Konusunu Oylayın.: Bir Müslümanın sorusu cevap bulamadım yardım edin.

5 üzerinden 3.67 | Toplam : 3 kişi
Bir Müslümanın sorusu cevap bulamadım yardım edin.
  1. 13.Kasım.2012, 17:24
    25
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Bir Müslümanın sorusu cevap bulamadım yardım edin.

    reklam


    Cevap: Bir Müslümanın sorusu cevap bulamadım yardım edin. isimli konu Mumsema.com Cevap: Bir Müslümanın sorusu cevap bulamadım yardım edin.
    : İsm-i Hakem ve Hakîm, bedahet derecesinde Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın risaletine delalet ve istilzam ediyor denilebilir. Evet madem gayet manidar bir kitab, onu ders verecek bir muallim ister. Ve gayet güzel bir cemal, kendini görecek ve gösterecek bir âyine iktiza eder. Ve gayet kemalde bir san'at, teşhirci bir dellâl ister. Elbette herbir harfinde yüzer manalar, hikmetler bulunan bu kitab-ı kebir-i kâinatın muhatabı olan nev'-i insan içinde elbette bir rehber-i ekmel, bir muallim-i ekber bulunacak. Tâ ki, o kitabda bulunan kudsî ve hakikî hikmetleri ders verecek.. belki kâinattaki hikmetlerin vücudunu bildirecek.. belki kâinatın hilkatindeki makasıd-ı Rabbaniyenin zuhuruna, belki husulüne vesile olacak.. ve umum kâinatta Hâlık tarafından gayet ehemmiyetle izharını irade ettiği kemal-i san'atını, cemal-i esmasını bildirecek, âyinedarlık edecek.. ve o Hâlık, bütün mevcudatla kendini sevdirmek ve zîşuur mahluklarından mukabele istediğinden, o zîşuurların namına birisi o geniş tezahürat-ı rububiyete karşı geniş bir ubudiyet ile mukabele edip, berr ve bahri cezbeye getirecek, Semavat ve Arz'ı çınlatacak bir velvele-i teşhir ve takdis ile, o zîşuurların nazarını, o san'atların Sâni'ine çevirecek.. ve kudsî dersler ve talimatla bütün ehl-i aklın kulaklarını kendine çevirecek bir Kur'an-ı Azîmüşşan'la, o Sâni'-i Hakem-i Hakîm'in makasıd-ı İlahiyesini en güzel bir surette gösterecek.. ve bütün hikmetlerinin tezahürüne ve tezahürat-ı cemaliye ve celaliyesine karşı en ekmel bir mukabele edecek bir zât, Güneş'in vücudu gibi bu kâinata lâzımdır, zarurîdir. Ve öyle eden ve en ekmel bir surette o vazifeleri yapan, bilmüşahede Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dır. Öyle ise; Güneş ziyayı, ziya gündüzü istilzam ettiği derecede; kâinattaki hikmetler, risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) istilzam eder.
    Asa-yı Musa ( 188 )


  2. 13.Kasım.2012, 17:24
    25
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    reklam


    : İsm-i Hakem ve Hakîm, bedahet derecesinde Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın risaletine delalet ve istilzam ediyor denilebilir. Evet madem gayet manidar bir kitab, onu ders verecek bir muallim ister. Ve gayet güzel bir cemal, kendini görecek ve gösterecek bir âyine iktiza eder. Ve gayet kemalde bir san'at, teşhirci bir dellâl ister. Elbette herbir harfinde yüzer manalar, hikmetler bulunan bu kitab-ı kebir-i kâinatın muhatabı olan nev'-i insan içinde elbette bir rehber-i ekmel, bir muallim-i ekber bulunacak. Tâ ki, o kitabda bulunan kudsî ve hakikî hikmetleri ders verecek.. belki kâinattaki hikmetlerin vücudunu bildirecek.. belki kâinatın hilkatindeki makasıd-ı Rabbaniyenin zuhuruna, belki husulüne vesile olacak.. ve umum kâinatta Hâlık tarafından gayet ehemmiyetle izharını irade ettiği kemal-i san'atını, cemal-i esmasını bildirecek, âyinedarlık edecek.. ve o Hâlık, bütün mevcudatla kendini sevdirmek ve zîşuur mahluklarından mukabele istediğinden, o zîşuurların namına birisi o geniş tezahürat-ı rububiyete karşı geniş bir ubudiyet ile mukabele edip, berr ve bahri cezbeye getirecek, Semavat ve Arz'ı çınlatacak bir velvele-i teşhir ve takdis ile, o zîşuurların nazarını, o san'atların Sâni'ine çevirecek.. ve kudsî dersler ve talimatla bütün ehl-i aklın kulaklarını kendine çevirecek bir Kur'an-ı Azîmüşşan'la, o Sâni'-i Hakem-i Hakîm'in makasıd-ı İlahiyesini en güzel bir surette gösterecek.. ve bütün hikmetlerinin tezahürüne ve tezahürat-ı cemaliye ve celaliyesine karşı en ekmel bir mukabele edecek bir zât, Güneş'in vücudu gibi bu kâinata lâzımdır, zarurîdir. Ve öyle eden ve en ekmel bir surette o vazifeleri yapan, bilmüşahede Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dır. Öyle ise; Güneş ziyayı, ziya gündüzü istilzam ettiği derecede; kâinattaki hikmetler, risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) istilzam eder.
    Asa-yı Musa ( 188 )


  3. 13.Kasım.2012, 17:26
    26
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Bir Müslümanın sorusu cevap bulamadım yardım edin.

    reklam


    Sâdisen: Onuncu Söz'ün İkinci İşaretinde işaret edildiği gibi: Uluhiyet, mukteza-yı hikmet olarak tezahür istemesine mukabil, en a'zamî bir derecede Zât-ı Ahmediye (A.S.M.) dinindeki a'zamî ubudiyetiyle en parlak bir derecede göstermiştir. Hem Hâlık-ı Âlem'in nihayet kemaldeki cemalini bir vasıta ile göstermek, mukteza-yı hikmet ve hakikat olarak istemesine mukabil; en güzel bir surette gösterici ve tarif edici, bilbedahe o zâttır.

    Hem Sâni'-i Âlem'in nihayet cemalde olan kemal-i san'atı üzerine enzar-ı dikkati celb etmek, teşhir etmek istemesine mukabil; en yüksek bir sadâ ile dellâllık eden, yine bilmüşahede o zâttır.

    Hem bütün âlemlerin Rabbi, kesret tabakatında vahdaniyetini ilân etmek istemesine mukabil, -tevhidin en a'zamî bir derecede- bütün meratib-i tevhidi ilân eden yine bizzarure o zâttır.

    Hem Sahib-i Âlem'in nihayet derecede âsârındaki cemalin işaretiyle, nihayetsiz hüsn-ü zâtîsini ve cemalinin mehasinini ve hüsnünün letaifini âyinelerde mukteza-yı hakikat ve hikmet olarak görmek ve göstermek istemesine mukabil; en şaşaalı bir surette âyinedarlık eden ve gösteren ve sevip ve başkasına sevdiren yine bilbedahe o zâttır.

    Hem şu saray-ı âlemin Sâni'i, gayet hârika mu'cizeleri ile ve gayet kıymetdar cevahirler ile dolu hazine-i gaybiyelerini izhar ve teşhir istemesi ve onlarla kemalâtını tarif etmek ve bildirmek istemesine mukabil, en a'zamî bir surette teşhir edici ve tavsif edici ve tarif edici yine bilbedahe o zâttır.

    Hem şu kâinatın Sâni'i, şu kâinatı enva'-ı acaib ve zînetlerle süslendirmek suretinde yapması ve zîşuur mahlukatını seyr ü tenezzüh ve ibret ü tefekkür için ona idhal etmesi ve mukteza-yı hikmet olarak onlara o âsâr ve sanayiinin manalarını, kıymetlerini, ehl-i temaşa ve tefekküre bildirmek istemesine mukabil; en a'zamî bir surette cin ve inse, belki ruhanîlere ve melaikelere de Kur'an-ı Hakîm vasıtasıyla rehberlik eden, yine bilbedahe o zâttır.

    Hem şu kâinatın Hâkim-i Hakîm'i, şu kâinatın tahavvülâtındaki maksad ve gayeyi tazammun eden tılsım-ı muğlakını ve mevcudatın "Nereden? Nereye? Ve ne oldukları?" olan şu üç sual-i müşkilin muammasını bir elçi vasıtasıyla umum zîşuurlara açtırmak istemesine mukabil, en vâzıh bir surette ve en a'zamî bir derecede hakaik-i Kur'aniye vasıtasıyla o tılsımı açan ve o muammayı halleden, yine bilbedahe o zâttır.

    Hem şu âlemin Sâni'-i Zülcelal'i, bütün güzel masnuatıyla kendini zîşuur olanlara tanıttırmak ve kıymetli nimetlerle kendini onlara sevdirmesi, bizzarure onun mukabilinde zîşuur olanlara marziyatı ve arzu-yu İlahiyelerini bir elçi vasıtasıyla bildirmesini istemesine mukabil, en a'lâ ve ekmel bir surette, Kur'an vasıtasıyla o marziyat ve arzuları beyan eden ve getiren, yine bilbedahe o zâttır.

    Hem Rabb-ül Âlemîn, meyve-i âlem olan insana, âlemi içine alacak bir vüs'at-i istidad verdiğinden ve bir ubudiyet-i külliyeye müheyya ettiğinden ve hissiyatça kesrete ve dünyaya mübtela olduğundan, bir rehber vasıtasıyla, yüzlerini kesretten vahdete, fâniden bâkiye çevirmek istemesine mukabil; en a'zamî bir derecede, en eblağ bir surette, Kur'an vasıtasıyla en ahsen bir tarzda rehberlik eden ve risaletin vazifesini en ekmel bir tarzda îfa eden, yine bilbedahe o zâttır.

    İşte mevcudatın en eşrefi olan zîhayat ve zîhayat içinde en eşref olan zîşuur ve zîşuur içinde en eşref olan hakikî insan ve hakikî insan içinde geçmiş vezaifi en a'zamî bir derecede, en ekmel bir surette îfa eden zât; elbette o mi'rac-ı azîm ile Kab-ı Kavseyn'e çıkacak, saadet-i ebediye kapısını çalacak, hazine-i rahmetini açacak, imanın hakaik-i gaybiyesini görecek, yine o olacaktır.

    Sâbian: Bilmüşahede şu masnuatta gayet güzel tahsinat, nihayet derecede süslü tezyinat vardır. Ve bilbedahe şöyle tahsinat ve tezyinat, onların Sâni'inde gayet şiddetli bir irade-i tahsin ve kasd-ı tezyin var olduğunu gösterir. Ve irade-i tahsin ve tezyin ise, bizzarure o Sâni'de san'atına karşı kuvvetli bir rağbet ve kudsî bir muhabbet olduğunu gösterir. Ve masnuat içinde en câmi' ve letaif-i san'atı birden kendinde gösteren ve bilen ve bildiren ve kendini sevdiren ve başka masnuattaki güzellikleri "Mâşâallah" deyip istihsan eden, bilbedahe o san'atperver ve san'atını çok seven Sâni'in nazarında en ziyade mahbub, o olacaktır.

    İşte masnuatı yaldızlayan mezaya ve mehasine ve mevcudatı ışıklandıran letaif ve kemalâta karşı: "Sübhanallah, Mâşâallah, Allahü Ekber" diyerek semavatı çınlattıran ve Kur'anın nağamatıyla kâinatı velveleye verdiren, istihsan ve takdir ile, tefekkür ve teşhir ile, zikir ve tevhid ile, berr ve bahri cezbeye getiren yine bilmüşahede o zâttır.
    Sözler ( 578 )


  4. 13.Kasım.2012, 17:26
    26
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    reklam


    Sâdisen: Onuncu Söz'ün İkinci İşaretinde işaret edildiği gibi: Uluhiyet, mukteza-yı hikmet olarak tezahür istemesine mukabil, en a'zamî bir derecede Zât-ı Ahmediye (A.S.M.) dinindeki a'zamî ubudiyetiyle en parlak bir derecede göstermiştir. Hem Hâlık-ı Âlem'in nihayet kemaldeki cemalini bir vasıta ile göstermek, mukteza-yı hikmet ve hakikat olarak istemesine mukabil; en güzel bir surette gösterici ve tarif edici, bilbedahe o zâttır.

    Hem Sâni'-i Âlem'in nihayet cemalde olan kemal-i san'atı üzerine enzar-ı dikkati celb etmek, teşhir etmek istemesine mukabil; en yüksek bir sadâ ile dellâllık eden, yine bilmüşahede o zâttır.

    Hem bütün âlemlerin Rabbi, kesret tabakatında vahdaniyetini ilân etmek istemesine mukabil, -tevhidin en a'zamî bir derecede- bütün meratib-i tevhidi ilân eden yine bizzarure o zâttır.

    Hem Sahib-i Âlem'in nihayet derecede âsârındaki cemalin işaretiyle, nihayetsiz hüsn-ü zâtîsini ve cemalinin mehasinini ve hüsnünün letaifini âyinelerde mukteza-yı hakikat ve hikmet olarak görmek ve göstermek istemesine mukabil; en şaşaalı bir surette âyinedarlık eden ve gösteren ve sevip ve başkasına sevdiren yine bilbedahe o zâttır.

    Hem şu saray-ı âlemin Sâni'i, gayet hârika mu'cizeleri ile ve gayet kıymetdar cevahirler ile dolu hazine-i gaybiyelerini izhar ve teşhir istemesi ve onlarla kemalâtını tarif etmek ve bildirmek istemesine mukabil, en a'zamî bir surette teşhir edici ve tavsif edici ve tarif edici yine bilbedahe o zâttır.

    Hem şu kâinatın Sâni'i, şu kâinatı enva'-ı acaib ve zînetlerle süslendirmek suretinde yapması ve zîşuur mahlukatını seyr ü tenezzüh ve ibret ü tefekkür için ona idhal etmesi ve mukteza-yı hikmet olarak onlara o âsâr ve sanayiinin manalarını, kıymetlerini, ehl-i temaşa ve tefekküre bildirmek istemesine mukabil; en a'zamî bir surette cin ve inse, belki ruhanîlere ve melaikelere de Kur'an-ı Hakîm vasıtasıyla rehberlik eden, yine bilbedahe o zâttır.

    Hem şu kâinatın Hâkim-i Hakîm'i, şu kâinatın tahavvülâtındaki maksad ve gayeyi tazammun eden tılsım-ı muğlakını ve mevcudatın "Nereden? Nereye? Ve ne oldukları?" olan şu üç sual-i müşkilin muammasını bir elçi vasıtasıyla umum zîşuurlara açtırmak istemesine mukabil, en vâzıh bir surette ve en a'zamî bir derecede hakaik-i Kur'aniye vasıtasıyla o tılsımı açan ve o muammayı halleden, yine bilbedahe o zâttır.

    Hem şu âlemin Sâni'-i Zülcelal'i, bütün güzel masnuatıyla kendini zîşuur olanlara tanıttırmak ve kıymetli nimetlerle kendini onlara sevdirmesi, bizzarure onun mukabilinde zîşuur olanlara marziyatı ve arzu-yu İlahiyelerini bir elçi vasıtasıyla bildirmesini istemesine mukabil, en a'lâ ve ekmel bir surette, Kur'an vasıtasıyla o marziyat ve arzuları beyan eden ve getiren, yine bilbedahe o zâttır.

    Hem Rabb-ül Âlemîn, meyve-i âlem olan insana, âlemi içine alacak bir vüs'at-i istidad verdiğinden ve bir ubudiyet-i külliyeye müheyya ettiğinden ve hissiyatça kesrete ve dünyaya mübtela olduğundan, bir rehber vasıtasıyla, yüzlerini kesretten vahdete, fâniden bâkiye çevirmek istemesine mukabil; en a'zamî bir derecede, en eblağ bir surette, Kur'an vasıtasıyla en ahsen bir tarzda rehberlik eden ve risaletin vazifesini en ekmel bir tarzda îfa eden, yine bilbedahe o zâttır.

    İşte mevcudatın en eşrefi olan zîhayat ve zîhayat içinde en eşref olan zîşuur ve zîşuur içinde en eşref olan hakikî insan ve hakikî insan içinde geçmiş vezaifi en a'zamî bir derecede, en ekmel bir surette îfa eden zât; elbette o mi'rac-ı azîm ile Kab-ı Kavseyn'e çıkacak, saadet-i ebediye kapısını çalacak, hazine-i rahmetini açacak, imanın hakaik-i gaybiyesini görecek, yine o olacaktır.

    Sâbian: Bilmüşahede şu masnuatta gayet güzel tahsinat, nihayet derecede süslü tezyinat vardır. Ve bilbedahe şöyle tahsinat ve tezyinat, onların Sâni'inde gayet şiddetli bir irade-i tahsin ve kasd-ı tezyin var olduğunu gösterir. Ve irade-i tahsin ve tezyin ise, bizzarure o Sâni'de san'atına karşı kuvvetli bir rağbet ve kudsî bir muhabbet olduğunu gösterir. Ve masnuat içinde en câmi' ve letaif-i san'atı birden kendinde gösteren ve bilen ve bildiren ve kendini sevdiren ve başka masnuattaki güzellikleri "Mâşâallah" deyip istihsan eden, bilbedahe o san'atperver ve san'atını çok seven Sâni'in nazarında en ziyade mahbub, o olacaktır.

    İşte masnuatı yaldızlayan mezaya ve mehasine ve mevcudatı ışıklandıran letaif ve kemalâta karşı: "Sübhanallah, Mâşâallah, Allahü Ekber" diyerek semavatı çınlattıran ve Kur'anın nağamatıyla kâinatı velveleye verdiren, istihsan ve takdir ile, tefekkür ve teşhir ile, zikir ve tevhid ile, berr ve bahri cezbeye getiren yine bilmüşahede o zâttır.
    Sözler ( 578 )


  5. 13.Kasım.2012, 17:27
    27
    RedveKabul
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ekim.2012
    Üye No: 98274
    Mesaj Sayısı: 118
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Bir Müslümanın sorusu cevap bulamadım yardım edin.

    İlimcik aşağıdaki sözlere katılıyorsanız derhal tevbe edin.

    Muhammed aleyhisselam gibi bir meyvenin bu kainatta olmadığını düşünelimÖyle ise, bu kainat ne için yaratılacak kiyaratılmasının bir kıymeti var mı elbette yok. Çünkü, bu kainat sahibinin bütün gaye ve maksatları Muhammed aleyhisselam ile tezahür ediyor.

    Elhasıl, Muhammed aleyhisselamı haşa bir an olmadığını düşününKur'anda beyan edilen gayeler tezahür etmeyecektiİnsanlar tevhidi bilmeyeceklerdi ve Allahı tanımıyacaklardı ve onun uluhiyetinin tezahürüne karşı Allaha nasıl mukabele edeceklerini bilmeyecekti


  6. 13.Kasım.2012, 17:27
    27
    RedveKabul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    İlimcik aşağıdaki sözlere katılıyorsanız derhal tevbe edin.

    Muhammed aleyhisselam gibi bir meyvenin bu kainatta olmadığını düşünelimÖyle ise, bu kainat ne için yaratılacak kiyaratılmasının bir kıymeti var mı elbette yok. Çünkü, bu kainat sahibinin bütün gaye ve maksatları Muhammed aleyhisselam ile tezahür ediyor.

    Elhasıl, Muhammed aleyhisselamı haşa bir an olmadığını düşününKur'anda beyan edilen gayeler tezahür etmeyecektiİnsanlar tevhidi bilmeyeceklerdi ve Allahı tanımıyacaklardı ve onun uluhiyetinin tezahürüne karşı Allaha nasıl mukabele edeceklerini bilmeyecekti


  7. 13.Kasım.2012, 17:33
    28
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Bir Müslümanın sorusu cevap bulamadım yardım edin.

    Elbette katılıyorum ve tasdik ediyorum...Ben bütün günahlarıma tövbe ediyorum fakat, bu hakikati bana ihsan ettiği için de rabbime şükrediyorum..

    Bu kainatın ve insanların yaratılmasının en büyük gayesi "şükür ve ibadettir"..Bu kainattan Muhammed aleyhisselam gibi bir zatın şükrünü ve ubudiyetini ve aleme tebliğ ettiği Kur'an hakikatlerini çıkarırsan geriye kainatın ve insanların yaratılmasını iktiza edecek bir sebep kalmıyor..


  8. 13.Kasım.2012, 17:33
    28
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Elbette katılıyorum ve tasdik ediyorum...Ben bütün günahlarıma tövbe ediyorum fakat, bu hakikati bana ihsan ettiği için de rabbime şükrediyorum..

    Bu kainatın ve insanların yaratılmasının en büyük gayesi "şükür ve ibadettir"..Bu kainattan Muhammed aleyhisselam gibi bir zatın şükrünü ve ubudiyetini ve aleme tebliğ ettiği Kur'an hakikatlerini çıkarırsan geriye kainatın ve insanların yaratılmasını iktiza edecek bir sebep kalmıyor..


  9. 13.Kasım.2012, 17:38
    29
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Bir Müslümanın sorusu cevap bulamadım yardım edin.

    Bizim gayemiz yukarıdaki ve aşağıda linkini verdiğim hakikatlerdir..Diğer başka manalar ile işimiz yoktur.

    http://www.risale-inur.org/yenisite/...dex.php?tid=13


  10. 13.Kasım.2012, 17:38
    29
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Bizim gayemiz yukarıdaki ve aşağıda linkini verdiğim hakikatlerdir..Diğer başka manalar ile işimiz yoktur.

    http://www.risale-inur.org/yenisite/...dex.php?tid=13


  11. 13.Kasım.2012, 17:40
    30
    ömerhattab
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mayıs.2008
    Üye No: 20975
    Mesaj Sayısı: 1,830
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19

    Cevap: Bir Müslümanın sorusu cevap bulamadım yardım edin.

    çelebiler Nickli Üyeden Alıntı
    Bu işte sizce de bir gariplik yok mu?HIRİSTİYAN:"O (İsa) olmasaydı alêm yaratılmazdı"MÜRİT:"O (Resulullah) olmasaydı kainat yaratılmazdı"KEMALİST: "O (M. Kemal) olmasaydı biz olmazdık"
    Selefi tasavuf tarikat yoktur...Kemalist türkiye dervişler müritler ülkesi olmaz...İslam garip geldi...Garip gidecek...


  12. 13.Kasım.2012, 17:40
    30
    Devamlı Üye
    çelebiler Nickli Üyeden Alıntı
    Bu işte sizce de bir gariplik yok mu?HIRİSTİYAN:"O (İsa) olmasaydı alêm yaratılmazdı"MÜRİT:"O (Resulullah) olmasaydı kainat yaratılmazdı"KEMALİST: "O (M. Kemal) olmasaydı biz olmazdık"
    Selefi tasavuf tarikat yoktur...Kemalist türkiye dervişler müritler ülkesi olmaz...İslam garip geldi...Garip gidecek...


  13. 13.Kasım.2012, 17:48
    31
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Bir Müslümanın sorusu cevap bulamadım yardım edin.

    ...ve madem bu kâinat, insan için halkedilmiş ve insan ise marifet ve muhabbet-i İlahiye için yaratılmış.. ve madem bu kâinatın Hâlık'ı, esmasıyla sermedîdir.. ve madem esmalarının cilveleri daim ve bâki ve ebedî olacaktır; elbette ve herhalde insan, bir dâr-ı bekaya gidecek ve bir hayat-ı bâkiyeye mazhar olacaktır. Ve insanın kıymetini ve vazifelerini ve kemalâtını bildiren rehber-i a'zam ve insan-ı ekmel olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, insana dair beyan ettiğimiz bütün kemalâtı ve vazifeleri en ekmel bir surette kendinde ve dininde göstermesiyle gösteriyor ki: Nasıl kâinat insan için yaratılmış ve kâinattan maksud ve müntehab insandır; öyle de, insandan dahi en büyük maksud ve en kıymetdar müntehab ve en parlak âyine-i Ehad ve Samed, elbette Ahmed-i Muhammed'dir.
    Lem'alar ( 356 )


  14. 13.Kasım.2012, 17:48
    31
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    ...ve madem bu kâinat, insan için halkedilmiş ve insan ise marifet ve muhabbet-i İlahiye için yaratılmış.. ve madem bu kâinatın Hâlık'ı, esmasıyla sermedîdir.. ve madem esmalarının cilveleri daim ve bâki ve ebedî olacaktır; elbette ve herhalde insan, bir dâr-ı bekaya gidecek ve bir hayat-ı bâkiyeye mazhar olacaktır. Ve insanın kıymetini ve vazifelerini ve kemalâtını bildiren rehber-i a'zam ve insan-ı ekmel olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, insana dair beyan ettiğimiz bütün kemalâtı ve vazifeleri en ekmel bir surette kendinde ve dininde göstermesiyle gösteriyor ki: Nasıl kâinat insan için yaratılmış ve kâinattan maksud ve müntehab insandır; öyle de, insandan dahi en büyük maksud ve en kıymetdar müntehab ve en parlak âyine-i Ehad ve Samed, elbette Ahmed-i Muhammed'dir.
    Lem'alar ( 356 )


  15. 13.Kasım.2012, 17:52
    32
    RedveKabul
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ekim.2012
    Üye No: 98274
    Mesaj Sayısı: 118
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Bir Müslümanın sorusu cevap bulamadım yardım edin.

    Sizin gibilere Allah'ın sözleri yetmiyor. Doğru ya Risalaler var daha ne olsun, başka söze hacet yok. Allah'tan korkun diyeceğim ama bu da ancak sizin cehaletinizi ve küfrünüzü artıracak

    De ki: 'Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.'


  16. 13.Kasım.2012, 17:52
    32
    RedveKabul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Sizin gibilere Allah'ın sözleri yetmiyor. Doğru ya Risalaler var daha ne olsun, başka söze hacet yok. Allah'tan korkun diyeceğim ama bu da ancak sizin cehaletinizi ve küfrünüzü artıracak

    De ki: 'Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.'


  17. 13.Kasım.2012, 17:54
    33
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Bir Müslümanın sorusu cevap bulamadım yardım edin.

    Dediğim gibi, bütün maksadımız bu manalardır..Başka manalar ile işimiz yok..

    Evet nasılki hayat, bu kâinattan süzülmüş bir hülâsadır ve şuur ve his dahi, hayattan süzülmüş hayatın bir hülâsasıdır ve akıl dahi, şuurdan ve histen süzülmüş, şuurun bir hülâsasıdır ve ruh dahi, hayatın hâlis ve sâfi bir cevheri ve sabit ve müstakil zâtıdır. Öyle de, maddî ve manevî hayat-ı Muhammediye (A.S.M.) dahi; hayattan ve ruh-u kâinattan süzülmüş hülâsat-ül hülâsadır ve risalet-i Muhammediye (A.S.M.) dahi kâinatın his ve şuur ve aklından süzülmüş en sâfi hülâsasıdır. Belki maddî ve manevî hayat-ı Muhammediye (A.S.M.) -âsârının şehadetiyle- hayat-ı kâinatın hayatıdır ve risalet-i Muhammediye (A.S.M.) şuur-u kâinatın şuurudur ve nurudur. Ve vahy-i Kur'an dahi, -hayatdar hakaikının şehadetiyle- hayat-ı kâinatın ruhudur ve şuur-u kâinatın aklıdır.

    Evet, evet, evet!.. Eğer kâinattan risalet-i Muhammediye'nin (A.S.M.) nuru çıksa, gitse, kâinat vefat edecek. Eğer Kur'an gitse, kâinat divane olacak ve Küre-i Arz kafasını, aklını kaybedecek. Belki şuursuz kalmış olan başını, bir seyyareye çarpacak, bir kıyameti koparacak.
    Sözler ( 110 )


  18. 13.Kasım.2012, 17:54
    33
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Dediğim gibi, bütün maksadımız bu manalardır..Başka manalar ile işimiz yok..

    Evet nasılki hayat, bu kâinattan süzülmüş bir hülâsadır ve şuur ve his dahi, hayattan süzülmüş hayatın bir hülâsasıdır ve akıl dahi, şuurdan ve histen süzülmüş, şuurun bir hülâsasıdır ve ruh dahi, hayatın hâlis ve sâfi bir cevheri ve sabit ve müstakil zâtıdır. Öyle de, maddî ve manevî hayat-ı Muhammediye (A.S.M.) dahi; hayattan ve ruh-u kâinattan süzülmüş hülâsat-ül hülâsadır ve risalet-i Muhammediye (A.S.M.) dahi kâinatın his ve şuur ve aklından süzülmüş en sâfi hülâsasıdır. Belki maddî ve manevî hayat-ı Muhammediye (A.S.M.) -âsârının şehadetiyle- hayat-ı kâinatın hayatıdır ve risalet-i Muhammediye (A.S.M.) şuur-u kâinatın şuurudur ve nurudur. Ve vahy-i Kur'an dahi, -hayatdar hakaikının şehadetiyle- hayat-ı kâinatın ruhudur ve şuur-u kâinatın aklıdır.

    Evet, evet, evet!.. Eğer kâinattan risalet-i Muhammediye'nin (A.S.M.) nuru çıksa, gitse, kâinat vefat edecek. Eğer Kur'an gitse, kâinat divane olacak ve Küre-i Arz kafasını, aklını kaybedecek. Belki şuursuz kalmış olan başını, bir seyyareye çarpacak, bir kıyameti koparacak.
    Sözler ( 110 )


  19. 13.Kasım.2012, 18:06
    34
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Bir Müslümanın sorusu cevap bulamadım yardım edin.

    Alıntı
    De ki: 'Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın'
    Bu kainatın sahibi olan Allah seni değil Muhammed aleyhisselamı son peygamber yapmış ve sana değil onu örnek almamızı istemiş..Seni değil, onu miraca çıkarmış..Öyle ise, Muhammed aleyhisselam bizim gibi yiyen, içen, konuşan ve uyuyan bir beşerdir fakat mertebesi, kıymeti, ehemmiyeti bizim ile aynı değildir...Bu iki şeyi karıştırmamak gerekir..

    Ayrıca, bütün yazdığımız yazılardan da anlaşılacağı üzere, Muhammed aleyhisselamdan maksat onun ubudiyeti, şükrü, aleme tebliğ ettiği Kur'an hakikatleridir..Bir düşün Muhammed aleyhisselamın o külli ubudiyeti, duası, fazileti, ahlakı, Allaha karşı mukabelesi ve insanlara tebliğ ettiği Kur'an hakikatleri olmazsa, senin ve benim gibi gafiller için niçin bu kainat yaratılsın ki..bizim ne kıymetimiz var ki..Allahın gayelerine ve maksatlarına mukabele edebiliyor muyuz...Elbette diğer insanlar ve hatta melekler ve hatta hayvanlar ve bitkiler de bu kainatın meyveleridir..Fakat, öyle bir meyve var ki, diğer bütün meyvelerin yaratılmasının ve kıymetli olmasının da sebebidir..Bu kainatın sahibi Muhammed aleyhisselam gibi bir meyveyi görmüş..Yani, onun ubudiyetini, şükrünü, dua ve niyazını, ahlak ve faziletini görmüş ve o meyve için kainatı ve diğer meyveleri yaratmıştır...Muhammed aleyhisselam gibi bir meyve olmasaydı, bu kainat ağacı da yaratılmazdı..Çünkü, yaratılmasını iktiza eden, Muhammed aleyhisselamın tebliğ ettiği Kur'an hakikatleri ve Allahı tanıyıp, ona iman etmek ve kainatta tevhidi görüp, göstermek ve ona dua edip, külli bir ubudiyetle mukabele etmek gibi şeyler bilinmeyecekti..


  20. 13.Kasım.2012, 18:06
    34
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Alıntı
    De ki: 'Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın'
    Bu kainatın sahibi olan Allah seni değil Muhammed aleyhisselamı son peygamber yapmış ve sana değil onu örnek almamızı istemiş..Seni değil, onu miraca çıkarmış..Öyle ise, Muhammed aleyhisselam bizim gibi yiyen, içen, konuşan ve uyuyan bir beşerdir fakat mertebesi, kıymeti, ehemmiyeti bizim ile aynı değildir...Bu iki şeyi karıştırmamak gerekir..

    Ayrıca, bütün yazdığımız yazılardan da anlaşılacağı üzere, Muhammed aleyhisselamdan maksat onun ubudiyeti, şükrü, aleme tebliğ ettiği Kur'an hakikatleridir..Bir düşün Muhammed aleyhisselamın o külli ubudiyeti, duası, fazileti, ahlakı, Allaha karşı mukabelesi ve insanlara tebliğ ettiği Kur'an hakikatleri olmazsa, senin ve benim gibi gafiller için niçin bu kainat yaratılsın ki..bizim ne kıymetimiz var ki..Allahın gayelerine ve maksatlarına mukabele edebiliyor muyuz...Elbette diğer insanlar ve hatta melekler ve hatta hayvanlar ve bitkiler de bu kainatın meyveleridir..Fakat, öyle bir meyve var ki, diğer bütün meyvelerin yaratılmasının ve kıymetli olmasının da sebebidir..Bu kainatın sahibi Muhammed aleyhisselam gibi bir meyveyi görmüş..Yani, onun ubudiyetini, şükrünü, dua ve niyazını, ahlak ve faziletini görmüş ve o meyve için kainatı ve diğer meyveleri yaratmıştır...Muhammed aleyhisselam gibi bir meyve olmasaydı, bu kainat ağacı da yaratılmazdı..Çünkü, yaratılmasını iktiza eden, Muhammed aleyhisselamın tebliğ ettiği Kur'an hakikatleri ve Allahı tanıyıp, ona iman etmek ve kainatta tevhidi görüp, göstermek ve ona dua edip, külli bir ubudiyetle mukabele etmek gibi şeyler bilinmeyecekti..


  21. 13.Kasım.2012, 18:13
    35
    ömerhattab
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mayıs.2008
    Üye No: 20975
    Mesaj Sayısı: 1,830
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19

    Cevap: Bir Müslümanın sorusu cevap bulamadım yardım edin.

    RedveKabul Nickli Üyeden Alıntı
    Sizin gibilere Allah'ın sözleri yetmiyor. Doğru ya Risalaler var daha ne olsun, başka söze hacet yok. Allah'tan korkun diyeceğim ama bu da ancak sizin cehaletinizi ve küfrünüzü artıracakDe ki: 'Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.'
    Bizler Tefekkür ettiğimiz için mi Allahın sözleri yetmiyor diyorsun...O sözleri Tefekkür etmemek en büyük cehalettir...Doğrusu sen Allahın Ayetlerini Tefekkür edebilseydin Bizleri tenkid etmeye bile cüret edemezdin...Seni Redetmişiz kabulun niye...


  22. 13.Kasım.2012, 18:13
    35
    Devamlı Üye
    RedveKabul Nickli Üyeden Alıntı
    Sizin gibilere Allah'ın sözleri yetmiyor. Doğru ya Risalaler var daha ne olsun, başka söze hacet yok. Allah'tan korkun diyeceğim ama bu da ancak sizin cehaletinizi ve küfrünüzü artıracakDe ki: 'Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.'
    Bizler Tefekkür ettiğimiz için mi Allahın sözleri yetmiyor diyorsun...O sözleri Tefekkür etmemek en büyük cehalettir...Doğrusu sen Allahın Ayetlerini Tefekkür edebilseydin Bizleri tenkid etmeye bile cüret edemezdin...Seni Redetmişiz kabulun niye...


  23. 13.Kasım.2012, 18:14
    36
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Bir Müslümanın sorusu cevap bulamadım yardım edin.

    Hem o nur ile; kâinattaki harekât, tenevvüat, tebeddülat, tegayyürat manasızlıktan ve abesiyetten ve tesadüf oyuncaklığından çıkıp birer mektubat-ı Rabbaniye, birer sahife-i âyât-ı tekviniye, birer meraya-yı esma-i İlahiye ve âlem dahi bir kitab-ı hikmet-i Samedaniye mertebesine çıktılar. Hem insanı bütün hayvanatın madûnuna düşüren hadsiz za'f u aczi, fakr u ihtiyacatı ve bütün hayvanlardan daha bedbaht eden, vasıta-i nakl-i hüzün ve elem ve gam olan aklı, o nur ile nurlandığı vakit, insan bütün hayvanat, bütün mahlukat üstüne çıkar. O nurlanmış acz, fakr, akıl ile niyaz ile nazenin bir sultan ve fizar ile nazdar bir halife-i zemin olur. Demek o nur olmazsa kâinat da, insan da, hattâ herşey dahi hiçe iner. Evet elbette böyle bedî' bir kâinatta, böyle bir zât lâzımdır. Yoksa kâinat ve eflâk olmamalıdır.
    Sözler ( 237 )


  24. 13.Kasım.2012, 18:14
    36
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Hem o nur ile; kâinattaki harekât, tenevvüat, tebeddülat, tegayyürat manasızlıktan ve abesiyetten ve tesadüf oyuncaklığından çıkıp birer mektubat-ı Rabbaniye, birer sahife-i âyât-ı tekviniye, birer meraya-yı esma-i İlahiye ve âlem dahi bir kitab-ı hikmet-i Samedaniye mertebesine çıktılar. Hem insanı bütün hayvanatın madûnuna düşüren hadsiz za'f u aczi, fakr u ihtiyacatı ve bütün hayvanlardan daha bedbaht eden, vasıta-i nakl-i hüzün ve elem ve gam olan aklı, o nur ile nurlandığı vakit, insan bütün hayvanat, bütün mahlukat üstüne çıkar. O nurlanmış acz, fakr, akıl ile niyaz ile nazenin bir sultan ve fizar ile nazdar bir halife-i zemin olur. Demek o nur olmazsa kâinat da, insan da, hattâ herşey dahi hiçe iner. Evet elbette böyle bedî' bir kâinatta, böyle bir zât lâzımdır. Yoksa kâinat ve eflâk olmamalıdır.
    Sözler ( 237 )





+ Yorum Gönder
Git İlk 234 Son