Özür dileriz,Bu konu cevaplara kapatılmıştır bilgi için İletişim ...

Konusunu Oylayın.: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?
  1. 17.Ekim.2012, 07:15
    1
    Tarikatsiz
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Ekim.2012
    Üye No: 98181
    Mesaj Sayısı: 75
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?






    Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı? Mumsema Sorulduğunda ''Alimlerimiz'' diyerek sahiplenilen onlarca hatta yüzlerce isim ,birde bakıyorsunuz ki,sofinin rabıta yaptığı bir şeyh oluvermiş.O zaman şunu sormak gerekmez mi?Neden her alime rabıta yapmıyorsunuz.Rabıta şirktir dediğimizde ise ;kişinin sevdiğini düşünmenin neresi şirktir gibi aslında kendilerinin bile inanmadığı ,ama onlara bu ezberletildiği için bunu dillendirdikleri sözler söylüyorlar.Çünkü bu cevaplarına karşılık olarak da verilebilecek ağızlarının payı olan binlerce cevap var ama bir kere anlamak istemedikleri için artık HİPNOZun etkisi geçene kadar bu ısrarlarında devam ediyorlar.
    Mesela forumda islamyolu diye hipnozlu bir üye var.Sorsanız sevdiği alimleri say diye ,başlar bir sürü ,rabbani,ibni arabi falan diye.Peki hangisine rabıta yapıyorsun deseniz Mahmud Efendi diyecektir.Mahmud Efendiye alim olduğu için mi şeyh olduğu için mi rabıta yapıyorsun deseniz,verdiği cevaplar karışır bir öyle bir böyle demeye başlar.
    Rabıta konusunda verdikleri :''Kişinin sevdiği birisini düşünmesinin neresi kötü?'' cevabına karşılık olarak bir türlü şu açıklamaya mantıklı bir cevapları olmamıştır.Madem öyle,sevdiği bir kişi neden illede binlerce kişi tarafından şeyhliği ilan edilmiş birisi oluyor.Neden rabıta yapan o kişi ,örneğin;beş vakit namazını kılan her an kuran okuyan,sünnetlere azami riayet eden bir babası olmasına rağmen,kendi babası ile o rabıtasını yapmaz.Ne yani böyle bir babası olmasına rağmen neden inatla hiçbir akrabalık bağı olmayan ve üstelik babasının yaptığı ibadetlerin aynısını yapan birisine karşı rabıtasını yapar.Ve neden Peygamberimizin asla yapmadığı,ashabın asla yapmadığı,tabiün ve tebei tabiünün asla yapmadığı bir usulde yaparlar.:Gözler kapanır,25 estağfirullah çekilir,rabıta yapılan kişi yüksekçe bir zemine oturtulur,ona gelen nurun onun kaşlarının arasından kelbe indiği düşünülür falan filan.Kim,hangi sahabe,hangi sahabenin çocuğu bu şekilde bir rabııta yapmıştır.
    Kişinin sevdiği birisine rabıtalı olmasının ,düşünmesinin nesi kötü diyenler:Örneğin Mahmud efendiye bağlısınız.Peki neden Menzil şeyhini rabıta yapmazsınız.Menzil şeyhini sevmiyor musunuz yoksa.Menzil şeyhinden gelen iki kaş arası nur daha mı az etkisiz,bir şeyhi sevip rabıtalı olup sevdiğimiz için düşünüyoruz bunun neresi kötü diyorsanız,alın menzil şeyhi ile de rabıta yapın o zaman.Neticede aynı yol aynı kol aynı tarikatin büyükleri sevilenleri değil mi bu şeyhler?


  2. 17.Ekim.2012, 07:15
    1
    Tarikatsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Sorulduğunda ''Alimlerimiz'' diyerek sahiplenilen onlarca hatta yüzlerce isim ,birde bakıyorsunuz ki,sofinin rabıta yaptığı bir şeyh oluvermiş.O zaman şunu sormak gerekmez mi?Neden her alime rabıta yapmıyorsunuz.Rabıta şirktir dediğimizde ise ;kişinin sevdiğini düşünmenin neresi şirktir gibi aslında kendilerinin bile inanmadığı ,ama onlara bu ezberletildiği için bunu dillendirdikleri sözler söylüyorlar.Çünkü bu cevaplarına karşılık olarak da verilebilecek ağızlarının payı olan binlerce cevap var ama bir kere anlamak istemedikleri için artık HİPNOZun etkisi geçene kadar bu ısrarlarında devam ediyorlar.
    Mesela forumda islamyolu diye hipnozlu bir üye var.Sorsanız sevdiği alimleri say diye ,başlar bir sürü ,rabbani,ibni arabi falan diye.Peki hangisine rabıta yapıyorsun deseniz Mahmud Efendi diyecektir.Mahmud Efendiye alim olduğu için mi şeyh olduğu için mi rabıta yapıyorsun deseniz,verdiği cevaplar karışır bir öyle bir böyle demeye başlar.
    Rabıta konusunda verdikleri :''Kişinin sevdiği birisini düşünmesinin neresi kötü?'' cevabına karşılık olarak bir türlü şu açıklamaya mantıklı bir cevapları olmamıştır.Madem öyle,sevdiği bir kişi neden illede binlerce kişi tarafından şeyhliği ilan edilmiş birisi oluyor.Neden rabıta yapan o kişi ,örneğin;beş vakit namazını kılan her an kuran okuyan,sünnetlere azami riayet eden bir babası olmasına rağmen,kendi babası ile o rabıtasını yapmaz.Ne yani böyle bir babası olmasına rağmen neden inatla hiçbir akrabalık bağı olmayan ve üstelik babasının yaptığı ibadetlerin aynısını yapan birisine karşı rabıtasını yapar.Ve neden Peygamberimizin asla yapmadığı,ashabın asla yapmadığı,tabiün ve tebei tabiünün asla yapmadığı bir usulde yaparlar.:Gözler kapanır,25 estağfirullah çekilir,rabıta yapılan kişi yüksekçe bir zemine oturtulur,ona gelen nurun onun kaşlarının arasından kelbe indiği düşünülür falan filan.Kim,hangi sahabe,hangi sahabenin çocuğu bu şekilde bir rabııta yapmıştır.
    Kişinin sevdiği birisine rabıtalı olmasının ,düşünmesinin nesi kötü diyenler:Örneğin Mahmud efendiye bağlısınız.Peki neden Menzil şeyhini rabıta yapmazsınız.Menzil şeyhini sevmiyor musunuz yoksa.Menzil şeyhinden gelen iki kaş arası nur daha mı az etkisiz,bir şeyhi sevip rabıtalı olup sevdiğimiz için düşünüyoruz bunun neresi kötü diyorsanız,alın menzil şeyhi ile de rabıta yapın o zaman.Neticede aynı yol aynı kol aynı tarikatin büyükleri sevilenleri değil mi bu şeyhler?


    Benzer Konular

    - İslamda Rabıtanın yeri ne? Rabıta nedir? Rabıta nasıl yapılır?

    - Gavs Nedir? Günümüzde yaşayan Gavs Varmıdır? Varsa Kimdir?

    - Rabıta şirk midir? Peygamberimiz düşünülerek rabıta yapılır mı?

    - Rabıta nedir? nasıl yapılır? tek başına yapılır mı?

    - Rabıta nasıl yapılır? neden yapılır?

  3. 17.Ekim.2012, 11:08
    2
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?




    acınacak haldesin yolsuz efendi.acaba yaşın kaç,biz daha çocuk yaşta biri ile mi konuşuyoruz,kurduğu cümleler,açtığı konular neden yetişkin tarzında değil.bir konu açmış;kurduğu cümleler, o kadar bayağı ki,insanın bilgi paylaşma şevkini kırıyor.tamam anlıyoruz,tarikat düşmanısın,şeyh düşmanısın,tasavvuf düşmanısın,güzel ahlak düşmanısın,rıfk düşmanısın,edep adap düşmanısın vs...ama soru sormanın da bir adabı vardır,!
    mahallede misket oynarken kurduğun cümleler ile sorma sorunu.
    mesela kısaca de ki; rabıta neden sadece kendi şeyhine yapılır.? babama da rabıta yapabilir miyim?
    cevap;çünkü bu yolda mürid mürşidinden faydanmak için gelmiş onun dergahına bağlanmıştır.birinden faydalanmak istersen ona ilgi alaka göstermen,sevgi ve muhabbetini paylaşmaman gerekir.insanın bir kalbi vardır ve bir kaç kişiyi (tasavvuf da demek istiyorum) aynı kalpte tam anlamıyla sevemez.zor olur.
    daha önce sorduğun bir soruda bunu cevaplamıştım.seyru sülüke yeni başlayan mürid bir şeyhe intisab eder ve başka şeyhlere şimdilik itibar etmez,
    seyru sulükünü tamamlayan mürid istediği şeyhin sohbetine devam eder,
    yada hiç bir şeyhe intisab etmeden hepsinden nasiplenmeye çalışırki bu da ancak kitaplarını okuyup, nasihatlerini yapmaya çalışarak olur.
    sadece kendi şeyhine rabıta yapıp başka şeyhlere rabıta yapmamak ile ilgili sorunun cevabı bu kadar.

    şimdi babana rabıtaya gelelim. kardeş sen babana rabıta yapabilirsin.sorun yok,çünkü tarikatsiz ismi ile yolsuz olmuşsun.yolu olmayanın en azından babasını unutmaması gerekir.
    insan sevdiğini düşünür,mahsur yok,isteyen 25 est. çeker,babasını düşünür,ama babasından feyz alır mı bilemem.yani gerçekten sorun yok,babanada,ananada rabıta yapabilirsin.düşünmek günah değil,hatta sevgi ve muhabbetinde artabilir.


  4. 17.Ekim.2012, 11:08
    2
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    acınacak haldesin yolsuz efendi.acaba yaşın kaç,biz daha çocuk yaşta biri ile mi konuşuyoruz,kurduğu cümleler,açtığı konular neden yetişkin tarzında değil.bir konu açmış;kurduğu cümleler, o kadar bayağı ki,insanın bilgi paylaşma şevkini kırıyor.tamam anlıyoruz,tarikat düşmanısın,şeyh düşmanısın,tasavvuf düşmanısın,güzel ahlak düşmanısın,rıfk düşmanısın,edep adap düşmanısın vs...ama soru sormanın da bir adabı vardır,!
    mahallede misket oynarken kurduğun cümleler ile sorma sorunu.
    mesela kısaca de ki; rabıta neden sadece kendi şeyhine yapılır.? babama da rabıta yapabilir miyim?
    cevap;çünkü bu yolda mürid mürşidinden faydanmak için gelmiş onun dergahına bağlanmıştır.birinden faydalanmak istersen ona ilgi alaka göstermen,sevgi ve muhabbetini paylaşmaman gerekir.insanın bir kalbi vardır ve bir kaç kişiyi (tasavvuf da demek istiyorum) aynı kalpte tam anlamıyla sevemez.zor olur.
    daha önce sorduğun bir soruda bunu cevaplamıştım.seyru sülüke yeni başlayan mürid bir şeyhe intisab eder ve başka şeyhlere şimdilik itibar etmez,
    seyru sulükünü tamamlayan mürid istediği şeyhin sohbetine devam eder,
    yada hiç bir şeyhe intisab etmeden hepsinden nasiplenmeye çalışırki bu da ancak kitaplarını okuyup, nasihatlerini yapmaya çalışarak olur.
    sadece kendi şeyhine rabıta yapıp başka şeyhlere rabıta yapmamak ile ilgili sorunun cevabı bu kadar.

    şimdi babana rabıtaya gelelim. kardeş sen babana rabıta yapabilirsin.sorun yok,çünkü tarikatsiz ismi ile yolsuz olmuşsun.yolu olmayanın en azından babasını unutmaması gerekir.
    insan sevdiğini düşünür,mahsur yok,isteyen 25 est. çeker,babasını düşünür,ama babasından feyz alır mı bilemem.yani gerçekten sorun yok,babanada,ananada rabıta yapabilirsin.düşünmek günah değil,hatta sevgi ve muhabbetinde artabilir.


  5. 17.Ekim.2012, 14:26
    3
    Tarikatsiz
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Ekim.2012
    Üye No: 98181
    Mesaj Sayısı: 75
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

    cihad38,şimdi sen bu yazdıklarına gerçekten inanıyor musun?Eğerki cevabın evet ise,antalya da ikamet eden iyi bir psikolg tanıyorum,en çok iki seansta normale dönersin merak etme


  6. 17.Ekim.2012, 14:26
    3
    Tarikatsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    cihad38,şimdi sen bu yazdıklarına gerçekten inanıyor musun?Eğerki cevabın evet ise,antalya da ikamet eden iyi bir psikolg tanıyorum,en çok iki seansta normale dönersin merak etme


  7. 17.Ekim.2012, 14:29
    4
    ömerhattab
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mayıs.2008
    Üye No: 20975
    Mesaj Sayısı: 1,830
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

    Tarikatsiz(yolsuz) acaba sahabe zamanıyla bu zaman aynımıdır....Acaba rabıta idrak edecek kadar beynin gelişmişmi ilim sahibi olmuşmusun....


  8. 17.Ekim.2012, 14:29
    4
    Devamlı Üye
    Tarikatsiz(yolsuz) acaba sahabe zamanıyla bu zaman aynımıdır....Acaba rabıta idrak edecek kadar beynin gelişmişmi ilim sahibi olmuşmusun....


  9. 17.Ekim.2012, 14:50
    5
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

    Alıntı
    cihad38,şimdi sen bu yazdıklarına gerçekten inanıyor musun?Eğerki cevabın evet ise,antalya da ikamet eden iyi bir psikolg tanıyorum,en çok iki seansta normale dönersin merak etme
    şimdilik sıhhatim iyi durumda,gerçekten düşündüğün için yazmışsan saolasın. ama laf olsun diye yazmışsan sana cevap vermek için ayırdığım zamanın hesabını mutlaka soracağımdan emin olabilirsin,kimse zannetmesin ki forum sitesinde yazdığım şeyler bana hesap gününde sorulmaz. çünkü ben zerre kadar şerrinde cezasız kalmayacağına,Allah'ın hiç bir şeyi unutmayacağına tam olarak iman ettim.,

    gelelim soruna, elbette inanmaktayım yazdıklarıma,yazdığımız bir virgülün hesabının sorulacağı o günde illaki bu yazılarda sorulacak,size yazdığımız her yazının arkasındayız,dediğim gibi ister babana ister anana rabıta yap ama mürid olan müridin rabıtasına karışıp durmayın,önce kendi nefsinizi adam edin sonra başkaları ile uğraşın.


  10. 17.Ekim.2012, 14:50
    5
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    cihad38,şimdi sen bu yazdıklarına gerçekten inanıyor musun?Eğerki cevabın evet ise,antalya da ikamet eden iyi bir psikolg tanıyorum,en çok iki seansta normale dönersin merak etme
    şimdilik sıhhatim iyi durumda,gerçekten düşündüğün için yazmışsan saolasın. ama laf olsun diye yazmışsan sana cevap vermek için ayırdığım zamanın hesabını mutlaka soracağımdan emin olabilirsin,kimse zannetmesin ki forum sitesinde yazdığım şeyler bana hesap gününde sorulmaz. çünkü ben zerre kadar şerrinde cezasız kalmayacağına,Allah'ın hiç bir şeyi unutmayacağına tam olarak iman ettim.,

    gelelim soruna, elbette inanmaktayım yazdıklarıma,yazdığımız bir virgülün hesabının sorulacağı o günde illaki bu yazılarda sorulacak,size yazdığımız her yazının arkasındayız,dediğim gibi ister babana ister anana rabıta yap ama mürid olan müridin rabıtasına karışıp durmayın,önce kendi nefsinizi adam edin sonra başkaları ile uğraşın.


  11. 17.Ekim.2012, 14:58
    6
    Tarikatsiz
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Ekim.2012
    Üye No: 98181
    Mesaj Sayısı: 75
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

    Peki neden o rabıtanın hiç bir hali peygamberin sünnetinde yok.uyuşan tek bir an ve hal söyle ön dişlerimi komple kırayım...


  12. 17.Ekim.2012, 14:58
    6
    Tarikatsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Peki neden o rabıtanın hiç bir hali peygamberin sünnetinde yok.uyuşan tek bir an ve hal söyle ön dişlerimi komple kırayım...


  13. 17.Ekim.2012, 15:37
    7
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

    Alıntı
    Peki neden o rabıtanın hiç bir hali peygamberin sünnetinde yokuyuşan tek bir an ve hal söyle ön dişlerimi komple kırayım
    insanın sevdiğini düşünmesi rabıtadır değilmi? o halde dişlerini kırmaya başla,
    çünkü peygamberimiz yüce Allah'a doğrudan bağlı idi onu düşünmediği bir anı bile yoktu değil mi ? istersen peygamberimiz sürekli Allah'ı hatırında niye tutsun diye bir soru sor,iman dereceni bi görelim.peygamberimiz sürekli düşünme,murakabe,mahasebe,tevekkül,tefekkür halinde idi,peygamberimizin ashabı da Allah'ı hiç bir şekilde tasavvur edemeyeceği için Allah'a ulaşmanın yolu olarak peygamberimizi düşünmekde ona rabıta yapmakta idi, ebu bekirin tuvalette bile seni düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum sözü vardı yanlış hatırlamıyorsam.tuvalette bile resulullahı düşünen ashabı,normal zamanda peygamberi hiç düşünmez olur mu? sence olur mu ? tabi ki olamaz,çünkü ashabın ulaştığı manevi derecelerin tek kaynağı peygamberimizdir,o mubarek nazarları altında perdeleri hızlıca aşmaktaydılar.bir sahabenin bacağı uyuşmuş tu,en sevdiğinin adını an dediler,ya muhammed dedi,ve ayağı iyileşti,
    ashab rasule gönülden bağlı idi,onları birbirine zahiren bağlayan hiç birşey yoktu.sadece gönül bağı vardı,bütün sevgi,aşk,muhabbet kalben idi, kalpten kalbe giden bir yol vardı,bunun aksini inkar eden iman sorunu yaşamaktadır.günümüzde ne Allah'ı nede rasulünü düşünebilecek,onu gören var mıdır? hayır..
    o halde ben de Allah'ı ve rasulünü tam anlamıyla seven birinden istifade ederek Allah'a ulaşma gayretindeyiz.
    dönüp dolaşıp bir kısır döngüde kalıyorsunuz,milyon defada yeni konu olarak açsanız anlatılacak olanlara her zaman muhalefet etmek amacında olduğunuz dan akıl etmeyeceğinizi biliyoruz. korkarım ıslah da olmazsınız, ne zaman senin nikini ve yazını görsem inan mekke müşrikleri aklıma geliyor.yalan söyleyecek değilim.bana onları hatırlatıyorsun.


  14. 17.Ekim.2012, 15:37
    7
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Peki neden o rabıtanın hiç bir hali peygamberin sünnetinde yokuyuşan tek bir an ve hal söyle ön dişlerimi komple kırayım
    insanın sevdiğini düşünmesi rabıtadır değilmi? o halde dişlerini kırmaya başla,
    çünkü peygamberimiz yüce Allah'a doğrudan bağlı idi onu düşünmediği bir anı bile yoktu değil mi ? istersen peygamberimiz sürekli Allah'ı hatırında niye tutsun diye bir soru sor,iman dereceni bi görelim.peygamberimiz sürekli düşünme,murakabe,mahasebe,tevekkül,tefekkür halinde idi,peygamberimizin ashabı da Allah'ı hiç bir şekilde tasavvur edemeyeceği için Allah'a ulaşmanın yolu olarak peygamberimizi düşünmekde ona rabıta yapmakta idi, ebu bekirin tuvalette bile seni düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum sözü vardı yanlış hatırlamıyorsam.tuvalette bile resulullahı düşünen ashabı,normal zamanda peygamberi hiç düşünmez olur mu? sence olur mu ? tabi ki olamaz,çünkü ashabın ulaştığı manevi derecelerin tek kaynağı peygamberimizdir,o mubarek nazarları altında perdeleri hızlıca aşmaktaydılar.bir sahabenin bacağı uyuşmuş tu,en sevdiğinin adını an dediler,ya muhammed dedi,ve ayağı iyileşti,
    ashab rasule gönülden bağlı idi,onları birbirine zahiren bağlayan hiç birşey yoktu.sadece gönül bağı vardı,bütün sevgi,aşk,muhabbet kalben idi, kalpten kalbe giden bir yol vardı,bunun aksini inkar eden iman sorunu yaşamaktadır.günümüzde ne Allah'ı nede rasulünü düşünebilecek,onu gören var mıdır? hayır..
    o halde ben de Allah'ı ve rasulünü tam anlamıyla seven birinden istifade ederek Allah'a ulaşma gayretindeyiz.
    dönüp dolaşıp bir kısır döngüde kalıyorsunuz,milyon defada yeni konu olarak açsanız anlatılacak olanlara her zaman muhalefet etmek amacında olduğunuz dan akıl etmeyeceğinizi biliyoruz. korkarım ıslah da olmazsınız, ne zaman senin nikini ve yazını görsem inan mekke müşrikleri aklıma geliyor.yalan söyleyecek değilim.bana onları hatırlatıyorsun.


  15. 17.Ekim.2012, 15:59
    8
    ömerhattab
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mayıs.2008
    Üye No: 20975
    Mesaj Sayısı: 1,830
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

    Tarikatsiz Nickli Üyeden Alıntı
    Peki neden o rabıtanın hiç bir hali peygamberin sünnetinde yok.uyuşan tek bir an ve hal söyle ön dişlerimi komple kırayım...
    “Ey iman edenler! Allah yolunda sabredin, düşmanlarınız karşısında sebat gösterin, rabıta yapın / Allah’ın korumanızı istediği sınırları bekleyin, Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.” (Âl-i İmran, 200)Bu ayetteki “rabıta yapın” emri, her mümini ilgilendiren bir emirdir. Tefsirlerde burada geçen rabıtaya şu manalar verilmiştir: Düşmanların saldıracağı yerleri gözetleyin, sınırları bekleyin. Dininizi tehlikelerden koruyun. Nefis ve şeytan düşmanlarına karşı uyanık olun. Onların kalbinize girmesine yol vermeyin. Allah’ın çizdiği sınırları iyi gözetin, ilâhi hükümlere harfiyen uyun. Namaz vakitlerini gözetleyin ve mescitleri ibadet, taat ve zikir ile mamur edin. (Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensur; İbnu Kesir, Tefsir.)


  16. 17.Ekim.2012, 15:59
    8
    Devamlı Üye
    Tarikatsiz Nickli Üyeden Alıntı
    Peki neden o rabıtanın hiç bir hali peygamberin sünnetinde yok.uyuşan tek bir an ve hal söyle ön dişlerimi komple kırayım...
    “Ey iman edenler! Allah yolunda sabredin, düşmanlarınız karşısında sebat gösterin, rabıta yapın / Allah’ın korumanızı istediği sınırları bekleyin, Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.” (Âl-i İmran, 200)Bu ayetteki “rabıta yapın” emri, her mümini ilgilendiren bir emirdir. Tefsirlerde burada geçen rabıtaya şu manalar verilmiştir: Düşmanların saldıracağı yerleri gözetleyin, sınırları bekleyin. Dininizi tehlikelerden koruyun. Nefis ve şeytan düşmanlarına karşı uyanık olun. Onların kalbinize girmesine yol vermeyin. Allah’ın çizdiği sınırları iyi gözetin, ilâhi hükümlere harfiyen uyun. Namaz vakitlerini gözetleyin ve mescitleri ibadet, taat ve zikir ile mamur edin. (Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensur; İbnu Kesir, Tefsir.)


  17. 18.Ekim.2012, 23:47
    9
    Tarikatsiz
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Ekim.2012
    Üye No: 98181
    Mesaj Sayısı: 75
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

    Alıntı
    peygamberimizin ashabı da Allah'ı hiç bir şekilde tasavvur edemeyeceği için Allah'a ulaşmanın yolu olarak peygamberimizi düşünmekde ona rabıta yapmakta idi.....ebu bekirin tuvalette bile seni düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum sözü vardı yanlış hatırlamıyorsamtuvalette bile resulullahı düşünen ashabı,normal zamanda peygamberi hiç düşünmez olur mu? ....bir sahabenin bacağı uyuşmuş tu,en sevdiğinin adını an dediler,ya muhammed dedi,ve ayağı iyileşti....ashab rasule gönülden bağlı idi,onları birbirine zahiren bağlayan hiç birşey yoktusadece gönül bağı vardı,bütün sevgi,aşk,muhabbet kalben idi, kalpten kalbe giden bir yol vardı....
    Bak şimdi ,lafı evirip çevirmeden direkt olarak soracağım soruma evet ya da hayır diye cevap ver anlaşalım.
    Hani diyorsunuz ya ehli sünnet alimlerimiz.Yani Varsa yoksa her halleri sünnete uyan alimleriniz.Sizlere bu rabıtayı yapmanız konusunda dersler verirken ve tasavvufun olmazsa olmazı olarak gösterirlerken ve de sizler bu rabıta olayını uygularken....SORUYORUM:
    Asahab yani tabiun ve etbai tabiun ;gözlerini kapatıp 25 estağfirullah çekip,sonra Peygamberimizi yüksekçe bir yerde hayal ederek,O'ndan gelen nurun iki kaşının ortasından kalplerine doğru aktığını düşünerek mi yapmışlardır.Rabıta adına yaptıkları Uygulamaları aynısıyla bu şekilde midir?Gayet açık ve net.Ehli sünnet alimleriniz bu şekilde bir uygulama istiyorlarsa rabıtalarınızda bu uygulamanın harfiyle aynısının Sünnette de olması gerekli değil midir?Lafı dolaştırmadan cevap ver?


  18. 18.Ekim.2012, 23:47
    9
    Tarikatsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    peygamberimizin ashabı da Allah'ı hiç bir şekilde tasavvur edemeyeceği için Allah'a ulaşmanın yolu olarak peygamberimizi düşünmekde ona rabıta yapmakta idi.....ebu bekirin tuvalette bile seni düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum sözü vardı yanlış hatırlamıyorsamtuvalette bile resulullahı düşünen ashabı,normal zamanda peygamberi hiç düşünmez olur mu? ....bir sahabenin bacağı uyuşmuş tu,en sevdiğinin adını an dediler,ya muhammed dedi,ve ayağı iyileşti....ashab rasule gönülden bağlı idi,onları birbirine zahiren bağlayan hiç birşey yoktusadece gönül bağı vardı,bütün sevgi,aşk,muhabbet kalben idi, kalpten kalbe giden bir yol vardı....
    Bak şimdi ,lafı evirip çevirmeden direkt olarak soracağım soruma evet ya da hayır diye cevap ver anlaşalım.
    Hani diyorsunuz ya ehli sünnet alimlerimiz.Yani Varsa yoksa her halleri sünnete uyan alimleriniz.Sizlere bu rabıtayı yapmanız konusunda dersler verirken ve tasavvufun olmazsa olmazı olarak gösterirlerken ve de sizler bu rabıta olayını uygularken....SORUYORUM:
    Asahab yani tabiun ve etbai tabiun ;gözlerini kapatıp 25 estağfirullah çekip,sonra Peygamberimizi yüksekçe bir yerde hayal ederek,O'ndan gelen nurun iki kaşının ortasından kalplerine doğru aktığını düşünerek mi yapmışlardır.Rabıta adına yaptıkları Uygulamaları aynısıyla bu şekilde midir?Gayet açık ve net.Ehli sünnet alimleriniz bu şekilde bir uygulama istiyorlarsa rabıtalarınızda bu uygulamanın harfiyle aynısının Sünnette de olması gerekli değil midir?Lafı dolaştırmadan cevap ver?


  19. 19.Ekim.2012, 10:30
    10
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

    Alıntı
    Peki neden o rabıtanın hiç bir hali peygamberin sünnetinde yok.uyuşan tek bir an ve hal söyle ön dişlerimi komple kırayım...
    hem peygamberde yok diyorsun. Hadisi şeriflerden örnekler getirsek bu seferde uydurma diyorsunuz. sizle biz nasıl baş gelelim.


    Alıntı
    Asahab yani tabiun ve etbai tabiun ;gözlerini kapatıp 25 estağfirullah çekip,sonra Peygamberimizi yüksekçe bir yerde hayal ederek,O'ndan gelen nurun iki kaşının ortasından kalplerine doğru aktığını düşünerek mi yapmışlardır.Rabıta adına yaptıkları Uygulamaları aynısıyla bu şekilde midir?Gayet açık ve net.Ehli sünnet alimleriniz bu şekilde bir uygulama istiyorlarsa rabıtalarınızda bu uygulamanın harfiyle aynısının Sünnette de olması gerekli değil midir?Lafı dolaştırmadan cevap ver?
    bunları yine sünnetten çıkarıyorlar. harfiyen aynısı sünnetten olması gerekecekse. O zaman Cami minareleride bidattır. binlerce bidat çıkarabiliriz. Hadisi şeriflerden benzerleri ile yapılan iş bidat olmaz. gelelim Rabıta hakkın da bir yazı var.

    *- Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
    “Ey iman edenler! Allah(-u Teala)dan korkun ve sadıklarla beraber olun.” (Tevbe Suresi 119)
    Bu ayeti kerimede mü’minlere hitap edildiği açıktır. Bu da göstermektedir ki “Sıdk” sıfatı, imandan daha hususi (özel) bir manaya sahiptir. Çünkü iman edenlere “sadıklarla” beraber olunması emredilmiştir.
    Yani sıdk mertebesinde bulunan herkes mü’mindir, ancak her mü’min sıdk mertebesinde değildir
    Bu ayette emir buyrulan “beraberlik” iki şekilde olur:
    1- CİSMANİ BERABERLİK: Bu türlü beraberlik, sadıkların meclisine bizzat devam ederek, onlardan ilim, fazilet ve feyz almakla olur.
    Kişi sadıklarla beraber olmak için, onların meclislerine devam eder, söylediklerini dinler, hal ve tavırlarını örnek alır.
    Bundan dolayıdır ki Ashab-ı kiram (Rıdvanullahi aleyhim ecmain) Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in etrafında pervane olur, sürekli onunla beraber bulunmaya gayret ederlerdi.
    Uzak beldelerde bulunanlar da fırsat buldukça ve yol emniyetini temin ettikçe, her taraftan Alemlerin Efendisi’ni ziyarete gelirlerdi.
    2- RUHANİ BERABERLİK
    Eğer kişi, ayeti kerimede “Sadıklarla beraber olun” emri olduğu halde sadıklardan cismani olarak ayrı bulunuyorsa ne yapacaktır?
    İşte bu durumda da onların gidişatlarına uyacak, yaptıklarını yapıp, yapmadıklarını terk edecek, onların hal, tavır, davranış ve sözlerini onların gıyabında hayalinde canlandıracak ve onların hali ile hâllenecektir.
    Ehlulalh’ın meclisinde bizzat bulunmak, kişiye fayda sağladığı gibi, gıyaben şahıslarını ve hallerini düşünmek de fayda verir.
    Çünkü bir kişi hayalinde, dimağında (beyninde) ve kalbinde neyi tasavvur ederse, fiillerinde de o tezahür eder (açığa çıkar) k,, rabıta da bundan ibarettir.
    İsmail Hakkı Bursevi (Kuddise Sirrahu) “Sadıklarla beraber olunuz” ayetinin tfsirinde şöyle demiştir:
    “Bu ayeti kerimede bahsi geçen sadıklardan murad; kamil mürşidlerdir. Bir salik onların kapılarında ciddiyetle hizmet eder, muhabbetiyle nazarlarına kabul olunursa, onların feyz ve bereketiyle masivayı terk etmeye, Allah’u Teala yolunda istikamet üzere bulunmaya rahatlıkla muvaffak olur ve huzur-u hakk’a kavuşur.”
    Müfessir Alusi (Rahimehullah) ise, yukarıdaki ayetin tefsirinde: “Sadık ve Salihlere karışınız (onlarla iç içe olunuz) ki; onlar gibi olasınız. Çünkü herkes, yakın olduğu kimseye uyar” demiştir.
    Bu ayet-i Kerime’yi Ubeydullah Ahrar Hazretleri de rabıtaya delil olarak zikretmiştir.
    *- Diğer bir ayeti celilede de Mevla Teâlâ:
    “Kullarımın içine gir, cennetime gir.” Buyuruyor. (Fecr Suresi 29-30)
    Bu ayeti celilenin açık beyanından da anlaşılacağı üzere; dünyada, Allah’u Teâlâ’ya mahsus olan özel kulların arasına girmek, ahirette cennetlere girmeğe vesiledir.
    Tabi ki, dünyada devamlı o dostlar arasında bedenen bulunmak mümkün değilse de, rabıtadan ibaret olan manevi beraberlik, ehli için müyesserdir.
    Ali Haydar Efendi (Kuddise Sirrahu) “Ruhul beyan tefsirinden naklen şöyle yazmıştır: “Bu ayeti celile, Süleyman Aleyhisselam’ın: “Beni rahmetinle Salih kullarının içerisine girdir.” (neml Suresi 19’dan) duasını beyan eden ayet-i kerime gibidir.
    Hususi kullar zümresine girmek, saadet-i ruhaniye (ruhun mutluluğu) onlarla beraber cennet ve derecelerine kavuşmak ise, cismani (bedenle alakalı) saadettir.
    Nitekim Mevla Teâlâ: “Kullarımın arasına gir, Cennetime gir” buyuruyor.
    Necmüddin-i Kübra (Kuddise Sirrahu) Hazretleri, “Te’vilat-ı Necmiyye” isimli eserinde, bu ayet-i kerimenin te’vilini yaparken:
    “Benim (zatım)la ve sıfatlarımla baki olan (tarikattan sonra hakikate kavuşarak manevi diriliği bulmuş) kullarımın içine gir.
    Zatını (kendini) ve enaniyetini (benliğini) yok ettiğin için, Zat’ımın cennetine gir” diye mana vermiştir.


  20. 19.Ekim.2012, 10:30
    10
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Peki neden o rabıtanın hiç bir hali peygamberin sünnetinde yok.uyuşan tek bir an ve hal söyle ön dişlerimi komple kırayım...
    hem peygamberde yok diyorsun. Hadisi şeriflerden örnekler getirsek bu seferde uydurma diyorsunuz. sizle biz nasıl baş gelelim.


    Alıntı
    Asahab yani tabiun ve etbai tabiun ;gözlerini kapatıp 25 estağfirullah çekip,sonra Peygamberimizi yüksekçe bir yerde hayal ederek,O'ndan gelen nurun iki kaşının ortasından kalplerine doğru aktığını düşünerek mi yapmışlardır.Rabıta adına yaptıkları Uygulamaları aynısıyla bu şekilde midir?Gayet açık ve net.Ehli sünnet alimleriniz bu şekilde bir uygulama istiyorlarsa rabıtalarınızda bu uygulamanın harfiyle aynısının Sünnette de olması gerekli değil midir?Lafı dolaştırmadan cevap ver?
    bunları yine sünnetten çıkarıyorlar. harfiyen aynısı sünnetten olması gerekecekse. O zaman Cami minareleride bidattır. binlerce bidat çıkarabiliriz. Hadisi şeriflerden benzerleri ile yapılan iş bidat olmaz. gelelim Rabıta hakkın da bir yazı var.

    *- Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
    “Ey iman edenler! Allah(-u Teala)dan korkun ve sadıklarla beraber olun.” (Tevbe Suresi 119)
    Bu ayeti kerimede mü’minlere hitap edildiği açıktır. Bu da göstermektedir ki “Sıdk” sıfatı, imandan daha hususi (özel) bir manaya sahiptir. Çünkü iman edenlere “sadıklarla” beraber olunması emredilmiştir.
    Yani sıdk mertebesinde bulunan herkes mü’mindir, ancak her mü’min sıdk mertebesinde değildir
    Bu ayette emir buyrulan “beraberlik” iki şekilde olur:
    1- CİSMANİ BERABERLİK: Bu türlü beraberlik, sadıkların meclisine bizzat devam ederek, onlardan ilim, fazilet ve feyz almakla olur.
    Kişi sadıklarla beraber olmak için, onların meclislerine devam eder, söylediklerini dinler, hal ve tavırlarını örnek alır.
    Bundan dolayıdır ki Ashab-ı kiram (Rıdvanullahi aleyhim ecmain) Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in etrafında pervane olur, sürekli onunla beraber bulunmaya gayret ederlerdi.
    Uzak beldelerde bulunanlar da fırsat buldukça ve yol emniyetini temin ettikçe, her taraftan Alemlerin Efendisi’ni ziyarete gelirlerdi.
    2- RUHANİ BERABERLİK
    Eğer kişi, ayeti kerimede “Sadıklarla beraber olun” emri olduğu halde sadıklardan cismani olarak ayrı bulunuyorsa ne yapacaktır?
    İşte bu durumda da onların gidişatlarına uyacak, yaptıklarını yapıp, yapmadıklarını terk edecek, onların hal, tavır, davranış ve sözlerini onların gıyabında hayalinde canlandıracak ve onların hali ile hâllenecektir.
    Ehlulalh’ın meclisinde bizzat bulunmak, kişiye fayda sağladığı gibi, gıyaben şahıslarını ve hallerini düşünmek de fayda verir.
    Çünkü bir kişi hayalinde, dimağında (beyninde) ve kalbinde neyi tasavvur ederse, fiillerinde de o tezahür eder (açığa çıkar) k,, rabıta da bundan ibarettir.
    İsmail Hakkı Bursevi (Kuddise Sirrahu) “Sadıklarla beraber olunuz” ayetinin tfsirinde şöyle demiştir:
    “Bu ayeti kerimede bahsi geçen sadıklardan murad; kamil mürşidlerdir. Bir salik onların kapılarında ciddiyetle hizmet eder, muhabbetiyle nazarlarına kabul olunursa, onların feyz ve bereketiyle masivayı terk etmeye, Allah’u Teala yolunda istikamet üzere bulunmaya rahatlıkla muvaffak olur ve huzur-u hakk’a kavuşur.”
    Müfessir Alusi (Rahimehullah) ise, yukarıdaki ayetin tefsirinde: “Sadık ve Salihlere karışınız (onlarla iç içe olunuz) ki; onlar gibi olasınız. Çünkü herkes, yakın olduğu kimseye uyar” demiştir.
    Bu ayet-i Kerime’yi Ubeydullah Ahrar Hazretleri de rabıtaya delil olarak zikretmiştir.
    *- Diğer bir ayeti celilede de Mevla Teâlâ:
    “Kullarımın içine gir, cennetime gir.” Buyuruyor. (Fecr Suresi 29-30)
    Bu ayeti celilenin açık beyanından da anlaşılacağı üzere; dünyada, Allah’u Teâlâ’ya mahsus olan özel kulların arasına girmek, ahirette cennetlere girmeğe vesiledir.
    Tabi ki, dünyada devamlı o dostlar arasında bedenen bulunmak mümkün değilse de, rabıtadan ibaret olan manevi beraberlik, ehli için müyesserdir.
    Ali Haydar Efendi (Kuddise Sirrahu) “Ruhul beyan tefsirinden naklen şöyle yazmıştır: “Bu ayeti celile, Süleyman Aleyhisselam’ın: “Beni rahmetinle Salih kullarının içerisine girdir.” (neml Suresi 19’dan) duasını beyan eden ayet-i kerime gibidir.
    Hususi kullar zümresine girmek, saadet-i ruhaniye (ruhun mutluluğu) onlarla beraber cennet ve derecelerine kavuşmak ise, cismani (bedenle alakalı) saadettir.
    Nitekim Mevla Teâlâ: “Kullarımın arasına gir, Cennetime gir” buyuruyor.
    Necmüddin-i Kübra (Kuddise Sirrahu) Hazretleri, “Te’vilat-ı Necmiyye” isimli eserinde, bu ayet-i kerimenin te’vilini yaparken:
    “Benim (zatım)la ve sıfatlarımla baki olan (tarikattan sonra hakikate kavuşarak manevi diriliği bulmuş) kullarımın içine gir.
    Zatını (kendini) ve enaniyetini (benliğini) yok ettiğin için, Zat’ımın cennetine gir” diye mana vermiştir.


  21. 19.Ekim.2012, 10:30
    11
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

    DOSTLARININ YOLUNA UYMAK
    *-Cenab-I hak şöyle buyuruyor:
    “Bana yönelenin yoluna uy..” (Lokman Suresi 15)
    Bazı müfessirler bu ayet-i kerime hakkında şunları söylemişlerdi: “Burada geçen ‘Enabe” kelimesinin anlamı “Meyletmek ve bir şeye rücu’ etmek” demektir.
    “Bu iname (Allah’u Teala’ya yönelmek) peygamberlerin ve Salihlerin yoludur.” (İbni Atıyye, el-Muharraru’l veciz, 4/349; Kurtubi, El-Cami’u’li ahkami’l Kur’an, 14/45)
    İsmail Hakkı Bursevi (Kuddise Sirrahu) bu ayet-i celilenin tefsirinde şöyle demiştir:
    Bu ayette, kâfir ve fasıklarla sohbetten sakındırma ve Salihlerle (beraberliğe) teşvik vardır. Çünkü kişilerin bir araya gelmesi, birbirini etkilemeyi gerektirir. Tabiatlar cezp edici, hastalıklar geçici ve sirayet edicidir.
    Bundan dolayı Semure ibn-i Cündeb (Radıyallahu Anh) den rivayet edilen bir hadislerinde, Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    “Müşrikle bir çatı altında oturmayınız ve onlarla bir arada durmayınız. Kim onlarla oturur veya beraber bulunursa, o da onlar gibidir.” Buyurmuştur. (Tirmizi, Siyer:42, No:1605, 4/156)
    Yani: “Müşriklerle bir yerde oturmayınız, aynı mecliste toplanmayınız ki, beraberlikten dolayı onların kötü ahlakı size sirayet etmesin ve çirkin halleri size bulaşmasın.”
    Alusi (Rahimehullah) ise şöyle demiştir:
    “Bu ayetle kamil (manen olgun) insanlara uyup, nakıslardan yüz çevirmeye ve kamil olanları, nakıs (eksik) olanları kemale erdirmesine işaret edilmiştir.
    Bütün bu ifadeler, Allah’u Teala’ya inabe etmiş (yönelmiş) velilerin yolu olan: “zikir”, “rabıta” ve “Murakabe” gibi vazifelere tabi olmanın faziletlerini açıklamak, buna mukabil nefislerinin arzularına uyarak bu büyüklerin yollarını inkara kalkışanların, kendilerinden de, fikirlerinden de uzak durulmasının önemini beyan hususunda, ne kadar net ve tesirli manalar ihtiva etmektedir.

    RİBAT EMRİ
    *- “Ey iman edenler! Sabredin (düşmanlarınızla) sabır yarışı edin (onlara galip gelin, sınırlarda) nöbet bekleşin ve Allah(u Teala’ya muhalefete kalkışmak)tan sakının ki, felaha (kurtuluşa)a eresiniz.” (Al-i İmran suresi 200)
    Bu ayeti celilede yer alan (Rabidu) emr-i celilinin masdarları olan “Ribat” ve “Murabata” tabirleri; “Sınırda düşmanı gözetlemek”, “Nöbet tutmak”, “Verilen emrin eksiksiz yerine getirilmesi” anlamlarını ifade eder.
    Beden ile nefsin irtibatını sağlaması ve “Halk alemi” ile “Emir alemi”ni bünyesinde barındırması dolayısıyla kalbe de “Ribat” denmiştir.
    Zira “Nazargahı ilahi” kabul edilen ve “Masiva” (Allah’u Teala’dan gayrısı)nın girmemesi için her şeyden önce gözetlenmesi gereken yer hiç şüphesiz ki kalptir.
    Kur’an-ı Kerim’de (Rabidu) şeklinde geçen ve emir ifade eden “Ribat” ve “Murabata” tabirlerinin; yalnızca maddi ve dış düşmanlara karşı değil:” ve “kötülüğü emredici” karakteri ile tanımlanan nefs ve şeytan düşmanına karşı da vaziyet almayı, bunların aldatıcı hilelerine karşı kalbi gözetlemeyi” amir bulunduğu ve başından beri bu ayet-i kerimenin, iki manayı da aynı anda hedef aldığı, hemen hemen çoğu müfessirlerce söz konusu edilmiştir.
    Unutulmamalıdır ki; hem fertlerin hem de toplumların hayatında sıcak savaşlar geçici, soğuk savaşlarsa sürekli ve daimidir.
    Sıcak savaşlarda dış, soğuk savaşlarda ise iç düşmanın dikkatle gözetlenmesi gerektiği açık bir husustur.
    Zamanın icap ve ihtiyaçlarına göre bunların tercih edilip değerlendirilebileceği söylenebilir. Bu sebeple ayeti kerimeyi:
    “İslam düşmanlarına karşı hazır olmak, teyakkuzda bulunmak (uyanık davranmak)” manasında anlamak yanında, bizleri Allah’u Teala’nın dininden uzaklaştırmak için mücadele vermek manasında anlamalıyız.
    Kaldı ki müfessirler bu terimlerin tasavvufi anlamlarını gösterirken İslami delillere istinad ettirmeyi de ihmal etmemişlerdir.
    Mesela Rağıb el-İsfahani (Rahimehullah) “Ribat” ve “Murabata” nın ikili anlamına işaret ederken:
    Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh)’dan rivayet edilen: “Zorluklara rağmen abdest almak, mescidlere çok adım atmak ve bir namazın ardından diğer namazı beklemek, işte ribat budur” (Müslim, taharet 14, no 251, 1/219; Tirmizi, Nesai, Muvatta, Ahmed-el müsned) hadisi şerifine dikkat çekmiştir.
    Ardında Kur’an-ı Kerim’de, “Rabt” kökünden türetilmiş kelimeleri ihtiva eden ayetleri sıraladıktan sonra:
    “O (Allah’u Teala) mü’minlerin kalplerine sekineti (iç huzuru, manevi kuvvet ve sabrı) indirendir” (Fetih Suresi 4’den) ayetinde hereketle, bu ayetlerdeki “Rabt”ın:
    “kalp sekineti (kalbin huzur bulup yatışması ve sukunete ermesi)” manasına delalet ettiğini söylemiştir. (Rağıb el-İsfahani, Müfredat-ü elfazı’l-Kur’an, sh:338-339)
    Dolayısıyla kelimenin gerek lügat anlamı gerekse İslam alimlerinin yukarıda işaret ettiğimiz fikirleri, “Ribat” ve “Murabata”nın sadece sufilerce değil, diğer alimlerce de tasavvufi bir muhtevaya sahip olduğunu gösteriyor.
    Bu kelimelerden türetilerek vücud bulan müesseselerin, hem askeri ve idari, hem de dini ve tasavvufi sahalarda hizmet veren kuruluşlar olarak faaliyette bulunduğu tesbit edilmiştir. (Sühreverdi, Avarifü’l-mearif 103, 133)
    Her halükarde ribat emrinin zahiri manası, düşmana karşı nübet tutma anlamında olduğuna göre, İbn-i Abbas, Ebu Zerr ve CVabir (Radıyallahu anhuma)’dan rivayet edilen:
    “Senin en büyük düşmanın, iki yanının arasında olan nefsindir.” (Beyhaki, ez-zühd, No:345, sh:190; Deylemi, Müsnedül Firdevs No: 5248, 3/408)
    Cihadın en üstünü, kişinin Allah’u Teala uğrunda nefsi ve arzusuyla cihat etmesidir.” (İbn-i Neccar, Deylemi, Ali el-Müttaki, kenz’ul- Ummal, No: 11262, 11265, 4/439-431)
    İşte rabıtanın önemi burada çok daha iyi anlaşılmaktadır. Rabıta yapan bir insan devamlı Allah ‘u Teala’nın nurunu ve rızasını talep ettiğinden nefsine ve şeytana karşı nöbet yerini terketmemekte, teyakkuz halinde beklemektedir.


  22. 19.Ekim.2012, 10:30
    11
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    DOSTLARININ YOLUNA UYMAK
    *-Cenab-I hak şöyle buyuruyor:
    “Bana yönelenin yoluna uy..” (Lokman Suresi 15)
    Bazı müfessirler bu ayet-i kerime hakkında şunları söylemişlerdi: “Burada geçen ‘Enabe” kelimesinin anlamı “Meyletmek ve bir şeye rücu’ etmek” demektir.
    “Bu iname (Allah’u Teala’ya yönelmek) peygamberlerin ve Salihlerin yoludur.” (İbni Atıyye, el-Muharraru’l veciz, 4/349; Kurtubi, El-Cami’u’li ahkami’l Kur’an, 14/45)
    İsmail Hakkı Bursevi (Kuddise Sirrahu) bu ayet-i celilenin tefsirinde şöyle demiştir:
    Bu ayette, kâfir ve fasıklarla sohbetten sakındırma ve Salihlerle (beraberliğe) teşvik vardır. Çünkü kişilerin bir araya gelmesi, birbirini etkilemeyi gerektirir. Tabiatlar cezp edici, hastalıklar geçici ve sirayet edicidir.
    Bundan dolayı Semure ibn-i Cündeb (Radıyallahu Anh) den rivayet edilen bir hadislerinde, Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    “Müşrikle bir çatı altında oturmayınız ve onlarla bir arada durmayınız. Kim onlarla oturur veya beraber bulunursa, o da onlar gibidir.” Buyurmuştur. (Tirmizi, Siyer:42, No:1605, 4/156)
    Yani: “Müşriklerle bir yerde oturmayınız, aynı mecliste toplanmayınız ki, beraberlikten dolayı onların kötü ahlakı size sirayet etmesin ve çirkin halleri size bulaşmasın.”
    Alusi (Rahimehullah) ise şöyle demiştir:
    “Bu ayetle kamil (manen olgun) insanlara uyup, nakıslardan yüz çevirmeye ve kamil olanları, nakıs (eksik) olanları kemale erdirmesine işaret edilmiştir.
    Bütün bu ifadeler, Allah’u Teala’ya inabe etmiş (yönelmiş) velilerin yolu olan: “zikir”, “rabıta” ve “Murakabe” gibi vazifelere tabi olmanın faziletlerini açıklamak, buna mukabil nefislerinin arzularına uyarak bu büyüklerin yollarını inkara kalkışanların, kendilerinden de, fikirlerinden de uzak durulmasının önemini beyan hususunda, ne kadar net ve tesirli manalar ihtiva etmektedir.

    RİBAT EMRİ
    *- “Ey iman edenler! Sabredin (düşmanlarınızla) sabır yarışı edin (onlara galip gelin, sınırlarda) nöbet bekleşin ve Allah(u Teala’ya muhalefete kalkışmak)tan sakının ki, felaha (kurtuluşa)a eresiniz.” (Al-i İmran suresi 200)
    Bu ayeti celilede yer alan (Rabidu) emr-i celilinin masdarları olan “Ribat” ve “Murabata” tabirleri; “Sınırda düşmanı gözetlemek”, “Nöbet tutmak”, “Verilen emrin eksiksiz yerine getirilmesi” anlamlarını ifade eder.
    Beden ile nefsin irtibatını sağlaması ve “Halk alemi” ile “Emir alemi”ni bünyesinde barındırması dolayısıyla kalbe de “Ribat” denmiştir.
    Zira “Nazargahı ilahi” kabul edilen ve “Masiva” (Allah’u Teala’dan gayrısı)nın girmemesi için her şeyden önce gözetlenmesi gereken yer hiç şüphesiz ki kalptir.
    Kur’an-ı Kerim’de (Rabidu) şeklinde geçen ve emir ifade eden “Ribat” ve “Murabata” tabirlerinin; yalnızca maddi ve dış düşmanlara karşı değil:” ve “kötülüğü emredici” karakteri ile tanımlanan nefs ve şeytan düşmanına karşı da vaziyet almayı, bunların aldatıcı hilelerine karşı kalbi gözetlemeyi” amir bulunduğu ve başından beri bu ayet-i kerimenin, iki manayı da aynı anda hedef aldığı, hemen hemen çoğu müfessirlerce söz konusu edilmiştir.
    Unutulmamalıdır ki; hem fertlerin hem de toplumların hayatında sıcak savaşlar geçici, soğuk savaşlarsa sürekli ve daimidir.
    Sıcak savaşlarda dış, soğuk savaşlarda ise iç düşmanın dikkatle gözetlenmesi gerektiği açık bir husustur.
    Zamanın icap ve ihtiyaçlarına göre bunların tercih edilip değerlendirilebileceği söylenebilir. Bu sebeple ayeti kerimeyi:
    “İslam düşmanlarına karşı hazır olmak, teyakkuzda bulunmak (uyanık davranmak)” manasında anlamak yanında, bizleri Allah’u Teala’nın dininden uzaklaştırmak için mücadele vermek manasında anlamalıyız.
    Kaldı ki müfessirler bu terimlerin tasavvufi anlamlarını gösterirken İslami delillere istinad ettirmeyi de ihmal etmemişlerdir.
    Mesela Rağıb el-İsfahani (Rahimehullah) “Ribat” ve “Murabata” nın ikili anlamına işaret ederken:
    Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh)’dan rivayet edilen: “Zorluklara rağmen abdest almak, mescidlere çok adım atmak ve bir namazın ardından diğer namazı beklemek, işte ribat budur” (Müslim, taharet 14, no 251, 1/219; Tirmizi, Nesai, Muvatta, Ahmed-el müsned) hadisi şerifine dikkat çekmiştir.
    Ardında Kur’an-ı Kerim’de, “Rabt” kökünden türetilmiş kelimeleri ihtiva eden ayetleri sıraladıktan sonra:
    “O (Allah’u Teala) mü’minlerin kalplerine sekineti (iç huzuru, manevi kuvvet ve sabrı) indirendir” (Fetih Suresi 4’den) ayetinde hereketle, bu ayetlerdeki “Rabt”ın:
    “kalp sekineti (kalbin huzur bulup yatışması ve sukunete ermesi)” manasına delalet ettiğini söylemiştir. (Rağıb el-İsfahani, Müfredat-ü elfazı’l-Kur’an, sh:338-339)
    Dolayısıyla kelimenin gerek lügat anlamı gerekse İslam alimlerinin yukarıda işaret ettiğimiz fikirleri, “Ribat” ve “Murabata”nın sadece sufilerce değil, diğer alimlerce de tasavvufi bir muhtevaya sahip olduğunu gösteriyor.
    Bu kelimelerden türetilerek vücud bulan müesseselerin, hem askeri ve idari, hem de dini ve tasavvufi sahalarda hizmet veren kuruluşlar olarak faaliyette bulunduğu tesbit edilmiştir. (Sühreverdi, Avarifü’l-mearif 103, 133)
    Her halükarde ribat emrinin zahiri manası, düşmana karşı nübet tutma anlamında olduğuna göre, İbn-i Abbas, Ebu Zerr ve CVabir (Radıyallahu anhuma)’dan rivayet edilen:
    “Senin en büyük düşmanın, iki yanının arasında olan nefsindir.” (Beyhaki, ez-zühd, No:345, sh:190; Deylemi, Müsnedül Firdevs No: 5248, 3/408)
    Cihadın en üstünü, kişinin Allah’u Teala uğrunda nefsi ve arzusuyla cihat etmesidir.” (İbn-i Neccar, Deylemi, Ali el-Müttaki, kenz’ul- Ummal, No: 11262, 11265, 4/439-431)
    İşte rabıtanın önemi burada çok daha iyi anlaşılmaktadır. Rabıta yapan bir insan devamlı Allah ‘u Teala’nın nurunu ve rızasını talep ettiğinden nefsine ve şeytana karşı nöbet yerini terketmemekte, teyakkuz halinde beklemektedir.


  23. 19.Ekim.2012, 10:31
    12
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

    YARATIKLARI DÜŞÜNMEK
    Mevla Teala bir ayeti kerimesinde:
    “(O akıl sahipleri) öyle kimselerdir ki, ayakta otururken ve ynları üzere (yaslanmış) oldukları halde Allah (u Teala’y) ı zikrederler ve göklerle yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler.” (Al-i İmran 191 den)
    Gökler, yerler ve içindekiler hakkında tefekkürde bulunmak övülen bir amel olduğuna göre yaratıklar içerisinde en kıymetli varlık olan inan-ı kamil hakkındaki rabıta ve tefekkür niçin zemmolsun.
    Müfessirlerin İmamı Fahruddin-i Razi (Rahimehullah) bu ayet-i celilenin tefsirinde şöyle bir açıklamada bulunmuştur:
    “Allah’u Teala kendini zikretmeye teşvik etti. Fakat iş tefekküre gelince, Zatı hakkında düşünmeye teşvik ve davet etmedi. Aksine yerlerin ve göklerin tefekkür edilmesini teşvik etti.
    Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin:
    “Mahlukatı (yaratıkları) tefekkür ediniz, Halik’ı (Yaratıcıyı) tefekkür etmeyiniz.” (Ali el-Muttaki, Kenzu’l Ummal, No:5706, 3/106) sözü de bu aynı manadadır.
    Bunun sebebi şudur:
    Biz, yaratılan varlıkları düşünerek, onun yaratıcısı hakkında bir bilgiye sahip olabiliriz. Varlıkları düşünmek ve onlardaki İlahi sanat ve tecelliyi görmek mümkündür, fakat Zat-ı Bari’yi düşünmek mümkün değildir.” (Fahruddin-i Razi, Mefatihu’l Ğayb, 9/111)
    Bir ayeti celilede ise:
    “(Habibim!) De ki, göklerde ve yerde neler olduğuna bakın!” (Yunus 101’den) buyrulmaktadır.
    Görüldüğü üzere bu ayeti celilede, göklerde ve yerlerde bulunanlara bakılması emredilmiştir. Bu bakıştan maksat, varlıkların Allah’u Teala’nın varlığına, birliğine, kudretine delalet yönlerini düşünmek üzere bakmaktır.
    Yerde bulunan yaratıklar içerisinde, Allah’u Teala’yı en iyi tanıtacak mahluk ise insandır. Çünkü insanda, Allah’u Teala’nın sıfatlarının suretleri bulunmaktadır. Fakat her insan, görüldüğünde ve hatırlandığında Allah’u Teala’yı hatırlatmaz.
    “Evliyaullah o kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah hatırlanır.” (Nesai, es- Sünenü’l Kübrai Tefsir:180, No:11235, 6/362; Taberi, Cami’ul Beyan, No: 17723, 24, 25, 26, 6/575; Hakim-i Tirmizi, Nevadir’ul-usül, sh: 140; Haysemi, Mecma’uz-zevahid,10/78)
    Dolayısıyla görülmeleri Allah’u Teala’yı akla getiren velileri mümkün oldukça gözle görmek, bu mümkün olmadığında ise onları, Allah’u Teala’yı hatırlattıkları için hayal etmek ve onlara rabıta yapmak da bu ayeti celiledeki emrolunan nazara (yaratıklara bakmaya) dahildir.


  24. 19.Ekim.2012, 10:31
    12
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    YARATIKLARI DÜŞÜNMEK
    Mevla Teala bir ayeti kerimesinde:
    “(O akıl sahipleri) öyle kimselerdir ki, ayakta otururken ve ynları üzere (yaslanmış) oldukları halde Allah (u Teala’y) ı zikrederler ve göklerle yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler.” (Al-i İmran 191 den)
    Gökler, yerler ve içindekiler hakkında tefekkürde bulunmak övülen bir amel olduğuna göre yaratıklar içerisinde en kıymetli varlık olan inan-ı kamil hakkındaki rabıta ve tefekkür niçin zemmolsun.
    Müfessirlerin İmamı Fahruddin-i Razi (Rahimehullah) bu ayet-i celilenin tefsirinde şöyle bir açıklamada bulunmuştur:
    “Allah’u Teala kendini zikretmeye teşvik etti. Fakat iş tefekküre gelince, Zatı hakkında düşünmeye teşvik ve davet etmedi. Aksine yerlerin ve göklerin tefekkür edilmesini teşvik etti.
    Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin:
    “Mahlukatı (yaratıkları) tefekkür ediniz, Halik’ı (Yaratıcıyı) tefekkür etmeyiniz.” (Ali el-Muttaki, Kenzu’l Ummal, No:5706, 3/106) sözü de bu aynı manadadır.
    Bunun sebebi şudur:
    Biz, yaratılan varlıkları düşünerek, onun yaratıcısı hakkında bir bilgiye sahip olabiliriz. Varlıkları düşünmek ve onlardaki İlahi sanat ve tecelliyi görmek mümkündür, fakat Zat-ı Bari’yi düşünmek mümkün değildir.” (Fahruddin-i Razi, Mefatihu’l Ğayb, 9/111)
    Bir ayeti celilede ise:
    “(Habibim!) De ki, göklerde ve yerde neler olduğuna bakın!” (Yunus 101’den) buyrulmaktadır.
    Görüldüğü üzere bu ayeti celilede, göklerde ve yerlerde bulunanlara bakılması emredilmiştir. Bu bakıştan maksat, varlıkların Allah’u Teala’nın varlığına, birliğine, kudretine delalet yönlerini düşünmek üzere bakmaktır.
    Yerde bulunan yaratıklar içerisinde, Allah’u Teala’yı en iyi tanıtacak mahluk ise insandır. Çünkü insanda, Allah’u Teala’nın sıfatlarının suretleri bulunmaktadır. Fakat her insan, görüldüğünde ve hatırlandığında Allah’u Teala’yı hatırlatmaz.
    “Evliyaullah o kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah hatırlanır.” (Nesai, es- Sünenü’l Kübrai Tefsir:180, No:11235, 6/362; Taberi, Cami’ul Beyan, No: 17723, 24, 25, 26, 6/575; Hakim-i Tirmizi, Nevadir’ul-usül, sh: 140; Haysemi, Mecma’uz-zevahid,10/78)
    Dolayısıyla görülmeleri Allah’u Teala’yı akla getiren velileri mümkün oldukça gözle görmek, bu mümkün olmadığında ise onları, Allah’u Teala’yı hatırlattıkları için hayal etmek ve onlara rabıta yapmak da bu ayeti celiledeki emrolunan nazara (yaratıklara bakmaya) dahildir.





Konu Kapatılmıştır
Git 12 Son