbir rolünün olmadığı da söylenemez. Bilakis, insan önce kendi tercih ve iradesini kullanarak, îman ve hidâyete istekli olacaktır. Bu talep ve istek üzerine Cenâb-ı Hak da ona îman ve hidâyet nasip edecektir. Bu sebeble İslâm büyükleri îmanı, "Cenâb-ı Hakk'ın, istediği kulunun kalbine, o kulun cüz'î irade ve ihtiyarını sarfetmesinden sonra koymuş olduğu bir nûrdur" diye tarif etmişlerdir.

    İmanda Mertebe ve Gelişme Söz Konusu mudur?

    Bir çekirdek, nasıl büyüyüp ağaç olana kadar büyük bir gelişme ve inkişaf gösteriyorsa, îman da öyledir. İslâm âlimleri, imânı önce iki mertebeye ayırmışlardır:

    1- Taklidî îman, 2- Tahkikî îman...

    Taklidî İman: Ana - babadan, hocadan, muhîtten duyduğu ve öğrendiği şekilde, mes'ele üzerinde hiçbir akıl yürütmeden îman esaslarına bağlanmak demektir. Taklidî îman, inanç esaslarına, şuuruna ve teferruatına vâkıf olarak bir inanma olmadığı için, bilhâssa bu zamanda bâzı şüphe ve vesveselere mâruz kalabilir ve sarsılıp yıkılma tehlikesi geçirebilir:

    Tahkikî îman ise: İmâna âit bütün mes'eleleri delilleriyle, tafsilâtlı ve teferruatlı bir surette bilmek, tasdik etmek, tereddütsüz inanmaktır. Böyle bir îman şüphe ve vesveseler karşısında sarsılıp yıkılmaktan kendini koruyabilir. Tahkikî îmanın da pek çok mertebesi vardır. Bu mertebeleri İslâm âlimleri başlıca üç kısma ayırmışlardır:

    1 - İlme'l-yakîn mertebesi: İmânî mes'eleleri ilmen, tam teferruat ve tafsilâtıyla, delilleriyle bilmek ve inanmaktır.

    2 - Ayne'l-yakîn mertebesi: İmanî mes'eleleri gözle görmüş, doğruluklarını bizzat müşahede etmiş gibi bilmek ve inanmaktır. Gözle görmekle ilmen bilmek, insana kanaat vermesi bakımından çok farklıdır. İnsan bir şey'i tereddütsüz, kesin olarak bilebilir, ama bir de gözleriyle görünce kanâatı kat kat artar. Amerika'nın varlığını ilmen bilmekle, bizzat görmek gibi... İşte îmanın ayne'l-yakîn mertebesi de, îman esaslarına gözle görmüş kat'iyetinde inanma hâlidir.

    3 - Hakka'l-yakîn mertebesi: İmanî mes'eleleri görmekten ayrı, bizzat yaşayarak, içine girerek kabûl ve idrâk etmek demektir. İmanın bu üç mertebesini îzah bakımından şöyle bir misal verilmektedir: Bir yerden duman yükseldiğini uzaktan görmekle insan bilir ki, o yerde ateş yanmaktadır. Dumanı görmek suretiyle ateşin varlığını bilmek, ilme'l-yakîn inanmaktır. Sonra, duman çıkan yere gidip ateşi gözümüzle gördüğümüzü farzetsek, bu da ateşin varlığına ayne'l-yakîn inanmaktır. Bir de ateşin bizzat yakınına gidip sıcaklığını hissetmek, elimizi aleve doğru tutup yakıcılığını duymak suretiyle ateşin varlığını bilmek vardır ki, buna da hakka'l-yakîn inanma denilir.


    İmanın İnsan İçin Önemi Nedir?

    1. İman, insanın yaratılma sebebidir. Yani o, Yaratanını îmanla tanımak ve ibâdet etmek için yaratılmıştır. İnsan bu yaratılış gayesine uygun hareket ederse âhirette ebedî saadete nail olacak, cennete girecek, aksi takdirde cehenneme atılacak, ebedî şekavet ve bedbahtlığa mâruz kalacaktır.

    Bu bakımdan îman, insan için ebedî saadeti kazanma vesilesidir ve cennete giriş anahtarıdır. İmansız cennete girilmez. Bu cihetle insanın îman etmesi ve bu îmanını son nefesine kadar kaybetmeden veya zayıflatmadan muhafaza etmesi, dünyadan da, dünya içindeki herşeyden de daha kıymetli bir nimettir. İmanın bu büyük öneminden dolayıdır ki, Peygamberimiz bir hadîs-i şerîflerinde: "İmânınızı lâ ilâhe illâllah diyerek yenileyiniz" buyurmuş; îmanı yenilemenin ve muhafaza etmenin ehemmiyetine dikkatimizi çekmiştir. "İmânın her an zayıflama ve kaybolma ihtimali mi var ki, devamlı yenilenmesi emrediliyor?" gibi bir suâl akla gelebilir.

    İmânı yenileme konusunu Bediüzzaman, akla gelen bu suâle de cevab olacak şekilde şöyle izah etmektedir: "İnsanın hem şahsı, hem âlemi her zaman teceddüd ettikleri için, her zaman tecdîd-i îmana muhtaçtır. Zira insanın herbir ferdinin mânen çok efradı var. Ömrünün seneleri adedince, belki günleri adedince, belki saatleri adedince birer ferd-i âher sayılır. Çünki, zaman altına girdiği için, o ferd-i vâhid bir model hükmüne geçer, her gün bir ferd-i âher şeklini giyer. Hem insanda bu taaddüd ve teceddüd olduğu gibi, tavattun ettiği âlem dahi seyyardır. O gider, başkası yerine gelir; daima tenevvü' ediyor; her gün başka bir âlem kapısını açıyor. İmân ise, hem o şahıstaki her ferdin nur-u hayatıdır, hem girdiği âlemin ziyasıdır. Lâ ilâhe illâllah ise, o nuru açar bir anahtardır. Hem insanda, madem nefis, hevâ ve vehim ve şeytan hükmediyorlar, çok vakit îmanını rencide etmek için gafletinden istifade ederek çok hîleleri ederler, şübhe ve vesveselerle îman *ûrunu kaparlar. Hem, zâhir-i şeriata muhalif düşen ve hattâ bâzı İmamlar nazarında küfür derecesinde te'sir eden kelimât ve harekât eksik olmuyor. Onun için her vakit, her saat, her gün tecdîd-i îmana bir ihtiyaç vardır." (Mektûbât)

    Bu ifadelerde, üç noktadan îmanı yenilemenin zarureti üzerinde durulmaktadır:

    Birinci nokta: İnsanın yaşadığı zaman ve içinde bulunduğu mekân, temas ettiği çevre itibarı ile hâlet-i ruhiyesi, düşüncesi, anlayışı sık sık değişebilmektedir. Mâruz kaldığı hâdiseler, yaptığı işler, temas kurduğu insanlar, onda müsbet veya menfi izler bırakmaktadır. Bu durumu Peygamber Efendimiz de şu şekilde beyan buyurmaktadırlar: "Mü'minin kalbi, kaynayan tencereden daha çok değişikliklere mâruzdur..." "Kalb, serçe kuşu gibidir. Her an bir tarafa yönelir.""Kalb, kırda atılmış bir kuş kanadı gibidir. Rüzgâr bu kanadı nasıl altüst çevirirse, kalb de öyledir."İnsan kalbinin ve ruh hâletinin bu derece dış te'sirlere mâruz olması sebebiyledir ki, hadîsde, sık sık Lâ ilâhe illâllah diyerek îmânın yenilenmesi emredilmiştir.
    İkinci nokta: İnsanda nefis, hevâ ve vehim gibi menfî duyguların bulunması ve şeytanın devamlı vesvese vermeye ve kötülüğü telkine çalışması gerçeğidir. Gafletli bir ânında bu menfi telkinlerin, insanı îmanda şübheye düşürmesi muhtemeldir. Böyle bir duruma düşmemek için de, tecdîd-i îmana ihtiyaç vardır.

    Üçüncü nokta ise: Şeriatın zâhirine aykırı düşen ve bâzı din âlimlerinin nazarında küfür bile sayılan bâzı kelime ve sözlerden, insanın tamamıyla uzak kalamadığıdır. Bu sebeble de, Lâ ilâlhe illâllah diyerek imanı yenilemeye zaruret vardır. İmanı kuvvetlendirmenin ve muhafaza etmenin bir başka yolu da onu taklidî mertebeden kurtarıp tahkikî hâle çevirmektir. Bu da ancak îman hakikatlerini tahkikî bir surette ders veren, akla gelebilecek her türlü şübhe ve vesveselere cevap veren îmanî eserleri okumak ve devamlı îmanî konularda sohbetler yapmak suretiyle olur. İnsan îmanını taklidden tahkîka çıkarırsa, artık onun için îmanını kaybetmek, son nefesde âhirete îmansız gitmek gibi bir durum söz konusu olmaz. İslâm âlimleri, sekerat vaktinde şeytan'ın bütün hîle ve vesveseleri ile gelip insanı aldatmaya ve îmanını almaya çalışacağını söylemişlerdir. Bu yüzden de sekerat vaktinden korktuklarını belirtmişlerdir. İşte insan, sekerat vaktindeki bu gibi tehlikelerden, tahkikî îman sayesinde korunabilir. Çünkü tahkikî îmanda, îman sadece akılda kalmış değil; kalbe, ruha, diğer duygu ve lâtifelere de sirayet edip yerleşmiş haldedir. Şeytan insanın aklındaki îmanını zedelese bile, eli, öteki duygulara yerleşmiş olan îmanı söküp almaya yetişemez. Böylelikle de kişi, yine îmanlı kalmış, îmanla vefat etmiş olur.

    2. İman, aynı zamanda, insan için büyük bir moral kaynağı ve sağlam bir istinad noktasıdır. Hakikî imanı elde eden insan, bütün kâinata meydan okuyabileceği gibi, îmanının kuvveti nisbetinde başına gelen hâdiselerin tazyik ve baskısından da kurtulabilir. Tarihlere şan veren, destanlar yazdıran zaferlerimiz, hiç şübhesiz îmanın insana kazandırdığı güç ve kuvvete güzel bir misaldir. İmanlı insan, başına ne derece büyük bir hâdise gelirse gelsin, îmanın verdiği tevekkül ve teslimiyetle, kadere rıza duygusu ile o hâdise ve musibetleri metanetle karşılayabilir; sabır ve tahammül ile göğüs gerebilir. Ümidsizliğe, bedbinliğe düşmez. İsyan ve feryada başvurmaz. Bu, ona îmanın kazandırdığı güç ve kuvvetten ileri gelmektedir. İmansız insanların basit bir hâdise, küçük bir musibet yüzünden intihar edip hayatlarına son verecek derecede ye's ve ümidsizliğe kapıldıkları çok sık görülen olaylardandır. İslâm ülkelerinde intihar, hemen hemen hiç görülmezken, dünyanın en medenî ve müreffeh ülkelerinde intihar vak'alarının her geçen gün artması da bunu te'yid etmektedir. İmanın insana kazandırdığı kuvvet ve direnme gücüne, Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîflerinde şu şekilde işâret buyurmuşlardır: "Mü'min yeşil bitkilere benzer. Eksik olmayan felâket rüzgârları onu eğer, fakat kıramaz. Bil'akis hayat ve sıhhat bulmasına sebeb olur. Münâfık (ve kâfir) ise, kuruyan bitki gibidir. Felâket rüzgârlarından yaprakları dökülür, gövdesi kırılıp hayatı söner."

    "Hayret edilir mü'minin haline. Ona iyilik gelse şükreder, kötülük gelse sabreder. Böylece her iki hâlini de hakkında hayırlı kılar."


    İnsanların imani konulardaki zaafları ve aldanmaları hakkında bilgi...

    Niçin tam manasıyla ibadet edemiyorum Allah'a halis bir kul olamıyorum?
    Çok ilim sahibi olmak demek, çok iman sahibi olmak anlamına gelmez. Namaz, kılına kılına alışkanlık haline getirilir, namaz hakkında çok kitap okuyarak değil. Okur yazar olmayan ninelerimiz hiç teheccüt namazını kaçırmaz, ama namaz konusunda her türlü kitabı okumuş olan bizler nedense bir türlü teheccüt namazı kılamayız. Bu durumda ısrarla pratik yapmak çok önemlidir.

    İnsan hayatının en ön sırasına dini koymalıdır. Dinimizi dünyaya değil, dünyayı dinimize uydurmalıyız. Bunu başardığımız zaman daha kolay kendimizi muhafaza edebiliriz.

    Dikkat edeceğimiz çok önemli hususlardan birisi, günahlardır. İnsan günaha girdikçe namazdan ibadetlerden sıkılır, ibadet etmek onu sıkmaya başlar. Bir insan ibadetlerini tam olarak yerine getiremiyorsa, demek ki onu ibadetten mahrum bırakan bir günah vardır. Günahlar iman zafiyetine sebeb olur; takva ile (günahlardan kaçınmakla) iman kuvvet bulur. Her şeyden önce hayatıımızı gözden geçirip nerelerde hata yapıyoruz, bizi ibadetlerden alıkoyacak ne tür günahlarımız var, bunları tespit edip tövbe istiğfarla izalesine çalışmalıyız.

    Diğer bir husus, çevremizdir. İnsan çevresini dini hayatını otokontrol altına alacak şekilde oluşturmalıdır. Etrafında maneviyatı yüksek insanların çokluğu ona kuvve-i maneviyye olacaktır. Maneviyattan uzak insanların çokluğu ise onu zamanla ibadetlerden soğutacaktır. Bu konu çok önemlidir. Takva sahibi insanlar insanın imanına kuvvet verirken, günahkar insanlar da insanın imanını zayıflaştırır. Bu gizli bir telkin gibidir.

    Bir diğer husus ise, ibadetlerin yanında tebliği unutmamaktır. İnsanın vazifesi iki yönlüdür. Birisi velayete diğeri risalete bakar. Velayet insanın ibadetleri ve takvasıdır. Risalet ise tebliğe bakar. Birinden birinin olmaması diğerini de geri bıraktırır. Hem Allah'a kul olmalı hem de insanları şuurlu kulluğa davet etmelidir. Böylece başkalarını kurtarmaya çalışırken kendimizi de kurtarmış olacağız.

    En önemli husus ise, iman kuvvetinin arttırılması. Her türlü eksikliğin kaynağı iman zafiyetidir. Zamanımızın en büyük hastalığı iman zafiyetidir. Maalesef etrafımızda alenen işlenen günahlar, manevi dünyamız üzerinde çok büyük etki yapmaktadır. Farkında olmadan imansızlık telkinine maruz kalmaktayız.

    "Her işenen günahta küfre giden bir yol vardır." Günah işleyen insana Allah'ın ve meleklerin kendisini görüyor olması ağır gelir. Muvakkaten de olsa Allah'ın varlığını meleklerin varlığını yok sayar. Bu hal devam ettikçe küfür tohumu yeşillenir, kök salar. Bu durum çok tehlikelidir, tövbe ile çabuk izale edilmezse, insanı küfre götürünceye kadar kalbini karartır.

    Açıktan günah işleyen insan kendisine zarar verdiği gibi çevresine de zarar verir. Serbest ve sıkılmadan işlenen günahlarla etrafına imansızlık telkini yapar. İnsanlar bu telkine gün boyunca çokça maruz kalmaktadırlar. Bu telkinin zararlarından kurtulmak için aynı şekilde iman telkini ile karşılık vermek gerekir. İmanı kuvvetlendiren eserleri bolca okumak ve etrafımızdaki insanlara tebliğ yapmakla kendimizi, çevrenin zararlı telkinlerinden korumakla beraber etrafımıza iman telkini yapmış oluruz.

    Allah cümlemize takva üzerine sabır kuvveti nasip etsin.



  13. 07.Mayıs.2013, 22:57
    7
    seniseviyorum
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Şubat.2013
    Üye No: 99904
    Mesaj Sayısı: 93
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Imanim zayifliyor neden acaba?

    Kardesim sana kisa ve öz bir cevap yazmak istiyorum.

    Bu yazdiklarinin cevabini sende cok iyi biliyorsun: Her ne olursa olsun namaz kilinacak! Namaz için iki gözümün nuru diyor Peygamber Efendimiz. Ömru boyunca hic gunah islememis, üstüne ustelik gecmis ve gelecek tüm gunahlarini Rabbimiz affetmesine ragmen, günahlarının bağışlanmış olduğu hatırlatılarak niçin bu kadar çok namaz kıldığı soruldukça şu cevabı vermişlerdir: "Elimden geldiğince Allah'a şükreden bir kul olabilmem için" (Buhârî, Tefsir, 48/2).

    “Günahının bağışlanmasını iste ve sabah akşam Rabbini hamd ile tesbih et.” (Mü’min, 40/55)
    "Kalbimin perdelendiği oluyor ve ben günde yüz defa Allah'tan af ve mağfiret diliyorum" (Müslim, Zikr, 41)

    Kuran-i Kerim'de 86 ayette namaz'dan bahsediliyor. Rabbimiz bize 86 kere namazi kil diyor. Ve sen her seferinde; HAYIR, KILMIYORUM! mu diyeceksin?
    Hz.Meryem'e namaz kilmasi emredilmisken, o tum yasaklara ragmen Rabbi istedi diye namaz kildi. Simdi biz evimizde, yatagimizin basinda 1 saatimizi Rabbimize ayrimazsak, gun geldiginde nasil hesap veririz?

    "O gün onların ağızlarını mühürleriz. İşleyip kazandıklarını bize elleri söyler, ayakları da şehâdet eder." (Yâsin, 36/65).



  14. 07.Mayıs.2013, 22:57
    7
    Kardesim sana kisa ve öz bir cevap yazmak istiyorum.

    Bu yazdiklarinin cevabini sende cok iyi biliyorsun: Her ne olursa olsun namaz kilinacak! Namaz için iki gözümün nuru diyor Peygamber Efendimiz. Ömru boyunca hic gunah islememis, üstüne ustelik gecmis ve gelecek tüm gunahlarini Rabbimiz affetmesine ragmen, günahlarının bağışlanmış olduğu hatırlatılarak niçin bu kadar çok namaz kıldığı soruldukça şu cevabı vermişlerdir: "Elimden geldiğince Allah'a şükreden bir kul olabilmem için" (Buhârî, Tefsir, 48/2).

    “Günahının bağışlanmasını iste ve sabah akşam Rabbini hamd ile tesbih et.” (Mü’min, 40/55)
    "Kalbimin perdelendiği oluyor ve ben günde yüz defa Allah'tan af ve mağfiret diliyorum" (Müslim, Zikr, 41)

    Kuran-i Kerim'de 86 ayette namaz'dan bahsediliyor. Rabbimiz bize 86 kere namazi kil diyor. Ve sen her seferinde; HAYIR, KILMIYORUM! mu diyeceksin?
    Hz.Meryem'e namaz kilmasi emredilmisken, o tum yasaklara ragmen Rabbi istedi diye namaz kildi. Simdi biz evimizde, yatagimizin basinda 1 saatimizi Rabbimize ayrimazsak, gun geldiginde nasil hesap veririz?

    "O gün onların ağızlarını mühürleriz. İşleyip kazandıklarını bize elleri söyler, ayakları da şehâdet eder." (Yâsin, 36/65).



  15. 22.Mart.2016, 22:39
    8
    Misafir

    Cevap: Imanim zayifliyor neden acaba?

    Banada oldu.şeytan vazgeçtin hayatı san güzel göstermeye çalışıyor.ağacı yaşken eğmeye çalışıyor.bir karar verdiysen..hücre bölünmesi gibi-şüphen olursa.Allah in varlığında şüphe yok.ordan sonrası geliyor zaten


  16. 22.Mart.2016, 22:39
    8
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Banada oldu.şeytan vazgeçtin hayatı san güzel göstermeye çalışıyor.ağacı yaşken eğmeye çalışıyor.bir karar verdiysen..hücre bölünmesi gibi-şüphen olursa.Allah in varlığında şüphe yok.ordan sonrası geliyor zaten


  17. 23.Mart.2016, 06:42
    9
    Misafir

    Cevap: İmanim zayıflıyor neden acaba?

    Vesvese geliyor kardeş sakın namazı bırakma bende de oluyor hemde eminim senden daha çok ama namaz bırakılmaz


  18. 23.Mart.2016, 06:42
    9
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Vesvese geliyor kardeş sakın namazı bırakma bende de oluyor hemde eminim senden daha çok ama namaz bırakılmaz


  19. 24.Mart.2016, 01:59
    10
    Misafir

    Cevap: İmanim zayıflıyor neden acaba?

    imanını tazele, eğer gerçekten seversen, yürekten bağlıysan...


  20. 24.Mart.2016, 01:59
    10
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    imanını tazele, eğer gerçekten seversen, yürekten bağlıysan...


  21. 25.Mart.2016, 21:44
    11
    #UguR
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Eylül.2015
    Üye No: 106942
    Mesaj Sayısı: 1,079
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 11

    Cevap: İmanim zayıflıyor neden acaba?

    Küfür ediyor iseniz küfürü bırakın küfür etmek imanı zayıflatır.
    Namazınıza özen göstermeye çalışınız.

    Allah'a emanet olunuz.


  22. 25.Mart.2016, 21:44
    11
    Özel Üye
    Küfür ediyor iseniz küfürü bırakın küfür etmek imanı zayıflatır.
    Namazınıza özen göstermeye çalışınız.

    Allah'a emanet olunuz.


  23. 25.Mart.2016, 21:49
    12
    Bilgin Birey
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Mart.2016
    Üye No: 108048
    Mesaj Sayısı: 65
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Bulunduğu yer: Ankara

    Cevap: İmanim zayıflıyor neden acaba?

    Namaza yeni başlayanlar bu tür sorunlarla karşılaşırlar. Aklına gelen kötü düşünceler şeytanın namazı bıraktırmak için sana verdiği vesveselerdir. Bunlara aldırış etmeyip kılmaya devam edersen bu imtihanı geçmiş olursun.


  24. 25.Mart.2016, 21:49
    12
    Namaza yeni başlayanlar bu tür sorunlarla karşılaşırlar. Aklına gelen kötü düşünceler şeytanın namazı bıraktırmak için sana verdiği vesveselerdir. Bunlara aldırış etmeyip kılmaya devam edersen bu imtihanı geçmiş olursun.





+ Yorum Gönder
Git 12 Son