Konusunu Oylayın.: Dinimizde ebced hesabı varmıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Dinimizde ebced hesabı varmıdır?
  1. 23.Ocak.2013, 03:18
    1
    kaos-duzen
    Seyirci Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Temmuz.2012
    Üye No: 97140
    Mesaj Sayısı: 195
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Bulunduğu yer: konya

    Dinimizde ebced hesabı varmıdır?






    Dinimizde ebced hesabı varmıdır? Mumsema dinimizde ebced hesabı varmıdır?


  2. 23.Ocak.2013, 03:18
    1
    Seyirci Üye



  3. 23.Ocak.2013, 20:36
    2
    rana
    Aciz Kul

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2007
    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 5,605
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 70
    Bulunduğu yer: Stuttgart/Istanbul/Ankara

    Cevap: dinimizde ebced hesabı varmıdır?




    SORU: Hocam cifir hesaplarının kaynağı nedir? Cifirle tefsir ya da yorum yapmanın İslami hükmü nedir? Muteber İslam alimleri cifirle uğraşmışlar mıdır?

    CEVAP:
    ‘Cifr’ veya ‘Ebced’ denen hesap:

    a- kitabımız Kur’an’da yoktur.
    b- Peygamber aleyhisselamın Sünnet’inde yoktur.
    c- Bu iki kaynakta olmadığında ihtilaf yoktur.
    Bunun dışında nerede ve kimde olursa olsun bir ‘din kaynağı, dine yön verme malzemesi’ ebediyyen olamaz. Daha çok Mehdi aleyhisselam ve ahir zaman fitneleri etrafında yoğunlaşan meşhurlar ve özellikle Şia’da muteber bir uygulamadır. Bir tür bulmaca gibi de kabul edilebilir. Bazen tuttuğu ileri sürülecek olursa, sihrin ve büyünün de bazen tuttuğunu unutmamak gerekir deriz.


    Nureddin Yildiz



  4. 23.Ocak.2013, 20:36
    2
    Aciz Kul



    SORU: Hocam cifir hesaplarının kaynağı nedir? Cifirle tefsir ya da yorum yapmanın İslami hükmü nedir? Muteber İslam alimleri cifirle uğraşmışlar mıdır?

    CEVAP:
    ‘Cifr’ veya ‘Ebced’ denen hesap:

    a- kitabımız Kur’an’da yoktur.
    b- Peygamber aleyhisselamın Sünnet’inde yoktur.
    c- Bu iki kaynakta olmadığında ihtilaf yoktur.
    Bunun dışında nerede ve kimde olursa olsun bir ‘din kaynağı, dine yön verme malzemesi’ ebediyyen olamaz. Daha çok Mehdi aleyhisselam ve ahir zaman fitneleri etrafında yoğunlaşan meşhurlar ve özellikle Şia’da muteber bir uygulamadır. Bir tür bulmaca gibi de kabul edilebilir. Bazen tuttuğu ileri sürülecek olursa, sihrin ve büyünün de bazen tuttuğunu unutmamak gerekir deriz.


    Nureddin Yildiz



  5. 24.Ocak.2013, 03:01
    3
    ELHAMDULİLLAH
    İnşaAllah Devamlı Üye.

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Eylül.2012
    Üye No: 97696
    Mesaj Sayısı: 454
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: dinimizde ebced hesabı varmıdır?

    Efendim denilir ki; 4. Murat alkollü içki ve keyif veren diğer maddelere karşı büyük bir mücadeleye girer ve külliyen yasaklar.

    Bir gün vezirini ve fedailerinide yanına alarak Tebdil-i Kıyafet çarşı pazar dolaştıktan sonra bir sandala biner ve karşı kıyıya geçmeyi diler.

    Bu esnada sandalcının içki içtiğini ve deniz ortasında tütünün veya nargilenin içerisine uyuşturucu madde sardığını görür ve kendisine ikram edilmesine de itibar etmeyerek şu soruyu sorar.

    Siz 4.Murat'tan korkmuyormusunuz..... Devlet-i Ali'nin hükmü size hiç bir şey ifade etmiyormu.....????

    Sandalcı birazda elindeki taşlar ve kağıt kalemle kendini emniyette sanarak şu cevabı verir.....

    4. Murat bizi nereden görecek.... Biz denizin ortasındayız.

    Peki 4. Murat nerede diye sorar adama.... Madem elinizdekilere bu denli güveniyorsunuz.... En azından Hünkarımızın nerede olduğunuda bilirsiniz diyince adam elindeki taşları atar ve kalem kağıtla başlar bişeyler karalamaya ve.

    Hünkarımız şu an denizde der.

    Yaaa der 4. Murat peki denizin neresinde bunu bulabilirmisiniz..... Adam elindeki taşları tekrar sallar kağıt kalemi alır eline başlar hesap yapmaya ama 4. Murat bu tür şeylere karşı olduğundan hiddetle izler durumu.....

    Kayıkçı bir anda 4. Murat'ın ayaklarına yapışır ve HÜNKARIM BU KULUNUZU AFFEDİNİZ İNŞAALLAH..... Der.

    Af yok kayıkçı der 4. Murat ve kayıkçıya canını bir tek şartla affedebileceğini bu şartı kabul edip etmediğini sorar.

    Kayıkçı ise çaresiz şartı peşinen kabul eder.... SORUN HÜNKARIM der.....

    İstanbul'a hangi kapıdan gireceğimi bilirsen, Canını bağışlarım der.

    Kayıkçı bunun üzerine, Hünkarım ne siz hangi kapıdan gireceğinizi bize söylersiniz. Nede biz hangi kapıdan gireceğinizi size söyleyebiliriz.

    Hangi kapıdan gireceğinizi İnşaAllah şu kağıda yazayım. Kapıdan girdikten sonra, o kapıyı okursunuz. Eğer adını yazdığım kapıdan girmişseniz..... Bizim kellemizi bağışlarsınız. Yok adını yazdığımız kapıdan girmemiş iseniz. Kellem yolunuza hak ile feda olur..... Deyince 4. Murat yaz kağıda ve bize ver der.

    Kayıkçı kağıda yazar Hünkar'ın hangi kapıdan gireceğini ve hünkar kendinden emin bir halde mahiyetindekilere surun dışında durarak şu emri verir. Buraya YENİ KAPI açınız.....

    YENİ KAPI açılır ve 4. Murat açılan bu kapıdan içeriye girer ve kayıkçıya seslenir.

    Ne diyeceksin peki şimdi.....????

    Elinizdeki kağıdı okuyunuz İnşaAllah hünkarım der kayıkçı ve Hünkar elindeki kağıdı okur.....

    HÜNKARIM İSTANBUL'a KAZANDIRDIĞINIZ YENİ KAPI VATANA MİLLETE HAYIRLI OLSUN


  6. 24.Ocak.2013, 03:01
    3
    İnşaAllah Devamlı Üye.
    Efendim denilir ki; 4. Murat alkollü içki ve keyif veren diğer maddelere karşı büyük bir mücadeleye girer ve külliyen yasaklar.

    Bir gün vezirini ve fedailerinide yanına alarak Tebdil-i Kıyafet çarşı pazar dolaştıktan sonra bir sandala biner ve karşı kıyıya geçmeyi diler.

    Bu esnada sandalcının içki içtiğini ve deniz ortasında tütünün veya nargilenin içerisine uyuşturucu madde sardığını görür ve kendisine ikram edilmesine de itibar etmeyerek şu soruyu sorar.

    Siz 4.Murat'tan korkmuyormusunuz..... Devlet-i Ali'nin hükmü size hiç bir şey ifade etmiyormu.....????

    Sandalcı birazda elindeki taşlar ve kağıt kalemle kendini emniyette sanarak şu cevabı verir.....

    4. Murat bizi nereden görecek.... Biz denizin ortasındayız.

    Peki 4. Murat nerede diye sorar adama.... Madem elinizdekilere bu denli güveniyorsunuz.... En azından Hünkarımızın nerede olduğunuda bilirsiniz diyince adam elindeki taşları atar ve kalem kağıtla başlar bişeyler karalamaya ve.

    Hünkarımız şu an denizde der.

    Yaaa der 4. Murat peki denizin neresinde bunu bulabilirmisiniz..... Adam elindeki taşları tekrar sallar kağıt kalemi alır eline başlar hesap yapmaya ama 4. Murat bu tür şeylere karşı olduğundan hiddetle izler durumu.....

    Kayıkçı bir anda 4. Murat'ın ayaklarına yapışır ve HÜNKARIM BU KULUNUZU AFFEDİNİZ İNŞAALLAH..... Der.

    Af yok kayıkçı der 4. Murat ve kayıkçıya canını bir tek şartla affedebileceğini bu şartı kabul edip etmediğini sorar.

    Kayıkçı ise çaresiz şartı peşinen kabul eder.... SORUN HÜNKARIM der.....

    İstanbul'a hangi kapıdan gireceğimi bilirsen, Canını bağışlarım der.

    Kayıkçı bunun üzerine, Hünkarım ne siz hangi kapıdan gireceğinizi bize söylersiniz. Nede biz hangi kapıdan gireceğinizi size söyleyebiliriz.

    Hangi kapıdan gireceğinizi İnşaAllah şu kağıda yazayım. Kapıdan girdikten sonra, o kapıyı okursunuz. Eğer adını yazdığım kapıdan girmişseniz..... Bizim kellemizi bağışlarsınız. Yok adını yazdığımız kapıdan girmemiş iseniz. Kellem yolunuza hak ile feda olur..... Deyince 4. Murat yaz kağıda ve bize ver der.

    Kayıkçı kağıda yazar Hünkar'ın hangi kapıdan gireceğini ve hünkar kendinden emin bir halde mahiyetindekilere surun dışında durarak şu emri verir. Buraya YENİ KAPI açınız.....

    YENİ KAPI açılır ve 4. Murat açılan bu kapıdan içeriye girer ve kayıkçıya seslenir.

    Ne diyeceksin peki şimdi.....????

    Elinizdeki kağıdı okuyunuz İnşaAllah hünkarım der kayıkçı ve Hünkar elindeki kağıdı okur.....

    HÜNKARIM İSTANBUL'a KAZANDIRDIĞINIZ YENİ KAPI VATANA MİLLETE HAYIRLI OLSUN


  7. 24.Ocak.2013, 03:09
    4
    cavraşım
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ağustos.2012
    Üye No: 97639
    Mesaj Sayısı: 626
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 40
    Bulunduğu yer: konya

    Cevap: dinimizde ebced hesabı varmıdır?

    yanii?????


  8. 24.Ocak.2013, 03:09
    4
    Devamlı Üye
    yanii?????


  9. 24.Ocak.2013, 13:12
    5
    ELHAMDULİLLAH
    İnşaAllah Devamlı Üye.

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Eylül.2012
    Üye No: 97696
    Mesaj Sayısı: 454
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: dinimizde ebced hesabı varmıdır?

    Yani....

    Allahu Taala'nın nasib eyledikleri ve haber verdiklerinden başka hiç kimse ebced sayısıyla hiç bir şey bulamaz.

    Ama kayıkçı bulmuş.....

    Kayıkçı lisan-ı hal'e vakıf..... Saray lisanı ile halk lisanı arasınaki farkı sezebilecek ve karşısındakinin kaşından, sözünden, kulağından, elinden, ayağından, hitabından ve hitab şeklinden kim olduğunu ve neye hizmet etmeye çalıştığını dahi çıkarabilecek kaabiliyete haiz biri.

    Hülasa; ebced sayısı vardır. Ancak herkesin bu sayıları kullanıpta zahiren bir yerlere ulaşması söz konusu değildir. Bu ilme vakıf olanlarda Rab'lerinden kendilerine bildirilenler dışında bu sayılara gereksinim duymazlar. Bu sayılara gereksinim duyanlarada bu ilimler verilmez.....


  10. 24.Ocak.2013, 13:12
    5
    İnşaAllah Devamlı Üye.
    Yani....

    Allahu Taala'nın nasib eyledikleri ve haber verdiklerinden başka hiç kimse ebced sayısıyla hiç bir şey bulamaz.

    Ama kayıkçı bulmuş.....

    Kayıkçı lisan-ı hal'e vakıf..... Saray lisanı ile halk lisanı arasınaki farkı sezebilecek ve karşısındakinin kaşından, sözünden, kulağından, elinden, ayağından, hitabından ve hitab şeklinden kim olduğunu ve neye hizmet etmeye çalıştığını dahi çıkarabilecek kaabiliyete haiz biri.

    Hülasa; ebced sayısı vardır. Ancak herkesin bu sayıları kullanıpta zahiren bir yerlere ulaşması söz konusu değildir. Bu ilme vakıf olanlarda Rab'lerinden kendilerine bildirilenler dışında bu sayılara gereksinim duymazlar. Bu sayılara gereksinim duyanlarada bu ilimler verilmez.....


  11. 24.Ocak.2013, 16:34
    6
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: dinimizde ebced hesabı varmıdır?

    İlm-i cifir, meraklı ve zevkli bir meşgale olduğundan, vazife-i hakikiyeden alıkoyup meşgul ediyor. Hattâ, kaç defadır esrâr-ı Kur'âniyeye karşı o anahtar ile bazı sırlar açılıyordu; kemâl-i iştiyak ve zevk ile müteveccih olduğum vakit kapanıyordu.

    ...hakâik-ı esâsiye-i imâniye ve Kur'âniyenin berâhîn-i katiye ile ümmete ders vermek hizmeti ise, ilm-i cifir gibi ulûm-u hafiyenin yüz derece daha fevkinde bir meziyet ve kıymeti vardır. O vazife-i kudsiyede kat'î hüccetler ve muhkem deliller sûiistimâle meydan vermiyorlar. Fakat cifir gibi, muhkem kaidelere merbut olmayan ulûm-u hafiyede sûiistimâl girip şarlatanların istifade etmeleri ihtimâlidir.

    (dokuzuncu lem'adan)

    Bu iki paragraftan anlıyoruz ki, "cifr ilmi" iman esaslarına ve temel iman hakikatlerine nispeten yüz kat aşağıdadır..Yani, iman ve Kur'anın temel hakikatlerini kesin ve şüphesiz delillerle ders vermek, cifir gibi "gizli ilimler" den yüz kat daha meziyetlidir ve üstündür ve kıymetlidir..Böylece, Cifr ilminin makamını tesbit ettikten sonra, cifr ilminin delillerine bir göz atalım:

    Bu hesab-ı ebcedî, makbul ve umumî bir düstur-u ilmî ve bir kanun-u edebî olduğuna deliller pek çoktur. Burada yalnız dört-beş tanesini nümune için beyan edeceğiz:

    Birincisi: Bir zaman Benî-İsrail âlimlerinden bir kısmı huzur-u Peygamberî'de surelerin başlarındaki آلم ٭ كهيعص gibi mukattaat-ı hurufiyeyi işittikleri vakit, hesab-ı cifrî ile dediler: "Ya Muhammed! Senin ümmetinin müddeti azdır." Onlara mukabil dedi: "Az değil." Sair surelerin başlarındaki mukattaatı okudu ve ferman etti: "Daha var." Onlar sustular.

    İkincisi: Hazret-i Ali Radıyallahü Anh'ın en meşhur Kaside-i Celcelutiyesi, baştan nihayete kadar bir nevi hesab-ı ebcedî ve cifir ile te'lif edilmiş ve öyle de matbaalarda basılmış.

    Üçüncüsü: Cafer-i Sadık Radıyallahü Anh ve Muhyiddin-i Arabî (R.A.) gibi esrar-ı gaybiye ile uğraşan zâtlar ve esrar-ı huruf ilmine çalışanlar, bu hesab-ı ebcedîyi gaybî bir düstur ve bir anahtar kabul etmişler.

    Dördüncüsü: Yüksek edibler bu hesabı, edebî bir kanun-u letafet kabul edip, eski zamandan beri onu istimal etmişler. Hattâ letafetin hatırı için, iradî ve sun'î ve taklidî olmamak lâzım gelirken, sun'î ve kasdî bir surette o gaybî anahtarların taklidini yapıyorlar.

    Beşincisi: Ulûm-u riyaziye ülemasının münasebet-i adediye içinde en latif düsturları ve avamca hârika görünen kanunları, bu hesab-ı tevafukînin cinsindendirler. Hattâ fıtrat-ı eşyada Fâtır-ı Hakîm bu tevafuk-u hesabîyi bir düstur-u nizam ve bir kanun-u vahdet ve insicam ve bir medar-ı tenasüb ve ittifak ve bir namus-u hüsün ve ittisak yapmış. Meselâ; nasılki iki elin ve iki ayağın parmakları, a'sabları, kemikleri, hattâ hüceyratları, mesamatları hesabca birbirine tevafuk ederler. Öyle de; bu ağaç, bu baharda ve geçen bahardaki çiçek, yaprak, meyvece tevafuk ettiği gibi, bu baharda dahi az bir farkla geçen bahara tevafuk ve istikbal baharları dahi mazi baharlarına ihtiyar ve irade-i İlahiyeyi gösteren sırlı ve az farkla muvafakatları, Sâni'-i Hakîm-i Zülcemal'in vahdetini gösteren kuvvetli bir şahid-i vahdaniyettir.

    İşte madem bu tevafuk-u cifrî ve ebcedî, bir kanun-u ilmî ve bir düstur-u riyazî ve bir namus-u fıtrî ve bir usûl-ü edebî ve bir anahtar-ı gaybî oluyor. Elbette menba-ı ulûm ve maden-i esrar ve fıtratın tercüman-ı âyât-ı tekviniyesi ve edebiyatın mu'cize-i kübrası ve lisan-ül gayb olan Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan, o kanun-u tevafukîyi işaratında istihdam, istimal etmesi i'cazının muktezasıdır.
    Şualar ( 713 )


  12. 24.Ocak.2013, 16:34
    6
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    İlm-i cifir, meraklı ve zevkli bir meşgale olduğundan, vazife-i hakikiyeden alıkoyup meşgul ediyor. Hattâ, kaç defadır esrâr-ı Kur'âniyeye karşı o anahtar ile bazı sırlar açılıyordu; kemâl-i iştiyak ve zevk ile müteveccih olduğum vakit kapanıyordu.

    ...hakâik-ı esâsiye-i imâniye ve Kur'âniyenin berâhîn-i katiye ile ümmete ders vermek hizmeti ise, ilm-i cifir gibi ulûm-u hafiyenin yüz derece daha fevkinde bir meziyet ve kıymeti vardır. O vazife-i kudsiyede kat'î hüccetler ve muhkem deliller sûiistimâle meydan vermiyorlar. Fakat cifir gibi, muhkem kaidelere merbut olmayan ulûm-u hafiyede sûiistimâl girip şarlatanların istifade etmeleri ihtimâlidir.

    (dokuzuncu lem'adan)

    Bu iki paragraftan anlıyoruz ki, "cifr ilmi" iman esaslarına ve temel iman hakikatlerine nispeten yüz kat aşağıdadır..Yani, iman ve Kur'anın temel hakikatlerini kesin ve şüphesiz delillerle ders vermek, cifir gibi "gizli ilimler" den yüz kat daha meziyetlidir ve üstündür ve kıymetlidir..Böylece, Cifr ilminin makamını tesbit ettikten sonra, cifr ilminin delillerine bir göz atalım:

    Bu hesab-ı ebcedî, makbul ve umumî bir düstur-u ilmî ve bir kanun-u edebî olduğuna deliller pek çoktur. Burada yalnız dört-beş tanesini nümune için beyan edeceğiz:

    Birincisi: Bir zaman Benî-İsrail âlimlerinden bir kısmı huzur-u Peygamberî'de surelerin başlarındaki آلم ٭ كهيعص gibi mukattaat-ı hurufiyeyi işittikleri vakit, hesab-ı cifrî ile dediler: "Ya Muhammed! Senin ümmetinin müddeti azdır." Onlara mukabil dedi: "Az değil." Sair surelerin başlarındaki mukattaatı okudu ve ferman etti: "Daha var." Onlar sustular.

    İkincisi: Hazret-i Ali Radıyallahü Anh'ın en meşhur Kaside-i Celcelutiyesi, baştan nihayete kadar bir nevi hesab-ı ebcedî ve cifir ile te'lif edilmiş ve öyle de matbaalarda basılmış.

    Üçüncüsü: Cafer-i Sadık Radıyallahü Anh ve Muhyiddin-i Arabî (R.A.) gibi esrar-ı gaybiye ile uğraşan zâtlar ve esrar-ı huruf ilmine çalışanlar, bu hesab-ı ebcedîyi gaybî bir düstur ve bir anahtar kabul etmişler.

    Dördüncüsü: Yüksek edibler bu hesabı, edebî bir kanun-u letafet kabul edip, eski zamandan beri onu istimal etmişler. Hattâ letafetin hatırı için, iradî ve sun'î ve taklidî olmamak lâzım gelirken, sun'î ve kasdî bir surette o gaybî anahtarların taklidini yapıyorlar.

    Beşincisi: Ulûm-u riyaziye ülemasının münasebet-i adediye içinde en latif düsturları ve avamca hârika görünen kanunları, bu hesab-ı tevafukînin cinsindendirler. Hattâ fıtrat-ı eşyada Fâtır-ı Hakîm bu tevafuk-u hesabîyi bir düstur-u nizam ve bir kanun-u vahdet ve insicam ve bir medar-ı tenasüb ve ittifak ve bir namus-u hüsün ve ittisak yapmış. Meselâ; nasılki iki elin ve iki ayağın parmakları, a'sabları, kemikleri, hattâ hüceyratları, mesamatları hesabca birbirine tevafuk ederler. Öyle de; bu ağaç, bu baharda ve geçen bahardaki çiçek, yaprak, meyvece tevafuk ettiği gibi, bu baharda dahi az bir farkla geçen bahara tevafuk ve istikbal baharları dahi mazi baharlarına ihtiyar ve irade-i İlahiyeyi gösteren sırlı ve az farkla muvafakatları, Sâni'-i Hakîm-i Zülcemal'in vahdetini gösteren kuvvetli bir şahid-i vahdaniyettir.

    İşte madem bu tevafuk-u cifrî ve ebcedî, bir kanun-u ilmî ve bir düstur-u riyazî ve bir namus-u fıtrî ve bir usûl-ü edebî ve bir anahtar-ı gaybî oluyor. Elbette menba-ı ulûm ve maden-i esrar ve fıtratın tercüman-ı âyât-ı tekviniyesi ve edebiyatın mu'cize-i kübrası ve lisan-ül gayb olan Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan, o kanun-u tevafukîyi işaratında istihdam, istimal etmesi i'cazının muktezasıdır.
    Şualar ( 713 )





+ Yorum Gönder