Konusunu Oylayın.: Allahin hikmeti ile ilgili Cevaplayamadıgim bazı sorular

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Allahin hikmeti ile ilgili Cevaplayamadıgim bazı sorular
  1. 07.Ocak.2013, 01:38
    1
    Tarikatsiz1i
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Aralık.2012
    Üye No: 98856
    Mesaj Sayısı: 28
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Allahin hikmeti ile ilgili Cevaplayamadıgim bazı sorular






    Allahin hikmeti ile ilgili Cevaplayamadıgim bazı sorular Mumsema Brezilya'nın ya da Afrikanın olsun farketmez balta girmemiş ormanlarında yam yam olarak tabir edilen ,hiç bir şekilde insancıl hayat sürmeyen tamamen hayvansal güdülerle ve şekillerde yaşayan her türlü gelişmeden ve ilerlemeden ve hatta DİN'den uzak din adına hiç bir şey duymamış ve bu yüzden de bilgisi olmayan bir kabile olduğunu düşünün.Bu tarz kabileler günümüzde sayıları çok az olsa da varlıkları bilimsel dergiler tarafından onaylandı ve görüntülendi.
    Şimdi bu kabile yaşantısıyla ilgili bana bir soru yöneltildi.Cevaplayamadım:
    Bu kabile içerisinde çok eşlilik durumu mevcut.Hatta eşlilik derken evlenmek şeklinde bile değil.Erkeklerin önüne gelen kadını her durumda ve her istediği yerde zorlaması durumu mevcut.Hiç bir dini ve ahlaki eiğitim almadıkları için de yaptıkları kendilerine saçma gelmiyor.Tıpkı insan eti yemeleri gibi.
    Soru şu şekildeydi;Bu kabiledeki erkelerden birisinin zorlamasıyla bir kadın hamile kalıyor ve bir erkek çocuğu dünyaya getiriyor.Bir iki ay sonra aynı erkek tekrar kadına aynı fiziki zorlamayı yapmak istiyor.Bu sırada çocuk ağlayıp gürültü çıkarıyor.Erkek sinirleniyor ve çocuğa yöneliyor.Elindeki keskin aletle önce küçük bebeğin erkeklik organını kesiyor.ve devamında iyice yoldan çıkarak küçük küçük parçalar halinde sırasıyla el parmaklarını sonra ellerini sonra ayaklarını derken bu işkencesini bebek ölünceye kadar devam ettiriyor.bebekle işi bitince de tekrardan kadına yöneliyor ve amacına ulaşıp çadırdan çıkıyor.Hikayeyi iyice sinir bozucu bir hale sokmak isteyenler adamın çocuğu yediğini dahi akıllarına getirebilirler.
    Bu kadar iğrençliği sizler gibi bende dinlerken çok fena rahatsız oldum.
    Sonra soru olarak şunu sordular:
    Bu kabileyi yaratan Allah.
    Bu kabileyi bu şekilde yaratan Allah.Yani;
    Bu kabile de yaşayanların bu şekilde yüzyıllarca yaşamalarına izin veren Allah.Neticede bu anlatılan olay bir kere yaşandıysa daha öncedende belki yüzlerce sefer yaşandı.Allah isteseydi bu kabilenin arasından bir kişiyi seçip (İllaki peygamberlik sıfatı yüklemesine gerek yok,diğerlerinden olmayan aklın daha fazlasını o kişinin beynine yükleyebilirdi) onların bu durumdan daha önceleri kurtulamalarını murad edebilirdi .Bu aşama da parçalanarak ölen o çocuğun dünyaya geliş amacı nedir.2 aylığına dünyaya gelip neden o işkencelere maruz kalmıştır.Allah bu durumdan ne murad etmiş olabilir.Neticede o insanlar bilmedikleri için sorumlu tutulmayacaklardır,çünkü din nedir duymamışlar çok öncelerden bir elçinin geldiğinden haberleri olmamış,1500 sene önce ne iseler aynı hayatlarını yaşıyorlar.Benim dinlediğimde sizin ise okurken tüylerinizi diken diken eden bu olaydaki çocuğun 2 aylığına dünyaya gelipde böyle bir işkence ile ölmesine çok mu gerek vardı,bu durum yaşanmasaydı ,netice de Allah'ın hesap sormayacağı söylenilen insanlar bunlar.

    Soru biraz karışık gelmiş olabilir.Özetlemek gerekirse bu kabile de ya da dünyanın bir başka yerinde bir bebeğin başına bir şey geldiğini duyduğumuzda ya da öğrendiğimiz de Allah'ın biz insanlara verdiği merhamet duygumuzdan ötürü içimiz parçalanır.Ve söylenildğine göre Rabbim bu merhameti kendi merhametinin yüzde biri olarak insanlara vermiş.Yani içimizde olan merhametin yüz katı ve belkide daha fazlası Rabbimizde var amenna.Durum böyle iken ve yüzde birlik bizlerde olan bu merhamet duygumuzla içimiz parçalanırken bu kabilede ki çocuğun hayata gelip bu şekilde bir işkence ile ölmüş olmasının hikmeti nedir.?


  2. 07.Ocak.2013, 01:38
    1
    Tarikatsiz1i - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Brezilya'nın ya da Afrikanın olsun farketmez balta girmemiş ormanlarında yam yam olarak tabir edilen ,hiç bir şekilde insancıl hayat sürmeyen tamamen hayvansal güdülerle ve şekillerde yaşayan her türlü gelişmeden ve ilerlemeden ve hatta DİN'den uzak din adına hiç bir şey duymamış ve bu yüzden de bilgisi olmayan bir kabile olduğunu düşünün.Bu tarz kabileler günümüzde sayıları çok az olsa da varlıkları bilimsel dergiler tarafından onaylandı ve görüntülendi.
    Şimdi bu kabile yaşantısıyla ilgili bana bir soru yöneltildi.Cevaplayamadım:
    Bu kabile içerisinde çok eşlilik durumu mevcut.Hatta eşlilik derken evlenmek şeklinde bile değil.Erkeklerin önüne gelen kadını her durumda ve her istediği yerde zorlaması durumu mevcut.Hiç bir dini ve ahlaki eiğitim almadıkları için de yaptıkları kendilerine saçma gelmiyor.Tıpkı insan eti yemeleri gibi.
    Soru şu şekildeydi;Bu kabiledeki erkelerden birisinin zorlamasıyla bir kadın hamile kalıyor ve bir erkek çocuğu dünyaya getiriyor.Bir iki ay sonra aynı erkek tekrar kadına aynı fiziki zorlamayı yapmak istiyor.Bu sırada çocuk ağlayıp gürültü çıkarıyor.Erkek sinirleniyor ve çocuğa yöneliyor.Elindeki keskin aletle önce küçük bebeğin erkeklik organını kesiyor.ve devamında iyice yoldan çıkarak küçük küçük parçalar halinde sırasıyla el parmaklarını sonra ellerini sonra ayaklarını derken bu işkencesini bebek ölünceye kadar devam ettiriyor.bebekle işi bitince de tekrardan kadına yöneliyor ve amacına ulaşıp çadırdan çıkıyor.Hikayeyi iyice sinir bozucu bir hale sokmak isteyenler adamın çocuğu yediğini dahi akıllarına getirebilirler.
    Bu kadar iğrençliği sizler gibi bende dinlerken çok fena rahatsız oldum.
    Sonra soru olarak şunu sordular:
    Bu kabileyi yaratan Allah.
    Bu kabileyi bu şekilde yaratan Allah.Yani;
    Bu kabile de yaşayanların bu şekilde yüzyıllarca yaşamalarına izin veren Allah.Neticede bu anlatılan olay bir kere yaşandıysa daha öncedende belki yüzlerce sefer yaşandı.Allah isteseydi bu kabilenin arasından bir kişiyi seçip (İllaki peygamberlik sıfatı yüklemesine gerek yok,diğerlerinden olmayan aklın daha fazlasını o kişinin beynine yükleyebilirdi) onların bu durumdan daha önceleri kurtulamalarını murad edebilirdi .Bu aşama da parçalanarak ölen o çocuğun dünyaya geliş amacı nedir.2 aylığına dünyaya gelip neden o işkencelere maruz kalmıştır.Allah bu durumdan ne murad etmiş olabilir.Neticede o insanlar bilmedikleri için sorumlu tutulmayacaklardır,çünkü din nedir duymamışlar çok öncelerden bir elçinin geldiğinden haberleri olmamış,1500 sene önce ne iseler aynı hayatlarını yaşıyorlar.Benim dinlediğimde sizin ise okurken tüylerinizi diken diken eden bu olaydaki çocuğun 2 aylığına dünyaya gelipde böyle bir işkence ile ölmesine çok mu gerek vardı,bu durum yaşanmasaydı ,netice de Allah'ın hesap sormayacağı söylenilen insanlar bunlar.

    Soru biraz karışık gelmiş olabilir.Özetlemek gerekirse bu kabile de ya da dünyanın bir başka yerinde bir bebeğin başına bir şey geldiğini duyduğumuzda ya da öğrendiğimiz de Allah'ın biz insanlara verdiği merhamet duygumuzdan ötürü içimiz parçalanır.Ve söylenildğine göre Rabbim bu merhameti kendi merhametinin yüzde biri olarak insanlara vermiş.Yani içimizde olan merhametin yüz katı ve belkide daha fazlası Rabbimizde var amenna.Durum böyle iken ve yüzde birlik bizlerde olan bu merhamet duygumuzla içimiz parçalanırken bu kabilede ki çocuğun hayata gelip bu şekilde bir işkence ile ölmüş olmasının hikmeti nedir.?


    Benzer Konular

    - Gusül ile ilgili bazı sorular

    - Namazdan sonraki tesbihat ile ilgili bazı sorular

    - Namazda Kıraatla ilgili bazı sorular

    - Sehiv Secdesi ile ilgili bazı sorular

    - Şeytan ile ilgili bazı sorular aklıma takıldı

  3. 07.Ocak.2013, 02:05
    2
    dr.şeriati
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Ekim.2012
    Üye No: 98280
    Mesaj Sayısı: 94
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Cevaplayamadıklarım!!!




    bilen kardeşlerim daha iyi açıklar inşallah ama yorum yapacak olursam; bu insanların islamdan habersiz olmaları ve bu yüzden de müslümanın yaşaması gereken hayatı yaşamak yani ibadet etmek ten sorumlu olmamaları, onların sorguya çekilmeyeceği anlamına gelmez bence. çünkü sonuçta insanın yaratılışında insana verimiş olan iyi ve güzel duygular veya içgüdüler onlarda da var, yani islamdan haberdar olmadığı için diğerlerine zulüm etmek hakkına sahip değildir mesela, belki namazdan sorguya çekilmez ama yaptığı kötülüklerin de hesabını verir. ve ben onların sınavının da bu olduğunu düşünüyorum, yani biz nasıl bir sınavdaysak onlar da öyle. vesselam.


  4. 07.Ocak.2013, 02:05
    2



    bilen kardeşlerim daha iyi açıklar inşallah ama yorum yapacak olursam; bu insanların islamdan habersiz olmaları ve bu yüzden de müslümanın yaşaması gereken hayatı yaşamak yani ibadet etmek ten sorumlu olmamaları, onların sorguya çekilmeyeceği anlamına gelmez bence. çünkü sonuçta insanın yaratılışında insana verimiş olan iyi ve güzel duygular veya içgüdüler onlarda da var, yani islamdan haberdar olmadığı için diğerlerine zulüm etmek hakkına sahip değildir mesela, belki namazdan sorguya çekilmez ama yaptığı kötülüklerin de hesabını verir. ve ben onların sınavının da bu olduğunu düşünüyorum, yani biz nasıl bir sınavdaysak onlar da öyle. vesselam.


  5. 07.Ocak.2013, 02:42
    3
    çelebiler
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Ağustos.2012
    Üye No: 97474
    Mesaj Sayısı: 406
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Cevaplayamadıklarım!!!

    1.Bu kabiledeki insanları yaratan Allahtır.Kabileyi değil.Yani kabile ve kabileyi şekillendiren kanunları,örf ve adetleri kabiledeki insanların eseridir.Bu eserin iyi ya da kötü olmasından insanlar sorumludur.

    2.Allah insanların hepsini fıtrat üzere yaratır.Fıtrat kelime manası olarak ilk çıkış,doğuş yaratılış olarak tercüme edilebilir.Baharda bitkiler yeşerirken ilk çıkan filizlere de fıtrat denir.Ya da tohumun ilk çatlaması da fıtrat olarak adlandırılır.

    İnsanın fıtratında kötülük yoktur.Ancak insan çevre etkileriyle günaha girebilir.Suç işleyebilir.Bu günaha girme ve suç işleme eylemlerinin sorumlusu sadece insandır.Çünkü her insan yaratılışında temizdir.Suça meyyal yaratılmamıştır.Yani "Allah bu insanları böyle yaratmış o zaman onların ne suçu var?" gibi bir düşünce doğru değildir.

    Rum Suresi 30 Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah'ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun. Allah'ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.


    3.İnsanlar bilmediklerinden sorumlu tutulmayacaklar ancak yaptıklarından değil.Kim kime bir haksızlık etmişse mutlaka karşılığını görecektir.Allah'ın bize verdiği haklar insan olmamız sebebiyledir.Bu hakka hepimiz sahibiz.Hiç birimiz bir diğerinden üstün değildir.Bu haklar dünyanın her yerinde her toplumunda aynı ve geçerli kurallardır.

    4.Allah'ın merhameti konusuna gelincede.Allah merhametlidir elbetteki ancak bu merhamet bizim dünya şartlarında yaşadığımız olaylardan etkilenerek hissettiklerimiz gibi midir?Yaratan Allah'tır.Herşeyi o yaratmıştır.Dünyayı,tüm insanları,tüm hayvanları tüm kainatı.Bunları ve geçmiş zamanları o zamanlarda yaşananları düşündüğümüzde Allah bir çocuğun başına gelen birşeyden bizim gibi etkilecek olsaydı herhalde bu yaratılmış hiçbir şeyi yaratamazdı.

    Bu düşüncede Allah'ı insan gibi tasavvur etme sebebiyle yanlışlık vardır.Allah'ın merhameti biz insanların birbirlerine acıması gibi değildir.Allah'ın merhameti bizim günahlarımızı af etmesi sebebiyledir.

    Yaratan da öldüren de Allah'tır.Ölüm Allah için neden kötü birşey olsun?Allah için ölüm bizim için olan ölüm gibi değildir ki.Tüm kainatı insanları yaratan Allah için tüm çocukların ölmüş olması bile neden kötü birşey olsun?Bu merhametsizlik değildir.Neticede ölen çocuğu cennete koyacak ona en güzel imkanları sunacak.Bizim ölüm algımız sebebiyle kötü görünür fakat Allah için böyle değildir.


    Bakara160 Ancak tövbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar (lânetlenmekten) kurtulmuşlardır. Çünkü ben onların tövbelerini kabul ederim. Zira ben tövbeleri çok kabul edenim, çok merhamet edenim.


    5.Neden Allah bu kabileye bir peygamber göndermedi?Bu hikayenin bir kurgu olduğu unutulmamalı.Genellikle ateistler bu tip kendi kafalarından uydurdukları açmazlarla müslümanları köşeye sıkıştırdıklarını zannederler.

    Bu sorunun cevabıda şöyle verilebilir.Bu olayın yaşanmasına rağmen bu olay münferit bir hadisedir.Belki bu kabilede yaşayan insanların fıtratları bozulmadığı için Allah'ı kendi idraklarına göre bulabiliyorlardır.Bu yüzden Rabbimiz peygamber gönderme ihtiyacı oluşmadığı için bir peygamber göndermemiştir.Çünkü her insan fıtratı icabı Allah'ın varlığını birliğini idrak edebilecek yapıdadır.


  6. 07.Ocak.2013, 02:42
    3
    çelebiler - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    1.Bu kabiledeki insanları yaratan Allahtır.Kabileyi değil.Yani kabile ve kabileyi şekillendiren kanunları,örf ve adetleri kabiledeki insanların eseridir.Bu eserin iyi ya da kötü olmasından insanlar sorumludur.

    2.Allah insanların hepsini fıtrat üzere yaratır.Fıtrat kelime manası olarak ilk çıkış,doğuş yaratılış olarak tercüme edilebilir.Baharda bitkiler yeşerirken ilk çıkan filizlere de fıtrat denir.Ya da tohumun ilk çatlaması da fıtrat olarak adlandırılır.

    İnsanın fıtratında kötülük yoktur.Ancak insan çevre etkileriyle günaha girebilir.Suç işleyebilir.Bu günaha girme ve suç işleme eylemlerinin sorumlusu sadece insandır.Çünkü her insan yaratılışında temizdir.Suça meyyal yaratılmamıştır.Yani "Allah bu insanları böyle yaratmış o zaman onların ne suçu var?" gibi bir düşünce doğru değildir.

    Rum Suresi 30 Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah'ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun. Allah'ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.


    3.İnsanlar bilmediklerinden sorumlu tutulmayacaklar ancak yaptıklarından değil.Kim kime bir haksızlık etmişse mutlaka karşılığını görecektir.Allah'ın bize verdiği haklar insan olmamız sebebiyledir.Bu hakka hepimiz sahibiz.Hiç birimiz bir diğerinden üstün değildir.Bu haklar dünyanın her yerinde her toplumunda aynı ve geçerli kurallardır.

    4.Allah'ın merhameti konusuna gelincede.Allah merhametlidir elbetteki ancak bu merhamet bizim dünya şartlarında yaşadığımız olaylardan etkilenerek hissettiklerimiz gibi midir?Yaratan Allah'tır.Herşeyi o yaratmıştır.Dünyayı,tüm insanları,tüm hayvanları tüm kainatı.Bunları ve geçmiş zamanları o zamanlarda yaşananları düşündüğümüzde Allah bir çocuğun başına gelen birşeyden bizim gibi etkilecek olsaydı herhalde bu yaratılmış hiçbir şeyi yaratamazdı.

    Bu düşüncede Allah'ı insan gibi tasavvur etme sebebiyle yanlışlık vardır.Allah'ın merhameti biz insanların birbirlerine acıması gibi değildir.Allah'ın merhameti bizim günahlarımızı af etmesi sebebiyledir.

    Yaratan da öldüren de Allah'tır.Ölüm Allah için neden kötü birşey olsun?Allah için ölüm bizim için olan ölüm gibi değildir ki.Tüm kainatı insanları yaratan Allah için tüm çocukların ölmüş olması bile neden kötü birşey olsun?Bu merhametsizlik değildir.Neticede ölen çocuğu cennete koyacak ona en güzel imkanları sunacak.Bizim ölüm algımız sebebiyle kötü görünür fakat Allah için böyle değildir.


    Bakara160 Ancak tövbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar (lânetlenmekten) kurtulmuşlardır. Çünkü ben onların tövbelerini kabul ederim. Zira ben tövbeleri çok kabul edenim, çok merhamet edenim.


    5.Neden Allah bu kabileye bir peygamber göndermedi?Bu hikayenin bir kurgu olduğu unutulmamalı.Genellikle ateistler bu tip kendi kafalarından uydurdukları açmazlarla müslümanları köşeye sıkıştırdıklarını zannederler.

    Bu sorunun cevabıda şöyle verilebilir.Bu olayın yaşanmasına rağmen bu olay münferit bir hadisedir.Belki bu kabilede yaşayan insanların fıtratları bozulmadığı için Allah'ı kendi idraklarına göre bulabiliyorlardır.Bu yüzden Rabbimiz peygamber gönderme ihtiyacı oluşmadığı için bir peygamber göndermemiştir.Çünkü her insan fıtratı icabı Allah'ın varlığını birliğini idrak edebilecek yapıdadır.


  7. 07.Ocak.2013, 02:51
    4
    dr.şeriati
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Ekim.2012
    Üye No: 98280
    Mesaj Sayısı: 94
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Allahin hikmeti ile ilgili Cevaplayamadıgim bazı sorular

    gayet güzel açıklama olmuş Allah razı olsun.


  8. 07.Ocak.2013, 02:51
    4
    gayet güzel açıklama olmuş Allah razı olsun.


  9. 07.Ocak.2013, 02:57
    5
    Tarikatsiz1i
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Aralık.2012
    Üye No: 98856
    Mesaj Sayısı: 28
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Allahin hikmeti ile ilgili Cevaplayamadıgim bazı sorular

    Allah Razı olsun Çelebiler kardeşim eline emeğine sağlık.


  10. 07.Ocak.2013, 02:57
    5
    Tarikatsiz1i - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Allah Razı olsun Çelebiler kardeşim eline emeğine sağlık.


  11. 07.Ocak.2013, 03:36
    6
    çelebiler
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Ağustos.2012
    Üye No: 97474
    Mesaj Sayısı: 406
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Allahin hikmeti ile ilgili Cevaplayamadıgim bazı sorular

    Sizlerden de Allah razı olsun.


  12. 07.Ocak.2013, 03:36
    6
    çelebiler - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Sizlerden de Allah razı olsun.


  13. 07.Ocak.2013, 10:43
    7
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Allahin hikmeti ile ilgili Cevaplayamadıgim bazı sorular

    ....Nasıl ki bir mahir san’atkâr, kıymettar bir elbiseyi murassâ ve münakkaş surette yapmak için, bir miskin adamı, lâyık olduğu bir ücrete mukàbil model yaparak, kendi san’at ve maharetini göstermek için, o elbiseyi o miskin adam üstünde biçer, keser, kısaltır, uzatır; o adamı da oturtur, kaldırır, muhtelif vaziyetler verir. Şu miskin adamın hiçbir hakkı var mıdır ki, o san’atkâra desin: “Beni güzelleştiren bu elbiseye neden ilişip tebdil ve tağyir ediyorsun ve beni kaldırıp oturtup meşakkatle benim istirahatimi bozuyorsun?”

    Aynen öyle de, Sâni-i Zülcelâl, herbir nevi mevcudatın mahiyetini birer model ittihaz ederek ve nukuş-u esmâsıyla kemâlât-ı san’atını göstermek için, herbir şeye, hususan zîhayata, duygularla murassâ bir vücut libasını giydirerek, üstünde kalem-i kazâ ve kaderle nakışlar yapar, cilve-i esmâsını gösterir. Herbir mevcuda dahi, ona lâyık bir tarzda bir ücret olarak, bir kemâl, bir lezzet, bir feyiz veriyor.

    مَالِكُ الْمُلْكِ يَتَصَرَّفُ فِى مُلْكِهِ كَيْفَ يَشَاُ 1 sırrına mazhar olan o Sâni-i Zülcelâle karşı hiçbir şeyin hakkı var mıdır ki, desin, "Bana zahmet veriyorsun, benim istirahatimi bozuyorsun." Hâşâ!

    Evet, mevcudatın hiçbir cihette Vâcibü’l-Vücuda karşı hakları yoktur ve hak dâvâ edemezler. Belki hakları daima şükür ve hamd ile, verdiği vücut mertebelerinin hakkını edâ etmektir.

    Çünkü verilen bütün vücut mertebeleri vukuattır, birer illet ister. Fakat verilmeyen mertebeler imkânâttır. İmkânât ise ademdir, hem nihayetsizdir. Ademler ise illet istemezler. Nihayetsize illet olamaz.

    Meselâ madenler diyemezler: “Niçin nebâtî olmadık?” Şekvâ edemezler; belki vücud-u madenîye mazhar oldukları için, hakları Fâtırına şükrandır.

    Nebâtat, “Niçin hayvan olmadım?” deyip şekvâ edemez. Belki, vücut ile beraber, hayata mazhar olduğu için, hakkı şükrandır.

    Hayvan ise, “Niçin insan olmadım?” diye şikâyet edemez. Belki, hayat ve vücut ile beraber, kıymettar bir ruh cevheri ona verildiği için, onun üstündeki hakkı, şükrandır. Ve hâkezâ, kıyas et.

    Ey insan-ı müştekî! Sen mâdum kalmadın, vücut nimetini giydin, hayatı tattın, câmid kalmadın, hayvan olmadın, İslâmiyet nimetini buldun, dalâlette kalmadın, sıhhat ve selâmet nimetini gördün, ve hâkezâ...

    Ey nankör! Daha sen nerede hak kazanıyorsun ki, Cenâb-ı Hakkın sana verdiği mahz-ı nimet olan vücut mertebelerine mukàbil şükretmeyerek, imkânât ve ademiyat nev’inde ve senin eline geçmediği ve sen lâyık olmadığın yüksek nimetlerin sana verilmediğinden, bâtıl bir hırsla Cenâb-ı Haktan şekvâ ediyorsun ve küfrân-ı nimet ediyorsun?

    Acaba bir adam, minare başına çıkmak gibi âli derecatlı bir mertebeye çıksın, büyük makam bulsun, her basamakta büyük bir nimet görsün; o nimetleri verene şükretmesin ve desin: “Niçin o minareden daha yükseğine çıkamadım?” diye şekvâ ederek ağlayıp sızlasın ne kadar haksızlık eder ve ne kadar küfrân-ı nimete düşer, ne kadar büyük divanelik eder; divaneler dahi anlar.

    Ey kanaatsiz, hırslı ve iktisatsız, israflı ve haksız, şekvâlı, gafil insan!

    Kat’iyen bil ki, kanaat, ticaretli bir şükrandır; hırs, hasâretli bir küfrandır. Ve iktisat, nimete güzel ve menfaatli bir ihtiramdır.

    İsraf ise, nimete çirkin ve zararlı bir istihfaftır. Eğer aklın varsa kanaate alış ve rızaya çalış. Tahammül etmezsen, “Yâ Sabûr” de ve sabır iste, hakkına razı ol, teşekkî etme.

    Kimden kime şekvâ ettiğini bil, sus. Herhalde şekvâ etmek istersen, nefsini Cenâb-ı Hakka şekvâ et; çünkü kusur ondadır.

    (yirmidördüncü mektubtan)


  14. 07.Ocak.2013, 10:43
    7
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    ....Nasıl ki bir mahir san’atkâr, kıymettar bir elbiseyi murassâ ve münakkaş surette yapmak için, bir miskin adamı, lâyık olduğu bir ücrete mukàbil model yaparak, kendi san’at ve maharetini göstermek için, o elbiseyi o miskin adam üstünde biçer, keser, kısaltır, uzatır; o adamı da oturtur, kaldırır, muhtelif vaziyetler verir. Şu miskin adamın hiçbir hakkı var mıdır ki, o san’atkâra desin: “Beni güzelleştiren bu elbiseye neden ilişip tebdil ve tağyir ediyorsun ve beni kaldırıp oturtup meşakkatle benim istirahatimi bozuyorsun?”

    Aynen öyle de, Sâni-i Zülcelâl, herbir nevi mevcudatın mahiyetini birer model ittihaz ederek ve nukuş-u esmâsıyla kemâlât-ı san’atını göstermek için, herbir şeye, hususan zîhayata, duygularla murassâ bir vücut libasını giydirerek, üstünde kalem-i kazâ ve kaderle nakışlar yapar, cilve-i esmâsını gösterir. Herbir mevcuda dahi, ona lâyık bir tarzda bir ücret olarak, bir kemâl, bir lezzet, bir feyiz veriyor.

    مَالِكُ الْمُلْكِ يَتَصَرَّفُ فِى مُلْكِهِ كَيْفَ يَشَاُ 1 sırrına mazhar olan o Sâni-i Zülcelâle karşı hiçbir şeyin hakkı var mıdır ki, desin, "Bana zahmet veriyorsun, benim istirahatimi bozuyorsun." Hâşâ!

    Evet, mevcudatın hiçbir cihette Vâcibü’l-Vücuda karşı hakları yoktur ve hak dâvâ edemezler. Belki hakları daima şükür ve hamd ile, verdiği vücut mertebelerinin hakkını edâ etmektir.

    Çünkü verilen bütün vücut mertebeleri vukuattır, birer illet ister. Fakat verilmeyen mertebeler imkânâttır. İmkânât ise ademdir, hem nihayetsizdir. Ademler ise illet istemezler. Nihayetsize illet olamaz.

    Meselâ madenler diyemezler: “Niçin nebâtî olmadık?” Şekvâ edemezler; belki vücud-u madenîye mazhar oldukları için, hakları Fâtırına şükrandır.

    Nebâtat, “Niçin hayvan olmadım?” deyip şekvâ edemez. Belki, vücut ile beraber, hayata mazhar olduğu için, hakkı şükrandır.

    Hayvan ise, “Niçin insan olmadım?” diye şikâyet edemez. Belki, hayat ve vücut ile beraber, kıymettar bir ruh cevheri ona verildiği için, onun üstündeki hakkı, şükrandır. Ve hâkezâ, kıyas et.

    Ey insan-ı müştekî! Sen mâdum kalmadın, vücut nimetini giydin, hayatı tattın, câmid kalmadın, hayvan olmadın, İslâmiyet nimetini buldun, dalâlette kalmadın, sıhhat ve selâmet nimetini gördün, ve hâkezâ...

    Ey nankör! Daha sen nerede hak kazanıyorsun ki, Cenâb-ı Hakkın sana verdiği mahz-ı nimet olan vücut mertebelerine mukàbil şükretmeyerek, imkânât ve ademiyat nev’inde ve senin eline geçmediği ve sen lâyık olmadığın yüksek nimetlerin sana verilmediğinden, bâtıl bir hırsla Cenâb-ı Haktan şekvâ ediyorsun ve küfrân-ı nimet ediyorsun?

    Acaba bir adam, minare başına çıkmak gibi âli derecatlı bir mertebeye çıksın, büyük makam bulsun, her basamakta büyük bir nimet görsün; o nimetleri verene şükretmesin ve desin: “Niçin o minareden daha yükseğine çıkamadım?” diye şekvâ ederek ağlayıp sızlasın ne kadar haksızlık eder ve ne kadar küfrân-ı nimete düşer, ne kadar büyük divanelik eder; divaneler dahi anlar.

    Ey kanaatsiz, hırslı ve iktisatsız, israflı ve haksız, şekvâlı, gafil insan!

    Kat’iyen bil ki, kanaat, ticaretli bir şükrandır; hırs, hasâretli bir küfrandır. Ve iktisat, nimete güzel ve menfaatli bir ihtiramdır.

    İsraf ise, nimete çirkin ve zararlı bir istihfaftır. Eğer aklın varsa kanaate alış ve rızaya çalış. Tahammül etmezsen, “Yâ Sabûr” de ve sabır iste, hakkına razı ol, teşekkî etme.

    Kimden kime şekvâ ettiğini bil, sus. Herhalde şekvâ etmek istersen, nefsini Cenâb-ı Hakka şekvâ et; çünkü kusur ondadır.

    (yirmidördüncü mektubtan)


  15. 09.Ocak.2013, 23:39
    8
    Tarikatsiz1i
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Aralık.2012
    Üye No: 98856
    Mesaj Sayısı: 28
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Allahin hikmeti ile ilgili Cevaplayamadıgim bazı sorular

    Sorularıma Risale-i Nur adlı kitaptan verilen cevapları, cevap olarak kayda değer bulmuyorum...


  16. 09.Ocak.2013, 23:39
    8
    Tarikatsiz1i - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Sorularıma Risale-i Nur adlı kitaptan verilen cevapları, cevap olarak kayda değer bulmuyorum...





+ Yorum Gönder