Konusunu Oylayın.: Tarikatlerde uygulanan Rabıta'nın ilk uygulanışı kimlere dayanır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Tarikatlerde uygulanan Rabıta'nın ilk uygulanışı kimlere dayanır?
  1. 02.Kasım.2012, 07:20
    1
    Tarikatsiz
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Ekim.2012
    Üye No: 98181
    Mesaj Sayısı: 75
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Tarikatlerde uygulanan Rabıta'nın ilk uygulanışı kimlere dayanır?






    Tarikatlerde uygulanan Rabıta'nın ilk uygulanışı kimlere dayanır? Mumsema Bu soruyu şu iddianızdan ötürü sormak istedim affınıza sığınarak:
    Tasavvufun Peygamberimize kadar dayandığı tezinize istinaden sormak istedim.Sürekli olarak ben ve arkadaşlarım diğer konularda rabıta konularında ısrarla''Peygamberimizin ve shabelerin rabıtaları ile tarikatçilerin yaptıkları rabıtanın uygulanış olarak birbirlerinden çok farklı fiiliyatlar içerdiğini'' söylesekte,sonuçta,''kişinin sevdiğini düşünmesinin neresi kötü olabilir ki?'' tadında rabıtayı masum göstermekten vazgeçmediniz.
    Tarikatlerde uygulanan Rabıta'nın ilk uygulanışı kimlere dayanır? diye sorarken ,asıl merak ettiğim,sizlerin bu rabıta hallerinizdeki uygulamalarınızın aynı halini Aişe Validemiz,Peygamberimizin ölümünün ardından uygulamış mıdır?Ya da dört büyük Halifelerimiz Peygamberimizin ölümünden sonra,uyguladıkları rabıtalarında Peygamberimizi kendilerinden yüksekçe bir konumda hayl edip,O'nun iki kaşının ortasından gelen bir nurun kalplerine dağılması...vs...şeklinde mi düşünmüşlerdir sevdikleri Peygamberimizi?


  2. 02.Kasım.2012, 07:20
    1
    Tarikatsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Bu soruyu şu iddianızdan ötürü sormak istedim affınıza sığınarak:
    Tasavvufun Peygamberimize kadar dayandığı tezinize istinaden sormak istedim.Sürekli olarak ben ve arkadaşlarım diğer konularda rabıta konularında ısrarla''Peygamberimizin ve shabelerin rabıtaları ile tarikatçilerin yaptıkları rabıtanın uygulanış olarak birbirlerinden çok farklı fiiliyatlar içerdiğini'' söylesekte,sonuçta,''kişinin sevdiğini düşünmesinin neresi kötü olabilir ki?'' tadında rabıtayı masum göstermekten vazgeçmediniz.
    Tarikatlerde uygulanan Rabıta'nın ilk uygulanışı kimlere dayanır? diye sorarken ,asıl merak ettiğim,sizlerin bu rabıta hallerinizdeki uygulamalarınızın aynı halini Aişe Validemiz,Peygamberimizin ölümünün ardından uygulamış mıdır?Ya da dört büyük Halifelerimiz Peygamberimizin ölümünden sonra,uyguladıkları rabıtalarında Peygamberimizi kendilerinden yüksekçe bir konumda hayl edip,O'nun iki kaşının ortasından gelen bir nurun kalplerine dağılması...vs...şeklinde mi düşünmüşlerdir sevdikleri Peygamberimizi?


    Benzer Konular

    - İslamda Rabıtanın yeri ne? Rabıta nedir? Rabıta nasıl yapılır?

    - Rabıta ne zaman çıktı ortaya? ilk kim rabıta yapıp tavsiye etti

    - İslamiyette rabıta var mıdır? Şeyhe rabıta yapmak caiz mi?

    - Rabıta şirk midir? Peygamberimiz düşünülerek rabıta yapılır mı?

    - Rabıta Risalesi ve Rabıtayla Alakalı Sorular - Tasavvufta rabıta

  3. 02.Kasım.2012, 07:31
    2
    Tarikatsiz
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Ekim.2012
    Üye No: 98181
    Mesaj Sayısı: 75
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tarikatlerde uygulanan Rabıta'nın ilk uygulanışı kimlere dayanır?




    Enteresandır,soruyu sorduktan sonrası,forumun benzer konular başlıkları altında birdenbire soruma çok yakın bir sorunun önceden sorulduğuna rastladım ve sevindim.Zira diğer konu içerisinde @mir kardeşim,tarikat üyesi bir sofinin kendi eliyle yazdığı ve kaynaklar gösterdiği bir yorumunu alıp çok güzel bir cevap haline getirmiş.İşte bakınız benim sorumun cevabı olarak bir tarikat ehli arkadaşınız ne buyurmuşlar:
    Alıntı
    Nakşibendilerin ilk yazılı kaynağı olan Raşahât adlı kitaba bakılacak olursa rabıta kelimesini ilk kez telaffuz eden Yakub-i Çarkhî adlı ruhanîdir

    Bu şahıs Gazneli bir Türktür ve milâdî 1444'te ölmüştür


    Buna, rabıta sürecinin ilk aşaması demek doğru olur

    Nakşilik tarihinde rabıtadan belgesel olarak söz eden ikinci şahıs Tacuddîn bin Zekeriyya el-Hindî'dir

    Hintli olan bu kişi, bir süre Mekke'de kalmış, milâdî 1641'de orada ölmüş ve tarikat hakkında Arapça iki kitap bırakmıştır

    Bunlardan biri Risâle-i Tajiyye'dir; ikincisi de Âdab'ul-Meshikhati wa'l-Muridîn'dir

    Her iki kitapçıkta da rabıtadan söz etmiş ve en azından onu, «Şeyhin şeklini zihinde canlandırmaktır» diye tanımlamıştır Bu da rabıta sürecinin ikinci aşamasıdır

    Ahmed Farugıy: Hint kökenlidir 1563 yılında Serhend’te doğan bu zat, 1624 yılında yine serhend’te öldü

    Rabbani 187 sayılı mektubunda rabıtayla ilgili şu sözleri söylemektedir
    Hace Eşrefi Kabiliye Bu mektup, ulaştırıcı yolların en kısası olan rabıtanın açıklanmasına ve Müridi için rabıtanın zikirden daha üstün olduğuna ilişkindir
    Bu ifadeye göre:
    a) Allah (cc)’a ulaşmak için izlenecek yolların en kısa olanı rabıtadır
    b) Rabıta yapmak (yani şeyhin şeklini zihninde canlandırmak) Allah (cc)’ı anmaktan daha üstündür
    Mektubun devamında Rabbani rabıta ile ilgili olarak üç şey daha söylemektedir
    § Şeyh ile Mürid arasında fayda vermek ve faydalanmak için rabıta bir araçtır
    § Mürid bir öncü tarafından en büyük mutluluğa eriştirilinceye kadar, rabıtadan başka onun izleyebileceği daha kısa bir yolu yoktur


    Tacuddin'in ölümünden yaklaşık iki yüz yıl sonra Halid Bağdadî adında bir Nakşibendi şeyhi rabıtayı ele almış ve onu bu tarikatın önemli bir kuralı haline getirmiştir

    Bu kişi, rabıtaya ilişkin olarak sıralanan şartları koymuş ve bu kural için bir de uygulama şekli belirlemiştir

    Bu da rabıta sürecinin üçüncü ve şimdiye kadarki son aşamasıdır Halid Bağdadî'nin 1826 yılında öldüğüne bakılacak olursa işbu rabıta meselesinin, 1444 ile 1826 yılları arasında 382 yıllık bir süre boyunca üç aşamada gelişmiştir



  4. 02.Kasım.2012, 07:31
    2
    Tarikatsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Enteresandır,soruyu sorduktan sonrası,forumun benzer konular başlıkları altında birdenbire soruma çok yakın bir sorunun önceden sorulduğuna rastladım ve sevindim.Zira diğer konu içerisinde @mir kardeşim,tarikat üyesi bir sofinin kendi eliyle yazdığı ve kaynaklar gösterdiği bir yorumunu alıp çok güzel bir cevap haline getirmiş.İşte bakınız benim sorumun cevabı olarak bir tarikat ehli arkadaşınız ne buyurmuşlar:
    Alıntı
    Nakşibendilerin ilk yazılı kaynağı olan Raşahât adlı kitaba bakılacak olursa rabıta kelimesini ilk kez telaffuz eden Yakub-i Çarkhî adlı ruhanîdir

    Bu şahıs Gazneli bir Türktür ve milâdî 1444'te ölmüştür


    Buna, rabıta sürecinin ilk aşaması demek doğru olur

    Nakşilik tarihinde rabıtadan belgesel olarak söz eden ikinci şahıs Tacuddîn bin Zekeriyya el-Hindî'dir

    Hintli olan bu kişi, bir süre Mekke'de kalmış, milâdî 1641'de orada ölmüş ve tarikat hakkında Arapça iki kitap bırakmıştır

    Bunlardan biri Risâle-i Tajiyye'dir; ikincisi de Âdab'ul-Meshikhati wa'l-Muridîn'dir

    Her iki kitapçıkta da rabıtadan söz etmiş ve en azından onu, «Şeyhin şeklini zihinde canlandırmaktır» diye tanımlamıştır Bu da rabıta sürecinin ikinci aşamasıdır

    Ahmed Farugıy: Hint kökenlidir 1563 yılında Serhend’te doğan bu zat, 1624 yılında yine serhend’te öldü

    Rabbani 187 sayılı mektubunda rabıtayla ilgili şu sözleri söylemektedir
    Hace Eşrefi Kabiliye Bu mektup, ulaştırıcı yolların en kısası olan rabıtanın açıklanmasına ve Müridi için rabıtanın zikirden daha üstün olduğuna ilişkindir
    Bu ifadeye göre:
    a) Allah (cc)’a ulaşmak için izlenecek yolların en kısa olanı rabıtadır
    b) Rabıta yapmak (yani şeyhin şeklini zihninde canlandırmak) Allah (cc)’ı anmaktan daha üstündür
    Mektubun devamında Rabbani rabıta ile ilgili olarak üç şey daha söylemektedir
    § Şeyh ile Mürid arasında fayda vermek ve faydalanmak için rabıta bir araçtır
    § Mürid bir öncü tarafından en büyük mutluluğa eriştirilinceye kadar, rabıtadan başka onun izleyebileceği daha kısa bir yolu yoktur


    Tacuddin'in ölümünden yaklaşık iki yüz yıl sonra Halid Bağdadî adında bir Nakşibendi şeyhi rabıtayı ele almış ve onu bu tarikatın önemli bir kuralı haline getirmiştir

    Bu kişi, rabıtaya ilişkin olarak sıralanan şartları koymuş ve bu kural için bir de uygulama şekli belirlemiştir

    Bu da rabıta sürecinin üçüncü ve şimdiye kadarki son aşamasıdır Halid Bağdadî'nin 1826 yılında öldüğüne bakılacak olursa işbu rabıta meselesinin, 1444 ile 1826 yılları arasında 382 yıllık bir süre boyunca üç aşamada gelişmiştir



  5. 03.Kasım.2012, 01:52
    3
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tarikatlerde uygulanan Rabıta'nın ilk uygulanışı kimlere dayanır?

    Tarikat Rabıta Tevessül diye diye can verecen yakında. Oradada dünyayı düşününce sana Rabıta yapma diyecek melekler Kafana sopayı vuracaklar değilmi.

    Rabıta peygamberimizden Beri Vardır. Yav Sahabeler Her dakika Peygamberimizi düşünüyorlardı. hadiste demiyormu Aliye bakmak ibadettir. Alime bakmak ibadettir. Onları düşünmek vs dolu var. Biz size neyi ıspatlayalım. Herşeyde mana buluyorsunuz.


    Ey iman edenler! Allah(-u Teala)dan korkun ve sadıklarla beraber olun.” (Tevbe Suresi 119)

    İsmail Hakkı Bursevi (Kuddise Sirrahu) “Sadıklarla beraber olunuz” ayetinin tfsirinde şöyle demiştir:
    “Bu ayeti kerimede bahsi geçen sadıklardan murad; kamil mürşidlerdir. Bir salik onların kapılarında ciddiyetle hizmet eder, muhabbetiyle nazarlarına kabul olunursa, onların feyz ve bereketiyle masivayı terk etmeye, Allah’u Teala yolunda istikamet üzere bulunmaya rahatlıkla muvaffak olur ve huzur-u hakk’a kavuşur


    Müfessir Alusi (Rahimehullah) ise, yukarıdaki ayetin tefsirinde: “Sadık ve Salihlere karışınız (onlarla iç içe olunuz) ki; onlar gibi olasınız. Çünkü herkes, yakın olduğu kimseye uyar” demiştir.
    Bu ayet-i Kerime’yi Ubeydullah Ahrar Hazretleri de rabıtaya delil olarak zikretmiştir.

    Evliyaullah o kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah hatırlanır.” (Nesai, es- Sünenü’l Kübrai Tefsir:180, No:11235, 6/362; Taberi, Cami’ul Beyan, No: 17723, 24, 25, 26, 6/575; Hakim-i Tirmizi, Nevadir’ul-usül, sh: 140; Haysemi, Mecma’uz-zevahid,10/78


    ya çok getiririm sayılamayacak kadar çok getiririm delil ama anlamazsınki. ben ne getirsem . Kuranda Ap açık Rabıta yazsa eminim onada inanmazsınız.


  6. 03.Kasım.2012, 01:52
    3
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Tarikat Rabıta Tevessül diye diye can verecen yakında. Oradada dünyayı düşününce sana Rabıta yapma diyecek melekler Kafana sopayı vuracaklar değilmi.

    Rabıta peygamberimizden Beri Vardır. Yav Sahabeler Her dakika Peygamberimizi düşünüyorlardı. hadiste demiyormu Aliye bakmak ibadettir. Alime bakmak ibadettir. Onları düşünmek vs dolu var. Biz size neyi ıspatlayalım. Herşeyde mana buluyorsunuz.


    Ey iman edenler! Allah(-u Teala)dan korkun ve sadıklarla beraber olun.” (Tevbe Suresi 119)

    İsmail Hakkı Bursevi (Kuddise Sirrahu) “Sadıklarla beraber olunuz” ayetinin tfsirinde şöyle demiştir:
    “Bu ayeti kerimede bahsi geçen sadıklardan murad; kamil mürşidlerdir. Bir salik onların kapılarında ciddiyetle hizmet eder, muhabbetiyle nazarlarına kabul olunursa, onların feyz ve bereketiyle masivayı terk etmeye, Allah’u Teala yolunda istikamet üzere bulunmaya rahatlıkla muvaffak olur ve huzur-u hakk’a kavuşur


    Müfessir Alusi (Rahimehullah) ise, yukarıdaki ayetin tefsirinde: “Sadık ve Salihlere karışınız (onlarla iç içe olunuz) ki; onlar gibi olasınız. Çünkü herkes, yakın olduğu kimseye uyar” demiştir.
    Bu ayet-i Kerime’yi Ubeydullah Ahrar Hazretleri de rabıtaya delil olarak zikretmiştir.

    Evliyaullah o kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah hatırlanır.” (Nesai, es- Sünenü’l Kübrai Tefsir:180, No:11235, 6/362; Taberi, Cami’ul Beyan, No: 17723, 24, 25, 26, 6/575; Hakim-i Tirmizi, Nevadir’ul-usül, sh: 140; Haysemi, Mecma’uz-zevahid,10/78


    ya çok getiririm sayılamayacak kadar çok getiririm delil ama anlamazsınki. ben ne getirsem . Kuranda Ap açık Rabıta yazsa eminim onada inanmazsınız.


  7. 03.Kasım.2012, 02:05
    4
    karadamlalar
    Kesintili Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96809
    Mesaj Sayısı: 1,620
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: Tarikatlerde uygulanan Rabıta'nın ilk uygulanışı kimlere dayanır?

    Kuranda apaçık "rabıta" yazar ama sizin dilediğiniz rabıta değildir. Ebu Bekir(Allah ondan razı olsun) e rabıta yaptı diyenleri görmüştüm, iftirada sınır yok pek çoğunda(sizlere bir şey demedim)


  8. 03.Kasım.2012, 02:05
    4
    karadamlalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kesintili Üye
    Kuranda apaçık "rabıta" yazar ama sizin dilediğiniz rabıta değildir. Ebu Bekir(Allah ondan razı olsun) e rabıta yaptı diyenleri görmüştüm, iftirada sınır yok pek çoğunda(sizlere bir şey demedim)


  9. 03.Kasım.2012, 02:28
    5
    çelebiler
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Ağustos.2012
    Üye No: 97474
    Mesaj Sayısı: 406
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tarikatlerde uygulanan Rabıta'nın ilk uygulanışı kimlere dayanır?

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Tarikat Rabıta Tevessül diye diye can verecen yakında.
    İnşallah hepimiz bu sapıklıklara karşı sizleri uyarma yolunda can vereceğiz
    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Oradada dünyayı düşününce sana Rabıta yapma diyecek melekler Kafana sopayı vuracaklar değilmi.
    Allah bilir kim kime vurur ama inşallah sizlere bir fiske bile vurmalarını istemeyiz.Onun için uyarıyoruz sizleri.
    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Rabıta peygamberimizden Beri Vardır. Yav Sahabeler Her dakika Peygamberimizi düşünüyorlardı. hadiste demiyormu Aliye bakmak ibadettir. Alime bakmak ibadettir. Onları düşünmek vs dolu var. Biz size neyi ıspatlayalım. Herşeyde mana buluyorsunuz.
    Yok rabıta Peygamberimiz zamanında yoktu.Din uydurmayın.Ne rabıta ne tasavvuf ne de tarikat bu kelimelerin sizlerin anladığınız anlamları hiçbir yerde ne Kuranda ne de hadislerde yoktur.
    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Ey iman edenler! Allah(-u Teala)dan korkun ve sadıklarla beraber olun.” (Tevbe Suresi 119)

    İsmail Hakkı Bursevi (Kuddise Sirrahu) “Sadıklarla beraber olunuz” ayetinin tfsirinde şöyle demiştir:
    “Bu ayeti kerimede bahsi geçen sadıklardan murad; kamil mürşidlerdir. Bir salik onların kapılarında ciddiyetle hizmet eder, muhabbetiyle nazarlarına kabul olunursa, onların feyz ve bereketiyle masivayı terk etmeye, Allah’u Teala yolunda istikamet üzere bulunmaya rahatlıkla muvaffak olur ve huzur-u hakk’a kavuşur

    "Sadıklardan" kasıt Allah'a karşı verdikleri sözde duranlardır.Anladığınız manada kamil mürşitler,şeyhler ,efendiler değildir.Böyle anlarsanız ayetin manasını daraltırsınız.Bu ayetin Elmalı tefsiri aşşağıdadır.
    Tevbe119- Ey iman etmiş olanlar Allah'a ittika ediniz. Allah'ın razı olmayacağı şeyleri yapmaktan sakınınız, razı olacağı amellere sarılınız. Ve doğrularla beraber olunuz. İmanlarında, ahitlerinde, hak dine olan bağlılıklarında, gerek niyet, gerek söz veya fiil olarak, yani her hususta doğru ve dürüst kişilerle beraber olunuz. Onlarla yakınlık kurunu z, onların tarafını tutunuz, hasılı onlardan uzaklaşıp ayrı kalmayınız. Açıkçası, münafıklardan sakınıp Hz. Peygamber'in ve ashabının yanında olanların safında yer alınız. Onlar gibi, özü doğru, sözü doğru, işi doğru olunuz. Onlarla beraber olunuz ve onlar a uyunuz.
    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Müfessir Alusi (Rahimehullah) ise, yukarıdaki ayetin tefsirinde: “Sadık ve Salihlere karışınız (onlarla iç içe olunuz) ki; onlar gibi olasınız. Çünkü herkes, yakın olduğu kimseye uyar” demiştir.
    Bu ayet-i Kerime’yi Ubeydullah Ahrar Hazretleri de rabıtaya delil olarak zikretmiştir.

    Ubeydullah Ahrar Hazretleri yanlış söylemiş tarikat usüllerine göre Kuran tefsir edilmez.

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Evliyaullah o kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah hatırlanır.” (Nesai, es- Sünenü’l Kübrai Tefsir:180, No:11235, 6/362; Taberi, Cami’ul Beyan, No: 17723, 24, 25, 26, 6/575; Hakim-i Tirmizi, Nevadir’ul-usül, sh: 140; Haysemi, Mecma’uz-zevahid,10/78
    Allah'ın evliyası şeyhler dervişler değildir.Allah Kuran'da evliyayı nasıl tarif ediyorsa evliya odur.
    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    ya çok getiririm sayılamayacak kadar çok getiririm delil ama anlamazsınki. ben ne getirsem . Kuranda Ap açık Rabıta yazsa eminim onada inanmazsınız.
    Bak daha önce söylemiştim seni Allah şaşırtıyor istediğimiz şeyleri kendi ağzınla söylüyorsun demiştim ama sen bana inanmamıştın.
    Birincisi Kuranda rabıtanın olmadığını itiraf etmişsin.
    İkincisi Kuran'da hiç rabıtadan bahsedilmediği halde sen nasıl inanıyorsun?Bi deyiver hele.


  10. 03.Kasım.2012, 02:28
    5
    çelebiler - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Tarikat Rabıta Tevessül diye diye can verecen yakında.
    İnşallah hepimiz bu sapıklıklara karşı sizleri uyarma yolunda can vereceğiz
    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Oradada dünyayı düşününce sana Rabıta yapma diyecek melekler Kafana sopayı vuracaklar değilmi.
    Allah bilir kim kime vurur ama inşallah sizlere bir fiske bile vurmalarını istemeyiz.Onun için uyarıyoruz sizleri.
    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Rabıta peygamberimizden Beri Vardır. Yav Sahabeler Her dakika Peygamberimizi düşünüyorlardı. hadiste demiyormu Aliye bakmak ibadettir. Alime bakmak ibadettir. Onları düşünmek vs dolu var. Biz size neyi ıspatlayalım. Herşeyde mana buluyorsunuz.
    Yok rabıta Peygamberimiz zamanında yoktu.Din uydurmayın.Ne rabıta ne tasavvuf ne de tarikat bu kelimelerin sizlerin anladığınız anlamları hiçbir yerde ne Kuranda ne de hadislerde yoktur.
    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Ey iman edenler! Allah(-u Teala)dan korkun ve sadıklarla beraber olun.” (Tevbe Suresi 119)

    İsmail Hakkı Bursevi (Kuddise Sirrahu) “Sadıklarla beraber olunuz” ayetinin tfsirinde şöyle demiştir:
    “Bu ayeti kerimede bahsi geçen sadıklardan murad; kamil mürşidlerdir. Bir salik onların kapılarında ciddiyetle hizmet eder, muhabbetiyle nazarlarına kabul olunursa, onların feyz ve bereketiyle masivayı terk etmeye, Allah’u Teala yolunda istikamet üzere bulunmaya rahatlıkla muvaffak olur ve huzur-u hakk’a kavuşur

    "Sadıklardan" kasıt Allah'a karşı verdikleri sözde duranlardır.Anladığınız manada kamil mürşitler,şeyhler ,efendiler değildir.Böyle anlarsanız ayetin manasını daraltırsınız.Bu ayetin Elmalı tefsiri aşşağıdadır.
    Tevbe119- Ey iman etmiş olanlar Allah'a ittika ediniz. Allah'ın razı olmayacağı şeyleri yapmaktan sakınınız, razı olacağı amellere sarılınız. Ve doğrularla beraber olunuz. İmanlarında, ahitlerinde, hak dine olan bağlılıklarında, gerek niyet, gerek söz veya fiil olarak, yani her hususta doğru ve dürüst kişilerle beraber olunuz. Onlarla yakınlık kurunu z, onların tarafını tutunuz, hasılı onlardan uzaklaşıp ayrı kalmayınız. Açıkçası, münafıklardan sakınıp Hz. Peygamber'in ve ashabının yanında olanların safında yer alınız. Onlar gibi, özü doğru, sözü doğru, işi doğru olunuz. Onlarla beraber olunuz ve onlar a uyunuz.
    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Müfessir Alusi (Rahimehullah) ise, yukarıdaki ayetin tefsirinde: “Sadık ve Salihlere karışınız (onlarla iç içe olunuz) ki; onlar gibi olasınız. Çünkü herkes, yakın olduğu kimseye uyar” demiştir.
    Bu ayet-i Kerime’yi Ubeydullah Ahrar Hazretleri de rabıtaya delil olarak zikretmiştir.

    Ubeydullah Ahrar Hazretleri yanlış söylemiş tarikat usüllerine göre Kuran tefsir edilmez.

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Evliyaullah o kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah hatırlanır.” (Nesai, es- Sünenü’l Kübrai Tefsir:180, No:11235, 6/362; Taberi, Cami’ul Beyan, No: 17723, 24, 25, 26, 6/575; Hakim-i Tirmizi, Nevadir’ul-usül, sh: 140; Haysemi, Mecma’uz-zevahid,10/78
    Allah'ın evliyası şeyhler dervişler değildir.Allah Kuran'da evliyayı nasıl tarif ediyorsa evliya odur.
    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    ya çok getiririm sayılamayacak kadar çok getiririm delil ama anlamazsınki. ben ne getirsem . Kuranda Ap açık Rabıta yazsa eminim onada inanmazsınız.
    Bak daha önce söylemiştim seni Allah şaşırtıyor istediğimiz şeyleri kendi ağzınla söylüyorsun demiştim ama sen bana inanmamıştın.
    Birincisi Kuranda rabıtanın olmadığını itiraf etmişsin.
    İkincisi Kuran'da hiç rabıtadan bahsedilmediği halde sen nasıl inanıyorsun?Bi deyiver hele.


  11. 03.Kasım.2012, 11:33
    6
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tarikatlerde uygulanan Rabıta'nın ilk uygulanışı kimlere dayanır?

    Evvela Sana bunu söyleyeyim Sahabeler Zamanında Rabıta olayı yoktu. yani özel olarak bir yere çekilip orada Rabıta yapayım diye birşey yoktu. Ama her daim Rasullullahı düşünürlerdi. O zamanlar Bu zaman lar gibi Fesat yoktu. Tertemiz Kalpleri daima Rasullullahla beraberdi. Zaten onuda gördüklerinden Hiç zihinlerinden çıkmazdı ki.

    Özel bir rabıta yapmak sonradan çıktı. Ama bunada bidat ta diyemeyiz. Çünkü ASlı Sahabeler dönemindede vardı. Nasıl Sahabeler döneminde Minare yoktu ama yüksek yerde okunuyordu ezanlar. Günümüzdede Minareler var o minare bidat mı olacak . bunun gibi düşünebilirsin.

    Ayrıca Kur'an da Rabıta direk şekliyle şemaliyle gösterilmez. sen orada demişsin Kur'an da rabıtanın olmadıgını itiraf etmişsin. Ona bakarsan Kur'an da Namazların rekat sayısıda yok. zekatın 40/1 olduguda yok. İpeğin Altının peruğun haram olduguda yok.

    Neyse kuranda Rabıta direk gözlerini Yumup Cennet cehennemi kabiri şeyhini vs gibi düşünmek yoktur. Ama İşaretler oldukta çoktur. sen orada yine sözlerimi yanlış anlıyorsun.

    bak mesala bu rivayet ne kadar çok Rabıtayı işaret ediyor.

    Ensar-ı Kiramdan bir zat, efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gelerek:

    “Ya Resulallah! Vallahi elbette sen bana canımdan, oğlumdan, ailemden ve malımdan daha sevgilisin.
    Eğer ben evimde iken seni hatırladığımda gelip seni görmezsem, o kadar darlanıyorum ki, ruhumun bedenimden çıkacağını zannediyorum.” Dedi ve ağlamaya başladı.
    (Said ibn-i Mansur, es-Sünen, No:661, 4/1 308; Taberani, ibn-i Merdüye, Ebu Nuaym, Ziya-i makdisi, Suyuti, ed-Dürrül Mensur 2/588)


    Gördüğünüz gibi sahabe-i Kiram Resulüllah’ı düşünmeden bir an bile geçiremiyordu ve Peygamber Efendimizde onları kendisini düşünmekten men etmiyordu. Dolayısıyla rabıtanın bir bid’at olduğunu söylemek kadar art niyet olamaz.

    Peygamber Efendimiz Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh)’den rivayetle şöyle buyuruyor:
    “Beş şey ibadettendir; az yemek, camilerde oturmak, Ka’beye bakmak
    Okumadan da olsa mushafa bakmak, Âlimin yüzüne bakmak” (Deylemi, Müsnedü’l Firdevs, 2/190 no:2969; Suyuti, nebhani, el-Fehu’l Kebir, No:6097, 1/566)
    Yine başka bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:
    “Beş şey ibadettendir; Ka’beye bakmak, anne-babaya bakmak, Zemzeme bakmak ki o, günahları sildirir, bir de âlimin yüzüne bakmak” (Ali el- Muttaki, kenzu’l Ummal, No.43494, 15/880, Münavi, Feyzül Kadir, No:3971, 31613)


    Yine Abdullah ibni Mes’ud (Radıyallahu anh)den gelen bir hadis-i şerifte Hazreti Ali (Radıyallahu Anh)ı işaret ederek:
    “Ali’nin yüzüne bakmak ibadettir” buyurmuştur. (Hâkim, El-Müstedrek, No: 4683, 82,81, 3/153; Taberani, el-Mu’cemü’l Kebir, No:207, 18/109; Deylemi, el-Firdevs, 4/294; Bu Nuaym, Hılyetü’l-Evliya, 2/183, 5/58)


    Ve Efendimizin beyanına göre âlimlerin yüzüne bakmak sevap ise onları Allah için sevmek ve düşünmekte de hiçbir mahzur yoktur.
    İmam-ı Münavi bu âlimlerden maksadın Şeriat ilmini bilen ve bildiği ile amel eden âlimler olduğunu bildirmiştir.
    Herallî (Rahimehullah şöyle demiştir) “Âlimin yüzüne bakan kimse, onu görmekle Allah’u Teâlâ’ya yaklaşmaya niyet etmelidir.” (Feyzu’l Kadir 3/613)

    Şimdi diyeceksiniz ki bakmak ve düşünmek ile Allah’u Teâlâ’ya yaklaşmakta nasıl bir bağlantı olur? Said İbni Cübeyr (Radıyalahu Anh)Den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resulüllah efendimiz şöyle buyuruyor:

    “
    Evliyaullah o kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah hatırlanır.” (Nesai, es- Sünenü’l Kübrai Tefsir:180, No:11235, 6/362; Taberi, Cami’ul Beyan, No: 17723, 24, 25, 26, 6/575; Hakim-i Tirmizi, Nevadir’ul-usül, sh: 140; Haysemi, Mecma’uz-zevahid,10/78)

    Bu hadis-i şerifte, görüldükleri zaman Allah’ı hatırlatan insanlardan bahsedilmektedir. Dolayısıyla Allah’ı hatırlamaya vesile, araç, sebep olmaktadırlar. Gördüğümüz zaman Allah’ı hatırlıyor isek düşündüğümüz zaman da hatırlamamız mümkün olacaktır.

    Bakınız, inkârcılar “Allah yerine koydukları mürşidi düşünüyorlar” diyerek bizim şeyhe taptığımızı ve dolayısıyla şirke düştüğümüzü ileri sürüyorlar. Hâlbuki Peygamber Efendimiz onların görüldüğü zaman Allah’ı hatırlattığını buyurmuş ve Allah’ı hatırlamak için onların yüzüne bakılmasının önünü açmıştır.
    Yani “neden Allah’ı hatırlamak için evliyayı aracı yapalım” diyenlere “Allah’ı hatırlamak için aracı koymak şirktir” diyenlere böylelikle peygamberimiz cevap vermiş oluyor. Tabi bu iddiaları ortaya atanlar cahilliklerini ortaya koymuş oluyorlar.
    Ey cahiller! Peygamberi de mi şirk ile suçlayacaksınız!…
    İbni Abbas (Radıyallahu Anhuma)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte de Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “En hayırlı meclis arkadaşlarımız


    kimlerdir” diye soranlara:
    “
    Kimi görmek size Allah’ı hatırlatıyor, kimin konuşması sizin ilmini artırıyor, kimin de ameli size ahireti hatırlatıyorsa.” Buyurdu. (Askalani, Heysemi, Mecma’üz-zevaid, 10/226; Ebu Y’al, el-Müsned, no: 2437, 4/326; Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned, No:27670, 27672, 10/442, 443; hakim-i Tirmizi, Nevaridiru’l-usul, sh:140)

    Zaten görülen Allah dostunun, Allah’ı hatırlatması onun beyaz sakalı sakalı veya sarığından değil, ruhaniyetinin kemalatındandır. Asıl mesele ruhaniyettir. Dolayısıyla görülünce Allah’ı hatarlatan bir şeyin, düşünüldüğünde hatırlatmaması imkansızdır.

    Mesela şehevi şeyleri düşünmek insanın şehvet duygularını harekete geçirir. Hatta ilmihallerde şehvetin temas ile mi, düşünerek mi oluştuğu bile konu olmaktadır. Dolayısıyla düşünmek, hatırında canlandırmak kadar etkili bir hareket yoktur.
    Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere onları bizzat gördüğümüzde Allah’u Teala’yı hatırlamamız ne kadar normal, meşru ve olması gereken bir davranış ise, onları bizzat göremediğimiz zamanlarda, onların suretlerini hayal edip düşünmemiz de neticede bize Allah’u Teala’yı hatırlatacağı için, rabıtayı kul ile Allah arasında perde değil de, tam tersine kulu Allah’u Teala’ya götüren bir vasıta olarak görmemiz icap eder





  12. 03.Kasım.2012, 11:33
    6
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Evvela Sana bunu söyleyeyim Sahabeler Zamanında Rabıta olayı yoktu. yani özel olarak bir yere çekilip orada Rabıta yapayım diye birşey yoktu. Ama her daim Rasullullahı düşünürlerdi. O zamanlar Bu zaman lar gibi Fesat yoktu. Tertemiz Kalpleri daima Rasullullahla beraberdi. Zaten onuda gördüklerinden Hiç zihinlerinden çıkmazdı ki.

    Özel bir rabıta yapmak sonradan çıktı. Ama bunada bidat ta diyemeyiz. Çünkü ASlı Sahabeler dönemindede vardı. Nasıl Sahabeler döneminde Minare yoktu ama yüksek yerde okunuyordu ezanlar. Günümüzdede Minareler var o minare bidat mı olacak . bunun gibi düşünebilirsin.

    Ayrıca Kur'an da Rabıta direk şekliyle şemaliyle gösterilmez. sen orada demişsin Kur'an da rabıtanın olmadıgını itiraf etmişsin. Ona bakarsan Kur'an da Namazların rekat sayısıda yok. zekatın 40/1 olduguda yok. İpeğin Altının peruğun haram olduguda yok.

    Neyse kuranda Rabıta direk gözlerini Yumup Cennet cehennemi kabiri şeyhini vs gibi düşünmek yoktur. Ama İşaretler oldukta çoktur. sen orada yine sözlerimi yanlış anlıyorsun.

    bak mesala bu rivayet ne kadar çok Rabıtayı işaret ediyor.

    Ensar-ı Kiramdan bir zat, efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gelerek:

    “Ya Resulallah! Vallahi elbette sen bana canımdan, oğlumdan, ailemden ve malımdan daha sevgilisin.
    Eğer ben evimde iken seni hatırladığımda gelip seni görmezsem, o kadar darlanıyorum ki, ruhumun bedenimden çıkacağını zannediyorum.” Dedi ve ağlamaya başladı.
    (Said ibn-i Mansur, es-Sünen, No:661, 4/1 308; Taberani, ibn-i Merdüye, Ebu Nuaym, Ziya-i makdisi, Suyuti, ed-Dürrül Mensur 2/588)


    Gördüğünüz gibi sahabe-i Kiram Resulüllah’ı düşünmeden bir an bile geçiremiyordu ve Peygamber Efendimizde onları kendisini düşünmekten men etmiyordu. Dolayısıyla rabıtanın bir bid’at olduğunu söylemek kadar art niyet olamaz.

    Peygamber Efendimiz Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh)’den rivayetle şöyle buyuruyor:
    “Beş şey ibadettendir; az yemek, camilerde oturmak, Ka’beye bakmak
    Okumadan da olsa mushafa bakmak, Âlimin yüzüne bakmak” (Deylemi, Müsnedü’l Firdevs, 2/190 no:2969; Suyuti, nebhani, el-Fehu’l Kebir, No:6097, 1/566)
    Yine başka bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:
    “Beş şey ibadettendir; Ka’beye bakmak, anne-babaya bakmak, Zemzeme bakmak ki o, günahları sildirir, bir de âlimin yüzüne bakmak” (Ali el- Muttaki, kenzu’l Ummal, No.43494, 15/880, Münavi, Feyzül Kadir, No:3971, 31613)


    Yine Abdullah ibni Mes’ud (Radıyallahu anh)den gelen bir hadis-i şerifte Hazreti Ali (Radıyallahu Anh)ı işaret ederek:
    “Ali’nin yüzüne bakmak ibadettir” buyurmuştur. (Hâkim, El-Müstedrek, No: 4683, 82,81, 3/153; Taberani, el-Mu’cemü’l Kebir, No:207, 18/109; Deylemi, el-Firdevs, 4/294; Bu Nuaym, Hılyetü’l-Evliya, 2/183, 5/58)


    Ve Efendimizin beyanına göre âlimlerin yüzüne bakmak sevap ise onları Allah için sevmek ve düşünmekte de hiçbir mahzur yoktur.
    İmam-ı Münavi bu âlimlerden maksadın Şeriat ilmini bilen ve bildiği ile amel eden âlimler olduğunu bildirmiştir.
    Herallî (Rahimehullah şöyle demiştir) “Âlimin yüzüne bakan kimse, onu görmekle Allah’u Teâlâ’ya yaklaşmaya niyet etmelidir.” (Feyzu’l Kadir 3/613)

    Şimdi diyeceksiniz ki bakmak ve düşünmek ile Allah’u Teâlâ’ya yaklaşmakta nasıl bir bağlantı olur? Said İbni Cübeyr (Radıyalahu Anh)Den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resulüllah efendimiz şöyle buyuruyor:

    “
    Evliyaullah o kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah hatırlanır.” (Nesai, es- Sünenü’l Kübrai Tefsir:180, No:11235, 6/362; Taberi, Cami’ul Beyan, No: 17723, 24, 25, 26, 6/575; Hakim-i Tirmizi, Nevadir’ul-usül, sh: 140; Haysemi, Mecma’uz-zevahid,10/78)

    Bu hadis-i şerifte, görüldükleri zaman Allah’ı hatırlatan insanlardan bahsedilmektedir. Dolayısıyla Allah’ı hatırlamaya vesile, araç, sebep olmaktadırlar. Gördüğümüz zaman Allah’ı hatırlıyor isek düşündüğümüz zaman da hatırlamamız mümkün olacaktır.

    Bakınız, inkârcılar “Allah yerine koydukları mürşidi düşünüyorlar” diyerek bizim şeyhe taptığımızı ve dolayısıyla şirke düştüğümüzü ileri sürüyorlar. Hâlbuki Peygamber Efendimiz onların görüldüğü zaman Allah’ı hatırlattığını buyurmuş ve Allah’ı hatırlamak için onların yüzüne bakılmasının önünü açmıştır.
    Yani “neden Allah’ı hatırlamak için evliyayı aracı yapalım” diyenlere “Allah’ı hatırlamak için aracı koymak şirktir” diyenlere böylelikle peygamberimiz cevap vermiş oluyor. Tabi bu iddiaları ortaya atanlar cahilliklerini ortaya koymuş oluyorlar.
    Ey cahiller! Peygamberi de mi şirk ile suçlayacaksınız!…
    İbni Abbas (Radıyallahu Anhuma)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte de Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “En hayırlı meclis arkadaşlarımız


    kimlerdir” diye soranlara:
    “
    Kimi görmek size Allah’ı hatırlatıyor, kimin konuşması sizin ilmini artırıyor, kimin de ameli size ahireti hatırlatıyorsa.” Buyurdu. (Askalani, Heysemi, Mecma’üz-zevaid, 10/226; Ebu Y’al, el-Müsned, no: 2437, 4/326; Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned, No:27670, 27672, 10/442, 443; hakim-i Tirmizi, Nevaridiru’l-usul, sh:140)

    Zaten görülen Allah dostunun, Allah’ı hatırlatması onun beyaz sakalı sakalı veya sarığından değil, ruhaniyetinin kemalatındandır. Asıl mesele ruhaniyettir. Dolayısıyla görülünce Allah’ı hatarlatan bir şeyin, düşünüldüğünde hatırlatmaması imkansızdır.

    Mesela şehevi şeyleri düşünmek insanın şehvet duygularını harekete geçirir. Hatta ilmihallerde şehvetin temas ile mi, düşünerek mi oluştuğu bile konu olmaktadır. Dolayısıyla düşünmek, hatırında canlandırmak kadar etkili bir hareket yoktur.
    Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere onları bizzat gördüğümüzde Allah’u Teala’yı hatırlamamız ne kadar normal, meşru ve olması gereken bir davranış ise, onları bizzat göremediğimiz zamanlarda, onların suretlerini hayal edip düşünmemiz de neticede bize Allah’u Teala’yı hatırlatacağı için, rabıtayı kul ile Allah arasında perde değil de, tam tersine kulu Allah’u Teala’ya götüren bir vasıta olarak görmemiz icap eder





  13. 03.Kasım.2012, 14:02
    7
    Tarikatsiz
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Ekim.2012
    Üye No: 98181
    Mesaj Sayısı: 75
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tarikatlerde uygulanan Rabıta'nın ilk uygulanışı kimlere dayanır?

    İslamyolu; sana gayet açık ve iki kere iki kaç eder dercesinde basit bir soru soruyorum.şimdiki rabıta ayininizi ashab ya da etbai tabiünden olanlar uygulamışlar mıdır?
    Gözleri kapatıp 25 estağfirullah,
    fatiha hediyeleri,
    sonra gavsınızı yüksek bir makama oturtmak,
    Sonra gavsın Allah'tan gelen nuru senin kalbine aktarması,
    falan feşmekanlar,vesaire vesaireler.
    Sen de bu soruma karşılık olarak diyorsun ki,iki kere ikinin cevabı beş eksi bir de olabilir?Sne diyeceksin ki şimdi ;e ne var bunda netice de dört değilmi?Evet dört eder ama,sen ilaveten ''Olabilir'' diye ihtimal bildiriyosun!
    Diyorsun ki,uygulama olarak aynısı değil,ama minare o zaman yoktu şimdi minare bidat mi?Netice de bizim yaptığımız o zamanki rabıtaya BENZİYOR!!!
    İşte sizi uçuşa götüren yanılgınız da bu.
    o halde ben sana namaza benzeyen ama namaz olmayan hareketler sunayım ve sen buna olur ver,ne de olsa benziyor.Akşama kadar oruç tutarmış gibi davranayım ama oruç olmasın yaptığım şey ,benzeri bir uygulama olsun,ama oruca ve namaza çok benziyorlar islamyolu,neden benim yaptığım benzerler olmuyormuş.Çünkü nedenini sende biliyorsun:Peygamberimiz benim benzer yaptğım hareketler gibi uygulamamış ,kendine has net çizgilerle uygulama yapmış ve ilave etmiş:''KİM BİZİM İŞİMİZE YENİ BİR ŞEY EKLERSE O ONDAN REDDOLUNUR!!!''
    Yani;aynısıyla ,Peygamberimizin,ya da sahabenin,o da olmadı tabiün ya da etbai tabiün'ün rabıta hali uygulamasını birebir aynı şekilde yap,sabahtan akşama kadar yap.Ama yoook.Sizin benziyor dediğiniz şeylerin uygulama saatlerinin bilşe çizelgesi çizilmiş.Kişinin sevdiğini düşünmesinin neresi kötü diyerek masum bir kılıfa sokmaya çalıştığınız rabıtayı neden o halde ramazan dışında akşam namazının peşinden,ramazanda da ikindinin peşinden yapıyorsunuz.Hani sahabenin her an peygamberimizle olan rabıtasını örnek olarak veriyorsun da,siz neden her an yapmak yerine bu ayininizi akşam namazının peşinden yapıyorsunuz...???
    YEMEZLER YAVRUM!!!


  14. 03.Kasım.2012, 14:02
    7
    Tarikatsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    İslamyolu; sana gayet açık ve iki kere iki kaç eder dercesinde basit bir soru soruyorum.şimdiki rabıta ayininizi ashab ya da etbai tabiünden olanlar uygulamışlar mıdır?
    Gözleri kapatıp 25 estağfirullah,
    fatiha hediyeleri,
    sonra gavsınızı yüksek bir makama oturtmak,
    Sonra gavsın Allah'tan gelen nuru senin kalbine aktarması,
    falan feşmekanlar,vesaire vesaireler.
    Sen de bu soruma karşılık olarak diyorsun ki,iki kere ikinin cevabı beş eksi bir de olabilir?Sne diyeceksin ki şimdi ;e ne var bunda netice de dört değilmi?Evet dört eder ama,sen ilaveten ''Olabilir'' diye ihtimal bildiriyosun!
    Diyorsun ki,uygulama olarak aynısı değil,ama minare o zaman yoktu şimdi minare bidat mi?Netice de bizim yaptığımız o zamanki rabıtaya BENZİYOR!!!
    İşte sizi uçuşa götüren yanılgınız da bu.
    o halde ben sana namaza benzeyen ama namaz olmayan hareketler sunayım ve sen buna olur ver,ne de olsa benziyor.Akşama kadar oruç tutarmış gibi davranayım ama oruç olmasın yaptığım şey ,benzeri bir uygulama olsun,ama oruca ve namaza çok benziyorlar islamyolu,neden benim yaptığım benzerler olmuyormuş.Çünkü nedenini sende biliyorsun:Peygamberimiz benim benzer yaptğım hareketler gibi uygulamamış ,kendine has net çizgilerle uygulama yapmış ve ilave etmiş:''KİM BİZİM İŞİMİZE YENİ BİR ŞEY EKLERSE O ONDAN REDDOLUNUR!!!''
    Yani;aynısıyla ,Peygamberimizin,ya da sahabenin,o da olmadı tabiün ya da etbai tabiün'ün rabıta hali uygulamasını birebir aynı şekilde yap,sabahtan akşama kadar yap.Ama yoook.Sizin benziyor dediğiniz şeylerin uygulama saatlerinin bilşe çizelgesi çizilmiş.Kişinin sevdiğini düşünmesinin neresi kötü diyerek masum bir kılıfa sokmaya çalıştığınız rabıtayı neden o halde ramazan dışında akşam namazının peşinden,ramazanda da ikindinin peşinden yapıyorsunuz.Hani sahabenin her an peygamberimizle olan rabıtasını örnek olarak veriyorsun da,siz neden her an yapmak yerine bu ayininizi akşam namazının peşinden yapıyorsunuz...???
    YEMEZLER YAVRUM!!!


  15. 03.Kasım.2012, 14:07
    8
    çelebiler
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Ağustos.2012
    Üye No: 97474
    Mesaj Sayısı: 406
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tarikatlerde uygulanan Rabıta'nın ilk uygulanışı kimlere dayanır?

    Sevgili Kardeşim sana tavsiyem gel Kuran'daki İslam'a inanalım.Böyle hurafelerden kurtulur,kendi kendine din uydurmamış dosdoğru Allah'ın dinine iman etmiş olursun.

    Allah'ın ve Peygamberimizin bildirmediği,uygulamadığı,uygulatmadığı şeyleri ne diye zorla din gibi görmeye ve göstermeye çalışıyorsun.Allah'ın bizlerden istemediği birşeyi din gibi göstermekle senden razı olacağını mı zannediyorsun.

    Allah bu sapık batağa saplanmış şeyh dediğiniz sahtekarlara dinini neden bozduklarını sormayacak mı zannediyorsun.Allah bizleri herşeyden hesaba çekecek.Kuran'da olmayan birşeyi varmış gibi söylediğiniz için hesaba çekilmeyeceğinizi mi zannediyorsunuz?

    Dinlerine olmayan şeyleri katarak Allah'ın dinini bozan hırıstiyan ve yahudilerin Kuran'daki durumlarını görmüyormusun.Putperestler neden putperest olmuş Kuran'da apaçık bildiriliyor neden bunlardan kendinize dersler çıkartarak ibret almıyorsunuz.Neden Budistlerin peşinden gittiğinizin farkına varamıyorsunuz?

    Yukarıda söylediklerinin tamamı uydurma şeyler hiçbir yerde ne işaret ne ima hiçbir şey yok rabıtayı bildiren,bunlara zaman harcayacağına Kuran'ı anlamaya zaman harcasan daha iyi olmaz mı?


  16. 03.Kasım.2012, 14:07
    8
    çelebiler - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Sevgili Kardeşim sana tavsiyem gel Kuran'daki İslam'a inanalım.Böyle hurafelerden kurtulur,kendi kendine din uydurmamış dosdoğru Allah'ın dinine iman etmiş olursun.

    Allah'ın ve Peygamberimizin bildirmediği,uygulamadığı,uygulatmadığı şeyleri ne diye zorla din gibi görmeye ve göstermeye çalışıyorsun.Allah'ın bizlerden istemediği birşeyi din gibi göstermekle senden razı olacağını mı zannediyorsun.

    Allah bu sapık batağa saplanmış şeyh dediğiniz sahtekarlara dinini neden bozduklarını sormayacak mı zannediyorsun.Allah bizleri herşeyden hesaba çekecek.Kuran'da olmayan birşeyi varmış gibi söylediğiniz için hesaba çekilmeyeceğinizi mi zannediyorsunuz?

    Dinlerine olmayan şeyleri katarak Allah'ın dinini bozan hırıstiyan ve yahudilerin Kuran'daki durumlarını görmüyormusun.Putperestler neden putperest olmuş Kuran'da apaçık bildiriliyor neden bunlardan kendinize dersler çıkartarak ibret almıyorsunuz.Neden Budistlerin peşinden gittiğinizin farkına varamıyorsunuz?

    Yukarıda söylediklerinin tamamı uydurma şeyler hiçbir yerde ne işaret ne ima hiçbir şey yok rabıtayı bildiren,bunlara zaman harcayacağına Kuran'ı anlamaya zaman harcasan daha iyi olmaz mı?


  17. 03.Kasım.2012, 14:25
    9
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tarikatlerde uygulanan Rabıta'nın ilk uygulanışı kimlere dayanır?

    Ayet hadisler ortada Mezhebim ortada Alimlerim ortada. ben sizden beriyim. Siz Müslümanlara şirk içerisinde diyerek kendinizi şirke bulaştırmışınızdır. Bidat nedir bilmeden gelip Sahabe Gözlerini kapatıp yapıyormuydu diyorsunuz. bende hadis getirdim sizlere. onuda kabul etmiyorsunuz. mantıki deliller de getirdim onuda kabul etmiyorsunuz. Size İbni Teymiyyeden sizin imamınızdan ve ibni kayyim den örnekler getireyimde biraz susun.

    evvela buhariden bir sahih hadis vereyim.

    Abdurrahman ibn-i Sa'd (Radıyallahu anh ) şöyle anlatıyor : '' bir kere Abdullah ibn-i Ömer (Radıyallahu Anhuma) nın ayağı uyuştu , o zaman bir adam ona : '' en sevdiğin insanı an'' dedi .
    O da '' Ya Muhammed! '' der demez , bağlardan Kurtulmuş gibi rahatladı ( Buhari , el edebü'l-müfred: 438 , no : 993 sh :262)

    bunu nasıl inkar edebilirsiniz. daha bir çok hadisi şerif getirilir. Sahabe böyle yapmamıştır söyle yapmamıştır diyeceginize sizlerde bir hadis getirin de yapmışmıdır yapmamışmıdır kanıtlayın bana.

    şimdi Fatihadan ancak senden yardım dileriz Ayeti kerimesini İbni Teymiyye nasıl yorumlamış bakın. nede olsa sizin hocanız.

    Eğer şeyhin ruhaniyeti karşısında boyun eğmek bu ayet-i kerimeye aykırı olarak geliyorsa görülebiliyor ve şirk olarak değerlendiriliyorsa , burada bilerek veya bilmeyerek iki şey birbirine karıştırılıyor demektir..

    Allah-u Te'ala ' ya kulluk şu demektir:

    Cenab-ı Hak'ın biz kullarına yüklediği bütün mükellefiyetleri yerine getirmek , O'ndan başkasının hükmüne razı olmamak , yaratıcı ve Ma'bud olarak sadece O'nu görmek ve bunun icaplarına göre davranmak.


    Şeyhin ruhaniyeti karşısında boyun eğmek ise , bizi Yukarıda tarif ettiğimiz kulluğun gerçek sırrına ulaştıracak bir vasıtadan istifade etmekten başka birşey değildir.

    Kur'an-ı Kerim ' de

    '' Ey iman edenler ! Allah'tan ittika edin . O'na (yaklaşmaya) vesile arayın.... '' (Maide süresi : 35 )

    buyurmaktadır. Acaba buradaki '' Vesile '' nedir ?

    Bir kimsenin, arada hiç bir vasıta olmadan doğrudan Allah-u Te'ala ' nın rızasına ve sevgisine mazhar olması, o'na yakınlık etmesi mümkünmüdür ?

    Aşağıdaki ayet-i kerime bunun mümkün olmadığını beyan buyurmaktadır:

    '' (Rasulüm ) De ki: '' Eğer Allah'ı seviyorsanız, bana uyun ki , Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın... '' (Al-i İmran 31 )

    Demekki Allah-u Te'ala nın sevgisinin yolu Rasullullah (Sallallahu Aleyhi ve sellem) Efendimiz ' e uymaktan geçmektedir. Yani arada bir vasıta vardır. Allah-u Te'ala ' nın bir kimseyi sevmesi için, o kimsenin Rasullullah (Salllahu Aleyhi ve sellem ) Efendimiz'e İtaat etmesi şarttır.


    Ayrıca Bir kimsenin Allah-u Te'ala 'yı sevsiği iddiasının doğru olup olmadığı da , o kimsenin Rasul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve sellem) Efendimiz 'e itaat edip etmediğine bakılarak anlaşılacaktır. Ayet-i Kerimenin anlattığı budur.

    Peki Rasullullah (Salllahu ALeyhi ve sellem ) Efendimize itaat nedir ?

    Rasullullah (salllahu Aleyhi ve Sellem ) Efendimiz'e İtaat , O' nun bize tebliğ ettiği şeriat'ın bütün emir ve yasaklarına hakkıyla riayetin yanında , bu sevgiye zemin olan kalbin, Muhabbet ve bağlılığa layık , hazır ve elverişli hale getirilmesi ile olur.


    Bu ise, öyle bir kelime ile veya bir cümle ile anlatılabilecek bir hadise değildir.

    Rabıta inkarcılarının başlıca dayanağı olan ibn-i Teymiyye , konunun en can alıcı noktasını şöyle dile getirmektedir.

    '' ... Bu mertebe , kul için ancak Allah-u Te'ala ' nın yardımı ile olur. bunun elde etmesini Allah ' dan başkası takdir edemez. Dolayısıyla kul , daimi olarak

    '' Ancak sana Kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz '' Ayetinin hakinatine muhtaçtır.


    (...) Allah-u Te'ala dışındaki şeyleri ise Allah-u Te'ala için sever ; Allah-u Te'ala dışında hiçbir şeyi ve kimseyi , lizatihi (sırf zatı sebebiyle ) sevmez . '' (ibn-i Teymiyye , Mecmu'ul-fetava, 10 / 194)

    Yine şöyle der;

    ''... Bu cümleden olarak sahih hadis kitaplarında yaygın ve meşhur rivayet yollarıyla gelen ibn-i Mes'ud , Ebu Musa ve Enes (Radıyallahu Anhüm ) hadisinde Rasullullah (Salllahu Aleyhi ve Sellem ) şöyle buyurmuştur: '' Kişi sevdiği ile beraberdir. '' (Buhari )


    Bir rivayette de şöyle gelmiştir : '' (Rasullullah 'a ) '' Henüz kendilerine katılmamış (onlar gibi amel edemememiş ) olduğu bir zümreyi seven bir kimse hakkında ne büyürüyorsunuz '' diye soruldugunda , Rasullullah (Salllahu Aleyhi ve Sellem ) ' Kişi sevdiği ile beraberdir '' buyurmuştur.

    Enes (Radıyallahu Anh ) diyorki : '' Müslümanlar , islam'dan sonra bu hadise sevindikleri kadar başka hiç birşeye sevinmediler '' (Müslim , Birr 50 , No :2639 ,4/2032)

    Enes İbn-i Malik (Radıyallahu Anh ) Müslim ' in geride naklettigimiz kaynakta yer verdiğine göre şöyle de denmiştir:

    '' işte ben de Allah ile Rasulu ' nü ve Ebu Bekir ile Ömer'i seviyorum. onların amelleri gibi amel etmediysem de, onlarla beraber olmayı ümid ediyorum''


    Bizde acizane , Sahabenin amellerinden fersah fersah uzak olduğumuzun şuurunda olarak, yine de ümidimizi kesmiyor ve şöyle diyoruz:


    DEVAMI VAR
    .




  18. 03.Kasım.2012, 14:25
    9
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Ayet hadisler ortada Mezhebim ortada Alimlerim ortada. ben sizden beriyim. Siz Müslümanlara şirk içerisinde diyerek kendinizi şirke bulaştırmışınızdır. Bidat nedir bilmeden gelip Sahabe Gözlerini kapatıp yapıyormuydu diyorsunuz. bende hadis getirdim sizlere. onuda kabul etmiyorsunuz. mantıki deliller de getirdim onuda kabul etmiyorsunuz. Size İbni Teymiyyeden sizin imamınızdan ve ibni kayyim den örnekler getireyimde biraz susun.

    evvela buhariden bir sahih hadis vereyim.

    Abdurrahman ibn-i Sa'd (Radıyallahu anh ) şöyle anlatıyor : '' bir kere Abdullah ibn-i Ömer (Radıyallahu Anhuma) nın ayağı uyuştu , o zaman bir adam ona : '' en sevdiğin insanı an'' dedi .
    O da '' Ya Muhammed! '' der demez , bağlardan Kurtulmuş gibi rahatladı ( Buhari , el edebü'l-müfred: 438 , no : 993 sh :262)

    bunu nasıl inkar edebilirsiniz. daha bir çok hadisi şerif getirilir. Sahabe böyle yapmamıştır söyle yapmamıştır diyeceginize sizlerde bir hadis getirin de yapmışmıdır yapmamışmıdır kanıtlayın bana.

    şimdi Fatihadan ancak senden yardım dileriz Ayeti kerimesini İbni Teymiyye nasıl yorumlamış bakın. nede olsa sizin hocanız.

    Eğer şeyhin ruhaniyeti karşısında boyun eğmek bu ayet-i kerimeye aykırı olarak geliyorsa görülebiliyor ve şirk olarak değerlendiriliyorsa , burada bilerek veya bilmeyerek iki şey birbirine karıştırılıyor demektir..

    Allah-u Te'ala ' ya kulluk şu demektir:

    Cenab-ı Hak'ın biz kullarına yüklediği bütün mükellefiyetleri yerine getirmek , O'ndan başkasının hükmüne razı olmamak , yaratıcı ve Ma'bud olarak sadece O'nu görmek ve bunun icaplarına göre davranmak.


    Şeyhin ruhaniyeti karşısında boyun eğmek ise , bizi Yukarıda tarif ettiğimiz kulluğun gerçek sırrına ulaştıracak bir vasıtadan istifade etmekten başka birşey değildir.

    Kur'an-ı Kerim ' de

    '' Ey iman edenler ! Allah'tan ittika edin . O'na (yaklaşmaya) vesile arayın.... '' (Maide süresi : 35 )

    buyurmaktadır. Acaba buradaki '' Vesile '' nedir ?

    Bir kimsenin, arada hiç bir vasıta olmadan doğrudan Allah-u Te'ala ' nın rızasına ve sevgisine mazhar olması, o'na yakınlık etmesi mümkünmüdür ?

    Aşağıdaki ayet-i kerime bunun mümkün olmadığını beyan buyurmaktadır:

    '' (Rasulüm ) De ki: '' Eğer Allah'ı seviyorsanız, bana uyun ki , Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın... '' (Al-i İmran 31 )

    Demekki Allah-u Te'ala nın sevgisinin yolu Rasullullah (Sallallahu Aleyhi ve sellem) Efendimiz ' e uymaktan geçmektedir. Yani arada bir vasıta vardır. Allah-u Te'ala ' nın bir kimseyi sevmesi için, o kimsenin Rasullullah (Salllahu Aleyhi ve sellem ) Efendimiz'e İtaat etmesi şarttır.


    Ayrıca Bir kimsenin Allah-u Te'ala 'yı sevsiği iddiasının doğru olup olmadığı da , o kimsenin Rasul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve sellem) Efendimiz 'e itaat edip etmediğine bakılarak anlaşılacaktır. Ayet-i Kerimenin anlattığı budur.

    Peki Rasullullah (Salllahu ALeyhi ve sellem ) Efendimize itaat nedir ?

    Rasullullah (salllahu Aleyhi ve Sellem ) Efendimiz'e İtaat , O' nun bize tebliğ ettiği şeriat'ın bütün emir ve yasaklarına hakkıyla riayetin yanında , bu sevgiye zemin olan kalbin, Muhabbet ve bağlılığa layık , hazır ve elverişli hale getirilmesi ile olur.


    Bu ise, öyle bir kelime ile veya bir cümle ile anlatılabilecek bir hadise değildir.

    Rabıta inkarcılarının başlıca dayanağı olan ibn-i Teymiyye , konunun en can alıcı noktasını şöyle dile getirmektedir.

    '' ... Bu mertebe , kul için ancak Allah-u Te'ala ' nın yardımı ile olur. bunun elde etmesini Allah ' dan başkası takdir edemez. Dolayısıyla kul , daimi olarak

    '' Ancak sana Kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz '' Ayetinin hakinatine muhtaçtır.


    (...) Allah-u Te'ala dışındaki şeyleri ise Allah-u Te'ala için sever ; Allah-u Te'ala dışında hiçbir şeyi ve kimseyi , lizatihi (sırf zatı sebebiyle ) sevmez . '' (ibn-i Teymiyye , Mecmu'ul-fetava, 10 / 194)

    Yine şöyle der;

    ''... Bu cümleden olarak sahih hadis kitaplarında yaygın ve meşhur rivayet yollarıyla gelen ibn-i Mes'ud , Ebu Musa ve Enes (Radıyallahu Anhüm ) hadisinde Rasullullah (Salllahu Aleyhi ve Sellem ) şöyle buyurmuştur: '' Kişi sevdiği ile beraberdir. '' (Buhari )


    Bir rivayette de şöyle gelmiştir : '' (Rasullullah 'a ) '' Henüz kendilerine katılmamış (onlar gibi amel edemememiş ) olduğu bir zümreyi seven bir kimse hakkında ne büyürüyorsunuz '' diye soruldugunda , Rasullullah (Salllahu Aleyhi ve Sellem ) ' Kişi sevdiği ile beraberdir '' buyurmuştur.

    Enes (Radıyallahu Anh ) diyorki : '' Müslümanlar , islam'dan sonra bu hadise sevindikleri kadar başka hiç birşeye sevinmediler '' (Müslim , Birr 50 , No :2639 ,4/2032)

    Enes İbn-i Malik (Radıyallahu Anh ) Müslim ' in geride naklettigimiz kaynakta yer verdiğine göre şöyle de denmiştir:

    '' işte ben de Allah ile Rasulu ' nü ve Ebu Bekir ile Ömer'i seviyorum. onların amelleri gibi amel etmediysem de, onlarla beraber olmayı ümid ediyorum''


    Bizde acizane , Sahabenin amellerinden fersah fersah uzak olduğumuzun şuurunda olarak, yine de ümidimizi kesmiyor ve şöyle diyoruz:


    DEVAMI VAR
    .




  19. 03.Kasım.2012, 14:27
    10
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tarikatlerde uygulanan Rabıta'nın ilk uygulanışı kimlere dayanır?

    Her nekadar Hakkı ile sevgi olmasa da , Biz de Allah-u Te'ala ' yı Rasullü ' nü sahabe ' yi ve Evliyaullahı seviyoruz ve onların amellerini işlemiş olsak , sırf onlara olan samimi sevgimiz ve muhabbetimiz dolayısıyla bu hadis-i Şerifin anlattığı kimselerden olmayı ümit ediyoruz.....

    İbni Teymiyye , sözlerini şöyle sürdürüyor:

    '' Bu hadis haktır. Zira sevenin , sevilen ile beraber olması fıtri bir iştir. başka türlüsü olamaz. kişinin , sevdiği ile beraber olması demek, onun muhabbeti üzere devam etmesi demektir. Binaenaleyh muhabbet , mütevassıt seviyede veya buna yakın olursa , kişi de sevdiğiyle bu ölçüde beraber olur..


    Eğer muhabbet kamil olursa , kişi de sevdiği ile kamil bir beraberlik içinde olur. kamil muhabbet , sevilenin sevdiği herşeyde ona muvafakat etmeyi (sevdiğimizin sevdiği herşeyi sevmemizi) gerektirir. Tabi eğer seven buna kadir ise ... '' (ibni teymiyye , mecmu'ul fetava , 10 /752 )

    İbni Teymiyye başka bir yerde şöyle demiştir: Şu bir gerçektir ki sevilen varlık , her ne olursa olsun , Cezp edici , seven de , sevdiği tarafına cezb olunan kişidir.

    Kim bir şeyi severse , sevdiği şey , gücü nispetinde onu kendisine çeker. Mesela bir suret ve şekli seven kişiyi , o sevdiği resim , gerçek sahibine cezb eder Aslında o suret ve şekil , sevenin kastı ve gayesi değilse de , o suret ve şekil, sevenin kastı ve gayesi değilse de, o suret ve şekille , gerçek sevdiği arasında uyumlu bir mana bulunmamaktadır..


    Nitekim insanın , yemek için yiyeceği , birleşmek için eşine , sohbet etmek için dostuna cezbolmasıyla, Allah-u Te'ala ve Peygamber aşıklarının kalplerinin , Allah-u Te'ala ve Rasülü ile veli kullara incizabı , bunun örnekleridir.

    Aslında hiç bir varlığı, zatı itibarıyla sevmek caiz değildir. Ancak Allah-u Te'ala ' yı başka bir nedenle değil, kendisi için sevmek gerekir . çünkü O'ndan başkasını lizatihi sevmek şirktir.

    Bu yüzden lizatihi ancak Allah-u Te'ala sevilir. Bu onun ilahlıgının belirtisidir. onun dışındaki sevgililer. O'na bağlı bir nedenle sevilmiyorlarsa o sevgi bozuk bir muhabbettir.

    Allah-u Te'ala insan bünyesinde gıda sevgisini ve karşı cins ilgisini , bedenleri korumak ve nesli sürdürmek için yaratmıştır. zira gıdaya karşı sevgi olmasa insanlar yemek yemez , bu nedenle de bedenler fesada uğrardı.


    Karşı cinse ilgi olmasa evlenmezler , bu da neslin kesilmesine sebep olurdu. Bütün bunlardan maksat , insanın sağlıklı bir şekilde hayatını sürdürerek , bir olan Allah-u Te'ala ' ya ibadet etmesidir. Ta ki bu sayede , kendi zat' ı itibarıyla sevilen ve tapılan , sadece Allah-u Te'ala kalsın.

    Peygamberlerin ve velilerin sevilmesi, Allah-u Te'ala nın sevgisine tabidir. çünkü Allah-u Te'ala ' yı tam manada sevmek O'nun sevdiklerini de sevmeyi gerektirir ki o , Salih amelleri sevdiği gibi peygamberleri ve salihleri de sevmektedir.

    Onları sevmek Allah-u Te'ala' yı sevmenin tamamlanmasını sağlar. Fakat onları , Allah -u Te'ala ile birlikte , o'nu sever gibi sevmek , Allah-u Te'ala sevgisi gibi , putlarını seven müşriklerin sevgisidir.

    Bir kul , bir şeyi Allah-u Teala için sevdiğinde o şey onu Allah-u Te'ala' nın sevgisine cezb eder. Allah-u Te'ala için birbirini seven iki kişi, o sevgi uğrunda buluşup ayrılırlarsa onların her biri , diğerini Allah-u Te'ala nın sevgisine cezb edici olur.


    Nitekim Allah-u Te'ala : '' Benim uğrumda bir birlerini sevenleri ve bir araya gelenleri benim de sevmem hak oldu '' buyurmaktadır.

    Sen birini Allah-u Te'ala için sevdiğin zaman , haddizatında sevdiğin zat, Allah-u Te'ala olmuş olur. Artık her ne zaman onu kalbinde tasavvur edecek (şekil itibarıyla düşünecek ) olsan , Allah-u Te'ala 'ya karşın sevgin artar..

    Nitekim sen Rasullullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ' i ondan önceki peygamberleri ve onun mübarek ashabını hatırlayıp kalbinde tasavvuf edecek olsan , şüphesiz bu şekildeki bir düşünce , senin kalbini , onlara bu makamları ihsan eden Allah-u Te'ala için sevmiş olman şartına bağlıdır.


    Bazı kişiler , kendilerine iyilikte bulunmuş kimseleri Allah-u Te'ala için sevdiklerini iddia ederler Gerçekte bu sevgi , kendisine iyilikte bulunan şahsı değil , yaptığı iyilik ve yardımı sevmektir.

    nitekim o kişi yaptığı iyilikleri kesecek olsa , o sevgi de kaybolur hatta nefrete bile dönüşebilir ki bu da o sevginin Allah-u Te'ala için olmadığını göstermektedir.

    insanların birbirini sevmelerinin ekseriyeti , bu manada olduğundan bu türlü sevgilerden dolayı ahirette sevap göremeyeceklerdir.

    Bilakis bu muhabbetler onları münafıklık ve yağcılığa sürükleyecek, böylece onlar ahirette birbirine düşman olacak dünya dostları haline geleceklerdir.


    Kula ahirette fayda verecek tek sevgi ,Allah-u Te'ala nın kulları içinde sevdigi peygamberleri ve velileri, Allah-u te'ala için sevmesidir.

    Zira onların sevgisi Allah-u Te'ala ya ve onun sevgisine yaklaştırmakta olup, Allah -u te'ala nın sevgisini hak edenler ancak bu sevginin sahipleridir. (Mecmu'ul- fetava 10/606-610 )
    Hulasa : '' Allah için sevmek '' ile '' Allah ile beraber sevmek '' mefhumlarının arasını iyice fark etmek gerekir . Tevhid ve ihlas ehli , Allah-u Te'ala ' dan gayrini Allah-u Te'ala için severler.

    Müşrikler ise, allah -u Te'ala dan gayrini Allah-u Te'ala ile birlikte severler..


    Nitekim müşriklerin putlarını sevmesiyle Hıristiyanların , İsa (Aleyhisselam ) ı sevmesi, bu kabildendir (Mecmu'u'l- fetava , 10 /460 )

    İbn-i kayyim ise bu muhabbeti celbeden sebepleri kısaca şöyle anlatır :

    '' Birincisi: Manalarını ve ne murad edildiğini tedebbür ve teemmül ederek (hakkıyla düşünerek) Kur'an okumak.

    '' ikincisi: Farzlardan sonra Allah-u te'ala ya nafilelerle yaklaşmak (...)

    '' üçüncüsü: Her Hal-ü karda Allah-u Te'ala ' yı lisan , kalp , amel ve hal ile zikre devam etmek.

    zira kişinin muhabbetten nasibi, bu zikirden nasibi kadardır.

    '' Dördüncüsü: : Heva ve heveslerin galebesi esnasında Allah-u Te'ala nın sevdiği şeyleri , kendi sevdiklerine tercih etmen ve onlara yönelmendir. (...)


    ''beşincisi : Kalbin , Allah-u Te'ala nın isimlerini ve sıfatlarını mütalaa ve müşahade etmesi , onları bilmesi . (..)

    ''Altıncısı: Allah-u Te'ala nın kulları üzerindeki zahiri ve batini ihsan in'am ve iyiliklerini müşahede etmek. (...)

    '' Yedincisi: (bu en acaib olanıdır ) Kalbin Allah-u Te'ala ' nın huzurunda bütünüyle inkisar (kırıklık) halinde olmasıdır (...)
    ''Sekizincisi: İlahi Hikmetlerin (kalbe) inmesi esnasında , o'na münacat etmek ve Kur'an okumak için halvete girmek, O' nun huzurunda kalb ile hazır bulunmak ve kulluğun gerektirdiği edeple edeplenmek , sonra da bunu , tevbe ve istiğfar ile bitirmek..

    ''Dokuzuncusu: Muhiblerin ve sadıkların beraber olmani onların meclislerinde bulunman , olgun meyveleri toplar gibi onların sözlerinin meyvelerinin en güzellerini devşirmendir. (...)

    ''onuncusu: Allah-u Te'ala ile kalp arasına giren her türlü sebepten uzaklaşmak.

    '' bu on sebep sayesinde muhibler , muhabbet makamlarına vasıl olurlar ve Habib'in (sevgilinin) huzuruna girerler.

    bütün bunların özü iki noktada toplanır: Ruhun bu işe hazır olması ve basiret gözünün açılması (ibn-i Kayyim, Medaricus-salikin 3 /18-19)
    Tarikat münkierlerinin en büyük mercii olan ibn-i Teymiyye ve ibn-i Kayyim gibi bir çok sapık fikirlerin sahipleri bile bu beyanlarda bulunduklarına göre bu günkü inkarcıların insafsızlığı ve idraksizliği açık ça ortaya çıkmıştır..


    -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Allah-u Te'ala dan gayrından yardım istemeye gelince:

    Zülkayneyn (Aleyhisselam ) Ye'cüc ve Me'cüc kavmiyle kendileri arasında sed yapmasını isteyen kavme :

    ''Bana Kuvvet yönünden yardım edin'' (kehf süresi 95 ) demiştir ..

    İmam Suyuti (Rahimatullah) ın naklettiği bir hadisi şerifte , Rasullullah (Salllahu Aleyhi ve sellem ) : '' Her sanatta ehlinin salihlerinden yardım isteyin '' buyurmuştur .

    Allah-u Te'ala ' ya kavuşma yolu ki sanat ve mesleklerin en incesidir, bu hususta da ehli olan meşayıhtan himmet ve yardım istemek gerekmektedir .

    Dolayısıyla Fatihayı şerifteki:

    '' Ancak senden yardım isteriz '' Kavl-i şerifini rabıta aleyhine himmet aleyhine delil göstermek asla yerinde değildir ..

    Mahluklardan herşeyi hatta insanın yapamayacagı fakat keramet olarak, Allah-u Te'ala nın evliyasına ihsan ettiği şeyleri istemenin caiz olduğunu gösteren ayetlerden biride Süleyman (Aleyhisselam ) ın içinde cinler ve şeytanlar bulunan Topluluğa hitaben:

    '' Belkıs' ın Tahtını hanginiz getirir ? '' (Neml Süresi 38 )

    ifrit'in : '' Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm '' (neml Süresi : 39 ) demesine razı olmayan süleyman (Aleyhisselam) katibi olan Asaf ibn-i Berhaya isimli


    Keramet sahibi , ismi a'zam-ı bilen bir zatın:

    ''Gözün sana geri dönmeden (Gözünü açıp kapamadan) ben onu sana getiririm '' (Neml suresi :40) sözünü beğenmiştir ..

    O da insan yürüyüşüyle üç aylık yolda olan altın ve kıymetli taşlarla süslü bir tahtı Yemen ' den Kudüs'e göz açıp kapamayacak kadar az bir zaman içinde getirmiştir .

    Bu bir kerametti, ki Allah-u Te'ala bu dostuna adetinin ve kanunlarının dışında olarak bu kerameti ihsan etmiş ve bundan övgüyle bahsetmiştir .

    Bu kerameti istediği için Süleyman (Aleyhisselam)' a ''Ben sana şah damarından daha yakın iken niçin benden istemedin'' diye darılmamıştır .Çünkü Süleyman (Aleyhisselam) gibi Peygamber , bu dileğinin , sebeplere yapışmak olduğunu ve bunun islam'aa uygun olduğunu çok iyi bilmektedir .

    Yusuf (Aleyhisselam) ın hapis arkadaşlarından kurtulacagını umduğu kimseden yardım istemesi hakkında Kadı Beydavi Muhaşşilerinden Konevi ve ibn- Temcid (Rahimehumullah) şu beyanlarda bulunmuştur:

    '' Zorlukların açılmasında kullardan yardım istemek her ne kadar bir miktar övülen bir şey olsa da Peygamberlerin makamına yakışmaz .:ünkü onlar sebepleri aradan kaldırmışlardır .Fakat sebeplere sarılmak, o sebeplerde bir tesir olduğuna inanmadıkça tevekküle mani değildir .

    Birbirinden yardım istemek meşru bir iş olup asla yasaklanan birşey değildir .Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde bu husuta Ruhsat varid olmuştur .'' (Hafız ismail konevi , ibn-i Temcid , Beydavi haşiyesi ve hamişi , 4 /334)

    Neyse fazla uzatmayayım son sözlerimi söyleyeyim


    Son devirde yetişen Nadir dehalardan biri olan merhum Üstad Necip Fazıl , Şu ifadeleriyle bu konuya son noktayı koymuştur :

    '' Rabıtanın (vesile himmet de dahil buna ) şirk ve küfür olduğu ithamına gelince Rabıta edilen şahsın buna ehil olup olmadığı davası bir yanda dursun, prensip olarak bu işi inkar etmek, Allah Rasulünü 'nün Ruhaniyetinden , Hazret-i Ebubekir, Abdülhalık Gucdevani, Şah-ı Nakşibend, Ubeydullah Ahrar , İmam- Rabbani , Mevlana Halid ve daha nice büyüklerin Ruhaniyetine kadar topyekün mana alemini reddetmeye ve bütün bu büyükleri küfürle suçlandırmaya varacagından , küfrün ta kendisidir .

    Yani ''Rabıta '' Küfür diyenlerin, kendileri küfürdedir .'' (N .F .K .son devrin din mazlumları, Sh 276-277)

    İbn- Ömer (Radıyallahu Anhüma) dan rivayet edilen:

    ''Her hangi bir kişi (din) kardeşine 'ey kafir! derse, mutlaka ikisinden biri bu kelime (nin ifade ettiği kafirlik damgasını hak etme ) ye uğrar .

    Eğer o kimse onun dediği gibiyse (sözü yerini bulmuştur) Değilse ona (söz sahibine) döner (yani söyleyen kafir olur ) '' (Müslim , İman :26 , No :60 1/79) Hadis-i şerifi , Üstadı ne kadar haklı çıkarmaktadır ..


  20. 03.Kasım.2012, 14:27
    10
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Her nekadar Hakkı ile sevgi olmasa da , Biz de Allah-u Te'ala ' yı Rasullü ' nü sahabe ' yi ve Evliyaullahı seviyoruz ve onların amellerini işlemiş olsak , sırf onlara olan samimi sevgimiz ve muhabbetimiz dolayısıyla bu hadis-i Şerifin anlattığı kimselerden olmayı ümit ediyoruz.....

    İbni Teymiyye , sözlerini şöyle sürdürüyor:

    '' Bu hadis haktır. Zira sevenin , sevilen ile beraber olması fıtri bir iştir. başka türlüsü olamaz. kişinin , sevdiği ile beraber olması demek, onun muhabbeti üzere devam etmesi demektir. Binaenaleyh muhabbet , mütevassıt seviyede veya buna yakın olursa , kişi de sevdiğiyle bu ölçüde beraber olur..


    Eğer muhabbet kamil olursa , kişi de sevdiği ile kamil bir beraberlik içinde olur. kamil muhabbet , sevilenin sevdiği herşeyde ona muvafakat etmeyi (sevdiğimizin sevdiği herşeyi sevmemizi) gerektirir. Tabi eğer seven buna kadir ise ... '' (ibni teymiyye , mecmu'ul fetava , 10 /752 )

    İbni Teymiyye başka bir yerde şöyle demiştir: Şu bir gerçektir ki sevilen varlık , her ne olursa olsun , Cezp edici , seven de , sevdiği tarafına cezb olunan kişidir.

    Kim bir şeyi severse , sevdiği şey , gücü nispetinde onu kendisine çeker. Mesela bir suret ve şekli seven kişiyi , o sevdiği resim , gerçek sahibine cezb eder Aslında o suret ve şekil , sevenin kastı ve gayesi değilse de , o suret ve şekil, sevenin kastı ve gayesi değilse de, o suret ve şekille , gerçek sevdiği arasında uyumlu bir mana bulunmamaktadır..


    Nitekim insanın , yemek için yiyeceği , birleşmek için eşine , sohbet etmek için dostuna cezbolmasıyla, Allah-u Te'ala ve Peygamber aşıklarının kalplerinin , Allah-u Te'ala ve Rasülü ile veli kullara incizabı , bunun örnekleridir.

    Aslında hiç bir varlığı, zatı itibarıyla sevmek caiz değildir. Ancak Allah-u Te'ala ' yı başka bir nedenle değil, kendisi için sevmek gerekir . çünkü O'ndan başkasını lizatihi sevmek şirktir.

    Bu yüzden lizatihi ancak Allah-u Te'ala sevilir. Bu onun ilahlıgının belirtisidir. onun dışındaki sevgililer. O'na bağlı bir nedenle sevilmiyorlarsa o sevgi bozuk bir muhabbettir.

    Allah-u Te'ala insan bünyesinde gıda sevgisini ve karşı cins ilgisini , bedenleri korumak ve nesli sürdürmek için yaratmıştır. zira gıdaya karşı sevgi olmasa insanlar yemek yemez , bu nedenle de bedenler fesada uğrardı.


    Karşı cinse ilgi olmasa evlenmezler , bu da neslin kesilmesine sebep olurdu. Bütün bunlardan maksat , insanın sağlıklı bir şekilde hayatını sürdürerek , bir olan Allah-u Te'ala ' ya ibadet etmesidir. Ta ki bu sayede , kendi zat' ı itibarıyla sevilen ve tapılan , sadece Allah-u Te'ala kalsın.

    Peygamberlerin ve velilerin sevilmesi, Allah-u Te'ala nın sevgisine tabidir. çünkü Allah-u Te'ala ' yı tam manada sevmek O'nun sevdiklerini de sevmeyi gerektirir ki o , Salih amelleri sevdiği gibi peygamberleri ve salihleri de sevmektedir.

    Onları sevmek Allah-u Te'ala' yı sevmenin tamamlanmasını sağlar. Fakat onları , Allah -u Te'ala ile birlikte , o'nu sever gibi sevmek , Allah-u Te'ala sevgisi gibi , putlarını seven müşriklerin sevgisidir.

    Bir kul , bir şeyi Allah-u Teala için sevdiğinde o şey onu Allah-u Te'ala' nın sevgisine cezb eder. Allah-u Te'ala için birbirini seven iki kişi, o sevgi uğrunda buluşup ayrılırlarsa onların her biri , diğerini Allah-u Te'ala nın sevgisine cezb edici olur.


    Nitekim Allah-u Te'ala : '' Benim uğrumda bir birlerini sevenleri ve bir araya gelenleri benim de sevmem hak oldu '' buyurmaktadır.

    Sen birini Allah-u Te'ala için sevdiğin zaman , haddizatında sevdiğin zat, Allah-u Te'ala olmuş olur. Artık her ne zaman onu kalbinde tasavvur edecek (şekil itibarıyla düşünecek ) olsan , Allah-u Te'ala 'ya karşın sevgin artar..

    Nitekim sen Rasullullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ' i ondan önceki peygamberleri ve onun mübarek ashabını hatırlayıp kalbinde tasavvuf edecek olsan , şüphesiz bu şekildeki bir düşünce , senin kalbini , onlara bu makamları ihsan eden Allah-u Te'ala için sevmiş olman şartına bağlıdır.


    Bazı kişiler , kendilerine iyilikte bulunmuş kimseleri Allah-u Te'ala için sevdiklerini iddia ederler Gerçekte bu sevgi , kendisine iyilikte bulunan şahsı değil , yaptığı iyilik ve yardımı sevmektir.

    nitekim o kişi yaptığı iyilikleri kesecek olsa , o sevgi de kaybolur hatta nefrete bile dönüşebilir ki bu da o sevginin Allah-u Te'ala için olmadığını göstermektedir.

    insanların birbirini sevmelerinin ekseriyeti , bu manada olduğundan bu türlü sevgilerden dolayı ahirette sevap göremeyeceklerdir.

    Bilakis bu muhabbetler onları münafıklık ve yağcılığa sürükleyecek, böylece onlar ahirette birbirine düşman olacak dünya dostları haline geleceklerdir.


    Kula ahirette fayda verecek tek sevgi ,Allah-u Te'ala nın kulları içinde sevdigi peygamberleri ve velileri, Allah-u te'ala için sevmesidir.

    Zira onların sevgisi Allah-u Te'ala ya ve onun sevgisine yaklaştırmakta olup, Allah -u te'ala nın sevgisini hak edenler ancak bu sevginin sahipleridir. (Mecmu'ul- fetava 10/606-610 )
    Hulasa : '' Allah için sevmek '' ile '' Allah ile beraber sevmek '' mefhumlarının arasını iyice fark etmek gerekir . Tevhid ve ihlas ehli , Allah-u Te'ala ' dan gayrini Allah-u Te'ala için severler.

    Müşrikler ise, allah -u Te'ala dan gayrini Allah-u Te'ala ile birlikte severler..


    Nitekim müşriklerin putlarını sevmesiyle Hıristiyanların , İsa (Aleyhisselam ) ı sevmesi, bu kabildendir (Mecmu'u'l- fetava , 10 /460 )

    İbn-i kayyim ise bu muhabbeti celbeden sebepleri kısaca şöyle anlatır :

    '' Birincisi: Manalarını ve ne murad edildiğini tedebbür ve teemmül ederek (hakkıyla düşünerek) Kur'an okumak.

    '' ikincisi: Farzlardan sonra Allah-u te'ala ya nafilelerle yaklaşmak (...)

    '' üçüncüsü: Her Hal-ü karda Allah-u Te'ala ' yı lisan , kalp , amel ve hal ile zikre devam etmek.

    zira kişinin muhabbetten nasibi, bu zikirden nasibi kadardır.

    '' Dördüncüsü: : Heva ve heveslerin galebesi esnasında Allah-u Te'ala nın sevdiği şeyleri , kendi sevdiklerine tercih etmen ve onlara yönelmendir. (...)


    ''beşincisi : Kalbin , Allah-u Te'ala nın isimlerini ve sıfatlarını mütalaa ve müşahade etmesi , onları bilmesi . (..)

    ''Altıncısı: Allah-u Te'ala nın kulları üzerindeki zahiri ve batini ihsan in'am ve iyiliklerini müşahede etmek. (...)

    '' Yedincisi: (bu en acaib olanıdır ) Kalbin Allah-u Te'ala ' nın huzurunda bütünüyle inkisar (kırıklık) halinde olmasıdır (...)
    ''Sekizincisi: İlahi Hikmetlerin (kalbe) inmesi esnasında , o'na münacat etmek ve Kur'an okumak için halvete girmek, O' nun huzurunda kalb ile hazır bulunmak ve kulluğun gerektirdiği edeple edeplenmek , sonra da bunu , tevbe ve istiğfar ile bitirmek..

    ''Dokuzuncusu: Muhiblerin ve sadıkların beraber olmani onların meclislerinde bulunman , olgun meyveleri toplar gibi onların sözlerinin meyvelerinin en güzellerini devşirmendir. (...)

    ''onuncusu: Allah-u Te'ala ile kalp arasına giren her türlü sebepten uzaklaşmak.

    '' bu on sebep sayesinde muhibler , muhabbet makamlarına vasıl olurlar ve Habib'in (sevgilinin) huzuruna girerler.

    bütün bunların özü iki noktada toplanır: Ruhun bu işe hazır olması ve basiret gözünün açılması (ibn-i Kayyim, Medaricus-salikin 3 /18-19)
    Tarikat münkierlerinin en büyük mercii olan ibn-i Teymiyye ve ibn-i Kayyim gibi bir çok sapık fikirlerin sahipleri bile bu beyanlarda bulunduklarına göre bu günkü inkarcıların insafsızlığı ve idraksizliği açık ça ortaya çıkmıştır..


    -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Allah-u Te'ala dan gayrından yardım istemeye gelince:

    Zülkayneyn (Aleyhisselam ) Ye'cüc ve Me'cüc kavmiyle kendileri arasında sed yapmasını isteyen kavme :

    ''Bana Kuvvet yönünden yardım edin'' (kehf süresi 95 ) demiştir ..

    İmam Suyuti (Rahimatullah) ın naklettiği bir hadisi şerifte , Rasullullah (Salllahu Aleyhi ve sellem ) : '' Her sanatta ehlinin salihlerinden yardım isteyin '' buyurmuştur .

    Allah-u Te'ala ' ya kavuşma yolu ki sanat ve mesleklerin en incesidir, bu hususta da ehli olan meşayıhtan himmet ve yardım istemek gerekmektedir .

    Dolayısıyla Fatihayı şerifteki:

    '' Ancak senden yardım isteriz '' Kavl-i şerifini rabıta aleyhine himmet aleyhine delil göstermek asla yerinde değildir ..

    Mahluklardan herşeyi hatta insanın yapamayacagı fakat keramet olarak, Allah-u Te'ala nın evliyasına ihsan ettiği şeyleri istemenin caiz olduğunu gösteren ayetlerden biride Süleyman (Aleyhisselam ) ın içinde cinler ve şeytanlar bulunan Topluluğa hitaben:

    '' Belkıs' ın Tahtını hanginiz getirir ? '' (Neml Süresi 38 )

    ifrit'in : '' Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm '' (neml Süresi : 39 ) demesine razı olmayan süleyman (Aleyhisselam) katibi olan Asaf ibn-i Berhaya isimli


    Keramet sahibi , ismi a'zam-ı bilen bir zatın:

    ''Gözün sana geri dönmeden (Gözünü açıp kapamadan) ben onu sana getiririm '' (Neml suresi :40) sözünü beğenmiştir ..

    O da insan yürüyüşüyle üç aylık yolda olan altın ve kıymetli taşlarla süslü bir tahtı Yemen ' den Kudüs'e göz açıp kapamayacak kadar az bir zaman içinde getirmiştir .

    Bu bir kerametti, ki Allah-u Te'ala bu dostuna adetinin ve kanunlarının dışında olarak bu kerameti ihsan etmiş ve bundan övgüyle bahsetmiştir .

    Bu kerameti istediği için Süleyman (Aleyhisselam)' a ''Ben sana şah damarından daha yakın iken niçin benden istemedin'' diye darılmamıştır .Çünkü Süleyman (Aleyhisselam) gibi Peygamber , bu dileğinin , sebeplere yapışmak olduğunu ve bunun islam'aa uygun olduğunu çok iyi bilmektedir .

    Yusuf (Aleyhisselam) ın hapis arkadaşlarından kurtulacagını umduğu kimseden yardım istemesi hakkında Kadı Beydavi Muhaşşilerinden Konevi ve ibn- Temcid (Rahimehumullah) şu beyanlarda bulunmuştur:

    '' Zorlukların açılmasında kullardan yardım istemek her ne kadar bir miktar övülen bir şey olsa da Peygamberlerin makamına yakışmaz .:ünkü onlar sebepleri aradan kaldırmışlardır .Fakat sebeplere sarılmak, o sebeplerde bir tesir olduğuna inanmadıkça tevekküle mani değildir .

    Birbirinden yardım istemek meşru bir iş olup asla yasaklanan birşey değildir .Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde bu husuta Ruhsat varid olmuştur .'' (Hafız ismail konevi , ibn-i Temcid , Beydavi haşiyesi ve hamişi , 4 /334)

    Neyse fazla uzatmayayım son sözlerimi söyleyeyim


    Son devirde yetişen Nadir dehalardan biri olan merhum Üstad Necip Fazıl , Şu ifadeleriyle bu konuya son noktayı koymuştur :

    '' Rabıtanın (vesile himmet de dahil buna ) şirk ve küfür olduğu ithamına gelince Rabıta edilen şahsın buna ehil olup olmadığı davası bir yanda dursun, prensip olarak bu işi inkar etmek, Allah Rasulünü 'nün Ruhaniyetinden , Hazret-i Ebubekir, Abdülhalık Gucdevani, Şah-ı Nakşibend, Ubeydullah Ahrar , İmam- Rabbani , Mevlana Halid ve daha nice büyüklerin Ruhaniyetine kadar topyekün mana alemini reddetmeye ve bütün bu büyükleri küfürle suçlandırmaya varacagından , küfrün ta kendisidir .

    Yani ''Rabıta '' Küfür diyenlerin, kendileri küfürdedir .'' (N .F .K .son devrin din mazlumları, Sh 276-277)

    İbn- Ömer (Radıyallahu Anhüma) dan rivayet edilen:

    ''Her hangi bir kişi (din) kardeşine 'ey kafir! derse, mutlaka ikisinden biri bu kelime (nin ifade ettiği kafirlik damgasını hak etme ) ye uğrar .

    Eğer o kimse onun dediği gibiyse (sözü yerini bulmuştur) Değilse ona (söz sahibine) döner (yani söyleyen kafir olur ) '' (Müslim , İman :26 , No :60 1/79) Hadis-i şerifi , Üstadı ne kadar haklı çıkarmaktadır ..


  21. 03.Kasım.2012, 14:35
    11
    Tarikatsiz
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Ekim.2012
    Üye No: 98181
    Mesaj Sayısı: 75
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tarikatlerde uygulanan Rabıta'nın ilk uygulanışı kimlere dayanır?

    Alıntı
    Abdurrahman ibn-i Sa'd (Radıyallahu anh ) şöyle anlatıyor : '' bir kere Abdullah ibn-i Ömer (Radıyallahu Anhuma) nın ayağı uyuştu , o zaman bir adam ona : '' en sevdiğin insanı an'' dedi
    O da '' Ya Muhammed! '' der demez , bağlardan Kurtulmuş gibi rahatladı ( Buhari , el edebü'l-müfred: 438 , no : 993 sh :262)
    tamam bunu sende yap,inkar eden yok bunu,25 estağfirullah var mı bu örnekte?biyerin uyuşunca sende aynı şekilde yap canım benim,bizim demek istediğimizde hemen karşı tavır alarak cevap verdim zannedeceğin cevap olmayacak şeyleri yazmakla uğraşma...


  22. 03.Kasım.2012, 14:35
    11
    Tarikatsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Abdurrahman ibn-i Sa'd (Radıyallahu anh ) şöyle anlatıyor : '' bir kere Abdullah ibn-i Ömer (Radıyallahu Anhuma) nın ayağı uyuştu , o zaman bir adam ona : '' en sevdiğin insanı an'' dedi
    O da '' Ya Muhammed! '' der demez , bağlardan Kurtulmuş gibi rahatladı ( Buhari , el edebü'l-müfred: 438 , no : 993 sh :262)
    tamam bunu sende yap,inkar eden yok bunu,25 estağfirullah var mı bu örnekte?biyerin uyuşunca sende aynı şekilde yap canım benim,bizim demek istediğimizde hemen karşı tavır alarak cevap verdim zannedeceğin cevap olmayacak şeyleri yazmakla uğraşma...


  23. 03.Kasım.2012, 14:43
    12
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tarikatlerde uygulanan Rabıta'nın ilk uygulanışı kimlere dayanır?

    Alıntı
    tamam bunu sende yap,inkar eden yok bunu,25 estağfirullah var mı bu örnekte?biyerin uyuşunca sende aynı şekilde yap canım benim,bizim demek istediğimizde hemen karşı tavır alarak cevap verdim zannedeceğin cevap olmayacak şeyleri yazmakla uğraşma...
    demek Ya Muhammed desek Onu ansak sorun yok. Ya demek Ey demek tir yani bir çağrı lisanı. Rabıtaya en büyük delillerden dir.


    (Günahlar kalbi paslandırır, karartır. Kalblerin cilası ise istiğfardır.) [Beyheki]

    daha getireyimmi istiğfar hakkında hadisi şerifler. Kalbi temizlemek için. Kötülükler girmesin diye istiğfar çekilir Rabıtada. bunda bidat olan nedir bilmiyorum.


  24. 03.Kasım.2012, 14:43
    12
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    tamam bunu sende yap,inkar eden yok bunu,25 estağfirullah var mı bu örnekte?biyerin uyuşunca sende aynı şekilde yap canım benim,bizim demek istediğimizde hemen karşı tavır alarak cevap verdim zannedeceğin cevap olmayacak şeyleri yazmakla uğraşma...
    demek Ya Muhammed desek Onu ansak sorun yok. Ya demek Ey demek tir yani bir çağrı lisanı. Rabıtaya en büyük delillerden dir.


    (Günahlar kalbi paslandırır, karartır. Kalblerin cilası ise istiğfardır.) [Beyheki]

    daha getireyimmi istiğfar hakkında hadisi şerifler. Kalbi temizlemek için. Kötülükler girmesin diye istiğfar çekilir Rabıtada. bunda bidat olan nedir bilmiyorum.





+ Yorum Gönder
Git 12 Son