Konusunu Oylayın.: Mezhep neye göre seçilir nasıl seçilir

5 üzerinden 4.38 | Toplam : 8 kişi
Mezhep neye göre seçilir nasıl seçilir
  1. 19.Şubat.2013, 18:00
    1
    Symbolic
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Ocak.2013
    Üye No: 99660
    Mesaj Sayısı: 10
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Mezhep neye göre seçilir nasıl seçilir






    Mezhep neye göre seçilir nasıl seçilir Mumsema Arkadşalar mezhep nasıl seçilir.
    çevremdeki herkes (ailem arkkadaşlarım vs.) hanefi olduğunu söylüyor. Bende mi hanefi mezhebinden olmuş oluyorum,
    Mezhebimi nasıl seçebilirim...


  2. 19.Şubat.2013, 18:00
    1
    Symbolic - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



  3. 19.Şubat.2013, 18:11
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: mezhep neye göre seçilir nasıl seçilir




    hangi mezhebi taklit etmek istiyorsan o mezheptensin demektir, eğer taklid etmek istediğin mezhebi öğrenmek iistiyorsan onun hakkında bilgiler edinmelisin.

    hanefi,şafii,hambeli,maliki, bunlar birer mezhebtir ve bizler içinde kolaylıktır bunların çıktığı kapı aynıdır.
    dediğim gibi hangi mezhebi taklid etmek istiyorsan bilgi edinmeni öneririm.


  4. 19.Şubat.2013, 18:11
    2
    Özel Üye



    hangi mezhebi taklit etmek istiyorsan o mezheptensin demektir, eğer taklid etmek istediğin mezhebi öğrenmek iistiyorsan onun hakkında bilgiler edinmelisin.

    hanefi,şafii,hambeli,maliki, bunlar birer mezhebtir ve bizler içinde kolaylıktır bunların çıktığı kapı aynıdır.
    dediğim gibi hangi mezhebi taklid etmek istiyorsan bilgi edinmeni öneririm.


  5. 19.Şubat.2013, 18:41
    3
    Symbolic
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Ocak.2013
    Üye No: 99660
    Mesaj Sayısı: 10
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: mezhep neye göre seçilir nasıl seçilir

    hanefi mezhebini detaylı açıklayan metin nerden bulabilirim.


  6. 19.Şubat.2013, 18:41
    3
    Symbolic - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    hanefi mezhebini detaylı açıklayan metin nerden bulabilirim.


  7. 19.Şubat.2013, 21:24
    4
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,511
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: mezhep neye göre seçilir nasıl seçilir

    ..: DİNİ KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ :..





    İSLAMDA MEZHEP KAVRAMI


    Sözlükte "gidilecek yol, gidilecek yer, görüş, doktrin, akım, gitmek ve takip etmek" gibi anlamlara gelen mezhep, dinî bir kavram olarak, kendi içinde tutarlı bir metot ve düşünce sistemine sahip itikâdî ve amelî doktrin manasına gelir. Mezhep kurucusu imam veya müçtehit, hüküm çıkarmada kullanılan deliller ile aslî delillerden hüküm çıkarma metotlarını belirleyen kimselerdir. Bu usül farklılıkları ile bunlara dayalı olarak ortaya çıkan hükümlerdeki farklılıklar mezhepleri oluşturmuştur.

    İslâm literatüründe mezhepler itikadî mezhepler ve amelî (fıkhî) mezhepler olmak üzere ikiye ayrılır. Tarih sahnesine çıkışı bakımından itikâdî mezhepler daha önce olup, oluşmasının arkasında siyasî sebepler yatmaktadır. Hz. Osman'ın şehadetiyle başlayıp Hz. Ali'nin Cemel ve Sıffın savaşlarıyla devam eden siyasî olaylar sonucunda siyasî ağırlıklı olan Haricî ve Şiî mezhepleri ortaya çıkmıştır. Bir müddet sonra da; fikir yönünden Cebriyye ve Mutezile gibi akımlar doğmuştur. İtikâdî mezheplerin ihtilaf noktalarını; hilâfet, büyük günah, kader, Allah'ın sıfatları ru'yetullah, insanın fiilleri, husun-kubuh, şefaat, nübüvvet, rızık, ecel gibi konular oluşturmaktadır. İtikâdî mezhepler ehl-i sünnet mezhepleri ve ehl-i sünnet dışı olmak üzere ikiye ayrılır. Ehl-i sünnet mezhepleri; Maturîdiyye, Eş'ariyye ve Selefiyye'dir. Ehl-i sünnetin dışındaki itikâdî mezheplerden Hâriciyye, Mutezîle, Şîa, Mürcie, Müşebbihe, Cebriyye ise, bunların meşhurlarındandır.

    Fıkhî mezheplerin ortaya çıkışı ise, dinî sebeplere dayanmaktadır. Hz. Peygamber döneminde bir ihtilaf söz konusu değildi. Zira bir problem olduğunda Hz. Peygambere sorularak çözümleniyordu. Hz. Peygamberden sonra, sahabe ve tabiûn döneminden itibaren görüş ayrılığı başlamış, asr-ı saadetten uzaklaştıkça da bu ihtilaflar çoğalmıştır. Bu görüş ayrılıklarının sebepleri şöyle sıralanabilir; a) Kitap ve sünnette geçen bazı kelime ve cümlelerin farklı anlaşılması ve yorumlanması, b) sözün hakikat veya mecaz anlamlarına çekilebilmesi, c) hadislerin bilinmemesi, sıhhat derecesi ve ölçüsü konusundaki farklı telakkiler, d) içtihat usûl ve gücünün farklılığı, e) sosyal ve tabiî çevrenin tesiri.

    Bu sebeplerden kaynaklanan görüş ayrılıkları bulunmakla birlikte, müçtehit imamlar devrine kadar mezheplerden söz edilmemektedir. Her merkezde birçok âlim ve müçtehit bulunmakta, soruları cevaplandırmakta ve davaları halletmektedirler; fakat bunlara izafe edilen bir mezhep yoktur. Bu devirde, fıkhın ve fıkıh usulünün tedvin edilmesi, nazari konularda içtihat edilmeye başlanması, fıkıh mekteplerinin teşekkül ederek münazara ve münakaşaların başlaması gibi sebeplerle mezhepler oluşmuş, bir çok fıkhî mezhep ya da düşünce sistemi ortaya çıkmıştır. Bunlardan büyük bir bölümü, taraftar bulamadığı için zamanla yok olmuştur. Ancak dört büyük amelî mezheb hala devam etmektedir. Bunlar; Hanefî, Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezhepleridir. Ehl-i sünnet akidesine mensup olanlar bu dört mezhebi benimsemişlerdir. Şiiler ise Caferîliği tercih etmişlerdir.

    Dördüncü asra kadar bir kimsenin, dinî-amelî hayatında bir mezhebe bağlanmasının gerekliliğini ortaya atan olmamıştır. Tatbikatta, müçtehit olmayanlar, herhangi bir müçtehitten meselesinin hükmünü sorar, aldığı fetvaya uyabilir; fakat artık bütün meselelerini aynı müçtehide sorma mecburiyetini hatırına bile getirmezdi. Âlimler de, mezhep hükümlerine, imamın görüşlerine göre değil, kitap ve sünnet delillerine göre hüküm verirlerdi.

    Mezheplerin teşekkülünden bir müddet sonra, içtihat terbiye ve kültürünün değişip zayıflaması, hazır hükümlerin çoğalması, siyasî baskı gibi çeşitli nedenlerle mezhep taassubu meydana gelmiştir. Bununla birlikte bir mezhebe bağlılığın lüzumu da gündeme gelmiştir. Sonra gelen âlimlerden mezhep mukallit ve mutaassıpları, her mükellefin dört mezhepten birine bağlanmasının vacip olduğunu ve mezhebini terk edene ta'zir tatbik edilmesi gerektiğini iddia etmişlerdir. Buna mukabil, diğer bazı usulcüler ise, bir mezhebe bağlanmanın gerekli olmadığını, belki caiz olabileceğini, gerektiğinde o mezhebi bırakıp başka bir mezhebe geçilebileceğini kabul etmişlerdir.

    Herhangi bir mezhebe bağımlı kalmanın gerekli olmadığını kabul edenler, bunun bir kolaylık, genişlik ve rahmet olduğunu ileri sürmüşler ve Hz. Peygambere atfedilen "Ümmetimin ihtilafı rahmettir." mealindeki hadisi delil olarak göstermişlerdir (Suyûtî, el-Câmi'u's-Sağîr, I/13; Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, I/64).

    Herhangi bir mezhebe bağlılığın gerekliliğini savunmak ne kadar hatalı ve yanlış ise, "içtihat edemeyen kişinin karşılaştığı bütün meselelerde belirli bir imamı taklit etmesi vacip değildir; dilediği müçtehidi taklit edebilir, zira ümmetin ihtilafı rahmettir." demek de o derece yanlıştır.

    Öncelikle ileri sürülen bu hadis sahih olmayıp, munkatı'dır. Ayrıca bu hadis, ittifakla ilgili pekçok âyet ve hadisle de çelişmektedir. Bu hadisin Hz. Peygamber'den varit olduğunu kabul etmiş olsak bile, bu anlamda söylenmediği, belki, değişik görüşlerin tartışılmasından, gerçeğin ortaya çıkacağına, fikir ve düşünce özgürlüğüne, farklı görüşlerin tartışıldığı bir ortamda düşünürlerin ufkunun daha geniş olacağına işaret ettiği söylenebilir.

    Doğru sadece bir tanedir. Bütün müçtehitler bu doğruya ulaşmak, onu bulmak için gayret sarf etmişlerdir. Eğer doğruya ulaşabilmişlerse iki sevap, hata etmişlerse bir sevap kazanmışlardır. Aynı şekilde, mukallitlerin de, doğruya ulaşmak için gayret sarf etmeleri gerekir. Dolayısıyla, delilsiz olarak, körü körüne taklit etmek yerine, delillerine bakılarak kanaat getirilmesi, yani ittiba edilmesi gerekir. "Pek çok müftü fetva verse de, kalbine danış." (Süyûtî, Câmi'u's-Sağîr, I/40) sözü buna işaret etmektedir. Vicdanen doğru olduğuna inanmadan bir fetvaya uymak caiz değildir.

    Sonuç olarak; herkesin, hükmü asıl kaynaklarından, Kur'ân ve sünnetten alması gerekir. Buna gücü yetmeyenler ise, bir imama veya müçtehide ittiba edebilir. İttiba ise körü körüne taklit anlamına gelmeyip, müçtehidin deliline bakarak tercihte bulunmak, onun görüşünü paylaşmak anlamını taşımaktadır. Bir mezhebe bağlılığın gerekliliğini savunmak kadar, "kişi muhayyerdir, dilediği müçtehidi taklit eder" demek de doğru değildir. Verilen fetvanın, kişinin vicdanını tatmin etmesi gerekir. (İ.P.)


  8. 19.Şubat.2013, 21:24
    4
    Üye
    ..: DİNİ KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ :..





    İSLAMDA MEZHEP KAVRAMI


    Sözlükte "gidilecek yol, gidilecek yer, görüş, doktrin, akım, gitmek ve takip etmek" gibi anlamlara gelen mezhep, dinî bir kavram olarak, kendi içinde tutarlı bir metot ve düşünce sistemine sahip itikâdî ve amelî doktrin manasına gelir. Mezhep kurucusu imam veya müçtehit, hüküm çıkarmada kullanılan deliller ile aslî delillerden hüküm çıkarma metotlarını belirleyen kimselerdir. Bu usül farklılıkları ile bunlara dayalı olarak ortaya çıkan hükümlerdeki farklılıklar mezhepleri oluşturmuştur.

    İslâm literatüründe mezhepler itikadî mezhepler ve amelî (fıkhî) mezhepler olmak üzere ikiye ayrılır. Tarih sahnesine çıkışı bakımından itikâdî mezhepler daha önce olup, oluşmasının arkasında siyasî sebepler yatmaktadır. Hz. Osman'ın şehadetiyle başlayıp Hz. Ali'nin Cemel ve Sıffın savaşlarıyla devam eden siyasî olaylar sonucunda siyasî ağırlıklı olan Haricî ve Şiî mezhepleri ortaya çıkmıştır. Bir müddet sonra da; fikir yönünden Cebriyye ve Mutezile gibi akımlar doğmuştur. İtikâdî mezheplerin ihtilaf noktalarını; hilâfet, büyük günah, kader, Allah'ın sıfatları ru'yetullah, insanın fiilleri, husun-kubuh, şefaat, nübüvvet, rızık, ecel gibi konular oluşturmaktadır. İtikâdî mezhepler ehl-i sünnet mezhepleri ve ehl-i sünnet dışı olmak üzere ikiye ayrılır. Ehl-i sünnet mezhepleri; Maturîdiyye, Eş'ariyye ve Selefiyye'dir. Ehl-i sünnetin dışındaki itikâdî mezheplerden Hâriciyye, Mutezîle, Şîa, Mürcie, Müşebbihe, Cebriyye ise, bunların meşhurlarındandır.

    Fıkhî mezheplerin ortaya çıkışı ise, dinî sebeplere dayanmaktadır. Hz. Peygamber döneminde bir ihtilaf söz konusu değildi. Zira bir problem olduğunda Hz. Peygambere sorularak çözümleniyordu. Hz. Peygamberden sonra, sahabe ve tabiûn döneminden itibaren görüş ayrılığı başlamış, asr-ı saadetten uzaklaştıkça da bu ihtilaflar çoğalmıştır. Bu görüş ayrılıklarının sebepleri şöyle sıralanabilir; a) Kitap ve sünnette geçen bazı kelime ve cümlelerin farklı anlaşılması ve yorumlanması, b) sözün hakikat veya mecaz anlamlarına çekilebilmesi, c) hadislerin bilinmemesi, sıhhat derecesi ve ölçüsü konusundaki farklı telakkiler, d) içtihat usûl ve gücünün farklılığı, e) sosyal ve tabiî çevrenin tesiri.

    Bu sebeplerden kaynaklanan görüş ayrılıkları bulunmakla birlikte, müçtehit imamlar devrine kadar mezheplerden söz edilmemektedir. Her merkezde birçok âlim ve müçtehit bulunmakta, soruları cevaplandırmakta ve davaları halletmektedirler; fakat bunlara izafe edilen bir mezhep yoktur. Bu devirde, fıkhın ve fıkıh usulünün tedvin edilmesi, nazari konularda içtihat edilmeye başlanması, fıkıh mekteplerinin teşekkül ederek münazara ve münakaşaların başlaması gibi sebeplerle mezhepler oluşmuş, bir çok fıkhî mezhep ya da düşünce sistemi ortaya çıkmıştır. Bunlardan büyük bir bölümü, taraftar bulamadığı için zamanla yok olmuştur. Ancak dört büyük amelî mezheb hala devam etmektedir. Bunlar; Hanefî, Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezhepleridir. Ehl-i sünnet akidesine mensup olanlar bu dört mezhebi benimsemişlerdir. Şiiler ise Caferîliği tercih etmişlerdir.

    Dördüncü asra kadar bir kimsenin, dinî-amelî hayatında bir mezhebe bağlanmasının gerekliliğini ortaya atan olmamıştır. Tatbikatta, müçtehit olmayanlar, herhangi bir müçtehitten meselesinin hükmünü sorar, aldığı fetvaya uyabilir; fakat artık bütün meselelerini aynı müçtehide sorma mecburiyetini hatırına bile getirmezdi. Âlimler de, mezhep hükümlerine, imamın görüşlerine göre değil, kitap ve sünnet delillerine göre hüküm verirlerdi.

    Mezheplerin teşekkülünden bir müddet sonra, içtihat terbiye ve kültürünün değişip zayıflaması, hazır hükümlerin çoğalması, siyasî baskı gibi çeşitli nedenlerle mezhep taassubu meydana gelmiştir. Bununla birlikte bir mezhebe bağlılığın lüzumu da gündeme gelmiştir. Sonra gelen âlimlerden mezhep mukallit ve mutaassıpları, her mükellefin dört mezhepten birine bağlanmasının vacip olduğunu ve mezhebini terk edene ta'zir tatbik edilmesi gerektiğini iddia etmişlerdir. Buna mukabil, diğer bazı usulcüler ise, bir mezhebe bağlanmanın gerekli olmadığını, belki caiz olabileceğini, gerektiğinde o mezhebi bırakıp başka bir mezhebe geçilebileceğini kabul etmişlerdir.

    Herhangi bir mezhebe bağımlı kalmanın gerekli olmadığını kabul edenler, bunun bir kolaylık, genişlik ve rahmet olduğunu ileri sürmüşler ve Hz. Peygambere atfedilen "Ümmetimin ihtilafı rahmettir." mealindeki hadisi delil olarak göstermişlerdir (Suyûtî, el-Câmi'u's-Sağîr, I/13; Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, I/64).

    Herhangi bir mezhebe bağlılığın gerekliliğini savunmak ne kadar hatalı ve yanlış ise, "içtihat edemeyen kişinin karşılaştığı bütün meselelerde belirli bir imamı taklit etmesi vacip değildir; dilediği müçtehidi taklit edebilir, zira ümmetin ihtilafı rahmettir." demek de o derece yanlıştır.

    Öncelikle ileri sürülen bu hadis sahih olmayıp, munkatı'dır. Ayrıca bu hadis, ittifakla ilgili pekçok âyet ve hadisle de çelişmektedir. Bu hadisin Hz. Peygamber'den varit olduğunu kabul etmiş olsak bile, bu anlamda söylenmediği, belki, değişik görüşlerin tartışılmasından, gerçeğin ortaya çıkacağına, fikir ve düşünce özgürlüğüne, farklı görüşlerin tartışıldığı bir ortamda düşünürlerin ufkunun daha geniş olacağına işaret ettiği söylenebilir.

    Doğru sadece bir tanedir. Bütün müçtehitler bu doğruya ulaşmak, onu bulmak için gayret sarf etmişlerdir. Eğer doğruya ulaşabilmişlerse iki sevap, hata etmişlerse bir sevap kazanmışlardır. Aynı şekilde, mukallitlerin de, doğruya ulaşmak için gayret sarf etmeleri gerekir. Dolayısıyla, delilsiz olarak, körü körüne taklit etmek yerine, delillerine bakılarak kanaat getirilmesi, yani ittiba edilmesi gerekir. "Pek çok müftü fetva verse de, kalbine danış." (Süyûtî, Câmi'u's-Sağîr, I/40) sözü buna işaret etmektedir. Vicdanen doğru olduğuna inanmadan bir fetvaya uymak caiz değildir.

    Sonuç olarak; herkesin, hükmü asıl kaynaklarından, Kur'ân ve sünnetten alması gerekir. Buna gücü yetmeyenler ise, bir imama veya müçtehide ittiba edebilir. İttiba ise körü körüne taklit anlamına gelmeyip, müçtehidin deliline bakarak tercihte bulunmak, onun görüşünü paylaşmak anlamını taşımaktadır. Bir mezhebe bağlılığın gerekliliğini savunmak kadar, "kişi muhayyerdir, dilediği müçtehidi taklit eder" demek de doğru değildir. Verilen fetvanın, kişinin vicdanını tatmin etmesi gerekir. (İ.P.)


  9. 19.Şubat.2013, 21:26
    5
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,511
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: mezhep neye göre seçilir nasıl seçilir

    HANEFÎ MEZHEBİ
    Ehl-i Sünnet fıkıh mezheplerinin tarih itibariyle birincisi olan Hanefî mezhebi, ismini kurucusu sayılan büyük fakih İmam-ı Azam Ebû Hanife'den almıştır. Mezhep imamı Ebû Hanife'nin asıl ismi Numan b. Sabit olup, "İmam-ı Azam" (büyük imam) lakabıyla anılır. Bu mezhebe mensup fakihlere ve bu mezhebin görüşüyle amel edenlere Hanefî denir. Günümüzde Türkiye, Türkistan, Afganistan ve Balkanlar'da bu mezhep çok yaygındır. Hindistan ve Pakistan'da ise, Hanefî mezhebinin tek mezhep olduğu söylenebilir.Ebû Hanîfe, hocaları tarafından kendisine intikal ettirilen önceki nesillere ait fıkhî görüşleri, rivâyetleri ve ilmî mirası, içinde bulunduğu devrin şartlarını ve insanların ihtiyaçlarını dikkate alarak, dinin genel ilke ve amaçları açısından yeniden değerlendirmeye ve sınırlı nasslar ile sınırsız olaylar, naklin hükmü ile aklın yorumu, hadis ile rey arasında makul bir denge kurmaya çalışmıştır. Bunun için de, Kur'ân'ın genel ilkelerini, örf ve âdeti, kamu yararını daima göz önünde bulundurmuş ve istihsan metodunu sıklıkla kullanmıştır. İmam-ı Azam'ın talebeleri ve özellikle içtihat derecesine yükselen Ebû Yusuf ve Muhammed, onun tedrisatını devam ettirmişler ve ondan öğrendikleri usule uyarak kaynaklardan hüküm çıkarmayı sürdürmüşlerdir. Hanefî fıkhının delilleri, Kitap, Sünnet, sahabe fetvaları, icma, kıyas, istihsan, örf ve âdet şeklinde sıralanabilir. (İ.P.)



  10. 19.Şubat.2013, 21:26
    5
    Üye
    HANEFÎ MEZHEBİ
    Ehl-i Sünnet fıkıh mezheplerinin tarih itibariyle birincisi olan Hanefî mezhebi, ismini kurucusu sayılan büyük fakih İmam-ı Azam Ebû Hanife'den almıştır. Mezhep imamı Ebû Hanife'nin asıl ismi Numan b. Sabit olup, "İmam-ı Azam" (büyük imam) lakabıyla anılır. Bu mezhebe mensup fakihlere ve bu mezhebin görüşüyle amel edenlere Hanefî denir. Günümüzde Türkiye, Türkistan, Afganistan ve Balkanlar'da bu mezhep çok yaygındır. Hindistan ve Pakistan'da ise, Hanefî mezhebinin tek mezhep olduğu söylenebilir.Ebû Hanîfe, hocaları tarafından kendisine intikal ettirilen önceki nesillere ait fıkhî görüşleri, rivâyetleri ve ilmî mirası, içinde bulunduğu devrin şartlarını ve insanların ihtiyaçlarını dikkate alarak, dinin genel ilke ve amaçları açısından yeniden değerlendirmeye ve sınırlı nasslar ile sınırsız olaylar, naklin hükmü ile aklın yorumu, hadis ile rey arasında makul bir denge kurmaya çalışmıştır. Bunun için de, Kur'ân'ın genel ilkelerini, örf ve âdeti, kamu yararını daima göz önünde bulundurmuş ve istihsan metodunu sıklıkla kullanmıştır. İmam-ı Azam'ın talebeleri ve özellikle içtihat derecesine yükselen Ebû Yusuf ve Muhammed, onun tedrisatını devam ettirmişler ve ondan öğrendikleri usule uyarak kaynaklardan hüküm çıkarmayı sürdürmüşlerdir. Hanefî fıkhının delilleri, Kitap, Sünnet, sahabe fetvaları, icma, kıyas, istihsan, örf ve âdet şeklinde sıralanabilir. (İ.P.)



  11. 20.Şubat.2013, 03:40
    6
    Symbolic
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Ocak.2013
    Üye No: 99660
    Mesaj Sayısı: 10
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: mezhep neye göre seçilir nasıl seçilir

    Allah razı olsun.


  12. 20.Şubat.2013, 03:40
    6
    Symbolic - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Allah razı olsun.





+ Yorum Gönder