Konusunu Oylayın.: Dostluklar nasıl olmalı? Sebepsiz yere arkadaşlıkları bitirmek caiz mi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Dostluklar nasıl olmalı? Sebepsiz yere arkadaşlıkları bitirmek caiz mi?
  1. 23.Şubat.2013, 01:03
    1
    gıgax
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Kasım.2009
    Üye No: 62970
    Mesaj Sayısı: 79
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 27

    Dostluklar nasıl olmalı? Sebepsiz yere arkadaşlıkları bitirmek caiz mi?






    Dostluklar nasıl olmalı? Sebepsiz yere arkadaşlıkları bitirmek caiz mi? Mumsema Arkadaşlıklar dostluklar nasıl olmalı?Sebepsiz yere arkadaşlıkları bitirmek caiz mi?


  2. 23.Şubat.2013, 19:30
    2
    rana
    Aciz Kul

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2007
    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 5,602
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 70
    Bulunduğu yer: Stuttgart/Istanbul/Ankara

    Cevap: Arkadaşlıklar dostluklar nasıl olmalı? Sebepsiz yere arkadaşlıkları bitirmek caiz mi?




    İnsanlardan tamamen uzaklaşmak ve aile ile tamamen ilişkileri kesmenin hükmü nedir?

    Değerli kardeşimiz;

    İnsanlardan uzaklaşmak doğru bir gerekçeye dayanıyorsa caiz olabilir. Örneğin dini veya dünyevî zararları muhakkak olan bazı kimselerle fazla haşir-neşir/içli-dışlı olmamak, anlaşılabilen bir şeydir. Nitekim, İslam tarihi boyunca bazı kimseler dinleri için inzivaya çekilmiştir.

    Eğer çok ciddi bir gerekçesi yoksa, insanlardan uzak durmak doğru değildir. İslam’da “ruhbaniyet” yerine İslam’a, insanlara hizmet esastır. “İnsanların hayırlısı başka insanlara faydalı olanıdır” (Feyzu'l-Kadir, 3/480) manasındaki hadis-i şerif, insanlarla içli-dışlı olmayı ön görmektedir.

    Ayrıca “İnsanların arasına karışan ve onların eziyetine sabreden mümin, insanların arasına karışmayan ve onların eziyetine sabretmeyen müminden daha hayırlıdır.” (Buhâri, Edebu’l Müfred, 388) anlamındaki hadisten alacağımız çok dersler olmalı.. Bu hadisi, hayatın ve toplumun bütün yönleri için değerlendirmek mümkündür.

    Özellikle, kişinin sırf kendi istirahatı için, bazı duygusal yanlarını tatmin etmek için insanlardan uzaklaşması tercih edilen bir husus değildir.

    Aile ile ilişkileri koparmak ise, daha farklıdır. İslam’da sıla-yı rahim çok önemli bir görev, bir sevap kaynağı olduğu gibi, onlarla bağları koparmak büyük bir sorumluluk getirir. Tabii ki, aile fertlerinin de dereceleri vardır. Mesela, anne-babaya karşı uzaklaşma lüksümüz asla yoktur. Dayı ile teyze anne yerinde, amca ile hala da baba yerinde kabul edilir. Kardeşlerin yeri de bunun gibidir. Bu konuda şu hadis-i şeriften alınacak önemli dersler vardır: “Seninle bağları koparanlarla güzel ilişki kur, seni (istek ve arzularından) mahrum edenlere, vermek suretiyle (arzu ve isteklerini yerine getirerek) karşılık ver. Sana haksızlık edenlere karşılık verme/affet !” (Mecmau’z-zevaid, 8/188).

    Şunu da unutmamak gerekir ki, müminin mümine karşı üç günden fazla dargın durması caiz değildir. (bk. Ebû Dâvûd, Edeb 47) Bu mümin akraba olsa küs durmak daha da kötü olur.

    Ancak -özellikle- dinî, ahlakî konularda zararları muhakkak olan kimselerle -küsmeden- mesafeli durmakta bir sakınca olmadığı gibi tercih edilebilen bir şeydir. Çünkü din ve ahlak konusunda iyi veya kötü faktörlerin başında yakın münasebetlerimizin olduğu çevredir.

    Konuyla ilgili bazı hadis mealleri:

    “İnsanlara merhamet göstermeyen kimseye Allah da merhamet etmez.” (Buhâri, Edeb 18, Tevhîd 2; Müslim, Fezâil 66)

    “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona hıyanet etmez, yalan söylemez ve yardımı terk etmez. Her Müslüman’ın, diğer Müslüman’a ırzı, malı ve kanı haramdır. Takva buradadır. Bir kimseye şer olarak Müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi yeter.” (Tirmizî, Birr, 18)

    "Mümin kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme." (Tirmizî, Birr, 58)

    “Yumuşak davranamayan kimse, bütün hayırlardan mahrum kalmış sayılır.” (Müslim, Birr, 74–76)

    “Güzel söz sadakadır.” (Buhâri, Edeb 34, Cihad 128, Müslim, Zekât 56)

    “Herkes iyilik yaparsa biz de yaparız herkes haksızlık yaparsa biz de haksızlık ederiz, diyen kimseler gibi olmayın, fakat kendinizi iyilik yapanlara karşı iyilik yapmaya, kötülük yapanlara karşı da haksızlık yapmamaya hazırlayınız.” (Tirmizî, Birr, 63)

    "Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu kişidir. Muhacir de Allah’ın yasakladığı şeyleri terk edendir." (Buhari, İman 4, 5, Rikak 26; Müslim, İman 64-65)

    "Akrabasıyla ilgisini kesen kimse cennete giremez." (Buhâri, Edeb, 11; Müslim, Birr, 18)

    "Güçlü, güreşte gücünü gösteren değil, öfke anında nefsine (kendine) hâkim olandır." (Buhâri, Edeb, 76.)

    "Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden misafirine ikramda bulunsun. Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun." (Buhâri, Edeb, 31, 85; Müslim, İman, 74, 75)

    “Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri (nafile) oruç tutup gecelerini (nafile) ibadetle geçiren kimse gibidir.” (Buhârî, Nafakat, 1; Müslim, Zühd, 41)

    Sorularla Islamiyet

    Alıntı
    Kişi Samimi Dostunun Dini Üzeredir

    Rasulüllahın Celîslerinden suffeli yakınlarından olan, sürekli onu takib eden, bu sebepten, hicretin 7. yılında Hayber fethi esnasında. Ketibe Kalesi kuşatılırken Haybere gelen devslilerle oraya gelen Ebu Hureyre (RA) 5374 hadis rivayet ederek “muksirûn” dan olmuştur.


    Rasulüllaha halil olmanın değerini çok iyi bilen Ebu Hureyreden (RA) gelen bir hadis-i şerif şöyledir.
    “İnsan samimi dostunun dini üzeredir. Öyleyse sizden herbiriniz, kimleri dost edindiğine baksın. (Ebû Davûd, Tirmizi)” ( Riyâzus-Sâlihîn s. 281, 366. hadis; Rasulüllah (SAV) ümmetinin en hayırlılarının kendi zamanında geldiğini belirtmesi ile, ümmetin gittikce bozulacağını ihbarla, ümmetini tabakalara ayırıp en hayırlı tabakanın kendi ve ashabının tabakası oluşunu beyanla, onların, “Halil” bildikleri Rasulüllahın dininde olduklarını, kendisine tesahub ettiklerini de belirtmiş oluyordu. Bk. Sunenu ibn-i Mace II, 1340-1341, 1344, 1348, Riyâzus-Salihin s. 369, Cevâhirul-Buharî s. 231; Şerhul-Akidetit Tahâviye II, 693; el-Câmili Ahkâmil-Kurân IV, 170; Tefsîrul-Kurânil-Azîm II, 305, IV, 205, 305 Hak Dini IV, 2985; Sahihul-Buhari, VIII, 93, 96.)

    Halîl; sadık, halis dost, nasihat eden gibi manalara gelir. ( el-Kâmûsul-Muhît, III, 380; el-Mucemul-Vasît s. 253, 254.) Halle fiili zayıf, muhtac oldu. Deldi, içine girdi, yardı. Manaları yanında, ekşidi bozuldu, gibi manalar da taşır. Bir sıvının bozulması ve ekşimesi içine giren nüfuz eden şeylerle olur. Halale dostluk, Halel, bozulma ve zayıflıktır. Hıllet, dişler arasına girip kalan yemek artığı, deri ile kaplı kılıç kını, kılıcın kının örtüldüğü altın vs. ile nakışlanan astar (bitane) nakışlı deri, özel dost demektir. Hullet, sadakat vefa, muhabbettir, Kişinin hanımına da hullet denir (el-Kâmûsul-Muhît III, 380; el-Mucemul-Vasît s. 252; el-Müfredât s. 153; Sevginin on derecesi ve mertebesi için bk. Şerhul-Akîdetit-Tahâviye, s. 165.). Sevginin on mertebesi içinde en yükseğidir. Hıllet (hullet) öyle bir sevgidir ki, bu sevgi insanın içine nüfuz eder, işler, insana tesir eder ve onu değiştirir. Bu yönüyle pek derin ve etkili bir sevgidir. Halil, en yakın dost, en fedakar arkadaş, en samimi yoldaştır. Birbirinin halili olan iki kişinin, karşılıklı sevgileri birbirlerine nüfuz etmiş, seveni sevdiğinin lehine güçlü şekilde etkilemiştir. Halil olanın sevdiğinin tesirinden çıkması düşünülemez.

    Sahabeler Rasulüllahın halili idiler. Onu candan seviyorlardı (Riyâzus-Salihîn s. 157, 205, 282, 369, Tefsîrul-Kurânil-Azîm, II, 330, 423, III, 467). Bu durumlarını belgeleyen Mekke ve Medine devrindeki hadiseleri tarih açıkça ortaya koymaktadır. Hatta Onun sevgisi uğruna yakınlarıyla kardeşleri ve akrabaları, ile hatta babaları ile karşı karşıya gelenler vardır (Hayâtus-Sahabe II, 467 vd. (ona olan sevgilerini gösteren bazı örnek hadiseler.) Ayrıca bk. Mücadele, 22). Ebu Ubeyde b. Cerrah Bedirde babası ile karşı karşıya gelmişti. Meşhur münafık Abdullah b. Übeyy: “Yahu şu Ebû Kebşenin oğlu bizi toz toprak içinde bıraktı (şerefimizi bir paralık etti)” deyince samimi bir müslüman olan oğlu Peygamber sevgisinden dolayı “Ey Allah Rasulü istersen onun başını sana getiririm” diye babasını öldürmek istemişti. Çünkü o Rasulüllahı çok seviyor, onun için söylenen yersiz bir söz kendisinde çok büyük infiale sebep oluyordu. Beni müstalık gazası sırasında da Abdullah, (RA) babası Abdullah b. Übey için aynı arzu ile Rasulüllaha gelmişti ( Hayâtus-Sahâbe II, 469).

    Rasulüllahı çok seven Hanzala b. Ebû Amir de Kafir babasını Uhudda öldürmek için Allah Rasulünden izin isteyen biri idi. Rasulüllah (SAV) Abdullah gibi ona da izin vermemişti (Age II, 469; Usdul-Ğâbe, II, 59). Evs Kabilesinden olan Gasiletul-Melaike diye anılan Hanzala yeni evli iken Uhud harbine gelen kimsedir (et-Tabakât V; 66).

    Uhud günü Hz. Ebu Bekir de sonradan müslüman olan oğlu Abdurrahmanı öldürmek istemiş, Rasulüllah (SAV) buna müsaade etmemişti (Hayâtus-Sahâbe II, 469-470). Ebu Huzeyfe de Bedirde öldürülen müşrik babası Utbenin kuyuya sürüklenmesi karşısında üzülmemişti (Hayâtus-Sahâbe II, 470). Bu hususla ilgili daha birçok hadise vardır.

    Sahabeler, onlar zaman zaman sözle “anam babam sana feda olsun” diyorlardı. Sevgilerini hayatları ile de gösteriyorlardı. Rasulüllahı analarından babalarından, hatta kendi kendilerinden de çok seviyorlardı (Tefsîrul-Kurânil-Azîm III, 467). Onun vefatına üzüldükleri kadar kimsenin ölümüne üzülmemişlerdi. Sahabeler Onu çok sevdikleri için çok onun dini üzerinde idiler. “insan halililinin dini üzeredir” hadis-i şerifinin masadakı ve mazharı olmuşlardı. Sahabeleri, onun arkadaşları, candan sevenleri olduğuna göre öyle bir Nebi ve veliye dost olan sahabelerin, ona olan sevgilerine yetişilemediği gibi dindarlıklarına da yetişilemez. Onlar halilleri olan Rasulüllahın dini üzerinde idiler. Sevginin mikyası sevdiğine uyma ve fedakârlık olduğuna göre, sahabelere külli fazilette yetişilemeyeceği açıktır. Eğer, kişi samimi dostunun dini üzere ise, onlar Rasulüllahın (SAV) dini üzere idiler. Sadık dostlarıydılar.

    Sorularla Islamiyet



  3. 23.Şubat.2013, 19:30
    2
    Aciz Kul



    İnsanlardan tamamen uzaklaşmak ve aile ile tamamen ilişkileri kesmenin hükmü nedir?

    Değerli kardeşimiz;

    İnsanlardan uzaklaşmak doğru bir gerekçeye dayanıyorsa caiz olabilir. Örneğin dini veya dünyevî zararları muhakkak olan bazı kimselerle fazla haşir-neşir/içli-dışlı olmamak, anlaşılabilen bir şeydir. Nitekim, İslam tarihi boyunca bazı kimseler dinleri için inzivaya çekilmiştir.

    Eğer çok ciddi bir gerekçesi yoksa, insanlardan uzak durmak doğru değildir. İslam’da “ruhbaniyet” yerine İslam’a, insanlara hizmet esastır. “İnsanların hayırlısı başka insanlara faydalı olanıdır” (Feyzu'l-Kadir, 3/480) manasındaki hadis-i şerif, insanlarla içli-dışlı olmayı ön görmektedir.

    Ayrıca “İnsanların arasına karışan ve onların eziyetine sabreden mümin, insanların arasına karışmayan ve onların eziyetine sabretmeyen müminden daha hayırlıdır.” (Buhâri, Edebu’l Müfred, 388) anlamındaki hadisten alacağımız çok dersler olmalı.. Bu hadisi, hayatın ve toplumun bütün yönleri için değerlendirmek mümkündür.

    Özellikle, kişinin sırf kendi istirahatı için, bazı duygusal yanlarını tatmin etmek için insanlardan uzaklaşması tercih edilen bir husus değildir.

    Aile ile ilişkileri koparmak ise, daha farklıdır. İslam’da sıla-yı rahim çok önemli bir görev, bir sevap kaynağı olduğu gibi, onlarla bağları koparmak büyük bir sorumluluk getirir. Tabii ki, aile fertlerinin de dereceleri vardır. Mesela, anne-babaya karşı uzaklaşma lüksümüz asla yoktur. Dayı ile teyze anne yerinde, amca ile hala da baba yerinde kabul edilir. Kardeşlerin yeri de bunun gibidir. Bu konuda şu hadis-i şeriften alınacak önemli dersler vardır: “Seninle bağları koparanlarla güzel ilişki kur, seni (istek ve arzularından) mahrum edenlere, vermek suretiyle (arzu ve isteklerini yerine getirerek) karşılık ver. Sana haksızlık edenlere karşılık verme/affet !” (Mecmau’z-zevaid, 8/188).

    Şunu da unutmamak gerekir ki, müminin mümine karşı üç günden fazla dargın durması caiz değildir. (bk. Ebû Dâvûd, Edeb 47) Bu mümin akraba olsa küs durmak daha da kötü olur.

    Ancak -özellikle- dinî, ahlakî konularda zararları muhakkak olan kimselerle -küsmeden- mesafeli durmakta bir sakınca olmadığı gibi tercih edilebilen bir şeydir. Çünkü din ve ahlak konusunda iyi veya kötü faktörlerin başında yakın münasebetlerimizin olduğu çevredir.

    Konuyla ilgili bazı hadis mealleri:

    “İnsanlara merhamet göstermeyen kimseye Allah da merhamet etmez.” (Buhâri, Edeb 18, Tevhîd 2; Müslim, Fezâil 66)

    “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona hıyanet etmez, yalan söylemez ve yardımı terk etmez. Her Müslüman’ın, diğer Müslüman’a ırzı, malı ve kanı haramdır. Takva buradadır. Bir kimseye şer olarak Müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi yeter.” (Tirmizî, Birr, 18)

    "Mümin kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme." (Tirmizî, Birr, 58)

    “Yumuşak davranamayan kimse, bütün hayırlardan mahrum kalmış sayılır.” (Müslim, Birr, 74–76)

    “Güzel söz sadakadır.” (Buhâri, Edeb 34, Cihad 128, Müslim, Zekât 56)

    “Herkes iyilik yaparsa biz de yaparız herkes haksızlık yaparsa biz de haksızlık ederiz, diyen kimseler gibi olmayın, fakat kendinizi iyilik yapanlara karşı iyilik yapmaya, kötülük yapanlara karşı da haksızlık yapmamaya hazırlayınız.” (Tirmizî, Birr, 63)

    "Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu kişidir. Muhacir de Allah’ın yasakladığı şeyleri terk edendir." (Buhari, İman 4, 5, Rikak 26; Müslim, İman 64-65)

    "Akrabasıyla ilgisini kesen kimse cennete giremez." (Buhâri, Edeb, 11; Müslim, Birr, 18)

    "Güçlü, güreşte gücünü gösteren değil, öfke anında nefsine (kendine) hâkim olandır." (Buhâri, Edeb, 76.)

    "Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden misafirine ikramda bulunsun. Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun." (Buhâri, Edeb, 31, 85; Müslim, İman, 74, 75)

    “Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri (nafile) oruç tutup gecelerini (nafile) ibadetle geçiren kimse gibidir.” (Buhârî, Nafakat, 1; Müslim, Zühd, 41)

    Sorularla Islamiyet

    Alıntı
    Kişi Samimi Dostunun Dini Üzeredir

    Rasulüllahın Celîslerinden suffeli yakınlarından olan, sürekli onu takib eden, bu sebepten, hicretin 7. yılında Hayber fethi esnasında. Ketibe Kalesi kuşatılırken Haybere gelen devslilerle oraya gelen Ebu Hureyre (RA) 5374 hadis rivayet ederek “muksirûn” dan olmuştur.


    Rasulüllaha halil olmanın değerini çok iyi bilen Ebu Hureyreden (RA) gelen bir hadis-i şerif şöyledir.
    “İnsan samimi dostunun dini üzeredir. Öyleyse sizden herbiriniz, kimleri dost edindiğine baksın. (Ebû Davûd, Tirmizi)” ( Riyâzus-Sâlihîn s. 281, 366. hadis; Rasulüllah (SAV) ümmetinin en hayırlılarının kendi zamanında geldiğini belirtmesi ile, ümmetin gittikce bozulacağını ihbarla, ümmetini tabakalara ayırıp en hayırlı tabakanın kendi ve ashabının tabakası oluşunu beyanla, onların, “Halil” bildikleri Rasulüllahın dininde olduklarını, kendisine tesahub ettiklerini de belirtmiş oluyordu. Bk. Sunenu ibn-i Mace II, 1340-1341, 1344, 1348, Riyâzus-Salihin s. 369, Cevâhirul-Buharî s. 231; Şerhul-Akidetit Tahâviye II, 693; el-Câmili Ahkâmil-Kurân IV, 170; Tefsîrul-Kurânil-Azîm II, 305, IV, 205, 305 Hak Dini IV, 2985; Sahihul-Buhari, VIII, 93, 96.)

    Halîl; sadık, halis dost, nasihat eden gibi manalara gelir. ( el-Kâmûsul-Muhît, III, 380; el-Mucemul-Vasît s. 253, 254.) Halle fiili zayıf, muhtac oldu. Deldi, içine girdi, yardı. Manaları yanında, ekşidi bozuldu, gibi manalar da taşır. Bir sıvının bozulması ve ekşimesi içine giren nüfuz eden şeylerle olur. Halale dostluk, Halel, bozulma ve zayıflıktır. Hıllet, dişler arasına girip kalan yemek artığı, deri ile kaplı kılıç kını, kılıcın kının örtüldüğü altın vs. ile nakışlanan astar (bitane) nakışlı deri, özel dost demektir. Hullet, sadakat vefa, muhabbettir, Kişinin hanımına da hullet denir (el-Kâmûsul-Muhît III, 380; el-Mucemul-Vasît s. 252; el-Müfredât s. 153; Sevginin on derecesi ve mertebesi için bk. Şerhul-Akîdetit-Tahâviye, s. 165.). Sevginin on mertebesi içinde en yükseğidir. Hıllet (hullet) öyle bir sevgidir ki, bu sevgi insanın içine nüfuz eder, işler, insana tesir eder ve onu değiştirir. Bu yönüyle pek derin ve etkili bir sevgidir. Halil, en yakın dost, en fedakar arkadaş, en samimi yoldaştır. Birbirinin halili olan iki kişinin, karşılıklı sevgileri birbirlerine nüfuz etmiş, seveni sevdiğinin lehine güçlü şekilde etkilemiştir. Halil olanın sevdiğinin tesirinden çıkması düşünülemez.

    Sahabeler Rasulüllahın halili idiler. Onu candan seviyorlardı (Riyâzus-Salihîn s. 157, 205, 282, 369, Tefsîrul-Kurânil-Azîm, II, 330, 423, III, 467). Bu durumlarını belgeleyen Mekke ve Medine devrindeki hadiseleri tarih açıkça ortaya koymaktadır. Hatta Onun sevgisi uğruna yakınlarıyla kardeşleri ve akrabaları, ile hatta babaları ile karşı karşıya gelenler vardır (Hayâtus-Sahabe II, 467 vd. (ona olan sevgilerini gösteren bazı örnek hadiseler.) Ayrıca bk. Mücadele, 22). Ebu Ubeyde b. Cerrah Bedirde babası ile karşı karşıya gelmişti. Meşhur münafık Abdullah b. Übeyy: “Yahu şu Ebû Kebşenin oğlu bizi toz toprak içinde bıraktı (şerefimizi bir paralık etti)” deyince samimi bir müslüman olan oğlu Peygamber sevgisinden dolayı “Ey Allah Rasulü istersen onun başını sana getiririm” diye babasını öldürmek istemişti. Çünkü o Rasulüllahı çok seviyor, onun için söylenen yersiz bir söz kendisinde çok büyük infiale sebep oluyordu. Beni müstalık gazası sırasında da Abdullah, (RA) babası Abdullah b. Übey için aynı arzu ile Rasulüllaha gelmişti ( Hayâtus-Sahâbe II, 469).

    Rasulüllahı çok seven Hanzala b. Ebû Amir de Kafir babasını Uhudda öldürmek için Allah Rasulünden izin isteyen biri idi. Rasulüllah (SAV) Abdullah gibi ona da izin vermemişti (Age II, 469; Usdul-Ğâbe, II, 59). Evs Kabilesinden olan Gasiletul-Melaike diye anılan Hanzala yeni evli iken Uhud harbine gelen kimsedir (et-Tabakât V; 66).

    Uhud günü Hz. Ebu Bekir de sonradan müslüman olan oğlu Abdurrahmanı öldürmek istemiş, Rasulüllah (SAV) buna müsaade etmemişti (Hayâtus-Sahâbe II, 469-470). Ebu Huzeyfe de Bedirde öldürülen müşrik babası Utbenin kuyuya sürüklenmesi karşısında üzülmemişti (Hayâtus-Sahâbe II, 470). Bu hususla ilgili daha birçok hadise vardır.

    Sahabeler, onlar zaman zaman sözle “anam babam sana feda olsun” diyorlardı. Sevgilerini hayatları ile de gösteriyorlardı. Rasulüllahı analarından babalarından, hatta kendi kendilerinden de çok seviyorlardı (Tefsîrul-Kurânil-Azîm III, 467). Onun vefatına üzüldükleri kadar kimsenin ölümüne üzülmemişlerdi. Sahabeler Onu çok sevdikleri için çok onun dini üzerinde idiler. “insan halililinin dini üzeredir” hadis-i şerifinin masadakı ve mazharı olmuşlardı. Sahabeleri, onun arkadaşları, candan sevenleri olduğuna göre öyle bir Nebi ve veliye dost olan sahabelerin, ona olan sevgilerine yetişilemediği gibi dindarlıklarına da yetişilemez. Onlar halilleri olan Rasulüllahın dini üzerinde idiler. Sevginin mikyası sevdiğine uyma ve fedakârlık olduğuna göre, sahabelere külli fazilette yetişilemeyeceği açıktır. Eğer, kişi samimi dostunun dini üzere ise, onlar Rasulüllahın (SAV) dini üzere idiler. Sadık dostlarıydılar.

    Sorularla Islamiyet



  4. 27.Şubat.2013, 20:12
    3
    gıgax
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Kasım.2009
    Üye No: 62970
    Mesaj Sayısı: 79
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 27

    Cevap: Arkadaşlıklar dostluklar nasıl olmalı? Sebepsiz yere arkadaşlıkları bitirmek caiz mi?

    Teşekkür ederim bacım


  5. 27.Şubat.2013, 20:12
    3
    Üye
    Teşekkür ederim bacım





+ Yorum Gönder