Konusunu Oylayın.: Tarikatlara bağlı olmalımıyız?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Tarikatlara bağlı olmalımıyız?
  1. 13.Şubat.2013, 18:59
    1
    oyak
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Aralık.2012
    Üye No: 99254
    Mesaj Sayısı: 15
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Tarikatlara bağlı olmalımıyız?






    Tarikatlara bağlı olmalımıyız? Mumsema dini bütün olmak yada dinimizin gereklerini yerine getirmek için tarikatlara bağlı olmalımıyız.


  2. 13.Şubat.2013, 18:59
    1
    oyak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



  3. 13.Şubat.2013, 19:41
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,512
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: tarikatlara bağlı olmalımıyız?




    Dinimizi yasamak icin tarikatlara ihtiyac yoktur.
    Dini yasamak icin ilim ve amel yeterlidir.

    Müslüman Tarikat Mensubu Olmak Zorunda mıdır?




  4. 13.Şubat.2013, 19:41
    2
    Üye



    Dinimizi yasamak icin tarikatlara ihtiyac yoktur.
    Dini yasamak icin ilim ve amel yeterlidir.

    Müslüman Tarikat Mensubu Olmak Zorunda mıdır?




  5. 14.Şubat.2013, 00:00
    3
    ravza seyda
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Aralık.2012
    Üye No: 99271
    Mesaj Sayısı: 183
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: tarikatlara bağlı olmalımıyız?

    TASAVVUFUN DİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ

    Din, Yüce Allah'ın kullarını terbiyesinden ibarettir. Bu terbiye üç temel alanda gerçekleşmektedir. Birincisi inanç, ikincisi ibadet, üçüncüsü de ahlaktır. Din inanmakla başlar; ibadet ve taatle yaşanır. Edeb, güzel ahlak, ilahi sevgi, kalp temizliği, nefis terbiyesi ile Allah'a dostluğun tadına varılır. Şu halde kâmil bir mümin olmak, dini kâmil olarak yaşamaya bağlıdır.

    Dinimizin bu üç temel esasa dayandığını şu meşhur hadis-i şerif ortaya koymaktadır.

    "Bir gün Allah Resûlü (s.a.v) Efendimiz, mescitte Sahabe-i Kiram ile oturuyordu. O esnada cemaatin içinden birisi çıkageldi. Gelen kimse, beyaz elbiseli, siyah saçlı, güzel kokulu, üzerinde yol izi bulunmayan, kimsenin de tanımadığı birisi idi. Resûlullah (s.a.v) Efendimizin huzuruna kadar geldi, selam verdi, edeple önüne oturdu, ellerini dizlerinin üzerine koydu ve kendisine sorular sormaya başladı. Önce:

    "Ya Muhammed! Bana İslam'ın ne olduğunu haber verir misiniz? Diye sordu. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz:

    "İslam, Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in O'nun peygamberi olduğuna şehadet etmendir. Ayrıca namaz kılmandır, zekat vermendir, oruç tutmandır ve gücün yetiyorsa Allah'ın evini ziyaret edip hac yapmandır," diye cevap verdi. Bu zat tekrar:

    "Bana imanın ne olduğunu haber verir misiniz?" diye sordu; Resûlullah (s.a.v) Efendimiz:

    "İman, Allah'a, O'nun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, bütün iyilik ve kötülüğün bir kaderle meydana geldiğine inanmandır," diye cevap verdi. Gelen zat, tekrar:

    "İhsan nedir, bana ihsanı haber verir misin?" diye sordu; Resûlullah (s.a.v) Efendimiz:

    "İhsan, Yüce Allah'ı görüyor gibi O'na ibadet etmendir. Her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da, O seni görmektedir, bunu kesin olarak bilmendir," buyurdular. Gelen zat:

    "Bana kıyametin ne zaman kopacağını haber verir misiniz?" diye sordu; Resûlullah (s.a.v) Efendimiz:

    "Bu konuda soru sorulan kimse, sorandan daha bilgili değildir, ben bu konuda kesin bir saat söyleyemem," buyurdular. Fakat bu zatın sorusu üzerine kıyametin bazı alametlerinden haber verdiler. Bu soruları soran zat izin isteyip kalktı, cemaatin içine daldı, bir anda gözden kayboldu. Sahabe-i kiram dikkatini Resûlullah (s.a.v) Efendimiz'e çevirmişlerdi. Bir ara Efendimiz (s.a.v):

    "Şu soru soranı bulup bana getirin!" buyurdular; Sahabe geleni aradı, fakat bulamadı. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz:

    "O Cibril'di; size dininizi öğretmeye geldi," buyurdular.5

    Demek ki Cebrail (a.s), kendisi bir şey öğrenmeye değil, bu yolla insanlara dini öğretmeye gelmişti. Onu, Peygamber (s.a.v) Efendimiz'e Yüce Allah göndermiş, onunla dinin aslını bizlere öğretmiş ayrıca Sahabe-i Kiram'a onu bu şeklide görme şerefini bahşetmiştir.

    Bu hadiste belirtildiği gibi, din üç temel üzerine bina edilmektedir. Bunlar: İman, ibadet, ahlak.

    İman, inanç esaslarıdır. Bunu akide ve kelam alimleri inceler. İbadetleri fıkıh alimleri işler. Ahlak ise, insanın iç terbiyesidir. Ahlak terbiyesi, ilim ve ahlak konusunda kâmil insanların rehberliğinde olur. Bu kâmil insanlar daha çok bir mürşid nezaretinde tasavvuf mekteplerinde yetişir.

    Bu hadis-i şerifte belirtilen ihsan, asıl hedefi iç temizliği olan tasavvuf terbiyesinin temelini oluşturmakta ve bu terbiyenin önemini ortaya koymaktadır.

    Her mümine, sahih iman ve düzgün ibadet farz olduğu gibi; kalp temizliği, nefis terbiyesi ve güzel ahlak da farzdır. Bu farzları yapmaya vesile olan şeyler de onlar kadar önemlidir.

    Hiçbir mümin, ben imanı ve ibadeti öğrenirim, yaparım fakat bana ihlas lazım değildir; ilahi sevgi gerekmez, benim marifetullaha ihtiyacım yok, ben kalp temizliği istemem, nefis terbiyesi ile uğraşamam diyemez. Derse hak yolda gidemez, dinini hakkıyla yaşayamaz, Yüce Allah'ın rızasını kazanamaz, hakiki huzuru bulamaz.

    Bitmeyen huzur ilahi sevgiye ve zikrullaha bağlanmıştır. Hiçbir zaman değişmeyecek bu kesin hüküm Kur'an-ı Hakim'de şöyle ferman buyrulmuştur:

    "Allah kendisine yönelen kulunu hidayete, rızasına giden yola erdirir. Onlar iman edenler ve kalplerini Allah'ın zikriyle huzura erdirenlerdir. Dikkat edin, kalpler ancak Allah'ın zikriyle huzur bulur."6

    İşte tasavvuf, kalbi Allah ile tanıştırıp huzura kavuşturma yollarını öğreten ve bunu bizzat gerçekleştiren bir terbiye sistemidir. Tasavvuf, güzel ahlak okuludur. Kalp temizliği ve güzel ahlak, dinin bâtınî fıkhıdır. Buna Kur'an'da takva denir. Takvaya ulaşmak için yapılan mücahedeye tezkiye denir. Tezkiye, kalbi inkar, şirk, isyan ve gaflet kirlerinden temizlemek, ruhu arındırmak, nefsi çirkin huylarından kurtarıp güzel sıfatlarla bezemektir. Bütün bunlarla hedef, Yüce Allah'ın rızasına ve dostluğuna ulaşmaktır. Hedefi Allah rızası olan bir terbiyenin elbette bütün usul ve adabı da Allah rızasına uymalıdır.

    Allahu Teala, ilahi terbiyenin ve dostluğun merkezine Resûlü Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimizi koymuştur. Ona uymadan kimse Yüce Allah'a gidemez, O'na dostluk yapamaz.

    Allahu Teala bu konuda bütün insanlığın önüne şu ilâhî ölçüyü koymuştur:

    "Rasûlüm! De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tâbi olunuz/ uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok affedici ve esirgeyicidir."7

    Alimlerin belirttiği gibi, bu ayette geçen 'tabi olmak', sıradan bir tabi olmak değildir. Buradaki ittiba, Hz. Peygamber'e (s.a.v) gerçek manada duyulan bir sevgiyi içine almaktadır. Bu sevgi, Fahr-i Kainat Efendimize (s.a.v) kalple, dille, özle, sözle, hâl ve ahlak ile tam bir teslimiyetle uymayı gerektirir. Mümin, içi ve dışıyla, inanış ve yaşantısı ile sünnet uyduğu ve buna ölene kadar sımsıkı sarıldığı zaman, Yüce Allah'a itaatini gerçekleştirmiş ve O'nun sevgisini kazanmış olur.

    Efendimiz (s.a.v), Ashab-ı Kiram'a (r.anhüm) dini, iman, ibadet ve ihsan boyutuyla öğretmiş, göstermiş, yaşatmış ve öylece ahireti şereflendirmiştir.

    Sahabe-i Kiram da (r.anhüm) kendilerinden sonra gelenlere dini, iman, ibadet ve ihsan boyutu ile bir bütün olarak aktarmıştır. Din, ilk iki nesilde bir bütün olarak ele alınıyor, zâhirî ve bâtınî yönü aynı hassasiyetle korunuyor ve yaşanmaya çalışılıyordu.


  6. 14.Şubat.2013, 00:00
    3
    ravza seyda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    TASAVVUFUN DİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ

    Din, Yüce Allah'ın kullarını terbiyesinden ibarettir. Bu terbiye üç temel alanda gerçekleşmektedir. Birincisi inanç, ikincisi ibadet, üçüncüsü de ahlaktır. Din inanmakla başlar; ibadet ve taatle yaşanır. Edeb, güzel ahlak, ilahi sevgi, kalp temizliği, nefis terbiyesi ile Allah'a dostluğun tadına varılır. Şu halde kâmil bir mümin olmak, dini kâmil olarak yaşamaya bağlıdır.

    Dinimizin bu üç temel esasa dayandığını şu meşhur hadis-i şerif ortaya koymaktadır.

    "Bir gün Allah Resûlü (s.a.v) Efendimiz, mescitte Sahabe-i Kiram ile oturuyordu. O esnada cemaatin içinden birisi çıkageldi. Gelen kimse, beyaz elbiseli, siyah saçlı, güzel kokulu, üzerinde yol izi bulunmayan, kimsenin de tanımadığı birisi idi. Resûlullah (s.a.v) Efendimizin huzuruna kadar geldi, selam verdi, edeple önüne oturdu, ellerini dizlerinin üzerine koydu ve kendisine sorular sormaya başladı. Önce:

    "Ya Muhammed! Bana İslam'ın ne olduğunu haber verir misiniz? Diye sordu. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz:

    "İslam, Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in O'nun peygamberi olduğuna şehadet etmendir. Ayrıca namaz kılmandır, zekat vermendir, oruç tutmandır ve gücün yetiyorsa Allah'ın evini ziyaret edip hac yapmandır," diye cevap verdi. Bu zat tekrar:

    "Bana imanın ne olduğunu haber verir misiniz?" diye sordu; Resûlullah (s.a.v) Efendimiz:

    "İman, Allah'a, O'nun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, bütün iyilik ve kötülüğün bir kaderle meydana geldiğine inanmandır," diye cevap verdi. Gelen zat, tekrar:

    "İhsan nedir, bana ihsanı haber verir misin?" diye sordu; Resûlullah (s.a.v) Efendimiz:

    "İhsan, Yüce Allah'ı görüyor gibi O'na ibadet etmendir. Her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da, O seni görmektedir, bunu kesin olarak bilmendir," buyurdular. Gelen zat:

    "Bana kıyametin ne zaman kopacağını haber verir misiniz?" diye sordu; Resûlullah (s.a.v) Efendimiz:

    "Bu konuda soru sorulan kimse, sorandan daha bilgili değildir, ben bu konuda kesin bir saat söyleyemem," buyurdular. Fakat bu zatın sorusu üzerine kıyametin bazı alametlerinden haber verdiler. Bu soruları soran zat izin isteyip kalktı, cemaatin içine daldı, bir anda gözden kayboldu. Sahabe-i kiram dikkatini Resûlullah (s.a.v) Efendimiz'e çevirmişlerdi. Bir ara Efendimiz (s.a.v):

    "Şu soru soranı bulup bana getirin!" buyurdular; Sahabe geleni aradı, fakat bulamadı. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz:

    "O Cibril'di; size dininizi öğretmeye geldi," buyurdular.5

    Demek ki Cebrail (a.s), kendisi bir şey öğrenmeye değil, bu yolla insanlara dini öğretmeye gelmişti. Onu, Peygamber (s.a.v) Efendimiz'e Yüce Allah göndermiş, onunla dinin aslını bizlere öğretmiş ayrıca Sahabe-i Kiram'a onu bu şeklide görme şerefini bahşetmiştir.

    Bu hadiste belirtildiği gibi, din üç temel üzerine bina edilmektedir. Bunlar: İman, ibadet, ahlak.

    İman, inanç esaslarıdır. Bunu akide ve kelam alimleri inceler. İbadetleri fıkıh alimleri işler. Ahlak ise, insanın iç terbiyesidir. Ahlak terbiyesi, ilim ve ahlak konusunda kâmil insanların rehberliğinde olur. Bu kâmil insanlar daha çok bir mürşid nezaretinde tasavvuf mekteplerinde yetişir.

    Bu hadis-i şerifte belirtilen ihsan, asıl hedefi iç temizliği olan tasavvuf terbiyesinin temelini oluşturmakta ve bu terbiyenin önemini ortaya koymaktadır.

    Her mümine, sahih iman ve düzgün ibadet farz olduğu gibi; kalp temizliği, nefis terbiyesi ve güzel ahlak da farzdır. Bu farzları yapmaya vesile olan şeyler de onlar kadar önemlidir.

    Hiçbir mümin, ben imanı ve ibadeti öğrenirim, yaparım fakat bana ihlas lazım değildir; ilahi sevgi gerekmez, benim marifetullaha ihtiyacım yok, ben kalp temizliği istemem, nefis terbiyesi ile uğraşamam diyemez. Derse hak yolda gidemez, dinini hakkıyla yaşayamaz, Yüce Allah'ın rızasını kazanamaz, hakiki huzuru bulamaz.

    Bitmeyen huzur ilahi sevgiye ve zikrullaha bağlanmıştır. Hiçbir zaman değişmeyecek bu kesin hüküm Kur'an-ı Hakim'de şöyle ferman buyrulmuştur:

    "Allah kendisine yönelen kulunu hidayete, rızasına giden yola erdirir. Onlar iman edenler ve kalplerini Allah'ın zikriyle huzura erdirenlerdir. Dikkat edin, kalpler ancak Allah'ın zikriyle huzur bulur."6

    İşte tasavvuf, kalbi Allah ile tanıştırıp huzura kavuşturma yollarını öğreten ve bunu bizzat gerçekleştiren bir terbiye sistemidir. Tasavvuf, güzel ahlak okuludur. Kalp temizliği ve güzel ahlak, dinin bâtınî fıkhıdır. Buna Kur'an'da takva denir. Takvaya ulaşmak için yapılan mücahedeye tezkiye denir. Tezkiye, kalbi inkar, şirk, isyan ve gaflet kirlerinden temizlemek, ruhu arındırmak, nefsi çirkin huylarından kurtarıp güzel sıfatlarla bezemektir. Bütün bunlarla hedef, Yüce Allah'ın rızasına ve dostluğuna ulaşmaktır. Hedefi Allah rızası olan bir terbiyenin elbette bütün usul ve adabı da Allah rızasına uymalıdır.

    Allahu Teala, ilahi terbiyenin ve dostluğun merkezine Resûlü Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimizi koymuştur. Ona uymadan kimse Yüce Allah'a gidemez, O'na dostluk yapamaz.

    Allahu Teala bu konuda bütün insanlığın önüne şu ilâhî ölçüyü koymuştur:

    "Rasûlüm! De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tâbi olunuz/ uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok affedici ve esirgeyicidir."7

    Alimlerin belirttiği gibi, bu ayette geçen 'tabi olmak', sıradan bir tabi olmak değildir. Buradaki ittiba, Hz. Peygamber'e (s.a.v) gerçek manada duyulan bir sevgiyi içine almaktadır. Bu sevgi, Fahr-i Kainat Efendimize (s.a.v) kalple, dille, özle, sözle, hâl ve ahlak ile tam bir teslimiyetle uymayı gerektirir. Mümin, içi ve dışıyla, inanış ve yaşantısı ile sünnet uyduğu ve buna ölene kadar sımsıkı sarıldığı zaman, Yüce Allah'a itaatini gerçekleştirmiş ve O'nun sevgisini kazanmış olur.

    Efendimiz (s.a.v), Ashab-ı Kiram'a (r.anhüm) dini, iman, ibadet ve ihsan boyutuyla öğretmiş, göstermiş, yaşatmış ve öylece ahireti şereflendirmiştir.

    Sahabe-i Kiram da (r.anhüm) kendilerinden sonra gelenlere dini, iman, ibadet ve ihsan boyutu ile bir bütün olarak aktarmıştır. Din, ilk iki nesilde bir bütün olarak ele alınıyor, zâhirî ve bâtınî yönü aynı hassasiyetle korunuyor ve yaşanmaya çalışılıyordu.


  7. 14.Şubat.2013, 00:29
    4
    Tevhid sancağ
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Ocak.2013
    Üye No: 99839
    Mesaj Sayısı: 6
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: tarikatlara bağlı olmalımıyız?

    Allah tarikatların şerrinden korusun.


  8. 14.Şubat.2013, 00:29
    4
    Allah tarikatların şerrinden korusun.


  9. 15.Şubat.2013, 12:11
    5
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: tarikatlara bağlı olmalımıyız?

    Alıntı
    Allah tarikatların şerrinden korusun.
    Allah münkir olmaktan müslümanları korusun,
    kısaca tarif etmek gerekirse tarikat anlam olarak yol demektir.burdaki anlamı Allah'a götüren sıratı mustakim yoludur.
    ehli sünnet vel cemaat bir tarikattir yani yoldur. dolayısıyla Allah sizi tarikatten koruyacaksa ehli sünnet vel cemaat yoluna asla giremezsiniz,
    bence Allah'ım beni en doğru yola (tarikate) ilet diye dua etmelisin .saygılar.


  10. 15.Şubat.2013, 12:11
    5
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Allah tarikatların şerrinden korusun.
    Allah münkir olmaktan müslümanları korusun,
    kısaca tarif etmek gerekirse tarikat anlam olarak yol demektir.burdaki anlamı Allah'a götüren sıratı mustakim yoludur.
    ehli sünnet vel cemaat bir tarikattir yani yoldur. dolayısıyla Allah sizi tarikatten koruyacaksa ehli sünnet vel cemaat yoluna asla giremezsiniz,
    bence Allah'ım beni en doğru yola (tarikate) ilet diye dua etmelisin .saygılar.


  11. 15.Şubat.2013, 12:37
    6
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Cevap: tarikatlara bağlı olmalımıyız?

    Cihad kardeş
    Ehli sunnet ile tarikati bir tutman, ne tarikati ne de sunniligi anlsmadigini gosterir.
    Ben koyu bir sunniyim ve tarikatci degilim.
    Benim gibi binlerce insani taniyorum.

    Kardes sen ehli sunnet kavramini bir oku


  12. 15.Şubat.2013, 12:37
    6
    Moderatör
    Cihad kardeş
    Ehli sunnet ile tarikati bir tutman, ne tarikati ne de sunniligi anlsmadigini gosterir.
    Ben koyu bir sunniyim ve tarikatci degilim.
    Benim gibi binlerce insani taniyorum.

    Kardes sen ehli sunnet kavramini bir oku


  13. 15.Şubat.2013, 14:05
    7
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: tarikatlara bağlı olmalımıyız?

    sünniliğin koyusu veya biraz daha açığı yada saydamı nasıl oluyor bilmiyorum,okuyup öğreniriz inşallah.
    yukarda anlatmak istediğim aslında herkesin bir yolda olmak zorunda olduğudur.çokda uzatmadan yazmak istemiştim.
    Bizi dosdoğru yola ilet,(8) kendilerine nimet verdiklerinin yoluna,...Yani, "Hayatın her safhasında bizi doğruluğa iletecek yolu bize göster, bizi hatalardan, kötü akibetlerden koru ve sonunda bizi başarıya ulaştır."
    Kul Allah'a kendisini hayatın her döneminde bilgi eksikliğinden kaynaklanan şüphe ve kararsızlık labirentlerinden koruması ve doğru yola iletmesi için dua eder. Kul aynı zamanda Rabb'inden, bunca sapık yol arasından kendisine hayatta doğru yolu göstermesini diler.

    bir çok müslümanın dilinden aynı şey dökülür, müslümanım elhamdulillah ama tarikatçi değilim.bunu söylemelerinin en büyük nedeni yıllarca hacıları,hocaları,şeyhleri,medreseleri,tekkeleri,d ergahları karalama kampanyasına maruz kaldıkları içindir.insan bilmediğinin düşmanıdır.
    evet konu uzun,tartışma da çıkrmak istemiyorum ama zaman zor,bunca pisliğin içinde imanı muhafaza etmek hayli güç,bir rehberin var Rasulullah s.a.v, ve hayatını sünneti seniyyeye uygun şekilde yaşayan alimler,evliyalar var. bir rehber ile yola devam etmekde sakınca var mıdır??? Allah'a ulaşmak rehbersiz mümkün müdür? ebu bekr r.a cahiliyye döneminde de saadet asrında da aynı karaktere, aynı dürüstlük ve doğruluğa sahip idi değil mi??? peki rehberi yani peygamberimiz gönderilmeden neden Allah'a giden yolu bulamadı ??? ben koyu (ne demekse artık) sunniyim ama tarikatci değilim.eyvallah, Allah yolunuzu açık etsin diyecem de zaten yol ile tarikat aynı şey. peki şimdi sizin bir yolunuz yoksa ve yolcu değilseniz Allah'a vuslatı nasıl talep ediyorsunuz bilemiyorum.

    başınızı ağrıttığım için özür dilerim.


  14. 15.Şubat.2013, 14:05
    7
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    sünniliğin koyusu veya biraz daha açığı yada saydamı nasıl oluyor bilmiyorum,okuyup öğreniriz inşallah.
    yukarda anlatmak istediğim aslında herkesin bir yolda olmak zorunda olduğudur.çokda uzatmadan yazmak istemiştim.
    Bizi dosdoğru yola ilet,(8) kendilerine nimet verdiklerinin yoluna,...Yani, "Hayatın her safhasında bizi doğruluğa iletecek yolu bize göster, bizi hatalardan, kötü akibetlerden koru ve sonunda bizi başarıya ulaştır."
    Kul Allah'a kendisini hayatın her döneminde bilgi eksikliğinden kaynaklanan şüphe ve kararsızlık labirentlerinden koruması ve doğru yola iletmesi için dua eder. Kul aynı zamanda Rabb'inden, bunca sapık yol arasından kendisine hayatta doğru yolu göstermesini diler.

    bir çok müslümanın dilinden aynı şey dökülür, müslümanım elhamdulillah ama tarikatçi değilim.bunu söylemelerinin en büyük nedeni yıllarca hacıları,hocaları,şeyhleri,medreseleri,tekkeleri,d ergahları karalama kampanyasına maruz kaldıkları içindir.insan bilmediğinin düşmanıdır.
    evet konu uzun,tartışma da çıkrmak istemiyorum ama zaman zor,bunca pisliğin içinde imanı muhafaza etmek hayli güç,bir rehberin var Rasulullah s.a.v, ve hayatını sünneti seniyyeye uygun şekilde yaşayan alimler,evliyalar var. bir rehber ile yola devam etmekde sakınca var mıdır??? Allah'a ulaşmak rehbersiz mümkün müdür? ebu bekr r.a cahiliyye döneminde de saadet asrında da aynı karaktere, aynı dürüstlük ve doğruluğa sahip idi değil mi??? peki rehberi yani peygamberimiz gönderilmeden neden Allah'a giden yolu bulamadı ??? ben koyu (ne demekse artık) sunniyim ama tarikatci değilim.eyvallah, Allah yolunuzu açık etsin diyecem de zaten yol ile tarikat aynı şey. peki şimdi sizin bir yolunuz yoksa ve yolcu değilseniz Allah'a vuslatı nasıl talep ediyorsunuz bilemiyorum.

    başınızı ağrıttığım için özür dilerim.


  15. 15.Şubat.2013, 14:43
    8
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,585
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: tarikatlara bağlı olmalımıyız?

    Alıntı
    ehli sünnet vel cemaat bir tarikattir yani yoldur. dolayısıyla Allah sizi tarikatten koruyacaksa ehli sünnet vel cemaat yoluna asla giremezsiniz,
    Alıntı
    bir çok müslümanın dilinden aynı şey dökülür, müslümanım elhamdulillah ama tarikatçi değilim.bunu söylemelerinin en büyük nedeni yıllarca hacıları,hocaları,şeyhleri,medreseleri,tekkeleri,d ergahları karalama kampanyasına maruz kaldıkları içindir.insan bilmediğinin düşmanıdır.
    İlk mesajında Her sünni tarikatçıdır mesajı vermişsin bu yanlış.
    Ben 7 yıl mesresede nakşilerin içinde kaldım ama tarikata girmedim. Yani tarikatı biliyorum ama bağlanmadım ve sünniyim
    Kardeş bu anlayış çok yalış düzeltmen gerekir.


  16. 15.Şubat.2013, 14:43
    8
    Moderatör
    Alıntı
    ehli sünnet vel cemaat bir tarikattir yani yoldur. dolayısıyla Allah sizi tarikatten koruyacaksa ehli sünnet vel cemaat yoluna asla giremezsiniz,
    Alıntı
    bir çok müslümanın dilinden aynı şey dökülür, müslümanım elhamdulillah ama tarikatçi değilim.bunu söylemelerinin en büyük nedeni yıllarca hacıları,hocaları,şeyhleri,medreseleri,tekkeleri,d ergahları karalama kampanyasına maruz kaldıkları içindir.insan bilmediğinin düşmanıdır.
    İlk mesajında Her sünni tarikatçıdır mesajı vermişsin bu yanlış.
    Ben 7 yıl mesresede nakşilerin içinde kaldım ama tarikata girmedim. Yani tarikatı biliyorum ama bağlanmadım ve sünniyim
    Kardeş bu anlayış çok yalış düzeltmen gerekir.





+ Yorum Gönder