Konusunu Oylayın.: Cuma Namazından Sonra Kılınan Zuhr-i Ahir Namazı Asılsız Bir Bidat'tır...

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Cuma Namazından Sonra Kılınan Zuhr-i Ahir Namazı Asılsız Bir Bidat'tır...
  1. 05.Kasım.2012, 12:33
    13
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Cuma Namazından Sonra Kılınan Zuhr-i Ahir Namazı Asılsız Bir Bidat'tır...

    reklam


    Cevap: Cuma Namazından Sonra Kılınan Zuhr-i Ahir Namazı Asılsız Bir Bidat'tır... isimli yazı www.Mumsema.comCevap: Cuma Namazından Sonra Kılınan Zuhr-i Ahir Namazı Asılsız Bir Bidat'tır...
    cuma namazının bazı şartlar vardır,bu şartları yaşadığımız ülkede yerine getirmemiz oldukça güç,.iki seçenek var önümüzde;
    1-) ya cuma namazının şartları yerine gelmiyor kabul edip cumayı terkedip,hiç cuma namazı kılmayız,
    2-) ya da cumayı kılarız, olaki cumanın gerekli şartları yerine gelmediyse diye öğle namazını kılarız.bu her ikisinden (cuma ve öğle) mahrum kalmamanın tek yoludur.
    zuhri ahiri terkeden cuma namazının geçersiz olması durumunda hem cumayı hemde öğle namazını kılmamış olur,
    zuhri ahiri kılanın cuma namazı sahih olmuşsa kıldığı namaz nafile namaz olur,.

    işin aslı türkiye cumhuriyetine savaş açıp ülkeyi islam devleti yapamıyorsak,halife yoksa,şeyhül islam yoksa ya hicret edeceksin,tabi ki ehli sünnet vel cemaat ilkelerine göre yönetilen gerçek islam devleti bulabiliyorsanız, yada zuhri ahiri kılacaksınız.


  2. 05.Kasım.2012, 12:33
    13
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    reklam


    cuma namazının bazı şartlar vardır,bu şartları yaşadığımız ülkede yerine getirmemiz oldukça güç,.iki seçenek var önümüzde;
    1-) ya cuma namazının şartları yerine gelmiyor kabul edip cumayı terkedip,hiç cuma namazı kılmayız,
    2-) ya da cumayı kılarız, olaki cumanın gerekli şartları yerine gelmediyse diye öğle namazını kılarız.bu her ikisinden (cuma ve öğle) mahrum kalmamanın tek yoludur.
    zuhri ahiri terkeden cuma namazının geçersiz olması durumunda hem cumayı hemde öğle namazını kılmamış olur,
    zuhri ahiri kılanın cuma namazı sahih olmuşsa kıldığı namaz nafile namaz olur,.

    işin aslı türkiye cumhuriyetine savaş açıp ülkeyi islam devleti yapamıyorsak,halife yoksa,şeyhül islam yoksa ya hicret edeceksin,tabi ki ehli sünnet vel cemaat ilkelerine göre yönetilen gerçek islam devleti bulabiliyorsanız, yada zuhri ahiri kılacaksınız.


  3. 05.Kasım.2012, 14:38
    14
    TEKE TEK
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Ekim.2012
    Üye No: 98093
    Mesaj Sayısı: 118
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Bulunduğu yer: İSTANBUL

    Cevap: Cuma Namazından Sonra Kılınan Zuhr-i Ahir Namazı Asılsız Bir Bidat'tır...

    reklam


    Son öğle namazı anlamına gelen zuhr-i âhir; bir fıkıh terimi olarak, Cuma namazının sahih olmaması ihtimalinden dolayı ihtiyaten kılınması kabul edilen öğle namazıdır.
    Bir kısım İslâm bilginleri, Cuma namazının toplanılması ve hutbe okunması için meşru kılındığı gerekçesine, Hz. Peygamber ve hulefa-i raşidîn döneminde tek bir yerde Cuma namazı kılınmış olmasına dayanarak, bir zorunluluk bulunmadıkça, bir yerleşim yerinde sadece bir yerde Cuma namazı kılınabileceğini ileri sürmüşlerdir. Böyle düşünen bilginlere göre ihtiyaç yokken, birden fazla yerde kılınması halinde, namaza ilk başlayanların Cuma namazları sahih olur, diğerlerinin o gününün öğle namazını kılmaları gerekir. Cuma namazını kimlerin önce kıldığının tespit edilememesi durumunda ise, ihtiyaten hepsinin öğle namazını kılmaları bir çözüm olarak öngörülmüştür.
    Bir kısım bilginler ise, şüphe ile yapılan ibadetin geçerli olmayacağı düşüncesinden hareketle, zuhr-i âhir namazının kılınmaması gerektiğini söylemişlerdir. Bunlara göre, “belki Cuma namazı sahih olmamıştır” diye zuhr-i âhir kılmak doğru olmaz. Ayrıca zuhr-i âhir namazı kılınması gerektiğini ileri sürmek, halkın gözünde, Cuma namazının farz olmayıp, sadece öğle namazının farz olduğu ya da bir vakitte ikisinin de farz olduğu zannını uyandırır.
    Diğer bir kısım bilginler ise, daha da ileri giderek, Hz. Peygamber, sahabe ve tabiîn döneminde böyle bir namaz bulunmadığından hareketle, zuhr-i âhir kılmayı bidat kabul etmişlerdir.
    Zuhr-i âhir ile ilgili olarak tarafların ileri sürdükleri görüşlerin delilleri göz önünde bulundurulduğunda, bu namazı kılmanın gerekli olmadığı anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber zamanında Cuma namazının sadece bir yerde kılınmış olması, bir yerleşim biriminde birden fazla yerde Cuma namazı kılınamayacağı anlamına gelmez. Zira o dönemde böyle bir ihtiyaç söz konusu değildi. Ayrıca yeni inen âyetleri Hz. Peygamber’in ağzından işitme iştiyakı içinde bulunan sahabenin, başka bir yerde Cuma namazı kılmalarını düşünmek mümkün değildir.
    Bir yerleşim biriminde bir yerde Cuma namazı kılınmaması sebebiyle Cumanın sahih olmayacağını söyleyen müçtehitlerin tamamı, ihtiyaç halinde birden fazla yerde Cuma namazının kılınabileceğini kabul etmişlerdir. Günümüzde ise, çoğunlukla bir yerleşim biriminde tek camide Cuma namazı kılınması mümkün olmadığından birden fazla yerde Cuma namazı kılınması kaçınılmaz olmuştur.
    Diğer taraftan Cuma namazının farz olduğunu ifade eden ayet ve hadislere karşı, birden fazla yerde kılınmasının caiz olmayacağı konusunda dinî bir delil bulunmamaktadır. Bir yerde kılınması şartını ileri sürenlerin, ihtiyaç bulunduğunda kılınabileceğini belirtmeleri de bunu göstermektedir. Kaldı ki Kur’ân-ı Kerim’de, “Allâh bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar” (Bakara, 2/286); “Allâh dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi.” (Hac, 22/78) buyrulmaktadır.
    İbadetler, kabul edileceği inancı ile kılınmalıdır. Hz. Peygamber Yüce Allâh’ın, “Ben kulumun benim hakkımdaki zannına göre muamele ederim” (Müslim, Zikir, 1; Tirmizî, Zühd, 51), “Ameller niyetlere göredir” (Buharî, Bed’ü’l-vahy, 1) buyurduğunu bildirmektedir Bu itibarla Cuma namazının kabul olunacağına inanarak kılınması ve bunda şüpheye düşülmemesi gerekir.

    Buna göre bir yerleşim yerinde birden fazla camide Cuma namazı kılınabileceğinden, zuhr-i âhir namazının kılınmasına gerek yoktur. Ancak, herkes dilediği kadar nafile ibadet yapabileceğinden zuhr-i âhir namazını kılmak isteyenler kılabilirler, bunun yadırganmaması gerekir.


  4. 05.Kasım.2012, 14:38
    14
    Üye
    reklam


    Son öğle namazı anlamına gelen zuhr-i âhir; bir fıkıh terimi olarak, Cuma namazının sahih olmaması ihtimalinden dolayı ihtiyaten kılınması kabul edilen öğle namazıdır.
    Bir kısım İslâm bilginleri, Cuma namazının toplanılması ve hutbe okunması için meşru kılındığı gerekçesine, Hz. Peygamber ve hulefa-i raşidîn döneminde tek bir yerde Cuma namazı kılınmış olmasına dayanarak, bir zorunluluk bulunmadıkça, bir yerleşim yerinde sadece bir yerde Cuma namazı kılınabileceğini ileri sürmüşlerdir. Böyle düşünen bilginlere göre ihtiyaç yokken, birden fazla yerde kılınması halinde, namaza ilk başlayanların Cuma namazları sahih olur, diğerlerinin o gününün öğle namazını kılmaları gerekir. Cuma namazını kimlerin önce kıldığının tespit edilememesi durumunda ise, ihtiyaten hepsinin öğle namazını kılmaları bir çözüm olarak öngörülmüştür.
    Bir kısım bilginler ise, şüphe ile yapılan ibadetin geçerli olmayacağı düşüncesinden hareketle, zuhr-i âhir namazının kılınmaması gerektiğini söylemişlerdir. Bunlara göre, “belki Cuma namazı sahih olmamıştır” diye zuhr-i âhir kılmak doğru olmaz. Ayrıca zuhr-i âhir namazı kılınması gerektiğini ileri sürmek, halkın gözünde, Cuma namazının farz olmayıp, sadece öğle namazının farz olduğu ya da bir vakitte ikisinin de farz olduğu zannını uyandırır.
    Diğer bir kısım bilginler ise, daha da ileri giderek, Hz. Peygamber, sahabe ve tabiîn döneminde böyle bir namaz bulunmadığından hareketle, zuhr-i âhir kılmayı bidat kabul etmişlerdir.
    Zuhr-i âhir ile ilgili olarak tarafların ileri sürdükleri görüşlerin delilleri göz önünde bulundurulduğunda, bu namazı kılmanın gerekli olmadığı anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber zamanında Cuma namazının sadece bir yerde kılınmış olması, bir yerleşim biriminde birden fazla yerde Cuma namazı kılınamayacağı anlamına gelmez. Zira o dönemde böyle bir ihtiyaç söz konusu değildi. Ayrıca yeni inen âyetleri Hz. Peygamber’in ağzından işitme iştiyakı içinde bulunan sahabenin, başka bir yerde Cuma namazı kılmalarını düşünmek mümkün değildir.
    Bir yerleşim biriminde bir yerde Cuma namazı kılınmaması sebebiyle Cumanın sahih olmayacağını söyleyen müçtehitlerin tamamı, ihtiyaç halinde birden fazla yerde Cuma namazının kılınabileceğini kabul etmişlerdir. Günümüzde ise, çoğunlukla bir yerleşim biriminde tek camide Cuma namazı kılınması mümkün olmadığından birden fazla yerde Cuma namazı kılınması kaçınılmaz olmuştur.
    Diğer taraftan Cuma namazının farz olduğunu ifade eden ayet ve hadislere karşı, birden fazla yerde kılınmasının caiz olmayacağı konusunda dinî bir delil bulunmamaktadır. Bir yerde kılınması şartını ileri sürenlerin, ihtiyaç bulunduğunda kılınabileceğini belirtmeleri de bunu göstermektedir. Kaldı ki Kur’ân-ı Kerim’de, “Allâh bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar” (Bakara, 2/286); “Allâh dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi.” (Hac, 22/78) buyrulmaktadır.
    İbadetler, kabul edileceği inancı ile kılınmalıdır. Hz. Peygamber Yüce Allâh’ın, “Ben kulumun benim hakkımdaki zannına göre muamele ederim” (Müslim, Zikir, 1; Tirmizî, Zühd, 51), “Ameller niyetlere göredir” (Buharî, Bed’ü’l-vahy, 1) buyurduğunu bildirmektedir Bu itibarla Cuma namazının kabul olunacağına inanarak kılınması ve bunda şüpheye düşülmemesi gerekir.

    Buna göre bir yerleşim yerinde birden fazla camide Cuma namazı kılınabileceğinden, zuhr-i âhir namazının kılınmasına gerek yoktur. Ancak, herkes dilediği kadar nafile ibadet yapabileceğinden zuhr-i âhir namazını kılmak isteyenler kılabilirler, bunun yadırganmaması gerekir.


  5. 05.Kasım.2012, 14:42
    15
    TEKE TEK
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Ekim.2012
    Üye No: 98093
    Mesaj Sayısı: 118
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Bulunduğu yer: İSTANBUL

    Cevap: Cuma Namazından Sonra Kılınan Zuhr-i Ahir Namazı Asılsız Bir Bidat'tır...

    'Zuhr-i ahir kılınmaz' diyen alimlerin, Verdiği Hukumler ve Sebebleri !

    1- Zuhr-i ahir kılınmamalıdır diyen bazı alimler, şubhenin ibadeti ifsad edeceğinden hareket ederek zuhr-i âhiri kılmak mekruh olur demişlerdir.
    Bunlara göre cumua gibi muberâk ve çok sevablı bir ibâdeti edâ edenler, "bu namaz şu ihtilâf sebebiyle belki sahih olmamıştır" şüphesiyle son öğle namazını (zuhr-i âhiri) de kılarlarsa, cuma namazlarını ifsad ve iptâl etmiş olurlar. Ayrıca bunu gören halk, cumua namazının farz olmadığını, öğlenin farz olduğunu, yahut da bir vakitte ikisinin de farz olduğunu zanneder. İşte bu sebeble zuhr-i âhiri kılmak mekruhtur.

    Bu görüşü İbn Nuceym (v. 970/1563) el-Bahru'r-Râik'ta ileri sürmüş, Alâuddin el-Haskefî de (1088/1677) ed-Durru'l-Muhtâr'da benimseyerek nakletmiştir.

    İbn Abidin de el-Makdisî'ye uyarak şöyle demiştir: "Eğer bu namazı kılmak böyle bir yanlış anlayış ve fesada sebeb olursa açıkça kılınmamalıdır; havâs (okumuş yazmış kimseler) bunu evinde kılmalıdır."

    Hanefî mezhebinde tercih edilen görüş, Cumua namazının bir yerleşim merkezinde birden fazla camide kılınmasının caiz ve sahih olduğudur.

    2- Zuhr-i ahir kılınmamalıdır diyen diğer alimler ise, bid'at esasından yürüyerek zuhr-i âhirin kılınmasını men edip ve günah saymaktadırlar.
    Şevkânî, Sunen-i Ebu Dâvud şârihi allâme M. Şemsuddin el-Azimâbâdî, Cemâluddin el-Kâsımî, Mustafa el-Galâyinî, Ali eş-Şebrâmellisî, M. Reşîd Riza el-Huseynî gibi zevatın içinde bulunduğu bu grubun delilini şöylece toparlayabiliriz:
    "Batıl olduğunu bilerek cumua namazı kılmak haramdır; cumanın sahih olduğuna inanılıyorsa öğle namazını kılmaya ihtiyaç yoktur; böyle bir namaz (zuhr-i ahir) sahabe, tabiun ve muctehid imamlar devrinde kılınmamıştır; dinde olmayan bir ibadeti adet haline getirip ona yamamak bid'attır; bunu yapan gunahkar olur..."


    Ayrıca dört mezheb imamı içinde "zuhr-i ahir kılınmalıdır" diyen birisi yoktur. Muctehid seviyesinde olmayan mukelleflerin (dört mezheb tabiileri), her fıkhi meselede benimsedikleri bir muctehidin görüşüne itibar ederler. İctihadlarına veya tabi oldukları muctehide (mezhebe) göre yaptıkları ibadet sahih ise artık başka bir mezhebe ve muctehide göre sahih olmaması onları ilgilendirmez ve ibadetlerine zarar vermez. Üzerinde ihtilâf edilmiş binlerce meselede bir muctehide tabi olarak ibadet ederken sadece cumua namazında ihtilafı gözönüne alıp ihtiyata riâyet etmeye kalkışmakgereksiz bir davranıştır.
    Zuhr-i ahir sebebiyle, cumanın farzından sonra kılınacak namaz arttırıldığı için, avam halk cumuanın son sünnetini de terketmeye başlamıştır. Halbuki farzdan sonra sadece 2 veya 4 rekat namazın sünnet olduğu anlatılsa ve tatbikat da buna göre olsa, bu sünneti yerine getireceklerin sayısı artacaktır. Malumdur ki Her bid'at bir sunneti öldürür.
    İhtiyat ise, ancak İslam'a uygun ve faydalı olduğu zaman başvurulmalıdır. Bir kimse Ramadan orucuna başlamak için hilali gözetlemeyip (ya da gözetleyenlerin haberine itibar etmeyerek) bir gün önceden oruca başlayamaz veya Ramadan ayını uzatarak Bayram günü oruç tutamaz! Bu ise caiz olmadığı gibi hem haram, hem bid'attır.
    Tüm çabamız ve niyetimiz Kur'an ve sahih Hadis-i şeriflere (sunnet) itibar edilerek ibadet/amet edilmesidir.

    Bu mesele hakkında anladığımız şudur ki ; esas itibariyle Cumua namazından ayrı olarak aynı vakitte zuhr-i ahir diye bir namazın kılınmamasıdır.

    Buna rağmen "Allâh bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar" (Bakara,286), "Allâh dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi." (Hac, 78) ayetleri ve Rasulullah'ın (s.a.v.) buyurduğu "Ben kulumun benim hakkımdaki zannına göre muamele ederim" (Kudsi Hadis, Muslim, Zikir, 1; Tirmizî, Zuhd, 51) ve "Ameller niyetlere göredir" (Buharî, Bed'u'l-vahy, 1) hadislerini ve bu mesele hakkındaki ictihad farklılığını da göz önüne alarak Cumua namazından sonra zuhr-i ahir olarak 4 rekat daha namaz kılmaktadırlar. Her ne kadar bütün bu sebebler kendileri için geçerli bir mazeret olmasa da; bu sebeble zuhr-i ahir kılanları, fitneye sebeb olacak şekilde eleştirip tartışmalardan sakınmalıyız.


  6. 05.Kasım.2012, 14:42
    15
    Üye
    'Zuhr-i ahir kılınmaz' diyen alimlerin, Verdiği Hukumler ve Sebebleri !

    1- Zuhr-i ahir kılınmamalıdır diyen bazı alimler, şubhenin ibadeti ifsad edeceğinden hareket ederek zuhr-i âhiri kılmak mekruh olur demişlerdir.
    Bunlara göre cumua gibi muberâk ve çok sevablı bir ibâdeti edâ edenler, "bu namaz şu ihtilâf sebebiyle belki sahih olmamıştır" şüphesiyle son öğle namazını (zuhr-i âhiri) de kılarlarsa, cuma namazlarını ifsad ve iptâl etmiş olurlar. Ayrıca bunu gören halk, cumua namazının farz olmadığını, öğlenin farz olduğunu, yahut da bir vakitte ikisinin de farz olduğunu zanneder. İşte bu sebeble zuhr-i âhiri kılmak mekruhtur.

    Bu görüşü İbn Nuceym (v. 970/1563) el-Bahru'r-Râik'ta ileri sürmüş, Alâuddin el-Haskefî de (1088/1677) ed-Durru'l-Muhtâr'da benimseyerek nakletmiştir.

    İbn Abidin de el-Makdisî'ye uyarak şöyle demiştir: "Eğer bu namazı kılmak böyle bir yanlış anlayış ve fesada sebeb olursa açıkça kılınmamalıdır; havâs (okumuş yazmış kimseler) bunu evinde kılmalıdır."

    Hanefî mezhebinde tercih edilen görüş, Cumua namazının bir yerleşim merkezinde birden fazla camide kılınmasının caiz ve sahih olduğudur.

    2- Zuhr-i ahir kılınmamalıdır diyen diğer alimler ise, bid'at esasından yürüyerek zuhr-i âhirin kılınmasını men edip ve günah saymaktadırlar.
    Şevkânî, Sunen-i Ebu Dâvud şârihi allâme M. Şemsuddin el-Azimâbâdî, Cemâluddin el-Kâsımî, Mustafa el-Galâyinî, Ali eş-Şebrâmellisî, M. Reşîd Riza el-Huseynî gibi zevatın içinde bulunduğu bu grubun delilini şöylece toparlayabiliriz:
    "Batıl olduğunu bilerek cumua namazı kılmak haramdır; cumanın sahih olduğuna inanılıyorsa öğle namazını kılmaya ihtiyaç yoktur; böyle bir namaz (zuhr-i ahir) sahabe, tabiun ve muctehid imamlar devrinde kılınmamıştır; dinde olmayan bir ibadeti adet haline getirip ona yamamak bid'attır; bunu yapan gunahkar olur..."


    Ayrıca dört mezheb imamı içinde "zuhr-i ahir kılınmalıdır" diyen birisi yoktur. Muctehid seviyesinde olmayan mukelleflerin (dört mezheb tabiileri), her fıkhi meselede benimsedikleri bir muctehidin görüşüne itibar ederler. İctihadlarına veya tabi oldukları muctehide (mezhebe) göre yaptıkları ibadet sahih ise artık başka bir mezhebe ve muctehide göre sahih olmaması onları ilgilendirmez ve ibadetlerine zarar vermez. Üzerinde ihtilâf edilmiş binlerce meselede bir muctehide tabi olarak ibadet ederken sadece cumua namazında ihtilafı gözönüne alıp ihtiyata riâyet etmeye kalkışmakgereksiz bir davranıştır.
    Zuhr-i ahir sebebiyle, cumanın farzından sonra kılınacak namaz arttırıldığı için, avam halk cumuanın son sünnetini de terketmeye başlamıştır. Halbuki farzdan sonra sadece 2 veya 4 rekat namazın sünnet olduğu anlatılsa ve tatbikat da buna göre olsa, bu sünneti yerine getireceklerin sayısı artacaktır. Malumdur ki Her bid'at bir sunneti öldürür.
    İhtiyat ise, ancak İslam'a uygun ve faydalı olduğu zaman başvurulmalıdır. Bir kimse Ramadan orucuna başlamak için hilali gözetlemeyip (ya da gözetleyenlerin haberine itibar etmeyerek) bir gün önceden oruca başlayamaz veya Ramadan ayını uzatarak Bayram günü oruç tutamaz! Bu ise caiz olmadığı gibi hem haram, hem bid'attır.
    Tüm çabamız ve niyetimiz Kur'an ve sahih Hadis-i şeriflere (sunnet) itibar edilerek ibadet/amet edilmesidir.

    Bu mesele hakkında anladığımız şudur ki ; esas itibariyle Cumua namazından ayrı olarak aynı vakitte zuhr-i ahir diye bir namazın kılınmamasıdır.

    Buna rağmen "Allâh bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar" (Bakara,286), "Allâh dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi." (Hac, 78) ayetleri ve Rasulullah'ın (s.a.v.) buyurduğu "Ben kulumun benim hakkımdaki zannına göre muamele ederim" (Kudsi Hadis, Muslim, Zikir, 1; Tirmizî, Zuhd, 51) ve "Ameller niyetlere göredir" (Buharî, Bed'u'l-vahy, 1) hadislerini ve bu mesele hakkındaki ictihad farklılığını da göz önüne alarak Cumua namazından sonra zuhr-i ahir olarak 4 rekat daha namaz kılmaktadırlar. Her ne kadar bütün bu sebebler kendileri için geçerli bir mazeret olmasa da; bu sebeble zuhr-i ahir kılanları, fitneye sebeb olacak şekilde eleştirip tartışmalardan sakınmalıyız.


  7. 06.Kasım.2012, 04:15
    16
    Süre:HenüzYok
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Kasım.2012
    Üye No: 98432
    Mesaj Sayısı: 12
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Cuma Namazından Sonra Kılınan Zuhr-i Ahir Namazı Asılsız Bir Bidat'tır...

    Alıntı
    Ancak, herkes dilediği kadar nafile ibadet yapabileceğinden zuhr-i âhir namazını kılmak isteyenler kılabilirler, bunun yadırganmaması gerekir
    Bacım bu cümlene kadar yazdıkların için emeğine sağlık diyebilirim.Lakin bu cümle ise hiç de o kadar hazmetmesi kolay bir cümle değil.Ha belki şöyle denilebilir:'' herkes dilediği kadar nafile ibadet yapabileceğinden ,istediği kadar namaz kılabilir'' bu haliyle sıkıntı yok,ama zuhrü ahir olarak kılınmaya devam edilebilir yönünde bir açıklama ise Bidat olan bir namaza açık kapı aralamış olur ki,biliyorsun islamın başına ne geldiyse bu aralık olan kapıyı zorlayıp içeriye dalan bidatçilerin tarikatçilerin yüzünden geldi.
    Dinde bulunmayan,sünnete yeri ve adı olmayan bir namaz için nafile kılıfı pek de masum bir kılıf olmaz...


  8. 06.Kasım.2012, 04:15
    16
    Alıntı
    Ancak, herkes dilediği kadar nafile ibadet yapabileceğinden zuhr-i âhir namazını kılmak isteyenler kılabilirler, bunun yadırganmaması gerekir
    Bacım bu cümlene kadar yazdıkların için emeğine sağlık diyebilirim.Lakin bu cümle ise hiç de o kadar hazmetmesi kolay bir cümle değil.Ha belki şöyle denilebilir:'' herkes dilediği kadar nafile ibadet yapabileceğinden ,istediği kadar namaz kılabilir'' bu haliyle sıkıntı yok,ama zuhrü ahir olarak kılınmaya devam edilebilir yönünde bir açıklama ise Bidat olan bir namaza açık kapı aralamış olur ki,biliyorsun islamın başına ne geldiyse bu aralık olan kapıyı zorlayıp içeriye dalan bidatçilerin tarikatçilerin yüzünden geldi.
    Dinde bulunmayan,sünnete yeri ve adı olmayan bir namaz için nafile kılıfı pek de masum bir kılıf olmaz...





+ Yorum Gönder
Git İlk 12