Konusunu Oylayın.: Şiirin anlamı nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Şiirin anlamı nedir?
  1. 16.Nisan.2013, 15:50
    1
    deryaerol
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Nisan.2013
    Üye No: 101064
    Mesaj Sayısı: 1
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Şiirin anlamı nedir?






    Şiirin anlamı nedir? Mumsema Endişe değil alem-i manadır bu

    Esma deme kim ayn-ı müsemmadır bu
    Esrar-ı hakayık olmuş onda pinhan

    Dil namına bir nüsha-i kübradır bu
    anlamını arastırıyorum ama hicbir sonuca ulasamadım


  2. 16.Nisan.2013, 15:50
    1
    deryaerol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    Endişe değil alem-i manadır bu

    Esma deme kim ayn-ı müsemmadır bu
    Esrar-ı hakayık olmuş onda pinhan

    Dil namına bir nüsha-i kübradır bu
    anlamını arastırıyorum ama hicbir sonuca ulasamadım


    Benzer Konular

    - Necid çöllerinden Medineye şiirin Tatamını Istiyorum

    - Şiirin sözlük anlamı nedir?

    - Çocuk ve şiirin masumiyeti

    - Çok şiirin cici bir kız bebek elbise.

    - Peygamber efendimizle ilgili bir şiirin okunurken fon müziği eklemek istiyorum

  3. 18.Nisan.2013, 17:15
    2
    Ahmet Hoca
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2007
    Üye No: 1907
    Mesaj Sayısı: 34
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 30

    Cevap: Şiirin anlamı nedir?




    "Seni bulan neyi kaybetti Seni kaybeden neyi buldu"


    İlahi nimete şükürsüzlük nimetin zevalini, şükretmek ise devamını icap ettirdiği hikmeti:

    Nimetlere şükretmeyen, onların yok oluşunu kendi istemiştir. Rabbine nimetleri için şükreden kimse ise onları sağlam bir iple bağlamıştır.

    Nazmen tercümesi

    Nimetin ister zevalin her kim oldu kafiri
    Nimeti eyler ikal (bağ) ile müfid şakiri

    *izah*

    Söz, fiil ve inançla nimetin icaplarını yerine getirmek şükürdür. Dalalet vadisine düşmekten insanı alıkoyan sağlam kuvvete akıl dediler. Şükür nimetin artması, şükürsüzlük de nimetin eksilmesi neticesini doğurur. “Celalim hakkı için için, eğer şükrederseniz, muhakkak size nimetimi arttırırım!” (İbrahim, 7.) ifadesi ilk hükmün delilidir. “Bir millet kendilerinde olanı (iyi hali) değiştirmedikçe Allah onlara olan nimetini değiştirmez.” (Ra’d, 11.) ayet-i kerimesi de ikinci hükmün ispatıdır.

    Arap ve acem alimleri, nimetleri tutan en güçlü bağın şükür olduğu hakkında görüş birliği içindedirler. Demişlerdir ki şükür; mevcut nimeti tutmak, olmayanı da avlamaktır. Kalp, dil ve diğer azalarla ortaya çıkması bakımından şükür üç tarzda ifa edilir:

    Kalbin şükrü; mevcut nimetlerin tamamının ilahi lütuflardan ibaret olduğunu bilmektir. İşte buna “Size gelen her nimet Allah’tandır.” (Nahl, 53.) nazm-ı celili delildir.

    Dilin şükrü; Cenabı Hakka hamd ve sena ile şükür vazifelerini ifa etmek ve Rabbani nimetleri meşru surette şükür ve teşekkür ile anlatarak Hakka tabi olmaktır. Buna da “Rabbinin nimetine gelince, artık onu (şükranla) anlat.” (Duha, 11.) ayet-i kerimesi apaçık bir kanıttır. Onun için, Raşit halifelerden sayılan Ömer bin Abdülaziz: “Allahu Teala’nın nimetlerini anın! Çünkü nimeti yad etmek, nimetin şükrüdür!” buyurmuştur. Resullullah efendimiz de şöyle buyurdular:
    “Aza şükretmeyen çoğa da şükretmez; nimetin vesileleri olan insanlara şükretmeyen kişi, İnsanların Rabbine de şükreylemez!”
    “İnsanlardan Cenabı Hakka en çok şükreden kimse, insanlara fevkalade şükür ve teşekkür edendir!”

    Diğer azaların şükrü “Ey Davud ailesi! Şükredin!(Sebe, 13.) ilahi emrinden anlaşıldığına göre, Salih amel işlemektir. Salih amelin şükür kabilinden olduğunu gösteren şudur; Cenabı Resullallah efendimizin yukarıdaki ayet-i kerimenin inzal olunması üzerine geceleri mübarek ayakları şişecek kadar namaz kılmaya başlamış ve ashab-ı kiram “Niçin bu kadar kendinize eza ediyorsunuz? Halbuki Cenabı Allah sizin geçmiş ve gelecek günahlarınızı mağfiret buyurdu!” diye sorduklarında Resullulllah aleyhisselam “Ben Rabbime şükreden bir kul olmayayım mı?” demişlerdir.

    Birisi gözün şükrünü Ebu Hazım hazretlerine sordu. Söz konusu Zat bu soruyu: “Göz ile bir hayır görüldüğünde söylemek, ve şer görüldüğünde gizlemek gözün şükrüdür!” diye yanıtladı. Adama “Kulağın şükrü nedir?” dedi. O Zat da: “Hayır işittiğinde hatırda tutmak, şer işittiğinde defnetmek (unutmak) kulağın şükrüdür!” cevabını verdi. Ellerin şükrünü sordu. O, “Sana helal olmayan şeye yapışmamak ve ilahi hukuku men etmemek, ellerin şükrüdür!” dedi. Batının şükrünü sordu. “En aşağısı sabır, en yükseği ilimdir!” buyurdu. Yani insanın içe ait şükrünün, cinsel uzuvları sabırla haramdan muhafaza ve kalp evini ilim, ve irfan ile nurlandırmak olduğunu işaret etti. Sonra adam mahrem yerlerin şükrünü sordu. O zat da: “Cenabı Hak onu ‘Eşleri ve cariyeleri dışında, ırzlarını herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar kınanmazlar!’ (Meariç, 29-30.) ayet-i kerimesinde tayin buyurdu dedi. Adam, ayakların şükrünü sorunca da o Zat: “Sadece Allah’ın razı olduğu yere gitmektir!” cevabını verdi.

    Yalnızca dil ile şükredip azalarıyla şükrü terk eden kimse, bir tarafı giyinik diğer yanı çıplak olan adam gibidir. Onu bu elbise soğuk ve sıcaktan koruyamadığı gibi, yalnız diliyle şükreden kişinin şükrü de nimeti yok olmaktan koruyamaz. Kısacası şükür hakkındaki ibarelerin ortak ifadesi şudur: “Kalp ile marifet, dil ile zikir, azalar ile amel şükürdür!”

    Cüneyd-i Bağdadi, şeyhi, Sırrı Sekati hazretlerinin huzurunda bulunduğu bir gün ordakiler şükrün incelikleri hakkında konuşuyorlardı. Henüz Cüneyd-i Bağdadi o sırada yedi yaşında bir çocuktu. Sırrı Sekati hazretleri Cenabı Cüneyd’e hitaben: “Delikanlı! Şükür nedir? Diye sordu. Cüneyd: “Cenabı Hakka O’nun verdiği nimetler ile O’na asi olmamaktır!” dedi. Şeyh, hazreti Cüneyd’deki bu hikmetli cevaba bakarak “Ya Cüneyd! Ümit ederim ki yakında senin ilahi feyzlerden nasibin konuşmanın açıklığı ve düzgünlüğü (talakat-ı lisan) olacaktır!” buyurdular. Sırrı Sekati bu sözle Cenabı Cüneyd’in ledun ilmi ve tasavvuf sanatının müşküllerini çözen, füyuzat kapılarını açan bir zat olacağına işaret etmiştir.

    Endişe değil alem-i manadır bu
    Esma deme kim ayn-ı müsemmadır bu

    Esrar-ı hakayık olmuş onda pinhan
    Dil namına bir nüsha-i kübradır bu

    İbn Atâullah El-iskenderî


  4. 18.Nisan.2013, 17:15
    2



    "Seni bulan neyi kaybetti Seni kaybeden neyi buldu"


    İlahi nimete şükürsüzlük nimetin zevalini, şükretmek ise devamını icap ettirdiği hikmeti:

    Nimetlere şükretmeyen, onların yok oluşunu kendi istemiştir. Rabbine nimetleri için şükreden kimse ise onları sağlam bir iple bağlamıştır.

    Nazmen tercümesi

    Nimetin ister zevalin her kim oldu kafiri
    Nimeti eyler ikal (bağ) ile müfid şakiri

    *izah*

    Söz, fiil ve inançla nimetin icaplarını yerine getirmek şükürdür. Dalalet vadisine düşmekten insanı alıkoyan sağlam kuvvete akıl dediler. Şükür nimetin artması, şükürsüzlük de nimetin eksilmesi neticesini doğurur. “Celalim hakkı için için, eğer şükrederseniz, muhakkak size nimetimi arttırırım!” (İbrahim, 7.) ifadesi ilk hükmün delilidir. “Bir millet kendilerinde olanı (iyi hali) değiştirmedikçe Allah onlara olan nimetini değiştirmez.” (Ra’d, 11.) ayet-i kerimesi de ikinci hükmün ispatıdır.

    Arap ve acem alimleri, nimetleri tutan en güçlü bağın şükür olduğu hakkında görüş birliği içindedirler. Demişlerdir ki şükür; mevcut nimeti tutmak, olmayanı da avlamaktır. Kalp, dil ve diğer azalarla ortaya çıkması bakımından şükür üç tarzda ifa edilir:

    Kalbin şükrü; mevcut nimetlerin tamamının ilahi lütuflardan ibaret olduğunu bilmektir. İşte buna “Size gelen her nimet Allah’tandır.” (Nahl, 53.) nazm-ı celili delildir.

    Dilin şükrü; Cenabı Hakka hamd ve sena ile şükür vazifelerini ifa etmek ve Rabbani nimetleri meşru surette şükür ve teşekkür ile anlatarak Hakka tabi olmaktır. Buna da “Rabbinin nimetine gelince, artık onu (şükranla) anlat.” (Duha, 11.) ayet-i kerimesi apaçık bir kanıttır. Onun için, Raşit halifelerden sayılan Ömer bin Abdülaziz: “Allahu Teala’nın nimetlerini anın! Çünkü nimeti yad etmek, nimetin şükrüdür!” buyurmuştur. Resullullah efendimiz de şöyle buyurdular:
    “Aza şükretmeyen çoğa da şükretmez; nimetin vesileleri olan insanlara şükretmeyen kişi, İnsanların Rabbine de şükreylemez!”
    “İnsanlardan Cenabı Hakka en çok şükreden kimse, insanlara fevkalade şükür ve teşekkür edendir!”

    Diğer azaların şükrü “Ey Davud ailesi! Şükredin!(Sebe, 13.) ilahi emrinden anlaşıldığına göre, Salih amel işlemektir. Salih amelin şükür kabilinden olduğunu gösteren şudur; Cenabı Resullallah efendimizin yukarıdaki ayet-i kerimenin inzal olunması üzerine geceleri mübarek ayakları şişecek kadar namaz kılmaya başlamış ve ashab-ı kiram “Niçin bu kadar kendinize eza ediyorsunuz? Halbuki Cenabı Allah sizin geçmiş ve gelecek günahlarınızı mağfiret buyurdu!” diye sorduklarında Resullulllah aleyhisselam “Ben Rabbime şükreden bir kul olmayayım mı?” demişlerdir.

    Birisi gözün şükrünü Ebu Hazım hazretlerine sordu. Söz konusu Zat bu soruyu: “Göz ile bir hayır görüldüğünde söylemek, ve şer görüldüğünde gizlemek gözün şükrüdür!” diye yanıtladı. Adama “Kulağın şükrü nedir?” dedi. O Zat da: “Hayır işittiğinde hatırda tutmak, şer işittiğinde defnetmek (unutmak) kulağın şükrüdür!” cevabını verdi. Ellerin şükrünü sordu. O, “Sana helal olmayan şeye yapışmamak ve ilahi hukuku men etmemek, ellerin şükrüdür!” dedi. Batının şükrünü sordu. “En aşağısı sabır, en yükseği ilimdir!” buyurdu. Yani insanın içe ait şükrünün, cinsel uzuvları sabırla haramdan muhafaza ve kalp evini ilim, ve irfan ile nurlandırmak olduğunu işaret etti. Sonra adam mahrem yerlerin şükrünü sordu. O zat da: “Cenabı Hak onu ‘Eşleri ve cariyeleri dışında, ırzlarını herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar kınanmazlar!’ (Meariç, 29-30.) ayet-i kerimesinde tayin buyurdu dedi. Adam, ayakların şükrünü sorunca da o Zat: “Sadece Allah’ın razı olduğu yere gitmektir!” cevabını verdi.

    Yalnızca dil ile şükredip azalarıyla şükrü terk eden kimse, bir tarafı giyinik diğer yanı çıplak olan adam gibidir. Onu bu elbise soğuk ve sıcaktan koruyamadığı gibi, yalnız diliyle şükreden kişinin şükrü de nimeti yok olmaktan koruyamaz. Kısacası şükür hakkındaki ibarelerin ortak ifadesi şudur: “Kalp ile marifet, dil ile zikir, azalar ile amel şükürdür!”

    Cüneyd-i Bağdadi, şeyhi, Sırrı Sekati hazretlerinin huzurunda bulunduğu bir gün ordakiler şükrün incelikleri hakkında konuşuyorlardı. Henüz Cüneyd-i Bağdadi o sırada yedi yaşında bir çocuktu. Sırrı Sekati hazretleri Cenabı Cüneyd’e hitaben: “Delikanlı! Şükür nedir? Diye sordu. Cüneyd: “Cenabı Hakka O’nun verdiği nimetler ile O’na asi olmamaktır!” dedi. Şeyh, hazreti Cüneyd’deki bu hikmetli cevaba bakarak “Ya Cüneyd! Ümit ederim ki yakında senin ilahi feyzlerden nasibin konuşmanın açıklığı ve düzgünlüğü (talakat-ı lisan) olacaktır!” buyurdular. Sırrı Sekati bu sözle Cenabı Cüneyd’in ledun ilmi ve tasavvuf sanatının müşküllerini çözen, füyuzat kapılarını açan bir zat olacağına işaret etmiştir.

    Endişe değil alem-i manadır bu
    Esma deme kim ayn-ı müsemmadır bu

    Esrar-ı hakayık olmuş onda pinhan
    Dil namına bir nüsha-i kübradır bu

    İbn Atâullah El-iskenderî





+ Yorum Gönder