Konusunu Oylayın.: Kün Fe Yekün

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kün Fe Yekün
  1. 02.Aralık.2012, 05:11
    1
    r1dv4n06
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Şubat.2012
    Üye No: 94337
    Mesaj Sayısı: 157
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 22
    Bulunduğu yer: Ankara

    Kün Fe Yekün






    Kün Fe Yekün Mumsema Andolsun biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. Bize hiçbir yorgunluk çökmedi. [KAF SURESİ-38] Ayeti Var ALLAH (c.c) Bir Şeye Ol Deyince Oluyor Niçin 6 Günde Yarrattı ? Bir şeyi dilediği zaman, O'nun buyruğu sadece, o şeye 'Ol' demektir, hemen olur. (Kun Fe Yekun) . ALLAH RAZI OLSUN SELAM VE DUA İLE.


  2. 02.Aralık.2012, 05:11
    1
    r1dv4n06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Andolsun biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. Bize hiçbir yorgunluk çökmedi. [KAF SURESİ-38] Ayeti Var ALLAH (c.c) Bir Şeye Ol Deyince Oluyor Niçin 6 Günde Yarrattı ? Bir şeyi dilediği zaman, O'nun buyruğu sadece, o şeye 'Ol' demektir, hemen olur. (Kun Fe Yekun) . ALLAH RAZI OLSUN SELAM VE DUA İLE.


    Benzer Konular

    - Kulhüvallahü ehad Allahüs samed lemyelid velem yuled ve lem yekün lehü küfüven ehad

  3. 02.Aralık.2012, 09:58
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,586
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Kün Fe Yekün




    Geniş bilgi iki konumuz var için tıklayın:


    Allah yeri ve göğü altı (6) günde yarattı ayetin nüzul sebebi

    Allah Yerleri ve Gökleri Altı Günde Yarattığını Söylüyor, açıklarmısınız


    ________________________________


    Ayetin Tefsiri

    Yeniden Dirilişi İnkâr Edenlerin Tehdit Edilmesi, Bunun Bir Defa Daha Onlara İspat Edilmesi Ve Rasulullah (S.A.)'e Yöneltilen Bazı Emirler:


    36- Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik ki onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Diyar diyar dolaşıp (sığınacak) delikler aramışlardı.Fakat kaÇmava bir care var mıydı?

    37- Şüphesiz bunda aklı olan yahut hazır bulunup dinleyen kimseler elbette bir öğût vardır

    38- Andolsun ki biz gökleri, yeryü- zünü ve iki arasında bulunan şeyle*ri altı günde yarattık. Bize hiçbir

    doğuşundan ve batışından önce teşbih et.


    40. Gecenin bir kısmında da onu tesbihet' Secdelerin akabindede-

    41-Nida edenin yakın bir yerden kulak ver

    42- O gün gerçek sayhayı (insanlar) işiteceklerdir. İşte bu kabirden çı-kış günüdür.

    43- Şüphesiz sadece biz diriltiriz ve biz öldürürüz. Hem de dönüş ancak bizedir.

    44- O gün hepsinin süratle çıkması için toprak üzerlerinden yarılıp açılacak*tır. İşte bu bize göre kolay olan bir haşirdir.

    45- Biz onların neler söylediklerini çok iyi bilmekteyiz. Onlara karşı bir zorba değilsin sen! O halde benim tehditimden korkacaklara Kur'an ile öğüt ver.



    Kelime ve ibareler:


    "Biz onlardan önce" yani senin kavmin olan Kureyş kâfirlerinden önce "nice nesilleri" ayetteki "karn", insan topluluğu veya nesli manasına gelmektedir. Yani Kureyş kâfirlerinden önce birçok kâfir milletleri, nesilleri ve toplulukları helak ettik "ki onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler." Ad ve Semud bunlardandır, "diyar diyar dolaşıp delikler aramışlardı." nzık ve kazanç araştırmak için yeryüzünde gezip dolaştılar ve araştırmada bulun*dular. "Fakat kaçmaya bir çare var mıydı?" Allah'tan yahut ölümden kaça*bilecekleri bir yer var mıydı?

    "Şüphesiz bunda aklı olan" yani hakikatleri düşünüp kavrayabilecek bir akla sahip olan " yahut hazır bulunup" manaları anlamak için dikkati*ni vererek "dinleyen" nasihate kulak veren "kimseler için" bu surede zikre*dilenlerde "elbette bir öğüt" nasihat ve ibret "vardır." Burada "kalp" keli*mesinin nekre getirilmesi her kalbin düşünmediğine, tefekkür etmediğine işaret etmek içindir.

    "Andolsun ki biz... altı günde yarattık" Pazar günü başlamış, Cuma günü son bulmuştur. "Bize hiçbir yorgunluk da dokunmamıştır." Burada Allah'ın alemi yaratmaya pazar günü başlayıp cuma günü bunu bitirdiğini cumartesi günü de istirahat edip arşın üzerine yattığını ileri süren Yahudi*lerin düşüncesi reddedilmiştir. Şöyle ki Allah yaratılmış olan varlıkların sahip olduğu sıfatlardan münezzehtir. O yorgunluğa maruz kalmaz ki din*lensin. O bir şeyin olmasını dilediğinde ona "ol" der o da hemen oluverir.

    "Ne derlerse sen sabret" yani ey peygamber! Onların öldükten sonra di*rilmeyi inkâra dair söyledikleri sözlerine sabret. Zira hiç yorulmadan ale*mi yaratmaya gücü yeten zat o kâfirleri diriltmeye ve onlardan intikam al*maya da kadirdir. Aynı şekilde Yahudiler ve benzerlerinin yaratıcıyı yara*tıklara benzetmek, seni yalanlamak ve Allah'ı inkâr etmek için söyledikleri sözlere de sabret.

    "Rabbini güneşin doğuşundan ve batışından evvel" yani sabah, öğlen ve ikindi namazlarında "teşbih et." hamdederek ve şükrederek Allah'a aciz*likten ve her türlü noksanlıktan tenzih et.

    "Gecenin bir kısmında" yani akşam ve yatsı namazlarını kıl "ve secde*lerin akabinde" namazların peşinden "de O'nu teşbih et." Burada geçen "ed-bar" kelimesi "idbar" şeklinde de okunmuştur. Buna göre mana şöyledir: Farz namazların peşinden nafile sünnetleri de kıl. Bu vakitlerde yapılması maruf olan tesbihatı hamd ile beraber yap.

    "Nida edenin yakın bir yerden" Zemahşeri'nin ifadesine göre İsrafil Beytül-Makdis'in bir taşından[37] nida edecektir. Orası yeryüzünün gökyü*züne en yakın olduğu ve yeryüzünün tam ortasıdır. Yahut nidasının herke*se eşit bir şekilde ulaşabileceği insanların yerleşim bölgelerine en yakın yerlerdendir, "çağıracağı güne kulak ver." Ey muhatap! Kıyametin ahvaline dair sana verilen haberlere kulak ver. Bu ayette haber verilen şeyin büyük*lüğü ve korkunçluğu ifade edilmiştir.

    Bu ayette ifade edilen çağına İsrafil (a.s.)'dir. İsrafil "Ey çürümüş ke*mikler, parça parça olmuş mafsallar, dağılmış etler! Allah Tealâ son hük*münü vermek için bir araya gelmenizi emrediyor." diye nida edecektir.

    "İşte o gün gerçek sayhayı" yani yeniden diriliş ve yapılan amellerin karşılığının verilmesi için toplanmaya dair İsrafil'in ikinci nefhasını "işite*cekler" yani bunu bütün mahlukât duyacaktır. "İşte bu kabirden çıkış günü*dür. " İşte nida edilip de bunun herkes tarafından duyulduğu gün kabirden çıkış günü olacaktır.

    "Dönüş de" yani yapılan amellerin ahirette karşılığının verilmesi için dönüş "ancak bizedir."

    "İşte bu bize göre kolay olan bir haşirdir." Bu diriltme ve toplama bize göre çok kolaydır. Hesaba çekmek için bir araya getirme ancak alim ve ka*dir olan bir zat için kolay olur. Kaldı ki Allah Tealâ onları daha önce de, ilk olarak yaratmıştır. Nitekim Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: "Sizin yaratıl*manız ve tekrar diriltilmeniz sadece bir kişinin yaratılması gibi (kolaydır.)" (Lokman, 31/28).

    "Biz onların" yani Kureyş kâfirlerinin "neler söylediklerini çok iyi bil*mekteyiz." Bu ayet ile Rasulullah (s.a.) teselli edilirken Kureyş kâfirleri de tehdit edilmiştir. "Sen onlara karşı zorba değilsin." Yani sen onları imana zorlayacak ve onlar hakkında istediğini yapacak bir diktatör değilsin. Sen sadece bir davetçisin. "O halde benim tehdidimden korkacaklara Kur'an ile öğüt ver." ki onlar müminlerdir. Çünkü Kur'an'dan başkaları değil sadece müminler faydalanabilir. [38]



    Nüzul Sebebi:


    "Andolsun ki biz gökleri, yeryüzünü ve bu ikisi arasındakileri altı gün*de yarattık." ayetinin (38. ayet) nüzul sebebiyle ilgili olarak Hakim sahih olduğunu söyleyerek İbni Abbas'tan şöyle .rivayet etmiştir: Yahudiler Rasu*lullah (s.a.)'a gelip ona göklerin ve yerin yaratılmasını sordular. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Allah Tealâ yeryüzünü pazar ve pazartesi günleri yaratmıştır. Salı günü dağları ve dağlardaki faydalı şeyleri, çarşamba günü ağaçları, suyu, şehirleri, medeniyetleri ve harebele-ri perşembe günü ise gökyüzünü yaratmıştır. Cuma günü yıldızlan, güneşi ve ayı yaratmış geriye son üç vakit kalmıştır.

    Birinci vakitte ölümlü olan mahlukların ölünceye kadarki ecellerini takdir etmiş, ikinci vakitte insanların istifade edeceği her şeyden afeti kal*dırmış, üçüncü vakitte ise Adem (a.s.) yaratıp, onu cennete koymuş ve şeytana ona secde etmesini emretmiş, en son vakitte de onu cennetten çıkar*mıştır."

    Yahudiler "Sonra ne oldu, ya Muhammed!" deyince Rasulullah (s.a.s) "Sonra Allah arşa istiva etmiştir." (Arşı kuşatmıştır) buyurdu. Yahudiler "Doğru söyledin, ama tamamını söyleseydin ya! Sonra da Allah dinlenmiş*tir." demeleri üzerine Rasulullah (s.a.) buna çok kızdı. Bunun üzerine "Andolsun ki gökleri, yeri ve bu ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. Bize yorgunluk da dokunmadı." ayeti nazil olmuştur.

    Hasen ve Katade şöyle demişlerdir: Yahudiler Allah mahlûkatı altı günde yaratmış yedinci günde dinlenmiştir deyince Allah Tealâ söz konusu ayeti indirmiştir. Bu yedinci gün cumartesi günüdür. Yahudiler bu günü dinlenme günü diye isimlendirmektedir.

    İbni Cerir İbni Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ashab "Ya Rasulallah! Bize korku ve haşyet verecek şeyler söyleseydiniz ya!" dedikle*rinde "Benim tehdidimden korkacaklara Kur'anla öğüt ver." ayeti (45. ayet) nazil olmuştur. [39]





  4. 02.Aralık.2012, 09:58
    2
    Moderatör



    Geniş bilgi iki konumuz var için tıklayın:


    Allah yeri ve göğü altı (6) günde yarattı ayetin nüzul sebebi

    Allah Yerleri ve Gökleri Altı Günde Yarattığını Söylüyor, açıklarmısınız


    ________________________________


    Ayetin Tefsiri

    Yeniden Dirilişi İnkâr Edenlerin Tehdit Edilmesi, Bunun Bir Defa Daha Onlara İspat Edilmesi Ve Rasulullah (S.A.)'e Yöneltilen Bazı Emirler:


    36- Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik ki onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Diyar diyar dolaşıp (sığınacak) delikler aramışlardı.Fakat kaÇmava bir care var mıydı?

    37- Şüphesiz bunda aklı olan yahut hazır bulunup dinleyen kimseler elbette bir öğût vardır

    38- Andolsun ki biz gökleri, yeryü- zünü ve iki arasında bulunan şeyle*ri altı günde yarattık. Bize hiçbir

    doğuşundan ve batışından önce teşbih et.


    40. Gecenin bir kısmında da onu tesbihet' Secdelerin akabindede-

    41-Nida edenin yakın bir yerden kulak ver

    42- O gün gerçek sayhayı (insanlar) işiteceklerdir. İşte bu kabirden çı-kış günüdür.

    43- Şüphesiz sadece biz diriltiriz ve biz öldürürüz. Hem de dönüş ancak bizedir.

    44- O gün hepsinin süratle çıkması için toprak üzerlerinden yarılıp açılacak*tır. İşte bu bize göre kolay olan bir haşirdir.

    45- Biz onların neler söylediklerini çok iyi bilmekteyiz. Onlara karşı bir zorba değilsin sen! O halde benim tehditimden korkacaklara Kur'an ile öğüt ver.



    Kelime ve ibareler:


    "Biz onlardan önce" yani senin kavmin olan Kureyş kâfirlerinden önce "nice nesilleri" ayetteki "karn", insan topluluğu veya nesli manasına gelmektedir. Yani Kureyş kâfirlerinden önce birçok kâfir milletleri, nesilleri ve toplulukları helak ettik "ki onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler." Ad ve Semud bunlardandır, "diyar diyar dolaşıp delikler aramışlardı." nzık ve kazanç araştırmak için yeryüzünde gezip dolaştılar ve araştırmada bulun*dular. "Fakat kaçmaya bir çare var mıydı?" Allah'tan yahut ölümden kaça*bilecekleri bir yer var mıydı?

    "Şüphesiz bunda aklı olan" yani hakikatleri düşünüp kavrayabilecek bir akla sahip olan " yahut hazır bulunup" manaları anlamak için dikkati*ni vererek "dinleyen" nasihate kulak veren "kimseler için" bu surede zikre*dilenlerde "elbette bir öğüt" nasihat ve ibret "vardır." Burada "kalp" keli*mesinin nekre getirilmesi her kalbin düşünmediğine, tefekkür etmediğine işaret etmek içindir.

    "Andolsun ki biz... altı günde yarattık" Pazar günü başlamış, Cuma günü son bulmuştur. "Bize hiçbir yorgunluk da dokunmamıştır." Burada Allah'ın alemi yaratmaya pazar günü başlayıp cuma günü bunu bitirdiğini cumartesi günü de istirahat edip arşın üzerine yattığını ileri süren Yahudi*lerin düşüncesi reddedilmiştir. Şöyle ki Allah yaratılmış olan varlıkların sahip olduğu sıfatlardan münezzehtir. O yorgunluğa maruz kalmaz ki din*lensin. O bir şeyin olmasını dilediğinde ona "ol" der o da hemen oluverir.

    "Ne derlerse sen sabret" yani ey peygamber! Onların öldükten sonra di*rilmeyi inkâra dair söyledikleri sözlerine sabret. Zira hiç yorulmadan ale*mi yaratmaya gücü yeten zat o kâfirleri diriltmeye ve onlardan intikam al*maya da kadirdir. Aynı şekilde Yahudiler ve benzerlerinin yaratıcıyı yara*tıklara benzetmek, seni yalanlamak ve Allah'ı inkâr etmek için söyledikleri sözlere de sabret.

    "Rabbini güneşin doğuşundan ve batışından evvel" yani sabah, öğlen ve ikindi namazlarında "teşbih et." hamdederek ve şükrederek Allah'a aciz*likten ve her türlü noksanlıktan tenzih et.

    "Gecenin bir kısmında" yani akşam ve yatsı namazlarını kıl "ve secde*lerin akabinde" namazların peşinden "de O'nu teşbih et." Burada geçen "ed-bar" kelimesi "idbar" şeklinde de okunmuştur. Buna göre mana şöyledir: Farz namazların peşinden nafile sünnetleri de kıl. Bu vakitlerde yapılması maruf olan tesbihatı hamd ile beraber yap.

    "Nida edenin yakın bir yerden" Zemahşeri'nin ifadesine göre İsrafil Beytül-Makdis'in bir taşından[37] nida edecektir. Orası yeryüzünün gökyü*züne en yakın olduğu ve yeryüzünün tam ortasıdır. Yahut nidasının herke*se eşit bir şekilde ulaşabileceği insanların yerleşim bölgelerine en yakın yerlerdendir, "çağıracağı güne kulak ver." Ey muhatap! Kıyametin ahvaline dair sana verilen haberlere kulak ver. Bu ayette haber verilen şeyin büyük*lüğü ve korkunçluğu ifade edilmiştir.

    Bu ayette ifade edilen çağına İsrafil (a.s.)'dir. İsrafil "Ey çürümüş ke*mikler, parça parça olmuş mafsallar, dağılmış etler! Allah Tealâ son hük*münü vermek için bir araya gelmenizi emrediyor." diye nida edecektir.

    "İşte o gün gerçek sayhayı" yani yeniden diriliş ve yapılan amellerin karşılığının verilmesi için toplanmaya dair İsrafil'in ikinci nefhasını "işite*cekler" yani bunu bütün mahlukât duyacaktır. "İşte bu kabirden çıkış günü*dür. " İşte nida edilip de bunun herkes tarafından duyulduğu gün kabirden çıkış günü olacaktır.

    "Dönüş de" yani yapılan amellerin ahirette karşılığının verilmesi için dönüş "ancak bizedir."

    "İşte bu bize göre kolay olan bir haşirdir." Bu diriltme ve toplama bize göre çok kolaydır. Hesaba çekmek için bir araya getirme ancak alim ve ka*dir olan bir zat için kolay olur. Kaldı ki Allah Tealâ onları daha önce de, ilk olarak yaratmıştır. Nitekim Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: "Sizin yaratıl*manız ve tekrar diriltilmeniz sadece bir kişinin yaratılması gibi (kolaydır.)" (Lokman, 31/28).

    "Biz onların" yani Kureyş kâfirlerinin "neler söylediklerini çok iyi bil*mekteyiz." Bu ayet ile Rasulullah (s.a.) teselli edilirken Kureyş kâfirleri de tehdit edilmiştir. "Sen onlara karşı zorba değilsin." Yani sen onları imana zorlayacak ve onlar hakkında istediğini yapacak bir diktatör değilsin. Sen sadece bir davetçisin. "O halde benim tehdidimden korkacaklara Kur'an ile öğüt ver." ki onlar müminlerdir. Çünkü Kur'an'dan başkaları değil sadece müminler faydalanabilir. [38]



    Nüzul Sebebi:


    "Andolsun ki biz gökleri, yeryüzünü ve bu ikisi arasındakileri altı gün*de yarattık." ayetinin (38. ayet) nüzul sebebiyle ilgili olarak Hakim sahih olduğunu söyleyerek İbni Abbas'tan şöyle .rivayet etmiştir: Yahudiler Rasu*lullah (s.a.)'a gelip ona göklerin ve yerin yaratılmasını sordular. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Allah Tealâ yeryüzünü pazar ve pazartesi günleri yaratmıştır. Salı günü dağları ve dağlardaki faydalı şeyleri, çarşamba günü ağaçları, suyu, şehirleri, medeniyetleri ve harebele-ri perşembe günü ise gökyüzünü yaratmıştır. Cuma günü yıldızlan, güneşi ve ayı yaratmış geriye son üç vakit kalmıştır.

    Birinci vakitte ölümlü olan mahlukların ölünceye kadarki ecellerini takdir etmiş, ikinci vakitte insanların istifade edeceği her şeyden afeti kal*dırmış, üçüncü vakitte ise Adem (a.s.) yaratıp, onu cennete koymuş ve şeytana ona secde etmesini emretmiş, en son vakitte de onu cennetten çıkar*mıştır."

    Yahudiler "Sonra ne oldu, ya Muhammed!" deyince Rasulullah (s.a.s) "Sonra Allah arşa istiva etmiştir." (Arşı kuşatmıştır) buyurdu. Yahudiler "Doğru söyledin, ama tamamını söyleseydin ya! Sonra da Allah dinlenmiş*tir." demeleri üzerine Rasulullah (s.a.) buna çok kızdı. Bunun üzerine "Andolsun ki gökleri, yeri ve bu ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. Bize yorgunluk da dokunmadı." ayeti nazil olmuştur.

    Hasen ve Katade şöyle demişlerdir: Yahudiler Allah mahlûkatı altı günde yaratmış yedinci günde dinlenmiştir deyince Allah Tealâ söz konusu ayeti indirmiştir. Bu yedinci gün cumartesi günüdür. Yahudiler bu günü dinlenme günü diye isimlendirmektedir.

    İbni Cerir İbni Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ashab "Ya Rasulallah! Bize korku ve haşyet verecek şeyler söyleseydiniz ya!" dedikle*rinde "Benim tehdidimden korkacaklara Kur'anla öğüt ver." ayeti (45. ayet) nazil olmuştur. [39]





  5. 02.Aralık.2012, 09:58
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,586
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Kün Fe Yekün

    Ayetler Arası İlişki:


    Allah Tealâ yeniden dirilişi inkâr eden kâfirleri ahirette vereceği elim azapla uyardıktan sonra burada da onları helak edici ve tam olarak perişan edici dünya azabıyla tekrar tehdit edip uyarmıştır. Tehdit ve özendirmeyi birlikte getirmek için bu iki ikaz ve uyarının arasında takva ehlinin durumunu ele almıştır. Sonra helak etmenin sebep ve neticeler arasındaki alâkayı düşünen akla sahip her bir kimse için bir öğüt ve ibret vesilesi olduğunu beyan etmiştir.

    Daha sonra Allah Tealâ yorulmak ve sıkıntıya düşmekten münezzeh bir durumda gökleri ve yeri yarattığını söyleyerek yeniden dirilişin imkân dahilinde olduğunu gösteren delili bir daha zikretmiştir. Sonra da peygam*berimiz (s.a.)'e bir çağmayı bekleyerek kâfirlerin yeniden dirilişi inkâra dair sözlerine ve onların Allah yorulduğu için istirahate çekildi, demelerine sabretmesini ve kendisini noksan sıfatlardan tenzih etmesini emretmiştir. (Ey peygamber!) Bir sayhanın kopup herkesin baygın olarak yere kapana*cağı gün gelinceye kadar gafillerden olma. Artık öldükten sonra dirilme gü*nü yaklaşmış ve ona çağıran kimsenin sesi duyulmuştur. Allah'tır dirilten, öldüren. Dönüş de ancak O'nadır. O gün yer yarılır ve insanlar kabirlerin*den çıkarlar.

    Allah Tealâ sonra da Rasulüne (s.a.) öldükten sonra dirilme hakkında müşriklerin söylediklerini bildiğini haber vermiştir. O halde habibim! Sen onlara karşı imana girmeleri için zor kullanıcı bir diktatör ve zorba değil*sin. Sen ikaz ve Allah'ın birliğine çağrı hususunda kendi vazifeni yerine getir. Azabımdan ve tehdidimden korkan kimselere bu Kur'an'la öğüt ver. [40]



    Açıklaması:


    "Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik ki onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Diyar diyar dolaşmışlardı. Fakat kaçmaya çare var mıydı?"

    Yani Kureyş ve onlara tabi olan kâfirlerden önce de Ad, Semud, ve Tubba kavmi gibi milletler ve topluluklar vardı ki onlardan sayıları daha çok, kuvvetleri daha çetin ve yeryüzündeki eserleri de daha fazlaydı. Mem*leketlerde etkili olmuşlar, rızık aramak, ticaret yapmak ve mal kazanmak için diyar diyar dolaşmışlardı. Hem onlar sizden daha fazla gezip dolaş*maktaydılar. Buna rağmen onlar azabtan ve Allah'ın kaza ve kaderinden kurtulmak için kaçabilecekleri bir yer bulabilmişler midir? Bir araya getir-dikleleri mallan onlara fayda verip peygamberleri yalanlamaları sebebiyle hak ettikleri azabı onlardan defedebildi mi? İşte onların nasıl kaçacak yer*leri yoksa sizin de kaçıp saklanabileceğiniz ve Allah'ın azabından kurtula*bileceğiniz bir yer yoktur.

    Sonra Allah Tealâ bu uyarı ve tehditler ile kısıtlamaların ancak düşünen insanlara fayda verebileceğini ifade etmiştir. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

    "Bunda aklı olan yahut hazır bulunup dinleyen kimseler için elbette bir öğüt vardır." Yani şüphesiz yukarıda zikredilen şu milletlerin kıssala*rında ve bu sure ile bundan önceki surede zikredilen fertler ve topluluklar arasındaki edep kuralları ve nasihatlerde, gerçekleri ve sebep sonuç ilişki*lerini düşünen akla sahip kimseler için bir öğüt, bir nasihat ve bir ibret bu*lunmaktadır.

    Allah Tealâ daha sonra, öldükten sonra dirilmenin aklen mümkün ol*duğunu delâlet eden delili bir kez daha zikrederek şöyle buyurmuştur:

    "Andolsun ki gökleri, yeryüzünü ve bu ikisi arasında bulunan şeyleri biz altı günde yarattık. (Bu konuda) Bize hiçbir yorgunluk da dokunmamış-tır." Yani Allah'a yemin olsun ki daha önce hiçbir benzeri bulunmayan gök*leri, yeryüzünü ve bu iki arasında bulunan harikulade mahlukâtı biz altı günde yarattık. Bize bu konuda ne bir sıkıntı, ne de bir meşakkat ve yor*gunluk isabet etmiştir. Bu ayet-i kerime ile Yahudiler reddedilmişlerdir. Zi*ra Katade'nin dediğine göre Yahudiler şöyle demişlerdir: Allah evveli pazar son günü de cuma olmak üzere altı günde, gökleri ve yeryüzünü yaratmış, yedinci günde -ki bu cumartesi günüdür- dinlenmiştir. Yahudiler işte bu yüzden cumartesi gününü dinlenme günü diye isimlendirmişlerdir. Yahudi*lerin bu sözleri sebebiyle onların sözlerini ve yorumlarını reddetmek için Allah Tealâ bu ayeti indirmiştir.

    Bu ayet-i kerime ahiret hayatının var olduğunu tespit ve tayin etmek*tedir. Şöyle ki gökleri ve yeryüzünü yaratmaya kadir olan ve yaratırken as*la yorulmayan ölüleri diriltmeye haydi haydi kadirdir. Nitekim Allah Tealâ başka bir ayette şöyle buyurmuştur:

    "Gökleri ve yeri yaratan ve bunları yaratmakla yorulmayan Allah'ın ölüleri diriltmeye de gücünün yeteceğini düşünmezler mi? Evet O, her şeye kadirdir." (Ahkâf, 46/33).

    Bir diğer ayet-i kerimede ise şöyle buyurmuştur:

    "Elbetteki göklerin ve yerin yaratılması insanların yaratılmasından daha büyük (bir olaydır)." (Gafır, 40/57).

    Razi bu ayette zikredilen "altı günde" sözünden maksadın altı merhale olduğunu ifade etmiştir. Yoksa bu lügatta vaz edilmiş bulunan belli günler değildir. Çünkü lügatta gün, doğuşundan batışına kadar güneşin yer*yüzünün üstünde bulunduğu zaman dilimini ifade eder. Halbuki gökler yaratılmadan önce ne güneş vardı ne de ay. Dolayısıyla burada gün lafzı kul*lanılarak onunla vakit veya zaman, yani aşanla, merhale kastedilmiştir.[41]

    Allah Tealâ sonra da Peygamber'ine (s.a.) yeniden dirilmeyi inkâr eden kâfirler ile yaratıcıyı yaratıklara benzeten Yahudilere karşı takın*ması gereken tavrı açıklamıştır. Rasulü Ekrem'e (s.a.) bir kaç emir vererek şöyle buyurmuştur:

    a) "(Habibim) ne derlerse sen sabret." Yani Ey Rasul! Yeniden dirilişi yalanlayan müşriklerin sözleriyle Yahudilerin Allah'ın yorulduğu ve istira*hat ettiğine dair sözlerine sabret. Bütün bunlar hiçbir delile dayanmayan batıl sözlerdir.

    b) "Rabbini güneşin doğuşundan ve batışından önce teşbih et. Gecenin bir kısmında da onu teşbih et. Secdelerin akabinde de." Yani Rabbini daima her türlü acziyet ve noksanlıktan tenzih et. Sabah ve ikindi vakitlerinde, gecenin bir bölümünde ve namazların peşinden "Sübhanallahi ve bi-ham-dihi" (Allahı noksan sıfatlarından tenzih eder ve ona hamdederim) diyerek sürekli O'na hamd et.

    İbni Abbas şöyle demiştir: Güneşin doğuşundan evvel emredilen teş*bih ve tahmidden maksat sabah namazı; güneşin batışından öncekinden maksat öğlen ve ikindi namazı; gecenin bir bölümünde yapılması em*redilen teşbih ve tahmidden maksat akşam ve yatsı namazları, secdelerin peşinden yapılması emredileni ise farzlardan sonra kılman nafile namaz*lar veya namazdan sonraki tesbihattır.

    Bazı alimler de şöyle demişlerdir. Burada zikredilen teşbihten maksat namazdır. Çünkü namazlarda Allah noksan sıfatlardan ,tenzih edildiği için (tesbihat bulunduğundan) namaz, teşbih diye isimlendirilmektedir.

    Namazlardan sonra tesbihatın emredildiği birçok hadis vardır:

    Buhari ve Müslim Ebu Hüreyre'nin (r.a.) şöyle dediğini rivayet etmiş*lerdir:

    Muhacirlerin fakir olanları geldiler ve şöyle dediler: "Ey Allah'ın Rasulü (s.a.)! Ehl-i dusur[42] yüksek derecelere ve ebedî nimetlere gittiler." Rasulullah (s.a.) "Ne oldu ki" deyince onlar: "Bizim gibi namaz kılıyor, oruç tutuyor, bizim gibi tasadduk edip bizim yaptığımız gibi köle azat ediyorlar." dediler. Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Yaptığınız takdirde sonrakileri geçebileceğiniz ve bunu yapanlar dışında sizden üstün hiç kimsenin bulu*namayacağı bir şeyi size öğreteyim mi? Her namazın peşinden otuz üç defa sübhanallah, otuz üç defa elhamdülillah, otuz üç defa Allahuekber deyiniz." Bunun üzerine onlar şöyle dediler: "Ya Rasulallah! Mal sahibi kardeşlerimiz bizim yaptığımızı işitir ve aynını onlar da yapar." Rasulullah (s.a.) "İşte bu Allah'ın dilediğine bahşettiği ihsanıdır." (Maide, 5/54) ayetini okudu.

    Sahih olan diğer bir hadis de şöyledir: "Nebi (s.a.) farz namazların peşinden "ha ilahe illallahü vahdehü la şerike leh lehül-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve ala külli şeyin kadir. Allahümme la mania Uma a'tayte velâ mu tiye Uma mena'te velâ yenfau ze'l-ceddi minke'l-ced." derdi. (Hiçbir ilâh yoktur. Sadece ortağı olmayan Allah vardır. Mülk ancak O'na aittir. Hamd de yalnız O'na aittir. O'nun her şeye gücü yeter. Ey Allah'ım! Senin ver*diğine engel olabilecek kimse olamaz. Senin engel olduğuna da kimse vere*mez. Sana karşı zenginlerin zenginliği fayda vermez. O'na ancak iman ve itaat fayda sağlar."

    c) "Nida edenin yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver." Ey Pey*gamber! İsrafil'in (a.s.) sûra ikinci üflemesi olan kıyamet sayhasına kulak ver. O gün İsrafil (a.s.) mahşerde bulunan herkesin işitebileceği şekilde nida eder. "Haydi hesaba çekilmeye gelin" deyince herkes kabirden çıkıverecekler.

    Her ne kadar sabır ve teşbih dünyada, münadinin çağrısına kulak ver*mek de kıyamette olsa da "kulak ver" fiilini "sabret" ve "teşbih et" fiillerine atfetmeye bir mani yoktur. Çünkü burada "Namaz kıl ve cennete gir" sözündeki gibi bir mana kastedilmiştir. Bu sözün manası şudur. Dünyada namaz kıl ki ahirette cennete giresin.

    "Kulak ver" fiilinin "bekle" manasında olduğunu söylemek de müm*kündür.

    Razi şöyle söylemiştir: Allah Tealâ'nın "yakın bir yerden" sözü bu her*kesin eşit derecede işiteceklerine işaret etmektedir. Buna göre burada zik*redilen münadinin Allah Tealâ olduğu şeklindeki yorum uzak değildir. Çünkü burada yakın yerden maksat bizzat yer değildir. Bilakis çağrının zahir olması kastedilmiştir. Allah'tan gelen çağrı ise daha yakındır.[43]

    "O gün gerçek sayhayı (insanlar) işiteceklerdir. İşte bu kabirden çıkış günüdür." Yani yeniden diriliş sayhası hakikaten gerçekleşecektir. İşte o gün yeniden diriliş, haşr ve amellerin karşılığının görüleceğini hatırlatan sûra ikinci üfürülüşün işitileceği gündür. O gün kabirlerden çıkma günüdür.

    "Şüphesiz sadece biz diriltiriz ve yine biz öldürürüz. Hem de dönüş an*cak bizedir." Yani hem dünya da hem de ahirette yalnızca biz diriltiriz. Dünyada eceller geldiğinde ancak biz öldürürüz. Bu konuda hiç kimse bize ortak olamaz. Hem hesaba çekilip amellerin karşılığının görülmesi için sadece bize dönülecektir. İyiliğe karşılık iyilik, kötülüğe karşı ise kötülükle amel eden herkese amelinin karşılığını vereceğiz.

    Bu ayeti kerime yoktan var etmeye yeniden yaratmaya ve öldürüp hesaba çekmeye dair ilâhî güç ve kudretin bulunduğunu ispat etmektedir. Allah Tealâ bu durumu şu ayet-i kerime ile teyit etmektedir:

    "O gün süratle (çıkmaları için) toprak üzerlerinden yarılıp açılacaktır. İşte bu bize göre kolay olan bir haşirdir." Yani toprağın onların üzerinden yarılarak açılması üzerine kabirden çıkıp kendilerine nida eden münadiye doğru koşarak mahşer yerine doğru sürüklendikleri o vakitte onların dönüşü bizedir. İşte bu bize göre gayet kolay bir diriltme ve toplamadır. O konuda zorluk ve meşakkate uğramamız söz konusu değildir.

    Nitekim Allah Tealâ başka bir ayette şöyle buyurmuştur:

    "Bizim buyruğumuz bir anlık bakış gibi bir tek sözden başka bir şey değildir." (Kamer, 54/50).

    "Sizin yoktan yaratılmanız da yeniden diriltilmeniz de bir canın yaratılması ve diriltilmesi gibidir." (Lokman, 31/28).

    Sonra Allah Tealâ şu sözüyle müşrikleri tehdit etmiştir:

    "Biz onların neler söylediklerini çok iyi biliriz. Sen onlara karşı bir zorba değilsin ki!" Biz müşriklerin Kur'an'ı yalanlamak, yeniden dirilişi ve Allah'ın birliğini inkâr etmek hususunda sana söylediklerini harfi harfine bilmekteyiz. Sen onları imana zorlayan bir zorba değilsin. Sen sadece teb*liğ edicisin.

    Bunun bir benzeri de şu ayetlerdir: "Sen ancak tebliğ etmekle görev*lisin. Hesaba çekmek bize düşer." (Rad, 13/40); "Habibim sen öğüt ver. Sen sadece hatırlatmada bulunucusun. Onlar üzerinde zorba değilsin sen." (Casiye, 88/21, 22).

    d) "O halde benim tehdidimden korkacaklara Kur'an ile öğüt ver." Yani Ey Peygamber! Sen bu Kur'an ile öğüt ver. Rabbinin sana yüklediği pey*gamberlik vazifesini tebliğ et. Şüphesiz ondan sadece Allah'tan korkan, O'nun isyankârlara vaadettiği cezadan ve tehditten çekinen, Allah'ın vaadine, fazlına ve rahmetine ümit bağlayanlar öğüt alırlar. Diğerleriyle boşuna uğraşma. [44]



    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler:


    Bu ayetler Rasulullah'm (s.a.) davetine karşı meydan okuyarak ve bu meydan okumaya ve ayak diremeye nasıl karşılık verildiğinden bahset*mektedir.

    Ayetlerden şu hükümler anlaşılmaktadır:

    1- Allah Tealâ Kureyş ve diğer bütün kâfirleri tehdit edip uyarmış ve onları elem verici ahiret azabından sakmdırmıştır. Ayrıca Mekkelilerden daha kuvvetli ve sağlam, daha zengin ve daha çok mal varlığına, daha yük*sek medeniyete sahip olmalarına rağmen peygamberleri yalanlayan önceki millet ve ümmetleri maruz bıraktığı helak edici azapla da onları ikaz etmiş*tir. Allah onları öyle bir helak etmiştir ki bundan kaçıp kurtulabilecekleri bir yer de bulamamışlardı. Aynı şekilde onlar gibi olanlar da benzer bir azabın başlarına gelmesi durumunda kaçıp sığınabilecek bir yer bulamazlar.

    2- İşte bu surede zikredilenlerde ve bu ikaz tehdit ve korkutmalarda kalbi olan, yani aklı olan herkes için alınması gereken bir öğüt ve ibret vardır. Allah Tealâ bu ayette kalb kelimesini akıldan kinaye olarak kullan*mıştır. Zira Kurtubi ve başka ilk dönem alimlerine göre kalb aklın bulun*duğu yerdir.

    3- Öncekilere dair genel bir hatırlatma ve ikaz yapmasına rağmen Al*lah Tealâ inkarcıları reddetmek için yeniden diriliş (ba's) delilini bir defa daha tekrar etmiştir. Ayrıca Allah'ın gökleri ve yeri altı günde yaratıp yedinci gün yani cumartesi günü istirahat ettiğini ileri süren Yahudiler'e ret cevabı vererek onların yalancı olduklarını bu delil ile ortaya koymuştur.

    4- Allah Tealâ, peygamberliğine mukavemet gösterip meydan oku*maları karşısında Peygamber (s.a.)'in dört şeyi yapmasını emretmiştir:

    a) Onların sözlerine sabretmesini.

    b) Bunun için namaz ve teşbih ile Allah'tan yardım dilemesini. Çünkü namaz ve teşbih ruhu kuvvetlendirir. Sabretmek hususunda irade ve azmi güçlendirir. Namazda insan kendisini yaratan Allah ile buluşur. O'na dayanır, O'ndan ilham alır ve O'nun üstün kudretinden yardım diler.

    c) Allah Tealâ'nın "Yakin (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et." (Hicr, 15/99) sözünde olduğu gibi hayatı boyunca Allah'ı noksan sıftlardan tenzih etmekle meşgul olmasını ve Allah'ın haber verdiği kıyametin kor*kunç durumuna kulak verip hakdan yüz çeviren kimseler gibi olmaktan sakınmasını.

    d) Allah'ın azabından korkan, tehdidinden sakınanlara Kur'an'la öğüt vermesi ve peygamberliğini tebliğ edip Allah'ın dinine davet etmesi.

    Bu emirlerin arasında Allah Tealâ bunları yerine getirmeye yardımcı olacak dört hususu zikretmiştir. Onlar şunlardır:

    a) İnsanlar kabirden çıkma gününde kıyamet sayhası ile ba's, mahşer ve hesap sayhalarının işitileceğim hatırlatması.

    b) Asıl diriltenin, öldürenin Allah olduğu ve bütün insanların hesap ve ceza için Ona döneceklerini hatırlatması.

    c) Mahşere çağıran münadiye icabet etsinler diye toprağın ölülerin diri olarak süratle çıkmaları için nasıl yarıldığının ifadesi ile haşir ve in*sanları toplamanın Allah'a çok kolay olduğunu bildirmesi.

    d) Kâfirlere, ilminin onların söylediği bütün sözleri ve yaptıkları bütün fiilleri içine alıp kuşattığını bildirmesi.

    İşte bu dört husus her devirde İslâm'a karşı meydan okuyanlar için son derece korkutucu ve tehdit edici bir mahiyet taşımaktadır. [45]
    -------------------------------------------------

    [1] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 13/499.


  6. 02.Aralık.2012, 09:58
    3
    Moderatör
    Ayetler Arası İlişki:


    Allah Tealâ yeniden dirilişi inkâr eden kâfirleri ahirette vereceği elim azapla uyardıktan sonra burada da onları helak edici ve tam olarak perişan edici dünya azabıyla tekrar tehdit edip uyarmıştır. Tehdit ve özendirmeyi birlikte getirmek için bu iki ikaz ve uyarının arasında takva ehlinin durumunu ele almıştır. Sonra helak etmenin sebep ve neticeler arasındaki alâkayı düşünen akla sahip her bir kimse için bir öğüt ve ibret vesilesi olduğunu beyan etmiştir.

    Daha sonra Allah Tealâ yorulmak ve sıkıntıya düşmekten münezzeh bir durumda gökleri ve yeri yarattığını söyleyerek yeniden dirilişin imkân dahilinde olduğunu gösteren delili bir daha zikretmiştir. Sonra da peygam*berimiz (s.a.)'e bir çağmayı bekleyerek kâfirlerin yeniden dirilişi inkâra dair sözlerine ve onların Allah yorulduğu için istirahate çekildi, demelerine sabretmesini ve kendisini noksan sıfatlardan tenzih etmesini emretmiştir. (Ey peygamber!) Bir sayhanın kopup herkesin baygın olarak yere kapana*cağı gün gelinceye kadar gafillerden olma. Artık öldükten sonra dirilme gü*nü yaklaşmış ve ona çağıran kimsenin sesi duyulmuştur. Allah'tır dirilten, öldüren. Dönüş de ancak O'nadır. O gün yer yarılır ve insanlar kabirlerin*den çıkarlar.

    Allah Tealâ sonra da Rasulüne (s.a.) öldükten sonra dirilme hakkında müşriklerin söylediklerini bildiğini haber vermiştir. O halde habibim! Sen onlara karşı imana girmeleri için zor kullanıcı bir diktatör ve zorba değil*sin. Sen ikaz ve Allah'ın birliğine çağrı hususunda kendi vazifeni yerine getir. Azabımdan ve tehdidimden korkan kimselere bu Kur'an'la öğüt ver. [40]



    Açıklaması:


    "Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik ki onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Diyar diyar dolaşmışlardı. Fakat kaçmaya çare var mıydı?"

    Yani Kureyş ve onlara tabi olan kâfirlerden önce de Ad, Semud, ve Tubba kavmi gibi milletler ve topluluklar vardı ki onlardan sayıları daha çok, kuvvetleri daha çetin ve yeryüzündeki eserleri de daha fazlaydı. Mem*leketlerde etkili olmuşlar, rızık aramak, ticaret yapmak ve mal kazanmak için diyar diyar dolaşmışlardı. Hem onlar sizden daha fazla gezip dolaş*maktaydılar. Buna rağmen onlar azabtan ve Allah'ın kaza ve kaderinden kurtulmak için kaçabilecekleri bir yer bulabilmişler midir? Bir araya getir-dikleleri mallan onlara fayda verip peygamberleri yalanlamaları sebebiyle hak ettikleri azabı onlardan defedebildi mi? İşte onların nasıl kaçacak yer*leri yoksa sizin de kaçıp saklanabileceğiniz ve Allah'ın azabından kurtula*bileceğiniz bir yer yoktur.

    Sonra Allah Tealâ bu uyarı ve tehditler ile kısıtlamaların ancak düşünen insanlara fayda verebileceğini ifade etmiştir. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

    "Bunda aklı olan yahut hazır bulunup dinleyen kimseler için elbette bir öğüt vardır." Yani şüphesiz yukarıda zikredilen şu milletlerin kıssala*rında ve bu sure ile bundan önceki surede zikredilen fertler ve topluluklar arasındaki edep kuralları ve nasihatlerde, gerçekleri ve sebep sonuç ilişki*lerini düşünen akla sahip kimseler için bir öğüt, bir nasihat ve bir ibret bu*lunmaktadır.

    Allah Tealâ daha sonra, öldükten sonra dirilmenin aklen mümkün ol*duğunu delâlet eden delili bir kez daha zikrederek şöyle buyurmuştur:

    "Andolsun ki gökleri, yeryüzünü ve bu ikisi arasında bulunan şeyleri biz altı günde yarattık. (Bu konuda) Bize hiçbir yorgunluk da dokunmamış-tır." Yani Allah'a yemin olsun ki daha önce hiçbir benzeri bulunmayan gök*leri, yeryüzünü ve bu iki arasında bulunan harikulade mahlukâtı biz altı günde yarattık. Bize bu konuda ne bir sıkıntı, ne de bir meşakkat ve yor*gunluk isabet etmiştir. Bu ayet-i kerime ile Yahudiler reddedilmişlerdir. Zi*ra Katade'nin dediğine göre Yahudiler şöyle demişlerdir: Allah evveli pazar son günü de cuma olmak üzere altı günde, gökleri ve yeryüzünü yaratmış, yedinci günde -ki bu cumartesi günüdür- dinlenmiştir. Yahudiler işte bu yüzden cumartesi gününü dinlenme günü diye isimlendirmişlerdir. Yahudi*lerin bu sözleri sebebiyle onların sözlerini ve yorumlarını reddetmek için Allah Tealâ bu ayeti indirmiştir.

    Bu ayet-i kerime ahiret hayatının var olduğunu tespit ve tayin etmek*tedir. Şöyle ki gökleri ve yeryüzünü yaratmaya kadir olan ve yaratırken as*la yorulmayan ölüleri diriltmeye haydi haydi kadirdir. Nitekim Allah Tealâ başka bir ayette şöyle buyurmuştur:

    "Gökleri ve yeri yaratan ve bunları yaratmakla yorulmayan Allah'ın ölüleri diriltmeye de gücünün yeteceğini düşünmezler mi? Evet O, her şeye kadirdir." (Ahkâf, 46/33).

    Bir diğer ayet-i kerimede ise şöyle buyurmuştur:

    "Elbetteki göklerin ve yerin yaratılması insanların yaratılmasından daha büyük (bir olaydır)." (Gafır, 40/57).

    Razi bu ayette zikredilen "altı günde" sözünden maksadın altı merhale olduğunu ifade etmiştir. Yoksa bu lügatta vaz edilmiş bulunan belli günler değildir. Çünkü lügatta gün, doğuşundan batışına kadar güneşin yer*yüzünün üstünde bulunduğu zaman dilimini ifade eder. Halbuki gökler yaratılmadan önce ne güneş vardı ne de ay. Dolayısıyla burada gün lafzı kul*lanılarak onunla vakit veya zaman, yani aşanla, merhale kastedilmiştir.[41]

    Allah Tealâ sonra da Peygamber'ine (s.a.) yeniden dirilmeyi inkâr eden kâfirler ile yaratıcıyı yaratıklara benzeten Yahudilere karşı takın*ması gereken tavrı açıklamıştır. Rasulü Ekrem'e (s.a.) bir kaç emir vererek şöyle buyurmuştur:

    a) "(Habibim) ne derlerse sen sabret." Yani Ey Rasul! Yeniden dirilişi yalanlayan müşriklerin sözleriyle Yahudilerin Allah'ın yorulduğu ve istira*hat ettiğine dair sözlerine sabret. Bütün bunlar hiçbir delile dayanmayan batıl sözlerdir.

    b) "Rabbini güneşin doğuşundan ve batışından önce teşbih et. Gecenin bir kısmında da onu teşbih et. Secdelerin akabinde de." Yani Rabbini daima her türlü acziyet ve noksanlıktan tenzih et. Sabah ve ikindi vakitlerinde, gecenin bir bölümünde ve namazların peşinden "Sübhanallahi ve bi-ham-dihi" (Allahı noksan sıfatlarından tenzih eder ve ona hamdederim) diyerek sürekli O'na hamd et.

    İbni Abbas şöyle demiştir: Güneşin doğuşundan evvel emredilen teş*bih ve tahmidden maksat sabah namazı; güneşin batışından öncekinden maksat öğlen ve ikindi namazı; gecenin bir bölümünde yapılması em*redilen teşbih ve tahmidden maksat akşam ve yatsı namazları, secdelerin peşinden yapılması emredileni ise farzlardan sonra kılman nafile namaz*lar veya namazdan sonraki tesbihattır.

    Bazı alimler de şöyle demişlerdir. Burada zikredilen teşbihten maksat namazdır. Çünkü namazlarda Allah noksan sıfatlardan ,tenzih edildiği için (tesbihat bulunduğundan) namaz, teşbih diye isimlendirilmektedir.

    Namazlardan sonra tesbihatın emredildiği birçok hadis vardır:

    Buhari ve Müslim Ebu Hüreyre'nin (r.a.) şöyle dediğini rivayet etmiş*lerdir:

    Muhacirlerin fakir olanları geldiler ve şöyle dediler: "Ey Allah'ın Rasulü (s.a.)! Ehl-i dusur[42] yüksek derecelere ve ebedî nimetlere gittiler." Rasulullah (s.a.) "Ne oldu ki" deyince onlar: "Bizim gibi namaz kılıyor, oruç tutuyor, bizim gibi tasadduk edip bizim yaptığımız gibi köle azat ediyorlar." dediler. Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Yaptığınız takdirde sonrakileri geçebileceğiniz ve bunu yapanlar dışında sizden üstün hiç kimsenin bulu*namayacağı bir şeyi size öğreteyim mi? Her namazın peşinden otuz üç defa sübhanallah, otuz üç defa elhamdülillah, otuz üç defa Allahuekber deyiniz." Bunun üzerine onlar şöyle dediler: "Ya Rasulallah! Mal sahibi kardeşlerimiz bizim yaptığımızı işitir ve aynını onlar da yapar." Rasulullah (s.a.) "İşte bu Allah'ın dilediğine bahşettiği ihsanıdır." (Maide, 5/54) ayetini okudu.

    Sahih olan diğer bir hadis de şöyledir: "Nebi (s.a.) farz namazların peşinden "ha ilahe illallahü vahdehü la şerike leh lehül-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve ala külli şeyin kadir. Allahümme la mania Uma a'tayte velâ mu tiye Uma mena'te velâ yenfau ze'l-ceddi minke'l-ced." derdi. (Hiçbir ilâh yoktur. Sadece ortağı olmayan Allah vardır. Mülk ancak O'na aittir. Hamd de yalnız O'na aittir. O'nun her şeye gücü yeter. Ey Allah'ım! Senin ver*diğine engel olabilecek kimse olamaz. Senin engel olduğuna da kimse vere*mez. Sana karşı zenginlerin zenginliği fayda vermez. O'na ancak iman ve itaat fayda sağlar."

    c) "Nida edenin yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver." Ey Pey*gamber! İsrafil'in (a.s.) sûra ikinci üflemesi olan kıyamet sayhasına kulak ver. O gün İsrafil (a.s.) mahşerde bulunan herkesin işitebileceği şekilde nida eder. "Haydi hesaba çekilmeye gelin" deyince herkes kabirden çıkıverecekler.

    Her ne kadar sabır ve teşbih dünyada, münadinin çağrısına kulak ver*mek de kıyamette olsa da "kulak ver" fiilini "sabret" ve "teşbih et" fiillerine atfetmeye bir mani yoktur. Çünkü burada "Namaz kıl ve cennete gir" sözündeki gibi bir mana kastedilmiştir. Bu sözün manası şudur. Dünyada namaz kıl ki ahirette cennete giresin.

    "Kulak ver" fiilinin "bekle" manasında olduğunu söylemek de müm*kündür.

    Razi şöyle söylemiştir: Allah Tealâ'nın "yakın bir yerden" sözü bu her*kesin eşit derecede işiteceklerine işaret etmektedir. Buna göre burada zik*redilen münadinin Allah Tealâ olduğu şeklindeki yorum uzak değildir. Çünkü burada yakın yerden maksat bizzat yer değildir. Bilakis çağrının zahir olması kastedilmiştir. Allah'tan gelen çağrı ise daha yakındır.[43]

    "O gün gerçek sayhayı (insanlar) işiteceklerdir. İşte bu kabirden çıkış günüdür." Yani yeniden diriliş sayhası hakikaten gerçekleşecektir. İşte o gün yeniden diriliş, haşr ve amellerin karşılığının görüleceğini hatırlatan sûra ikinci üfürülüşün işitileceği gündür. O gün kabirlerden çıkma günüdür.

    "Şüphesiz sadece biz diriltiriz ve yine biz öldürürüz. Hem de dönüş an*cak bizedir." Yani hem dünya da hem de ahirette yalnızca biz diriltiriz. Dünyada eceller geldiğinde ancak biz öldürürüz. Bu konuda hiç kimse bize ortak olamaz. Hem hesaba çekilip amellerin karşılığının görülmesi için sadece bize dönülecektir. İyiliğe karşılık iyilik, kötülüğe karşı ise kötülükle amel eden herkese amelinin karşılığını vereceğiz.

    Bu ayeti kerime yoktan var etmeye yeniden yaratmaya ve öldürüp hesaba çekmeye dair ilâhî güç ve kudretin bulunduğunu ispat etmektedir. Allah Tealâ bu durumu şu ayet-i kerime ile teyit etmektedir:

    "O gün süratle (çıkmaları için) toprak üzerlerinden yarılıp açılacaktır. İşte bu bize göre kolay olan bir haşirdir." Yani toprağın onların üzerinden yarılarak açılması üzerine kabirden çıkıp kendilerine nida eden münadiye doğru koşarak mahşer yerine doğru sürüklendikleri o vakitte onların dönüşü bizedir. İşte bu bize göre gayet kolay bir diriltme ve toplamadır. O konuda zorluk ve meşakkate uğramamız söz konusu değildir.

    Nitekim Allah Tealâ başka bir ayette şöyle buyurmuştur:

    "Bizim buyruğumuz bir anlık bakış gibi bir tek sözden başka bir şey değildir." (Kamer, 54/50).

    "Sizin yoktan yaratılmanız da yeniden diriltilmeniz de bir canın yaratılması ve diriltilmesi gibidir." (Lokman, 31/28).

    Sonra Allah Tealâ şu sözüyle müşrikleri tehdit etmiştir:

    "Biz onların neler söylediklerini çok iyi biliriz. Sen onlara karşı bir zorba değilsin ki!" Biz müşriklerin Kur'an'ı yalanlamak, yeniden dirilişi ve Allah'ın birliğini inkâr etmek hususunda sana söylediklerini harfi harfine bilmekteyiz. Sen onları imana zorlayan bir zorba değilsin. Sen sadece teb*liğ edicisin.

    Bunun bir benzeri de şu ayetlerdir: "Sen ancak tebliğ etmekle görev*lisin. Hesaba çekmek bize düşer." (Rad, 13/40); "Habibim sen öğüt ver. Sen sadece hatırlatmada bulunucusun. Onlar üzerinde zorba değilsin sen." (Casiye, 88/21, 22).

    d) "O halde benim tehdidimden korkacaklara Kur'an ile öğüt ver." Yani Ey Peygamber! Sen bu Kur'an ile öğüt ver. Rabbinin sana yüklediği pey*gamberlik vazifesini tebliğ et. Şüphesiz ondan sadece Allah'tan korkan, O'nun isyankârlara vaadettiği cezadan ve tehditten çekinen, Allah'ın vaadine, fazlına ve rahmetine ümit bağlayanlar öğüt alırlar. Diğerleriyle boşuna uğraşma. [44]



    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler:


    Bu ayetler Rasulullah'm (s.a.) davetine karşı meydan okuyarak ve bu meydan okumaya ve ayak diremeye nasıl karşılık verildiğinden bahset*mektedir.

    Ayetlerden şu hükümler anlaşılmaktadır:

    1- Allah Tealâ Kureyş ve diğer bütün kâfirleri tehdit edip uyarmış ve onları elem verici ahiret azabından sakmdırmıştır. Ayrıca Mekkelilerden daha kuvvetli ve sağlam, daha zengin ve daha çok mal varlığına, daha yük*sek medeniyete sahip olmalarına rağmen peygamberleri yalanlayan önceki millet ve ümmetleri maruz bıraktığı helak edici azapla da onları ikaz etmiş*tir. Allah onları öyle bir helak etmiştir ki bundan kaçıp kurtulabilecekleri bir yer de bulamamışlardı. Aynı şekilde onlar gibi olanlar da benzer bir azabın başlarına gelmesi durumunda kaçıp sığınabilecek bir yer bulamazlar.

    2- İşte bu surede zikredilenlerde ve bu ikaz tehdit ve korkutmalarda kalbi olan, yani aklı olan herkes için alınması gereken bir öğüt ve ibret vardır. Allah Tealâ bu ayette kalb kelimesini akıldan kinaye olarak kullan*mıştır. Zira Kurtubi ve başka ilk dönem alimlerine göre kalb aklın bulun*duğu yerdir.

    3- Öncekilere dair genel bir hatırlatma ve ikaz yapmasına rağmen Al*lah Tealâ inkarcıları reddetmek için yeniden diriliş (ba's) delilini bir defa daha tekrar etmiştir. Ayrıca Allah'ın gökleri ve yeri altı günde yaratıp yedinci gün yani cumartesi günü istirahat ettiğini ileri süren Yahudiler'e ret cevabı vererek onların yalancı olduklarını bu delil ile ortaya koymuştur.

    4- Allah Tealâ, peygamberliğine mukavemet gösterip meydan oku*maları karşısında Peygamber (s.a.)'in dört şeyi yapmasını emretmiştir:

    a) Onların sözlerine sabretmesini.

    b) Bunun için namaz ve teşbih ile Allah'tan yardım dilemesini. Çünkü namaz ve teşbih ruhu kuvvetlendirir. Sabretmek hususunda irade ve azmi güçlendirir. Namazda insan kendisini yaratan Allah ile buluşur. O'na dayanır, O'ndan ilham alır ve O'nun üstün kudretinden yardım diler.

    c) Allah Tealâ'nın "Yakin (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et." (Hicr, 15/99) sözünde olduğu gibi hayatı boyunca Allah'ı noksan sıftlardan tenzih etmekle meşgul olmasını ve Allah'ın haber verdiği kıyametin kor*kunç durumuna kulak verip hakdan yüz çeviren kimseler gibi olmaktan sakınmasını.

    d) Allah'ın azabından korkan, tehdidinden sakınanlara Kur'an'la öğüt vermesi ve peygamberliğini tebliğ edip Allah'ın dinine davet etmesi.

    Bu emirlerin arasında Allah Tealâ bunları yerine getirmeye yardımcı olacak dört hususu zikretmiştir. Onlar şunlardır:

    a) İnsanlar kabirden çıkma gününde kıyamet sayhası ile ba's, mahşer ve hesap sayhalarının işitileceğim hatırlatması.

    b) Asıl diriltenin, öldürenin Allah olduğu ve bütün insanların hesap ve ceza için Ona döneceklerini hatırlatması.

    c) Mahşere çağıran münadiye icabet etsinler diye toprağın ölülerin diri olarak süratle çıkmaları için nasıl yarıldığının ifadesi ile haşir ve in*sanları toplamanın Allah'a çok kolay olduğunu bildirmesi.

    d) Kâfirlere, ilminin onların söylediği bütün sözleri ve yaptıkları bütün fiilleri içine alıp kuşattığını bildirmesi.

    İşte bu dört husus her devirde İslâm'a karşı meydan okuyanlar için son derece korkutucu ve tehdit edici bir mahiyet taşımaktadır. [45]
    -------------------------------------------------

    [1] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 13/499.


  7. 03.Aralık.2012, 13:09
    4
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Kün Fe Yekün

    "Kün" emri, Allahın ilim, irade ve kudretini tazammun eder..Yani, Allahın ilim, irade ve kudreti bir şeye tecelli ettiği zaman o şey hemen oluverir..Fakat, Cenab-ı Hak, Hakîm, müdebbir, mürebbi gibi bazı isimlerinin iktizası olarak, varlıkları belirli bir zamanda yaratıyor...Mesela, Cenab-ı Hak, ilim, irade ve kudreti tazammun eden "kün" emri ile kainatı 6 günde(yani devrede) yarattığı gibi, aynı emir ile bir bebeği anne karnında 9 günde (yani 9 ayda) yaratıyor..Yine Allah, bir elmayı 4 günde (yani 4 mevsimde) icad ediyor..vs....Hülasa, kün emri, Allahın varlıkları çok kolay yarattığına işarettir.

    Ayrıca, zaman yaratılmışlar içindir..Halbuki, ezel ve ebed, dün ve yarın hükmünde cenab-ı Hakkın huzurundadır..Ezel ve ebed, hazır bir sayfa gibi Allahın huzurundadır.


  8. 03.Aralık.2012, 13:09
    4
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    "Kün" emri, Allahın ilim, irade ve kudretini tazammun eder..Yani, Allahın ilim, irade ve kudreti bir şeye tecelli ettiği zaman o şey hemen oluverir..Fakat, Cenab-ı Hak, Hakîm, müdebbir, mürebbi gibi bazı isimlerinin iktizası olarak, varlıkları belirli bir zamanda yaratıyor...Mesela, Cenab-ı Hak, ilim, irade ve kudreti tazammun eden "kün" emri ile kainatı 6 günde(yani devrede) yarattığı gibi, aynı emir ile bir bebeği anne karnında 9 günde (yani 9 ayda) yaratıyor..Yine Allah, bir elmayı 4 günde (yani 4 mevsimde) icad ediyor..vs....Hülasa, kün emri, Allahın varlıkları çok kolay yarattığına işarettir.

    Ayrıca, zaman yaratılmışlar içindir..Halbuki, ezel ve ebed, dün ve yarın hükmünde cenab-ı Hakkın huzurundadır..Ezel ve ebed, hazır bir sayfa gibi Allahın huzurundadır.





+ Yorum Gönder