Konusunu Oylayın.: Cevşen uydurma mı???

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Cevşen uydurma mı???
  1. 08.Ekim.2007, 03:00
    1
    celikihsan87
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Eylül.2007
    Üye No: 2464
    Mesaj Sayısı: 66
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 30
    Bulunduğu yer: bursa-ısparta

    Cevşen uydurma mı???

  2. 08.Ekim.2007, 03:00
    1
    Devamlı Üye





    arkadaşlar ben bunu görünce beynimden vurulmuşa döndüm.

  3. 04.Mayıs.2008, 10:25
    2
    abdulkadir_
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Nisan.2008
    Üye No: 18757
    Mesaj Sayısı: 18
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: Cevşen uydurma mı???




    cevsen RASULULLAH ın duasıdır.yazık şu internet aleminden din öğrenmek isteyen müslümanlara.Ehl-i sünnet alimlerinin eselerini okumayanlar bu yahudi ve din düşmanı kafa karıştırıcıların sözlerine iinanıyorlar.BEDİÜZZAMAN HZ. 13, ASRIN MÜCEDDİDİ VE ALLAH dostu bir mücahid insandı .f.g. için aynı şeyi söyleyemeyiz kesinlikle.

    RABBİM itikat bozucu müfsid ve münafıklardan korusun bu ümmeti.


  4. 04.Mayıs.2008, 10:25
    2



    cevsen RASULULLAH ın duasıdır.yazık şu internet aleminden din öğrenmek isteyen müslümanlara.Ehl-i sünnet alimlerinin eselerini okumayanlar bu yahudi ve din düşmanı kafa karıştırıcıların sözlerine iinanıyorlar.BEDİÜZZAMAN HZ. 13, ASRIN MÜCEDDİDİ VE ALLAH dostu bir mücahid insandı .f.g. için aynı şeyi söyleyemeyiz kesinlikle.

    RABBİM itikat bozucu müfsid ve münafıklardan korusun bu ümmeti.

  5. 04.Mayıs.2008, 10:29
    3
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,307
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    --->: Cevşen uydurma mı???

    abdulkadir_ Nickli Üyeden Alıntı
    cevsen RASULULLAH ın duasıdır.
    bunula ilgili hep kaynak aradım ama bulamadım.

    bilinen (Kütübü sitte gibi) hadis kitabında varsa ve numarasını verirseniz çok dua ederim.



  6. 04.Mayıs.2008, 10:29
    3
    Moderatör
    abdulkadir_ Nickli Üyeden Alıntı
    cevsen RASULULLAH ın duasıdır.
    bunula ilgili hep kaynak aradım ama bulamadım.

    bilinen (Kütübü sitte gibi) hadis kitabında varsa ve numarasını verirseniz çok dua ederim.


  7. 08.Mayıs.2008, 02:47
    4
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,520
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 30
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Cevşen uydurma mı???

    Allah ve Rasulü(sas) adına bilmeden konuşanlardan razı değiliz... Bizim bile içimizi acıtıp, öfkemize sebep olan bu mevzuda, Allah ve Rasulü nasıl tavır alacaktır? Aslında gayet açık, ayet ve hadislerde...

    "İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir ilmi olmadan Allah hakkında mücadele edip her inatçı şeytana uyar." (Hac/3)


    "Men kezebe aleyye muteammiden felyetebevve' mak'adehu mine'n-nar"
    (Kim benim adıma hadis uydurursa cehennemdeki yerini hazırlasın)(Buharî, İlm 38, Cenâiz 33, Enbiyâ 50, Edeb 109)


    Son sözü de, şairimiz Mehmed Akif'e bırakalım:

    Kitabı, sünneti, icmaı kaldırıp attık;
    Havassı maskara yaptık, avamı aldattık.
    Yıkıp şeriatı, bambaşka bir bina kurduk
    Nebiye atıf ile binlerce herze uydurduk.
    O hali buldu ki bu cü'ret: "yecüzü fi't-tergib.."
    KARARI ERZELİ FETVA KESİLDİ! Hem ne garip,
    Hadis vazediyorken sevap uman bile var!
    Sevabı var mı imiş bir zaman gelir, anlar!
    Cihanı titretiyorken niday-ı "men kezebe."
    İşitmiyor mu, nedir, bir baksın şu bî-edebe:
    Lisan-ı pak-i Nebîden yalanlar uyduruyor,
    Sıkılmadan da "sevap işledim" deyip duruyor.
    Düşünmedin mi girerken şeriatın kanına?
    Cinayet kalacak zanneder misin yanına?
    Sevap ümid ediyor ha! Deyin ki namerde
    Sevabı sen göreceksin huzur-ı mahşerde!

    M.Akif ERSOY- Safahat




    vesselam...


  8. 08.Mayıs.2008, 02:47
    4
    DeLi MoLLa
    Allah ve Rasulü(sas) adına bilmeden konuşanlardan razı değiliz... Bizim bile içimizi acıtıp, öfkemize sebep olan bu mevzuda, Allah ve Rasulü nasıl tavır alacaktır? Aslında gayet açık, ayet ve hadislerde...

    "İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir ilmi olmadan Allah hakkında mücadele edip her inatçı şeytana uyar." (Hac/3)


    "Men kezebe aleyye muteammiden felyetebevve' mak'adehu mine'n-nar"
    (Kim benim adıma hadis uydurursa cehennemdeki yerini hazırlasın)(Buharî, İlm 38, Cenâiz 33, Enbiyâ 50, Edeb 109)


    Son sözü de, şairimiz Mehmed Akif'e bırakalım:

    Kitabı, sünneti, icmaı kaldırıp attık;
    Havassı maskara yaptık, avamı aldattık.
    Yıkıp şeriatı, bambaşka bir bina kurduk
    Nebiye atıf ile binlerce herze uydurduk.
    O hali buldu ki bu cü'ret: "yecüzü fi't-tergib.."
    KARARI ERZELİ FETVA KESİLDİ! Hem ne garip,
    Hadis vazediyorken sevap uman bile var!
    Sevabı var mı imiş bir zaman gelir, anlar!
    Cihanı titretiyorken niday-ı "men kezebe."
    İşitmiyor mu, nedir, bir baksın şu bî-edebe:
    Lisan-ı pak-i Nebîden yalanlar uyduruyor,
    Sıkılmadan da "sevap işledim" deyip duruyor.
    Düşünmedin mi girerken şeriatın kanına?
    Cinayet kalacak zanneder misin yanına?
    Sevap ümid ediyor ha! Deyin ki namerde
    Sevabı sen göreceksin huzur-ı mahşerde!

    M.Akif ERSOY- Safahat




    vesselam...

  9. 08.Mayıs.2008, 07:44
    5
    abdulkadir_
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Nisan.2008
    Üye No: 18757
    Mesaj Sayısı: 18
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: Cevşen uydurma mı???

    sizin razı olmanız önemli değildir ALLAH ve RASULÜ razı olsun bize kafidir.Ehl-i beytten rivayet edilmesi size kafi gelmiyor mu ? sizin ilminiz ne zamandan beri onların ilmini aştı ve geçti de böyle cesaret edebiliyorsunuz ?



    CEVŞEN-İ KEBİR DUASI

    Ehl-i Beyt (a.s) vasıtasıyla nakledilen bu değerli duânın özellikle Ramazan ayında bilhassa Kadir gecelerinde okunması tavsiye edilmiştir. Gerçi bu dua her zaman için okunabilir. Biz bu duayı Merhum şeyh Abbas Kummî'nin Mefâtih-ü Cinan adlı eserinden nakletmekteyiz. Merhum Kummî kitâbında bu duâ hakkında şu izahı vermiştir.
    Beled-ûl Emin ve Misbâh-ı Kef'emi'nin nakline göre bu duâyı Hz. Seyyid-us Sâcidin İmam Zeynelabidin (a.s) babalarından, onlar da Resu-i Ekrem'den (s.a.a) nakletmişlerdir. Resul-i Ekrem (s.a.a) savaşların birinde vücudunu rahatsız eden ağır bir zırh giymişti. O sırada Cebrâil (a.s) nâzil olarak Resulullah'a (s.a.a) şöyle arzetti:
    Ey Muhammed Rabb'inin sana selamı var. O zırhını çıkarıp bu duayı okumanı buyuruyor. Bu duâ senin ve ümmetin için güven vesilesidir." Sonra duanın fazileti hakkında bir takım açıklamada bulunuyor ki onların hepsini açıklamanın yeri değildir. Ez cümle şöyle buyuruyor.
    Kim bu duayı kefenine yazarsa Allah onu (cehennem) ateşiyle azap etmekten hayâ eder. Kim bu duayı Ramazan ayının başında halis niyetle okursa Allah Teala ona Kadir gecesini nasip eder ve onun için yetmiş bin melek yaratır ki Hak Teâlâ'yı takdis ve tespih ederler; bütün bunların sevâbı bu duâyı okuyana yazılır." Yine şöyle buyuruyor: "Kim bu duâyı Ramazân ayında üç defa okursa, Hak Teâlâ cesedini cehennem âteşine haram kılar; cenneti ona vâdeder; onu günahlardan koruyacak iki melek görevlendirir ve hayatı boyunca Allah'ın emânında olur. Rivâyetin sonunda İmam Hüseyin'ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Babam Emir-ü Mu'minin Ali (a.s) bana bu duayı hıfzetmemi, o'nun kefenine yazmamı, onu âileme öğretmemi ve onları duayı okumaya teşvik etmemi vasiyet etti. Bu duâda ism-i A'zam da olmak üzere bin isim vardır."


  10. 08.Mayıs.2008, 07:44
    5
    sizin razı olmanız önemli değildir ALLAH ve RASULÜ razı olsun bize kafidir.Ehl-i beytten rivayet edilmesi size kafi gelmiyor mu ? sizin ilminiz ne zamandan beri onların ilmini aştı ve geçti de böyle cesaret edebiliyorsunuz ?



    CEVŞEN-İ KEBİR DUASI

    Ehl-i Beyt (a.s) vasıtasıyla nakledilen bu değerli duânın özellikle Ramazan ayında bilhassa Kadir gecelerinde okunması tavsiye edilmiştir. Gerçi bu dua her zaman için okunabilir. Biz bu duayı Merhum şeyh Abbas Kummî'nin Mefâtih-ü Cinan adlı eserinden nakletmekteyiz. Merhum Kummî kitâbında bu duâ hakkında şu izahı vermiştir.
    Beled-ûl Emin ve Misbâh-ı Kef'emi'nin nakline göre bu duâyı Hz. Seyyid-us Sâcidin İmam Zeynelabidin (a.s) babalarından, onlar da Resu-i Ekrem'den (s.a.a) nakletmişlerdir. Resul-i Ekrem (s.a.a) savaşların birinde vücudunu rahatsız eden ağır bir zırh giymişti. O sırada Cebrâil (a.s) nâzil olarak Resulullah'a (s.a.a) şöyle arzetti:
    Ey Muhammed Rabb'inin sana selamı var. O zırhını çıkarıp bu duayı okumanı buyuruyor. Bu duâ senin ve ümmetin için güven vesilesidir." Sonra duanın fazileti hakkında bir takım açıklamada bulunuyor ki onların hepsini açıklamanın yeri değildir. Ez cümle şöyle buyuruyor.
    Kim bu duayı kefenine yazarsa Allah onu (cehennem) ateşiyle azap etmekten hayâ eder. Kim bu duayı Ramazan ayının başında halis niyetle okursa Allah Teala ona Kadir gecesini nasip eder ve onun için yetmiş bin melek yaratır ki Hak Teâlâ'yı takdis ve tespih ederler; bütün bunların sevâbı bu duâyı okuyana yazılır." Yine şöyle buyuruyor: "Kim bu duâyı Ramazân ayında üç defa okursa, Hak Teâlâ cesedini cehennem âteşine haram kılar; cenneti ona vâdeder; onu günahlardan koruyacak iki melek görevlendirir ve hayatı boyunca Allah'ın emânında olur. Rivâyetin sonunda İmam Hüseyin'ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Babam Emir-ü Mu'minin Ali (a.s) bana bu duayı hıfzetmemi, o'nun kefenine yazmamı, onu âileme öğretmemi ve onları duayı okumaya teşvik etmemi vasiyet etti. Bu duâda ism-i A'zam da olmak üzere bin isim vardır."

  11. 08.Mayıs.2008, 13:18
    6
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,520
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 30
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Cevşen uydurma mı???

    Güzel kardeşim abdulkadir_ .

    Herhangi sahih ve sağlam bir kaynak verilmeksizin sadece birkaç eserin gösterilmesi, kaynak olarak yeterli değil ve geçerli de değildir. O halde, Buharî ve Müslim'de, diğer Sünenlerde, İmam Malik'in Muvattaı'nda, Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde ve diğer hadis kaynaklarında da yer almayan, ancak neredeyse tevatür derecesinde takdim edilen bu duanın sıhhat derecesini nereden ve nasıl tesbit edeceğiz? Güzel kardeşim, değerli alimlerimiz, imamlarımız, ömürlerini bu yola koymuşlar ve başka hiçbir yerde görülmemiş bir "İSNAD" metodu geliştirmişler ve sıhhat derecelerini bulabilmek için "evvela" bu yola başvurmuşlardır. Sıhhat derecesini tesbit için daha birçok yola daha baş vurulur.

    Önceleri hadis uydurup, hatta uydurdukları bu hadislerle insanları doğru yola ulaştırdıklarını zannıyla sevap işlediklerini sanan, daha sonra tevbe etmiş bir zatın şu sözü, İbnu'l Cevzî'nin Mevzuat adlı eserinde geçmekte. Dikkatle oku:

    "Dininizi kimden aldığınıza dikkat ediniz. Çünkü biz birşey istedik mi, onu hadis şekline koyu verirdik."

    Sana bir de kısaca, muhaddislerimizin bu konudaki hassasiyetlerinden birkaç örnek vereyim:

    Meşhur muhaddis Buharî, uydurma hadis rivayet edenlerin iyice dövülüp uzun süre hapsedilmesi gerektiğine fetva vermiştir. Muhaddislere ve mezheb imamlarına göre uydurma hadis rivayet eden kimse, başkalarının ibret alacağı bir şekilde cezalandırılır, rezil edilir ve azarlanır. Yüzüne bakılmaz, selam verilmez.Kendisiyle bütün ilişkiler kesilir. Süfyan b. Uyeyne, böylesinin boynunun vurulması gerektiğini, Yahya b. Ma'in ise kanının helal olduğunu söylemişlerdir.

    Şimdi kendine sor bakalım: "Ortam böyle bir ortam olsaydı, beni mi cezalandırırlardı, Bilal kardeşimi mi?"

    Sen Peygamberine ve hatta Cebrail vasıtası ile geldiğine göre Rabbine; bu gibi hikayeleri yakıştırabiliyorsan; Allah yolunu açık etsin kardeşim... Bizim ki sadece kardeşane bir uyarıydı. Senin ilmin de demek ki, nice imamlarımızın ilmi üstünde ki, bu kadar hararetle savunabiliyorsun... Af buyur; kusur işledik... Ehl-i Beyt'ten sağlam bir sened ile gelse idi başüstünde tutardık zaten. Ama her "ehl-i beytten rivayetle" sözüne inanırsan, yolunu ehl-i küffar belirler bilmiş olasın... Allah gönüllerdekinin ilmina vakıf olandır. Hakkımdaki tüm "zann"ların ile seni O'na(cc) havale ve emanet ediyorum.

    Fazlasını söylemeye ar ediyorum. Sanırım yeterlidir.

    vesselam, veddua...


  12. 08.Mayıs.2008, 13:18
    6
    DeLi MoLLa
    Güzel kardeşim abdulkadir_ .

    Herhangi sahih ve sağlam bir kaynak verilmeksizin sadece birkaç eserin gösterilmesi, kaynak olarak yeterli değil ve geçerli de değildir. O halde, Buharî ve Müslim'de, diğer Sünenlerde, İmam Malik'in Muvattaı'nda, Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde ve diğer hadis kaynaklarında da yer almayan, ancak neredeyse tevatür derecesinde takdim edilen bu duanın sıhhat derecesini nereden ve nasıl tesbit edeceğiz? Güzel kardeşim, değerli alimlerimiz, imamlarımız, ömürlerini bu yola koymuşlar ve başka hiçbir yerde görülmemiş bir "İSNAD" metodu geliştirmişler ve sıhhat derecelerini bulabilmek için "evvela" bu yola başvurmuşlardır. Sıhhat derecesini tesbit için daha birçok yola daha baş vurulur.

    Önceleri hadis uydurup, hatta uydurdukları bu hadislerle insanları doğru yola ulaştırdıklarını zannıyla sevap işlediklerini sanan, daha sonra tevbe etmiş bir zatın şu sözü, İbnu'l Cevzî'nin Mevzuat adlı eserinde geçmekte. Dikkatle oku:

    "Dininizi kimden aldığınıza dikkat ediniz. Çünkü biz birşey istedik mi, onu hadis şekline koyu verirdik."

    Sana bir de kısaca, muhaddislerimizin bu konudaki hassasiyetlerinden birkaç örnek vereyim:

    Meşhur muhaddis Buharî, uydurma hadis rivayet edenlerin iyice dövülüp uzun süre hapsedilmesi gerektiğine fetva vermiştir. Muhaddislere ve mezheb imamlarına göre uydurma hadis rivayet eden kimse, başkalarının ibret alacağı bir şekilde cezalandırılır, rezil edilir ve azarlanır. Yüzüne bakılmaz, selam verilmez.Kendisiyle bütün ilişkiler kesilir. Süfyan b. Uyeyne, böylesinin boynunun vurulması gerektiğini, Yahya b. Ma'in ise kanının helal olduğunu söylemişlerdir.

    Şimdi kendine sor bakalım: "Ortam böyle bir ortam olsaydı, beni mi cezalandırırlardı, Bilal kardeşimi mi?"

    Sen Peygamberine ve hatta Cebrail vasıtası ile geldiğine göre Rabbine; bu gibi hikayeleri yakıştırabiliyorsan; Allah yolunu açık etsin kardeşim... Bizim ki sadece kardeşane bir uyarıydı. Senin ilmin de demek ki, nice imamlarımızın ilmi üstünde ki, bu kadar hararetle savunabiliyorsun... Af buyur; kusur işledik... Ehl-i Beyt'ten sağlam bir sened ile gelse idi başüstünde tutardık zaten. Ama her "ehl-i beytten rivayetle" sözüne inanırsan, yolunu ehl-i küffar belirler bilmiş olasın... Allah gönüllerdekinin ilmina vakıf olandır. Hakkımdaki tüm "zann"ların ile seni O'na(cc) havale ve emanet ediyorum.

    Fazlasını söylemeye ar ediyorum. Sanırım yeterlidir.

    vesselam, veddua...

  13. 12.Mayıs.2008, 20:45
    7
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,520
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 30
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Cevşen uydurma mı???

    **reisbey** Nickli Üyeden Alıntı
    haşa töbe deeee kardeş sakın inanma böyle şeylere tabiki uydurma değil
    Biz Rabbimizin ve Rasulullahın(sas) bir emrine istemeden muhalefet ettiğimizde, ya da Rabbimize ve Rasulullah'a birşey yakıştıramadığımızda deriz "haşa" diye...

    Bu yüzden; "uydurma değil" diyenlere karşı, haşa dememiz daha yerinde olacaktır...

    Delillere, kendi cümlelerinizle cevap vermekten başka yapabileceğiniz birşey var mı kardeşim? Varsa onu alalım...

    "Tabi ki uydurma değil" gibi kat'i hükmü neye göre koyuyorsun? Kur'an'dan ya da Sünnet-i Rasulullah'tan bir delilin mi var? Sen bu kurduğun cümlelere "haşa" de kardeşim. Bilmediğini dahi bilmeyenlerden Rabbimize sığınıyoruz...

    Yukardaki cümlelerimizde de şu gerçeği vurgulamıştık ki, sizlere bir görüşü dayatmıyoruz; sadece kardeşane bir dille uyarmaya çalışıyoruz. Neye iman etmeniz konusunda yüreklerinize "haşa" hükmedecek değiliz... Rabbimiz haddini bilenlerden eylesin...

    vesselam...


  14. 12.Mayıs.2008, 20:45
    7
    DeLi MoLLa
    **reisbey** Nickli Üyeden Alıntı
    haşa töbe deeee kardeş sakın inanma böyle şeylere tabiki uydurma değil
    Biz Rabbimizin ve Rasulullahın(sas) bir emrine istemeden muhalefet ettiğimizde, ya da Rabbimize ve Rasulullah'a birşey yakıştıramadığımızda deriz "haşa" diye...

    Bu yüzden; "uydurma değil" diyenlere karşı, haşa dememiz daha yerinde olacaktır...

    Delillere, kendi cümlelerinizle cevap vermekten başka yapabileceğiniz birşey var mı kardeşim? Varsa onu alalım...

    "Tabi ki uydurma değil" gibi kat'i hükmü neye göre koyuyorsun? Kur'an'dan ya da Sünnet-i Rasulullah'tan bir delilin mi var? Sen bu kurduğun cümlelere "haşa" de kardeşim. Bilmediğini dahi bilmeyenlerden Rabbimize sığınıyoruz...

    Yukardaki cümlelerimizde de şu gerçeği vurgulamıştık ki, sizlere bir görüşü dayatmıyoruz; sadece kardeşane bir dille uyarmaya çalışıyoruz. Neye iman etmeniz konusunda yüreklerinize "haşa" hükmedecek değiliz... Rabbimiz haddini bilenlerden eylesin...

    vesselam...

  15. 11.Haziran.2008, 02:38
    8
    ukkaşe.
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Haziran.2008
    Üye No: 22472
    Mesaj Sayısı: 12
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 38

    --->: Cevşen uydurma mı???

    Hazır satılan cevşen de basım ve dağıtımını yapan bir kesimin gelir kaynağıdır ve ticaret metaı olmuştur. Bunun dışında tavsiye edilmesini gerektirecek sahih bir delile dayanmamaktadır.


    Said Nursî, bu ısrarına rağmen, maalesef hiçbir kaynak göstermemiştir. Cevşenü’l-Kebir, cep kitapçığı şeklinde basıldığı hâlde, bunda da herhangi bir kaynağa yer verilmemiştir. Bu duanın Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ait olduğu iddia edildiğine göre, hadis kitaplarında yer alması gerekirdi. Oysa, hadis kitaplarında böyle bir duaya rastlanmamaktadır. Şu hâlde, bu duanın Hz. Peygamber’e isnadı yalandır. Maalesef, Nur Risaleleri’ndeki mevzu hadislere uzunca bir tanesi daha eklenmiştir.

    Said Nursî, Cebrail (a.s.)’in Hz. Peygamber (s.a.v.)’e bir gazvede zırhını çıkarmasını ve Cevşen’i okumasını emreden bir vahiy getirdiğini de iddia etmektedir. Bu haberin de ne bir kaynağı ve ne de bir mesnedi vardır. İçinde aynı iddiaların yer aldığı Sözler Yayınevi’nce basılan Cevşen-ül Kebir adlı kitap, Vahye Göre Büyük Zulüm adlı eserde Said Çekmegil tarafından haklı olarak "zulüm karışmış kitap" olarak tavsif edilmiştir.

    Sonra, söz konusu vahiy hangi gazvede gelmiştir? Resulullah’ın herhangi bir gazvede zırhını çıkardığına dair hiçbir rivayet yoktur. Bilâkis, Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğu sabittir:

    "Bir peygambere, zırhını giydikten sonra, onunla düşmanları arasında Allah Tealâ hükmünü vermedikçe zırhını çıkarması yaraşmaz."

    Üstelik Cebrail (a.s.), Hz. Peygamber’e zırhını çıkarmasını değil, çıkarmamasını emretmiştir. Hendek Harbi’nde kâfirlerin dağıldığı gecenin sabahı Müslümanlar Medine’ye dönüp silâhlarını bıraktıkları sırada, Cebrail, Resulullah’a gelmiş ve "Zırhını çıkarıyor musun? Melekler, henüz silâhı bırakmadılar. Allah Tealâ, sana Benî Kurayza üzerine yürümeni emrediyor; ben de onlara gidiyorum." demişti.

    Savaşta zırhı çıkarmak şöyle dursun, Hz. Peygamber (s.a.v.) Uhud Günü iki zırhı üst üste giymiştir. Yine aynı savaşta Resulullah’ın başında miğferi de vardı ve aldığı darbe ile miğfer kırılmış; Peygamberimiz de yaralanmıştı. Resulullah’ın savaşlarda kullanmak üzere 9 kılıcı, 7 zırhı, 6 yayı, 2 kalkanı, 5 mızrağı, 2 miğferi vb. silâh ve teçhizatı vardı. Herhâlde, bu Cevşen’den sonra hepsini kaldırıp atmıştır!...



  16. 11.Haziran.2008, 02:38
    8
    ukkaşe. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Hazır satılan cevşen de basım ve dağıtımını yapan bir kesimin gelir kaynağıdır ve ticaret metaı olmuştur. Bunun dışında tavsiye edilmesini gerektirecek sahih bir delile dayanmamaktadır.


    Said Nursî, bu ısrarına rağmen, maalesef hiçbir kaynak göstermemiştir. Cevşenü’l-Kebir, cep kitapçığı şeklinde basıldığı hâlde, bunda da herhangi bir kaynağa yer verilmemiştir. Bu duanın Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ait olduğu iddia edildiğine göre, hadis kitaplarında yer alması gerekirdi. Oysa, hadis kitaplarında böyle bir duaya rastlanmamaktadır. Şu hâlde, bu duanın Hz. Peygamber’e isnadı yalandır. Maalesef, Nur Risaleleri’ndeki mevzu hadislere uzunca bir tanesi daha eklenmiştir.

    Said Nursî, Cebrail (a.s.)’in Hz. Peygamber (s.a.v.)’e bir gazvede zırhını çıkarmasını ve Cevşen’i okumasını emreden bir vahiy getirdiğini de iddia etmektedir. Bu haberin de ne bir kaynağı ve ne de bir mesnedi vardır. İçinde aynı iddiaların yer aldığı Sözler Yayınevi’nce basılan Cevşen-ül Kebir adlı kitap, Vahye Göre Büyük Zulüm adlı eserde Said Çekmegil tarafından haklı olarak "zulüm karışmış kitap" olarak tavsif edilmiştir.

    Sonra, söz konusu vahiy hangi gazvede gelmiştir? Resulullah’ın herhangi bir gazvede zırhını çıkardığına dair hiçbir rivayet yoktur. Bilâkis, Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğu sabittir:

    "Bir peygambere, zırhını giydikten sonra, onunla düşmanları arasında Allah Tealâ hükmünü vermedikçe zırhını çıkarması yaraşmaz."

    Üstelik Cebrail (a.s.), Hz. Peygamber’e zırhını çıkarmasını değil, çıkarmamasını emretmiştir. Hendek Harbi’nde kâfirlerin dağıldığı gecenin sabahı Müslümanlar Medine’ye dönüp silâhlarını bıraktıkları sırada, Cebrail, Resulullah’a gelmiş ve "Zırhını çıkarıyor musun? Melekler, henüz silâhı bırakmadılar. Allah Tealâ, sana Benî Kurayza üzerine yürümeni emrediyor; ben de onlara gidiyorum." demişti.

    Savaşta zırhı çıkarmak şöyle dursun, Hz. Peygamber (s.a.v.) Uhud Günü iki zırhı üst üste giymiştir. Yine aynı savaşta Resulullah’ın başında miğferi de vardı ve aldığı darbe ile miğfer kırılmış; Peygamberimiz de yaralanmıştı. Resulullah’ın savaşlarda kullanmak üzere 9 kılıcı, 7 zırhı, 6 yayı, 2 kalkanı, 5 mızrağı, 2 miğferi vb. silâh ve teçhizatı vardı. Herhâlde, bu Cevşen’den sonra hepsini kaldırıp atmıştır!...


  17. 12.Haziran.2008, 21:00
    9
    elcevaz13
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Haziran.2008
    Üye No: 22761
    Mesaj Sayısı: 1
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 33

    --->: Cevşen uydurma mı???

    Cevşen ile ilgili pek çok düşünce ve görüş ortaya atılmıştır. Daha çok Şiî kaynaklardan gelmiş olması, Ehl-i Sünnet'in Cevşen'e karşı soğuk davranmasına sebep olmuştur. Ancak bizim Cevşen ile ilgili mülâhazamız biraz husûsiyet arz etmektedir. Onun için de başkalarına ait görüşlerin naklinden daha çok, biz burada kendi mülâhazalarımızı aktarmak istiyoruz:
    1. Cevşen, hâlisâne yapılmış bir duadır. Onun hangi cümle ve kelimesi ele alınırsa alınsın, damla damla ihlâs ve samimiyet yüklü dua takattur eder. Durum böyle olunca, Cevşen kime izafe edilirse edilsin, özdeki bu husûsiyete tesir etmemeli. Burada, "Bir sözün Efendimiz'e izafesiyle bir başkasına izafesi arasında fark yoktur." demek istemiyoruz elbette. Demek istediğimiz şudur: Cevşen'in asgarî vasfı onun bir dua olmasıdır. Başka hiçbir özelliği bulunmasa, sadece onun bu özelliği bile, Cevşen'e bir değer ve kıymet atfetmek için yeterli bir sebeptir. Halbuki onun daha nice özellikleri vardır ki, diğer maddelerde bazılarına işaret edilecektir. Öyleyse, sadece senedine âit şaibeden dolayı Cevşen'i tenkit pek haklı bir davranış olmasa gerek.
    Peygamberâne ifadeler
    2. Efendimiz'e ait sözlerin bütün beşer sözlerine bir rüçhaniyet ve üstünlüğü vardır. O'na ait beyan ve sözleri seçip tanımada maharet kazanmışlara gizli kalmayacak bir gerçektir ki, Cevşen baştan sona peygamberâne ifadelerle bezeli bir edâya sahiptir. Bu sebeple de duada O'na ait malzemeleri kullanmak hem önemli hem de kabule daha yakındır. Fakat yine de bu bir tercih meselesidir. Yoksa insan namazın dışındaki duaları hangi dille yaparsa yapsın bu durum duanın aslına tesir etmez; zira Cenab-ı Hak bütün dilleri bilir ve duaya icabette sadece duanın samimi ve gönülden olmasını esas alır. Zaten dillerin ve renklerin ayrı ayrı oluşu O'nun kudretini ele veren âyetlerden değil mi?
    3. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi Sünnî kaynaklar Cevşen'e yer vermezler. Sadece Hâkim'in Müstedrek'inde Cevşen'den birkaç fıkrayı görebiliriz. Onun dışındaki eserlerde ben şimdiye kadar, Cevşen'e ait ibare ve ifadelerin birkaçının bile nakledildiğini görmedim. Ancak bu tamamen senede ait bir husûsiyete dayanılarak alınmış müşterek tavrın tezahüründen başka bir şey değildir ve Cevşen'in değerine menfî yönde etki edecek bir ağırlığı da yoktur. Nitekim Buharî ve Müslim'in rivayet ettiği pek çok hadis var ki; aynı hadisler çok küçük farklarla, hatta bazen aynı şekliyle Küleynî'nin el-Kâfî'sinde yer almaktadır. Ne var ki Ehl-i Sünnet alimleri Küleynî'den tek bir nakilde dahi bulunmamışlardır. Halbuki onda yer alan hadisler, Buharî ve Müslim'de de yer aldıklarına göre hem senet hem de lafız itibarıyla cerhi söz konusu olmayan hadislerdir. Ancak, el-Kâfî'de yer alan hadisleri daha çok Şiî imamlar nakletmişler ve bu sebeple de Sünnîlerce, daha işin başında endişeyle karşılanmışlardır. Cevşen için de aynı durum söz konusu olmuştur. Eğer Cevşen Şiî imamlar yoluyla nakledilmemiş olsaydı, öyle zannediyorum ki, bütün Sünnîlerce kabul görecek ve baş tacı edilecekti. Fakat Cevşen, senet yönüyle bir talihsizliğe uğradığı için, bunca insan sırf bu yüzden onun nurlu, feyizli ve bereketli ikliminden mahrum kalmıştır. Şu anda böyle bir talihsizliği önleyecek güçte de değiliz. Asırların birikimiyle vücut bulmuş böyle bir kanaati bertaraf etmek imkânsız olmasa bile çok zordur.
    4. Bazen hadis kriterleri ölçü olmayabilir. Ehlullahın Efendimiz'den keşfen hadis alması hiç de az vâki olmuş hâdiselerden değildir. İmam Rabbanî der ki: "Ben, İbni Mesud'dan, Muavvizeteyn'in Kur'ân'dan olmadığına dair rivayetini görünce, bu sûreleri farz namazlarımda da okumamaya başladım. Ne zaman ki, Efendimiz'den onların Kur'ân'dan olduğuna dair ihtar aldım, ancak o zaman bu sûreleri farz namazlarımda da okumaya başladım." Bazılarının bizim Kunut duâsı olarak okuduklarımızı, Kur'ân'dan kabul etmesi de, yukarıda işaret etmek istediğimiz husûsa ayrı bir delil kabul edilebilir. Ve yine İmam Rabbanî'den bir misal.. diyor ki: "Ben bazı hususlarda İmam Şafiî'yi taklit ediyordum. Ancak bana İmam Ebu Hanife'nin peygamberlik mesleğini temsil ettiği ihsas edildi. Ben de Ebu Hanife'ye iktida ettim..."
    Bu durum da elbet belli kriter ve ölçü gerektirir. Yoksa önüne gelen herkes keşfen birşeyler aldığını söyler ve ortalık bir sürü uydurma keşiflerle dolar. Ama bazı büyük zatları bu kategoriye dahil etmek çok büyük yanılgı olur. Onlar "keşfen aldık" dediklerini mutlaka öyle almışlardır ve dedikleri de katiyen doğrudur. Ne var ki, bunları belli hadis kriterleri içinde tahlil etmek imkânsızdır. Onun için de hadisçiler bu türlü ifadelere iltifat etmemişlerdir. Ama onların iltifat etmemesi bu ifadelerin doğru olmadığı mânâsına da gelmez. Bütün bu söylediklerimiz Cevşen için de aynen geçerlidir. Onun için biz kesinlikle diyoruz ki, Cevşen mânâsı itibarıyla Efendimiz'e ilham veya vahiy yoluyla gelmiştir. Daha sonra da ehlullahtan birisi bu Cevşen'i keşif yoluyla Efendimiz'den almış ve Cevşen bize kadar öyle ulaşmıştır.
    Bu hususlara şunu da ilave etmek faydalı olur kanaatindeyim. İmam Gazalî gibi bir allame, Gümüşhanevî gibi bir büyük veli ve Bediüzzaman gibi bir sahibkırân, Cevşen'i kabullenip onu vird edinmişlerdir. Hatta İmam Gazalî ona bir şerh yazmıştır. Cevşen'in me'hazindeki kuvvet ve kudsiyete ait başka hiçbir delil ve bürhan olmasa, sadece isimlerini verdiğimiz büyüklerin bu kabullenişleri ve yüz binlerce insanın Cevşen'e gönülden bağlanıp değer atfetmeleri, Cevşen hakkında en azından ihtiyatlı konuşmaya yetecek güç ve kuvvette delillerdir. Sadece senedine ait bir boşluktan dolayı Cevşen'e dil uzatmak en ılımlı ifadeyle bir haksızlıktır.


  18. 12.Haziran.2008, 21:00
    9
    elcevaz13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Cevşen ile ilgili pek çok düşünce ve görüş ortaya atılmıştır. Daha çok Şiî kaynaklardan gelmiş olması, Ehl-i Sünnet'in Cevşen'e karşı soğuk davranmasına sebep olmuştur. Ancak bizim Cevşen ile ilgili mülâhazamız biraz husûsiyet arz etmektedir. Onun için de başkalarına ait görüşlerin naklinden daha çok, biz burada kendi mülâhazalarımızı aktarmak istiyoruz:
    1. Cevşen, hâlisâne yapılmış bir duadır. Onun hangi cümle ve kelimesi ele alınırsa alınsın, damla damla ihlâs ve samimiyet yüklü dua takattur eder. Durum böyle olunca, Cevşen kime izafe edilirse edilsin, özdeki bu husûsiyete tesir etmemeli. Burada, "Bir sözün Efendimiz'e izafesiyle bir başkasına izafesi arasında fark yoktur." demek istemiyoruz elbette. Demek istediğimiz şudur: Cevşen'in asgarî vasfı onun bir dua olmasıdır. Başka hiçbir özelliği bulunmasa, sadece onun bu özelliği bile, Cevşen'e bir değer ve kıymet atfetmek için yeterli bir sebeptir. Halbuki onun daha nice özellikleri vardır ki, diğer maddelerde bazılarına işaret edilecektir. Öyleyse, sadece senedine âit şaibeden dolayı Cevşen'i tenkit pek haklı bir davranış olmasa gerek.
    Peygamberâne ifadeler
    2. Efendimiz'e ait sözlerin bütün beşer sözlerine bir rüçhaniyet ve üstünlüğü vardır. O'na ait beyan ve sözleri seçip tanımada maharet kazanmışlara gizli kalmayacak bir gerçektir ki, Cevşen baştan sona peygamberâne ifadelerle bezeli bir edâya sahiptir. Bu sebeple de duada O'na ait malzemeleri kullanmak hem önemli hem de kabule daha yakındır. Fakat yine de bu bir tercih meselesidir. Yoksa insan namazın dışındaki duaları hangi dille yaparsa yapsın bu durum duanın aslına tesir etmez; zira Cenab-ı Hak bütün dilleri bilir ve duaya icabette sadece duanın samimi ve gönülden olmasını esas alır. Zaten dillerin ve renklerin ayrı ayrı oluşu O'nun kudretini ele veren âyetlerden değil mi?
    3. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi Sünnî kaynaklar Cevşen'e yer vermezler. Sadece Hâkim'in Müstedrek'inde Cevşen'den birkaç fıkrayı görebiliriz. Onun dışındaki eserlerde ben şimdiye kadar, Cevşen'e ait ibare ve ifadelerin birkaçının bile nakledildiğini görmedim. Ancak bu tamamen senede ait bir husûsiyete dayanılarak alınmış müşterek tavrın tezahüründen başka bir şey değildir ve Cevşen'in değerine menfî yönde etki edecek bir ağırlığı da yoktur. Nitekim Buharî ve Müslim'in rivayet ettiği pek çok hadis var ki; aynı hadisler çok küçük farklarla, hatta bazen aynı şekliyle Küleynî'nin el-Kâfî'sinde yer almaktadır. Ne var ki Ehl-i Sünnet alimleri Küleynî'den tek bir nakilde dahi bulunmamışlardır. Halbuki onda yer alan hadisler, Buharî ve Müslim'de de yer aldıklarına göre hem senet hem de lafız itibarıyla cerhi söz konusu olmayan hadislerdir. Ancak, el-Kâfî'de yer alan hadisleri daha çok Şiî imamlar nakletmişler ve bu sebeple de Sünnîlerce, daha işin başında endişeyle karşılanmışlardır. Cevşen için de aynı durum söz konusu olmuştur. Eğer Cevşen Şiî imamlar yoluyla nakledilmemiş olsaydı, öyle zannediyorum ki, bütün Sünnîlerce kabul görecek ve baş tacı edilecekti. Fakat Cevşen, senet yönüyle bir talihsizliğe uğradığı için, bunca insan sırf bu yüzden onun nurlu, feyizli ve bereketli ikliminden mahrum kalmıştır. Şu anda böyle bir talihsizliği önleyecek güçte de değiliz. Asırların birikimiyle vücut bulmuş böyle bir kanaati bertaraf etmek imkânsız olmasa bile çok zordur.
    4. Bazen hadis kriterleri ölçü olmayabilir. Ehlullahın Efendimiz'den keşfen hadis alması hiç de az vâki olmuş hâdiselerden değildir. İmam Rabbanî der ki: "Ben, İbni Mesud'dan, Muavvizeteyn'in Kur'ân'dan olmadığına dair rivayetini görünce, bu sûreleri farz namazlarımda da okumamaya başladım. Ne zaman ki, Efendimiz'den onların Kur'ân'dan olduğuna dair ihtar aldım, ancak o zaman bu sûreleri farz namazlarımda da okumaya başladım." Bazılarının bizim Kunut duâsı olarak okuduklarımızı, Kur'ân'dan kabul etmesi de, yukarıda işaret etmek istediğimiz husûsa ayrı bir delil kabul edilebilir. Ve yine İmam Rabbanî'den bir misal.. diyor ki: "Ben bazı hususlarda İmam Şafiî'yi taklit ediyordum. Ancak bana İmam Ebu Hanife'nin peygamberlik mesleğini temsil ettiği ihsas edildi. Ben de Ebu Hanife'ye iktida ettim..."
    Bu durum da elbet belli kriter ve ölçü gerektirir. Yoksa önüne gelen herkes keşfen birşeyler aldığını söyler ve ortalık bir sürü uydurma keşiflerle dolar. Ama bazı büyük zatları bu kategoriye dahil etmek çok büyük yanılgı olur. Onlar "keşfen aldık" dediklerini mutlaka öyle almışlardır ve dedikleri de katiyen doğrudur. Ne var ki, bunları belli hadis kriterleri içinde tahlil etmek imkânsızdır. Onun için de hadisçiler bu türlü ifadelere iltifat etmemişlerdir. Ama onların iltifat etmemesi bu ifadelerin doğru olmadığı mânâsına da gelmez. Bütün bu söylediklerimiz Cevşen için de aynen geçerlidir. Onun için biz kesinlikle diyoruz ki, Cevşen mânâsı itibarıyla Efendimiz'e ilham veya vahiy yoluyla gelmiştir. Daha sonra da ehlullahtan birisi bu Cevşen'i keşif yoluyla Efendimiz'den almış ve Cevşen bize kadar öyle ulaşmıştır.
    Bu hususlara şunu da ilave etmek faydalı olur kanaatindeyim. İmam Gazalî gibi bir allame, Gümüşhanevî gibi bir büyük veli ve Bediüzzaman gibi bir sahibkırân, Cevşen'i kabullenip onu vird edinmişlerdir. Hatta İmam Gazalî ona bir şerh yazmıştır. Cevşen'in me'hazindeki kuvvet ve kudsiyete ait başka hiçbir delil ve bürhan olmasa, sadece isimlerini verdiğimiz büyüklerin bu kabullenişleri ve yüz binlerce insanın Cevşen'e gönülden bağlanıp değer atfetmeleri, Cevşen hakkında en azından ihtiyatlı konuşmaya yetecek güç ve kuvvette delillerdir. Sadece senedine ait bir boşluktan dolayı Cevşen'e dil uzatmak en ılımlı ifadeyle bir haksızlıktır.

  19. 28.Haziran.2008, 21:26
    10
    hüseyin11
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Mayıs.2008
    Üye No: 21772
    Mesaj Sayısı: 13
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 38

    --->: Cevşen uydurma mı???

    Cevşenin içeriğinde dua olarak bir sakınca yoksa bırakın millet etsin Duasını.Ama cevşeni öven veya farklı bir yerlere getiren sözleri ise almayın, kullanmayın.İnsanlar onunla Allah'a dua ediyorsa bırakın etsinler.Nihayetinde bir dua.
    Kul elllerini açmış Allah'a duasını ediyor.Tek etsin de Rabbine duasını...,Tek Rabbinden istesinde...,Tek Rabbine ümit bağlasında...Allah'ın güzel isimleriyle ne kadar güzel değil mi!


  20. 28.Haziran.2008, 21:26
    10
    Cevşenin içeriğinde dua olarak bir sakınca yoksa bırakın millet etsin Duasını.Ama cevşeni öven veya farklı bir yerlere getiren sözleri ise almayın, kullanmayın.İnsanlar onunla Allah'a dua ediyorsa bırakın etsinler.Nihayetinde bir dua.
    Kul elllerini açmış Allah'a duasını ediyor.Tek etsin de Rabbine duasını...,Tek Rabbinden istesinde...,Tek Rabbine ümit bağlasında...Allah'ın güzel isimleriyle ne kadar güzel değil mi!

  21. 29.Haziran.2008, 08:44
    11
    celikihsan87
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Eylül.2007
    Üye No: 2464
    Mesaj Sayısı: 66
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 30
    Bulunduğu yer: bursa-ısparta

    --->: Cevşen uydurma mı???

    sonunda biri kopyala-yapıştır yapmak yerine kendi fikrini yazdı.teşekkürler.



  22. 29.Haziran.2008, 08:44
    11
    Devamlı Üye
    sonunda biri kopyala-yapıştır yapmak yerine kendi fikrini yazdı.teşekkürler.


  23. 29.Haziran.2008, 09:13
    12
    zehracan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Mayıs.2008
    Üye No: 19267
    Mesaj Sayısı: 41
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: Cevşen uydurma mı???

    hüseyin11 Nickli Üyeden Alıntı
    Cevşenin içeriğinde dua olarak bir sakınca yoksa bırakın millet etsin Duasını.Ama cevşeni öven veya farklı bir yerlere getiren sözleri ise almayın, kullanmayın.İnsanlar onunla Allah'a dua ediyorsa bırakın etsinler.Nihayetinde bir dua.
    Kul elllerini açmış Allah'a duasını ediyor.Tek etsin de Rabbine duasını...,Tek Rabbinden istesinde...,Tek Rabbine ümit bağlasında...Allah'ın güzel isimleriyle ne kadar güzel değil mi!
    Yüce Rabbimizin varlığına ve birliğine,Kur'an-ı Kerimin O'nun kelamı olduğuna,Hz.Muhammede Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizin de Allah Teala Hazretlerinin biz Müslümanlara peygamber olarak gönderildiğine samimi bir kalp ile inanan kişiye zaten kalbi rehber olur,Rabbi onu yanıltmaz...hüseyin kardeşimizin de söylediği gibi dua etmek,helede içinde ESMA-ÜL HÜSNA varsa ne güzeldir


  24. 29.Haziran.2008, 09:13
    12
    zehracan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    hüseyin11 Nickli Üyeden Alıntı
    Cevşenin içeriğinde dua olarak bir sakınca yoksa bırakın millet etsin Duasını.Ama cevşeni öven veya farklı bir yerlere getiren sözleri ise almayın, kullanmayın.İnsanlar onunla Allah'a dua ediyorsa bırakın etsinler.Nihayetinde bir dua.
    Kul elllerini açmış Allah'a duasını ediyor.Tek etsin de Rabbine duasını...,Tek Rabbinden istesinde...,Tek Rabbine ümit bağlasında...Allah'ın güzel isimleriyle ne kadar güzel değil mi!
    Yüce Rabbimizin varlığına ve birliğine,Kur'an-ı Kerimin O'nun kelamı olduğuna,Hz.Muhammede Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizin de Allah Teala Hazretlerinin biz Müslümanlara peygamber olarak gönderildiğine samimi bir kalp ile inanan kişiye zaten kalbi rehber olur,Rabbi onu yanıltmaz...hüseyin kardeşimizin de söylediği gibi dua etmek,helede içinde ESMA-ÜL HÜSNA varsa ne güzeldir




+ Yorum Gönder
Git 12 Son