Konusunu Oylayın.: Enfal Suresi 63. Ayet Hakkında Sorum Olacak

5 üzerinden 3.33 | Toplam : 3 kişi
Enfal Suresi 63. Ayet Hakkında Sorum Olacak
  1. 17.Aralık.2012, 23:44
    1
    Kırlangıç.
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Temmuz.2012
    Üye No: 96892
    Mesaj Sayısı: 584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6
    Yaş: 20
    Bulunduğu yer: Mümine zindan, kafire cennet.

    Enfal Suresi 63. Ayet Hakkında Sorum Olacak






    Enfal Suresi 63. Ayet Hakkında Sorum Olacak Mumsema Bu ayet-i kerimenin insanlara birbirini sevdirmek gibi bir fazileti olduğu söyleniyor, doğru mudur? Bir de ben her duayı okumaktan korkarım açıkçası, büyüdür zararlıdır vs. vs. diye. Çünkü büyü insana her kötülüğün kapısını açar hem çok büyük günah. Bu bir Kur'an ayeti olduğu için okunmasında bir sakınca yoktur değil mi?


  2. 17.Aralık.2012, 23:44
    1
    Devamlı Üye



    Bu ayet-i kerimenin insanlara birbirini sevdirmek gibi bir fazileti olduğu söyleniyor, doğru mudur? Bir de ben her duayı okumaktan korkarım açıkçası, büyüdür zararlıdır vs. vs. diye. Çünkü büyü insana her kötülüğün kapısını açar hem çok büyük günah. Bu bir Kur'an ayeti olduğu için okunmasında bir sakınca yoktur değil mi?


    Benzer Konular

    - Enfal suresi hakkında bilgi

    - Enfal Suresi Hakkında Ansiklopedik Bilgi

    - Nikah hakkında bir sorum olacak

    - Enfal suresi 44. ayet: Allah, olacak bir işi yerine getirmek için (savaş alanında) karşılaştığınız z

    - Zekat hakkında bi sorum olacak

  3. 17.Aralık.2012, 23:54
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,512
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: Enfal Suresi 63. Ayet Hakkında Sorum Olacak




    Sulhun Ve Millet Birliğinin Savaşa Tercih Edilmesi


    61- Eğer barışa yanaşırlarsa, sen de ya*naş. Ve Allah'a güvenip dayan. Çünkü her şeyi hakkıyla işiten ve kemaliyle bilen bizzat O'dur.

    62- Eğer seni aldatmak isterlerse, mu*hakkak ki Allah sana kâfidir. O, seni yardımıyla ve müminlerle destekleyen*dir.

    63- Ve onların gönüllerine sevgi verip birleştirendir. Sen yeryüzünde olan her şeyi toptan harcamış olsan, yine onların gönüllerini birleştiremezdin. Fakat Allah aralarını bulup kaynaştır*dı. Çünkü O, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    64- Ey peygamber! Sana da, müminler*den sana uyanlara da Allah yeter.

    65- Ey peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi (kişi) bulunursa, onlar ikiyüze galip gelirler. Eğer sizden yüz (kişi) olursa, kâfirlerden binini mağlup eder. Çünkü onlar anlamaz bir topluluktur.

    66- Şimdi Allah, zaafınız olduğunu bil*diğinden, sizden (yükü) hafifletti. O halde eğer sizden sabırlı yüz olursa ikiyüzü yenerler, eğer sizden bin olur*sa Allah'ın izniyle iki bine galip gelir*ler. Allah, sabredenlerle beraberdir.



    Belagat:


    "Ve onların gönüllerine sevgi verip birleştirendir." Allah'ın Hz. Peygambe*re ve müminlere olan büyük nimeti, gönüllerini birleştirip millet birliğini sağ*laması nimeti hatırlatılıyor.

    "Eğer içinizde sabırlı yirmi (kişi) bulunursa, onlar, iki yüze galip gelirler." Birinci şartta, sabır zikredilmiş, ikinci şartta ise gizlenmiştir. İkinci ayette, küfür sıfatı zikredilmiş, birincide gizlenmiştir. Talebde mübalağa ifadesi için ayet "sabredenler" kelimesiyle bitirilmiştir. [121]



    Kelime ve İbareler:


    "Eğer barışa": Barış dini olan İslâm'a. Şu ayet de bu manayı pekiştirir: "Ey iman edenler! Hep birden sulh ve selâmete girin" (Bakara, 2/208). "yanaşırlar*sa" meylederlerse "sen de yanaş" meylet. Onlarla anlaşma yap.

    "Eğer onlar seni aldatmak isterlerse" Eğer onlar savaşa hazırlanmak için barış yaparak seni aldatmak isterlerse "muhakkak ki Allah sana kâfidir." On*lara karşı, Allah sana yeter. O, senin yardımcmdır.

    "Eğer sizden yüz kişi olursa" Bu cümle emir manasında haber cümlesidir. Sizden yirmi kişi, iki yüz kişiyle, yüz kişi de bin kişiyle savaşsın, onlara karşı sebat etsin demektir. Daha sonra müslümanlar çoğalınca, bu ayet bir sonraki ayetle nesholunmuştur. "kâfirlerden birini mağlub ederler. Çünkü onlar anla*maz bir topluluktkur." Savaşın hikmetini anlamayan, dünya ve ahiret saadeti namına getirdiğini kavramayan bir topluluktur. [122]



    Nüzul Sebebi


    "Ey Peygamber! Allah sana yeter" ayeti Zemahşerî'nin Keşşaf adlı tefsirin*de , Kelbî'den naklen söylediğine göre, Bedir Gazvesinde, savaştan önce çölde nazil olmuştur. Tercih edilen görüş de budur.

    Şöyle de denilmiştir: Bu ayet, Hz. Ömer'in, müslüman oluşu hakkında na*zil olmuştur. Ayet Mekkîdir. Resulullah (s.a.)'a kıtal emri -Kuşeyrî'nin de zik*rettiği gibi- Medenî bir sûrede verilmiştir. İbni Abbas da: Ayet Hz. Ömer'in müslüman oluşu üzerine indi. Çünkü Resulullah (s.a.) ile birlikte otuz üçü er*kek, altısı kadın olmak üzere, toplam otuz dokuz kişi müslüman olmuştu. Ömer'in müslüman olmasıyla kırk kişi oldular, demiştir.

    İbni Ebî Hatim, sahih senedle, Said b. Cübeyr'in şöyle dediğini nakleder: Resulullah (s.a.) ile birlikte müslüman olan otuz erkek, altı kadın vardı. Sonra Ömer müslüman oldu, bu ayet nazil oldu.

    Ebu'ş-Şeyh İbn Hayyan el-Ensarî, Sa'id b. Müseyyeb'in: "Ömer müslüman olunca Allah onun müslüman olması hakkında: "Ey Peygamber, Allah sana ka*fidir" ayetini indirdi, dediğini nakleder.

    Fakat, siyret kitaplarında, Hz. Ömer'in müslüman oluşu hakkında, bun*dan farklı bir rivayet vardır. İbni Mes'ud: "Biz, Hz. Ömer müslüman olana ka*dar Kabe'de namaz kılamıyorduk. O müslüman olunca, Kureyş'e savaş açtı. Kabe'de namaz kıldı. Onunla birlikte biz de kıldık. Ömer, Resulullah (s.a.)'in ashabının, Habeşistan'a gidişinden sonra müslüman oldu" demiştir. İbni İshak der ki: "Habeşistan'a hicret eden müslümanların toplamı -onlarla birlikte gi*den küçük çocuklar, yahut orada dünyaya gelenler hariç- 83 erkekti.

    "Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa..." ayetinin iniş sebebi hakkın*da İshak b. Rahuye, Müsned'inde İbni Abbas'm şöyle dediğini nakleder: Allah, ashaba bir kişinin, on kâfirle savaşmasını farz kılınca, bu onlara zor ve ağır geldi. Bunun üzerine Cenabı Hak, bunu bir kişinin iki kişiyle savaşması emriy*le kaldırdı ve bu ayeti indirdi.[123]



    Ayetler Arası İlişki


    Allahü Teâlâ, düşmanı korkutmak için hazırlık yapmayı emrettikten son*ra, burada da, izzet ve şerefe dayalı barışı emretmektedir. Eğer düşman korku*dan dolayı barışa yanaşırsa, onlarla barış kabul edilir. Çünkü savaş, düşmanı uzaklaştırmak, İslâm'ın yayılması hürriyetini gerçekleştirmek, zulüm ve taş*kınlığı önlemek için bir zarurettir. Zaruret, ölçüsüne göre takdir olunur, barış yoluyla çözüm güçleştiği zaman ona başvurulur. [124]



    Açıklaması


    Tam savaş hazırlığı yapılıp cihada çıkılacağı sırada, düşman barışa yöne*lir, bunu savaşa tercih ederse, devlet başkanının görüşüne göre, sulh kabul edi*lir. Zemahşerî şöyle diyor: "Sahih olan, devlet başkanının İslâm'ın ve müslü-manların savaş ve barıştaki yararını görmesine bağlıdır. Ne düşmanla mutlaka savaşılması, ne de mutlak olarak barış içinde kalınması söz konusudur.[125]

    Ayetin manası: Düşman barışa, ya da mütarekeye yanaşırsa, sen de ya*naş. Çünkü sen, barışa onlardan daha yakınsın. Onlarla barış yap, Allah'a gü*ven, işi O'na havale et. Onların barışa yanaşmalarında, tuzaklarından ve sözle*rinde durmamalarından korkma. Çünkü Allah sana kâfidir, onların söyledikle*rini duyan, yaptıklarını bilendir.

    Eğer barışı, güç kazanmak ve hazırlanmak için bir hile olarak kullanmak isterlerse, Allah, onların bu işinden seni korur. Onlara karşı sana yardım eder. Senin için O yeterlidir.

    Bu, barışın savaşa tercih edileceği ve ondan üstün tutulacağı konusunda açık bir delildir. Çünkü İslâm, barış, hidayet ve sevgi dinidir. Savaşa, ancak çok zorunlu haller ve zorlayıcı sebepler altında başvurulur.

    Onun için müşrikler, Hudeybiye yılında Resulullah (s.a.)'le, aralarında do*kuz yıl savaşılmamasını da içeren bir barış istediklerinde -müslümanlar aley*hinde şartlar taşımasına rağmen- Resulullah (s.a.) buna olumlu cevap verdi. İmam Ahmed'in oğlu Abdullah, Ali b. Ebî Talib'in şöyle dediğini rivayet eder: Resulullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Şüphesiz yakında ihtilâf veya başka şeyler olacak. Barış yapabilirsen yap."

    İbni Abbas ve bir grup tabiinden nakledildiğine göre bu ayet, Tevbe süre*sindeki: "Kendilerine kitab verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe iman etme*yen, Allah'ın ve Rasulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dinini din olarak kabul etmeyen kimselerle, hakir ve zelil olarak kendi elleriyle cizye verin*ceye dek savaşın" (Tevbe, 9/29) ayetiyle nesholunmuştur. Bu nokta üzerinde düşünmek gerekir. Nitekim İbni Kesir şöyle der: Tevbe süresindeki ayette, buna imkân olduğunda düşmanla savaş emri vardır. Düşman çok olduğu zaman ise, ayetin işaret ettiği ve Peygamber (s.a.)'in de, Hudeybiye Günü yaptığı gibi, on*larla barış yapmak caizdir. Bunda hiçbir çelişki, nesih ve tahsis yoktur.[126]

    Sonra Cenab-ı Hak, muhacir ve ensardan bütün müminleri desteklemekle peygamberine lütfettiği nimetini zikrederek: "O, seni yardımıyla ve müminlerle destekleyendir" buyuruyor. Yani, onların hile ve tuzağından korkma. Çünkü Al*lah, seni ve müminleri yardımıyla destekledi, onları sana iman ve itaatta, sana yardım ve destekte tek bir topluluk haline getirdi. Destek iki türlü oldu: Doğru*dan, bilinen sebepler olmaksızın yapılan destek; bilinen sebeplere bağlı destek.

    Sonra Allahü Teâlâ, müminlere olan desteğini ve saflarını birleştirişini açıklayarak: "Onların kalblerini birleştirdi" buyuruyor. Yani, Allahü Teâlâ on*ları cahiliyye dönemindeki uzun süren çekişme ve savaşlar sonrası meydana gelen düşmanlık ve kinden sonra -nitekim Ensar'dan Evs ve Hazrec'in durumu böyleydi- birbirine ısındırmış, sana yardım etme hususunda birbiriyle yardım-laşan tek bir ümmet haline getirmişti. Aralarındaki ihtilafları iman nuruyla gidermişti. Nitekim şu ayet bu manayı destekler: "Allah'ın üzerinizdeki nimet*lerini de hatırlayın. Hani siz düşmanlardınız da, O kalblerinizi birleştirmişti. İşte onun nimetiyle kardeş olmuştunuz. Ve yine siz ateşten bir çukur kenarın-dayken oradan da sizi O kurtardı. İşte Allah, hidayeti bulaşınız diye size ayetle*rini böylece apaçık bildiriyor" (Al-i İmran, 3/103).

    Dünyadaki tüm malları harcasaydın onların kalblerini birleştirmeye, fikir birliği etmelerine gücün yetmezdi. Fakat Allah, onları imana hidayet buyur*makla, doğru yolda birleştirmekle, bir düzeye getirdi, onları kudret ve hikme-tiyle birleştirdi.

    Bu, zafere ulaşmanın en önemli sebeplerinden birinin birleşmek ve söz birliği etmek olduğunu açık olarak göstermektedir.

    Birleştirme hem eski cahili sürtüşmeleri, hem de İslâm'dan sonra ortaya çıkan -Huneyn'de ele geçirilen ganimetlerin taksimi sırasında muhacirlerle en-sar arasında çıkan ihtilaf gibi- anlaşmazlıkları gidermekle oldu. Sahihayn'da gelen bir rivayete göre, Resulullah (s.a.) Huneyn ganimetleriyle ilgili olarak or*taya çıkan görüş ayrılıkları üzerine, Ensara hitaben şunları söyledi: "Ey Ensar topluluğu! Siz dalalet içindeydiniz. Allah benimle, sizi hidayete kavuşturdu. Fakirdiniz, benimle sizi zengin etti. Ayrı ayrı idiniz, benimle sizi bir araya ge*tirdi" Hz. Peygamber her söylediğinde onlar: "Allah ve Rasûlü iyi olanı yapar" dediler.

    Bunun için Allahü Teâlâ: "Fakat Allah, aralarını bulup kaynaştırdı. Çün*kü O, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir" buyurdu. Yani şüphesiz Al*lahü Teâlâ kuvvetlidir. Yaptıklarında üstündür. Aldatıcıların aldatması, tuzak kuranların tuzağı, ona üstün gelemez. Kendisine tevekkül edenin isteğini boşa çıkarmaz. İşlerinde ve hükümlerinde hikmet sahibidir.

    Hafız Ebû Bekir el-Beyhakî, İbni Abbas'ın şöyle dediğini zikreder: "Akra*balık bağının kesildiği, nimetin inkâr olunduğu oldu. Fakat onların kalb yakın*lığı gibisi görülmedi. Nitekim Cenabı Hak: "Sen yeryüzünde olan her şeyi top*tan harcamış olsan, yine onların gönüllerini birleştiremezdin" buyurmuştur.

    Allahü Teâlâ, düşmanların hile yapmak istedikleri zamanda Rasulüne yardım sözü verdikten sonra, din ve dünya işlerinin hepsinde yardım ve zafer vaadetti. Bu, tekrar değildir. Şöyle buyurdu: "Ey peygamber! Sana Allah yeter." Yani Allah, onların yaptıklarından dolayı seni üzen durumlarda sana yeter. Düşmanına karşı müminlerin sayısı az, onların sayısı çok da olsa, Allah senin ve sana tabi olanların, sana inanan müminlerin yardımcısı ve destekleyicisidir.

    Fakat Allah sana ve müminlere, yardımıyla yeterli olsa da, bu, savaş için gerekli sebeplere yapışmamayı, istenen vasıtaları almamayı ifade etmez. Al*lah'a buna güvenmenin yanında, müminleri savaşa teşvik etmen de gerekir. Şüphesiz Allahü Teâlâ, cihad yolunda nefislerini ve mallarını harcamak şartıy*la, sana yeter.

    Sonra Cenabı Hak: "Eğer içinizde sabırlı yirmi (kişi) bulunursa, onlar iki-yüze galip gelirler" buyurmuştur. Bundan murad haber vermek değildir. Aksi*ne emir vardır. Adeta Cenabı Hak: "Sizden yirmi kişi olursa sabretsinler ve sa*vaşta gayret sarfetsinler, iki yüze galip gelirler" buyurmuştur. Yani, sizden sab*reden, mevkilerinde sebat eden yirmi kişi olursa, iman, sabır ve anlayışlarıyla bu üç haslet bulunmayan ikiyüz kâfire üstün gelir. "Çünkü onlar, anlamaz bir topluluktur." Yani kâfirlerin hezimet sebebi, onların, sizin bildiğiniz gibi, sava*şın hikmetini bilmeyen bir toplum olmalarıdır. Çünkü onlar, sırf üstünlük maksadıyla savaşırlar. Sizse, Allah'ın dinini yüceltmek, inancı düzeltmek, put*perestlikten temizlenmek, üstün ahlâkla bezenmek, namaz kılmak, zekât ver*mek, iyiliği emir, kötülükten nehyetmek gibi, Allah'a kulluk amaçları doğrultu*sunda savaşırsınız. Nitekim Cenabı Hak da şöyle buyurur: "İman edenler, Al*lah yolunda savaşırlar, küfredenler de tağut yolunda savaşırlar" (Nisa, 4/76); "Onlar eğer kendilerine yeryüzünde bir iktidar mevkii verirsek dosdoğru nama*zı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar" (Hac, 22/41).

    Sonra onlar, öldükten sonra dirilmeye ve cezaya inanmazlar. Sizse, iki gü*zel şeyden birini beklersiniz. Ya ganimet ve zafer, ya da Allah yolunda şehidlik ve cennete kavuşmak.

    Ayette sabrederlerse, müminler topluluğunun, kendilerinin on katı kâfire, Allah'ın yardımı ve desteğiyle üstün geleceklerine ilişkin bir sözü ve müjdesi var. Yine, müminlerin, savaşın amaçlarını kavrayan kimseler olacaklarına, Al*lah'ın rızasını kazanacak şeyler yapacaklarına, insan hayatı ve milletlerin yük*selmesi için elverişli şeyleri kâfirlerden daha iyi bileceklerine işaret var. Kâfir*ler, müşrikler, yahudiler ve Hristiyanlar ise maddecidirler. Savaştan maksatla*rı, şöhret ve diğer milletleri kendilerine boyun eğdirmektir.

    Bir müslümanm on kâfire karşı durması, müslümanların az olduğu ilk za*mandaydı. Kendilerinden yüksek, güzel işlerin en yüksek derecesi istendi.

    Müslümanlar çoğaldıktan sonra ise, ruhsat, kolaylık olan şeyler istendi. Şu ayet onun için bu sorumluluğu hafifletti: "Şimdi Allah zaafınız olduğunu bildi*ğinden, sizden (yükü) hafifletti" Yani Allah bir müslümana, on kâfire karşı koy*masını, onlara karşı sebat etmesini emrettiği, bu da onlara ağır geldiği zaman, bu mükellefiyeti en aşağı dereceye indirerek hafifletti. Bir kişinin iki kişiye karşı koymasını emretti. Eğer sizden sabreden yüz kişi olursa, iki yüze üstün gelir; bin sabreden kişi olursa, Allah'ın izni ve kudretiyle ikibin kişiye üstün gelir. Allah daima yardımı, desteği ve korumasıyla sabredenlerin yanındadır.

    Buharî, İbni Abbas (r.a)dan şöyle rivayet eder: "Sizden sabreden yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye üstün gelir" ayeti nazil olunca, bu durum, müslüman-lara ağır geldi. Bunun üzerine bu yükü hafifleten ayet nazil oldu: "Şimdi Allah zaafınız olduğunu bildiğinden, sizden (yükü) hafifletti."

    Her iki halde de, az olan müslümanlardan, kendilerinden daha çok bir topluma karşı koymaları isteniyor. "Allah sabredenlerle beraberdir" sözü, mü*minleri zafer ve galibiyetin gerçekleşmesi için sadece imana dayanmamak ge*rektiğini, imanla beraber diğer sıfatların da -bunların en önemlileri sabır, se*bat, daima maddî ve manevî hazırlık, işlerin hakikatlarını ve cihadın maksat*larını bilmektir- mutlaka bulunması gerektiğini ifade etmektedir.

    Kur'ân-ı Kerim'de fert ve toplum olarak sebat edilmesi, sabredilmesi emri tekrarlanır: "Ey iman edenler! Bir toplulukla karşılaştığınızda sebat edin." (Enfal, 8/45); "Muhakkak Allah, kendi yolunda birbirine kenetlenmiş bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever." (Saff, 61/4); "Ey iman edenler! Sabredin, sa*bır yarışı yapın. Sınırlarda nöbet beklesin. Allah'tan korkun ki, kurtuluşa eresi-niz" (Âl-i İmran, 3/200); "Birbirinizle çekişmeyin. Sonra korku ile zaafa düşer*siniz, rüzgârınız gider. Bir de sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraber*dir" (Enfal, 8/46). [127]


  4. 17.Aralık.2012, 23:54
    2
    Üye



    Sulhun Ve Millet Birliğinin Savaşa Tercih Edilmesi


    61- Eğer barışa yanaşırlarsa, sen de ya*naş. Ve Allah'a güvenip dayan. Çünkü her şeyi hakkıyla işiten ve kemaliyle bilen bizzat O'dur.

    62- Eğer seni aldatmak isterlerse, mu*hakkak ki Allah sana kâfidir. O, seni yardımıyla ve müminlerle destekleyen*dir.

    63- Ve onların gönüllerine sevgi verip birleştirendir. Sen yeryüzünde olan her şeyi toptan harcamış olsan, yine onların gönüllerini birleştiremezdin. Fakat Allah aralarını bulup kaynaştır*dı. Çünkü O, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    64- Ey peygamber! Sana da, müminler*den sana uyanlara da Allah yeter.

    65- Ey peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi (kişi) bulunursa, onlar ikiyüze galip gelirler. Eğer sizden yüz (kişi) olursa, kâfirlerden binini mağlup eder. Çünkü onlar anlamaz bir topluluktur.

    66- Şimdi Allah, zaafınız olduğunu bil*diğinden, sizden (yükü) hafifletti. O halde eğer sizden sabırlı yüz olursa ikiyüzü yenerler, eğer sizden bin olur*sa Allah'ın izniyle iki bine galip gelir*ler. Allah, sabredenlerle beraberdir.



    Belagat:


    "Ve onların gönüllerine sevgi verip birleştirendir." Allah'ın Hz. Peygambe*re ve müminlere olan büyük nimeti, gönüllerini birleştirip millet birliğini sağ*laması nimeti hatırlatılıyor.

    "Eğer içinizde sabırlı yirmi (kişi) bulunursa, onlar, iki yüze galip gelirler." Birinci şartta, sabır zikredilmiş, ikinci şartta ise gizlenmiştir. İkinci ayette, küfür sıfatı zikredilmiş, birincide gizlenmiştir. Talebde mübalağa ifadesi için ayet "sabredenler" kelimesiyle bitirilmiştir. [121]



    Kelime ve İbareler:


    "Eğer barışa": Barış dini olan İslâm'a. Şu ayet de bu manayı pekiştirir: "Ey iman edenler! Hep birden sulh ve selâmete girin" (Bakara, 2/208). "yanaşırlar*sa" meylederlerse "sen de yanaş" meylet. Onlarla anlaşma yap.

    "Eğer onlar seni aldatmak isterlerse" Eğer onlar savaşa hazırlanmak için barış yaparak seni aldatmak isterlerse "muhakkak ki Allah sana kâfidir." On*lara karşı, Allah sana yeter. O, senin yardımcmdır.

    "Eğer sizden yüz kişi olursa" Bu cümle emir manasında haber cümlesidir. Sizden yirmi kişi, iki yüz kişiyle, yüz kişi de bin kişiyle savaşsın, onlara karşı sebat etsin demektir. Daha sonra müslümanlar çoğalınca, bu ayet bir sonraki ayetle nesholunmuştur. "kâfirlerden birini mağlub ederler. Çünkü onlar anla*maz bir topluluktkur." Savaşın hikmetini anlamayan, dünya ve ahiret saadeti namına getirdiğini kavramayan bir topluluktur. [122]



    Nüzul Sebebi


    "Ey Peygamber! Allah sana yeter" ayeti Zemahşerî'nin Keşşaf adlı tefsirin*de , Kelbî'den naklen söylediğine göre, Bedir Gazvesinde, savaştan önce çölde nazil olmuştur. Tercih edilen görüş de budur.

    Şöyle de denilmiştir: Bu ayet, Hz. Ömer'in, müslüman oluşu hakkında na*zil olmuştur. Ayet Mekkîdir. Resulullah (s.a.)'a kıtal emri -Kuşeyrî'nin de zik*rettiği gibi- Medenî bir sûrede verilmiştir. İbni Abbas da: Ayet Hz. Ömer'in müslüman oluşu üzerine indi. Çünkü Resulullah (s.a.) ile birlikte otuz üçü er*kek, altısı kadın olmak üzere, toplam otuz dokuz kişi müslüman olmuştu. Ömer'in müslüman olmasıyla kırk kişi oldular, demiştir.

    İbni Ebî Hatim, sahih senedle, Said b. Cübeyr'in şöyle dediğini nakleder: Resulullah (s.a.) ile birlikte müslüman olan otuz erkek, altı kadın vardı. Sonra Ömer müslüman oldu, bu ayet nazil oldu.

    Ebu'ş-Şeyh İbn Hayyan el-Ensarî, Sa'id b. Müseyyeb'in: "Ömer müslüman olunca Allah onun müslüman olması hakkında: "Ey Peygamber, Allah sana ka*fidir" ayetini indirdi, dediğini nakleder.

    Fakat, siyret kitaplarında, Hz. Ömer'in müslüman oluşu hakkında, bun*dan farklı bir rivayet vardır. İbni Mes'ud: "Biz, Hz. Ömer müslüman olana ka*dar Kabe'de namaz kılamıyorduk. O müslüman olunca, Kureyş'e savaş açtı. Kabe'de namaz kıldı. Onunla birlikte biz de kıldık. Ömer, Resulullah (s.a.)'in ashabının, Habeşistan'a gidişinden sonra müslüman oldu" demiştir. İbni İshak der ki: "Habeşistan'a hicret eden müslümanların toplamı -onlarla birlikte gi*den küçük çocuklar, yahut orada dünyaya gelenler hariç- 83 erkekti.

    "Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa..." ayetinin iniş sebebi hakkın*da İshak b. Rahuye, Müsned'inde İbni Abbas'm şöyle dediğini nakleder: Allah, ashaba bir kişinin, on kâfirle savaşmasını farz kılınca, bu onlara zor ve ağır geldi. Bunun üzerine Cenabı Hak, bunu bir kişinin iki kişiyle savaşması emriy*le kaldırdı ve bu ayeti indirdi.[123]



    Ayetler Arası İlişki


    Allahü Teâlâ, düşmanı korkutmak için hazırlık yapmayı emrettikten son*ra, burada da, izzet ve şerefe dayalı barışı emretmektedir. Eğer düşman korku*dan dolayı barışa yanaşırsa, onlarla barış kabul edilir. Çünkü savaş, düşmanı uzaklaştırmak, İslâm'ın yayılması hürriyetini gerçekleştirmek, zulüm ve taş*kınlığı önlemek için bir zarurettir. Zaruret, ölçüsüne göre takdir olunur, barış yoluyla çözüm güçleştiği zaman ona başvurulur. [124]



    Açıklaması


    Tam savaş hazırlığı yapılıp cihada çıkılacağı sırada, düşman barışa yöne*lir, bunu savaşa tercih ederse, devlet başkanının görüşüne göre, sulh kabul edi*lir. Zemahşerî şöyle diyor: "Sahih olan, devlet başkanının İslâm'ın ve müslü-manların savaş ve barıştaki yararını görmesine bağlıdır. Ne düşmanla mutlaka savaşılması, ne de mutlak olarak barış içinde kalınması söz konusudur.[125]

    Ayetin manası: Düşman barışa, ya da mütarekeye yanaşırsa, sen de ya*naş. Çünkü sen, barışa onlardan daha yakınsın. Onlarla barış yap, Allah'a gü*ven, işi O'na havale et. Onların barışa yanaşmalarında, tuzaklarından ve sözle*rinde durmamalarından korkma. Çünkü Allah sana kâfidir, onların söyledikle*rini duyan, yaptıklarını bilendir.

    Eğer barışı, güç kazanmak ve hazırlanmak için bir hile olarak kullanmak isterlerse, Allah, onların bu işinden seni korur. Onlara karşı sana yardım eder. Senin için O yeterlidir.

    Bu, barışın savaşa tercih edileceği ve ondan üstün tutulacağı konusunda açık bir delildir. Çünkü İslâm, barış, hidayet ve sevgi dinidir. Savaşa, ancak çok zorunlu haller ve zorlayıcı sebepler altında başvurulur.

    Onun için müşrikler, Hudeybiye yılında Resulullah (s.a.)'le, aralarında do*kuz yıl savaşılmamasını da içeren bir barış istediklerinde -müslümanlar aley*hinde şartlar taşımasına rağmen- Resulullah (s.a.) buna olumlu cevap verdi. İmam Ahmed'in oğlu Abdullah, Ali b. Ebî Talib'in şöyle dediğini rivayet eder: Resulullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Şüphesiz yakında ihtilâf veya başka şeyler olacak. Barış yapabilirsen yap."

    İbni Abbas ve bir grup tabiinden nakledildiğine göre bu ayet, Tevbe süre*sindeki: "Kendilerine kitab verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe iman etme*yen, Allah'ın ve Rasulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dinini din olarak kabul etmeyen kimselerle, hakir ve zelil olarak kendi elleriyle cizye verin*ceye dek savaşın" (Tevbe, 9/29) ayetiyle nesholunmuştur. Bu nokta üzerinde düşünmek gerekir. Nitekim İbni Kesir şöyle der: Tevbe süresindeki ayette, buna imkân olduğunda düşmanla savaş emri vardır. Düşman çok olduğu zaman ise, ayetin işaret ettiği ve Peygamber (s.a.)'in de, Hudeybiye Günü yaptığı gibi, on*larla barış yapmak caizdir. Bunda hiçbir çelişki, nesih ve tahsis yoktur.[126]

    Sonra Cenab-ı Hak, muhacir ve ensardan bütün müminleri desteklemekle peygamberine lütfettiği nimetini zikrederek: "O, seni yardımıyla ve müminlerle destekleyendir" buyuruyor. Yani, onların hile ve tuzağından korkma. Çünkü Al*lah, seni ve müminleri yardımıyla destekledi, onları sana iman ve itaatta, sana yardım ve destekte tek bir topluluk haline getirdi. Destek iki türlü oldu: Doğru*dan, bilinen sebepler olmaksızın yapılan destek; bilinen sebeplere bağlı destek.

    Sonra Allahü Teâlâ, müminlere olan desteğini ve saflarını birleştirişini açıklayarak: "Onların kalblerini birleştirdi" buyuruyor. Yani, Allahü Teâlâ on*ları cahiliyye dönemindeki uzun süren çekişme ve savaşlar sonrası meydana gelen düşmanlık ve kinden sonra -nitekim Ensar'dan Evs ve Hazrec'in durumu böyleydi- birbirine ısındırmış, sana yardım etme hususunda birbiriyle yardım-laşan tek bir ümmet haline getirmişti. Aralarındaki ihtilafları iman nuruyla gidermişti. Nitekim şu ayet bu manayı destekler: "Allah'ın üzerinizdeki nimet*lerini de hatırlayın. Hani siz düşmanlardınız da, O kalblerinizi birleştirmişti. İşte onun nimetiyle kardeş olmuştunuz. Ve yine siz ateşten bir çukur kenarın-dayken oradan da sizi O kurtardı. İşte Allah, hidayeti bulaşınız diye size ayetle*rini böylece apaçık bildiriyor" (Al-i İmran, 3/103).

    Dünyadaki tüm malları harcasaydın onların kalblerini birleştirmeye, fikir birliği etmelerine gücün yetmezdi. Fakat Allah, onları imana hidayet buyur*makla, doğru yolda birleştirmekle, bir düzeye getirdi, onları kudret ve hikme-tiyle birleştirdi.

    Bu, zafere ulaşmanın en önemli sebeplerinden birinin birleşmek ve söz birliği etmek olduğunu açık olarak göstermektedir.

    Birleştirme hem eski cahili sürtüşmeleri, hem de İslâm'dan sonra ortaya çıkan -Huneyn'de ele geçirilen ganimetlerin taksimi sırasında muhacirlerle en-sar arasında çıkan ihtilaf gibi- anlaşmazlıkları gidermekle oldu. Sahihayn'da gelen bir rivayete göre, Resulullah (s.a.) Huneyn ganimetleriyle ilgili olarak or*taya çıkan görüş ayrılıkları üzerine, Ensara hitaben şunları söyledi: "Ey Ensar topluluğu! Siz dalalet içindeydiniz. Allah benimle, sizi hidayete kavuşturdu. Fakirdiniz, benimle sizi zengin etti. Ayrı ayrı idiniz, benimle sizi bir araya ge*tirdi" Hz. Peygamber her söylediğinde onlar: "Allah ve Rasûlü iyi olanı yapar" dediler.

    Bunun için Allahü Teâlâ: "Fakat Allah, aralarını bulup kaynaştırdı. Çün*kü O, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir" buyurdu. Yani şüphesiz Al*lahü Teâlâ kuvvetlidir. Yaptıklarında üstündür. Aldatıcıların aldatması, tuzak kuranların tuzağı, ona üstün gelemez. Kendisine tevekkül edenin isteğini boşa çıkarmaz. İşlerinde ve hükümlerinde hikmet sahibidir.

    Hafız Ebû Bekir el-Beyhakî, İbni Abbas'ın şöyle dediğini zikreder: "Akra*balık bağının kesildiği, nimetin inkâr olunduğu oldu. Fakat onların kalb yakın*lığı gibisi görülmedi. Nitekim Cenabı Hak: "Sen yeryüzünde olan her şeyi top*tan harcamış olsan, yine onların gönüllerini birleştiremezdin" buyurmuştur.

    Allahü Teâlâ, düşmanların hile yapmak istedikleri zamanda Rasulüne yardım sözü verdikten sonra, din ve dünya işlerinin hepsinde yardım ve zafer vaadetti. Bu, tekrar değildir. Şöyle buyurdu: "Ey peygamber! Sana Allah yeter." Yani Allah, onların yaptıklarından dolayı seni üzen durumlarda sana yeter. Düşmanına karşı müminlerin sayısı az, onların sayısı çok da olsa, Allah senin ve sana tabi olanların, sana inanan müminlerin yardımcısı ve destekleyicisidir.

    Fakat Allah sana ve müminlere, yardımıyla yeterli olsa da, bu, savaş için gerekli sebeplere yapışmamayı, istenen vasıtaları almamayı ifade etmez. Al*lah'a buna güvenmenin yanında, müminleri savaşa teşvik etmen de gerekir. Şüphesiz Allahü Teâlâ, cihad yolunda nefislerini ve mallarını harcamak şartıy*la, sana yeter.

    Sonra Cenabı Hak: "Eğer içinizde sabırlı yirmi (kişi) bulunursa, onlar iki-yüze galip gelirler" buyurmuştur. Bundan murad haber vermek değildir. Aksi*ne emir vardır. Adeta Cenabı Hak: "Sizden yirmi kişi olursa sabretsinler ve sa*vaşta gayret sarfetsinler, iki yüze galip gelirler" buyurmuştur. Yani, sizden sab*reden, mevkilerinde sebat eden yirmi kişi olursa, iman, sabır ve anlayışlarıyla bu üç haslet bulunmayan ikiyüz kâfire üstün gelir. "Çünkü onlar, anlamaz bir topluluktur." Yani kâfirlerin hezimet sebebi, onların, sizin bildiğiniz gibi, sava*şın hikmetini bilmeyen bir toplum olmalarıdır. Çünkü onlar, sırf üstünlük maksadıyla savaşırlar. Sizse, Allah'ın dinini yüceltmek, inancı düzeltmek, put*perestlikten temizlenmek, üstün ahlâkla bezenmek, namaz kılmak, zekât ver*mek, iyiliği emir, kötülükten nehyetmek gibi, Allah'a kulluk amaçları doğrultu*sunda savaşırsınız. Nitekim Cenabı Hak da şöyle buyurur: "İman edenler, Al*lah yolunda savaşırlar, küfredenler de tağut yolunda savaşırlar" (Nisa, 4/76); "Onlar eğer kendilerine yeryüzünde bir iktidar mevkii verirsek dosdoğru nama*zı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar" (Hac, 22/41).

    Sonra onlar, öldükten sonra dirilmeye ve cezaya inanmazlar. Sizse, iki gü*zel şeyden birini beklersiniz. Ya ganimet ve zafer, ya da Allah yolunda şehidlik ve cennete kavuşmak.

    Ayette sabrederlerse, müminler topluluğunun, kendilerinin on katı kâfire, Allah'ın yardımı ve desteğiyle üstün geleceklerine ilişkin bir sözü ve müjdesi var. Yine, müminlerin, savaşın amaçlarını kavrayan kimseler olacaklarına, Al*lah'ın rızasını kazanacak şeyler yapacaklarına, insan hayatı ve milletlerin yük*selmesi için elverişli şeyleri kâfirlerden daha iyi bileceklerine işaret var. Kâfir*ler, müşrikler, yahudiler ve Hristiyanlar ise maddecidirler. Savaştan maksatla*rı, şöhret ve diğer milletleri kendilerine boyun eğdirmektir.

    Bir müslümanm on kâfire karşı durması, müslümanların az olduğu ilk za*mandaydı. Kendilerinden yüksek, güzel işlerin en yüksek derecesi istendi.

    Müslümanlar çoğaldıktan sonra ise, ruhsat, kolaylık olan şeyler istendi. Şu ayet onun için bu sorumluluğu hafifletti: "Şimdi Allah zaafınız olduğunu bildi*ğinden, sizden (yükü) hafifletti" Yani Allah bir müslümana, on kâfire karşı koy*masını, onlara karşı sebat etmesini emrettiği, bu da onlara ağır geldiği zaman, bu mükellefiyeti en aşağı dereceye indirerek hafifletti. Bir kişinin iki kişiye karşı koymasını emretti. Eğer sizden sabreden yüz kişi olursa, iki yüze üstün gelir; bin sabreden kişi olursa, Allah'ın izni ve kudretiyle ikibin kişiye üstün gelir. Allah daima yardımı, desteği ve korumasıyla sabredenlerin yanındadır.

    Buharî, İbni Abbas (r.a)dan şöyle rivayet eder: "Sizden sabreden yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye üstün gelir" ayeti nazil olunca, bu durum, müslüman-lara ağır geldi. Bunun üzerine bu yükü hafifleten ayet nazil oldu: "Şimdi Allah zaafınız olduğunu bildiğinden, sizden (yükü) hafifletti."

    Her iki halde de, az olan müslümanlardan, kendilerinden daha çok bir topluma karşı koymaları isteniyor. "Allah sabredenlerle beraberdir" sözü, mü*minleri zafer ve galibiyetin gerçekleşmesi için sadece imana dayanmamak ge*rektiğini, imanla beraber diğer sıfatların da -bunların en önemlileri sabır, se*bat, daima maddî ve manevî hazırlık, işlerin hakikatlarını ve cihadın maksat*larını bilmektir- mutlaka bulunması gerektiğini ifade etmektedir.

    Kur'ân-ı Kerim'de fert ve toplum olarak sebat edilmesi, sabredilmesi emri tekrarlanır: "Ey iman edenler! Bir toplulukla karşılaştığınızda sebat edin." (Enfal, 8/45); "Muhakkak Allah, kendi yolunda birbirine kenetlenmiş bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever." (Saff, 61/4); "Ey iman edenler! Sabredin, sa*bır yarışı yapın. Sınırlarda nöbet beklesin. Allah'tan korkun ki, kurtuluşa eresi-niz" (Âl-i İmran, 3/200); "Birbirinizle çekişmeyin. Sonra korku ile zaafa düşer*siniz, rüzgârınız gider. Bir de sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraber*dir" (Enfal, 8/46). [127]


  5. 17.Aralık.2012, 23:54
    3
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,512
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: Enfal Suresi 63. Ayet Hakkında Sorum Olacak

    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler


    "Eğer barışa yanaşırlarsa, sen de yanaş..." ayeti, düşman yanaştığı takdir*de barış, anlaşma ve barış sözleşmesinin kabul edilmesini, Allah'a tevekkülü, yani yapılan barışta işi, barışa yardımcı ve ahdi bozup vefasızlık yaptıkları za*man zafere ulaştırıcı olması için- Allah'a havale etmelerini emretmektedir. Ayetin sonunda Cenabı Hak: "Çünkü her şeyi hakkıyla işiten ve kemaliyle bilen bizzat O'dur" sözüyle barışı bozmaktan yasaklama ve tenbihte bulunmuştur. Çünkü Allahü Teâlâ, kulların kalblerinde gizlediklerini bilir, söylediklerini işi*tir.

    Bunda, İslam'ın, barışı savaşa tercih ettiğine, sözleşmelere ve anlaşmala*ra bağlı kalınmasını emrettiğine, haksızlık yapılmasını, hıyanet edilmesini ha*ram kıldığına açık işaret vardır.

    Bu ayetin mensuh olup olmadığı konusunda bilginler ihtilaf etmişlerdir. Katâde ve İkrime: "Haram olan o aylar çıktığı zaman artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün" (Tevbe, 9/5) ve: "Bununla beraber müşrikler sizinle nasıl topluca savaşırlarsa, siz de onlarla topluca savaşın" (Tevbe, 9/36) ayetleriyle neshedüdiğini, Tevbe sûresinin, "Lâ ilahe illallah" deyinceye kadar, onlarla ya*pılan her türlü anlaşmayı neshettiğini söylemişlerdir, İbni Abbas ise bunu: "Bu sebeple gevşeklik göstermeyin, sizler üstün iken (onları) sulha davet etmeyin" (Muhammed, 47/35) ayetinin neshettiğini söylemiştir.

    Bir grup bilgin de, bu ayetin mensuh olmadığını, yarar görüldüğü zaman -devlet başkanı onlarla anlaşmayı uygun gördüğü zaman- barış yapılması emri*ni içine aldığını söylemiştir. O durumda, onlarla tam bir yıl barış yapılması ca*iz olmaz. Eğer müşrikler kuvvetli olursa, müslümanların onlarla on yıllık barış yapması caiz olur, daha fazlası caiz olmaz. Çünkü Resulullah (s.a.) Mekkeliler-le on yıllık anlaşma yaptı. Sonra onlar, süre dolmadan anlaşmayı bozdular.

    Müslümanlar, Ömer b. Hattab (r.a) ve ondan sonraki birçok devlet başkan*ları zamanında, acem ülkeleriyle öyle anlaşmalar yaptılar ki, onlardan alabil*diklerini aldılar ve -köklerini kazıma gücünde oldukları halde- sahip oldukları*nı da, yine onlara bıraktılar.

    Resulullah (s.a.) Hayberlilerle birtakım şartlarla anlaşma yaptı. Onlar bu anlaşmaları bozdular, o da onlarla barışı bozdu. Damri (Damra b. Bekr oğulla*rından), Ükeydir Duma (Ükeydir b. Abdilmelik, Kindeli, Dume: Dumetü'l -Cendel- Dımeşk'a yakın bir şehir) ve Necranhlarla barış yaptı. Kureyşle on yıl*lık barış anlaşması yaptı. Halifeler ve Sahabe de bu yolu izledi.

    Kısacası, İbni-Arabî'nin söylediği gibi, müslümanlar kuvvet, izzet ve güç sahibi olduğu zaman, barış yoktur. Eğer barışta müslümanların yaran varsa -bir yarar sağlayacak veya bir zararı uzaklaştıracaksa- o zaman barış yapmakta herhangi bir sakınca yoktur.

    Daha önce İbni Kesir"den naklolunduğu gibi, ayet mensuh olmadığı gibi, tahsis olunmuş da değildir. Bu ayetle, savaş emreden ayetler arasında bir çeliş*ki de yoktur. Savaş güçlü olunduğu zaman, barış ise müslümanların güçsüz, düşmanın kuvvetli olduğu, kuvvetlerimiz arasında denklik olmadığı zaman olur. Cassas da şöyle der: Peygamber (s.a.), Medine'ye geldiği zaman Nadir, Be-nû Kaynuka ve Kurayza gibi müşriklerle ve daha bazı müşrik kabilelerle and-laşma yaptı. Sonra Kureyş ile Hudeybiye andlaşmasmı yaptı. Bu andlaşmaya Kureyş, Resulullah (s.a.)'in anlaşma yaptığı Huzaa ile savaşıp bozuncaya ka*dar, sadık kaldı. Siyer ve gazve tarihçileri bu hususta ittifak halindedir. Bu, müslümanlar çoğalmadan önceydi. Müslümanlar çoğalınca, arap müşriklerden ya İslam'ı seçmeleri, ya da kılıca razı olmaları istendi. "O müşrikleri nerede bu*lursanız öldürün" (Tevbe, 9/5). Ehli Kitap'la da müslüman oluncaya, ya da ciz*ye verinceye kadar savaşılır: "Allah'a inanmayanlarla savaşınız." Barış emri, müşrikler eğilim duyduğu zaman gerçekleşir.

    İbnü'l-Arabi'nin de dediği gibi, müslümanların ihtiyaç halinde düşmana karşı harcamak üzere mal karşılığında barış yapmaları caizdir. Nitekim Pey*gamber (s.a.), Hendek savaşı sırasında, Medine hurmalıklarının yarısını ken*dine vermek üzere, Uyeyne b. Hısn ve diğer bazılarıyla anlaşma yaptı. Bunun üzerine Sa'd b. Muaz ile Sa'd b. Ubade, Peygamber (s.a.)'e: 'Bunu, Allah emret-tiyse uygula. Sana emredilmemiş bir şey ise, yani senin istek ve arzun ise yine başımız üstüne, bu husus sizin düşünce ve tedbiriniz midir, bize söyleyin" de*diler. Resulullah (s.a.): "O kendi görüşüm ve tedbirimdir. Çünkü ben Arapların size karşı bir yaydan ok attıklarını gördüm. Sizden onu bir müddet önlemek istedim" buyurdu. Sad b. Muaz ile Sad b. Ubâde de: "Biz kâfirken onlar bizden bir hurmaya bile tama göstermediler. Ancak satın aldılar, ya da misafirlikte kendilerine ikram ettiysek yediler. Allah bize, sizi nasip ettikten sonra mı? Onlara ancak kılıç veririz" dediler ve anlaşmanın yazılı olduğu sayfayı yırttı*lar.[128]

    "Eğer onlar seni aldatmak isterlerse..." ayeti, barış hükümlerinden birine işaret eder. O da şudur: Eğer onlar, aldatma yoluyla barış yaparlarsa, bunun kabul edilmesi gereklidir. Çünkü hüküm zahire göre verilir. Nitekim imanda da hüküm zahire göredir.

    "Onların kalplerini birleştirdi" ayeti, arapların birbirlerine müthiş zıtlık içindeki kalblerinin birleşmesi, Resulullah (s.a.)'in mucizelerindendir. Çünkü onlardan biri bir tokat atıyor, o yüzden, ondan intikam almak için savaş çıkı*yordu. Bir kimse babasını, kardeşini dini sebebiyle öldürecek hale geldiği bir sırada Allah, imanla onların aralarını kaynaştırdı.

    Allahü Teâlâ, peygamberini, müşriklerle barış yapması dolayısıyla iki hal*de (özel ve genel) desteklemektedir. Bu tekrar kabilinden değildir. Birinci ayet*te: "Eğer seni aldatmak isterlerse muhakkak ki Allah sana kâfidir' buyurulu-yor ki, bu özel bir haldir, aldatma halidir. Yani yüce Allah, Resulullah (s.a.'fe, düşmanların aldatmak istemesi halinde, yardım vaadetmiştir. İkinci ayette: "Ey peygamber! Sana Allah yeter" buyuruluyor ki, bu da genel bir haldir. Yani Allah, her halde sana yeter, sana yardım eder demektir. Ehl-i Sünnet: "Onların gönüllerine sevgi verip birleştirendir" ayetiyle, iman ve Peygamber (s.a.)'e uy*ma sebebiyle; kalp, inanç, irade ve kerametle ilgili bütün hallerin, Allahü Te-âlâ'nın yaratmasıyla olduğuna istidlal etmiştir" [129]

    Ayrıca bu ayet arapların, cahiliyye döneminde sürekli bir düşmanlık ve şiddetli bir savaş halinde olduklarına, birbirlerini öldürdüklerine, birbirlerine karşı baskın düzenlediklerine; Allah'a, peygamberine ve ahiret gününe inan*dıktan sonra bu düşmanlıkların kalkıp tam bir sevgi ve muhabbet hasıl oldu*ğuna işaret etmektedir.

    Şüphesiz Allahü Teâlâ yardımıyla, muhacir müminlerle peygamberini des*tekledi. Bu ayetde tek başına, insanları İslâm'a davet eden Peygamber (s.a.)'in bir başka mucizesi oldu.

    "Ey peygamber! Müminleri savaşa teşvik et" ayeti, müslümanlann yüksek, üstün bir ruhla, büyük bir kahramanlıkla, güzel bir sabır ve azimetle, hatta bir müslümanm ilk başta on düşmana karşı durması ki bilahare Allah bunu sadece iki kişiye karşı durması şeklinde hafifletti- gerektiğini göstermektedir.

    Daha önce geçen İbni Abbas'm sözü de buna delildir. Çünkü, düşmanın karşısında sebat etmek, müslümanlarm üzerine farzdır. Bu konuda herhangi bir seçim hakları yoktur. Artık onlara kendilerinin iki katı düşman karşısında yenilmeleri haram olur." Şimdi Allah zaafınız olduğunu bildiğinden, sizden ha*fifletti" ayeti, her ne kadar haber kipiyle gelmişse de, emir ifade etmektedir. Emir ise vücubu gerektirir. Çünkü hafifletme, haberde değil, emirde olur. Ha*fifletme olduğuna göre -Cassas'm da dediği gibi- müslümanlarm ilk önce mü*kellef tutuldukları şeyde nesh olmuştur. Gerçi onların tecrübeleri noksanlaş-mış, sabırları azalmış değildi. Fakat aralarına, anlayış ve niyetleri onlar gibi olmayan kimseler karışmıştı: "Zaafınız olduğunu bildiğinden" ayetiyle de onlar kasdolunmaktadır.[130]

    "Allah'ın izniyle" sözü, galibiyetin ancak Allah'ın izni ve iradesiyle olacağı*na, "Allah sabredenlerle beraberdir" sözü ise, Allah'ın sabredenleri destekledi*ğine ve onlara yardım ettiğine işaret etmektedir.

    "Çünkü onlar anlamaz bir topluluktur" sözü, müslümanlarla düşmanları*nın savaş anlayışları arasında birtakım farklar bulunduğuna, o farkların gali*biyet ve yardım sebebini açıkladığına işaret eder. Farklar şunlardır:

    1- Amaç bakımından: Allah'a ve tekrar dirilmeye inanmayanın amacı, dünya hayatından yararlanmak ve dünya mutluluğuna ulaşmaktır. Ona sarılır ve hırsla onu ister, ölümden korkar. Mümin ise, mutluluğun bu dünyada ta*mamlanmadığını, ancak ahirette tam olarak gerçekleşeceğine inanır. Dünya hayatına önem vermez, kuvvetli bir kalb ve sağlam bir azimle cihada atılır, düşman çok da olsa, ona karşı koyar.

    2- Vasıta bakımından: Kâfirler, kuvvet ve güçlerine dayanır, müslümanlar ise, dua ve yakarışla Rablerinden yardım isterler, yardım ve zafer de onların olur.

    3- Teşvik bakımından: Şüphesiz kâfirin kalbi Allah'ın nurundan, ona imandan, ilim ve marifetten uzaktır. Onun için, savaş sırasında korkak ve za*yıf olur. Müminin kalbi ise, Allah'ın nuruyla ve marifetiyle aydınlanır, onun için kalbi kuvvetlenir, ruhu kemale erer, tereddüt ve zaaf duymadan yüksek bir ruhla savaşa atılır. [131]


  6. 17.Aralık.2012, 23:54
    3
    Üye
    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler


    "Eğer barışa yanaşırlarsa, sen de yanaş..." ayeti, düşman yanaştığı takdir*de barış, anlaşma ve barış sözleşmesinin kabul edilmesini, Allah'a tevekkülü, yani yapılan barışta işi, barışa yardımcı ve ahdi bozup vefasızlık yaptıkları za*man zafere ulaştırıcı olması için- Allah'a havale etmelerini emretmektedir. Ayetin sonunda Cenabı Hak: "Çünkü her şeyi hakkıyla işiten ve kemaliyle bilen bizzat O'dur" sözüyle barışı bozmaktan yasaklama ve tenbihte bulunmuştur. Çünkü Allahü Teâlâ, kulların kalblerinde gizlediklerini bilir, söylediklerini işi*tir.

    Bunda, İslam'ın, barışı savaşa tercih ettiğine, sözleşmelere ve anlaşmala*ra bağlı kalınmasını emrettiğine, haksızlık yapılmasını, hıyanet edilmesini ha*ram kıldığına açık işaret vardır.

    Bu ayetin mensuh olup olmadığı konusunda bilginler ihtilaf etmişlerdir. Katâde ve İkrime: "Haram olan o aylar çıktığı zaman artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün" (Tevbe, 9/5) ve: "Bununla beraber müşrikler sizinle nasıl topluca savaşırlarsa, siz de onlarla topluca savaşın" (Tevbe, 9/36) ayetleriyle neshedüdiğini, Tevbe sûresinin, "Lâ ilahe illallah" deyinceye kadar, onlarla ya*pılan her türlü anlaşmayı neshettiğini söylemişlerdir, İbni Abbas ise bunu: "Bu sebeple gevşeklik göstermeyin, sizler üstün iken (onları) sulha davet etmeyin" (Muhammed, 47/35) ayetinin neshettiğini söylemiştir.

    Bir grup bilgin de, bu ayetin mensuh olmadığını, yarar görüldüğü zaman -devlet başkanı onlarla anlaşmayı uygun gördüğü zaman- barış yapılması emri*ni içine aldığını söylemiştir. O durumda, onlarla tam bir yıl barış yapılması ca*iz olmaz. Eğer müşrikler kuvvetli olursa, müslümanların onlarla on yıllık barış yapması caiz olur, daha fazlası caiz olmaz. Çünkü Resulullah (s.a.) Mekkeliler-le on yıllık anlaşma yaptı. Sonra onlar, süre dolmadan anlaşmayı bozdular.

    Müslümanlar, Ömer b. Hattab (r.a) ve ondan sonraki birçok devlet başkan*ları zamanında, acem ülkeleriyle öyle anlaşmalar yaptılar ki, onlardan alabil*diklerini aldılar ve -köklerini kazıma gücünde oldukları halde- sahip oldukları*nı da, yine onlara bıraktılar.

    Resulullah (s.a.) Hayberlilerle birtakım şartlarla anlaşma yaptı. Onlar bu anlaşmaları bozdular, o da onlarla barışı bozdu. Damri (Damra b. Bekr oğulla*rından), Ükeydir Duma (Ükeydir b. Abdilmelik, Kindeli, Dume: Dumetü'l -Cendel- Dımeşk'a yakın bir şehir) ve Necranhlarla barış yaptı. Kureyşle on yıl*lık barış anlaşması yaptı. Halifeler ve Sahabe de bu yolu izledi.

    Kısacası, İbni-Arabî'nin söylediği gibi, müslümanlar kuvvet, izzet ve güç sahibi olduğu zaman, barış yoktur. Eğer barışta müslümanların yaran varsa -bir yarar sağlayacak veya bir zararı uzaklaştıracaksa- o zaman barış yapmakta herhangi bir sakınca yoktur.

    Daha önce İbni Kesir"den naklolunduğu gibi, ayet mensuh olmadığı gibi, tahsis olunmuş da değildir. Bu ayetle, savaş emreden ayetler arasında bir çeliş*ki de yoktur. Savaş güçlü olunduğu zaman, barış ise müslümanların güçsüz, düşmanın kuvvetli olduğu, kuvvetlerimiz arasında denklik olmadığı zaman olur. Cassas da şöyle der: Peygamber (s.a.), Medine'ye geldiği zaman Nadir, Be-nû Kaynuka ve Kurayza gibi müşriklerle ve daha bazı müşrik kabilelerle and-laşma yaptı. Sonra Kureyş ile Hudeybiye andlaşmasmı yaptı. Bu andlaşmaya Kureyş, Resulullah (s.a.)'in anlaşma yaptığı Huzaa ile savaşıp bozuncaya ka*dar, sadık kaldı. Siyer ve gazve tarihçileri bu hususta ittifak halindedir. Bu, müslümanlar çoğalmadan önceydi. Müslümanlar çoğalınca, arap müşriklerden ya İslam'ı seçmeleri, ya da kılıca razı olmaları istendi. "O müşrikleri nerede bu*lursanız öldürün" (Tevbe, 9/5). Ehli Kitap'la da müslüman oluncaya, ya da ciz*ye verinceye kadar savaşılır: "Allah'a inanmayanlarla savaşınız." Barış emri, müşrikler eğilim duyduğu zaman gerçekleşir.

    İbnü'l-Arabi'nin de dediği gibi, müslümanların ihtiyaç halinde düşmana karşı harcamak üzere mal karşılığında barış yapmaları caizdir. Nitekim Pey*gamber (s.a.), Hendek savaşı sırasında, Medine hurmalıklarının yarısını ken*dine vermek üzere, Uyeyne b. Hısn ve diğer bazılarıyla anlaşma yaptı. Bunun üzerine Sa'd b. Muaz ile Sa'd b. Ubade, Peygamber (s.a.)'e: 'Bunu, Allah emret-tiyse uygula. Sana emredilmemiş bir şey ise, yani senin istek ve arzun ise yine başımız üstüne, bu husus sizin düşünce ve tedbiriniz midir, bize söyleyin" de*diler. Resulullah (s.a.): "O kendi görüşüm ve tedbirimdir. Çünkü ben Arapların size karşı bir yaydan ok attıklarını gördüm. Sizden onu bir müddet önlemek istedim" buyurdu. Sad b. Muaz ile Sad b. Ubâde de: "Biz kâfirken onlar bizden bir hurmaya bile tama göstermediler. Ancak satın aldılar, ya da misafirlikte kendilerine ikram ettiysek yediler. Allah bize, sizi nasip ettikten sonra mı? Onlara ancak kılıç veririz" dediler ve anlaşmanın yazılı olduğu sayfayı yırttı*lar.[128]

    "Eğer onlar seni aldatmak isterlerse..." ayeti, barış hükümlerinden birine işaret eder. O da şudur: Eğer onlar, aldatma yoluyla barış yaparlarsa, bunun kabul edilmesi gereklidir. Çünkü hüküm zahire göre verilir. Nitekim imanda da hüküm zahire göredir.

    "Onların kalplerini birleştirdi" ayeti, arapların birbirlerine müthiş zıtlık içindeki kalblerinin birleşmesi, Resulullah (s.a.)'in mucizelerindendir. Çünkü onlardan biri bir tokat atıyor, o yüzden, ondan intikam almak için savaş çıkı*yordu. Bir kimse babasını, kardeşini dini sebebiyle öldürecek hale geldiği bir sırada Allah, imanla onların aralarını kaynaştırdı.

    Allahü Teâlâ, peygamberini, müşriklerle barış yapması dolayısıyla iki hal*de (özel ve genel) desteklemektedir. Bu tekrar kabilinden değildir. Birinci ayet*te: "Eğer seni aldatmak isterlerse muhakkak ki Allah sana kâfidir' buyurulu-yor ki, bu özel bir haldir, aldatma halidir. Yani yüce Allah, Resulullah (s.a.'fe, düşmanların aldatmak istemesi halinde, yardım vaadetmiştir. İkinci ayette: "Ey peygamber! Sana Allah yeter" buyuruluyor ki, bu da genel bir haldir. Yani Allah, her halde sana yeter, sana yardım eder demektir. Ehl-i Sünnet: "Onların gönüllerine sevgi verip birleştirendir" ayetiyle, iman ve Peygamber (s.a.)'e uy*ma sebebiyle; kalp, inanç, irade ve kerametle ilgili bütün hallerin, Allahü Te-âlâ'nın yaratmasıyla olduğuna istidlal etmiştir" [129]

    Ayrıca bu ayet arapların, cahiliyye döneminde sürekli bir düşmanlık ve şiddetli bir savaş halinde olduklarına, birbirlerini öldürdüklerine, birbirlerine karşı baskın düzenlediklerine; Allah'a, peygamberine ve ahiret gününe inan*dıktan sonra bu düşmanlıkların kalkıp tam bir sevgi ve muhabbet hasıl oldu*ğuna işaret etmektedir.

    Şüphesiz Allahü Teâlâ yardımıyla, muhacir müminlerle peygamberini des*tekledi. Bu ayetde tek başına, insanları İslâm'a davet eden Peygamber (s.a.)'in bir başka mucizesi oldu.

    "Ey peygamber! Müminleri savaşa teşvik et" ayeti, müslümanlann yüksek, üstün bir ruhla, büyük bir kahramanlıkla, güzel bir sabır ve azimetle, hatta bir müslümanm ilk başta on düşmana karşı durması ki bilahare Allah bunu sadece iki kişiye karşı durması şeklinde hafifletti- gerektiğini göstermektedir.

    Daha önce geçen İbni Abbas'm sözü de buna delildir. Çünkü, düşmanın karşısında sebat etmek, müslümanlarm üzerine farzdır. Bu konuda herhangi bir seçim hakları yoktur. Artık onlara kendilerinin iki katı düşman karşısında yenilmeleri haram olur." Şimdi Allah zaafınız olduğunu bildiğinden, sizden ha*fifletti" ayeti, her ne kadar haber kipiyle gelmişse de, emir ifade etmektedir. Emir ise vücubu gerektirir. Çünkü hafifletme, haberde değil, emirde olur. Ha*fifletme olduğuna göre -Cassas'm da dediği gibi- müslümanlarm ilk önce mü*kellef tutuldukları şeyde nesh olmuştur. Gerçi onların tecrübeleri noksanlaş-mış, sabırları azalmış değildi. Fakat aralarına, anlayış ve niyetleri onlar gibi olmayan kimseler karışmıştı: "Zaafınız olduğunu bildiğinden" ayetiyle de onlar kasdolunmaktadır.[130]

    "Allah'ın izniyle" sözü, galibiyetin ancak Allah'ın izni ve iradesiyle olacağı*na, "Allah sabredenlerle beraberdir" sözü ise, Allah'ın sabredenleri destekledi*ğine ve onlara yardım ettiğine işaret etmektedir.

    "Çünkü onlar anlamaz bir topluluktur" sözü, müslümanlarla düşmanları*nın savaş anlayışları arasında birtakım farklar bulunduğuna, o farkların gali*biyet ve yardım sebebini açıkladığına işaret eder. Farklar şunlardır:

    1- Amaç bakımından: Allah'a ve tekrar dirilmeye inanmayanın amacı, dünya hayatından yararlanmak ve dünya mutluluğuna ulaşmaktır. Ona sarılır ve hırsla onu ister, ölümden korkar. Mümin ise, mutluluğun bu dünyada ta*mamlanmadığını, ancak ahirette tam olarak gerçekleşeceğine inanır. Dünya hayatına önem vermez, kuvvetli bir kalb ve sağlam bir azimle cihada atılır, düşman çok da olsa, ona karşı koyar.

    2- Vasıta bakımından: Kâfirler, kuvvet ve güçlerine dayanır, müslümanlar ise, dua ve yakarışla Rablerinden yardım isterler, yardım ve zafer de onların olur.

    3- Teşvik bakımından: Şüphesiz kâfirin kalbi Allah'ın nurundan, ona imandan, ilim ve marifetten uzaktır. Onun için, savaş sırasında korkak ve za*yıf olur. Müminin kalbi ise, Allah'ın nuruyla ve marifetiyle aydınlanır, onun için kalbi kuvvetlenir, ruhu kemale erer, tereddüt ve zaaf duymadan yüksek bir ruhla savaşa atılır. [131]


  7. 19.Aralık.2012, 00:25
    4
    Kırlangıç.
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Temmuz.2012
    Üye No: 96892
    Mesaj Sayısı: 584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6
    Yaş: 20
    Bulunduğu yer: Mümine zindan, kafire cennet.

    Cevap: Enfal Suresi 63. Ayet Hakkında Sorum Olacak

    Yazı biraz uzun olduğundan gözümden kaçmış olabilir ama sorumun net yanıtını alamadım


  8. 19.Aralık.2012, 00:25
    4
    Devamlı Üye
    Yazı biraz uzun olduğundan gözümden kaçmış olabilir ama sorumun net yanıtını alamadım


  9. 19.Aralık.2012, 00:40
    5
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Enfal Suresi 63. Ayet Hakkında Sorum Olacak

    Alıntı
    Enfal Suresi 63. Ayet Hakkında Sorum Olacak
    Bu ayet-i kerimenin insanlara birbirini sevdirmek gibi bir fazileti olduğu söyleniyor, doğru mudur? Bir de ben her duayı okumaktan korkarım açıkçası, büyüdür zararlıdır vs. vs. diye. Çünkü büyü insana her kötülüğün kapısını açar hem çok büyük günah. Bu bir Kur'an ayeti olduğu için okunmasında bir sakınca yoktur değil mi?
    Alıntı
    63- Ve onların gönüllerine sevgi verip birleştirendir. Sen yeryüzünde olan her şeyi toptan harcamış olsan, yine onların gönüllerini birleştiremezdin. Fakat Allah aralarını bulup kaynaştır*dı. Çünkü O, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.


    "Ve onların gönüllerine sevgi verip birleştirendir." Allah'ın Hz. Peygambe*re ve müminlere olan büyük nimeti, gönüllerini birleştirip millet birliğini sağ*laması nimeti hatırlatılıyor.

    Ehl-i Sünnet: "Onların gönüllerine sevgi verip birleştirendir" ayetiyle, iman ve Peygamber (s.a.)'e uy*ma sebebiyle; kalp, inanç, irade ve kerametle ilgili bütün hallerin, Allahü Te-âlâ'nın yaratmasıyla olduğuna istidlal etmiştir" [129]

    Ayrıca bu ayet arapların, cahiliyye döneminde sürekli bir düşmanlık ve şiddetli bir savaş halinde olduklarına, birbirlerini öldürdüklerine, birbirlerine karşı baskın düzenlediklerine; Allah'a, peygamberine ve ahiret gününe inan*dıktan sonra bu düşmanlıkların kalkıp tam bir sevgi ve muhabbet hasıl oldu*ğuna işaret etmektedir.
    ENFAL SÜRESİ 63. AYETİN MEAL VE TEFSİRİ

    MEAL:
    Onların kainlerinin arasını birleştiren de O'dur. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah, onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.
    _______________
    KISACA TEFSİR:
    Aralarında kin ve düşmanlık bulunmasına rağmen Allah onların kalplerinin arasını birleştirdi ve onlara düşmanlık yerine sev­gi ve birbirlerinden uzaklaşman yerine yakınlık nasip etti. Kurtubî şöyle der: Araplardaki aşırı asabiyyete rağmen onların kalplerinin birleştirilmesi Peygamber (s.a.v)'in mucizelerindendir. Zira onlardan birine bir tokat vuru­lursa onun için savaş ilan ederdi. Onlar Allah'ın mahlukatınm en ga­zaplıları idiler. Allah, iman sayesinde onların aralarını birleştirdi. Hatta kişi din sebebiyle babası ve kardeşiyle savaştı.
    Onların aralarım bulmak için yeryüzünde bulunan malların tümünü harcasaydın onların kalplerini birleştirmeye ve birbirlerini sev­dirmeye gücün yetmezdi, Fakat yüce Allah üstün kudretiyle
    onları birleştirdi ve onları birleşmeye muvaffak kıldı. Zira o kalplerin sa­hibidir. Onları dilediği gibi çevirir. Şüphesiz Allah, işine gücü yetendir, hikmetsiz hiçbir şey yapmaz.



  10. 19.Aralık.2012, 00:40
    5
    Moderatör
    Alıntı
    Enfal Suresi 63. Ayet Hakkında Sorum Olacak
    Bu ayet-i kerimenin insanlara birbirini sevdirmek gibi bir fazileti olduğu söyleniyor, doğru mudur? Bir de ben her duayı okumaktan korkarım açıkçası, büyüdür zararlıdır vs. vs. diye. Çünkü büyü insana her kötülüğün kapısını açar hem çok büyük günah. Bu bir Kur'an ayeti olduğu için okunmasında bir sakınca yoktur değil mi?
    Alıntı
    63- Ve onların gönüllerine sevgi verip birleştirendir. Sen yeryüzünde olan her şeyi toptan harcamış olsan, yine onların gönüllerini birleştiremezdin. Fakat Allah aralarını bulup kaynaştır*dı. Çünkü O, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.


    "Ve onların gönüllerine sevgi verip birleştirendir." Allah'ın Hz. Peygambe*re ve müminlere olan büyük nimeti, gönüllerini birleştirip millet birliğini sağ*laması nimeti hatırlatılıyor.

    Ehl-i Sünnet: "Onların gönüllerine sevgi verip birleştirendir" ayetiyle, iman ve Peygamber (s.a.)'e uy*ma sebebiyle; kalp, inanç, irade ve kerametle ilgili bütün hallerin, Allahü Te-âlâ'nın yaratmasıyla olduğuna istidlal etmiştir" [129]

    Ayrıca bu ayet arapların, cahiliyye döneminde sürekli bir düşmanlık ve şiddetli bir savaş halinde olduklarına, birbirlerini öldürdüklerine, birbirlerine karşı baskın düzenlediklerine; Allah'a, peygamberine ve ahiret gününe inan*dıktan sonra bu düşmanlıkların kalkıp tam bir sevgi ve muhabbet hasıl oldu*ğuna işaret etmektedir.
    ENFAL SÜRESİ 63. AYETİN MEAL VE TEFSİRİ

    MEAL:
    Onların kainlerinin arasını birleştiren de O'dur. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah, onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.
    _______________
    KISACA TEFSİR:
    Aralarında kin ve düşmanlık bulunmasına rağmen Allah onların kalplerinin arasını birleştirdi ve onlara düşmanlık yerine sev­gi ve birbirlerinden uzaklaşman yerine yakınlık nasip etti. Kurtubî şöyle der: Araplardaki aşırı asabiyyete rağmen onların kalplerinin birleştirilmesi Peygamber (s.a.v)'in mucizelerindendir. Zira onlardan birine bir tokat vuru­lursa onun için savaş ilan ederdi. Onlar Allah'ın mahlukatınm en ga­zaplıları idiler. Allah, iman sayesinde onların aralarını birleştirdi. Hatta kişi din sebebiyle babası ve kardeşiyle savaştı.
    Onların aralarım bulmak için yeryüzünde bulunan malların tümünü harcasaydın onların kalplerini birleştirmeye ve birbirlerini sev­dirmeye gücün yetmezdi, Fakat yüce Allah üstün kudretiyle
    onları birleştirdi ve onları birleşmeye muvaffak kıldı. Zira o kalplerin sa­hibidir. Onları dilediği gibi çevirir. Şüphesiz Allah, işine gücü yetendir, hikmetsiz hiçbir şey yapmaz.



  11. 19.Aralık.2012, 03:37
    6
    ELHAMDULİLLAH
    İnşaAllah Devamlı Üye.

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Eylül.2012
    Üye No: 97696
    Mesaj Sayısı: 454
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Enfal Suresi 63. Ayet Hakkında Sorum Olacak

    Enfal Suresi 63. Ayet-i Kerime

    Diyanet İşleri : (62-63) Eğer seni aldatmak isterlerse bilmiş ol ki sana yetecek Allah’tır. O, seni bizzat kendi yardımıyla ve mü’minlerle destekleyen ve onların kalplerini uzlaştırandır. Şayet yeryüzündeki şeyleri tümüyle harcasaydın, sen onların kalplerini uzlaştıramazdın. Fakat, Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Eğer seni aldatmak isterlerse bilmiş ol ki; SANA YETECEK ALLAH'tır.

    Eğer seni aldatmak isterlerse;

    Kim....???

    Müşrikler.

    Onların seni aldatmaya güçleri yetmez. Zira.....

    A'raf Suresi 88. Ayet-i Kerime

    Diyanet İşleri : Hani kâfirler seni tutuklamak veya öldürmek, ya da (Mekke’den) çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kuruyorlar. Allah da tuzak kuruyordu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.

    Onların, küffarın kurduğu tuzak şer, onlara mukabil, onların tuzaklarına karşı kurulan ise Allah'tandır ve en hayırlısıdır.

    SANA YETECEK ALLAH'dır. O hüküm ve hikmet sahibidir. Ey Peygamber(S.A.V.) gönlünü ferah tut. Allah sana yeter.

    O, seni bizzat kendi yardımıyla ve mü’minlerle destekleyen ve onların kalplerini uzlaştırandır.

    O Allah ki; Seni BİZZAT KENDİ YARDIMIYLA destekledi..... Ondan başka hiç bir şeye ihtiyacın yok iken, seni MÜMİN'lerle'de destekledi. Ki; O MÜMİN'ler sana Allah'ın zahiren yardımı olarak verildi. Onların kalpleri RAB'binin emri için çarpar ve Onlar MÜMİN olmaları hasebiyle KARDEŞ'tirler. Onlarda ayrılık gayrılık olmaz. RAB'bi Onların kalbini İSLAM ile yakınlaştırdı, Manen pekiştirdi ve onlar UZLAŞI İÇİNDEDİRLER.... Sana tam ve kesin bir itaat içerisindedirler. Onlar seçtikleri ve tabi oldukları din üzeredirler.

    Şayet yeryüzündeki şeyleri tümüyle harcasaydın, sen onların kalplerini uzlaştıramazdın.

    Maddeten birbirine bağlı olan insanlar topluluğuna karşı, MANEN birbirlerine bağlı olan MÜMİN'ler topluluğu ile teçhiz edildin. Bir tarafta ölümü hiç temenni etmeyecek bir güruh, diğer tarafta ŞEHİD olmak için emrini bekleyen ve ŞERBET içer gibi ŞEHİD'liğe koşan MÜMİN'ler. Şayet bu bağlılığı temin etmek için onların yaptıkları gibi servetler harcasaydın, ŞEHİD olmak için emrini bekleyen BİR TEK MÜMİN'in vasfında birine ulaşamazdın.

    Fakat, Allah onların arasını uzlaştırdı.

    Zira kafirlerin kalpleri dağınık ve huzursuzdurlar. Oysa ki; MÜMİN'lerin kalpleri MUTMAİN ve seni CAN'larından daha yakin severler.

    Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Şüphesiz Allah-u Taala MUTLAK GÜÇ SAHİBİ'dir. Batınen ve Zahir, Zahiren ve Zahir, Zahiren ve batın, Batınen ve Batın.

    O'nun hükmü, MUTLAK HİKMET'e vasıl olandır. O HİKMET'inde sahibidir. O Hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

    SURET-İ KAT'iyede Kur'an-ı Kerim'de NESH yoktur. Olduğunu ima edenler veya olduğunu söyleyenler, hikmetini bilmedikleri hükümlerden dolayı Ayet-i Kerimeyi inkara dolayısıyla şirk'e kadar uzanırlar.

    NESH olduğu söylenen Ayet-i Kerimeye bakalım.

    Diyanet İşleri : Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir.

    Ey Peygamber(S.A.V.) MÜMİN'leri savaşa teşvik et. Müslüman'lar tabiri yok burada, MÜMİN'ler var. Kalbi MUTMAİN olmuş olanlar. Bir sonraki durağın RAB'lerinin RIZASI olduğu bilincinde olanlar.

    Eğer içinizden SABIRLI YİRMİ KİŞİ bulunursa..... Küffardan İKİYÜZ KİŞİ'ye galip gelirler. İMANLI MÜMİN ile KAFİR arasındaki fark işte bu. YÜZ KİŞİ'ye ise BİN KİŞİ....

    BİR KİŞİYE ON KİŞİ.....

    Daha sonrasında....

    Diyanet İşleri : Şimdi ise, Allah yükünüzü hafifletti ve sizde muhakkak bir zaaf olduğunu bildi. Eğer içinizde sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) bin kişi olursa, Allah’ın izniyle iki bin kişiye galip gelirler. Allah, sabredenlerle beraberdir.

    Sizin yani MÜMİN'lerin, yani SABIRLA ALLAH'dan YARDIM dileyenlerin gerçek gücü BİRE ON'dur. Bu sizin çekebileceğiniz bir yüktür. Allahu Taala çekemeyeceğiniz yükü size yüklemez.

    Sizin zaafınız çokluğunuzdan meydana gelir. Allahu Taala bu zaafınızı çok iyi bilendir. Yoksa İMANEN SİZ BİRE ON'u çok rahat halledersiniz. Ancak Allahu Taala sizin bu yükünüzüde hafifletti. Savaşmak için BİRE ON'u göze alabilirsiniz. Ancak emrolunduğunuz BİRE ON değil, BİRE İKİ'dir. Bu da size ALLAHU TAALA'nın İZNİ ve SABRINIZIN MÜKAFATI olarak verilendir. Zira ALLAHU TAALA SABREDENLERLE BERABERDİR.

    Bu Ayet-i Kerime'ler arasında NESH YOKTUR.

    MÜMİN'in gerçek gücü BİRE ON iken, RAB'binden bir ikram ile BİRE İKİ ile emrolunduğu gerçeğidir. Asgari ve Azami hadlerdir.

    Allah Muhafaza, ne bu ayetlerde nede başka ayetlerde NESH YOKTUR. NESH KİTAB-I MUBİN'in KALBİNE sokulmak istenen ŞER'in ta kendisidir.

    Biz müslümanlar olarak bu şer'i mutlak surette men ve red ederiz.

    G E L E L İ M S O R U N U Z A.

    Alıntı
    Bu bir Kur'an ayeti olduğu için okunmasında bir sakınca yoktur değil mi?


    Bu bir Kur'an Ayeti olduğu için okunmasında hiç bir sakınca yoktur. Allah Kelamıdır, Okuyup İnşaAllah manasınıda anlamaya çalışılmalıdır. Zira o muhteşem bir öğüttür. Zira O Alim Olan RAB'bin, içerisinde YAŞ VE KURU HER NE Kİ VAR ONDADIR dediğidir. O bizim şerefimizdir. Size şerefinizi verdik diyor RAB'bim. Hiç İNSAN şerefinden uzak dururmu.....????

    Bir hatim, her türlü büyüyü bozar..... Zira geçmişte cahiliye dönemimizde bizde merak içerisindeydik. Büyü nasıl yapılır diye.

    Sonra gördükki ŞEYTAN PİSLİĞİ lanetli bir şey..... Ayet-i Kerimeleri tersten yazıp, NECİS OLANA BATIRIP, Rab'binin Rahmetini ortadan kaldırmaya çalışıp, ŞEYTAN'a KUL olduktan sonra, kokmasın diye üzerine biraz esans döküp, sarıyorlar poşetlere ve kılıfında müslümana veriyorlar. O'da ondan medet umuyor. RAB'bim muhafaza eylesin o yüzlerinden nur kaldırılmış ŞEYTAN'a KUL OLANLARDAN'ndan

    Yazı uzadıkça uzadı İnşaAllah bu kadarla iktifa edelim.

    RAB'bim kendine KUL, HABİBİ'ne ÜMMET olmayı amaç edinenlerden eylesin cümlemizi. Amin.


  12. 19.Aralık.2012, 03:37
    6
    İnşaAllah Devamlı Üye.
    Enfal Suresi 63. Ayet-i Kerime

    Diyanet İşleri : (62-63) Eğer seni aldatmak isterlerse bilmiş ol ki sana yetecek Allah’tır. O, seni bizzat kendi yardımıyla ve mü’minlerle destekleyen ve onların kalplerini uzlaştırandır. Şayet yeryüzündeki şeyleri tümüyle harcasaydın, sen onların kalplerini uzlaştıramazdın. Fakat, Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Eğer seni aldatmak isterlerse bilmiş ol ki; SANA YETECEK ALLAH'tır.

    Eğer seni aldatmak isterlerse;

    Kim....???

    Müşrikler.

    Onların seni aldatmaya güçleri yetmez. Zira.....

    A'raf Suresi 88. Ayet-i Kerime

    Diyanet İşleri : Hani kâfirler seni tutuklamak veya öldürmek, ya da (Mekke’den) çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kuruyorlar. Allah da tuzak kuruyordu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.

    Onların, küffarın kurduğu tuzak şer, onlara mukabil, onların tuzaklarına karşı kurulan ise Allah'tandır ve en hayırlısıdır.

    SANA YETECEK ALLAH'dır. O hüküm ve hikmet sahibidir. Ey Peygamber(S.A.V.) gönlünü ferah tut. Allah sana yeter.

    O, seni bizzat kendi yardımıyla ve mü’minlerle destekleyen ve onların kalplerini uzlaştırandır.

    O Allah ki; Seni BİZZAT KENDİ YARDIMIYLA destekledi..... Ondan başka hiç bir şeye ihtiyacın yok iken, seni MÜMİN'lerle'de destekledi. Ki; O MÜMİN'ler sana Allah'ın zahiren yardımı olarak verildi. Onların kalpleri RAB'binin emri için çarpar ve Onlar MÜMİN olmaları hasebiyle KARDEŞ'tirler. Onlarda ayrılık gayrılık olmaz. RAB'bi Onların kalbini İSLAM ile yakınlaştırdı, Manen pekiştirdi ve onlar UZLAŞI İÇİNDEDİRLER.... Sana tam ve kesin bir itaat içerisindedirler. Onlar seçtikleri ve tabi oldukları din üzeredirler.

    Şayet yeryüzündeki şeyleri tümüyle harcasaydın, sen onların kalplerini uzlaştıramazdın.

    Maddeten birbirine bağlı olan insanlar topluluğuna karşı, MANEN birbirlerine bağlı olan MÜMİN'ler topluluğu ile teçhiz edildin. Bir tarafta ölümü hiç temenni etmeyecek bir güruh, diğer tarafta ŞEHİD olmak için emrini bekleyen ve ŞERBET içer gibi ŞEHİD'liğe koşan MÜMİN'ler. Şayet bu bağlılığı temin etmek için onların yaptıkları gibi servetler harcasaydın, ŞEHİD olmak için emrini bekleyen BİR TEK MÜMİN'in vasfında birine ulaşamazdın.

    Fakat, Allah onların arasını uzlaştırdı.

    Zira kafirlerin kalpleri dağınık ve huzursuzdurlar. Oysa ki; MÜMİN'lerin kalpleri MUTMAİN ve seni CAN'larından daha yakin severler.

    Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Şüphesiz Allah-u Taala MUTLAK GÜÇ SAHİBİ'dir. Batınen ve Zahir, Zahiren ve Zahir, Zahiren ve batın, Batınen ve Batın.

    O'nun hükmü, MUTLAK HİKMET'e vasıl olandır. O HİKMET'inde sahibidir. O Hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

    SURET-İ KAT'iyede Kur'an-ı Kerim'de NESH yoktur. Olduğunu ima edenler veya olduğunu söyleyenler, hikmetini bilmedikleri hükümlerden dolayı Ayet-i Kerimeyi inkara dolayısıyla şirk'e kadar uzanırlar.

    NESH olduğu söylenen Ayet-i Kerimeye bakalım.

    Diyanet İşleri : Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir.

    Ey Peygamber(S.A.V.) MÜMİN'leri savaşa teşvik et. Müslüman'lar tabiri yok burada, MÜMİN'ler var. Kalbi MUTMAİN olmuş olanlar. Bir sonraki durağın RAB'lerinin RIZASI olduğu bilincinde olanlar.

    Eğer içinizden SABIRLI YİRMİ KİŞİ bulunursa..... Küffardan İKİYÜZ KİŞİ'ye galip gelirler. İMANLI MÜMİN ile KAFİR arasındaki fark işte bu. YÜZ KİŞİ'ye ise BİN KİŞİ....

    BİR KİŞİYE ON KİŞİ.....

    Daha sonrasında....

    Diyanet İşleri : Şimdi ise, Allah yükünüzü hafifletti ve sizde muhakkak bir zaaf olduğunu bildi. Eğer içinizde sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) bin kişi olursa, Allah’ın izniyle iki bin kişiye galip gelirler. Allah, sabredenlerle beraberdir.

    Sizin yani MÜMİN'lerin, yani SABIRLA ALLAH'dan YARDIM dileyenlerin gerçek gücü BİRE ON'dur. Bu sizin çekebileceğiniz bir yüktür. Allahu Taala çekemeyeceğiniz yükü size yüklemez.

    Sizin zaafınız çokluğunuzdan meydana gelir. Allahu Taala bu zaafınızı çok iyi bilendir. Yoksa İMANEN SİZ BİRE ON'u çok rahat halledersiniz. Ancak Allahu Taala sizin bu yükünüzüde hafifletti. Savaşmak için BİRE ON'u göze alabilirsiniz. Ancak emrolunduğunuz BİRE ON değil, BİRE İKİ'dir. Bu da size ALLAHU TAALA'nın İZNİ ve SABRINIZIN MÜKAFATI olarak verilendir. Zira ALLAHU TAALA SABREDENLERLE BERABERDİR.

    Bu Ayet-i Kerime'ler arasında NESH YOKTUR.

    MÜMİN'in gerçek gücü BİRE ON iken, RAB'binden bir ikram ile BİRE İKİ ile emrolunduğu gerçeğidir. Asgari ve Azami hadlerdir.

    Allah Muhafaza, ne bu ayetlerde nede başka ayetlerde NESH YOKTUR. NESH KİTAB-I MUBİN'in KALBİNE sokulmak istenen ŞER'in ta kendisidir.

    Biz müslümanlar olarak bu şer'i mutlak surette men ve red ederiz.

    G E L E L İ M S O R U N U Z A.

    Alıntı
    Bu bir Kur'an ayeti olduğu için okunmasında bir sakınca yoktur değil mi?


    Bu bir Kur'an Ayeti olduğu için okunmasında hiç bir sakınca yoktur. Allah Kelamıdır, Okuyup İnşaAllah manasınıda anlamaya çalışılmalıdır. Zira o muhteşem bir öğüttür. Zira O Alim Olan RAB'bin, içerisinde YAŞ VE KURU HER NE Kİ VAR ONDADIR dediğidir. O bizim şerefimizdir. Size şerefinizi verdik diyor RAB'bim. Hiç İNSAN şerefinden uzak dururmu.....????

    Bir hatim, her türlü büyüyü bozar..... Zira geçmişte cahiliye dönemimizde bizde merak içerisindeydik. Büyü nasıl yapılır diye.

    Sonra gördükki ŞEYTAN PİSLİĞİ lanetli bir şey..... Ayet-i Kerimeleri tersten yazıp, NECİS OLANA BATIRIP, Rab'binin Rahmetini ortadan kaldırmaya çalışıp, ŞEYTAN'a KUL olduktan sonra, kokmasın diye üzerine biraz esans döküp, sarıyorlar poşetlere ve kılıfında müslümana veriyorlar. O'da ondan medet umuyor. RAB'bim muhafaza eylesin o yüzlerinden nur kaldırılmış ŞEYTAN'a KUL OLANLARDAN'ndan

    Yazı uzadıkça uzadı İnşaAllah bu kadarla iktifa edelim.

    RAB'bim kendine KUL, HABİBİ'ne ÜMMET olmayı amaç edinenlerden eylesin cümlemizi. Amin.





+ Yorum Gönder