Konusunu Oylayın.: Kabir Azabı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Kabir Azabı
  1. 14.Şubat.2013, 23:22
    1
    Corte
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Şubat.2013
    Üye No: 100159
    Mesaj Sayısı: 3
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Kabir Azabı






    Kabir Azabı Mumsema ESSELAMU ALEYKUM

    Arkadaşlar izniniz varsa benim bir vukatım olavaktır.

    Arkadaşlar benim 13 şubat 2014 tarihinde Babannem vefat etti onu çok merak ediyorum o yüzden 2 gündür köydeki büyüklerimden kabir azabı hakkında bilgi alıyordum dün son yolculuğuna uğrattık sizdende bi bilgi almak istedim Babannem 9 yaşından 86 yaşına kadar namaz kıldığını ve 40 yaşından sonrada her namazını 2 kere kılmaya çalıştığını söylerdi ve bütün Münker Nekir meleklerinin soracağı soruların cevaplarıyla söylerdi o kabir azabı çekicek mi çekeceksede nasıl çekecek ne durumda olacak eğer çekmiyeceksede neler olacağına kabrinin nasil olacağını merak ediyorum.Kendisini çok severdim.


    ALLAH (C.C) Rahmet Eylesin


  2. 14.Şubat.2013, 23:22
    1
    Corte - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    ESSELAMU ALEYKUM

    Arkadaşlar izniniz varsa benim bir vukatım olavaktır.

    Arkadaşlar benim 13 şubat 2014 tarihinde Babannem vefat etti onu çok merak ediyorum o yüzden 2 gündür köydeki büyüklerimden kabir azabı hakkında bilgi alıyordum dün son yolculuğuna uğrattık sizdende bi bilgi almak istedim Babannem 9 yaşından 86 yaşına kadar namaz kıldığını ve 40 yaşından sonrada her namazını 2 kere kılmaya çalıştığını söylerdi ve bütün Münker Nekir meleklerinin soracağı soruların cevaplarıyla söylerdi o kabir azabı çekicek mi çekeceksede nasıl çekecek ne durumda olacak eğer çekmiyeceksede neler olacağına kabrinin nasil olacağını merak ediyorum.Kendisini çok severdim.


    ALLAH (C.C) Rahmet Eylesin


    Benzer Konular

    - Morgda bekletilen ceset nasıl kabir azabı görecektir? Kabir azabı var mıdır, varsa bu

    - Ölüm ve sonrası kabir hayatı ve kabir azabı

    - Kabir (kabir azabı, ve onunla ilgili herşey)

    - Kabir azabı ve nimetinin olduğuyla ilgili ayet ve hadis var mıdır? Kabir azabı ve nimetine inanmamak

    - Kabir azabının sebepleri nelerdir? kabir azabı çekmeyecek olanlar kimlerdir?

  3. 15.Şubat.2013, 00:14
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,670
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Kabir Azabı




    Allah babaannene rahmet etsin. amin


    Kabir azabı.
    Her insan ister ölerek toprağa gömülsün, ister boğularak
    denizin dibinde kalsın veya yırtıcı bir hayvan karnında bulunsun veya yanarak
    külü havaya karışsın, mutlaka kabir hayatı geçirecektir. İnsan öldükten sonra
    kabre konulunca, Münker ve Nekir adında iki melek, kendisine gelerek; "Rabbin
    kimdir? Peygamberin kimdir: Dinin nedir?" diye sorarlar. İman ve güzel amel
    sahipleri bu gibi sorulara doğru cevap verirler. Bu gibi ölülere cennet kapıları
    açılır ve Cennet kendilerine gösterilir. Kâfir veya münafık olanlar ise bu
    sorulara doğru cevap veremezler. Onlara da Cehennem kapıları açılır, oradaki
    azap kendilerine gösterilir. Müminler nimet içerisinde, sıkıntısız ve huzurlu
    yaşarken, kâfir ve münâfıklar ise kabirde azap göreceklerdir (bk. ez-Zebîdî,
    Tecrîdi Sarih, terc. Kamil Miras, Ankara 1985, IV 496 vd.).

    Kabirde azap ve nimetin varlığını gösteren birtakım ayet ve
    hadisler vardır. Bir ayet-i kerimede; "Firavun ve adamları sabah-akşam ateşe
    atılırlar. Kıyametin kopacağı gün de denilir ki; Firavun hanedanını ateşin en
    şiddetlisine sokun" (el-Mümin, 40/46) buyurulur. Buna göre kıyamet kopmadan önce
    de yani kabirde de azap vardır. Peygamber efendimiz; "Allah, iman edenlere bu
    dünya hayatında ve ahirette, o sabit sözlerinde daima sebat ihsan eder"
    (İbrahim, 14/17) ayetinin kabir nimeti hakkında indiğini açıklamıştır (Buhârî,
    Tefsîr, sure: 14).

    Kabir azabı ile ilgili hadis kitaplarında pek çok hadis-i şerif
    zikredilmektedir.

    Bunlardan bir kaçı şöyledir: Hz. Peygamber (s.a.s) bir
    mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden dolayı azap
    çekmekte olduklarını gördü. Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında koğuculuk
    yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) yaş
    bir dal almış, ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer
    dikmiştir. Bunu gören ashap, niye böyle yaptığını sorduklarında: "Bu iki dal
    kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur"
    (Buhârî Cenâiz, 82; Müslim, İmân, 34; Ebû Dâvud, Tahâret, 26)
    buyurmuşlardır.

    Hz. Peygamber diğer bir hadislerinde şöyle buyururlar: "Kabir
    ya Cennet bahçelerinden bir bahçedir veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur"
    (Tirmizî, kıyamet, 26).

    Başka bir hadiste de şöyle buyurur: "Ölü mezara konulunca,
    birine Münker, diğerine Nekir adı verilen siyah mavi iki melek gelir; ölüye
    derler ki: "Şu Muhammed (s.a.s) denilen zat hakkında ne dersin?" O da şöyle
    cevap verir. "O, Allah'ın kulu ve Resuludur. Ben şahitlik ederim ki Allah'tan
    başka ilâh yoktur, Muhammed de O'nun kulu ve elçisidir. Bunun üzerine melekler;
    Biz senin böyle diyeceğini zaten bilmekte idik", derler. Sonra onun mezarını
    yetmiş arşın genişletirler. Daha sonra bu ölünün mezarı ışıklandırılır ve
    aydınlatılır. Daha sonra melekler ölüye: " Yat ve uyu " derler. O da; "Aileme
    gidin de durumu haber verin" der. Melekler ona; "Zifafa giren ve sadece en çok
    sevdiği kişi tarafından uyandırılan şahıs gibi mahşer gününe kadar sen uyumana
    devam et" derler. Eğer ölü münâfık olursa, melekler şöyle der: "Şu Muhammed
    (s.a.s) denilen zat hakkında ne dersin?" Münâfık da şöyle cevap verir: "Halkın
    Muhammed hakkında bir şeyler söylediklerini işitmiş, ben de onlar gibi
    konuşmuştum. Başka bir şey bilmiyorum. Melekler ona; "Böyle diyeceğini zaten
    biliyorduk" derler. Daha sonra yere "Bu adamı alabildiğine sıkıştır" diye
    seslenilir. Yer de sıkıştırmaya başlar. Öyle ki o kimse kemiklerini birbirine
    geçmiş gibi hisseder. Mahşer gününe kadar bu sıkıntı devam eder" (Tirmizi Cenâiz
    70).

    Kur'an'da şehitlerin kabir hayatıyla ilgili olarak şöyle
    buyurulur: "Allah yolunda öldürenleri, sakın ölüler sanmayın. Bilâkis onlar
    diridirler. Rableri katından rızıklandırılmaktadırlar" (Âlu İmrân, 3/169),
    "Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Bilâkis onlar dirildirler. Fakat
    siz farkında değilsiniz." (el-Bakara, 2/154).

    Kabir azabının yalnız ruha mı, yoksa bedene mi, yahut da her
    ikisine mi yapılacağı konusu bilginler arasında tartışmalıdır. Bu azabın hem
    rûha, hem de bedene yapılacağı görüşü tercihe şayandır. ancak azabın niteliği
    hakkında fazla bilgi yoktur. Rûhun gerçeği üzerinde de görüş ayrılıkları vardır.
    Bir görüşe göre ruh lâtif (ince, şeffaf, nüfuz kabiliyeti olan) bir cisimdir.
    Yaş ağaca suyun nüfûzu gibi bedene nüfûz etmiştir. Allah, rûh cesette kaldığı
    sürece hayatı devam ettirmeyi âdet kılmıştır. Ruh cesetten çıkınca ölüm hayatı
    ortadan kaldırır. Başka bir görüşe göre de, ruh ceset için güneşin ışıkları
    gibidir. Mutasavvıflar bu görüşü benimsemişlerdir. Ehl-i Sünnete mensup bir
    topluluk, gülsuyunun güle sirâyet ettiği gibi, rûhun da bedene sirâyet eden bir
    cevher olduğunu söylemişlerdir (Aliyyu'l-Kâri, Fıkh-ı Ekber Şerhi, terc. Y.
    Vehbi Yavuz, İstanbul 1979, s. 259). Ayette şöyle buyurulur: "De ki ruh,
    Rabbimin bildiği bir iştir. Size bu konuda pek az bilgi verilmiştir" (İsrâ,
    17/85).

    Ebû Hanife'ye göre, peygamberler, çocuklar ve şehitler kabir
    sorusu ile karşılaşmazlar. Ancak Ebû Hanîfe kâfirlerin çocuklarına kabirde soru
    sorulması, Cennete girmeleri ve onlarla ilgili benzeri bazı soruları cevapsız
    bırakmıştır (Alliyü'l-Kâri, a.g.e, s. 252-253).



  4. 15.Şubat.2013, 00:14
    2
    Moderatör



    Allah babaannene rahmet etsin. amin


    Kabir azabı.
    Her insan ister ölerek toprağa gömülsün, ister boğularak
    denizin dibinde kalsın veya yırtıcı bir hayvan karnında bulunsun veya yanarak
    külü havaya karışsın, mutlaka kabir hayatı geçirecektir. İnsan öldükten sonra
    kabre konulunca, Münker ve Nekir adında iki melek, kendisine gelerek; "Rabbin
    kimdir? Peygamberin kimdir: Dinin nedir?" diye sorarlar. İman ve güzel amel
    sahipleri bu gibi sorulara doğru cevap verirler. Bu gibi ölülere cennet kapıları
    açılır ve Cennet kendilerine gösterilir. Kâfir veya münafık olanlar ise bu
    sorulara doğru cevap veremezler. Onlara da Cehennem kapıları açılır, oradaki
    azap kendilerine gösterilir. Müminler nimet içerisinde, sıkıntısız ve huzurlu
    yaşarken, kâfir ve münâfıklar ise kabirde azap göreceklerdir (bk. ez-Zebîdî,
    Tecrîdi Sarih, terc. Kamil Miras, Ankara 1985, IV 496 vd.).

    Kabirde azap ve nimetin varlığını gösteren birtakım ayet ve
    hadisler vardır. Bir ayet-i kerimede; "Firavun ve adamları sabah-akşam ateşe
    atılırlar. Kıyametin kopacağı gün de denilir ki; Firavun hanedanını ateşin en
    şiddetlisine sokun" (el-Mümin, 40/46) buyurulur. Buna göre kıyamet kopmadan önce
    de yani kabirde de azap vardır. Peygamber efendimiz; "Allah, iman edenlere bu
    dünya hayatında ve ahirette, o sabit sözlerinde daima sebat ihsan eder"
    (İbrahim, 14/17) ayetinin kabir nimeti hakkında indiğini açıklamıştır (Buhârî,
    Tefsîr, sure: 14).

    Kabir azabı ile ilgili hadis kitaplarında pek çok hadis-i şerif
    zikredilmektedir.

    Bunlardan bir kaçı şöyledir: Hz. Peygamber (s.a.s) bir
    mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden dolayı azap
    çekmekte olduklarını gördü. Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında koğuculuk
    yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) yaş
    bir dal almış, ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer
    dikmiştir. Bunu gören ashap, niye böyle yaptığını sorduklarında: "Bu iki dal
    kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur"
    (Buhârî Cenâiz, 82; Müslim, İmân, 34; Ebû Dâvud, Tahâret, 26)
    buyurmuşlardır.

    Hz. Peygamber diğer bir hadislerinde şöyle buyururlar: "Kabir
    ya Cennet bahçelerinden bir bahçedir veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur"
    (Tirmizî, kıyamet, 26).

    Başka bir hadiste de şöyle buyurur: "Ölü mezara konulunca,
    birine Münker, diğerine Nekir adı verilen siyah mavi iki melek gelir; ölüye
    derler ki: "Şu Muhammed (s.a.s) denilen zat hakkında ne dersin?" O da şöyle
    cevap verir. "O, Allah'ın kulu ve Resuludur. Ben şahitlik ederim ki Allah'tan
    başka ilâh yoktur, Muhammed de O'nun kulu ve elçisidir. Bunun üzerine melekler;
    Biz senin böyle diyeceğini zaten bilmekte idik", derler. Sonra onun mezarını
    yetmiş arşın genişletirler. Daha sonra bu ölünün mezarı ışıklandırılır ve
    aydınlatılır. Daha sonra melekler ölüye: " Yat ve uyu " derler. O da; "Aileme
    gidin de durumu haber verin" der. Melekler ona; "Zifafa giren ve sadece en çok
    sevdiği kişi tarafından uyandırılan şahıs gibi mahşer gününe kadar sen uyumana
    devam et" derler. Eğer ölü münâfık olursa, melekler şöyle der: "Şu Muhammed
    (s.a.s) denilen zat hakkında ne dersin?" Münâfık da şöyle cevap verir: "Halkın
    Muhammed hakkında bir şeyler söylediklerini işitmiş, ben de onlar gibi
    konuşmuştum. Başka bir şey bilmiyorum. Melekler ona; "Böyle diyeceğini zaten
    biliyorduk" derler. Daha sonra yere "Bu adamı alabildiğine sıkıştır" diye
    seslenilir. Yer de sıkıştırmaya başlar. Öyle ki o kimse kemiklerini birbirine
    geçmiş gibi hisseder. Mahşer gününe kadar bu sıkıntı devam eder" (Tirmizi Cenâiz
    70).

    Kur'an'da şehitlerin kabir hayatıyla ilgili olarak şöyle
    buyurulur: "Allah yolunda öldürenleri, sakın ölüler sanmayın. Bilâkis onlar
    diridirler. Rableri katından rızıklandırılmaktadırlar" (Âlu İmrân, 3/169),
    "Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Bilâkis onlar dirildirler. Fakat
    siz farkında değilsiniz." (el-Bakara, 2/154).

    Kabir azabının yalnız ruha mı, yoksa bedene mi, yahut da her
    ikisine mi yapılacağı konusu bilginler arasında tartışmalıdır. Bu azabın hem
    rûha, hem de bedene yapılacağı görüşü tercihe şayandır. ancak azabın niteliği
    hakkında fazla bilgi yoktur. Rûhun gerçeği üzerinde de görüş ayrılıkları vardır.
    Bir görüşe göre ruh lâtif (ince, şeffaf, nüfuz kabiliyeti olan) bir cisimdir.
    Yaş ağaca suyun nüfûzu gibi bedene nüfûz etmiştir. Allah, rûh cesette kaldığı
    sürece hayatı devam ettirmeyi âdet kılmıştır. Ruh cesetten çıkınca ölüm hayatı
    ortadan kaldırır. Başka bir görüşe göre de, ruh ceset için güneşin ışıkları
    gibidir. Mutasavvıflar bu görüşü benimsemişlerdir. Ehl-i Sünnete mensup bir
    topluluk, gülsuyunun güle sirâyet ettiği gibi, rûhun da bedene sirâyet eden bir
    cevher olduğunu söylemişlerdir (Aliyyu'l-Kâri, Fıkh-ı Ekber Şerhi, terc. Y.
    Vehbi Yavuz, İstanbul 1979, s. 259). Ayette şöyle buyurulur: "De ki ruh,
    Rabbimin bildiği bir iştir. Size bu konuda pek az bilgi verilmiştir" (İsrâ,
    17/85).

    Ebû Hanife'ye göre, peygamberler, çocuklar ve şehitler kabir
    sorusu ile karşılaşmazlar. Ancak Ebû Hanîfe kâfirlerin çocuklarına kabirde soru
    sorulması, Cennete girmeleri ve onlarla ilgili benzeri bazı soruları cevapsız
    bırakmıştır (Alliyü'l-Kâri, a.g.e, s. 252-253).



  5. 22.Şubat.2013, 16:19
    3
    @rzu
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Şubat.2013
    Üye No: 100227
    Mesaj Sayısı: 9
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Bulunduğu yer: İstanbul

    Cevap: Kabir Azabı

    Bunu tek Allah bilir.Biz mahalesef bilemeyiz.


  6. 22.Şubat.2013, 16:19
    3
    Üye
    Bunu tek Allah bilir.Biz mahalesef bilemeyiz.





+ Yorum Gönder