Konusunu Oylayın.: Kalbinde eğrilik olanlar müteşabihatle uğraşır ayeti ne demek?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kalbinde eğrilik olanlar müteşabihatle uğraşır ayeti ne demek?
  1. 18.Nisan.2013, 17:20
    1
    cavraşım
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ağustos.2012
    Üye No: 97639
    Mesaj Sayısı: 626
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 40
    Bulunduğu yer: konya

    Kalbinde eğrilik olanlar müteşabihatle uğraşır ayeti ne demek?






    Kalbinde eğrilik olanlar müteşabihatle uğraşır ayeti ne demek? Mumsema Kalbinde eğrilik olanlar müteşabihatle uğraşır ayeti ne demek?

    Müteşabih ayetlerle uğraşmayımı kastediyor ayette?


  2. 18.Nisan.2013, 17:47
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Kalbinde eğrilik olanlar müteşabihatle uğraşır ayeti ne demek?




    Ali imran süresi 7. ayetin tefsiri

    “Sana Kitabı indiren O'dur. Onda Kitabın te*meli olan kesin anlamlı âyetler vardır, diğerleri de çe*şitli an*lamlıdırlar. Kalplerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkar*mak, kendilerine göre yorumlamak için onla*rın çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yo*rumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: “O'na inandık, hepsi Rabbimizin katındandır” derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünebilirler.”



    O Allah ki sana bir kitap indirdi ve muhkem âyetlerdir o ki*tap. Onda kitabın temeli olan muhkem âyetler vardır.Onlar kitabın anası*dır. Bir de müteşabihler vardır.



    Muhkemleriyle-müteşabihleriyle elimizdeki şu ki*tabın tüm âyet*leri Allah’tandır. Kur’an bütünüyle muhkemdir, bütünüyle müteşabihtir. Hepsinin hak ve doğru olduğuna iman ediyoruz. Bir bütün olarak kita*bımızın tüm âyetleri şu anda bize hitap ediyor. Şu anda kitabımızın muhkem ve müteşabih tüm âyetleriyle karşı karşıyayız. Muhkemdi, müteşabihti diye herhangi bir ayırım yapmadan kitabın âyetleri ve onun pratiği olan Rasûlullah efendimizin sünnetiyle karşı karşıyayız. Ve din olarak işte bunlarla sorumluyuz. Kitabı ve onun yorumu, onun teb-yini olan sünneti anlamak ve hayatımızı bu iki temel kaynakla dü*zen*lemekle mükellefiz.



    Bunu böylece ortaya koyduktan sonra bu âyet gereği Kur’an*daki muhkem ve müteşabih âyetler konusunda epey bir şeyler söy*lenmiş, ama ben sadece şunu söylemek istiyorum: Muhkem âyetler Kur’an’da inanılıp amele dönüştürülmeleri istenen âyetlerdir. İman edilip amel haline getirilmesi istenen âyetlerdir. Müteşabihler de ina*nılan ama o ko*nuda amel istenmeyen âyetlerdir. İmanla ilgili ama a-melle ilgili ol*mayan, imanın konusu ama amelin konusu olmayan âyetlerdir. Meselâ namazı anlatan âyet bizden iki şey ister. İman ve amel. Namaza iman edeceğiz ve namazı ikâme edeceğiz.



    Ama cennet, cehennem, melek, cin, ruh, âhiret, sırat, arş, kür-si, yedullah, istivâ, Allah’ın sıfatları gibi sınırlarını çizme imkânımız olmayan, havsalamızın almayacağı konuları an*latan âyetler bizden sadece iman isterler, amel istemezler. Bizden sadece iman etmemiz istenen kitabımızın bu müteşabihlerini muhkemlere havale ederek anlamak durumundayız. Muhkemler müteşabihlerin müfessiridirler. Muhkemler müteşabihler için bize bir çerçeve çizerler, biz onları bu çerçeve içinde anlamaya çalışırız ve de anlayabildiğimiz kadarıyla iman ederiz.



    Veya bir başka mânâyla muhkem bir kitabın âyetleridir bu âyet*ler. Semavat gibi, yıldızlar gibi tahkim edilmiş, Allah tarafından sağlamlaştırılmış, asla birileri tarafından yıkılamayacak muhkem var*lıklar gibi bu kitabın âyetleri de tahkim edilmiş sağlamlaştırıl*mıştır. Hiç kimse ona müdahale edemez, hiç kimse onu iptal edemez, hiç kimse onun âyetlerini kaldıramaz, hiç kimse onun ya*salarını iptal edecek, ondan daha muhkem, ondan daha güzel bir yasa koyamaz. Böyle Allah tarafından tahkim edilmiş sağlamlaştı*rılmış kalpte olan, kabulde olan, Levh-i Mahfuzdan dünyaya yansı*yan bir kitabın âyetleridir bun*lar.



    Veya bir başka mânâsıyla hayata hakim olan, hayata hük*me-den, hayatın tümünde söz sahibi olan bir kitabın âyetleridir bunlar. Zira Kur’an hangi konuda ne diyorsa bu değişmeyen bir yasadır. İyi-kötü konusunda, hayır-şer konusunda, hak-bâtıl konu*sunda, adâlet-zulüm konusunda, iman-küfür konusunda, cennet cehennem konu*sunda, hayat-ölüm konusunda tek hakim, tek kıstas bu kitaptır. Kâi*natta neler olacağı, İnsanların başlarına ne*lerin geleceği konularında bu kitap ne demişse, nelerden haber vermişse onlar mutlaka gerçek*leşecektir. Çünkü bu kitap hayatın sahibi ve hayatı programlayan bir makamdan gelmektedir. Bilgi kendisinden olan, bilginin kaynağı olan bir Allah’tan gelme bir ki*taptır. İşte böyle sözü söz olan, dediği dedik olan ve hayata hakim olan bir kitaptır bu kitap.



    Aynı zamanda zaman içinde değeri, hükümleri, yasaları pör*sü*yüp eskiyip aşınıp değerini kaybetmeyecek bir kitaptır bu kitap. Çünkü bu kitabın yasaları zaman ve mekânla sınırlı değildir. Zamanın kendi*sini eskitemeyeceği, üzerinden yağmurlar, karlar, boralar geçse de tek yasasına, tek harfine bile halel getiremeye*ceği, asla hiçbir gücün ezip bozamayacağı kalpte olan, kabulde olan, Levh-i Mahfuzdan dünya âlemine yansıyan bir yazgının âyetleridir bunlar. Kıyâmete ka*dar eskimeden tüm insanlığın problemlerini çözebilecek bir kitabın muhkem ve müteşabih âyet*leridir bunlar. Ama:

    Kalplerinde eğrilik bulunanlar, kalpleri yamuk olanlar as*lında kul olarak Allah’ın kitabının muhkemlerine, müteşabihlerine, inanın dediklerine, amel edin dediklerine, iman edin denilene, amele dö*nüş-türün denilene, kabul edin denilene, uygulayın deni*lene, tümüyle kitabın âyetlerine, Allah’ın buyruklarına hemen bo*yun büküp teslim olmaları gerekirken, tamam ya Rabbi! Anladım ya Rabbi! İnandım ya Rab-bi! Teslim oldum ya Rabbi! Uygulamaya başlıyorum ya Rabbi! Di*ye-cek yerde alçaklar fitne çıkarmak, Allah’ın âyetlerini kendile*rine göre yorumlamak, dini kendi hevâ ve heveslerine uydurmak, Allah’ın dinini din olmaktan çıkarmak için onların çeşitli anlamlı olanlarına, bir*den çok yorumlanma imkânı olanlarına uyarlar, müteşabih âyetlerin peşine düşerler.



    Halbuki Allah’ın âyetleri çok açıktır. Böyle yamukluğa yö*nel*meden samimiyetle, kulluk ve teslimiyet mantığı içinde ona başvuran herkese Allah’ın kitabı hüdendir, açıktır. Ama Kur’an’ın başka yerle*rinde görüyoruz ki Rabbimizin bir hikmeti ve biz kulla*rın da imtihanı sebebiyle Rabbimiz kitabında öyle âyetler indirmiş ki o âyetleri bizim havsalamızın alması, duyularımızla algılamamız mümkün değildir. Tabii ilmi tam olan, ilmi eksiksiz olan ve ilmiyle her şeyi kuşatmış olan Allah’tan gelme bir kitabın âyetlerinin ta*mamının künhüne vakıf ol*mamız mümkün olmayacaktır. Onun içindir ki bizi bizden daha iyi bi*len Rabbimiz zaten bu âyetlerin künhüne ulaşmamızı da istemiyor bizden. Sadece böylece iman edin diyor. İşte cennet, İşte cehennem, işte Zü’l-Karneyn (a.s), işte Nuh (a.s), işte Ye’cûc Me’cûc. Bunları bilmeniz mümkün de*ğildir. bildiniz mi zaten imtihanın mânâsı kalmaz. Ama işte size bir namaz, işte bir abdest, işte bir oruç, işte bir zina ya*sağı, işte fâiz yasağı. Bunları bilin, anlayın, iman edin ve amele dö*nüştürün di*yor.



    İşte Rabbimiz böylece âyetlerinin kimilerini sadece imanın ko*nusu olarak, kimilerini amelin konusu olarak, kimilerini kabulün ko*nusu olarak, kimilerini uygulamanın, pratiğin konusu olarak ka*bul edin diyor. Bizler kul olarak, bilgisi sınırlı varlıklar olarak hiçbir fitne yoluna yönelmeyerek, hiçbir eğriliğe, sapıklığa, yamukluğa meyletmeyerek Rabbimizin kitabındaki bu âyetlerinin tamamını kabullenmek tama*mına inanıp teslim olmak zorundayız.



    Hal böy*leyken kimileri Allah’ın dinini bozmak için, Allah’ın âyetlerini tahrif etmek için, kitabın âyetle*rini kendi hevâ ve heveslerine göre yo*rumlayarak kendisini, kendi anlayışlarını, kendi hayatlarını din haline getirmek istiyorlar. Farklı anlamlara gelebilecek, yâni şu anda so*mut olarak insanların gözleri önüne konulabilmeleri mümkün ol*mayan, gayba ait olan, bilinmesi mümkün olmayan, sadece ima*nın konusu olan âyetleri, o âyetlere bir çerçeve çizen, o âyetlerin anlaşılmasında temel kriter olan öteki muh*kemleri aşarak, Allah’ın muradını taşarak, Allah’ın istemediği bir ha*yata ruhsat çıkarmak üzerine farklı yorumlama kavgası veriyorlar. Bunların bu tür âyet*leri tefsirde söz sahibi olan muhkemlerden nasip*leri yoktur. Ya da kimileri bile bile yapıyorlar bu işi.



    Kur’an’ın amele yönelik âyetlerini, muhkemlerini insan*lar düz anlamak zorundadırlar. Başkası olmaz. Çünkü, Abdest abdesttir, na*maz namazdır zaten. Ama bunun dışındaki konuları öyle karıştırıyor*lar ki hep fitne arıyorlar. Veya başka durumlar bulmaya çalışıyorlar. Meselâ kimileri önce kendilerini Allah bana önce şunu anlatmalıdır diye şartlandırırlar ve onun cevabını ara*mak üzere Kur’an’a başvu*rur-lar. Yâni şartlı, sınırlı, tahditli özel bir yaklaşım modelidir bu. Peki niye yaparlar insanlar bunu? Yâni neyi hedeflerler bununla?



    Ya kendi anlayışlarını, kendi dünya görüşlerini destekle*mek için yaparlar bunu, Veya aradıkları sorunun cevabını o tah*ditte bul*maya çalıştıkları için böyle yaparlar. Meselâ adam demok*ratiktir, lâik*tir ama müslümanlığı da elden bırakmamak çabasında*dır. Veya femi*nisttir, ırkçıdır, pragmatisttir, faydacıdır veya hüma*nisttir, insancıdır. “İnsan hakları” “İnsan sevgisi” diyordur. Bunu temel kabul etmiştir. Ama bunu Kur’an’ın da destek*lemesi gerekmektedir. “Öyle ya Tanrı bundan başkasını emrede*cek değildir elbette” diyordur dolayısıyla Kur’an’a işte bu duyguyla müracaat etmektedir ve Allah’ın âyetlerine kendi fikrini söyletmektedir. Yâni âyetleri kendi hevâ ve hevesine göre yorumlamaktadır. Halbuki:

    Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir. Bu kita*bın haber ver*diği geçmişle ilgili, gelecekle ilgili, yarınlarla ilgili, gaypla ilgili her şeyi bilen Allah’tır. Her şeyin arka planını, perde arkasını bilen sadece Al*lah’tır. Her şeyin künhünü bilen sadece Allah’tır. Evvelî, evvelin evve*lini, ezeli, ezelin ezelini, cenneti, cennet hayatını, cennetteki hûrileri, ğılmanları, ırmakları, köşk*leri, cehennemi, cehennemdeki azabı, ce*hennemin zebanilerini, cehennemin ğassakını, hamimini, arşı, arşı ta*şıyan, arşı yükle*nen melekleri, kürsiyi, yedi kat semayı biz nereden bilebileceğiz? Bunları bilen sadece Allah’tır. Bütün bu konularda Al*lah bilgi*sine sahip olmadan kim ne söz edebilecek de? Bütün bunları bilen sadece Allah’tır.

    İlimde derinleşmiş olanlar, Allah bilgisine, vahiy bilgisine, ki*tap ve sünnet bilgisine sahip olanlar, Allah’ın kendilerine açtığı vahiy bil*gisini kullukta kullananlar, Allah bilgisiyle kulluk bilincine erenler, kitap bilgisiyle Rablerini tanıyanlar, Rableri karşısında acziyetlerinin şuu*runa erenler de derler ki: “Biz O'na inandık. Biz Allah’a ve Ondan ge*len kulluk programımız kitaba inandık. Bu kita*bın, bu âyetlerin hepsi Rabbimizin katındandır. Bu kitabın muh*kem-müteşabih tüm âyetlerini olduğu gibi Rabbimiz katından gel*diğini kabul ettik. Kabul ettik ve ona sahiplendik. Bu kitap bizim kitabımız dedik, bağrımıza, başımıza bas*tık ve gücümüz nispetinde onu okumaya, anlamaya, anlatmaya ve uygulamaya çalışıyoruz. Rabbimizin bu kitap içinde inanın dediklerine iman ediyor, anlayın dediklerini anlamaya çalışıyor, uygulayın dedik*lerini uygulamaya gayret ediyor, kaçının dediklerinden kaçınıyor, ha*ramlarını haram, helâllerini helâl biliyor, ama bunları sadece söz pla*nında bırakmayarak helâllerini yapmak ve haramlarından da kaçın*mak üzere biz bu kitaba iman ediyoruz” derler. Bunu ancak akıl sa*hipleri düşünebilirler.



    Ve işte mü’minlerin özellikleri de bunlardır. Böyle bir özel*liğe de ancak akıl sahipleri ulaşabilir


  3. 18.Nisan.2013, 17:47
    2
    Moderatör



    Ali imran süresi 7. ayetin tefsiri

    “Sana Kitabı indiren O'dur. Onda Kitabın te*meli olan kesin anlamlı âyetler vardır, diğerleri de çe*şitli an*lamlıdırlar. Kalplerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkar*mak, kendilerine göre yorumlamak için onla*rın çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yo*rumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: “O'na inandık, hepsi Rabbimizin katındandır” derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünebilirler.”



    O Allah ki sana bir kitap indirdi ve muhkem âyetlerdir o ki*tap. Onda kitabın temeli olan muhkem âyetler vardır.Onlar kitabın anası*dır. Bir de müteşabihler vardır.



    Muhkemleriyle-müteşabihleriyle elimizdeki şu ki*tabın tüm âyet*leri Allah’tandır. Kur’an bütünüyle muhkemdir, bütünüyle müteşabihtir. Hepsinin hak ve doğru olduğuna iman ediyoruz. Bir bütün olarak kita*bımızın tüm âyetleri şu anda bize hitap ediyor. Şu anda kitabımızın muhkem ve müteşabih tüm âyetleriyle karşı karşıyayız. Muhkemdi, müteşabihti diye herhangi bir ayırım yapmadan kitabın âyetleri ve onun pratiği olan Rasûlullah efendimizin sünnetiyle karşı karşıyayız. Ve din olarak işte bunlarla sorumluyuz. Kitabı ve onun yorumu, onun teb-yini olan sünneti anlamak ve hayatımızı bu iki temel kaynakla dü*zen*lemekle mükellefiz.



    Bunu böylece ortaya koyduktan sonra bu âyet gereği Kur’an*daki muhkem ve müteşabih âyetler konusunda epey bir şeyler söy*lenmiş, ama ben sadece şunu söylemek istiyorum: Muhkem âyetler Kur’an’da inanılıp amele dönüştürülmeleri istenen âyetlerdir. İman edilip amel haline getirilmesi istenen âyetlerdir. Müteşabihler de ina*nılan ama o ko*nuda amel istenmeyen âyetlerdir. İmanla ilgili ama a-melle ilgili ol*mayan, imanın konusu ama amelin konusu olmayan âyetlerdir. Meselâ namazı anlatan âyet bizden iki şey ister. İman ve amel. Namaza iman edeceğiz ve namazı ikâme edeceğiz.



    Ama cennet, cehennem, melek, cin, ruh, âhiret, sırat, arş, kür-si, yedullah, istivâ, Allah’ın sıfatları gibi sınırlarını çizme imkânımız olmayan, havsalamızın almayacağı konuları an*latan âyetler bizden sadece iman isterler, amel istemezler. Bizden sadece iman etmemiz istenen kitabımızın bu müteşabihlerini muhkemlere havale ederek anlamak durumundayız. Muhkemler müteşabihlerin müfessiridirler. Muhkemler müteşabihler için bize bir çerçeve çizerler, biz onları bu çerçeve içinde anlamaya çalışırız ve de anlayabildiğimiz kadarıyla iman ederiz.



    Veya bir başka mânâyla muhkem bir kitabın âyetleridir bu âyet*ler. Semavat gibi, yıldızlar gibi tahkim edilmiş, Allah tarafından sağlamlaştırılmış, asla birileri tarafından yıkılamayacak muhkem var*lıklar gibi bu kitabın âyetleri de tahkim edilmiş sağlamlaştırıl*mıştır. Hiç kimse ona müdahale edemez, hiç kimse onu iptal edemez, hiç kimse onun âyetlerini kaldıramaz, hiç kimse onun ya*salarını iptal edecek, ondan daha muhkem, ondan daha güzel bir yasa koyamaz. Böyle Allah tarafından tahkim edilmiş sağlamlaştı*rılmış kalpte olan, kabulde olan, Levh-i Mahfuzdan dünyaya yansı*yan bir kitabın âyetleridir bun*lar.



    Veya bir başka mânâsıyla hayata hakim olan, hayata hük*me-den, hayatın tümünde söz sahibi olan bir kitabın âyetleridir bunlar. Zira Kur’an hangi konuda ne diyorsa bu değişmeyen bir yasadır. İyi-kötü konusunda, hayır-şer konusunda, hak-bâtıl konu*sunda, adâlet-zulüm konusunda, iman-küfür konusunda, cennet cehennem konu*sunda, hayat-ölüm konusunda tek hakim, tek kıstas bu kitaptır. Kâi*natta neler olacağı, İnsanların başlarına ne*lerin geleceği konularında bu kitap ne demişse, nelerden haber vermişse onlar mutlaka gerçek*leşecektir. Çünkü bu kitap hayatın sahibi ve hayatı programlayan bir makamdan gelmektedir. Bilgi kendisinden olan, bilginin kaynağı olan bir Allah’tan gelme bir ki*taptır. İşte böyle sözü söz olan, dediği dedik olan ve hayata hakim olan bir kitaptır bu kitap.



    Aynı zamanda zaman içinde değeri, hükümleri, yasaları pör*sü*yüp eskiyip aşınıp değerini kaybetmeyecek bir kitaptır bu kitap. Çünkü bu kitabın yasaları zaman ve mekânla sınırlı değildir. Zamanın kendi*sini eskitemeyeceği, üzerinden yağmurlar, karlar, boralar geçse de tek yasasına, tek harfine bile halel getiremeye*ceği, asla hiçbir gücün ezip bozamayacağı kalpte olan, kabulde olan, Levh-i Mahfuzdan dünya âlemine yansıyan bir yazgının âyetleridir bunlar. Kıyâmete ka*dar eskimeden tüm insanlığın problemlerini çözebilecek bir kitabın muhkem ve müteşabih âyet*leridir bunlar. Ama:

    Kalplerinde eğrilik bulunanlar, kalpleri yamuk olanlar as*lında kul olarak Allah’ın kitabının muhkemlerine, müteşabihlerine, inanın dediklerine, amel edin dediklerine, iman edin denilene, amele dö*nüş-türün denilene, kabul edin denilene, uygulayın deni*lene, tümüyle kitabın âyetlerine, Allah’ın buyruklarına hemen bo*yun büküp teslim olmaları gerekirken, tamam ya Rabbi! Anladım ya Rabbi! İnandım ya Rab-bi! Teslim oldum ya Rabbi! Uygulamaya başlıyorum ya Rabbi! Di*ye-cek yerde alçaklar fitne çıkarmak, Allah’ın âyetlerini kendile*rine göre yorumlamak, dini kendi hevâ ve heveslerine uydurmak, Allah’ın dinini din olmaktan çıkarmak için onların çeşitli anlamlı olanlarına, bir*den çok yorumlanma imkânı olanlarına uyarlar, müteşabih âyetlerin peşine düşerler.



    Halbuki Allah’ın âyetleri çok açıktır. Böyle yamukluğa yö*nel*meden samimiyetle, kulluk ve teslimiyet mantığı içinde ona başvuran herkese Allah’ın kitabı hüdendir, açıktır. Ama Kur’an’ın başka yerle*rinde görüyoruz ki Rabbimizin bir hikmeti ve biz kulla*rın da imtihanı sebebiyle Rabbimiz kitabında öyle âyetler indirmiş ki o âyetleri bizim havsalamızın alması, duyularımızla algılamamız mümkün değildir. Tabii ilmi tam olan, ilmi eksiksiz olan ve ilmiyle her şeyi kuşatmış olan Allah’tan gelme bir kitabın âyetlerinin ta*mamının künhüne vakıf ol*mamız mümkün olmayacaktır. Onun içindir ki bizi bizden daha iyi bi*len Rabbimiz zaten bu âyetlerin künhüne ulaşmamızı da istemiyor bizden. Sadece böylece iman edin diyor. İşte cennet, İşte cehennem, işte Zü’l-Karneyn (a.s), işte Nuh (a.s), işte Ye’cûc Me’cûc. Bunları bilmeniz mümkün de*ğildir. bildiniz mi zaten imtihanın mânâsı kalmaz. Ama işte size bir namaz, işte bir abdest, işte bir oruç, işte bir zina ya*sağı, işte fâiz yasağı. Bunları bilin, anlayın, iman edin ve amele dö*nüştürün di*yor.



    İşte Rabbimiz böylece âyetlerinin kimilerini sadece imanın ko*nusu olarak, kimilerini amelin konusu olarak, kimilerini kabulün ko*nusu olarak, kimilerini uygulamanın, pratiğin konusu olarak ka*bul edin diyor. Bizler kul olarak, bilgisi sınırlı varlıklar olarak hiçbir fitne yoluna yönelmeyerek, hiçbir eğriliğe, sapıklığa, yamukluğa meyletmeyerek Rabbimizin kitabındaki bu âyetlerinin tamamını kabullenmek tama*mına inanıp teslim olmak zorundayız.



    Hal böy*leyken kimileri Allah’ın dinini bozmak için, Allah’ın âyetlerini tahrif etmek için, kitabın âyetle*rini kendi hevâ ve heveslerine göre yo*rumlayarak kendisini, kendi anlayışlarını, kendi hayatlarını din haline getirmek istiyorlar. Farklı anlamlara gelebilecek, yâni şu anda so*mut olarak insanların gözleri önüne konulabilmeleri mümkün ol*mayan, gayba ait olan, bilinmesi mümkün olmayan, sadece ima*nın konusu olan âyetleri, o âyetlere bir çerçeve çizen, o âyetlerin anlaşılmasında temel kriter olan öteki muh*kemleri aşarak, Allah’ın muradını taşarak, Allah’ın istemediği bir ha*yata ruhsat çıkarmak üzerine farklı yorumlama kavgası veriyorlar. Bunların bu tür âyet*leri tefsirde söz sahibi olan muhkemlerden nasip*leri yoktur. Ya da kimileri bile bile yapıyorlar bu işi.



    Kur’an’ın amele yönelik âyetlerini, muhkemlerini insan*lar düz anlamak zorundadırlar. Başkası olmaz. Çünkü, Abdest abdesttir, na*maz namazdır zaten. Ama bunun dışındaki konuları öyle karıştırıyor*lar ki hep fitne arıyorlar. Veya başka durumlar bulmaya çalışıyorlar. Meselâ kimileri önce kendilerini Allah bana önce şunu anlatmalıdır diye şartlandırırlar ve onun cevabını ara*mak üzere Kur’an’a başvu*rur-lar. Yâni şartlı, sınırlı, tahditli özel bir yaklaşım modelidir bu. Peki niye yaparlar insanlar bunu? Yâni neyi hedeflerler bununla?



    Ya kendi anlayışlarını, kendi dünya görüşlerini destekle*mek için yaparlar bunu, Veya aradıkları sorunun cevabını o tah*ditte bul*maya çalıştıkları için böyle yaparlar. Meselâ adam demok*ratiktir, lâik*tir ama müslümanlığı da elden bırakmamak çabasında*dır. Veya femi*nisttir, ırkçıdır, pragmatisttir, faydacıdır veya hüma*nisttir, insancıdır. “İnsan hakları” “İnsan sevgisi” diyordur. Bunu temel kabul etmiştir. Ama bunu Kur’an’ın da destek*lemesi gerekmektedir. “Öyle ya Tanrı bundan başkasını emrede*cek değildir elbette” diyordur dolayısıyla Kur’an’a işte bu duyguyla müracaat etmektedir ve Allah’ın âyetlerine kendi fikrini söyletmektedir. Yâni âyetleri kendi hevâ ve hevesine göre yorumlamaktadır. Halbuki:

    Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir. Bu kita*bın haber ver*diği geçmişle ilgili, gelecekle ilgili, yarınlarla ilgili, gaypla ilgili her şeyi bilen Allah’tır. Her şeyin arka planını, perde arkasını bilen sadece Al*lah’tır. Her şeyin künhünü bilen sadece Allah’tır. Evvelî, evvelin evve*lini, ezeli, ezelin ezelini, cenneti, cennet hayatını, cennetteki hûrileri, ğılmanları, ırmakları, köşk*leri, cehennemi, cehennemdeki azabı, ce*hennemin zebanilerini, cehennemin ğassakını, hamimini, arşı, arşı ta*şıyan, arşı yükle*nen melekleri, kürsiyi, yedi kat semayı biz nereden bilebileceğiz? Bunları bilen sadece Allah’tır. Bütün bu konularda Al*lah bilgi*sine sahip olmadan kim ne söz edebilecek de? Bütün bunları bilen sadece Allah’tır.

    İlimde derinleşmiş olanlar, Allah bilgisine, vahiy bilgisine, ki*tap ve sünnet bilgisine sahip olanlar, Allah’ın kendilerine açtığı vahiy bil*gisini kullukta kullananlar, Allah bilgisiyle kulluk bilincine erenler, kitap bilgisiyle Rablerini tanıyanlar, Rableri karşısında acziyetlerinin şuu*runa erenler de derler ki: “Biz O'na inandık. Biz Allah’a ve Ondan ge*len kulluk programımız kitaba inandık. Bu kita*bın, bu âyetlerin hepsi Rabbimizin katındandır. Bu kitabın muh*kem-müteşabih tüm âyetlerini olduğu gibi Rabbimiz katından gel*diğini kabul ettik. Kabul ettik ve ona sahiplendik. Bu kitap bizim kitabımız dedik, bağrımıza, başımıza bas*tık ve gücümüz nispetinde onu okumaya, anlamaya, anlatmaya ve uygulamaya çalışıyoruz. Rabbimizin bu kitap içinde inanın dediklerine iman ediyor, anlayın dediklerini anlamaya çalışıyor, uygulayın dedik*lerini uygulamaya gayret ediyor, kaçının dediklerinden kaçınıyor, ha*ramlarını haram, helâllerini helâl biliyor, ama bunları sadece söz pla*nında bırakmayarak helâllerini yapmak ve haramlarından da kaçın*mak üzere biz bu kitaba iman ediyoruz” derler. Bunu ancak akıl sa*hipleri düşünebilirler.



    Ve işte mü’minlerin özellikleri de bunlardır. Böyle bir özel*liğe de ancak akıl sahipleri ulaşabilir


  4. 18.Nisan.2013, 18:27
    3
    cavraşım
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ağustos.2012
    Üye No: 97639
    Mesaj Sayısı: 626
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 40
    Bulunduğu yer: konya

    Cevap: Kalbinde eğrilik olanlar müteşabihatle uğraşır ayeti ne demek?

    Allah razı olsun hocam


  5. 18.Nisan.2013, 18:27
    3
    Devamlı Üye
    Allah razı olsun hocam


  6. 18.Nisan.2013, 18:30
    4
    Ahmet Hoca
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2007
    Üye No: 1907
    Mesaj Sayısı: 34
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 30

    Cevap: Kalbinde eğrilik olanlar müteşabihatle uğraşır ayeti ne demek?

    Ey Muhammedi Sana Kur'an-ı Kerim'i indi*ren O'dur. Kur'an'ın bazı âyetlerinin delâleti açıktır. Onlarda herhangi bir| kapalılık ve karışıklık yoktur. Helal ve haram âyetleri böyledir. Bu âyetler, Kitab'ın aslı ve esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. İnsanların bir çoğu bunların ne mânâya geldiğini anlıyamazlar. Müteşâbih âyetleri, muhkem ve mânâsı açık olan âyetler yardımıyle anlamaya çalışan doğruyu bulur. Bunun aksini yapan sapıtır. Bu*nun içindir ki Yüce Allah şöyle buyurur: Kalplerinde hidâyeti bırakıp dalâlete düşme eğilimi bulunanlar müteşâ*bih âyetlere uyar ve onları kendi arzularına göre tefsir ederler. * Bunu yapanlar, insanları, dinleri hususunda fitneye düşürmek ve halka, sapık Hıristiyanların yaptığı gibi, Allah'ın kelamını tefsir etmeyi murat ettikleri intibaını vermek için yaparlar. Nitekim Hıristiyanlar Hz. İsa (a.s.) hakkında, O, Allah'ın Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve kendisin*den bir ruhturmealindeki âyeti, Hz. İsa'nın Allah'ın oğlu olduğu veya on*dan bir parça olduğu şeklinde yorumlamış ve bunu iddialarına delil getir*mişler; Hz, İsa (s.a.)'nın ulûhiyyetini iddia etmiş ve onun Allah'ın kullarından bir kul ve peygamberlerinden bir peygamber olduğuna delâlet eden "O, sadece kendisine nimet verdiğimiz bir kuldu
    mealindeki muhkem âyeti terketmişlerdir. * Müteşâbih âyetlerin tefsirini ve ha*kikî mânâsını, tek olan Allah'tan başka hiç kimse bilmez İlimde derinleşmiş kimseler ise, müteşâbih âyetlere ve bunların Allah katından geldiğine inanırlar ve muhkem ve mü-teşâbihin hepsi hak ve gerçektir. Çünkü Allah kelamıdır, derler. Akl-ı selim sahibi ve münevver kimselerden başkası düşünüp öğüt almaz
    KAYNAK: Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 1/344-345.



  7. 18.Nisan.2013, 18:30
    4
    Ey Muhammedi Sana Kur'an-ı Kerim'i indi*ren O'dur. Kur'an'ın bazı âyetlerinin delâleti açıktır. Onlarda herhangi bir| kapalılık ve karışıklık yoktur. Helal ve haram âyetleri böyledir. Bu âyetler, Kitab'ın aslı ve esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. İnsanların bir çoğu bunların ne mânâya geldiğini anlıyamazlar. Müteşâbih âyetleri, muhkem ve mânâsı açık olan âyetler yardımıyle anlamaya çalışan doğruyu bulur. Bunun aksini yapan sapıtır. Bu*nun içindir ki Yüce Allah şöyle buyurur: Kalplerinde hidâyeti bırakıp dalâlete düşme eğilimi bulunanlar müteşâ*bih âyetlere uyar ve onları kendi arzularına göre tefsir ederler. * Bunu yapanlar, insanları, dinleri hususunda fitneye düşürmek ve halka, sapık Hıristiyanların yaptığı gibi, Allah'ın kelamını tefsir etmeyi murat ettikleri intibaını vermek için yaparlar. Nitekim Hıristiyanlar Hz. İsa (a.s.) hakkında, O, Allah'ın Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve kendisin*den bir ruhturmealindeki âyeti, Hz. İsa'nın Allah'ın oğlu olduğu veya on*dan bir parça olduğu şeklinde yorumlamış ve bunu iddialarına delil getir*mişler; Hz, İsa (s.a.)'nın ulûhiyyetini iddia etmiş ve onun Allah'ın kullarından bir kul ve peygamberlerinden bir peygamber olduğuna delâlet eden "O, sadece kendisine nimet verdiğimiz bir kuldu
    mealindeki muhkem âyeti terketmişlerdir. * Müteşâbih âyetlerin tefsirini ve ha*kikî mânâsını, tek olan Allah'tan başka hiç kimse bilmez İlimde derinleşmiş kimseler ise, müteşâbih âyetlere ve bunların Allah katından geldiğine inanırlar ve muhkem ve mü-teşâbihin hepsi hak ve gerçektir. Çünkü Allah kelamıdır, derler. Akl-ı selim sahibi ve münevver kimselerden başkası düşünüp öğüt almaz
    KAYNAK: Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 1/344-345.



  8. 18.Nisan.2013, 18:32
    5
    cavraşım
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ağustos.2012
    Üye No: 97639
    Mesaj Sayısı: 626
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 40
    Bulunduğu yer: konya

    Cevap: Kalbinde eğrilik olanlar müteşabihatle uğraşır ayeti ne demek?

    birşey daha sormak istiyorum hocam

    arap dilinin zenginliğinden dolayı kelimelerin çok farklı anlamları var ve bazen Kurandaki kelimeler farklı yorumlanarak ayetlerden değişik anlamlar çıkartılıyor

    bu olay Kuranın indiği dönemdeki dil bilgisi günümüze ulaşmadığı için mi kaynaklanıyor?

    o dönemde yaşayan sahabeler doğru anlamını biliyorlarmıydı?

    yoksa o zamanda da farklı anlmalar çıkabiliyor muydu?


  9. 18.Nisan.2013, 18:32
    5
    Devamlı Üye
    birşey daha sormak istiyorum hocam

    arap dilinin zenginliğinden dolayı kelimelerin çok farklı anlamları var ve bazen Kurandaki kelimeler farklı yorumlanarak ayetlerden değişik anlamlar çıkartılıyor

    bu olay Kuranın indiği dönemdeki dil bilgisi günümüze ulaşmadığı için mi kaynaklanıyor?

    o dönemde yaşayan sahabeler doğru anlamını biliyorlarmıydı?

    yoksa o zamanda da farklı anlmalar çıkabiliyor muydu?


  10. 20.Nisan.2013, 02:40
    6
    karadamlalar
    Kesintili Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96809
    Mesaj Sayısı: 1,620
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: Kalbinde eğrilik olanlar müteşabihatle uğraşır ayeti ne demek?

    Kurandaki müteşabih ayetler zahiri üzere keyfiyet/nasıllık vermeden kabul edilirler. Sahabenin ve onlardan sonraki gelen hayırlı nesillerin bu konudaki tavrı bu idi, ayette "Allahın eli" geçmiş ise Allahın eli vardır, fakat nasıl bir eldir neye benzer bunu bilemeyiz ve biz bu eli kendimizdeki ele benzer bir şekilde de anlayamayız demişlerdir.


  11. 20.Nisan.2013, 02:40
    6
    karadamlalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kesintili Üye
    Kurandaki müteşabih ayetler zahiri üzere keyfiyet/nasıllık vermeden kabul edilirler. Sahabenin ve onlardan sonraki gelen hayırlı nesillerin bu konudaki tavrı bu idi, ayette "Allahın eli" geçmiş ise Allahın eli vardır, fakat nasıl bir eldir neye benzer bunu bilemeyiz ve biz bu eli kendimizdeki ele benzer bir şekilde de anlayamayız demişlerdir.





+ Yorum Gönder