+ Yorum Gönder
Soru ve Cevaplar ve Sizden gelen sorular Kategorisinden 4 mezhebe göre kerahet vakitlerinin hükmü nedir? Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. caferi
    Devamlı Üye
    Reklam

    4 mezhebe göre kerahet vakitlerinin hükmü nedir?

    Reklam





    4 mezhebe göre kerahet vakitlerinin hükmü nedir? Mumsema Dört mezhep yani Şafii Hanefi maliki ve hanbeli merkezlerinde kerahet vakitleri hakkinda bilgi





  2. Katade
    Devamlı Üye

    Cevap: 4 mezhebe göre kerahet vakitlerinin hükmü nedir?


    Reklam


    Şafii Hanefi Maliki ve Hanbeli merkezlerinde kerahet vakitleri hakkinda bilgi


    Güneşin doğuşundan itibaren ışınları gözleri kamaştırır hâle gelinceye kadarki sabah vakti, kerahet zamanıdır. Bu vakit, güneşin doğuşundan sonraki takriben 45-50 dakikalık bir zamandır.

    2 – İkinci kerahet vakti, istiva vakti ile zeval vakti arasıdır. Yani güneşin göğün tam ortasına dikilmesi ânından Batı tarafına doğru açılmaya başladığı âna kadar geçen süredir.

    3 – İkindiden sonra, güneşin sarararak göz kamaştırmaz duruma geldiği andan başlayıp güneş batıncaya kadar süren vakit de kerahet vaktidir. Demek oluyor ki ikindi namazını güneş ışınlarının sararmakta olduğu sıralara kadar geciktirmemeli, kerahet vaktine bırakmamalıdır.

    * İkindi namazı kerahet vaktine kadar geciktirilmişse, namaz kazaya bırakılmaz, sünneti terkedilerek sadece farzı kılınır. Hattâ güneş batmadan evvel iftitah tekbiri alınarak ikindinin farzına durulsa, namazda iken güneş batsa, bu bile sahih olur. Namaz kazaya kalmış olmaz, vaktinde edâ edilmiş sayılır. Bu ikindi namazına has bir durumdur.

    * Bu üç vaktin kerahet vakti olma hikmeti, ateşperestlerin ibâdet zamanı olmasıdır.

    * Bu üç vakitte salâvat getirmek, dua ve tesbihte bulunmak, Kur’an okumaktan efdaldir.

    Meşrû bir mazeretin dışında namazı kazâya bırakan kimse, bir hatâ işlemiş ve günaha girmiş olur. Bu uitibarla kazâya kalan namazın, en kısa zamanda kılınması gerekir. Çünkü beş vakit namazın edâsı farz olduğu gibi, kazası da farzdır. Kazâya kalan namazın kılınmasıyla sadece borç ödenmiş olur. Günahın affedilmesi için de ayrıca tevbe istiğfar etmek lâzımdır.

    Namaz borcundan bir an evvel kurtulmak için, hakkında Peygamberimizin hadisi bulunmayan nâfile namazların yerine kaza kılmak daha isabetli olur. Ancak, Hanefî mezhebine göre, hakkında hadis bulunan nafile namazların yerine kaza kılmak uygun değildir. Bu hususta Hanefî fıkıh kitaplarında şu hüküm yer alır:

    “Kazaya kalmış namazları kılmak, nafile namaz kılmaktançok daha ehemmiyetli ve çok daha uygundur. Fakat beş vakit namazın sünnetleri, kuşluk, tesbih, tahiyyetü’l-mescid ve evvabin namazı bundan müstesnadır. Yani bu sünnet ve nafileler kaza namazları için terk edilmezler.” (Mevlânâ eş-Şeyh Nızâm. el-Fetâvâl-Hindiyye. (Bulak: Matbaa-i Emiriyye, 1310), 1:125; İbni Âbidin. 1493; el-Mezahibü’l-Erbaa, 1:492; Halebî-i Sağîr, s.349.)

    Herşeyden evvel, namazlardan önce ve sonra kılınan sünnetler bir yerde farz namazların tamamlayıcısı hükmündedir ve Peygamberimizin (a.s.m.) şefaatine vesiledir. Bunun için,namazını kazaya bırakan kimse bir yandan namazlarını kaza etmekle borçtan kurtulurken, diğer taraftan da sünnetleri kılarak Peygamberimize olan bağlılığını göstermiş olur.


    Mâlikî mezhebine göre

    üzerinde kaza namazı bulunan bir kimsein nafile namazı kılması haramdır. Ancak beş vakit namazların sünnetleri ile tahiyyetü’l-mescidin kılınabileceğine dair ruhsat vardır. Bunların dışında meselâ teravih namazı ile meşgul olunduğu takdirde sevap alınsa da, kaza namazı geriye bırakıldığı için günah işlenmiş olur.

    Hanbelî mezhebine göre ise üzerinde kaza namazı olan bir kimsenin nafile ile meşgul olması haramdır. Ancak vitir ile beş vakit namazın sünnetlerini kılması caizdir. Fakat, kazaları çoksa bunları da kılmayarak kaza namazlarıyla meşgul olması daha iyidir. Yalnız sabah namazının sünneti bundan hariçtir, onu kılmak gerekir.(el-Mezahibü’l-Erbaa, 1:492.)

    Netice olarak; kaza namazları fazla olan Hanefîlerin sünetleri terk ederek kaza namazı kılmalarında bir mes’uliyet olduğu söylenemez. Gerek vakit namazlarının, gerekse diğer nafilelerin yerine kaza namazının kılınmasının uygun veya evlâ olmaması demek, “Sünnetyerine kaza kılmak caiz değildir” mânâsına gelmez.

    Ancak bununla beraber kaza namazları fazla olmayan kimseler ise her farzdan sonra bir vakit kazâ namazı kılmayı alışkanlık haline getirirlerse güzel bir âdeti devam ettirmiş olurlar. Ayrıca Cenab-ı Hakkın mahşer günü eksik gelen farz namazları sünnetlerle tamamlamayacağı hususunda rivayetler bulunduğunu da hatırdan çıkarmamak gerekir. (Bk. Mehmed Paksu, İbadet Hayatımız)

    Namazların farzları ve vitir naamzı kaza edilir. Ayrıca sabah namazının sünneti öğle namazına kadar olan zamanda kılınacaksa buda kaza edilebilir

    Hanefi mezhebine göre :

    Tahiyye, hürmet, selâmlama, saygı gösterme; tahiyyetü'l-mescid, mescide hürmet, daha doğrusu mescidin sahibi Allah'a saygı gösterme anlamınadır. Çünkü insanın gayesi mescide yaklaşmak değil onun sahibi Allah'a yaklaşmak ve onun rızasını elde etmektedir. Bu maksatla kılınan namaza da tahiyyetü'l-mescid denir.

    Tahiyyetü'l-mescid namazı iki rekat olup müstehaptır. Bir cami veya mescide girildiğinde oturmadan kılınır. Oturulduktan sonra, namaz geçmiş olmayıp yine kılınırsa da, faziletli olan, oturmadan önce kılınmasıdır. Nitekim Ebû Katade (r.a)'dan rivâyet edilen hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.s); "Sizden biri mescide gelince oturmadan önce iki rekat namaz kılsın" (Ebû Davûd, Salat, 19) buyurmuştur.

    Bir mescide ziyaret, ders okuma veya okutma gibi bir maksatla giren Müslüman tahiyyetü'l-mescid namazını kılar. Bir günde bir kaç defa girilirse, bir defasında kılınması kafidir. Dilerse ilk girişinde, dilerse son girişinde kılar. Her girişinde kılması gerekmez.

    Bir mescide her hangi bir namazı kılmak veya farzı eda ve imama uymak niyetiyle girmek de tahiyyetü'l-mescid yerine kaim olur. Buna göre bir mescide girince oturmadan önce kılınan her hangi bir namaz tahiyyetü'l-mescid yerine geçer.

    Kerahet vaktinde tahiyyetü'l-mescid namazı kılınmaz. Bir mescide girip de meşguliyetinden veya kerahet vakti olması yahut abdestsiz olması gibi sebeplerden dolayı tahiyyetü'l-mescid namazını kılamayan kimse, "Sübbanellâhi ve'l-hamdü li'l-lâhi ve lâ ilâhe illallahü ve'llâhü ekber" der.

    Şafi mezhebine göre:


    Hanefi mezhebine göre kerahet vakitlerinde farz ve nafilelerin kılınması uygun olmadığı halde, Şafi mezhebine göre mescide giren kimsenin Tahiyyetü'l-Mescid namazı kılması mekruh sayılmamıştır.

    Cami veya mescide giren kimse oturmadan önce bu niyetle iki rek'at namaz kılar. Peygamberimizin "Sizden biriniz camiye girdiği zaman iki rekat namaz kılmadan oturmasın." hadisini delil getiren şafiler kerahet vaktinde de kılınmasının bir sakıncası olmayacağı söylüyor.

    Tahiyye, saygı demektir. Bu namaz camiye saygı maksadıyla kılınır. Giren kişi oturmadan -gerektiiği için- herhangi bir farz veya başka bir nafile namaz kılarsa onunla Tahiyyetü'l-Mescid namazının faziletini de kazanmış olur. Herhangi bir namazı kılmadan bile bile oturan kimse bu namazı kaçırmış sayılır. Fakat unutarak veya bilmiyerek oturup hemen kalkarsa bu namazı kılabilir.

    Cemaat farz namaza durmaya başlarken camiye giren kimsenin hemen cemaata katılması daha faziletli olduğu için tahiyyetü'l-mescid namazı ile meşgul olması mekruhtur. Mekke'de Mescidü'l-Haram'a giren kimsenin de tahiyyet'ülrmescidi Kabe'yi tavaf etmek olduğu için bu namazı kıl*ması mekruhtur.


  3. Misafir
    Çok çok teşekkürler.Allah sizden razı olsun

+ Yorum Gönder
şafilerde kerahat vakitleri,  şafii mezhebinde kerahat vakitleri,  kerahat vaktinde namaz kılmanın hükmü,  şafilerde kerahat vakti,  hanefi mezhebine göre kerahet vakitleri,  kerahat vakti namaz kılmanın hükmü,  kerahat vakti şafii