Konusunu Oylayın.: Yaratmak sozü ve Nikah

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Yaratmak sozü ve Nikah
  1. 18.Ocak.2013, 12:21
    1
    Ziyad Şafi
    Devamlı devama Devam :)

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Kasım.2008
    Üye No: 40350
    Mesaj Sayısı: 410
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Yaş: 34

    Yaratmak sozü ve Nikah






    Yaratmak sozü ve Nikah Mumsema as Selamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu ! Sorum şu - Eyer bir zevce bir mahluk icin bunu yarat sozünü kullansa ve Zevci ona bu söz günahtır küfre sebep olur , tevbe et dese ve kadında hayır ben tevbe edecek bir iş yapmadım dese bu küfr olurmu ? bunun yanı sırada nikah düşermi ?


  2. 18.Ocak.2013, 12:21
    1
    Devamlı devama Devam :)



    as Selamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu ! Sorum şu - Eyer bir zevce bir mahluk icin bunu yarat sozünü kullansa ve Zevci ona bu söz günahtır küfre sebep olur , tevbe et dese ve kadında hayır ben tevbe edecek bir iş yapmadım dese bu küfr olurmu ? bunun yanı sırada nikah düşermi ?


    Benzer Konular

    - Yaratmak kelimesi

    - Resmi nikah bitince dini nikah da düşermi ? Aynı evde yaşamaya devam eden çiftler yeniden dini nikah

    - Ben hanefiyim ve bir bayanla dini nikah kıydırmak istiyorum.resmi nikah yapmadan dini nikah kıydırab

    - Yaratmak Allah'a mahsustur.

    - Yaratmak sözü kullanılabilir mi?

  3. 18.Ocak.2013, 12:34
    2
    Ravza Sevdam
    Medine'nin Gülüne Hasret

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Nisan.2012
    Üye No: 95433
    Mesaj Sayısı: 635
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Bulunduğu yer: Medine de olmak isterdim

    Cevap: Yaratmak sozü ve Nikah




    Allahü teâlâ diridir, bilir, işitir, görür, diler, güçlüdür, konuşur. Bu sıfatlardan, sınırlı da olsa, insanlara da ihsan etmiştir. Yani sınırlı da olsa, insan da diridir, bilir, işitir, görür, diler, gücü vardır, konuşur, fakat yaratma sıfatında ortaklık yoktur. Allah her şeyi yaratır, fakat insan bir karıncayı, bir buğday tanesini veya bir hücreyi bile yaratamaz. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
    (Allahü teâlâ buyuruyor ki: “Benim yarattığım gibi bir şey yapmaya kalkandan daha zalim kim vardır? Haydi, bir habbe, bir zerre veya bir arpa yaratsınlar.”) [Buhari, Müslim]

    (Allah, her sanatkârın ve sanatının yaratıcısıdır.) [Buhari]


    Demek ki, sanatkârın yaptığı şeyleri yaratan da Allah’tır. Yaratmak, Allahü teâlâya mahsustur. İcat etmek de yoktan yaratmaktır. Bilim adamları, yoktan bir şey meydana getiremezler, sadece Allahü teâlânın yarattığı mevcut şeyleri, yine Allah’ın koyduğu fizik, kimya ve biyoloji kanunları ile bir araya getirerek, yeni şeyler bulurlar. Buna da yaratmak veya icat etmek denmez, keşfetmek, bulmak denir.

    Yaratmak, yoktan var etmektir. Maddeyi, elemanı yokken var etmektir. Yaratıcı, yalnız Allahü teâlâdır. İki âyet-i kerime meali de şöyledir:
    (Yaratmak Allah’a mahsustur.) [Araf 54]

    (Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır.) [Saffat 96]

    Alıntı:
    Sûal:S. Ebediyye’de, (Yaratmak, hiç yoktan var etmek veya mevcut şeyleri, fizik, fizyolojik veya metafizik kanunlarla, bir şekilden başka hassalı şekillere çevirmek demektir) deniyor. Buna göre, bilim adamlarının, fizik, kimya kanunları ile meydana getirdikleri yeni bir işe, yaratmak demek caiz olur mu?


    Hayır, caiz olmaz. Burada,Allahü teâlânın iki türlü yaratması bildiriliyor:

    Birincisi: Ol der, o şey var olur. Yani hiç yoktan yaratır. Kâinatın yoktan var edilmesi, hidrojen, oksijen gazlarının yaratılması, böyledir.

    İkincisi: Sebepler vasıtası ile yaratmaktır. Allahü teâlâ sebeplere, iş yapabilecek tesir, kuvvet vermiştir. Bu kuvvetlere, tabiat kuvvetleri, fizik, kimya ve biyoloji kanunları denir. Mesela, iki hidrojen atomu ile bir oksijen atomundan su meydana getirmiştir. İnsanları, hayvanları, bitkileri yaratması da böyledir.

    Bilim adamları, oksijen, hidrojen gibi gazları, cıva, bakır, petrol gibi maddeleri yoktan meydana getiremezler. Teknoloji, bilim ne kadar gelişse de bir karınca, bir buğday tanesi yapmak mümkün değildir.

    Yaratmak, icat etmek Allahü teâlâya mahsustur. Bilim adamları, yoktan bir şey meydana getiremezler, sadece Allahü teâlânın yarattığı mevcut şeyleri, yine Allah’ın koyduğu fizik, kimya ve biyoloji kanunları ile bir araya getirerek, yeni şeyler bulurlar. Buna da yaratmak denmez, keşfetmek, bulmak denir.

    Allahü teâlânın sonsuz kudretini gösteren, insanların yapmalarının mümkün olmadığı işlere birkaç örnek verelim:

    1- İnsanlar asırlardır, enerjisiz veya yakıtsız çalışan makine yapmaya çalışmışlarsa da, netice alınamadı. Bu da fizik ve kimya ilmine göre, imkânsızdır. Enerjinin korunumu prensibine göre, enerji şekil değiştirirse de, insanlar tarafından var ve yok edilemez.

    2- Katı, sıvı, gaz haldeki bütün maddeler ısınınca, hacimleri büyür, yoğunlukları azalır. Su bu kurala uymaz. Su buz haline gelince yoğunluğu azalır, Su üstünde durur. Azalmayıp buzlar dibe çökseydi, denizlerdeki canlılar yaşayamaz ölürdü.

    3- Bir metal atomu, başka bir metal atomu ile birleşemez. İki elementin birleşmesi için farklı elektrik taşıması şarttır.

    4- Güneş, dünyadan 149,5 milyon km uzaktadır. Bu mesafe, çok yakın olsa canlılar sıcaktan yanar, çok uzakta olsa, soğuktan donardı. İnsanlar güneşi istedikleri yere getiremezler.

    5- Işık hızı, saniyede 300 bin km.dir. Bu hızı insanların aşması imkânsızdır. Bu hız aşılırsa, rölativite [izafiyet] teorisine göre, maddenin kütlesi sonsuza gider. [1/0 yani bir bölü sıfır, sonsuz olduğu için.]

    İcat etti demek
    Alıntı:
    Sûal: İcat etmek ne demek, insanlar için kullanmak caiz olur mu?



    İcat etmek, yaratmak; mucit de yaratıcı demektir. İnsanlar için kullanmamalı. İcat etmek yerine keşfetmek, mucit yerine de kâşif demelidir. Din kitaplarımızda deniyor ki:
    Hâlık ve mucit yalnız Odur. Ondan başka yaratıcı yoktur. Hiçbir insan, hiçbir şey icat edemez, yaratamaz.(Mektubat-ı Masumiyye 2/83)

    Yaratan, icat eden, fayda ve zarar veren, yok eden, ancak Allahü teâlâdır. (S. Ebediyye)

    İnsanın düşüncelerini, hareketlerini, keşiflerini, buluşlarını hep o icat etmekte, yaratmaktadır. Ondan başkasına yaratıcı, mucit demek, cahilce, bâtıl bir sözdür.

    İslam âlimleri de buyuruyor ki:

    Allahü teâlâ, hayat, ilim, semi, basar, irade, kudret sıfatlarından kullarına biraz ihsan etti. Ama, yalnız üç sıfatı kendine mahsustur. Bu üç sıfattan hiç bir mahlukuna vermedi. Bunlar, kibriya, gani olmak ve yaratmak sıfatlarıdır. Kibriya, büyüklük, üstünlük demektir. Gani olmak, başkalarına muhtaç olmamak, her şeyin Ona muhtaç olması demektir. (Hak Sözün Vesikaları)

    Allahü teâlânın âdeti şöyledir ki; her şeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Fakat, sebeplerin, vasıtaların, Onun yaratmasına hiç tesirleri yoktur. Vasıtasız maliktir. Ondan başka yaratıcı yoktur. Bütün varlıkları yoktan var etti. İnsanların ve hayvanların hareketlerini, düşüncelerini, hastalıklarını, şifalarını, hayırlarını, şerlerini, faydalarını, zararlarını yaratan yalnız Odur. İnsan, kendi hareketlerini, düşüncelerini, hiçbir şeyi yaratamaz. İnsanın düşüncelerini, hareketlerini, keşiflerini, buluşlarını hep o icat etmekte, yaratmaktadır. Ondan başkasına yaratıcı demek, cahilce, batıl bir sözdür. (Feraid-ül-fevaid)

    bunları anlatırsanız tövbe edeceğine eminim.
    yaratmak kelimesini bilerek farkında olarak kullanıyorsa bu şirktir kaldı ki bu kelime yerine hepimizin bildiği kullanılabilecek kelimelerde var hesabını kullanan yapsın artık


  4. 18.Ocak.2013, 12:34
    2
    Medine'nin Gülüne Hasret



    Allahü teâlâ diridir, bilir, işitir, görür, diler, güçlüdür, konuşur. Bu sıfatlardan, sınırlı da olsa, insanlara da ihsan etmiştir. Yani sınırlı da olsa, insan da diridir, bilir, işitir, görür, diler, gücü vardır, konuşur, fakat yaratma sıfatında ortaklık yoktur. Allah her şeyi yaratır, fakat insan bir karıncayı, bir buğday tanesini veya bir hücreyi bile yaratamaz. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
    (Allahü teâlâ buyuruyor ki: “Benim yarattığım gibi bir şey yapmaya kalkandan daha zalim kim vardır? Haydi, bir habbe, bir zerre veya bir arpa yaratsınlar.”) [Buhari, Müslim]

    (Allah, her sanatkârın ve sanatının yaratıcısıdır.) [Buhari]


    Demek ki, sanatkârın yaptığı şeyleri yaratan da Allah’tır. Yaratmak, Allahü teâlâya mahsustur. İcat etmek de yoktan yaratmaktır. Bilim adamları, yoktan bir şey meydana getiremezler, sadece Allahü teâlânın yarattığı mevcut şeyleri, yine Allah’ın koyduğu fizik, kimya ve biyoloji kanunları ile bir araya getirerek, yeni şeyler bulurlar. Buna da yaratmak veya icat etmek denmez, keşfetmek, bulmak denir.

    Yaratmak, yoktan var etmektir. Maddeyi, elemanı yokken var etmektir. Yaratıcı, yalnız Allahü teâlâdır. İki âyet-i kerime meali de şöyledir:
    (Yaratmak Allah’a mahsustur.) [Araf 54]

    (Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır.) [Saffat 96]

    Alıntı:
    Sûal:S. Ebediyye’de, (Yaratmak, hiç yoktan var etmek veya mevcut şeyleri, fizik, fizyolojik veya metafizik kanunlarla, bir şekilden başka hassalı şekillere çevirmek demektir) deniyor. Buna göre, bilim adamlarının, fizik, kimya kanunları ile meydana getirdikleri yeni bir işe, yaratmak demek caiz olur mu?


    Hayır, caiz olmaz. Burada,Allahü teâlânın iki türlü yaratması bildiriliyor:

    Birincisi: Ol der, o şey var olur. Yani hiç yoktan yaratır. Kâinatın yoktan var edilmesi, hidrojen, oksijen gazlarının yaratılması, böyledir.

    İkincisi: Sebepler vasıtası ile yaratmaktır. Allahü teâlâ sebeplere, iş yapabilecek tesir, kuvvet vermiştir. Bu kuvvetlere, tabiat kuvvetleri, fizik, kimya ve biyoloji kanunları denir. Mesela, iki hidrojen atomu ile bir oksijen atomundan su meydana getirmiştir. İnsanları, hayvanları, bitkileri yaratması da böyledir.

    Bilim adamları, oksijen, hidrojen gibi gazları, cıva, bakır, petrol gibi maddeleri yoktan meydana getiremezler. Teknoloji, bilim ne kadar gelişse de bir karınca, bir buğday tanesi yapmak mümkün değildir.

    Yaratmak, icat etmek Allahü teâlâya mahsustur. Bilim adamları, yoktan bir şey meydana getiremezler, sadece Allahü teâlânın yarattığı mevcut şeyleri, yine Allah’ın koyduğu fizik, kimya ve biyoloji kanunları ile bir araya getirerek, yeni şeyler bulurlar. Buna da yaratmak denmez, keşfetmek, bulmak denir.

    Allahü teâlânın sonsuz kudretini gösteren, insanların yapmalarının mümkün olmadığı işlere birkaç örnek verelim:

    1- İnsanlar asırlardır, enerjisiz veya yakıtsız çalışan makine yapmaya çalışmışlarsa da, netice alınamadı. Bu da fizik ve kimya ilmine göre, imkânsızdır. Enerjinin korunumu prensibine göre, enerji şekil değiştirirse de, insanlar tarafından var ve yok edilemez.

    2- Katı, sıvı, gaz haldeki bütün maddeler ısınınca, hacimleri büyür, yoğunlukları azalır. Su bu kurala uymaz. Su buz haline gelince yoğunluğu azalır, Su üstünde durur. Azalmayıp buzlar dibe çökseydi, denizlerdeki canlılar yaşayamaz ölürdü.

    3- Bir metal atomu, başka bir metal atomu ile birleşemez. İki elementin birleşmesi için farklı elektrik taşıması şarttır.

    4- Güneş, dünyadan 149,5 milyon km uzaktadır. Bu mesafe, çok yakın olsa canlılar sıcaktan yanar, çok uzakta olsa, soğuktan donardı. İnsanlar güneşi istedikleri yere getiremezler.

    5- Işık hızı, saniyede 300 bin km.dir. Bu hızı insanların aşması imkânsızdır. Bu hız aşılırsa, rölativite [izafiyet] teorisine göre, maddenin kütlesi sonsuza gider. [1/0 yani bir bölü sıfır, sonsuz olduğu için.]

    İcat etti demek
    Alıntı:
    Sûal: İcat etmek ne demek, insanlar için kullanmak caiz olur mu?



    İcat etmek, yaratmak; mucit de yaratıcı demektir. İnsanlar için kullanmamalı. İcat etmek yerine keşfetmek, mucit yerine de kâşif demelidir. Din kitaplarımızda deniyor ki:
    Hâlık ve mucit yalnız Odur. Ondan başka yaratıcı yoktur. Hiçbir insan, hiçbir şey icat edemez, yaratamaz.(Mektubat-ı Masumiyye 2/83)

    Yaratan, icat eden, fayda ve zarar veren, yok eden, ancak Allahü teâlâdır. (S. Ebediyye)

    İnsanın düşüncelerini, hareketlerini, keşiflerini, buluşlarını hep o icat etmekte, yaratmaktadır. Ondan başkasına yaratıcı, mucit demek, cahilce, bâtıl bir sözdür.

    İslam âlimleri de buyuruyor ki:

    Allahü teâlâ, hayat, ilim, semi, basar, irade, kudret sıfatlarından kullarına biraz ihsan etti. Ama, yalnız üç sıfatı kendine mahsustur. Bu üç sıfattan hiç bir mahlukuna vermedi. Bunlar, kibriya, gani olmak ve yaratmak sıfatlarıdır. Kibriya, büyüklük, üstünlük demektir. Gani olmak, başkalarına muhtaç olmamak, her şeyin Ona muhtaç olması demektir. (Hak Sözün Vesikaları)

    Allahü teâlânın âdeti şöyledir ki; her şeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Fakat, sebeplerin, vasıtaların, Onun yaratmasına hiç tesirleri yoktur. Vasıtasız maliktir. Ondan başka yaratıcı yoktur. Bütün varlıkları yoktan var etti. İnsanların ve hayvanların hareketlerini, düşüncelerini, hastalıklarını, şifalarını, hayırlarını, şerlerini, faydalarını, zararlarını yaratan yalnız Odur. İnsan, kendi hareketlerini, düşüncelerini, hiçbir şeyi yaratamaz. İnsanın düşüncelerini, hareketlerini, keşiflerini, buluşlarını hep o icat etmekte, yaratmaktadır. Ondan başkasına yaratıcı demek, cahilce, batıl bir sözdür. (Feraid-ül-fevaid)

    bunları anlatırsanız tövbe edeceğine eminim.
    yaratmak kelimesini bilerek farkında olarak kullanıyorsa bu şirktir kaldı ki bu kelime yerine hepimizin bildiği kullanılabilecek kelimelerde var hesabını kullanan yapsın artık


  5. 18.Ocak.2013, 13:32
    3
    Ziyad Şafi
    Devamlı devama Devam :)

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Kasım.2008
    Üye No: 40350
    Mesaj Sayısı: 410
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Yaş: 34

    Cevap: Yaratmak sozü ve Nikah

    peki ya Nikah dushermi ?


  6. 18.Ocak.2013, 13:32
    3
    Devamlı devama Devam :)
    peki ya Nikah dushermi ?


  7. 18.Ocak.2013, 13:52
    4
    Ravza Sevdam
    Medine'nin Gülüne Hasret

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Nisan.2012
    Üye No: 95433
    Mesaj Sayısı: 635
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Bulunduğu yer: Medine de olmak isterdim

    Cevap: Yaratmak sozü ve Nikah

    İslamdan çıkmaya irtidat denilir. İrtidatla birlikte evlilik akdi fesh olur. Ancak mürted tekrar İslâm'a döner ve her iki taraf evliliklerini sürdürmek isterse, yeniden bir nikâh akdi ve mehir söz konusu olmaz. Ancak Hanefiler, kocanın irtidadına bağlı boşanmayı bâ'in talak olarak kabul etmişler ve yeniden islama dönmesi durumunda tekrar nikah yapılması gerektiğine hükmetmişlerdir.
    Müslüman olan karı kocadan biri dinden çıkarsa, derhal ayrıl*mış olurlar, bu talâk anlamında değil, firkat anlamındadır. İster cin*sel temastan önce, ister sonra irtidad meydana gelsin farketmez, an*cak cinsel temastan sonra ise ve murted olan da koca ise, kadına tam mehir verilir. Cinsel temas meydana gelmeden murted olmuşsa, yarım mehr verilir. Murted olan kadın ise ve cinsel temastan sonra irtidad vuku' bulmuşsa, tam mehir alır. Cinsel temas vuku' bulma*dan irtidad etmişse, hiç mehr gerekmez.

    Karı koca ikisi birden irtidad eder ve yine birden İslâm'a dö*nerlerse, istihsanen nikâhları devam eder. Ama irtidaddan sonra yal*nız biri İslâm'a dönerse, birbirinden ayrılmış olurlar. (El-Kâfi - Hâkim-i Şehîd Mervezî)

    Adam birkaç defa irtidad eder (dindin çıkar) sonra yine dine döner ve her defasında nikâhını tazelerse, karısı kendisine helâl sa*yılır. Bu dört defa bile tekrar etse, kadının ikinci bir kocaya varması şartı söz konusu değildir. (Celal Yıldırım, Kaynaklarıla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/518-519.)




  8. 18.Ocak.2013, 13:52
    4
    Medine'nin Gülüne Hasret
    İslamdan çıkmaya irtidat denilir. İrtidatla birlikte evlilik akdi fesh olur. Ancak mürted tekrar İslâm'a döner ve her iki taraf evliliklerini sürdürmek isterse, yeniden bir nikâh akdi ve mehir söz konusu olmaz. Ancak Hanefiler, kocanın irtidadına bağlı boşanmayı bâ'in talak olarak kabul etmişler ve yeniden islama dönmesi durumunda tekrar nikah yapılması gerektiğine hükmetmişlerdir.
    Müslüman olan karı kocadan biri dinden çıkarsa, derhal ayrıl*mış olurlar, bu talâk anlamında değil, firkat anlamındadır. İster cin*sel temastan önce, ister sonra irtidad meydana gelsin farketmez, an*cak cinsel temastan sonra ise ve murted olan da koca ise, kadına tam mehir verilir. Cinsel temas meydana gelmeden murted olmuşsa, yarım mehr verilir. Murted olan kadın ise ve cinsel temastan sonra irtidad vuku' bulmuşsa, tam mehir alır. Cinsel temas vuku' bulma*dan irtidad etmişse, hiç mehr gerekmez.

    Karı koca ikisi birden irtidad eder ve yine birden İslâm'a dö*nerlerse, istihsanen nikâhları devam eder. Ama irtidaddan sonra yal*nız biri İslâm'a dönerse, birbirinden ayrılmış olurlar. (El-Kâfi - Hâkim-i Şehîd Mervezî)

    Adam birkaç defa irtidad eder (dindin çıkar) sonra yine dine döner ve her defasında nikâhını tazelerse, karısı kendisine helâl sa*yılır. Bu dört defa bile tekrar etse, kadının ikinci bir kocaya varması şartı söz konusu değildir. (Celal Yıldırım, Kaynaklarıla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/518-519.)




  9. 09.Nisan.2014, 12:43
    5
    mum
    Administrator

    Profili:
    mum
    Üyelik Tarihi: 20.Ocak.2007
    Üye No: 2
    Mesaj Sayısı: 6,094
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10

    Cevap: Yaratmak sozü ve Nikah

    Yaratma fiilini, yoktan var etme anlamında kullanmışsa bu küfürdür.
    Yeniden iman etmesi gerekir ve Hanefiler dışındaki mezheplere göre yeni bir nikaha gerek yoktur.

    Ama yaratma fiilini sadece icad etme anlamında kullanmışsa ki sanırım öyle kullanılmış bu küfür değildir.


  10. 09.Nisan.2014, 12:43
    5
    mum
    Administrator
    Yaratma fiilini, yoktan var etme anlamında kullanmışsa bu küfürdür.
    Yeniden iman etmesi gerekir ve Hanefiler dışındaki mezheplere göre yeni bir nikaha gerek yoktur.

    Ama yaratma fiilini sadece icad etme anlamında kullanmışsa ki sanırım öyle kullanılmış bu küfür değildir.





+ Yorum Gönder