Konusunu Oylayın.: Muhammet suresini tevsir edermisiniz?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Muhammet suresini tevsir edermisiniz?
  1. 04.Mart.2013, 18:09
    1
    burcealtug
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2012
    Üye No: 94504
    Mesaj Sayısı: 980
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: ALLAHÜTELANIN ARŞININ ALTINDA HERHANGİBİR YER

    Muhammet suresini tevsir edermisiniz?






    Muhammet suresini tevsir edermisiniz? Mumsema Lütfen kısa ve anlaşılır olsun. Zira site site dolaşıp çok okudum birde sizin eklemenizi okumak istiyorum. Muhammet suresinde ki ayette EY İMAN EDENLER ALLAHA VE RESULÜNE İTAAT EDİN Kİ AMELLERİNİZ BOŞA GİTMESİN .....bu ayet iman edenler için indiğine göre şimdi itaattan ya da isyandan kasıt nedir?Bir kişi tövbe edip salih amel işelemeye ve farzları namaz oruç gibi eda etmeye başlamışsa başka farzlara da riayet etmeye çabalamakta olsada başaramadığı şeylerden ötürü amellerini boşa harcatır mı?


  2. 04.Mart.2013, 18:09
    1
    Kıdemli Üye



    Lütfen kısa ve anlaşılır olsun. Zira site site dolaşıp çok okudum birde sizin eklemenizi okumak istiyorum. Muhammet suresinde ki ayette EY İMAN EDENLER ALLAHA VE RESULÜNE İTAAT EDİN Kİ AMELLERİNİZ BOŞA GİTMESİN .....bu ayet iman edenler için indiğine göre şimdi itaattan ya da isyandan kasıt nedir?Bir kişi tövbe edip salih amel işelemeye ve farzları namaz oruç gibi eda etmeye başlamışsa başka farzlara da riayet etmeye çabalamakta olsada başaramadığı şeylerden ötürü amellerini boşa harcatır mı?


    Benzer Konular

    - Hz muhammet sav e muhammet emin denilmesinin nedenleri

    - Tevsir kitapları konusunda yardım?

    - Benim adım Muhammet.arkadaşım bana sadece muhammet dese olur mu ?

    - Kevser suresini 100 defa, Maun suresini de 41 defa okuyan Peygamber Efendimizi (sav) rüyasında görür

    - Mülk suresini indiremedim yardım edermisiniz?

  3. 04.Mart.2013, 21:50
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,585
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: muhammet suresini tevsirlermisiniz




    Alıntı
    muhammet suresini tevsirlermisiniz
    Muhammed süresini tefsir edermisiniz olacaktır.

    _________________________________

    MUHAMMED SÜRESİ 33. AYETİN TEFSİRİ


    Bazı Ehl-i Kitap Kafirleriyle Bazı Müminlerin Dünya Ve Ahiretteki Halleri:


    32- İnkâr edip, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine doğru yol belli olduktan sonra peygambere karşı gelenler, Allah'a hiçbir zarar veremezler. Allah onların yaptıklannı °Şa çıkaracaktır.
    33. Ey iman edenler, Mlsih,a itaat edin' Peygambere iedin erinizi boşa çıkarmayın.
    34-inkâr edip'ADah yolundan ahkoyanları ve sonra da kâfir olarak ölenleri Allah asla bağışlamaz.
    35- Üstün durumda iken gevşeyip ba"ŞaÇ inle beraberdir. O, amellerinizi asla eksilt-meyecektir.


    Nüzul Sebebi:


    İbni Abbas'a göre: "İnkâr edip Allah yolundan (hak yoldan) alıkoyan­lar..." (32. ayet) ayetinde anlatılanlar, Bedir savaşında askerlerini doyuran müşriklerdir.
    "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, peygambere itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın." (33. ayet) ayeti, Allah'ın emirlerinde Peygamber (s.a.)'in sünnetinde, Allah ve Rasulüne devamlı itaat etme noktasında müminlere bir hitaptır. Bu ayetin nüzulü ile ilgili olarak İbni Ebi Hatim ve Muham-med b. Nasr el-Mervezi'nin Kitabu's-Salât da Ebu'l-Aliye'den rivayet ettiği­ne göre Ebu'l-Aliye şöyle demiştir: Allah Rasulünün ashabı Lâ İlahe İllal-lah=Kelime-i Tevhid'le birlikte hiçbir günahın zararı olmayacağını düşünü­yorlardı. Şirk ile beraber hiçbir amelin faydası olmadığı gibi. Bunun üzeri­ne bu ayet nazil oldu. Böylece onlar günahın, amelin sevabını ortadan kal­dırmasından korktular.
    "inkâr edip, Allah yolundan alıkoyanları ve sonra da kâfir olarak ölen­leri Allah asla bağışlamaz." (34. ayet) ayeti Bedir kuyusu yanındaki müş­rikler hakkında nazil olmuştur. Onların savaşçıları öldürülüp kuyunun içi­ne atılmıştır. [54]

    Ayetler Arası İlişki:


    Allah Tealâ surenin baş tarafında müşriklerin halini, sonra da müna­fıkların durumunu açıkladıktan sonra; Ehl-i Kitaptan bir grubun, Kuray-za ve Nadir oğullarının tavrını zikretti. Onlar, inkâr edip insanları Allah'ın yolundan vazgeçirmeye çalışmışlardır. Hakkı bilip öğrendikten sonra ter-kettikleri için yüce Allah, onları tehdit etmiştir. Bunlar, müslüman olup müslümanlıklarını peygamberin başına kakan Sa'd oğullarıdır. Allah, onla­rı bu davranışlarından sakmdırmıştır. Daha sonra da Allah Tealâ, kâfir olarak ölenlerin hükmünü belirtmiştir. Bu hüküm Allah'ın, onları asla ba­ğışlamaması, dünya ve ahirette onları yardımcısız bırakmasıdır. Müslü­manlar güçlü, galip ve üstün bir noktada iken, o kâfirler karşısında zafiyet ve zillet göstermeye hiçbir şey sebep olamaz. [55]

    Açıklaması:


    "İnkâr edip Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine doğru yol belli olduktan sonra peygambere karşı gelenler, Allah 'a hiçbir zarar veremezler. Allah, onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır." Allah'ın birliğini (tevhid) in­kâr edenler, İslâm'dan ve Allah Rasulüne (s.a.) tabi olmaktan menederek insanları Allah'ın dininden ve hak yoldan uzaklaştıranlar, hak kendilerine ayan beyan belli olduktan sonra, peygambere isyan edip ona düşman olan­lar; peygamberin, Allah'ın Rasulü olduğunu, açık mucizeler ve kesin delil­lerle Allah tarafından gönderildiğini bilenler inanmamak ve küfürde ısrar­ları dolayısıyla Allah'a asla zarar veremezler.
    Çünkü hiçbir kul Rablerine zarar verecek noktaya ulaşamaz ki, O'na zarar versin. O, ne olursa olsun, başkalarının zarar vermesinden münez­zehtir. Onlar, ancak kendi nefislerine zarar verirler ve kıyamet gününde o nefislere yazık ederler. Allah, küfürlerinden dolayı onların amellerinin se­vabını boşa çıkaracaktır.
    Sonra yüce Allah, mümin kullarına, kendisine ve rasulüne (s.a.) itaati emretti. Çünkü bu itaat, insanların dünya ve ahiret mutluluğuna sebeptir. Onları, amelleri boşa çıkaracak olan irtidattan (dinden dönme) sakındıra­rak şöyle buyurdu: "Ey iman edenler! Allah 'a itaat edin, peygambere itaat edin. Amellerinizi (işlerinizi) boşa çıkarmayın." Allah'a ve Rasulüne inanan­lar! Emirlerine, yasaklarından kaçarak Allah'a ve Rasulüne itaat ediniz! Dinden dönerek (riddetle), ya da büyük günahlarla, riya (gösteriş) ve göste­riş için başa kakarak ve eza ederek amellerinizin sevaplarını boşa çıkarma­yın. Riddetle (dinden dönerek) amellerin sevabının boşa çıkarılmasının deli­li bundan sonra gelecek olan "Allah onları asla bağışlamaz." ayetidir.
    Kebairle (büyük günahlarla) amellerin sevaplarının boşa çıkacağına dair delil ise, Ebu'l-Aliye'den nüzul sebebi ile ilgili olarak zikredilen şu hu­sustur: Peygamberin ashabından bazıları, şirk ile birlikte hiçbir amelin faydası olmadığı gibi, Lâ İlahe İllallah=Kelime-i tevhidi söyledikten sonra hiçbir günahın zararı olmayacağı görüşünü benimsiyorlardı. Nihayet, yu­karda sözü edilen ayet nazil oldu. Bu sebeple amellerinin sevabının zayi olacağı noktasında büyük günahlardan korkuyorlardı.
    Katade (r.a.) şöyle demiştir: Kötü ameliyle iyi amelinin sevabını gidermeyen bir kula Allah merhamet etsin. İbni Abbas (r.a.)'dan da şöyle rivayet edilmiştir: Amellerinizin sevabını; riya ve suma ile, ya da şüphe ve nifakla ortadan kaldırmayınız!.
    Muhammed b. Nasr el-Mervezi'nin İbni Ömer (r.a.)'den rivayet ettiği­ne göre o şöyle demiştir: Biz, Allah Rasulünün ashabı (arkadaşları) hase­nattan (iyiliklerden) her şeyin makbul olduğunu düşünüyorduk. Nihayet "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, peygambere itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın." ayeti nazil oldu. "Amellerimizi boşa çıkaran bu şey nedir?" di­ye kendi kendimize sorduk, yine biz cezayı gerektiren büyük günahlar, çir­kin şeylerdir, diye cevapladık. Sonra "Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını (günahları) dilediği kimse için bağış­lar." (Nisa, 4/48, 116) ayeti indi. Bu ayet nazil olunca artık bu konuda ko­nuşmayı bıraktık. Biz, büyük günahlara ve çirkin işlere girmiş insanlar adına korkar, endişe ederdik, fakat bunlara bulaşmamış kimseler için Al­lah'ın rahmetini dilerdik.
    Sonra Allah Tealâ şunu açıkladı ki, kulun amelleri batıl da olsa, Al­lah'ın fazlı (ihsanı) bakidir. Küfür üzerine ölmedikçe dilerse Allah onu ba­ğışlar. Allah Tealâ şöyle buyurdu: "înkâr edip Allah yolundan alıkoyanları ve sonra da kâfir olarak ölenleri Allah asla bağışlamaz." Yani Allah'ın birli­ğini inkâr edenler, insanları Allah'ın dininden ve Rasulüne tabi olmaktan alıkoyanlar, küfürde ısrar ettikleri halde ölenlere asla af yoktur. Bilakis onlar cehennemde ceza göreceklerdir. Katade şöyle demiştir: Bu ayet, pey­gambere kendi babası hakkında soran ve babasının, küfründe samimi ol­duğunu söyleyen bir adam hakkında nazil olmuştur. Kelbi'den Bedir'e katı­lanların reisleri hakkında nazil olduğu da rivayet edilmiştir.
    Ayetin benzeri şudur: "Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağış­lamaz, bundan başkasını (günahları) dilediği kimse için bağışlar." (Nisa, 4/48). Bundan daha fazla da müsamaha olamaz. Çünkü Allah, mümin ola­rak ölene mağfiret ve rahmetiyle muamele edecektir. Küfür üzere ölene ne mağfiret vardır, ne de rahmet!
    Sonra da Allah, kâfirin dünyada da, ahirette de hürmete değer bir du­rumu olmadığını açıkladı ve onlarla savaşmayı emrederek şöyle buyurdu:
    "Üstün durumda iken gevşeyip barışa çağırmayın. Allah sizinle beraber­dir. O, amellerinizi asla eksiltmeyecektir." Müminler! Kâfirlerle savaşmakta zafiyet göstermeyin. Acz ve zaaf göstererek, istek sizden gelmek üzere, kâfir­leri barışa davet etmeyin. Bu durum, ancak zaaf anında olur. Müşrikler de benimserse barışı kabul etmeye hiçbir engel olamaz. Ama güçlü kuvvetli, düşmanlarınıza galip durumda iken ilk defa sulh talebinde siz bulunmayın. Allah, onlara karşı yardım ve zaferiyle sizinle beraberdir. Amellerinizin se­vabından hiçbir şeyi eksiltmeyecektir. "Allah sizinle beraberdir." cümlesi düş­manlara karşı zafer elde edileceğini ifade eden büyük bir müjdedir.
    Kâfirlerin güçlü olması ve müslümanlara göre sayıca çok bulunması halinde ise, müslümanlarm lideri (imam) eğer sulh ve barışta maslahat (kamu yaran) görürse bunu yapar. Nitekim Allah Rasulü (s.a.) Kureyş kâ­firleri kendisini Mekke'ye girmekten engellediğinde ve onu barışa davet edip on yıl aralarında savaşı sona erdirmeyi istediklerinde onlara bu konu­da olumlu cevap vermişti. [56]

    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler:


    1- Allah ve Rasulünü inkâr etmenin insanları İslâm'dan uzaklaştır­maya çabalamanın, deliller ve mucizelerle peygamber olduğunu öğrendik­ten sonra Allah Rasulüne (s.a.) düşman olmanın kötülüğü ve zararı bizzat kâfirlere ait olacaktır. Allah onların yaptıkları amellerin sevaplarını boşa çıkaracaktır. Allah, hiçbir kâfirin küfründen ve hiçbir fasıkın fışkından za­rar görmez.
    2- Müminler sürekli olarak Allah'ın emirlerine ve Rasulünün sünneti­ne bağlanarak itaat etmekle mükelleftirler. Büyük günahlarla, gösteriş ile, başa kakarak ve eza ederek, ya da Allah Rasulüne itaati terkederek iyilik­lerin sevabını boşa çıkartmalarından sakmdırılmışlardır.
    Burada, büyük günahların itaatleri boşa çıkardığına ve masiyetlerin, imandan uzaklaştırdığına işaret vardır.
    3- Müminlere: "İşlerinizi boşa çıkarmayın" diye bir emir verilmektedir. Bunun zahiri (görünen ilk anlamı) şuna işaret etmektedir: Bir insan nafile bir ibadete başlar da, sonra onu terketmek isterse, bu onun için caiz değil­dir. İlim adamlarının bu konuda birtakım görüşleri vardır:
    Şafii: Başlanılan nafile amellerin terkinin caiz olacağı görüşünü be­nimsemiştir. Çünkü nafile ibadeti yapan kişi kendi nefsinin emiri (idareci­sidir. Böyle bir nafile ibadeti kendine vacip kılması, o ibadeti nafile olmak­tan çıkarır. "Zira iyilik edenlerin aleyhine bir yol (bir sorumluluk) yoktur." (Tevbe, 9/91). ayetinden maksat, farz amelin sevabını boşa çıkarmaktır. Al­lah, farz amelin sevabını boşa çıkarmaktan sakındırmıştır. Ama nafileye gelince durum böyle değildir. Zira nafile ibadet kişiye farz değildir. Ayette­ki lafzın umumi olduğu ileri sürülecek olursa, umumi lafzın da tahsisi caiz­dir, şeklinde cevap verilir. Zira nafile gönüllü olarak yapılan bir ibadettir. Gönüllü olarak yapılan bir ibadet de muhayyerliği, yapıp yapmama özgür­lüğünü gerektirir.
    İmam Malik ve Ebu Hanife ise: Başlanılan nafile bir ibadetin terkedi-lemeyeceği görüşündedirler; nafile namaz ve nafile oruç gibi. Çünkü nafile ibadet yapan kimse bu ibadete başlamadan önce kendi nefsinin emiri (ida­recisi) idi. Fakat başladıktan sonra artık bu ibadeti kendisine farz kılmış ve onu yapmaya kesin olarak karar vermiştir. Dolayısıyla üzerine farz kıldığı şeyi eda etmesi ve karar verdiği ibadeti ifa etmesi gerekir. "Ey iman edenler! Akitlerin (gereğini) yerine getiriniz." (Maide, 5/1).
    4- Kâfir olarak ölmek, sürekli olarak cehennemde kalmayı gerektirir. Tevbe ve mağfiret kapısı hayat boyu açıktır. Allah'ın birliğini (tevhidi) in­kârda ısrar ederek ölen kimse cehennemle cezalanır.
    5- Müslümanlar güçlü oldukları sürece, zillet ve zaaf göstererek düş­manları barış ve sulha davet etmeleri caiz değildir. Bazı hallerde zahiren düşmanların üstünlüğü ortaya çıksa da Allah müminlere yardım edecek ve onların hiçbir amelinin sevabını eksiltmeyecektir.
    Müslümanlar zayıf düşüp düşmanlara mukavemetten aciz kaldıkla­rında zaruret halinde onlarla barış anlaşması yapmak caizdir.
    Aynı şekilde devlet reisi (imam) barış anlaşmasında bir menfaat gö­rürse, bunu yapabilir. Nitekim Allah Rasulü (s.a.) on sene süre ile müşrik­lerle Hudeybiye barış antlaşmasını yapmıştır.
    Müşrikler, iyi niyetle, herhangi bir hile olmaksızın barış isterlerse on­ların bu barışlarını kabul etmekte bir zarar yoktur. Çünkü Allah şöyle bu­yurmaktadır: "Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et." (Enfal, 8/61).
    İşte bütün bu açıklamalara göre "sakın gevşemeyin..." (Muhammed, 47/35) ve "Eğer onlar barışa yanaşırlarsa..." (Enfal, 8/61) ayetlerinden her biri muhkemdir, yani hükmü geçerlidir. Bazılarının dediği gibi biri diğeriyle mensuh, hükmü ortadan kaldırılmış değildir. Çünkü bu iki ayet, farklı iki durumda ve iki ayrı zamanda nazil olmuştur. Birincisi, müslümanlann güç­lü oldukları zamanda, ikincisi ise düşmanların barış istedikleri durumda. [57]



  4. 04.Mart.2013, 21:50
    2
    Moderatör



    Alıntı
    muhammet suresini tevsirlermisiniz
    Muhammed süresini tefsir edermisiniz olacaktır.

    _________________________________

    MUHAMMED SÜRESİ 33. AYETİN TEFSİRİ


    Bazı Ehl-i Kitap Kafirleriyle Bazı Müminlerin Dünya Ve Ahiretteki Halleri:


    32- İnkâr edip, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine doğru yol belli olduktan sonra peygambere karşı gelenler, Allah'a hiçbir zarar veremezler. Allah onların yaptıklannı °Şa çıkaracaktır.
    33. Ey iman edenler, Mlsih,a itaat edin' Peygambere iedin erinizi boşa çıkarmayın.
    34-inkâr edip'ADah yolundan ahkoyanları ve sonra da kâfir olarak ölenleri Allah asla bağışlamaz.
    35- Üstün durumda iken gevşeyip ba"ŞaÇ inle beraberdir. O, amellerinizi asla eksilt-meyecektir.


    Nüzul Sebebi:


    İbni Abbas'a göre: "İnkâr edip Allah yolundan (hak yoldan) alıkoyan­lar..." (32. ayet) ayetinde anlatılanlar, Bedir savaşında askerlerini doyuran müşriklerdir.
    "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, peygambere itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın." (33. ayet) ayeti, Allah'ın emirlerinde Peygamber (s.a.)'in sünnetinde, Allah ve Rasulüne devamlı itaat etme noktasında müminlere bir hitaptır. Bu ayetin nüzulü ile ilgili olarak İbni Ebi Hatim ve Muham-med b. Nasr el-Mervezi'nin Kitabu's-Salât da Ebu'l-Aliye'den rivayet ettiği­ne göre Ebu'l-Aliye şöyle demiştir: Allah Rasulünün ashabı Lâ İlahe İllal-lah=Kelime-i Tevhid'le birlikte hiçbir günahın zararı olmayacağını düşünü­yorlardı. Şirk ile beraber hiçbir amelin faydası olmadığı gibi. Bunun üzeri­ne bu ayet nazil oldu. Böylece onlar günahın, amelin sevabını ortadan kal­dırmasından korktular.
    "inkâr edip, Allah yolundan alıkoyanları ve sonra da kâfir olarak ölen­leri Allah asla bağışlamaz." (34. ayet) ayeti Bedir kuyusu yanındaki müş­rikler hakkında nazil olmuştur. Onların savaşçıları öldürülüp kuyunun içi­ne atılmıştır. [54]

    Ayetler Arası İlişki:


    Allah Tealâ surenin baş tarafında müşriklerin halini, sonra da müna­fıkların durumunu açıkladıktan sonra; Ehl-i Kitaptan bir grubun, Kuray-za ve Nadir oğullarının tavrını zikretti. Onlar, inkâr edip insanları Allah'ın yolundan vazgeçirmeye çalışmışlardır. Hakkı bilip öğrendikten sonra ter-kettikleri için yüce Allah, onları tehdit etmiştir. Bunlar, müslüman olup müslümanlıklarını peygamberin başına kakan Sa'd oğullarıdır. Allah, onla­rı bu davranışlarından sakmdırmıştır. Daha sonra da Allah Tealâ, kâfir olarak ölenlerin hükmünü belirtmiştir. Bu hüküm Allah'ın, onları asla ba­ğışlamaması, dünya ve ahirette onları yardımcısız bırakmasıdır. Müslü­manlar güçlü, galip ve üstün bir noktada iken, o kâfirler karşısında zafiyet ve zillet göstermeye hiçbir şey sebep olamaz. [55]

    Açıklaması:


    "İnkâr edip Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine doğru yol belli olduktan sonra peygambere karşı gelenler, Allah 'a hiçbir zarar veremezler. Allah, onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır." Allah'ın birliğini (tevhid) in­kâr edenler, İslâm'dan ve Allah Rasulüne (s.a.) tabi olmaktan menederek insanları Allah'ın dininden ve hak yoldan uzaklaştıranlar, hak kendilerine ayan beyan belli olduktan sonra, peygambere isyan edip ona düşman olan­lar; peygamberin, Allah'ın Rasulü olduğunu, açık mucizeler ve kesin delil­lerle Allah tarafından gönderildiğini bilenler inanmamak ve küfürde ısrar­ları dolayısıyla Allah'a asla zarar veremezler.
    Çünkü hiçbir kul Rablerine zarar verecek noktaya ulaşamaz ki, O'na zarar versin. O, ne olursa olsun, başkalarının zarar vermesinden münez­zehtir. Onlar, ancak kendi nefislerine zarar verirler ve kıyamet gününde o nefislere yazık ederler. Allah, küfürlerinden dolayı onların amellerinin se­vabını boşa çıkaracaktır.
    Sonra yüce Allah, mümin kullarına, kendisine ve rasulüne (s.a.) itaati emretti. Çünkü bu itaat, insanların dünya ve ahiret mutluluğuna sebeptir. Onları, amelleri boşa çıkaracak olan irtidattan (dinden dönme) sakındıra­rak şöyle buyurdu: "Ey iman edenler! Allah 'a itaat edin, peygambere itaat edin. Amellerinizi (işlerinizi) boşa çıkarmayın." Allah'a ve Rasulüne inanan­lar! Emirlerine, yasaklarından kaçarak Allah'a ve Rasulüne itaat ediniz! Dinden dönerek (riddetle), ya da büyük günahlarla, riya (gösteriş) ve göste­riş için başa kakarak ve eza ederek amellerinizin sevaplarını boşa çıkarma­yın. Riddetle (dinden dönerek) amellerin sevabının boşa çıkarılmasının deli­li bundan sonra gelecek olan "Allah onları asla bağışlamaz." ayetidir.
    Kebairle (büyük günahlarla) amellerin sevaplarının boşa çıkacağına dair delil ise, Ebu'l-Aliye'den nüzul sebebi ile ilgili olarak zikredilen şu hu­sustur: Peygamberin ashabından bazıları, şirk ile birlikte hiçbir amelin faydası olmadığı gibi, Lâ İlahe İllallah=Kelime-i tevhidi söyledikten sonra hiçbir günahın zararı olmayacağı görüşünü benimsiyorlardı. Nihayet, yu­karda sözü edilen ayet nazil oldu. Bu sebeple amellerinin sevabının zayi olacağı noktasında büyük günahlardan korkuyorlardı.
    Katade (r.a.) şöyle demiştir: Kötü ameliyle iyi amelinin sevabını gidermeyen bir kula Allah merhamet etsin. İbni Abbas (r.a.)'dan da şöyle rivayet edilmiştir: Amellerinizin sevabını; riya ve suma ile, ya da şüphe ve nifakla ortadan kaldırmayınız!.
    Muhammed b. Nasr el-Mervezi'nin İbni Ömer (r.a.)'den rivayet ettiği­ne göre o şöyle demiştir: Biz, Allah Rasulünün ashabı (arkadaşları) hase­nattan (iyiliklerden) her şeyin makbul olduğunu düşünüyorduk. Nihayet "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, peygambere itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın." ayeti nazil oldu. "Amellerimizi boşa çıkaran bu şey nedir?" di­ye kendi kendimize sorduk, yine biz cezayı gerektiren büyük günahlar, çir­kin şeylerdir, diye cevapladık. Sonra "Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını (günahları) dilediği kimse için bağış­lar." (Nisa, 4/48, 116) ayeti indi. Bu ayet nazil olunca artık bu konuda ko­nuşmayı bıraktık. Biz, büyük günahlara ve çirkin işlere girmiş insanlar adına korkar, endişe ederdik, fakat bunlara bulaşmamış kimseler için Al­lah'ın rahmetini dilerdik.
    Sonra Allah Tealâ şunu açıkladı ki, kulun amelleri batıl da olsa, Al­lah'ın fazlı (ihsanı) bakidir. Küfür üzerine ölmedikçe dilerse Allah onu ba­ğışlar. Allah Tealâ şöyle buyurdu: "înkâr edip Allah yolundan alıkoyanları ve sonra da kâfir olarak ölenleri Allah asla bağışlamaz." Yani Allah'ın birli­ğini inkâr edenler, insanları Allah'ın dininden ve Rasulüne tabi olmaktan alıkoyanlar, küfürde ısrar ettikleri halde ölenlere asla af yoktur. Bilakis onlar cehennemde ceza göreceklerdir. Katade şöyle demiştir: Bu ayet, pey­gambere kendi babası hakkında soran ve babasının, küfründe samimi ol­duğunu söyleyen bir adam hakkında nazil olmuştur. Kelbi'den Bedir'e katı­lanların reisleri hakkında nazil olduğu da rivayet edilmiştir.
    Ayetin benzeri şudur: "Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağış­lamaz, bundan başkasını (günahları) dilediği kimse için bağışlar." (Nisa, 4/48). Bundan daha fazla da müsamaha olamaz. Çünkü Allah, mümin ola­rak ölene mağfiret ve rahmetiyle muamele edecektir. Küfür üzere ölene ne mağfiret vardır, ne de rahmet!
    Sonra da Allah, kâfirin dünyada da, ahirette de hürmete değer bir du­rumu olmadığını açıkladı ve onlarla savaşmayı emrederek şöyle buyurdu:
    "Üstün durumda iken gevşeyip barışa çağırmayın. Allah sizinle beraber­dir. O, amellerinizi asla eksiltmeyecektir." Müminler! Kâfirlerle savaşmakta zafiyet göstermeyin. Acz ve zaaf göstererek, istek sizden gelmek üzere, kâfir­leri barışa davet etmeyin. Bu durum, ancak zaaf anında olur. Müşrikler de benimserse barışı kabul etmeye hiçbir engel olamaz. Ama güçlü kuvvetli, düşmanlarınıza galip durumda iken ilk defa sulh talebinde siz bulunmayın. Allah, onlara karşı yardım ve zaferiyle sizinle beraberdir. Amellerinizin se­vabından hiçbir şeyi eksiltmeyecektir. "Allah sizinle beraberdir." cümlesi düş­manlara karşı zafer elde edileceğini ifade eden büyük bir müjdedir.
    Kâfirlerin güçlü olması ve müslümanlara göre sayıca çok bulunması halinde ise, müslümanlarm lideri (imam) eğer sulh ve barışta maslahat (kamu yaran) görürse bunu yapar. Nitekim Allah Rasulü (s.a.) Kureyş kâ­firleri kendisini Mekke'ye girmekten engellediğinde ve onu barışa davet edip on yıl aralarında savaşı sona erdirmeyi istediklerinde onlara bu konu­da olumlu cevap vermişti. [56]

    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler:


    1- Allah ve Rasulünü inkâr etmenin insanları İslâm'dan uzaklaştır­maya çabalamanın, deliller ve mucizelerle peygamber olduğunu öğrendik­ten sonra Allah Rasulüne (s.a.) düşman olmanın kötülüğü ve zararı bizzat kâfirlere ait olacaktır. Allah onların yaptıkları amellerin sevaplarını boşa çıkaracaktır. Allah, hiçbir kâfirin küfründen ve hiçbir fasıkın fışkından za­rar görmez.
    2- Müminler sürekli olarak Allah'ın emirlerine ve Rasulünün sünneti­ne bağlanarak itaat etmekle mükelleftirler. Büyük günahlarla, gösteriş ile, başa kakarak ve eza ederek, ya da Allah Rasulüne itaati terkederek iyilik­lerin sevabını boşa çıkartmalarından sakmdırılmışlardır.
    Burada, büyük günahların itaatleri boşa çıkardığına ve masiyetlerin, imandan uzaklaştırdığına işaret vardır.
    3- Müminlere: "İşlerinizi boşa çıkarmayın" diye bir emir verilmektedir. Bunun zahiri (görünen ilk anlamı) şuna işaret etmektedir: Bir insan nafile bir ibadete başlar da, sonra onu terketmek isterse, bu onun için caiz değil­dir. İlim adamlarının bu konuda birtakım görüşleri vardır:
    Şafii: Başlanılan nafile amellerin terkinin caiz olacağı görüşünü be­nimsemiştir. Çünkü nafile ibadeti yapan kişi kendi nefsinin emiri (idareci­sidir. Böyle bir nafile ibadeti kendine vacip kılması, o ibadeti nafile olmak­tan çıkarır. "Zira iyilik edenlerin aleyhine bir yol (bir sorumluluk) yoktur." (Tevbe, 9/91). ayetinden maksat, farz amelin sevabını boşa çıkarmaktır. Al­lah, farz amelin sevabını boşa çıkarmaktan sakındırmıştır. Ama nafileye gelince durum böyle değildir. Zira nafile ibadet kişiye farz değildir. Ayette­ki lafzın umumi olduğu ileri sürülecek olursa, umumi lafzın da tahsisi caiz­dir, şeklinde cevap verilir. Zira nafile gönüllü olarak yapılan bir ibadettir. Gönüllü olarak yapılan bir ibadet de muhayyerliği, yapıp yapmama özgür­lüğünü gerektirir.
    İmam Malik ve Ebu Hanife ise: Başlanılan nafile bir ibadetin terkedi-lemeyeceği görüşündedirler; nafile namaz ve nafile oruç gibi. Çünkü nafile ibadet yapan kimse bu ibadete başlamadan önce kendi nefsinin emiri (ida­recisi) idi. Fakat başladıktan sonra artık bu ibadeti kendisine farz kılmış ve onu yapmaya kesin olarak karar vermiştir. Dolayısıyla üzerine farz kıldığı şeyi eda etmesi ve karar verdiği ibadeti ifa etmesi gerekir. "Ey iman edenler! Akitlerin (gereğini) yerine getiriniz." (Maide, 5/1).
    4- Kâfir olarak ölmek, sürekli olarak cehennemde kalmayı gerektirir. Tevbe ve mağfiret kapısı hayat boyu açıktır. Allah'ın birliğini (tevhidi) in­kârda ısrar ederek ölen kimse cehennemle cezalanır.
    5- Müslümanlar güçlü oldukları sürece, zillet ve zaaf göstererek düş­manları barış ve sulha davet etmeleri caiz değildir. Bazı hallerde zahiren düşmanların üstünlüğü ortaya çıksa da Allah müminlere yardım edecek ve onların hiçbir amelinin sevabını eksiltmeyecektir.
    Müslümanlar zayıf düşüp düşmanlara mukavemetten aciz kaldıkla­rında zaruret halinde onlarla barış anlaşması yapmak caizdir.
    Aynı şekilde devlet reisi (imam) barış anlaşmasında bir menfaat gö­rürse, bunu yapabilir. Nitekim Allah Rasulü (s.a.) on sene süre ile müşrik­lerle Hudeybiye barış antlaşmasını yapmıştır.
    Müşrikler, iyi niyetle, herhangi bir hile olmaksızın barış isterlerse on­ların bu barışlarını kabul etmekte bir zarar yoktur. Çünkü Allah şöyle bu­yurmaktadır: "Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et." (Enfal, 8/61).
    İşte bütün bu açıklamalara göre "sakın gevşemeyin..." (Muhammed, 47/35) ve "Eğer onlar barışa yanaşırlarsa..." (Enfal, 8/61) ayetlerinden her biri muhkemdir, yani hükmü geçerlidir. Bazılarının dediği gibi biri diğeriyle mensuh, hükmü ortadan kaldırılmış değildir. Çünkü bu iki ayet, farklı iki durumda ve iki ayrı zamanda nazil olmuştur. Birincisi, müslümanlann güç­lü oldukları zamanda, ikincisi ise düşmanların barış istedikleri durumda. [57]






+ Yorum Gönder