Konusunu Oylayın.: Cevşen uydurma mı???

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Cevşen uydurma mı???
  1. 08.Ekim.2007, 03:00
    1
    celikihsan87
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Eylül.2007
    Üye No: 2464
    Mesaj Sayısı: 66
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 30
    Bulunduğu yer: bursa-ısparta

    Cevşen uydurma mı???

  2. 08.Ekim.2007, 03:10
    2
    maximilian
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Eylül.2007
    Üye No: 3199
    Mesaj Sayısı: 213
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4

    CevŞen Nedİr? Fİkret Şanli




    CEVŞEN NEDİR?

    FİKRET ŞANLI


    Cevşen- i Kebir ve Cevşeni Sagir olmak üzere iki dua vardır.
    Uhud harbi esnasında Efendimizi öldürme teşebbüsleri çoğalıp havanın da sıcak olması hasebiyle zırhında yük yaptığı bir ortamda Cebrail Aleyhisselam gelir ve “Ey Muhammed! Rabbin sana selam ediyor ve üzerindeki zırhı çıkarıp bu duayı okumanı istiyor. Bu dua hem sana hem de ümmetine zırhtan daha sağlam bir emniyet sağlayacaktır.” (1) (Bu veya buna benzer metinler cevşen satılırken ufak bir kağıtla beraber verilir.) İşte yaklaşık 15 sayfa olan bu dua bize böyle gönderilmiştir. O günden bu güne kim onu üzerinde taşırsa başına musibet gelmez. Evinde olursa evi yanmaz. Çocuğunda olursa başına birşey gelmez. Gel vatandaş... Sadece bir milyonlarla artık pazara bile ulaştı. Bu konu hakkındaki ilmi mütalaalardan şu sonuçlar çıkmıştır:
    1- Peygamber Efendimiz Uhud’da zırhını çıkarmamıştır. Hatta üzerinde iki zırh birden vardı. (2)
    2- Madem bu dua Peygamber Efendimizi koruyacaktı da Efendimiz Uhud harbinde niye yaralandı.
    “Ebu Said el Hudri der ki: Rasulullah’ın yüzüne baktım. Her iki şakağında gümüş para yerini andırır iz, alnında saçının dibinde de bir yara vardı. Alt dudağı yarılmış, sağ yanındaki rebaiye dişinden birisi de kırılmıştı... Yardım edilmedikçe attan inemedi... Her iki Sade (Sa’d b. Ubade ile Sa’d b Muaze) dayanarak evine girdi.” (2)
    Hani bu dua zırhtan daha iyiydi. Bu savaştan sonraki savaşlarda niye yaralanmalar oldu? Efendimiz mübarek dişini niye yitirdi?
    3- Demek ki bu İslam’ın tevekkül mantığına ters. O halde bu hadis nerede geçiyor diye araştırdığımızda şu sonuca varırız ki, bu olay ehli sünnetin ne birinci derece hadis kitaplarında, ne de ikinci derece hadis kitaplarında. Peki bu uydurma şey bize nasıl ulaştı diye bakarsak şu sonuca varırız. Bu duanın aslı cevşen kelimesinde saklı. Cevşen farsça bir kelimedir. Zırh demektir. İran kaynaklarına göre Cevşeni Kebir ile Allah’a müracaatta bulunan kimseye Bedir Şehitleri derecesinde 900.000 şehit sevabı verilir. Bu duayı kefenin üzerine yazan mü’min azap görmez onu okuyan kimse dört semavi kitabı okumuş gibi olur... vesaire, vesaire...
    Bazen kendi kendime şöyle derim: Beş milyona normal patıska alacağına altı milyona cevşen baskılısını al hiç olmazsa azaptan kurtul. Hakikaten buna inanılır mı derdim ama inanılıyor. İran’da binlerce cevşenli kefen var bizde de binlerce insan.
    Her dönemde dinini bilmeyen insanları istismar etmek için birileri çıkıp din adına birşeyler uydurup onunla menfaat sağlamak isteyen insanlar çıkmıştır. Hristiyanlar da cennetten arsa satmadılar mı?
    Bundan birkaç yıl önce Fethullah Gülen hocaefendinin Zaman gazetesinin ikinci sayfasında cevşen adı altında üç gün boyunca tam sayfa yazısı çıkmıştı. Sonuç olarak şu kanıya ulaşılıyordu:
    Evet! Bu olay ehli sünnetin hadis kitaplarında yok.
    Evet! Bu olayın silsilesi şia silsilesi.
    Evet! Bu olayın aslı olmayabilir. Ama bu duayı üstadın okuması bizim için yeterlidir. Evet hocaefendinin dedikle-rine aynen katılıyor ve iki meselenin izah edilmesi gerektiği kanısındayım.
    1- Mesele: Madem bu olayın aslı yok “zira din isnattır.” buyuruluyor. Pek niye halen cevşen satılırken bu kayıtlar veriliyor. Bu tip insanlara ancak şunu söyleyebiliriz: “Allah’ın ayetlerini az bir paraya satmayın.” (Ayet Meali)
    Az bir paraya satmayın, yani dini istismar edip dinin sırtından zengin olmaya kalkarsanız ne kazanırsanız kazanın o az bir para olacaktır, haberiniz olsun.
    Nur Cemaatinin ayrılmasının sebeplerinden ve Risalelerdeki ebcet hesabı hatalarından bahseden bir kitapta (4) bu sebeplerin başında Risalelerin kârının kimde kalacağında anlaşılamamasıdır der... Ama ben bütün hüsnü zannımla böyle bir şeye inanmamakla beraber madem bu cevşen olayının aslı olmadığı bilindiği halde niye bu hikayelerin anlatıldığı hep kafamı karıştırmıştır. Niye?
    2. Mesele: Zira bu asıl meseledir. İnsanların cevşeni takarken bu inançta olmalarıdır. Kendilerini bu kağıdın koruyacağını zannederler ve kağıdı asarak yardım beklerler ki bu insanları cahiliyeti puta tapmaya alıştırma gibidir. Oysa Allah istemedikçe dünya ve içindekiler ne isterse istesinler onlara bir şey olmaz. Kuvvet ve kudret sahibi olan Allah’tır ki insanlara bunun ilahi bir yönünün olmadığı söylense ve sadece bunda Allah’ın güzel isimleri, dualar, Bedir ashabının ismi var. Belki onlara hürmeten Cenab-ı Allah sizi korur denseydi cevşen bu kadar yayılır mıydı?
    Bir diğer sayıda bu sorunun cevabı, nazar boncuğu, muska yazmanın dini hükümlerini inceleyeceğiz.

    Dipnotlar
    1) İslam Ansiklopedisi Cevşen bölümünde güzel mülahazalar vardır. Konuyu daha derin araştırmak isteyenlere tavsiye olunur. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c: 7, s: 462-3-4
    2) İslam Tarihi Mustafa Asım Köksal, c. 3, s. 172
    3) a.g.e., c. 3, s. 233
    4) İşaratı Gaybiye ve Ayniye, Yazan M. Ali Nebioğlu, 1964, Ankara


  3. 08.Ekim.2007, 03:10
    2
    Devamlı Üye



    CEVŞEN NEDİR?

    FİKRET ŞANLI


    Cevşen- i Kebir ve Cevşeni Sagir olmak üzere iki dua vardır.
    Uhud harbi esnasında Efendimizi öldürme teşebbüsleri çoğalıp havanın da sıcak olması hasebiyle zırhında yük yaptığı bir ortamda Cebrail Aleyhisselam gelir ve “Ey Muhammed! Rabbin sana selam ediyor ve üzerindeki zırhı çıkarıp bu duayı okumanı istiyor. Bu dua hem sana hem de ümmetine zırhtan daha sağlam bir emniyet sağlayacaktır.” (1) (Bu veya buna benzer metinler cevşen satılırken ufak bir kağıtla beraber verilir.) İşte yaklaşık 15 sayfa olan bu dua bize böyle gönderilmiştir. O günden bu güne kim onu üzerinde taşırsa başına musibet gelmez. Evinde olursa evi yanmaz. Çocuğunda olursa başına birşey gelmez. Gel vatandaş... Sadece bir milyonlarla artık pazara bile ulaştı. Bu konu hakkındaki ilmi mütalaalardan şu sonuçlar çıkmıştır:
    1- Peygamber Efendimiz Uhud’da zırhını çıkarmamıştır. Hatta üzerinde iki zırh birden vardı. (2)
    2- Madem bu dua Peygamber Efendimizi koruyacaktı da Efendimiz Uhud harbinde niye yaralandı.
    “Ebu Said el Hudri der ki: Rasulullah’ın yüzüne baktım. Her iki şakağında gümüş para yerini andırır iz, alnında saçının dibinde de bir yara vardı. Alt dudağı yarılmış, sağ yanındaki rebaiye dişinden birisi de kırılmıştı... Yardım edilmedikçe attan inemedi... Her iki Sade (Sa’d b. Ubade ile Sa’d b Muaze) dayanarak evine girdi.” (2)
    Hani bu dua zırhtan daha iyiydi. Bu savaştan sonraki savaşlarda niye yaralanmalar oldu? Efendimiz mübarek dişini niye yitirdi?
    3- Demek ki bu İslam’ın tevekkül mantığına ters. O halde bu hadis nerede geçiyor diye araştırdığımızda şu sonuca varırız ki, bu olay ehli sünnetin ne birinci derece hadis kitaplarında, ne de ikinci derece hadis kitaplarında. Peki bu uydurma şey bize nasıl ulaştı diye bakarsak şu sonuca varırız. Bu duanın aslı cevşen kelimesinde saklı. Cevşen farsça bir kelimedir. Zırh demektir. İran kaynaklarına göre Cevşeni Kebir ile Allah’a müracaatta bulunan kimseye Bedir Şehitleri derecesinde 900.000 şehit sevabı verilir. Bu duayı kefenin üzerine yazan mü’min azap görmez onu okuyan kimse dört semavi kitabı okumuş gibi olur... vesaire, vesaire...
    Bazen kendi kendime şöyle derim: Beş milyona normal patıska alacağına altı milyona cevşen baskılısını al hiç olmazsa azaptan kurtul. Hakikaten buna inanılır mı derdim ama inanılıyor. İran’da binlerce cevşenli kefen var bizde de binlerce insan.
    Her dönemde dinini bilmeyen insanları istismar etmek için birileri çıkıp din adına birşeyler uydurup onunla menfaat sağlamak isteyen insanlar çıkmıştır. Hristiyanlar da cennetten arsa satmadılar mı?
    Bundan birkaç yıl önce Fethullah Gülen hocaefendinin Zaman gazetesinin ikinci sayfasında cevşen adı altında üç gün boyunca tam sayfa yazısı çıkmıştı. Sonuç olarak şu kanıya ulaşılıyordu:
    Evet! Bu olay ehli sünnetin hadis kitaplarında yok.
    Evet! Bu olayın silsilesi şia silsilesi.
    Evet! Bu olayın aslı olmayabilir. Ama bu duayı üstadın okuması bizim için yeterlidir. Evet hocaefendinin dedikle-rine aynen katılıyor ve iki meselenin izah edilmesi gerektiği kanısındayım.
    1- Mesele: Madem bu olayın aslı yok “zira din isnattır.” buyuruluyor. Pek niye halen cevşen satılırken bu kayıtlar veriliyor. Bu tip insanlara ancak şunu söyleyebiliriz: “Allah’ın ayetlerini az bir paraya satmayın.” (Ayet Meali)
    Az bir paraya satmayın, yani dini istismar edip dinin sırtından zengin olmaya kalkarsanız ne kazanırsanız kazanın o az bir para olacaktır, haberiniz olsun.
    Nur Cemaatinin ayrılmasının sebeplerinden ve Risalelerdeki ebcet hesabı hatalarından bahseden bir kitapta (4) bu sebeplerin başında Risalelerin kârının kimde kalacağında anlaşılamamasıdır der... Ama ben bütün hüsnü zannımla böyle bir şeye inanmamakla beraber madem bu cevşen olayının aslı olmadığı bilindiği halde niye bu hikayelerin anlatıldığı hep kafamı karıştırmıştır. Niye?
    2. Mesele: Zira bu asıl meseledir. İnsanların cevşeni takarken bu inançta olmalarıdır. Kendilerini bu kağıdın koruyacağını zannederler ve kağıdı asarak yardım beklerler ki bu insanları cahiliyeti puta tapmaya alıştırma gibidir. Oysa Allah istemedikçe dünya ve içindekiler ne isterse istesinler onlara bir şey olmaz. Kuvvet ve kudret sahibi olan Allah’tır ki insanlara bunun ilahi bir yönünün olmadığı söylense ve sadece bunda Allah’ın güzel isimleri, dualar, Bedir ashabının ismi var. Belki onlara hürmeten Cenab-ı Allah sizi korur denseydi cevşen bu kadar yayılır mıydı?
    Bir diğer sayıda bu sorunun cevabı, nazar boncuğu, muska yazmanın dini hükümlerini inceleyeceğiz.

    Dipnotlar
    1) İslam Ansiklopedisi Cevşen bölümünde güzel mülahazalar vardır. Konuyu daha derin araştırmak isteyenlere tavsiye olunur. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c: 7, s: 462-3-4
    2) İslam Tarihi Mustafa Asım Köksal, c. 3, s. 172
    3) a.g.e., c. 3, s. 233
    4) İşaratı Gaybiye ve Ayniye, Yazan M. Ali Nebioğlu, 1964, Ankara


  4. 08.Ekim.2007, 03:27
    3
    seyit
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Mart.2007
    Üye No: 114
    Mesaj Sayısı: 680
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 49

    --->: Cevşen uydurma mı???

    bunu yazanlar tam sapıtmış

    tıkla
    bu sitede küfür kokuyor


  5. 08.Ekim.2007, 03:27
    3
    Devamlı Üye
    bunu yazanlar tam sapıtmış

    tıkla
    bu sitede küfür kokuyor


  6. 04.Mayıs.2008, 10:25
    4
    abdulkadir_
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Nisan.2008
    Üye No: 18757
    Mesaj Sayısı: 18
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    --->: Cevşen uydurma mı???

    cevsen RASULULLAH ın duasıdır.yazık şu internet aleminden din öğrenmek isteyen müslümanlara.Ehl-i sünnet alimlerinin eselerini okumayanlar bu yahudi ve din düşmanı kafa karıştırıcıların sözlerine iinanıyorlar.BEDİÜZZAMAN HZ. 13, ASRIN MÜCEDDİDİ VE ALLAH dostu bir mücahid insandı .f.g. için aynı şeyi söyleyemeyiz kesinlikle.

    RABBİM itikat bozucu müfsid ve münafıklardan korusun bu ümmeti.


  7. 04.Mayıs.2008, 10:25
    4
    cevsen RASULULLAH ın duasıdır.yazık şu internet aleminden din öğrenmek isteyen müslümanlara.Ehl-i sünnet alimlerinin eselerini okumayanlar bu yahudi ve din düşmanı kafa karıştırıcıların sözlerine iinanıyorlar.BEDİÜZZAMAN HZ. 13, ASRIN MÜCEDDİDİ VE ALLAH dostu bir mücahid insandı .f.g. için aynı şeyi söyleyemeyiz kesinlikle.

    RABBİM itikat bozucu müfsid ve münafıklardan korusun bu ümmeti.


  8. 04.Mayıs.2008, 10:29
    5
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    --->: Cevşen uydurma mı???

    abdulkadir_ Nickli Üyeden Alıntı
    cevsen RASULULLAH ın duasıdır.
    bunula ilgili hep kaynak aradım ama bulamadım.

    bilinen (Kütübü sitte gibi) hadis kitabında varsa ve numarasını verirseniz çok dua ederim.



  9. 04.Mayıs.2008, 10:29
    5
    Moderatör
    abdulkadir_ Nickli Üyeden Alıntı
    cevsen RASULULLAH ın duasıdır.
    bunula ilgili hep kaynak aradım ama bulamadım.

    bilinen (Kütübü sitte gibi) hadis kitabında varsa ve numarasını verirseniz çok dua ederim.



  10. 08.Mayıs.2008, 02:47
    6
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,526
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 29
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Cevşen uydurma mı???

    Allah ve Rasulü(sas) adına bilmeden konuşanlardan razı değiliz... Bizim bile içimizi acıtıp, öfkemize sebep olan bu mevzuda, Allah ve Rasulü nasıl tavır alacaktır? Aslında gayet açık, ayet ve hadislerde...

    "İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir ilmi olmadan Allah hakkında mücadele edip her inatçı şeytana uyar." (Hac/3)


    "Men kezebe aleyye muteammiden felyetebevve' mak'adehu mine'n-nar"
    (Kim benim adıma hadis uydurursa cehennemdeki yerini hazırlasın)(Buharî, İlm 38, Cenâiz 33, Enbiyâ 50, Edeb 109)


    Son sözü de, şairimiz Mehmed Akif'e bırakalım:

    Kitabı, sünneti, icmaı kaldırıp attık;
    Havassı maskara yaptık, avamı aldattık.
    Yıkıp şeriatı, bambaşka bir bina kurduk
    Nebiye atıf ile binlerce herze uydurduk.
    O hali buldu ki bu cü'ret: "yecüzü fi't-tergib.."
    KARARI ERZELİ FETVA KESİLDİ! Hem ne garip,
    Hadis vazediyorken sevap uman bile var!
    Sevabı var mı imiş bir zaman gelir, anlar!
    Cihanı titretiyorken niday-ı "men kezebe."
    İşitmiyor mu, nedir, bir baksın şu bî-edebe:
    Lisan-ı pak-i Nebîden yalanlar uyduruyor,
    Sıkılmadan da "sevap işledim" deyip duruyor.
    Düşünmedin mi girerken şeriatın kanına?
    Cinayet kalacak zanneder misin yanına?
    Sevap ümid ediyor ha! Deyin ki namerde
    Sevabı sen göreceksin huzur-ı mahşerde!

    M.Akif ERSOY- Safahat




    vesselam...


  11. 08.Mayıs.2008, 02:47
    6
    DeLi MoLLa
    Allah ve Rasulü(sas) adına bilmeden konuşanlardan razı değiliz... Bizim bile içimizi acıtıp, öfkemize sebep olan bu mevzuda, Allah ve Rasulü nasıl tavır alacaktır? Aslında gayet açık, ayet ve hadislerde...

    "İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir ilmi olmadan Allah hakkında mücadele edip her inatçı şeytana uyar." (Hac/3)


    "Men kezebe aleyye muteammiden felyetebevve' mak'adehu mine'n-nar"
    (Kim benim adıma hadis uydurursa cehennemdeki yerini hazırlasın)(Buharî, İlm 38, Cenâiz 33, Enbiyâ 50, Edeb 109)


    Son sözü de, şairimiz Mehmed Akif'e bırakalım:

    Kitabı, sünneti, icmaı kaldırıp attık;
    Havassı maskara yaptık, avamı aldattık.
    Yıkıp şeriatı, bambaşka bir bina kurduk
    Nebiye atıf ile binlerce herze uydurduk.
    O hali buldu ki bu cü'ret: "yecüzü fi't-tergib.."
    KARARI ERZELİ FETVA KESİLDİ! Hem ne garip,
    Hadis vazediyorken sevap uman bile var!
    Sevabı var mı imiş bir zaman gelir, anlar!
    Cihanı titretiyorken niday-ı "men kezebe."
    İşitmiyor mu, nedir, bir baksın şu bî-edebe:
    Lisan-ı pak-i Nebîden yalanlar uyduruyor,
    Sıkılmadan da "sevap işledim" deyip duruyor.
    Düşünmedin mi girerken şeriatın kanına?
    Cinayet kalacak zanneder misin yanına?
    Sevap ümid ediyor ha! Deyin ki namerde
    Sevabı sen göreceksin huzur-ı mahşerde!

    M.Akif ERSOY- Safahat




    vesselam...


  12. 08.Mayıs.2008, 07:44
    7
    abdulkadir_
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Nisan.2008
    Üye No: 18757
    Mesaj Sayısı: 18
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    --->: Cevşen uydurma mı???

    sizin razı olmanız önemli değildir ALLAH ve RASULÜ razı olsun bize kafidir.Ehl-i beytten rivayet edilmesi size kafi gelmiyor mu ? sizin ilminiz ne zamandan beri onların ilmini aştı ve geçti de böyle cesaret edebiliyorsunuz ?



    CEVŞEN-İ KEBİR DUASI

    Ehl-i Beyt (a.s) vasıtasıyla nakledilen bu değerli duânın özellikle Ramazan ayında bilhassa Kadir gecelerinde okunması tavsiye edilmiştir. Gerçi bu dua her zaman için okunabilir. Biz bu duayı Merhum şeyh Abbas Kummî'nin Mefâtih-ü Cinan adlı eserinden nakletmekteyiz. Merhum Kummî kitâbında bu duâ hakkında şu izahı vermiştir.
    Beled-ûl Emin ve Misbâh-ı Kef'emi'nin nakline göre bu duâyı Hz. Seyyid-us Sâcidin İmam Zeynelabidin (a.s) babalarından, onlar da Resu-i Ekrem'den (s.a.a) nakletmişlerdir. Resul-i Ekrem (s.a.a) savaşların birinde vücudunu rahatsız eden ağır bir zırh giymişti. O sırada Cebrâil (a.s) nâzil olarak Resulullah'a (s.a.a) şöyle arzetti:
    Ey Muhammed Rabb'inin sana selamı var. O zırhını çıkarıp bu duayı okumanı buyuruyor. Bu duâ senin ve ümmetin için güven vesilesidir." Sonra duanın fazileti hakkında bir takım açıklamada bulunuyor ki onların hepsini açıklamanın yeri değildir. Ez cümle şöyle buyuruyor.
    Kim bu duayı kefenine yazarsa Allah onu (cehennem) ateşiyle azap etmekten hayâ eder. Kim bu duayı Ramazan ayının başında halis niyetle okursa Allah Teala ona Kadir gecesini nasip eder ve onun için yetmiş bin melek yaratır ki Hak Teâlâ'yı takdis ve tespih ederler; bütün bunların sevâbı bu duâyı okuyana yazılır." Yine şöyle buyuruyor: "Kim bu duâyı Ramazân ayında üç defa okursa, Hak Teâlâ cesedini cehennem âteşine haram kılar; cenneti ona vâdeder; onu günahlardan koruyacak iki melek görevlendirir ve hayatı boyunca Allah'ın emânında olur. Rivâyetin sonunda İmam Hüseyin'ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Babam Emir-ü Mu'minin Ali (a.s) bana bu duayı hıfzetmemi, o'nun kefenine yazmamı, onu âileme öğretmemi ve onları duayı okumaya teşvik etmemi vasiyet etti. Bu duâda ism-i A'zam da olmak üzere bin isim vardır."


  13. 08.Mayıs.2008, 07:44
    7
    sizin razı olmanız önemli değildir ALLAH ve RASULÜ razı olsun bize kafidir.Ehl-i beytten rivayet edilmesi size kafi gelmiyor mu ? sizin ilminiz ne zamandan beri onların ilmini aştı ve geçti de böyle cesaret edebiliyorsunuz ?



    CEVŞEN-İ KEBİR DUASI

    Ehl-i Beyt (a.s) vasıtasıyla nakledilen bu değerli duânın özellikle Ramazan ayında bilhassa Kadir gecelerinde okunması tavsiye edilmiştir. Gerçi bu dua her zaman için okunabilir. Biz bu duayı Merhum şeyh Abbas Kummî'nin Mefâtih-ü Cinan adlı eserinden nakletmekteyiz. Merhum Kummî kitâbında bu duâ hakkında şu izahı vermiştir.
    Beled-ûl Emin ve Misbâh-ı Kef'emi'nin nakline göre bu duâyı Hz. Seyyid-us Sâcidin İmam Zeynelabidin (a.s) babalarından, onlar da Resu-i Ekrem'den (s.a.a) nakletmişlerdir. Resul-i Ekrem (s.a.a) savaşların birinde vücudunu rahatsız eden ağır bir zırh giymişti. O sırada Cebrâil (a.s) nâzil olarak Resulullah'a (s.a.a) şöyle arzetti:
    Ey Muhammed Rabb'inin sana selamı var. O zırhını çıkarıp bu duayı okumanı buyuruyor. Bu duâ senin ve ümmetin için güven vesilesidir." Sonra duanın fazileti hakkında bir takım açıklamada bulunuyor ki onların hepsini açıklamanın yeri değildir. Ez cümle şöyle buyuruyor.
    Kim bu duayı kefenine yazarsa Allah onu (cehennem) ateşiyle azap etmekten hayâ eder. Kim bu duayı Ramazan ayının başında halis niyetle okursa Allah Teala ona Kadir gecesini nasip eder ve onun için yetmiş bin melek yaratır ki Hak Teâlâ'yı takdis ve tespih ederler; bütün bunların sevâbı bu duâyı okuyana yazılır." Yine şöyle buyuruyor: "Kim bu duâyı Ramazân ayında üç defa okursa, Hak Teâlâ cesedini cehennem âteşine haram kılar; cenneti ona vâdeder; onu günahlardan koruyacak iki melek görevlendirir ve hayatı boyunca Allah'ın emânında olur. Rivâyetin sonunda İmam Hüseyin'ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Babam Emir-ü Mu'minin Ali (a.s) bana bu duayı hıfzetmemi, o'nun kefenine yazmamı, onu âileme öğretmemi ve onları duayı okumaya teşvik etmemi vasiyet etti. Bu duâda ism-i A'zam da olmak üzere bin isim vardır."


  14. 08.Mayıs.2008, 13:18
    8
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,526
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 29
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Cevşen uydurma mı???

    Güzel kardeşim abdulkadir_ .

    Herhangi sahih ve sağlam bir kaynak verilmeksizin sadece birkaç eserin gösterilmesi, kaynak olarak yeterli değil ve geçerli de değildir. O halde, Buharî ve Müslim'de, diğer Sünenlerde, İmam Malik'in Muvattaı'nda, Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde ve diğer hadis kaynaklarında da yer almayan, ancak neredeyse tevatür derecesinde takdim edilen bu duanın sıhhat derecesini nereden ve nasıl tesbit edeceğiz? Güzel kardeşim, değerli alimlerimiz, imamlarımız, ömürlerini bu yola koymuşlar ve başka hiçbir yerde görülmemiş bir "İSNAD" metodu geliştirmişler ve sıhhat derecelerini bulabilmek için "evvela" bu yola başvurmuşlardır. Sıhhat derecesini tesbit için daha birçok yola daha baş vurulur.

    Önceleri hadis uydurup, hatta uydurdukları bu hadislerle insanları doğru yola ulaştırdıklarını zannıyla sevap işlediklerini sanan, daha sonra tevbe etmiş bir zatın şu sözü, İbnu'l Cevzî'nin Mevzuat adlı eserinde geçmekte. Dikkatle oku:

    "Dininizi kimden aldığınıza dikkat ediniz. Çünkü biz birşey istedik mi, onu hadis şekline koyu verirdik."

    Sana bir de kısaca, muhaddislerimizin bu konudaki hassasiyetlerinden birkaç örnek vereyim:

    Meşhur muhaddis Buharî, uydurma hadis rivayet edenlerin iyice dövülüp uzun süre hapsedilmesi gerektiğine fetva vermiştir. Muhaddislere ve mezheb imamlarına göre uydurma hadis rivayet eden kimse, başkalarının ibret alacağı bir şekilde cezalandırılır, rezil edilir ve azarlanır. Yüzüne bakılmaz, selam verilmez.Kendisiyle bütün ilişkiler kesilir. Süfyan b. Uyeyne, böylesinin boynunun vurulması gerektiğini, Yahya b. Ma'in ise kanının helal olduğunu söylemişlerdir.

    Şimdi kendine sor bakalım: "Ortam böyle bir ortam olsaydı, beni mi cezalandırırlardı, Bilal kardeşimi mi?"

    Sen Peygamberine ve hatta Cebrail vasıtası ile geldiğine göre Rabbine; bu gibi hikayeleri yakıştırabiliyorsan; Allah yolunu açık etsin kardeşim... Bizim ki sadece kardeşane bir uyarıydı. Senin ilmin de demek ki, nice imamlarımızın ilmi üstünde ki, bu kadar hararetle savunabiliyorsun... Af buyur; kusur işledik... Ehl-i Beyt'ten sağlam bir sened ile gelse idi başüstünde tutardık zaten. Ama her "ehl-i beytten rivayetle" sözüne inanırsan, yolunu ehl-i küffar belirler bilmiş olasın... Allah gönüllerdekinin ilmina vakıf olandır. Hakkımdaki tüm "zann"ların ile seni O'na(cc) havale ve emanet ediyorum.

    Fazlasını söylemeye ar ediyorum. Sanırım yeterlidir.

    vesselam, veddua...


  15. 08.Mayıs.2008, 13:18
    8
    DeLi MoLLa
    Güzel kardeşim abdulkadir_ .

    Herhangi sahih ve sağlam bir kaynak verilmeksizin sadece birkaç eserin gösterilmesi, kaynak olarak yeterli değil ve geçerli de değildir. O halde, Buharî ve Müslim'de, diğer Sünenlerde, İmam Malik'in Muvattaı'nda, Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde ve diğer hadis kaynaklarında da yer almayan, ancak neredeyse tevatür derecesinde takdim edilen bu duanın sıhhat derecesini nereden ve nasıl tesbit edeceğiz? Güzel kardeşim, değerli alimlerimiz, imamlarımız, ömürlerini bu yola koymuşlar ve başka hiçbir yerde görülmemiş bir "İSNAD" metodu geliştirmişler ve sıhhat derecelerini bulabilmek için "evvela" bu yola başvurmuşlardır. Sıhhat derecesini tesbit için daha birçok yola daha baş vurulur.

    Önceleri hadis uydurup, hatta uydurdukları bu hadislerle insanları doğru yola ulaştırdıklarını zannıyla sevap işlediklerini sanan, daha sonra tevbe etmiş bir zatın şu sözü, İbnu'l Cevzî'nin Mevzuat adlı eserinde geçmekte. Dikkatle oku:

    "Dininizi kimden aldığınıza dikkat ediniz. Çünkü biz birşey istedik mi, onu hadis şekline koyu verirdik."

    Sana bir de kısaca, muhaddislerimizin bu konudaki hassasiyetlerinden birkaç örnek vereyim:

    Meşhur muhaddis Buharî, uydurma hadis rivayet edenlerin iyice dövülüp uzun süre hapsedilmesi gerektiğine fetva vermiştir. Muhaddislere ve mezheb imamlarına göre uydurma hadis rivayet eden kimse, başkalarının ibret alacağı bir şekilde cezalandırılır, rezil edilir ve azarlanır. Yüzüne bakılmaz, selam verilmez.Kendisiyle bütün ilişkiler kesilir. Süfyan b. Uyeyne, böylesinin boynunun vurulması gerektiğini, Yahya b. Ma'in ise kanının helal olduğunu söylemişlerdir.

    Şimdi kendine sor bakalım: "Ortam böyle bir ortam olsaydı, beni mi cezalandırırlardı, Bilal kardeşimi mi?"

    Sen Peygamberine ve hatta Cebrail vasıtası ile geldiğine göre Rabbine; bu gibi hikayeleri yakıştırabiliyorsan; Allah yolunu açık etsin kardeşim... Bizim ki sadece kardeşane bir uyarıydı. Senin ilmin de demek ki, nice imamlarımızın ilmi üstünde ki, bu kadar hararetle savunabiliyorsun... Af buyur; kusur işledik... Ehl-i Beyt'ten sağlam bir sened ile gelse idi başüstünde tutardık zaten. Ama her "ehl-i beytten rivayetle" sözüne inanırsan, yolunu ehl-i küffar belirler bilmiş olasın... Allah gönüllerdekinin ilmina vakıf olandır. Hakkımdaki tüm "zann"ların ile seni O'na(cc) havale ve emanet ediyorum.

    Fazlasını söylemeye ar ediyorum. Sanırım yeterlidir.

    vesselam, veddua...


  16. 08.Mayıs.2008, 13:28
    9
    ebuyusuf
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 08.Mayıs.2008
    Üye No: 19818
    Mesaj Sayısı: 3
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    --->: Cevşen uydurma mı???

    CEVŞEN ŞİA BİD’AT’İDİR , UYDURULDUĞU KAT’İDİR

    Cevşenin Farisi kökenli olduğu , ehl-i sünnet itikadına şia’dan sızdığı aşikar bir gerçektir. Özellikle Türk tasavvufunda yer bulması zaten şia mahrecinin bir gizli nişanesidir. Tasavvuf ekolü her ne kadar şia’ya karşıymış gibi görünsede , Tasavvuf içindeki ve hayat dinamiklerindeki şia patentli dini sembolleri çıkardığımızda ortada ne tasavvuf ne de İslam’dan bir eser kalır !

    Cevşen Farsça kökenli bir kelime olup lügat olarak “zırh , zırhlı gömlek” anlamındadır. Laik Demokratik Türkiye’nin kontrolünde bulunan “dırar”larından biri olan diyanetin ansiklopedisinde bile Cevşen maddesinde özetle diyor ki: Farsça asıllı olduğu kabul edilen cevşen kelimesi sözlükte, "zırh, savaş elbisesi" anlamına gelmektedir. Terim olarak Şii kaynaklarında Ehl-i beyt tarikiyle Hz. Peygambere isnat edilip, Cevşen-i Kebir ve Cevşen-i Sagir denilen iki duanın ortak adıdır.

    Cevşen-i Kebir (cevşen ):
    Rivayete göre Uhud’da savaşın şiddetlendiği bir sırada, Hz. Peygamber ellerini açarak Allah’a dua etmiş, bunun üzerine gök kapıları açılarak Cebrail gelmiş ve; "Ya Rasulullah, Rabbin sana selam ediyor ve üzerindeki zırhı çıkarıp bu duayı okumanı istiyor. Bu dua hem sana hem de ümmetine zırhtan daha sağlam bir emniyet sağlayacaktır" demiştir.
    Bu olayla ilgili Şii kaynaklarında Musâ el-Kâzım - Ca’fer es-Sâdık - Muhammed el-Bâkır - Zeynelâbidîn - Hz. Hüseyin ve Hz. Ali tarîkıyle Hz. Peygamber’e isnâd edilir : "Allah c.c. Cevşen-i Kebiri dünyayı yaratmadan 50 bin yıl önce arşa yazmıştır. Bu duayı okuyan veya yazılı olarak üzerinde bulunduran kimse, dünyada her türlü beladan, afet, hastalık, yangın ve soygundan korunduğu gibi Allah ile kendisi arasında perde kalmaz ve bütün istekleri yerine getirilir. Cevşen-i Kebir ile Allah’a münacatta bulunan kimseye, Bedir şehidleri derecesinde 900 bin şehid sevabı verilir. Bu duayı kefeninin üzerine yazan mümin ise azap görmez. Onu okuyan kimse, dört semavi kitabı okumuş gibi olur, her harfi için kendine Cennette iki ev ile iki zevce verilir, ayrıca insan ve cinlerden olan bütün müminlerinki kadar sevap kazanır, asla Cehenneme girmez."(!)

    Cebrail, Hz. Peygamberden duayı kâfirlere öğretmemesini, sadece mümin ve takva sahibi kişilere tâlim etmesini istemiş. Kefenlere de yazılmış, Cevşen-i Kebir özellikle Şii dünyasında oldukça rağbet görmüş, gerek müstakil olarak gerekse çeşitli dua mecmuaları içinde birçok defa basılmıştır.
    Cevşenin Şii dünyasında bu derece rağbet görmesinde, Ehl-i beyt tarikiyle rivayet edilmiş olmasının yanında, faziletleriyle ilgili haberlerin de büyük etkisi olmuştur.
    Dua, Şia bölgelerinde özel matbaalarca kefen üzerine yazılmakta ve cenazenin kefenlenmesinde kullanılmaktadır.
    Cevşen-i Kebîr, her biri Allah’ın isim ve sıfatlarından on tanesini ihtivâ eden yüz bölümden ibaret uzunca bir duâdır. Her bölümün sonunda "Subhâneke yâ lâ ilâhe illâ ente’l-emâne’l-emân hallisnâ/ecirnâ/neccinâ mine’n-nâr" (Subhânsın yâ Rab! Sen’den başka yoktur ilâh! Emân diliyoruz Sen’den, Koru bizi Cehennem’den!) ibaresi tekrarlanmaktadır.
    Cevşen-i Kebir Türkiye’deki bazı cahil mirasyedi Sünni çevreler arasında da ilgiyle karşılanmıştır. Duayı, Gümüşhaneli Ahmed Ziyâeddin, tarikatla ilgili “Mecmuatül-ahzab” adlı eserinde nakletmiş, daha sonra özellikle Risale-i Nur cemaati tarafından müstakil olarak birçok defa basılmış ve Türkçe’ye de tercümeleri yapılmıştır. Ayrıca Şii kaynaklarında zikredilen metinle bu eserlerdeki metin arasında bazı eksiklik veya fazlalıklar göze çarpmaktadır.
    Cevşen-i Kebir diye bilinen ve Musa el-Kazım’dan itibaren imamlar yoluyla Hz. Peygambere nispet edilmiş bir hadis olarak rivayet edilen, yaklaşık 15 sayfalık metnin sahih olması mümkün görünmemektedir.
    Duanın Sünni hadis mecmualarında yer almaması, ayrıca Şii hadis külliyatının ana kaynağı durumundaki “Kütüb-i erbea”da da bulunmaması, sadece dua mecmuaları gibi ikinci derecede kitaplarda mevcut olması da bu görüşü desteklemektedir.

    Cevşen sahih olamaz

    Cevşen’in faziletleriyle ilgili olarak nakledilenlere gelince, Allah’ın insana verdiği imkan ve yetenekler, ona tanıdığı haklar ve yüklediği görevler karşısında kişinin bir duayı okumakla dünya ve ahiretin bütün kötülüklerinden korunup mutluluğa erişmesi, İslamiyet açısından, hatta bütün semavi dinler bakımından mümkün değildir. Ayrıca her bölümünde tevhidi vurgulayan ve yoğun kutsi duygularla örülmüş bulunan bir duanın iman etmeyenler tarafından okunmasının ne anlamı var ki, Cebrail bu konuda Hz. Peygamberi uyarmış olsun. Kaldı ki bu dua, herkesin vakıf olabileceği bir açıklıkla literatüre geçtiğine göre, gizli tutulması da fiilen imkansızdır. (Cevşen maddesi s.462-464)
    Diyanet Ansiklopedisi’ndeki bu bilgiye göre, Cevşen duasının Ehl-i sünnet kaynaklarında bulunmaması ve fazileti ile ilgili rivayetlerin İslamiyet ve ehli sünnet inançlarına aykırı bulunması, Şiilerce muteber kabul edilen Kütüb-i erbea’da bulunmaması da, bunun sahih olmadığını göstermektedir.
    Bu duayı üstünde taşıyanın asla Cehenneme girmemesi de, ilim ile bağdaşmayan bir ifadedir. Çünkü hepsinden kıymetli olan Mushaf’ı (Kur’an-ı kerimi) bile üstünde taşıyan kâfir, Cehennemden kurtulamaz. Şiiler, Cevşeni savaşlarda kullanmışlarsa da, bir faydasını görmemişlerdir. Mesela Irak-İran harbinde ölen Iraklı Şii askerlerle, İranlı Şii askerlerin üstlerinde cevşen duası bulunmuştur. Ayrıca üzerinde cevşen olduğu halde kaza geçiren çok kimse görülmüştür.

    Güya Cevşenü'l-Kebir ismindeki duâ Peygamber Efendimize, Uhud Harbi esnasında Cebrail (a.s) tarafından getirilmiştir. Cebrail gelerek Hz. Muhammed'e (s.a.v.): "Üzerindeki zırhı çıkar ve bu duâyı oku. Bu duâyı üzerinde taşır ve okursan zırhtan daha büyük tesiri vardır." demiş(!). Peygamber Efendimiz duânın tesirinin sadece kendine mi mahsus, yoksa ümmete de şamil mi olduğunu sorunca, Cebrail (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Ya Rasulullah, bu duâ Cenab-ı Allah'ın sana ve ümmetine bir hediyesidir. Bunun sevabını Allah'tan başka kimse takdir edemez." (Gümüşhaneli Ahmed Ziyâeddin , Mecmuatü'l Ahzab, İstanbul 1298 R, s. 231-261.)
    Davut Aydüz der ki; "Şiî kaynaklarına dayalı olarak rivâyet edilen Cevşen’in faziletine dair hadis, ehl-i sünnet’in prensipleri doğrultusunda kabule şâyan değildir. Meselâ, "Cevşen’i okuyan dört semavî kitabı okumuş gibi olur, Bunu okuyan asla Cehennem’e girmez, Üzerinde Cevşen yazılı kefenle gömülen kişi kabir azabı görmez"... gibi. ihtimal bunları bu duâya kudsiyet kazandırma düşüncesiyle -ehl-i beyt imamları kanalıyla geldiği için- bazı ifratkâr kişiler uydurmuş olabilir…"
    Cevşen vesilesiyle düşülen bir şirk şöyle anlatılıyor; "Cevşen, sürekli okunduğunda, okuyana birtakım maddî-manevî faydaları vardır ki, birçok ehl-i keşif ve islâm âlimi buna işaret etmişlerdir. Bunlardan birisi olarak Said Nursi , el-Cevşenü’l-Kebîr’i okuma neticesinde gördüğü faydalardan şöyle bahseder: "Münâfık düşmanlarımın maddî ve manevî zehirlerine karşı gerçi Cevşen ve Evrâd-ı Kudsiye-i Şâh-ı Nakşibend beni ölüm tehlikesinden, belki yirmi defa kudsiyetleriyle kurtardılar..."[ Risale-i Nur Külliyatı, II,1738 (Emirdağ Lâhikası I).]
    Şia ve nurcular, cevşen duasının ehlibeyt imamları vasıtasıyla geldiğini iddia ederek tenakkuza düşmüşlerdir. Zira zehirlendiği rivayet edilen Hasan (r.a.) ve diğer ehlibeyt imamları, Kerbela şehidi Hüseyin (r.a.) ve etrafındakiler cevşen’in bu faziletinden neden istifade edemediler ? Düşündürücüdür ! Tabi temiz akıl sahipleri düşünür.
    Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) mağarada Hazret-i Ebu Bekir'e (ra) hafi zikir talim buyurduğu gibi Cevşen de büyük kutupların ve güvenilir evliyanın uhdesinde mevsuk bir şekilde bulunmakta ve tâlim edilmekte olduğundan, ayrıca rivayet edilmesine ve meşhur kitaplara alınmasına ihtiyaç duyulmamıştır zırva savunumuyla senetsiz ve uydurma olduğunu itirafına rağmen meşruiyet kazandırılmaya çalışılması ancak cahillerin kabulleneceği işlerdir.

    Cevşen hakkında Fikret Şanlı'nın yazısı da şu şekilde;,
    "Cevşen- i Kebir ve Cevşeni Sagir olmak üzere iki dua vardır. Uhud harbi esnasında Efendimizi öldürme teşebbüsleri çoğalıp havanın da sıcak olması hasebiyle zırhında yük yaptığı bir ortamda Cebrail (a.s.) gelir ve “Ey Muhammed! Rabbin sana selam ediyor ve üzerindeki zırhı çıkarıp bu duayı okumanı istiyor. Bu dua hem sana hem de ümmetine zırhtan daha sağlam bir emniyet sağlayacaktır.
    [ İslam Ansiklopedisi Cevşen bölümünde güzel mülahazalar vardır. Konuyu daha derin araştırmak isteyenlere tavsiye olunur. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c: 7, s: 462-3-4]
    (Bu veya buna benzer metinler cevşen satılırken ufak bir kağıtla beraber verilir.)

    İşte yaklaşık 15 sayfa olan bu dua bize böyle gönderilmiştir. O günden bu güne kim onu üzerinde taşırsa başına musibet gelmez. Evinde olursa evi yanmaz. Çocuğunda olursa başına bir şey gelmez. Dini kasko olsa olsa budur herhalde !

    Bu konu hakkındaki ilmi mütalaalardan şu sonuçlar çıkmıştır:

    1- Peygamber Efendimiz Uhud’da zırhını çıkarmamıştır. Hatta üzerinde iki zırh birden vardı. [İslam Tarihi Mustafa Asım Köksal, c. 3, s. 172]

    2- Cevşen’in Sünnî kaynaklarda bulunmaması, Şiîler’ce muteber kabul edilen Kutub-ul Erbaa’da bulunması, bunun uydurma olduğunu gösterir.
    Cevşen ile ilgili rivâyetlerin, hadîs usûlünde kabul edilen rivayet usulleri ve özellikle hadîsin kabulünü gerektiren mütevâtir, sahih, hasen kategorileri içerisinde olmaması, Cevşen’in sıhhati hakkında epeyce ipucu vermiştir. Üstelik bunun Musâ el-Kâzım - Ca’fer es-Sâdık - Muhammed el-Bâkır - Zeynelâbidîn - Hz. Hüseyin ve Hz. Ali tarîkıyle Hz. Peygamber’e isnâd edilmesi, yani hep Şiâ’nın sahip çıktığı şahsiyetler yoluyla intikali, Sünnî alimlerin ve toplumunun bu rivayeti göz ardı etme neticesine götürmüştür.
    Cevşen’in mana ve muhtevası ne kadar güzel ve müsbet olduğu varsayılsa bile İlim erbabı Sünnilerce mevzunun sened tenkidi açısından yapılan değerlendirmeye itibar edilmektedir. Öyle de olmalıdır . Hadis usulü ilim dalı boşuna oluşmamıştır. Metni güzel diye tüm uydurma hadisleri sahihlersek ortalıkta uydurma ve zayıf hadis bırakmayız. Altının değerini sarrafı bilir misali Hadisin değerini (sahihliğini) de hadis usulü ilmine vakıf alimler bilir. Hiçbir hadis usulü alimi cevşen hakkındaki bahsedilen metne sahih diyememişlerdir. Her ne kadar sofiye ehlince hadis usulü diye bir şey olmasa da (onlara göre hadisin sahihliği şeyhlerine evliyalarının kalbine Allah tarafından hadisin keşfolunmasıdır. Ehl-i sünnet ne kadar uydurma olduğunu ilmi olarak ispat etse de tasavvufun şeyhleri okeylemişse o neredeyse Ayet mesabesindedir .) ehl-i sünnete göre vardır.
    Şimdi buraya diyalogsever Fethullah Gülen’in kendi yazısından konuyla ilgili itikatlerini deşifre edeceğim :

    Bazen hadîs kriterleri ölçü olmayabilir. Ehlullah’ın Efendimiz’den keşfen hadîs alması hiç de az vaki olmuş hâdiselerden değildir. İmam Rabbânî der ki: "Ben, İbn Mes’ûd’dan, Muavvizeteyn’in (felak ve nas sureleri) Kur’an’dan olmadığına dair rivâyetini görünce bu sûreleri farz namazlarımda da okumamaya başladım. Ne zaman ki, Efendimiz’den onların Kur’an’dan olduğuna dair ihtâr aldım, ancak o zaman bu sûreleri farz namazlarımda da okumaya başladım".
    Bazılarının bizim kunut duâsı olarak okuduklarımızı, Kur’an’dan kabul etmesi de, yukarıda işaret etmek istediğimiz husûsa ayrı bir delil kabul edilebilir. Ve yine İmam Rabbânî’den bir misâl diyor ki: "Ben bazı hususlarda İmam Şâfiî’yi taklîd ediyordum. Ancak bana İmam Ebû Hanîfe’nin peygamberlik mesleğini temsil ettiği ihsâs edildi. Ben de Ebû Hanîfe’ye iktida ettim...".
    Bu durum da elbet belli kriter ve ölçü gerektirir. Yoksa önüne gelen herkes keşfen bir şeyler aldığını söyler ve ortalık bir sürü uydurma keşiflerle dolar. Ama bazı büyük zatları bu katagoriye dahil etmek çok büyük yanılgı olur. Onlar "Keşfen aldık" dediklerini mutlaka öyle almışlardır ve dedikleri de kat’iyen doğrudur. Ne var ki, bunları belli hadîs krıterleri içinde tahlîl etmek imkansızdır. Onun için de, hadîsçiler bu tür ifadelere iltifat etmemişlerdir. Ama onların iltifat etmemesi bu ifadelerin doğru olmadığı manasına da gelmez. Bütün bu söylediklerimiz Cevşen için de aynen geçerlidir. Onun için biz kesinlikle diyoruz ki, Cevşen manası itibariyle Efendimize ilhâm veya vahiy yoluyla gelmiştir. Daha sonra da ehlullahtan birisi bu Cevşen’i keşif yoluyla Efendimiz’den almış ve Cevşen bize kadar öyle ulaşmıştır. (işte senet (!))
    Bu hususlara şunu da ilâve etmek faydalı olur kanaatindeyim. Gümüşhanevî gibi bir büyük veli ve Bedîüzzaman gibi bir sahip-kıran, Cevşen’i kabullenip onun vird edinmişlerdir. Cevşen’in me’hazindeki kuvvet ve kudsiyete ait başka hiçbir delil ve bürhân olmasa, sadece isimlerini verdiğimiz büyüklerin bu kabullenişleri ve yüzbinlerce insanın Cevşen’e gönülden bağlanıp değer atfetmeleri, Cevşen hakkında en azından ihtiyatlı konuşmaya yetecek güç ve kuvvette delillerdir. Sadece senedine ait bir boşluktan dolayı Cevşen’e dil uzatmak en ılımlı ifadeyle bir haksızlıktır. “ (M. Fethullah Gülen, Prizma-1, İzmir 1995, s.119-122.)

    Hatadan münezzeh önderleri ve kalabalık yığınların bu senetsiz metni güzele kapılmalarını şantaj olarak göstererek ehli sünnete uygun şekilde hadis usulüne uymamızı kınıyor ve aba altından tehdit ediyor. Bu bidatçilere sözümüz “ hadi ordan sende” olacaktır .


    3- “Cevşen’i okuyan dört semavî kitabı okumuş gibi olur", "Bunu okuyan asla Cehennem’e girmez" veya "Üzerinde Cevşen yazılı kefenle gömülen kişi kabir azabı görmez ...v.b." akideye muhalif inançlar cevşenin ne olduğu hakkında bırakın Sünni kesimi , Kendileri daha da sapık olmasına rağmen ehl-i kitaba bile tebessüm ettirecek boyuttadır.

    4- 15 sayfalık metnin sahih olması çok zor görünmemektedir. Çünkü bu metin, bilinen bir vakıayı, bir kıssayı veya tarihî bir olayı anlatan, hafızada tutulması kolay metinlerden farklı olarak her kelime ve cümlesinin büyük bir titizlikle zaptedilip tekrarlanması, Hz. Peygamber’den alınıp rivayet edilmesi uzun ve çok zor denecek kadar güçtür"

    5- Madem bu dua Peygamber Efendimizi koruyacaktı da Efendimiz , Uhud harbinde niye yaralandı?
    Ebu Said el Hudri der ki: Rasulullah’ın yüzüne baktım. Her iki şakağında gümüş para yerini andırır iz, alnında saçının dibinde de bir yara vardı. Alt dudağı yarılmış, sağ yanındaki rebaiye dişinden birisi de kırılmıştı... Yardım edilmedikçe attan inemedi... Her iki Sade (Sa’d b. Ubade ile Sa’d b Muaze) dayanarak evine girdi.” [ İslam Tarihi Mustafa Asım Köksal, c. 3, s. 233]
    Hani bu dua zırhtan daha iyiydi ? Bu savaştan sonraki savaşlarda niye yaralanmalar oldu? Efendimiz mübarek dişini niye yitirdi? 70 kadar sahabi neden şehid oldu ?

    6- Cevşeni takarak güvende olma itikadi İslam’ın tevekkül mantığına ters. O halde bu hadis nerede geçiyor diye araştırdığımızda şu sonuca varırız ki, bu olay ehl-i sünnetin ne birinci derece hadis kitaplarında, ne de ikinci derece hadis kitaplarında. Peki bu uydurma şey bize nasıl ulaştı diye bakarsak şu sonuca varırız:
    Bu duanın aslı cevşen kelimesinde saklı. Cevşen Farsça (şia) bir kelimedir. Zırh demektir. İran kaynaklarına göre Cevşen-i Kebir ile Allah’a müracaatta bulunan kimseye Bedir Şehidleri derecesinde 900.000 şehit sevabı verilir. Bu duayı kefenin üzerine yazan mü’min azap görmez onu okuyan kimse dört semavi kitabı okumuş gibi olur... v.s, v.s....
    Cevşen baskılı kefenlerin ehl-i sünnet cenaze işleri müdürlüğünde bulunması an meselesidir
    Hakikaten buna inanılır mı derdim ama inanılıyor. İran’da binlerce cevşenli kefen var bizde de cahil ve tasavvuf tıyniyetli binlerce insan.
    Her dönemde dinini bilmeyen insanları istismar etmek için birileri çıkıp din adına bir şeyler uydurup onunla menfaat sağlamak isteyen insanlar çıkmıştır. Hristiyanlar da cennetten arsa satmadılar mı?
    Yıllar önce Fethullah Gülen’in Zaman gazetesinin ikinci sayfasında cevşen adı altında üç gün boyunca tam sayfa yazısı çıkmıştı. Sonuç olarak şu kanıya ulaşılıyordu:
    "Evet! Bu olay ehli sünnetin hadis kitaplarında yok.
    Evet! Bu olayın silsilesi şia silsilesi.
    Evet! Bu olayın aslı olmayabilir. Ama bu duayı üstadın okuması bizim için yeterlidir."
    Bundan sonra iki konunun izah edilmesi gerekmektedir.

    1- Mesele: Madem bu olayın aslı yok “zira din isnattır.” buyuruluyor. Peki niye halen cevşen satılırken bu kayıtlar veriliyor. Bu tip insanlara ancak şu ayet mealini söyleyebiliriz: “Allah’ın ayetlerini az bir paraya satmayın.”
    Az bir paraya satmayın, yani dini istismar edip dinin sırtından zengin olmaya kalkarsanız ne kazanırsanız kazanın o az bir para olacaktır, haberiniz olsun.
    Nur Cemaatinin ayrılmasının sebeplerinden ve Risalelerdeki ebcet hesabı hatalarından bahseden bir kitapta [İşaratı Gaybiye ve Ayniye, Yazan M. Ali Nebioğlu, 1964, Ankara] bu sebeplerin başında Risalelerin kârının kimde kalacağında anlaşılamamasıdır der.

    2. Mesele: Aslında bu en önemli meseledir. İnsanların cevşeni takarken bu inançta olmalarıdır. Kendilerini bu kağıdın koruyacağını zannederler ve kağıdı asarak yardım beklerler ki bu insanları cahiliyyedeki puta tapanlar gibi putperestliğe alıştırma gibidir. Oysa Allah istemedikçe dünya ve içindekiler ne isterse istesinler onlara bir şey olmaz.
    Kuvvet ve kudret sahibi olan Allah’tır ki insanlara bunun ilahi bir yönünün olmadığı söylense ve sadece bunda Allah’ın güzel isimleri, dualar, Bedir ashabının ismi var denseydi cevşen bu kadar yayılır mıydı?"
    Ezcümle ; İsnad olarak sabit olmayan Cevşen duasının –savunanların da kabullendiği gibi - şia uydurması olduğu sabittir.[ Şia'nın dua kitaplarından el Kummî'nin Mefatihul Cinan adlı eserinde, el Kef'ami'nin Beledul Emin adlı eserinde kopuk bir isnad ile zikredilmiştir.]
    Nurcular; "Şiilerin rivayetlerinde de sahih şeyler bulunabilir, Ehli Sünnet alimleri şiadan hadis almaktan çekindikleri için pek çok doğru şeyden mahrum kalabiliriz" bahanesiyle cevşen'e meşruiyet kazandırmaya çalışıyorlar. Bu sözleri ilimden nasibsizlerin sözüne benzemektedir. Zira Allah Teala itikadı sahih olsa bile fasık (günahkar) birinin getirdiği habere itibar edilmemesi beyan ederken, yalan söylemeyi dinen vacip olarak gören Şiilerin anlattıklarına nasıl itibar ederiz?
    Ehl-i sünnet alimlerinin şia'dan hiçbir rivayette bulunmadıkları yolundaki iddia da çok su götürür. Ehli Sünnet muhaddisleri bidat fırkalarından rivayet hususunda hassas kriterler koymuşlardır. Bunlardan bazıları; rivayette bulunan kişinin kendi fırkasının davetçilerinden olmaması, yalanı caiz gören fırkalardan birine mensup olmaması gibi hususlardır. Bu ve benzeri şartların haricinde kalanların rivayetleri Ehli Sünnet kaynaklarda mevcuttur. Dolayısıyla Rafızilikte aşırı olmayan Ali bin Zeyd bin Cüdan, Cerir Bin Abdilhamid, Atiyyetul Avfi gibi pek çok şii raviler kütübü sitte ricali arasında yer bulmuştur.
    Şii ravilerin rivayet ettiği hadislerden sahihi, zayıfı ve uydurma olanları Ehl-i Sünnet kaynaklarda mevcut olup, cevşen ile ilgili rivayete asla itibar edilmemiştir. Ahmed Ziyâeddin Gümüşhanevi'nin nakletmesine gelince, bilindiği gibi o, sufidir. Sufiyye ise özellikle son dönem sufileri, Ehli Sünnete pek çok hususta muhalefet ederek Batınîlik ve Şia'ya meyillidirler. İsmail Hakkı Bursevi gibi pek çok sufi, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e isnad edilen rivayetin sahih yada uydurma olmasına aldırmadan amel etme gereğine inanmışlardır. Halbuki Allah Azze ve Celle dünyevî hususlarda bile zanna tabi olmayı yasaklamıştır. Kaldı ki dini hususta zan bile ifade etmeyen, uydurma oluşu alenen ortada olan bir hikaye ile nasıl amel edilebilir?
    Cevşenin isnadının sağlamlığından dem vuranlar, rivayetin isnadını Musa Kazım r.a. ile başlayarak zikrederler ve sahihmiş gibi bir görüntü vermeye çalışırlar. Fakat Musa el Kazım'dan bunu rivayet ettiği söylenen şii ravilerden bahsedilmez!
    Muhtevası hakkında ise; "Bu duanın içeriğinde sakıncalı bir husus yok, esma-ul Hüsna ve ayetler içeriyor" denilerek aklen güzel görülerek savunulmaktadır. Bir amelin makbul olabilmesi için iki şartın birlikte olması zorunludur; ihlas ve sünnete uygunluk. Fudayl Bin İyad r.a. der ki; "Bir amel Allah için halis olup da, doğru olmazsa kabul edilmez. Yine bir amel doğru olup da Allah'a has kılınmazsa yine kabul edilmez. Amelin halis olması; yalnız Allah rızası gözetilerek yapılmasıdır. Doğru olması ise; sünnete uygun olmasıdır."[ Ebu Nuaym Hilye(8/95)]
    Bidatlerin çirkinliğinden Daha önceki yazılarımızda bahsederek delillendirmiştik. Ebu Zerr r.a.'ın rivayet ettiği sahih hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem; "Sizi cennete yaklaştıracak olan ve cehennemden uzaklaştıracak olan her şeyi açıkladım"[ Taberani Mucemul Kebir(1647)] buyurmuştur. O halde neden ayetlerle ve sahih hadislerle sabit olan dualar bırakılıp tavsiye edilmeyen bir dua metni ile nesiller boyu meşgul olunur?
    İmam Malik de şöyle der; "Kim güzel bularak bidat çıkarırsa, Muhammed s.a.v'in risalet görevine ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Zira Allah Teala; "Bu gün dininizi kemale erdirdim"(Maide 3) buyurmuştur. O gün dinde olmayan bir şey bu gün de dinden olamaz."[ Şatıbi el-İtisam(1/64)]

    Nafi r.a. anlatıyor; İbni Ömer r.a'nın yanında birisi aksırdı ve “elhamdu lillah vesselamu ala Rasulillah” = Allah’a hamd Rasûlune selam olsun dedi. Bunun üzerine İbn Ömer şöyle dedi: Ben elhamdulillah vesselamu ala Rasulillah mı diyorum Rasûlullah (s.a.v.) bize böyle öğretmedi. Bize “elhamdulillahi ala kulli hal” = Her zamanda ve her zeminde Allah’a hamdolsun dememizi öğretti.”[ Tirmizi(2738) Hakim(4/265) isnadı hasendir]
    Görüldüğü gibi bahsedilen şahıs aslında görünüşte kötü bir şey söylememiştir. Fakat sünnette öğretilen dua yerine kendi uygun bulduğu şekilde dua ettiği için, İbni Ömer r.a. tarafından tepkiyle karşılanmıştır.

    Abdullah Bin Mugaffel (r.a.) oğlunun; “Allah’ım Senden cennetin sağında beyaz bir köşk istiyorum” dediğini duyunca; “Peygamber Aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu işittim; “Bu ümmette duada haddi aşanlar olacaktır.” [sahihtir. Ebu Davud(96,1480) Deylemi(3440) Ahmed(1/172) İbni Hibban(15/166) Hakim(1/267) Beyhaki(1/196) Abd Bin Humeyd Müsned(1/180) Hüseyni El Beyan Vet Tarif(2/181) Tuhfetul Ahvezi(1/157) Neylul Evtar(1/215) Tayalisi(1/28) Feyzul Kadir(4775) İbni Mace(3864) Kenz(3295) benzerini; Cem’ül Fevaid’de(9252) Rudani nakleder.]
    Berâ b. Âzib (r.a.)’den rivâyete göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “yatacağında namaz abdesti gibi abdest al, sonra sağ tarafına uzanıp şöyle de; “Allah’ım irademi sana teslim ettim yönümü sana çevirdim senden korkup seni isteyerek işlerimi sana bıraktım sırtımı sana dayadım senden kaçıp kurtulmak ancak sana dönmekle mümkündür. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere iman ettim.” bunları söylediğin gece ölürsen fıtrat üzere tertemiz ölürsün, sabaha çıkarsan hayır kazanmış olarak sabahlamış olursun”; Berâ diyor ki:
    Ben gönderdiğin Rasûle dedim…” Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem göğsüme vurdu ve; “Gönderdiğin peygambere de ” buyurdu.
    [Buhâri, Daavât 7, 9; Tevhid 34; Müslim(2710) Tirmizi(3391) Ebu Dâvud(5046, 5047, 5048).]

    Burada da görüldüğü üzere, aynı anlama gelen iki kelime arasında dahi bir değişiklilk yapılması caiz görülmemişken, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den geldiği sabit olmayan bir dua ile nasıl dua edilebilir?
    Rasulullah s.a.v.’in sünnetinde bulunmayan dualarla dua edenlerin, Esma-ul Hüsna’dan belirli isimleri belirli sayılarda okuyanların bulunduğu ortamdaki cinleri rahatsız ettiği, cinlerin de bu kimselere musallat olduğu söylenmektedir. Özellikle günlük virdleri çok sayıda olan sufilerde ve Cevşeni çok okuyanlarda aklî rahatsızlıklar sık görülmektedir.
    Hayvani gıdalardan riyazet ederek “çile” dedikleri halvete giren ve orada zikir yaptıkları esnada şeytanların telkinine kapılarak mehdilik iddiasında bulunanlara sık rastlanılmakta, bunlardan bazılarında görülen olağanüstü işlerin keramet olduğu zannedilmektedir. Aslında bu islami bir usül değil, hatta sünnette yasaklanmış hususlardandır. Bunun en büyük göstergesi de aynı şekilde riyazete çekilen rahiplerin de bir takım harikuladelere sahip olmasıdır.
    İslam’da gaye keramet elde etmek değil, istikameti muhafaza etmektir. Mehdilik iddiasıyla birkaçı ortalıkta dolaşarak kendilerinin bir takım füyuzata ve keşiflere muhatap olduklarını, Mehdilik görevinin kendilerine verildiğini söylemektedirler. Bunlardan birisi İsa a.s.’ın manen nüzul ettiğini ve kendisinin arkasında namaz kıldığını söylerken, diğeri de çıkardığı ebced hesaplarıyla kendisinin Mehdi ve oğlunun da aslında İsa a.s. olduğunu söylüyordu. Belki iyi bir niyetle işe başlamışlardı ama sünnetten sapmak onları bu şekilde mecnunlar haline getirmişti.

    İmam Müslim, Sahih’in Mukaddimesinde "İsnadın Dinden Olduğunu Beyan Babı" açar ve şöyle der:
    "Bu babta, rivayetin ancak mevsuk ravilerden kabul edilmesi lâzım geldiği; ravilerde bulunan kusurlar sebebiyle onları cerh etmenin caiz, hatta vacip olduğu; bunun haram olan gıybet değil, bilâkis şer'-i şerifi müdafaa manasına geldiği görülecektir." (Müslim, Mukaddime, 5. Bab.)
    Muhammed b. Sirin demiştir ki: "Şüphesiz ki bu ilim (isnad) dindir. Öyle ise, dininizi kimlerden aldığınıza dikkat edin!"
    Abdullah b. el-Mübarek de şöyle demiştir: "İsnad dindendir. Eğer isnad olmasaydı, muhakkak her isteyen istediğini söylerdi." (Müslim, Mukaddime, 5. Bab.)

    Allah ümmeti (ehl-i sünneti) İslam’ın iki kaynağı olan Kuran ve sahih sünnete uygun şekilde amel ve ibadet eden muvahhid Müslümanlardan eylesin .


    وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِ وَكَفَى بِهِ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيرًا

    Sen ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan. O’nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak o yeter.[Furkan suresi 58. ayet]

    وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

    “İnanlar ancak Allah’a güvensinler” [Al-i İmran 160. ayet]

    "alıntı"



  17. 08.Mayıs.2008, 13:28
    9
    Üye
    CEVŞEN ŞİA BİD’AT’İDİR , UYDURULDUĞU KAT’İDİR

    Cevşenin Farisi kökenli olduğu , ehl-i sünnet itikadına şia’dan sızdığı aşikar bir gerçektir. Özellikle Türk tasavvufunda yer bulması zaten şia mahrecinin bir gizli nişanesidir. Tasavvuf ekolü her ne kadar şia’ya karşıymış gibi görünsede , Tasavvuf içindeki ve hayat dinamiklerindeki şia patentli dini sembolleri çıkardığımızda ortada ne tasavvuf ne de İslam’dan bir eser kalır !

    Cevşen Farsça kökenli bir kelime olup lügat olarak “zırh , zırhlı gömlek” anlamındadır. Laik Demokratik Türkiye’nin kontrolünde bulunan “dırar”larından biri olan diyanetin ansiklopedisinde bile Cevşen maddesinde özetle diyor ki: Farsça asıllı olduğu kabul edilen cevşen kelimesi sözlükte, "zırh, savaş elbisesi" anlamına gelmektedir. Terim olarak Şii kaynaklarında Ehl-i beyt tarikiyle Hz. Peygambere isnat edilip, Cevşen-i Kebir ve Cevşen-i Sagir denilen iki duanın ortak adıdır.

    Cevşen-i Kebir (cevşen ):
    Rivayete göre Uhud’da savaşın şiddetlendiği bir sırada, Hz. Peygamber ellerini açarak Allah’a dua etmiş, bunun üzerine gök kapıları açılarak Cebrail gelmiş ve; "Ya Rasulullah, Rabbin sana selam ediyor ve üzerindeki zırhı çıkarıp bu duayı okumanı istiyor. Bu dua hem sana hem de ümmetine zırhtan daha sağlam bir emniyet sağlayacaktır" demiştir.
    Bu olayla ilgili Şii kaynaklarında Musâ el-Kâzım - Ca’fer es-Sâdık - Muhammed el-Bâkır - Zeynelâbidîn - Hz. Hüseyin ve Hz. Ali tarîkıyle Hz. Peygamber’e isnâd edilir : "Allah c.c. Cevşen-i Kebiri dünyayı yaratmadan 50 bin yıl önce arşa yazmıştır. Bu duayı okuyan veya yazılı olarak üzerinde bulunduran kimse, dünyada her türlü beladan, afet, hastalık, yangın ve soygundan korunduğu gibi Allah ile kendisi arasında perde kalmaz ve bütün istekleri yerine getirilir. Cevşen-i Kebir ile Allah’a münacatta bulunan kimseye, Bedir şehidleri derecesinde 900 bin şehid sevabı verilir. Bu duayı kefeninin üzerine yazan mümin ise azap görmez. Onu okuyan kimse, dört semavi kitabı okumuş gibi olur, her harfi için kendine Cennette iki ev ile iki zevce verilir, ayrıca insan ve cinlerden olan bütün müminlerinki kadar sevap kazanır, asla Cehenneme girmez."(!)

    Cebrail, Hz. Peygamberden duayı kâfirlere öğretmemesini, sadece mümin ve takva sahibi kişilere tâlim etmesini istemiş. Kefenlere de yazılmış, Cevşen-i Kebir özellikle Şii dünyasında oldukça rağbet görmüş, gerek müstakil olarak gerekse çeşitli dua mecmuaları içinde birçok defa basılmıştır.
    Cevşenin Şii dünyasında bu derece rağbet görmesinde, Ehl-i beyt tarikiyle rivayet edilmiş olmasının yanında, faziletleriyle ilgili haberlerin de büyük etkisi olmuştur.
    Dua, Şia bölgelerinde özel matbaalarca kefen üzerine yazılmakta ve cenazenin kefenlenmesinde kullanılmaktadır.
    Cevşen-i Kebîr, her biri Allah’ın isim ve sıfatlarından on tanesini ihtivâ eden yüz bölümden ibaret uzunca bir duâdır. Her bölümün sonunda "Subhâneke yâ lâ ilâhe illâ ente’l-emâne’l-emân hallisnâ/ecirnâ/neccinâ mine’n-nâr" (Subhânsın yâ Rab! Sen’den başka yoktur ilâh! Emân diliyoruz Sen’den, Koru bizi Cehennem’den!) ibaresi tekrarlanmaktadır.
    Cevşen-i Kebir Türkiye’deki bazı cahil mirasyedi Sünni çevreler arasında da ilgiyle karşılanmıştır. Duayı, Gümüşhaneli Ahmed Ziyâeddin, tarikatla ilgili “Mecmuatül-ahzab” adlı eserinde nakletmiş, daha sonra özellikle Risale-i Nur cemaati tarafından müstakil olarak birçok defa basılmış ve Türkçe’ye de tercümeleri yapılmıştır. Ayrıca Şii kaynaklarında zikredilen metinle bu eserlerdeki metin arasında bazı eksiklik veya fazlalıklar göze çarpmaktadır.
    Cevşen-i Kebir diye bilinen ve Musa el-Kazım’dan itibaren imamlar yoluyla Hz. Peygambere nispet edilmiş bir hadis olarak rivayet edilen, yaklaşık 15 sayfalık metnin sahih olması mümkün görünmemektedir.
    Duanın Sünni hadis mecmualarında yer almaması, ayrıca Şii hadis külliyatının ana kaynağı durumundaki “Kütüb-i erbea”da da bulunmaması, sadece dua mecmuaları gibi ikinci derecede kitaplarda mevcut olması da bu görüşü desteklemektedir.

    Cevşen sahih olamaz

    Cevşen’in faziletleriyle ilgili olarak nakledilenlere gelince, Allah’ın insana verdiği imkan ve yetenekler, ona tanıdığı haklar ve yüklediği görevler karşısında kişinin bir duayı okumakla dünya ve ahiretin bütün kötülüklerinden korunup mutluluğa erişmesi, İslamiyet açısından, hatta bütün semavi dinler bakımından mümkün değildir. Ayrıca her bölümünde tevhidi vurgulayan ve yoğun kutsi duygularla örülmüş bulunan bir duanın iman etmeyenler tarafından okunmasının ne anlamı var ki, Cebrail bu konuda Hz. Peygamberi uyarmış olsun. Kaldı ki bu dua, herkesin vakıf olabileceği bir açıklıkla literatüre geçtiğine göre, gizli tutulması da fiilen imkansızdır. (Cevşen maddesi s.462-464)
    Diyanet Ansiklopedisi’ndeki bu bilgiye göre, Cevşen duasının Ehl-i sünnet kaynaklarında bulunmaması ve fazileti ile ilgili rivayetlerin İslamiyet ve ehli sünnet inançlarına aykırı bulunması, Şiilerce muteber kabul edilen Kütüb-i erbea’da bulunmaması da, bunun sahih olmadığını göstermektedir.
    Bu duayı üstünde taşıyanın asla Cehenneme girmemesi de, ilim ile bağdaşmayan bir ifadedir. Çünkü hepsinden kıymetli olan Mushaf’ı (Kur’an-ı kerimi) bile üstünde taşıyan kâfir, Cehennemden kurtulamaz. Şiiler, Cevşeni savaşlarda kullanmışlarsa da, bir faydasını görmemişlerdir. Mesela Irak-İran harbinde ölen Iraklı Şii askerlerle, İranlı Şii askerlerin üstlerinde cevşen duası bulunmuştur. Ayrıca üzerinde cevşen olduğu halde kaza geçiren çok kimse görülmüştür.

    Güya Cevşenü'l-Kebir ismindeki duâ Peygamber Efendimize, Uhud Harbi esnasında Cebrail (a.s) tarafından getirilmiştir. Cebrail gelerek Hz. Muhammed'e (s.a.v.): "Üzerindeki zırhı çıkar ve bu duâyı oku. Bu duâyı üzerinde taşır ve okursan zırhtan daha büyük tesiri vardır." demiş(!). Peygamber Efendimiz duânın tesirinin sadece kendine mi mahsus, yoksa ümmete de şamil mi olduğunu sorunca, Cebrail (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Ya Rasulullah, bu duâ Cenab-ı Allah'ın sana ve ümmetine bir hediyesidir. Bunun sevabını Allah'tan başka kimse takdir edemez." (Gümüşhaneli Ahmed Ziyâeddin , Mecmuatü'l Ahzab, İstanbul 1298 R, s. 231-261.)
    Davut Aydüz der ki; "Şiî kaynaklarına dayalı olarak rivâyet edilen Cevşen’in faziletine dair hadis, ehl-i sünnet’in prensipleri doğrultusunda kabule şâyan değildir. Meselâ, "Cevşen’i okuyan dört semavî kitabı okumuş gibi olur, Bunu okuyan asla Cehennem’e girmez, Üzerinde Cevşen yazılı kefenle gömülen kişi kabir azabı görmez"... gibi. ihtimal bunları bu duâya kudsiyet kazandırma düşüncesiyle -ehl-i beyt imamları kanalıyla geldiği için- bazı ifratkâr kişiler uydurmuş olabilir…"
    Cevşen vesilesiyle düşülen bir şirk şöyle anlatılıyor; "Cevşen, sürekli okunduğunda, okuyana birtakım maddî-manevî faydaları vardır ki, birçok ehl-i keşif ve islâm âlimi buna işaret etmişlerdir. Bunlardan birisi olarak Said Nursi , el-Cevşenü’l-Kebîr’i okuma neticesinde gördüğü faydalardan şöyle bahseder: "Münâfık düşmanlarımın maddî ve manevî zehirlerine karşı gerçi Cevşen ve Evrâd-ı Kudsiye-i Şâh-ı Nakşibend beni ölüm tehlikesinden, belki yirmi defa kudsiyetleriyle kurtardılar..."[ Risale-i Nur Külliyatı, II,1738 (Emirdağ Lâhikası I).]
    Şia ve nurcular, cevşen duasının ehlibeyt imamları vasıtasıyla geldiğini iddia ederek tenakkuza düşmüşlerdir. Zira zehirlendiği rivayet edilen Hasan (r.a.) ve diğer ehlibeyt imamları, Kerbela şehidi Hüseyin (r.a.) ve etrafındakiler cevşen’in bu faziletinden neden istifade edemediler ? Düşündürücüdür ! Tabi temiz akıl sahipleri düşünür.
    Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) mağarada Hazret-i Ebu Bekir'e (ra) hafi zikir talim buyurduğu gibi Cevşen de büyük kutupların ve güvenilir evliyanın uhdesinde mevsuk bir şekilde bulunmakta ve tâlim edilmekte olduğundan, ayrıca rivayet edilmesine ve meşhur kitaplara alınmasına ihtiyaç duyulmamıştır zırva savunumuyla senetsiz ve uydurma olduğunu itirafına rağmen meşruiyet kazandırılmaya çalışılması ancak cahillerin kabulleneceği işlerdir.

    Cevşen hakkında Fikret Şanlı'nın yazısı da şu şekilde;,
    "Cevşen- i Kebir ve Cevşeni Sagir olmak üzere iki dua vardır. Uhud harbi esnasında Efendimizi öldürme teşebbüsleri çoğalıp havanın da sıcak olması hasebiyle zırhında yük yaptığı bir ortamda Cebrail (a.s.) gelir ve “Ey Muhammed! Rabbin sana selam ediyor ve üzerindeki zırhı çıkarıp bu duayı okumanı istiyor. Bu dua hem sana hem de ümmetine zırhtan daha sağlam bir emniyet sağlayacaktır.
    [ İslam Ansiklopedisi Cevşen bölümünde güzel mülahazalar vardır. Konuyu daha derin araştırmak isteyenlere tavsiye olunur. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c: 7, s: 462-3-4]
    (Bu veya buna benzer metinler cevşen satılırken ufak bir kağıtla beraber verilir.)

    İşte yaklaşık 15 sayfa olan bu dua bize böyle gönderilmiştir. O günden bu güne kim onu üzerinde taşırsa başına musibet gelmez. Evinde olursa evi yanmaz. Çocuğunda olursa başına bir şey gelmez. Dini kasko olsa olsa budur herhalde !

    Bu konu hakkındaki ilmi mütalaalardan şu sonuçlar çıkmıştır:

    1- Peygamber Efendimiz Uhud’da zırhını çıkarmamıştır. Hatta üzerinde iki zırh birden vardı. [İslam Tarihi Mustafa Asım Köksal, c. 3, s. 172]

    2- Cevşen’in Sünnî kaynaklarda bulunmaması, Şiîler’ce muteber kabul edilen Kutub-ul Erbaa’da bulunması, bunun uydurma olduğunu gösterir.
    Cevşen ile ilgili rivâyetlerin, hadîs usûlünde kabul edilen rivayet usulleri ve özellikle hadîsin kabulünü gerektiren mütevâtir, sahih, hasen kategorileri içerisinde olmaması, Cevşen’in sıhhati hakkında epeyce ipucu vermiştir. Üstelik bunun Musâ el-Kâzım - Ca’fer es-Sâdık - Muhammed el-Bâkır - Zeynelâbidîn - Hz. Hüseyin ve Hz. Ali tarîkıyle Hz. Peygamber’e isnâd edilmesi, yani hep Şiâ’nın sahip çıktığı şahsiyetler yoluyla intikali, Sünnî alimlerin ve toplumunun bu rivayeti göz ardı etme neticesine götürmüştür.
    Cevşen’in mana ve muhtevası ne kadar güzel ve müsbet olduğu varsayılsa bile İlim erbabı Sünnilerce mevzunun sened tenkidi açısından yapılan değerlendirmeye itibar edilmektedir. Öyle de olmalıdır . Hadis usulü ilim dalı boşuna oluşmamıştır. Metni güzel diye tüm uydurma hadisleri sahihlersek ortalıkta uydurma ve zayıf hadis bırakmayız. Altının değerini sarrafı bilir misali Hadisin değerini (sahihliğini) de hadis usulü ilmine vakıf alimler bilir. Hiçbir hadis usulü alimi cevşen hakkındaki bahsedilen metne sahih diyememişlerdir. Her ne kadar sofiye ehlince hadis usulü diye bir şey olmasa da (onlara göre hadisin sahihliği şeyhlerine evliyalarının kalbine Allah tarafından hadisin keşfolunmasıdır. Ehl-i sünnet ne kadar uydurma olduğunu ilmi olarak ispat etse de tasavvufun şeyhleri okeylemişse o neredeyse Ayet mesabesindedir .) ehl-i sünnete göre vardır.
    Şimdi buraya diyalogsever Fethullah Gülen’in kendi yazısından konuyla ilgili itikatlerini deşifre edeceğim :

    Bazen hadîs kriterleri ölçü olmayabilir. Ehlullah’ın Efendimiz’den keşfen hadîs alması hiç de az vaki olmuş hâdiselerden değildir. İmam Rabbânî der ki: "Ben, İbn Mes’ûd’dan, Muavvizeteyn’in (felak ve nas sureleri) Kur’an’dan olmadığına dair rivâyetini görünce bu sûreleri farz namazlarımda da okumamaya başladım. Ne zaman ki, Efendimiz’den onların Kur’an’dan olduğuna dair ihtâr aldım, ancak o zaman bu sûreleri farz namazlarımda da okumaya başladım".
    Bazılarının bizim kunut duâsı olarak okuduklarımızı, Kur’an’dan kabul etmesi de, yukarıda işaret etmek istediğimiz husûsa ayrı bir delil kabul edilebilir. Ve yine İmam Rabbânî’den bir misâl diyor ki: "Ben bazı hususlarda İmam Şâfiî’yi taklîd ediyordum. Ancak bana İmam Ebû Hanîfe’nin peygamberlik mesleğini temsil ettiği ihsâs edildi. Ben de Ebû Hanîfe’ye iktida ettim...".
    Bu durum da elbet belli kriter ve ölçü gerektirir. Yoksa önüne gelen herkes keşfen bir şeyler aldığını söyler ve ortalık bir sürü uydurma keşiflerle dolar. Ama bazı büyük zatları bu katagoriye dahil etmek çok büyük yanılgı olur. Onlar "Keşfen aldık" dediklerini mutlaka öyle almışlardır ve dedikleri de kat’iyen doğrudur. Ne var ki, bunları belli hadîs krıterleri içinde tahlîl etmek imkansızdır. Onun için de, hadîsçiler bu tür ifadelere iltifat etmemişlerdir. Ama onların iltifat etmemesi bu ifadelerin doğru olmadığı manasına da gelmez. Bütün bu söylediklerimiz Cevşen için de aynen geçerlidir. Onun için biz kesinlikle diyoruz ki, Cevşen manası itibariyle Efendimize ilhâm veya vahiy yoluyla gelmiştir. Daha sonra da ehlullahtan birisi bu Cevşen’i keşif yoluyla Efendimiz’den almış ve Cevşen bize kadar öyle ulaşmıştır. (işte senet (!))
    Bu hususlara şunu da ilâve etmek faydalı olur kanaatindeyim. Gümüşhanevî gibi bir büyük veli ve Bedîüzzaman gibi bir sahip-kıran, Cevşen’i kabullenip onun vird edinmişlerdir. Cevşen’in me’hazindeki kuvvet ve kudsiyete ait başka hiçbir delil ve bürhân olmasa, sadece isimlerini verdiğimiz büyüklerin bu kabullenişleri ve yüzbinlerce insanın Cevşen’e gönülden bağlanıp değer atfetmeleri, Cevşen hakkında en azından ihtiyatlı konuşmaya yetecek güç ve kuvvette delillerdir. Sadece senedine ait bir boşluktan dolayı Cevşen’e dil uzatmak en ılımlı ifadeyle bir haksızlıktır. “ (M. Fethullah Gülen, Prizma-1, İzmir 1995, s.119-122.)

    Hatadan münezzeh önderleri ve kalabalık yığınların bu senetsiz metni güzele kapılmalarını şantaj olarak göstererek ehli sünnete uygun şekilde hadis usulüne uymamızı kınıyor ve aba altından tehdit ediyor. Bu bidatçilere sözümüz “ hadi ordan sende” olacaktır .


    3- “Cevşen’i okuyan dört semavî kitabı okumuş gibi olur", "Bunu okuyan asla Cehennem’e girmez" veya "Üzerinde Cevşen yazılı kefenle gömülen kişi kabir azabı görmez ...v.b." akideye muhalif inançlar cevşenin ne olduğu hakkında bırakın Sünni kesimi , Kendileri daha da sapık olmasına rağmen ehl-i kitaba bile tebessüm ettirecek boyuttadır.

    4- 15 sayfalık metnin sahih olması çok zor görünmemektedir. Çünkü bu metin, bilinen bir vakıayı, bir kıssayı veya tarihî bir olayı anlatan, hafızada tutulması kolay metinlerden farklı olarak her kelime ve cümlesinin büyük bir titizlikle zaptedilip tekrarlanması, Hz. Peygamber’den alınıp rivayet edilmesi uzun ve çok zor denecek kadar güçtür"

    5- Madem bu dua Peygamber Efendimizi koruyacaktı da Efendimiz , Uhud harbinde niye yaralandı?
    Ebu Said el Hudri der ki: Rasulullah’ın yüzüne baktım. Her iki şakağında gümüş para yerini andırır iz, alnında saçının dibinde de bir yara vardı. Alt dudağı yarılmış, sağ yanındaki rebaiye dişinden birisi de kırılmıştı... Yardım edilmedikçe attan inemedi... Her iki Sade (Sa’d b. Ubade ile Sa’d b Muaze) dayanarak evine girdi.” [ İslam Tarihi Mustafa Asım Köksal, c. 3, s. 233]
    Hani bu dua zırhtan daha iyiydi ? Bu savaştan sonraki savaşlarda niye yaralanmalar oldu? Efendimiz mübarek dişini niye yitirdi? 70 kadar sahabi neden şehid oldu ?

    6- Cevşeni takarak güvende olma itikadi İslam’ın tevekkül mantığına ters. O halde bu hadis nerede geçiyor diye araştırdığımızda şu sonuca varırız ki, bu olay ehl-i sünnetin ne birinci derece hadis kitaplarında, ne de ikinci derece hadis kitaplarında. Peki bu uydurma şey bize nasıl ulaştı diye bakarsak şu sonuca varırız:
    Bu duanın aslı cevşen kelimesinde saklı. Cevşen Farsça (şia) bir kelimedir. Zırh demektir. İran kaynaklarına göre Cevşen-i Kebir ile Allah’a müracaatta bulunan kimseye Bedir Şehidleri derecesinde 900.000 şehit sevabı verilir. Bu duayı kefenin üzerine yazan mü’min azap görmez onu okuyan kimse dört semavi kitabı okumuş gibi olur... v.s, v.s....
    Cevşen baskılı kefenlerin ehl-i sünnet cenaze işleri müdürlüğünde bulunması an meselesidir
    Hakikaten buna inanılır mı derdim ama inanılıyor. İran’da binlerce cevşenli kefen var bizde de cahil ve tasavvuf tıyniyetli binlerce insan.
    Her dönemde dinini bilmeyen insanları istismar etmek için birileri çıkıp din adına bir şeyler uydurup onunla menfaat sağlamak isteyen insanlar çıkmıştır. Hristiyanlar da cennetten arsa satmadılar mı?
    Yıllar önce Fethullah Gülen’in Zaman gazetesinin ikinci sayfasında cevşen adı altında üç gün boyunca tam sayfa yazısı çıkmıştı. Sonuç olarak şu kanıya ulaşılıyordu:
    "Evet! Bu olay ehli sünnetin hadis kitaplarında yok.
    Evet! Bu olayın silsilesi şia silsilesi.
    Evet! Bu olayın aslı olmayabilir. Ama bu duayı üstadın okuması bizim için yeterlidir."
    Bundan sonra iki konunun izah edilmesi gerekmektedir.

    1- Mesele: Madem bu olayın aslı yok “zira din isnattır.” buyuruluyor. Peki niye halen cevşen satılırken bu kayıtlar veriliyor. Bu tip insanlara ancak şu ayet mealini söyleyebiliriz: “Allah’ın ayetlerini az bir paraya satmayın.”
    Az bir paraya satmayın, yani dini istismar edip dinin sırtından zengin olmaya kalkarsanız ne kazanırsanız kazanın o az bir para olacaktır, haberiniz olsun.
    Nur Cemaatinin ayrılmasının sebeplerinden ve Risalelerdeki ebcet hesabı hatalarından bahseden bir kitapta [İşaratı Gaybiye ve Ayniye, Yazan M. Ali Nebioğlu, 1964, Ankara] bu sebeplerin başında Risalelerin kârının kimde kalacağında anlaşılamamasıdır der.

    2. Mesele: Aslında bu en önemli meseledir. İnsanların cevşeni takarken bu inançta olmalarıdır. Kendilerini bu kağıdın koruyacağını zannederler ve kağıdı asarak yardım beklerler ki bu insanları cahiliyyedeki puta tapanlar gibi putperestliğe alıştırma gibidir. Oysa Allah istemedikçe dünya ve içindekiler ne isterse istesinler onlara bir şey olmaz.
    Kuvvet ve kudret sahibi olan Allah’tır ki insanlara bunun ilahi bir yönünün olmadığı söylense ve sadece bunda Allah’ın güzel isimleri, dualar, Bedir ashabının ismi var denseydi cevşen bu kadar yayılır mıydı?"
    Ezcümle ; İsnad olarak sabit olmayan Cevşen duasının –savunanların da kabullendiği gibi - şia uydurması olduğu sabittir.[ Şia'nın dua kitaplarından el Kummî'nin Mefatihul Cinan adlı eserinde, el Kef'ami'nin Beledul Emin adlı eserinde kopuk bir isnad ile zikredilmiştir.]
    Nurcular; "Şiilerin rivayetlerinde de sahih şeyler bulunabilir, Ehli Sünnet alimleri şiadan hadis almaktan çekindikleri için pek çok doğru şeyden mahrum kalabiliriz" bahanesiyle cevşen'e meşruiyet kazandırmaya çalışıyorlar. Bu sözleri ilimden nasibsizlerin sözüne benzemektedir. Zira Allah Teala itikadı sahih olsa bile fasık (günahkar) birinin getirdiği habere itibar edilmemesi beyan ederken, yalan söylemeyi dinen vacip olarak gören Şiilerin anlattıklarına nasıl itibar ederiz?
    Ehl-i sünnet alimlerinin şia'dan hiçbir rivayette bulunmadıkları yolundaki iddia da çok su götürür. Ehli Sünnet muhaddisleri bidat fırkalarından rivayet hususunda hassas kriterler koymuşlardır. Bunlardan bazıları; rivayette bulunan kişinin kendi fırkasının davetçilerinden olmaması, yalanı caiz gören fırkalardan birine mensup olmaması gibi hususlardır. Bu ve benzeri şartların haricinde kalanların rivayetleri Ehli Sünnet kaynaklarda mevcuttur. Dolayısıyla Rafızilikte aşırı olmayan Ali bin Zeyd bin Cüdan, Cerir Bin Abdilhamid, Atiyyetul Avfi gibi pek çok şii raviler kütübü sitte ricali arasında yer bulmuştur.
    Şii ravilerin rivayet ettiği hadislerden sahihi, zayıfı ve uydurma olanları Ehl-i Sünnet kaynaklarda mevcut olup, cevşen ile ilgili rivayete asla itibar edilmemiştir. Ahmed Ziyâeddin Gümüşhanevi'nin nakletmesine gelince, bilindiği gibi o, sufidir. Sufiyye ise özellikle son dönem sufileri, Ehli Sünnete pek çok hususta muhalefet ederek Batınîlik ve Şia'ya meyillidirler. İsmail Hakkı Bursevi gibi pek çok sufi, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e isnad edilen rivayetin sahih yada uydurma olmasına aldırmadan amel etme gereğine inanmışlardır. Halbuki Allah Azze ve Celle dünyevî hususlarda bile zanna tabi olmayı yasaklamıştır. Kaldı ki dini hususta zan bile ifade etmeyen, uydurma oluşu alenen ortada olan bir hikaye ile nasıl amel edilebilir?
    Cevşenin isnadının sağlamlığından dem vuranlar, rivayetin isnadını Musa Kazım r.a. ile başlayarak zikrederler ve sahihmiş gibi bir görüntü vermeye çalışırlar. Fakat Musa el Kazım'dan bunu rivayet ettiği söylenen şii ravilerden bahsedilmez!
    Muhtevası hakkında ise; "Bu duanın içeriğinde sakıncalı bir husus yok, esma-ul Hüsna ve ayetler içeriyor" denilerek aklen güzel görülerek savunulmaktadır. Bir amelin makbul olabilmesi için iki şartın birlikte olması zorunludur; ihlas ve sünnete uygunluk. Fudayl Bin İyad r.a. der ki; "Bir amel Allah için halis olup da, doğru olmazsa kabul edilmez. Yine bir amel doğru olup da Allah'a has kılınmazsa yine kabul edilmez. Amelin halis olması; yalnız Allah rızası gözetilerek yapılmasıdır. Doğru olması ise; sünnete uygun olmasıdır."[ Ebu Nuaym Hilye(8/95)]
    Bidatlerin çirkinliğinden Daha önceki yazılarımızda bahsederek delillendirmiştik. Ebu Zerr r.a.'ın rivayet ettiği sahih hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem; "Sizi cennete yaklaştıracak olan ve cehennemden uzaklaştıracak olan her şeyi açıkladım"[ Taberani Mucemul Kebir(1647)] buyurmuştur. O halde neden ayetlerle ve sahih hadislerle sabit olan dualar bırakılıp tavsiye edilmeyen bir dua metni ile nesiller boyu meşgul olunur?
    İmam Malik de şöyle der; "Kim güzel bularak bidat çıkarırsa, Muhammed s.a.v'in risalet görevine ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Zira Allah Teala; "Bu gün dininizi kemale erdirdim"(Maide 3) buyurmuştur. O gün dinde olmayan bir şey bu gün de dinden olamaz."[ Şatıbi el-İtisam(1/64)]

    Nafi r.a. anlatıyor; İbni Ömer r.a'nın yanında birisi aksırdı ve “elhamdu lillah vesselamu ala Rasulillah” = Allah’a hamd Rasûlune selam olsun dedi. Bunun üzerine İbn Ömer şöyle dedi: Ben elhamdulillah vesselamu ala Rasulillah mı diyorum Rasûlullah (s.a.v.) bize böyle öğretmedi. Bize “elhamdulillahi ala kulli hal” = Her zamanda ve her zeminde Allah’a hamdolsun dememizi öğretti.”[ Tirmizi(2738) Hakim(4/265) isnadı hasendir]
    Görüldüğü gibi bahsedilen şahıs aslında görünüşte kötü bir şey söylememiştir. Fakat sünnette öğretilen dua yerine kendi uygun bulduğu şekilde dua ettiği için, İbni Ömer r.a. tarafından tepkiyle karşılanmıştır.

    Abdullah Bin Mugaffel (r.a.) oğlunun; “Allah’ım Senden cennetin sağında beyaz bir köşk istiyorum” dediğini duyunca; “Peygamber Aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu işittim; “Bu ümmette duada haddi aşanlar olacaktır.” [sahihtir. Ebu Davud(96,1480) Deylemi(3440) Ahmed(1/172) İbni Hibban(15/166) Hakim(1/267) Beyhaki(1/196) Abd Bin Humeyd Müsned(1/180) Hüseyni El Beyan Vet Tarif(2/181) Tuhfetul Ahvezi(1/157) Neylul Evtar(1/215) Tayalisi(1/28) Feyzul Kadir(4775) İbni Mace(3864) Kenz(3295) benzerini; Cem’ül Fevaid’de(9252) Rudani nakleder.]
    Berâ b. Âzib (r.a.)’den rivâyete göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “yatacağında namaz abdesti gibi abdest al, sonra sağ tarafına uzanıp şöyle de; “Allah’ım irademi sana teslim ettim yönümü sana çevirdim senden korkup seni isteyerek işlerimi sana bıraktım sırtımı sana dayadım senden kaçıp kurtulmak ancak sana dönmekle mümkündür. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere iman ettim.” bunları söylediğin gece ölürsen fıtrat üzere tertemiz ölürsün, sabaha çıkarsan hayır kazanmış olarak sabahlamış olursun”; Berâ diyor ki:
    Ben gönderdiğin Rasûle dedim…” Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem göğsüme vurdu ve; “Gönderdiğin peygambere de ” buyurdu.
    [Buhâri, Daavât 7, 9; Tevhid 34; Müslim(2710) Tirmizi(3391) Ebu Dâvud(5046, 5047, 5048).]

    Burada da görüldüğü üzere, aynı anlama gelen iki kelime arasında dahi bir değişiklilk yapılması caiz görülmemişken, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den geldiği sabit olmayan bir dua ile nasıl dua edilebilir?
    Rasulullah s.a.v.’in sünnetinde bulunmayan dualarla dua edenlerin, Esma-ul Hüsna’dan belirli isimleri belirli sayılarda okuyanların bulunduğu ortamdaki cinleri rahatsız ettiği, cinlerin de bu kimselere musallat olduğu söylenmektedir. Özellikle günlük virdleri çok sayıda olan sufilerde ve Cevşeni çok okuyanlarda aklî rahatsızlıklar sık görülmektedir.
    Hayvani gıdalardan riyazet ederek “çile” dedikleri halvete giren ve orada zikir yaptıkları esnada şeytanların telkinine kapılarak mehdilik iddiasında bulunanlara sık rastlanılmakta, bunlardan bazılarında görülen olağanüstü işlerin keramet olduğu zannedilmektedir. Aslında bu islami bir usül değil, hatta sünnette yasaklanmış hususlardandır. Bunun en büyük göstergesi de aynı şekilde riyazete çekilen rahiplerin de bir takım harikuladelere sahip olmasıdır.
    İslam’da gaye keramet elde etmek değil, istikameti muhafaza etmektir. Mehdilik iddiasıyla birkaçı ortalıkta dolaşarak kendilerinin bir takım füyuzata ve keşiflere muhatap olduklarını, Mehdilik görevinin kendilerine verildiğini söylemektedirler. Bunlardan birisi İsa a.s.’ın manen nüzul ettiğini ve kendisinin arkasında namaz kıldığını söylerken, diğeri de çıkardığı ebced hesaplarıyla kendisinin Mehdi ve oğlunun da aslında İsa a.s. olduğunu söylüyordu. Belki iyi bir niyetle işe başlamışlardı ama sünnetten sapmak onları bu şekilde mecnunlar haline getirmişti.

    İmam Müslim, Sahih’in Mukaddimesinde "İsnadın Dinden Olduğunu Beyan Babı" açar ve şöyle der:
    "Bu babta, rivayetin ancak mevsuk ravilerden kabul edilmesi lâzım geldiği; ravilerde bulunan kusurlar sebebiyle onları cerh etmenin caiz, hatta vacip olduğu; bunun haram olan gıybet değil, bilâkis şer'-i şerifi müdafaa manasına geldiği görülecektir." (Müslim, Mukaddime, 5. Bab.)
    Muhammed b. Sirin demiştir ki: "Şüphesiz ki bu ilim (isnad) dindir. Öyle ise, dininizi kimlerden aldığınıza dikkat edin!"
    Abdullah b. el-Mübarek de şöyle demiştir: "İsnad dindendir. Eğer isnad olmasaydı, muhakkak her isteyen istediğini söylerdi." (Müslim, Mukaddime, 5. Bab.)

    Allah ümmeti (ehl-i sünneti) İslam’ın iki kaynağı olan Kuran ve sahih sünnete uygun şekilde amel ve ibadet eden muvahhid Müslümanlardan eylesin .


    وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِ وَكَفَى بِهِ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيرًا

    Sen ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan. O’nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak o yeter.[Furkan suresi 58. ayet]

    وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

    “İnanlar ancak Allah’a güvensinler” [Al-i İmran 160. ayet]

    "alıntı"



  18. 12.Mayıs.2008, 19:56
    10
    **reisbey**
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Mart.2008
    Üye No: 14376
    Mesaj Sayısı: 12
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    --->: Cevşen uydurma mı???

    haşa töbe deeee kardeş sakın inanma böyle şeylere tabiki uydurma değil


  19. 12.Mayıs.2008, 19:56
    10
    haşa töbe deeee kardeş sakın inanma böyle şeylere tabiki uydurma değil


  20. 12.Mayıs.2008, 20:45
    11
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,526
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 29
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Cevşen uydurma mı???

    **reisbey** Nickli Üyeden Alıntı
    haşa töbe deeee kardeş sakın inanma böyle şeylere tabiki uydurma değil
    Biz Rabbimizin ve Rasulullahın(sas) bir emrine istemeden muhalefet ettiğimizde, ya da Rabbimize ve Rasulullah'a birşey yakıştıramadığımızda deriz "haşa" diye...

    Bu yüzden; "uydurma değil" diyenlere karşı, haşa dememiz daha yerinde olacaktır...

    Delillere, kendi cümlelerinizle cevap vermekten başka yapabileceğiniz birşey var mı kardeşim? Varsa onu alalım...

    "Tabi ki uydurma değil" gibi kat'i hükmü neye göre koyuyorsun? Kur'an'dan ya da Sünnet-i Rasulullah'tan bir delilin mi var? Sen bu kurduğun cümlelere "haşa" de kardeşim. Bilmediğini dahi bilmeyenlerden Rabbimize sığınıyoruz...

    Yukardaki cümlelerimizde de şu gerçeği vurgulamıştık ki, sizlere bir görüşü dayatmıyoruz; sadece kardeşane bir dille uyarmaya çalışıyoruz. Neye iman etmeniz konusunda yüreklerinize "haşa" hükmedecek değiliz... Rabbimiz haddini bilenlerden eylesin...

    vesselam...


  21. 12.Mayıs.2008, 20:45
    11
    DeLi MoLLa
    **reisbey** Nickli Üyeden Alıntı
    haşa töbe deeee kardeş sakın inanma böyle şeylere tabiki uydurma değil
    Biz Rabbimizin ve Rasulullahın(sas) bir emrine istemeden muhalefet ettiğimizde, ya da Rabbimize ve Rasulullah'a birşey yakıştıramadığımızda deriz "haşa" diye...

    Bu yüzden; "uydurma değil" diyenlere karşı, haşa dememiz daha yerinde olacaktır...

    Delillere, kendi cümlelerinizle cevap vermekten başka yapabileceğiniz birşey var mı kardeşim? Varsa onu alalım...

    "Tabi ki uydurma değil" gibi kat'i hükmü neye göre koyuyorsun? Kur'an'dan ya da Sünnet-i Rasulullah'tan bir delilin mi var? Sen bu kurduğun cümlelere "haşa" de kardeşim. Bilmediğini dahi bilmeyenlerden Rabbimize sığınıyoruz...

    Yukardaki cümlelerimizde de şu gerçeği vurgulamıştık ki, sizlere bir görüşü dayatmıyoruz; sadece kardeşane bir dille uyarmaya çalışıyoruz. Neye iman etmeniz konusunda yüreklerinize "haşa" hükmedecek değiliz... Rabbimiz haddini bilenlerden eylesin...

    vesselam...


  22. 12.Mayıs.2008, 21:13
    12
    Hesna
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2008
    Üye No: 9589
    Mesaj Sayısı: 753
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: istanbul

    --->: Cevşen uydurma mı???

    kaynaksız yazılardan sakınalım inşallah,tehlikeli şeyler
    hayırla



  23. 12.Mayıs.2008, 21:13
    12
    Kıdemli Üye
    kaynaksız yazılardan sakınalım inşallah,tehlikeli şeyler
    hayırla






+ Yorum Gönder
Git 124 Son