Konusunu Oylayın.: Adetli kadının orucu meselesi ve modern fetvalar

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Adetli kadının orucu meselesi ve modern fetvalar
  1. 30.Aralık.2012, 15:55
    1
    Candle
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Mayıs.2007
    Üye No: 866
    Mesaj Sayısı: 864
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10

    Adetli kadının orucu meselesi ve modern fetvalar






    Adetli kadının orucu meselesi ve modern fetvalar Mumsema Adetli kadının orucu meselesi ve modern fetvalar
    taha hakan alp makalesini arıyorum


  2. 30.Aralık.2012, 18:03
    2
    rana
    Aciz Kul

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2007
    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 5,599
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 69
    Bulunduğu yer: Stuttgart/Istanbul/Ankara

    Cevap: Adetli kadının orucu meselesi ve modern fetvalar




    bu makale mi acaba ?




    Adetli Kadının Orucu



    Son zamanlarda adetli kadının orucuyla ilgili hayli soru ve tereddütle karşılaşıyoruz.[1] Bunların arkasında Müslümanların kafasını karıştıran yeni iddialar yatıyor. Bu iddialara göre kabaca, kadınların adetliyken oruç tutamayacaklarını bildiren açık ayet ya da hadis yoktur, dolayısıyla dileyen kadınlar adet hallerinde oruç tutabilirler.

    Bir konunun dindeki hükmünü öğrenmek için açık ayet ya da hadis beklentisi içinde olmak ne doğru ne de gerçekçi bir tutumdur. Ayet ve hadislerin sayısı sınırlıdır, birebir temas ettikleri konular da kendileriyle orantılıdırlar. Eğer İslam’ın evrensel bir din olduğuna inanıyorsak kıyamete kadar karşımıza çıkacak olan meselelerin dinde bir hükmü olduğuna da inanıyoruz demektir. Şayet açık ayet ya da hadis şartı koşarsak sınırlı sayıdaki ayet ve hadisten sınırsız miktardaki meselelerin hükmünü nasıl çıkartacağız?
    Adetli kadının orucuyla ilgili Mustafa İslamoğlu’nun görüşünü tenkit sadedinde yazmakta olduğum bir makalede bu hususa değineceğim için şimdilik sadece bu soruyla iktifa edip geçiyorum.
    Adetli kadının orucu konusunda belki ayet yoktur ama hadisler vardır. Şu var ki ilgili hadisler “adetli kadın oruç tutabilir mi tutamaz mı?” gibi bir soruya cevap olarak gelmemiş, farklı bir bağlamda gelmiştirler. Bu, konumuz açısından herhangi bir sorun teşkil etmemektedir, zira ilgili hadislerin ihtiva ettikleri ifadeler adetli kadının orucu konusunu da ortaya koymaktadır.
    Önce ilgili hadisleri görelim. Birinci hadis bize Ebu Said el-Hudrî kanalıyla geliyor. Bu hadiste Allah Resulü kadınların akıllarının ve dinlerinin eksikliğini izah sadedinde “onların adet halindeyken namaz kılmadıklarını ve oruç tutmadıklarını” belirtmektedir (Buharî).
    İkinci hadis de Hz. Aişe validemiz kanalıyla geliyor. Muaze isimli bir hanım Hz. Aişe validemize soruyor; “Hayızlı kadının durumu ne ki, orucu kaza ediyor da namazı kaza etmiyor?” Hz. Aişe önce “sen Harurî misin?” diye tepki veriyor. Muaze “hayır, Harurî değilim, sadece öğrenmek için soruyorum” deyince Hz. Aişe cevaplıyor: “Bu bizim başımıza gelirdi, bize sadece orucu kaza etmemiz emredilirdi, namazı değil.” (Buhari, Müslim).
    Hadiste geçen Harurî lafzı o dönemde Hariciler için kullanılan bir isim. Kûfe’ye yakın bir kasabanın adıdır Harura. İlk Hariciler bu kasabadan çıktıkları için Hariciler o dönemde haruralı anlamında Harurî diye anılırlardı.
    Hariciler oruç gibi namazın da kaza edilmesi gerektiğini düşünürlerdi. Hayızlı kadın adetten çıktıktan sonra onlara göre orucunu da namazını da kaza etmek zorundadır. Hz. Aişe ilk etapta Muaze’nin de böyle düşündüğünü zannederek bu tepkiyi veriyor.
    Birinci hadis, asr-ı saadette adetli kadınların oruç tutmadıklarının bizzat Hz. Peygamber Efendimiz tarafından dillendirilen açık ifadesidir.
    İkinci hadiste Hz. Aişe validemiz, Hz. Peygamber Efendimiz dönemindeki emrolunan uygulama sadedinde adetli kadınların oruçlarını kaza ettiklerini söylüyor. Adetli kadınların oruçlarını kaza etmeleri oruçlarını vaktinde eda etmeyip sonra kaza ettiklerini göstermektedir.
    Birinci hadis bu konuda daha açık olmasına rağmen nedense adetli kadının oruç tutabileceğini savunanlar garip biçimde bu hadise yer vermemekte, sanki başka hadis yokmuş gibi konuyu münhasıran Hz. Aişe rivayeti üzerinden ele almaktadırlar.
    İlgili iddianın sahipleri konuyu Hz. Aişe rivayetine bağladıkları için bu hadis üzerinde yoğunlaşacağız.
    Adetli kadının oruç tutabileceğini savunanlar Hz. Aişe hadisinin konuyla alakalı olmadığını iddia ediyorlar.
    Evet, Hz. Aişe’nin ifadeleri bizzat orucun edasıyla alakalı değildir. Ama orucun edasına dair bize bilgi verdiği de bir gerçektir. Çünkü asr-ı saadette adetli kadınların oruç tuttuklarını düşünecek olursak orucun kazasından söz etmek anlamsız olur. Oruç tutmuş adetli kadınlara neden orucu kaza etmeleri emredilsin?
    Şu halde “Orucu kaza etmekle emrolunurduk” ifadesi adetli kadınların orucu eda etmediklerini, sonraya bıraktıklarını gösterir. Üstelik adetli kadınların orucu eda etmemesi ferdi bir durum da değil, genel bir durumdur. Çünkü Hz. Aişe validemiz, “emrolunurduk” şeklinde bütün asr-ı saadet kadınlarını kapsayan genel bir ifade kullanıyor.
    Bazılarının zannettiği gibi hadisteki kaza kelimesini eda manasında algılamak hadisin ifadesini alt üst etmek demektir. Zira sahabeden beri süregelen uygulama adetli kadının oruçlarını eda etmemeleri şeklindedir. Bu yoruma göre Hz. Aişe başta olmak üzere tarih boyu bütün Müslüman kadınlar Allah’ın orucu kaza/eda emrine karşı gelmekle hayatları boyunca günah işlemektedirler.
    Bir önceki paragrafta asr-ı saadette adetli kadınların oruç tutmaları ihtimalinin söz konusu olamayacağını konuştuk. Peki, o dönemde adetli kadınların oruç tutmamaları bir maniden mi kaynaklanıyordu yoksa ruhsata dayanan bir tercih miydi? Ya da İslamoğlu’nun dediği gibi adetli kadınların tıpkı hastalar gibi oruç tutmama hakları olduğu ama tutmak istediklerinde buna bir mani bulunmadığı düşüncesini esas alarak asr-ı saadet kadınlarının adetli iken oruç tutmamalarının bir maniden kaynaklanmadığını, sadece ruhsata dayalı bir tercihten kaynaklandığını söyleyebilir miyiz?
    Bunu söylemek de mümkün değil. Çünkü asr-ı saadet hanımları ne bizden az dindardılar ne de bizim bugün fark ettiğimiz şeyleri fark edemeyecek kadar alıktılar. Onlar da orucu mübarek Ramazan’da eda etmek varken neden kazaya bırakalım diyebilecek durumdaydılar. Onlar da bütün Medine oruç tutarken oruç tutmanın, sonradan tek başına oruç tutmaktan daha kolay ve bereketli olacağını düşünecek ve herkesle beraber orucu eda edecek kimselerdi. Ama buna rağmen hem Ebu Saîd rivayeti hem de Hz. Aişe rivayeti adetli kadınların genel olarak oruç tutmadıklarını, oruçlarını kazaya bıraktıklarını ifade ediyor.
    Bu durumda “asr-ı saadet kadınlarını adetli iken oruç tutmaktan alıkoyan şey neydi?” sorusunun cevabı açıktır; hayız hali. Hayız hali oruç tutmaya mani olduğu için oruç tutmamışlar, daha sonra kaza etmekle emrolunmuşlardır.
    Her iki hadisin ifade ettiği asr-ı saadetteki uygulama asırlar boyunca devam etmiştir. Adetli kadınlar o günden bugüne oruç tutmamış, adetten çıktıktan sonra kaza etmişlerdir. Dolayısıyla adetli kadının oruç tutmaması meselesi sahabeden bugüne kadar üzerinde icma/ittifak oluşmuş bir meseledir.
    Konuyla ilgili hiçbir sözlü hadis olmasa bile sahabeden itibaren ümmetin ittifakı Hz. Peygamber Efendimiz’in konuya dair bize ulaşmamış bir talimatına işaret eden bir delil, göstergedir. Bu bakımdan icmaa aykırı davranmak, ilgili talimata karşı gelmekle eşdeğerdir.

    [1] Sadece dün iki soru aldım.



    taha hakan alp


  3. 30.Aralık.2012, 18:03
    2
    Aciz Kul



    bu makale mi acaba ?




    Adetli Kadının Orucu



    Son zamanlarda adetli kadının orucuyla ilgili hayli soru ve tereddütle karşılaşıyoruz.[1] Bunların arkasında Müslümanların kafasını karıştıran yeni iddialar yatıyor. Bu iddialara göre kabaca, kadınların adetliyken oruç tutamayacaklarını bildiren açık ayet ya da hadis yoktur, dolayısıyla dileyen kadınlar adet hallerinde oruç tutabilirler.

    Bir konunun dindeki hükmünü öğrenmek için açık ayet ya da hadis beklentisi içinde olmak ne doğru ne de gerçekçi bir tutumdur. Ayet ve hadislerin sayısı sınırlıdır, birebir temas ettikleri konular da kendileriyle orantılıdırlar. Eğer İslam’ın evrensel bir din olduğuna inanıyorsak kıyamete kadar karşımıza çıkacak olan meselelerin dinde bir hükmü olduğuna da inanıyoruz demektir. Şayet açık ayet ya da hadis şartı koşarsak sınırlı sayıdaki ayet ve hadisten sınırsız miktardaki meselelerin hükmünü nasıl çıkartacağız?
    Adetli kadının orucuyla ilgili Mustafa İslamoğlu’nun görüşünü tenkit sadedinde yazmakta olduğum bir makalede bu hususa değineceğim için şimdilik sadece bu soruyla iktifa edip geçiyorum.
    Adetli kadının orucu konusunda belki ayet yoktur ama hadisler vardır. Şu var ki ilgili hadisler “adetli kadın oruç tutabilir mi tutamaz mı?” gibi bir soruya cevap olarak gelmemiş, farklı bir bağlamda gelmiştirler. Bu, konumuz açısından herhangi bir sorun teşkil etmemektedir, zira ilgili hadislerin ihtiva ettikleri ifadeler adetli kadının orucu konusunu da ortaya koymaktadır.
    Önce ilgili hadisleri görelim. Birinci hadis bize Ebu Said el-Hudrî kanalıyla geliyor. Bu hadiste Allah Resulü kadınların akıllarının ve dinlerinin eksikliğini izah sadedinde “onların adet halindeyken namaz kılmadıklarını ve oruç tutmadıklarını” belirtmektedir (Buharî).
    İkinci hadis de Hz. Aişe validemiz kanalıyla geliyor. Muaze isimli bir hanım Hz. Aişe validemize soruyor; “Hayızlı kadının durumu ne ki, orucu kaza ediyor da namazı kaza etmiyor?” Hz. Aişe önce “sen Harurî misin?” diye tepki veriyor. Muaze “hayır, Harurî değilim, sadece öğrenmek için soruyorum” deyince Hz. Aişe cevaplıyor: “Bu bizim başımıza gelirdi, bize sadece orucu kaza etmemiz emredilirdi, namazı değil.” (Buhari, Müslim).
    Hadiste geçen Harurî lafzı o dönemde Hariciler için kullanılan bir isim. Kûfe’ye yakın bir kasabanın adıdır Harura. İlk Hariciler bu kasabadan çıktıkları için Hariciler o dönemde haruralı anlamında Harurî diye anılırlardı.
    Hariciler oruç gibi namazın da kaza edilmesi gerektiğini düşünürlerdi. Hayızlı kadın adetten çıktıktan sonra onlara göre orucunu da namazını da kaza etmek zorundadır. Hz. Aişe ilk etapta Muaze’nin de böyle düşündüğünü zannederek bu tepkiyi veriyor.
    Birinci hadis, asr-ı saadette adetli kadınların oruç tutmadıklarının bizzat Hz. Peygamber Efendimiz tarafından dillendirilen açık ifadesidir.
    İkinci hadiste Hz. Aişe validemiz, Hz. Peygamber Efendimiz dönemindeki emrolunan uygulama sadedinde adetli kadınların oruçlarını kaza ettiklerini söylüyor. Adetli kadınların oruçlarını kaza etmeleri oruçlarını vaktinde eda etmeyip sonra kaza ettiklerini göstermektedir.
    Birinci hadis bu konuda daha açık olmasına rağmen nedense adetli kadının oruç tutabileceğini savunanlar garip biçimde bu hadise yer vermemekte, sanki başka hadis yokmuş gibi konuyu münhasıran Hz. Aişe rivayeti üzerinden ele almaktadırlar.
    İlgili iddianın sahipleri konuyu Hz. Aişe rivayetine bağladıkları için bu hadis üzerinde yoğunlaşacağız.
    Adetli kadının oruç tutabileceğini savunanlar Hz. Aişe hadisinin konuyla alakalı olmadığını iddia ediyorlar.
    Evet, Hz. Aişe’nin ifadeleri bizzat orucun edasıyla alakalı değildir. Ama orucun edasına dair bize bilgi verdiği de bir gerçektir. Çünkü asr-ı saadette adetli kadınların oruç tuttuklarını düşünecek olursak orucun kazasından söz etmek anlamsız olur. Oruç tutmuş adetli kadınlara neden orucu kaza etmeleri emredilsin?
    Şu halde “Orucu kaza etmekle emrolunurduk” ifadesi adetli kadınların orucu eda etmediklerini, sonraya bıraktıklarını gösterir. Üstelik adetli kadınların orucu eda etmemesi ferdi bir durum da değil, genel bir durumdur. Çünkü Hz. Aişe validemiz, “emrolunurduk” şeklinde bütün asr-ı saadet kadınlarını kapsayan genel bir ifade kullanıyor.
    Bazılarının zannettiği gibi hadisteki kaza kelimesini eda manasında algılamak hadisin ifadesini alt üst etmek demektir. Zira sahabeden beri süregelen uygulama adetli kadının oruçlarını eda etmemeleri şeklindedir. Bu yoruma göre Hz. Aişe başta olmak üzere tarih boyu bütün Müslüman kadınlar Allah’ın orucu kaza/eda emrine karşı gelmekle hayatları boyunca günah işlemektedirler.
    Bir önceki paragrafta asr-ı saadette adetli kadınların oruç tutmaları ihtimalinin söz konusu olamayacağını konuştuk. Peki, o dönemde adetli kadınların oruç tutmamaları bir maniden mi kaynaklanıyordu yoksa ruhsata dayanan bir tercih miydi? Ya da İslamoğlu’nun dediği gibi adetli kadınların tıpkı hastalar gibi oruç tutmama hakları olduğu ama tutmak istediklerinde buna bir mani bulunmadığı düşüncesini esas alarak asr-ı saadet kadınlarının adetli iken oruç tutmamalarının bir maniden kaynaklanmadığını, sadece ruhsata dayalı bir tercihten kaynaklandığını söyleyebilir miyiz?
    Bunu söylemek de mümkün değil. Çünkü asr-ı saadet hanımları ne bizden az dindardılar ne de bizim bugün fark ettiğimiz şeyleri fark edemeyecek kadar alıktılar. Onlar da orucu mübarek Ramazan’da eda etmek varken neden kazaya bırakalım diyebilecek durumdaydılar. Onlar da bütün Medine oruç tutarken oruç tutmanın, sonradan tek başına oruç tutmaktan daha kolay ve bereketli olacağını düşünecek ve herkesle beraber orucu eda edecek kimselerdi. Ama buna rağmen hem Ebu Saîd rivayeti hem de Hz. Aişe rivayeti adetli kadınların genel olarak oruç tutmadıklarını, oruçlarını kazaya bıraktıklarını ifade ediyor.
    Bu durumda “asr-ı saadet kadınlarını adetli iken oruç tutmaktan alıkoyan şey neydi?” sorusunun cevabı açıktır; hayız hali. Hayız hali oruç tutmaya mani olduğu için oruç tutmamışlar, daha sonra kaza etmekle emrolunmuşlardır.
    Her iki hadisin ifade ettiği asr-ı saadetteki uygulama asırlar boyunca devam etmiştir. Adetli kadınlar o günden bugüne oruç tutmamış, adetten çıktıktan sonra kaza etmişlerdir. Dolayısıyla adetli kadının oruç tutmaması meselesi sahabeden bugüne kadar üzerinde icma/ittifak oluşmuş bir meseledir.
    Konuyla ilgili hiçbir sözlü hadis olmasa bile sahabeden itibaren ümmetin ittifakı Hz. Peygamber Efendimiz’in konuya dair bize ulaşmamış bir talimatına işaret eden bir delil, göstergedir. Bu bakımdan icmaa aykırı davranmak, ilgili talimata karşı gelmekle eşdeğerdir.

    [1] Sadece dün iki soru aldım.



    taha hakan alp





+ Yorum Gönder