Özür dileriz,Bu konu cevaplara kapatılmıştır bilgi için İletişim ...

Konusunu Oylayın.: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?
  1. 19.Ekim.2012, 10:32
    13
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

    reklam


    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı? isimli yazı www.Mumsema.comCevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?
    RABITANIN SÜNNETTN DELİLLERİ

    Sahabe-i Kiram rabıta yapmış mıydı? Diyenlere sadece ve sadece Ebubekir-i Sıddik (Radıyallahu anh)’ın şu hadisesini anlatmak bile kafidir.
    Şöyle ki: O, ruhaniyet hasebiyle Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den hiç ayrılmadığından, hatta kaza-i hacet için bile Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den hali (boş) bir yer bulamadığından dolayı Peygamberimiz’den çok utanırdı.
    Bu durumu Efendimiz’e şikayet ettiğinde, peygamber efendimiz O’na ruhsat vermişti. (Abedst bozarken dahi gayri ihtiyari bir şekilde Resulüllah’ı hatırlamasında bir sakınca olmadığını beyan etmiştir) (Risale-i Halidyye Tercümesi, Mütercim, Şerif Ahmed İbn-i Ali, sh: 11-12, Esad Sahıbzade, Nurul Hidayeti ve’l irfan, sh: 30; Yusuf Şevki, Hediyetü’zakirin, sh 23)
    Bakınız, Hazreti Ebubekir Radıyallahu anh Hazretlerinin haline. Resulüllah Efendimiz’i düşünmekten bir an bile boş kalamıyor. Nerde olursa olursun onu düşünüyor. Neden? Çünkü Peygamber efendimiz, Allah’u Teala’nın nurunu ona ulaştıran bir vesile. Yoksa cennet ile müjdelenen ve peygamberler hariç bütün insanların imanı ile tartıldığı zaman imanı ağır gelen bir insan neden direk Allah’ı düşünmesin?
    Ey cahiller! Bu büyük sahabeyi de şirk ile mi suçlayacaksınız?
    SEVBAN (RADIYALLAHU ANH)
    Resulüllah efendimizin azatlısı Sevban (Radıyallahu nah) Resulüllah’a karşı çok muhabbetli olup, O’nsuz hiç durmazdı. Bir gün rengi değişmiş ve yüzünde üzüntü eseri olduğu halde Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in huzuruna geldiğinde, Resulüllah (Sallallah Aleyhi ve Sellem) ona:
    “Senin rengini ne değiştirdi” diye sordu. O da:
    “Ya Resulallah! Bende hiçbir hastalık ve ağrı yok. Ancak seni görmediğim zaman, tekrar sana kavuşuncaya kadar çok sıkıntı çekiyorum.
    Sonra ahireti düşündüğümde seni hiç göremeyeceğimden korkuyorum. Çünkü sen Peygamberlerin makamına yükseleceksin, ben ise cennete girsem de, senin makamından daha aşağı bir mertebede olacağım. Cennete giremezsem, o vakit seni ebediyen göremeyeceğim” diye cevap verince:
    “Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar, Allah’u Teâlâ’nın kendilerine in’am ettiği peygamberler, sıddiklar, şehitler ve Salihlerle beraberdirler. Bunlar ne güzel arkadaştırlar.” (Nisa suresi 69) ayet-i celilesi nazil oldu. (Begavi, Me’alimü’t-Tenzil: 1/450; Ebu ishak es-Sa’lebi, El-Keşfü ve’l beyan, 3/341; Kurtubi, el-Cami’u li ahkami’l Kur’an; 57175, Vahidi, esbabü’n-nüzul, No:334, sh: 168; Ebu Hayyan, el-bahru’l Muhit, 37286)
    İşte sahabe-i Kiramın sevgisi ve rabıtası. Peygamberimizi göremedikleri zaman onu düşünmekten ve O’ndan ayrı düşmekten renkleri solan sahabe efendilerimiz.
    Haydi, ey cahiller! Bu sahabeyi’de “Neden Allah’tan korkusuna sararmıyor da Peygamberi görmediği için sararıyor” diye şirk ile suçlayın!
    SENİ HATIRLADIĞIM ZAMAN…
    Said ibn-i Mansur ve ibn-i Münzir (Rahimehullah) Şa’bi (Radıyallahu anh)den şöyle rivayet etmişlerdir:
    Ensar-ı Kiramdan bir zat, efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gelerek:
    “Ya Resulallah! Vallahi elbette sen bana canımdan, oğlumdan, ailemden ve malımdan daha sevgilisin.
    Eğer ben evimde iken seni hatırladığımda gelip seni görmezsem, o kadar darlanıyorum ki, ruhumun bedenimden çıkacağını zannediyorum.” Dedi ve ağlamaya başladı. (Said ibn-i Mansur, es-Sünen, No:661, 4/1 308; Taberani, ibn-i Merdüye, Ebu Nuaym, Ziya-i makdisi, Suyuti, ed-Dürrül Mensur 2/588)
    Gördüğünüz gibi sahabe-i Kiram Resulüllah’ı düşünmeden bir an bile geçiremiyordu ve Peygamber Efendimizde onları kendisini düşünmekten men etmiyordu. Dolayısıyla rabıtanın bir bid’at olduğunu söylemek kadar art niyet olamaz.
    O PEYGAMBERDİR FARKLIDIR!
    Sahabe Efendilerimizin rabıtasının ne kadar şiddetli olduğunu görüyorsunuz. İnkârcılara sahabe-i Kiramdan da örnek verdiğimiz zaman inkâr yolları kapandığı için bu sefer: “Ama o Peygamberdir” diyerek yeni bir çıkış yolu aramaya kalkarlar. Onlara da şöyle cevap veririz:
    Peygamber Efendimiz Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh)’den rivayetle şöyle buyuruyor:
    “Beş şey ibadettendir; az yemek, camilerde oturmak, Ka’beye bakmak, Okumadan da olsa mushafa bakmak, Âlimin yüzüne bakmak” (Deylemi, Müsnedü’l Firdevs, 2/190 no:2969; Suyuti, nebhani, el-Fehu’l Kebir, No:6097, 1/566)
    Yine başka bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:
    “Beş şey ibadettendir; Ka’beye bakmak, anne-babaya bakmak, Zemzeme bakmak ki o, günahları sildirir, bir de âlimin yüzüne bakmak” (Ali el- Muttaki, kenzu’l Ummal, No.43494, 15/880, Münavi, Feyzül Kadir, No:3971, 31613)
    Yine Abdullah ibni Mes’ud (Radıyallahu anh)den gelen bir hadis-i şerifte Hazreti Ali (Radıyallahu Anh)ı işaret ederek:
    “Ali’nin yüzüne bakmak ibadettir” buyurmuştur. (Hâkim, El-Müstedrek, No: 4683, 82,81, 3/153; Taberani, el-Mu’cemü’l Kebir, No:207, 18/109; Deylemi, el-Firdevs, 4/294; Bu Nuaym, Hılyetü’l-Evliya, 2/183, 5/58)
    Efendimizin “Ali’nin yüzüne bakmak sevaptır” ve “Âlimin yüzüne bakmak sevaptır” hadis-i şerifleri bize gösteriyor ki, suretlere bakılması ve düşünülmesi peygamberlere has olan bir özellik olmayıp, ilmi ile amel eden âlimlerin yüzüne bakmak da sevaptır.
    Ve Efendimizin beyanına göre âlimlerin yüzüne bakmak sevap ise onları Allah için sevmek ve düşünmekte de hiçbir mahzur yoktur.
    İmam-ı Münavi bu âlimlerden maksadın Şeriat ilmini bilen ve bildiği ile amel eden âlimler olduğunu bildirmiştir.
    Herallî (Rahimehullah şöyle demiştir) “Âlimin yüzüne bakan kimse, onu görmekle Allah’u Teâlâ’ya yaklaşmaya niyet etmelidir.” (Feyzu’l Kadir 3/613)


  2. 19.Ekim.2012, 10:32
    13
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    reklam


    RABITANIN SÜNNETTN DELİLLERİ

    Sahabe-i Kiram rabıta yapmış mıydı? Diyenlere sadece ve sadece Ebubekir-i Sıddik (Radıyallahu anh)’ın şu hadisesini anlatmak bile kafidir.
    Şöyle ki: O, ruhaniyet hasebiyle Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den hiç ayrılmadığından, hatta kaza-i hacet için bile Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den hali (boş) bir yer bulamadığından dolayı Peygamberimiz’den çok utanırdı.
    Bu durumu Efendimiz’e şikayet ettiğinde, peygamber efendimiz O’na ruhsat vermişti. (Abedst bozarken dahi gayri ihtiyari bir şekilde Resulüllah’ı hatırlamasında bir sakınca olmadığını beyan etmiştir) (Risale-i Halidyye Tercümesi, Mütercim, Şerif Ahmed İbn-i Ali, sh: 11-12, Esad Sahıbzade, Nurul Hidayeti ve’l irfan, sh: 30; Yusuf Şevki, Hediyetü’zakirin, sh 23)
    Bakınız, Hazreti Ebubekir Radıyallahu anh Hazretlerinin haline. Resulüllah Efendimiz’i düşünmekten bir an bile boş kalamıyor. Nerde olursa olursun onu düşünüyor. Neden? Çünkü Peygamber efendimiz, Allah’u Teala’nın nurunu ona ulaştıran bir vesile. Yoksa cennet ile müjdelenen ve peygamberler hariç bütün insanların imanı ile tartıldığı zaman imanı ağır gelen bir insan neden direk Allah’ı düşünmesin?
    Ey cahiller! Bu büyük sahabeyi de şirk ile mi suçlayacaksınız?
    SEVBAN (RADIYALLAHU ANH)
    Resulüllah efendimizin azatlısı Sevban (Radıyallahu nah) Resulüllah’a karşı çok muhabbetli olup, O’nsuz hiç durmazdı. Bir gün rengi değişmiş ve yüzünde üzüntü eseri olduğu halde Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in huzuruna geldiğinde, Resulüllah (Sallallah Aleyhi ve Sellem) ona:
    “Senin rengini ne değiştirdi” diye sordu. O da:
    “Ya Resulallah! Bende hiçbir hastalık ve ağrı yok. Ancak seni görmediğim zaman, tekrar sana kavuşuncaya kadar çok sıkıntı çekiyorum.
    Sonra ahireti düşündüğümde seni hiç göremeyeceğimden korkuyorum. Çünkü sen Peygamberlerin makamına yükseleceksin, ben ise cennete girsem de, senin makamından daha aşağı bir mertebede olacağım. Cennete giremezsem, o vakit seni ebediyen göremeyeceğim” diye cevap verince:
    “Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar, Allah’u Teâlâ’nın kendilerine in’am ettiği peygamberler, sıddiklar, şehitler ve Salihlerle beraberdirler. Bunlar ne güzel arkadaştırlar.” (Nisa suresi 69) ayet-i celilesi nazil oldu. (Begavi, Me’alimü’t-Tenzil: 1/450; Ebu ishak es-Sa’lebi, El-Keşfü ve’l beyan, 3/341; Kurtubi, el-Cami’u li ahkami’l Kur’an; 57175, Vahidi, esbabü’n-nüzul, No:334, sh: 168; Ebu Hayyan, el-bahru’l Muhit, 37286)
    İşte sahabe-i Kiramın sevgisi ve rabıtası. Peygamberimizi göremedikleri zaman onu düşünmekten ve O’ndan ayrı düşmekten renkleri solan sahabe efendilerimiz.
    Haydi, ey cahiller! Bu sahabeyi’de “Neden Allah’tan korkusuna sararmıyor da Peygamberi görmediği için sararıyor” diye şirk ile suçlayın!
    SENİ HATIRLADIĞIM ZAMAN…
    Said ibn-i Mansur ve ibn-i Münzir (Rahimehullah) Şa’bi (Radıyallahu anh)den şöyle rivayet etmişlerdir:
    Ensar-ı Kiramdan bir zat, efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gelerek:
    “Ya Resulallah! Vallahi elbette sen bana canımdan, oğlumdan, ailemden ve malımdan daha sevgilisin.
    Eğer ben evimde iken seni hatırladığımda gelip seni görmezsem, o kadar darlanıyorum ki, ruhumun bedenimden çıkacağını zannediyorum.” Dedi ve ağlamaya başladı. (Said ibn-i Mansur, es-Sünen, No:661, 4/1 308; Taberani, ibn-i Merdüye, Ebu Nuaym, Ziya-i makdisi, Suyuti, ed-Dürrül Mensur 2/588)
    Gördüğünüz gibi sahabe-i Kiram Resulüllah’ı düşünmeden bir an bile geçiremiyordu ve Peygamber Efendimizde onları kendisini düşünmekten men etmiyordu. Dolayısıyla rabıtanın bir bid’at olduğunu söylemek kadar art niyet olamaz.
    O PEYGAMBERDİR FARKLIDIR!
    Sahabe Efendilerimizin rabıtasının ne kadar şiddetli olduğunu görüyorsunuz. İnkârcılara sahabe-i Kiramdan da örnek verdiğimiz zaman inkâr yolları kapandığı için bu sefer: “Ama o Peygamberdir” diyerek yeni bir çıkış yolu aramaya kalkarlar. Onlara da şöyle cevap veririz:
    Peygamber Efendimiz Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh)’den rivayetle şöyle buyuruyor:
    “Beş şey ibadettendir; az yemek, camilerde oturmak, Ka’beye bakmak, Okumadan da olsa mushafa bakmak, Âlimin yüzüne bakmak” (Deylemi, Müsnedü’l Firdevs, 2/190 no:2969; Suyuti, nebhani, el-Fehu’l Kebir, No:6097, 1/566)
    Yine başka bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:
    “Beş şey ibadettendir; Ka’beye bakmak, anne-babaya bakmak, Zemzeme bakmak ki o, günahları sildirir, bir de âlimin yüzüne bakmak” (Ali el- Muttaki, kenzu’l Ummal, No.43494, 15/880, Münavi, Feyzül Kadir, No:3971, 31613)
    Yine Abdullah ibni Mes’ud (Radıyallahu anh)den gelen bir hadis-i şerifte Hazreti Ali (Radıyallahu Anh)ı işaret ederek:
    “Ali’nin yüzüne bakmak ibadettir” buyurmuştur. (Hâkim, El-Müstedrek, No: 4683, 82,81, 3/153; Taberani, el-Mu’cemü’l Kebir, No:207, 18/109; Deylemi, el-Firdevs, 4/294; Bu Nuaym, Hılyetü’l-Evliya, 2/183, 5/58)
    Efendimizin “Ali’nin yüzüne bakmak sevaptır” ve “Âlimin yüzüne bakmak sevaptır” hadis-i şerifleri bize gösteriyor ki, suretlere bakılması ve düşünülmesi peygamberlere has olan bir özellik olmayıp, ilmi ile amel eden âlimlerin yüzüne bakmak da sevaptır.
    Ve Efendimizin beyanına göre âlimlerin yüzüne bakmak sevap ise onları Allah için sevmek ve düşünmekte de hiçbir mahzur yoktur.
    İmam-ı Münavi bu âlimlerden maksadın Şeriat ilmini bilen ve bildiği ile amel eden âlimler olduğunu bildirmiştir.
    Herallî (Rahimehullah şöyle demiştir) “Âlimin yüzüne bakan kimse, onu görmekle Allah’u Teâlâ’ya yaklaşmaya niyet etmelidir.” (Feyzu’l Kadir 3/613)


  3. 19.Ekim.2012, 10:33
    14
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

    reklam


    BAKMAK VE RABITA
    Şimdi diyeceksiniz ki bakmak ve düşünmek ile Allah’u Teâlâ’ya yaklaşmakta nasıl bir bağlantı olur? Said İbni Cübeyr (Radıyalahu Anh)Den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resulüllah efendimiz şöyle buyuruyor:
    “Evliyaullah o kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah hatırlanır.” (Nesai, es- Sünenü’l Kübrai Tefsir:180, No:11235, 6/362; Taberi, Cami’ul Beyan, No: 17723, 24, 25, 26, 6/575; Hakim-i Tirmizi, Nevadir’ul-usül, sh: 140; Haysemi, Mecma’uz-zevahid,10/78)
    Bu hadis-i şerifte, görüldükleri zaman Allah’ı hatırlatan insanlardan bahsedilmektedir. Dolayısıyla Allah’ı hatırlamaya vesile, araç, sebep olmaktadırlar. Gördüğümüz zaman Allah’ı hatırlıyor isek düşündüğümüz zaman da hatırlamamız mümkün olacaktır.
    Bakınız, inkârcılar “Allah yerine koydukları mürşidi düşünüyorlar” diyerek bizim şeyhe taptığımızı ve dolayısıyla şirke düştüğümüzü ileri sürüyorlar. Hâlbuki Peygamber Efendimiz onların görüldüğü zaman Allah’ı hatırlattığını buyurmuş ve Allah’ı hatırlamak için onların yüzüne bakılmasının önünü açmıştır.
    Yani “neden Allah’ı hatırlamak için evliyayı aracı yapalım” diyenlere “Allah’ı hatırlamak için aracı koymak şirktir” diyenlere böylelikle peygamberimiz cevap vermiş oluyor. Tabi bu iddiaları ortaya atanlar cahilliklerini ortaya koymuş oluyorlar.
    Ey cahiller! Peygamberi de mi şirk ile suçlayacaksınız!…
    İbni Abbas (Radıyallahu Anhuma)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte de Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “En hayırlı meclis arkadaşlarımız kimlerdir” diye soranlara:
    “Kimi görmek size Allah’ı hatırlatıyor, kimin konuşması sizin ilmini artırıyor, kimin de ameli size ahireti hatırlatıyorsa.” Buyurdu. (Askalani, Heysemi, Mecma’üz-zevaid, 10/226; Ebu Y’al, el-Müsned, no: 2437, 4/326; Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned, No:27670, 27672, 10/442, 443; hakim-i Tirmizi, Nevaridiru’l-usul, sh:140)
    Zaten görülen Allah dostunun, Allah’ı hatırlatması onun beyaz sakalı sakalı veya sarığından değil, ruhaniyetinin kemalatındandır. Asıl mesele ruhaniyettir. Dolayısıyla görülünce Allah’ı hatarlatan bir şeyin, düşünüldüğünde hatırlatmaması imkansızdır.
    Mesela şehevi şeyleri düşünmek insanın şehvet duygularını harekete geçirir. Hatta ilmihallerde şehvetin temas ile mi, düşünerek mi oluştuğu bile konu olmaktadır. Dolayısıyla düşünmek, hatırında canlandırmak kadar etkili bir hareket yoktur.

    Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere onları bizzat gördüğümüzde Allah’u Teala’yı hatırlamamız ne kadar normal, meşru ve olması gereken bir davranış ise, onları bizzat göremediğimiz zamanlarda, onların suretlerini hayal edip düşünmemiz de neticede bize Allah’u Teala’yı hatırlatacağı için, rabıtayı kul ile Allah arasında perde değil de, tam tersine kulu Allah’u Teala’ya götüren bir vasıta olarak görmemiz icap eder.
    DAHA İYİ ANLAMAK İÇİN MİSAL VERELİM
    Mesela ben, Efendi Hazretleri’ni gördüğüm zaman bana Allah’u Teâlâ’yı hatırlatıyor. Aklıma Allah korkusu, akabinde günahlarım ve eksiklerim geliyor. Bu davranış yukardaki hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere meşrudur. O halde ben, Allah’u Teala’yı hatırlamak için Efendi Hazretlerinin suretini gözümün önüne getirebilir miyim? Getirebilirim çünkü bakmak ve düşünmek arasında fark yoktur. Hatta düşünmek bazen bakmaktan daha tesirlidir.
    RABITA KELİMESİ
    Bütün bu delillerin arasına sıkışıp kalan inkarcılar çıkacak yol bulamayan bu sefer “rabıta” kelimesine takılırlar. Sahabelerin “rabıta” gibi ifadelerinin olmadığını ileri sürerler. Burada önemli olan isim değil manadır.
    Yukarıda da gördüğünüz gibi sahabe-i kiram bizim rabıta dediğimiz olayı yaşamakta ve aşırı düşkünlüklerini beyan etmektedirler.
    Ancak buradaki önemli husus sahabe-i Kiram, tabiin ve onların etba’ında bulunan kalbi ve hubbi rabıta, tekellüfe (hiçbir zorlamaya) muhtaç olmaksızın kendilerinde hâsıl oluyordu. Bu nedenle buna bir isim vermeleri de gerekmiyordu. Sonra zaman uzayıp kalpler bulanınca ve muhabbet azalınca, meşayıh, bu sevgi irtibatını açıkça müridlerine tenbih etme ve muayyen bir vakit koyma zaruretini hissetiler ki böylece onlar, mürşidlerinden feyiz alabilmeleri için kalplerini zorla da olsa toplamaya muvaffak olabilsinler. Daha sonra bu sevgiye “bağlayıcı” anlamına gelen “rabıta” adını verdiler.
    Böylelikle sünnette hadis-i şerifler ile sabit olan bu fiil, tasavvuf erbabında eğitim metodu olarak rabıta ismi ile yer aldı.
    Dolayısıyla “rabıta” kelimesinin sonradan verilmiş bir isim olması, “Allahı hatırlatan” bu yöntemin bid’at olduğu anlamına gelmez.
    RUHLARIN BİRBİRİYLE BULUŞMASI
    Aişe (Radıyallahu anha9 annemizden rivayete göre, Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:
    “Ruhlar toplu (halde gezen) ordulardır. Onlardan (ezelde, Allah’u Teâlâ yolunda) birbiriyle tanışanlar i’tilaf eder (anlaşır), Tanışmayalar ise ihtilaf ederler (dünyada zıtlaşırlar)” (Buhari, enbiya:3, No:3158, 3/1213; Müslim, Birr:49, No:2638, 4/2031; Ebu Davud, Edeb:19, No:4834, 2/65; Ahmed İbn-i Hanbel, El-Müsned, No: 7940, 3/151; Sehavi, el-mekasıdülhasene, No:95, sh:73)
    Abdullah Bidn-i Amr ibn-i As (Radıyallahu anhuma)dan rivayet edilen bir hadis şerifte Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
    “Muhakkak ki müminlerin ruhları, daha sahip (ler)i (birbiri) ni görmeden, bir gün ve gecelik yol mesafesinde karşılaşırlar.” (Ahmed İbni Hanbel, El-Müsned No: 7068, 2/683; Buhari, El-Edebül müfred, No: 263, sh:89; Deylemi, El-Müsnedül Firdevs, No:912, 1/237; Hakim-i Tirmizi, nevadiru’l usul, sh: 164)
    Hakim-i Tirmizi (Kuddise Sirrahu) bu hadis-i şerifi naklettikten sonra şöyle demiştir:
    “Ruhların hali bir hayli acayiptir, çünkü ruh, semavi 8aslı gökten gelme) olduğu için hafiftir. Şehvetlerin karanlığıyla nefis ona karıştığı zaman ağırlaşır.
    Fakat nefis bir takım riyazatlarla şehvetten uzaklaşır ruh ondan kurtulur ve bulanıklığı durulursa, işte o zaman eski hiffet ve tahareti (hafiflik ve temizliği) geri döner ve öyle bir hale sahip olur ki ona ancak kalbi Allah’u Teala’ya inanmış ve onunla mutmain olmuş olanlar inanır. (Hakim-i Tirmizi, Nevaridu’l Usul 164)
    İmam-ı Münavi bu hadisi naklederek şöyle demektedir:
    “Ruhlari nefsin bulanıklarından kurtulup, lezzet ve şehvet elbiselerini çıkararak, geldikleri manevi aleme döndüklerinde, ölüm sebebiyle bütün maddi kayıtlardan ayrıldıkları için, hürriyetlerie kavuşarak göğe yükselir ve sağken Allah’u Teala’ya yönelme hususundaki gayret ve çalışmaları nisbetinde, istedikleri yerlerde dolaşırlar….
    Şimdi burada insanın aklına “bunlar ölü olduğu için serbesttir veya birbirine kavuşur. Bu ölülere has bir özelliktir” diye soru işareti gelebilir. Şimdi nakledeceğimiz hadis-i şerif bu sorulara da cevap vermektedir.
    İmare İbni Huzeyme ibn-i Sabit (Radıyallahu anhum) şöyle anlatıyor:
    Babam Huzeyme bir kere rüyasında sanki Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in alnı üzerine secde ettiğini görmüş, bunu Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)e anlatmıştı.
    Bunun üzerine Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “Ruh ruha kavuşur” buyurmak suretiyle mubarek başını eğerek ona rüyada gördüğü gibi yapmasını emretti. Babam da arka tarafından Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in alnı üzerine secde yaptı.” (Ebn-i Ebi şeybe, Musannef, İman: 18, 7/243; Ahmed ibni hanbel, El-Müsned, No:21963, 21937, 21941, 21943i 21944, 8/201; Nesai, es-Sünenül Kübra, Ta’bir:5, No: 7631, 4/384; ibn-i hıbban, el-İhsan, No:7149, 16/98)
    İşte bu hadis-i şerif tereddüt ve şüpheye mahal bırakmayacak bir şekilde ruhların buluştuğu ve iltifat (yöneliş) mahallinin özellikle en şerefli uzuv olan yüze doğru olduğunu göstermektedir ki, bu da rabıtaya işaret etmektedir.
    Şimdi günümüz inkarcıları “Resulüllah anlına secde yaptırmış” diyerek Yüce Peygamberi de (haşa) şirk ile itham edebilirler.
    Cahiller bilmez ki, Allah’u Teala’da meleklerine Adem Aleyhisselama secde etmelerini emir buyurmuştur. Bu secdeler Adem Aleyhisselam’a veya peygamberimizin alnına değil, Allah’u Teala’ya yapılmıştır.
    Bakın Ali Haydar Efendi bu hadis-i şerifi okuduktan sonra en buyurmuştur:
    “Ayının postu bile tabaklanarak temiz olduktan sonra, seccade olabiliyorsa Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in mübarek alnından daha temiz seccade olur mu?”
    İşte aynı şekilde rabıta yapılan kişinin yüzüne yönelmek demek ona tapmak manasına gelmemektedir. Bilakis o zat Mevla Teâlâ’nın tecellilerinin mazharı olarak düşünülmekte ve hakikatte Allah’u Teâlâ’dan istenmektedir.
    Ayrıca yukarıda zikredilen hadis-i şeriflerden anlaşılıyor ki, kâmil bir mürşidin ruhaniyetinin, aralarında ne kadar mesafe bulunursa bulunsun, kendisine candan iştiyak ve muhabbetle bağlı olan ve ona rabıta yapan müridleriyle irtibat kurmasına ve ona yol gösterici olmasına bir mani yoktur.
    Bütün bu hadisi şerifler bizlere ruhların birbirleriyle nasıl irtibat kurduğunu ispat ederken, teveccüh ve rabıta hakkında da büyük bir delildir.
    Bu diller, rabıtanın meşruluğunu değil ne kadar lüzumlu olduğunu da gözler önüne sermektedir. Bunca delili inkar etmek, görmemezlikten gelmek veya yok saymak akıllı insanların sergileyeceği bir davranış değildir. Bir insan uygulamıyorsa bile inkar etmemelidir. Allah’a ve resulüne muhalefet etmemelidir..
    İnkar bir bataklıktır, çırpındıkça batmak kaçınılmazdır. Allahu Teala bilerek vyea bilmeyerek inkar eden insanlara uyanış nasip eylesin. Bizlere yolumuzun önemini kavrayarak dört elle sarılma aşkı ihsan eylesin..
    www.ismailaga.info


  4. 19.Ekim.2012, 10:33
    14
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    reklam


    BAKMAK VE RABITA
    Şimdi diyeceksiniz ki bakmak ve düşünmek ile Allah’u Teâlâ’ya yaklaşmakta nasıl bir bağlantı olur? Said İbni Cübeyr (Radıyalahu Anh)Den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resulüllah efendimiz şöyle buyuruyor:
    “Evliyaullah o kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah hatırlanır.” (Nesai, es- Sünenü’l Kübrai Tefsir:180, No:11235, 6/362; Taberi, Cami’ul Beyan, No: 17723, 24, 25, 26, 6/575; Hakim-i Tirmizi, Nevadir’ul-usül, sh: 140; Haysemi, Mecma’uz-zevahid,10/78)
    Bu hadis-i şerifte, görüldükleri zaman Allah’ı hatırlatan insanlardan bahsedilmektedir. Dolayısıyla Allah’ı hatırlamaya vesile, araç, sebep olmaktadırlar. Gördüğümüz zaman Allah’ı hatırlıyor isek düşündüğümüz zaman da hatırlamamız mümkün olacaktır.
    Bakınız, inkârcılar “Allah yerine koydukları mürşidi düşünüyorlar” diyerek bizim şeyhe taptığımızı ve dolayısıyla şirke düştüğümüzü ileri sürüyorlar. Hâlbuki Peygamber Efendimiz onların görüldüğü zaman Allah’ı hatırlattığını buyurmuş ve Allah’ı hatırlamak için onların yüzüne bakılmasının önünü açmıştır.
    Yani “neden Allah’ı hatırlamak için evliyayı aracı yapalım” diyenlere “Allah’ı hatırlamak için aracı koymak şirktir” diyenlere böylelikle peygamberimiz cevap vermiş oluyor. Tabi bu iddiaları ortaya atanlar cahilliklerini ortaya koymuş oluyorlar.
    Ey cahiller! Peygamberi de mi şirk ile suçlayacaksınız!…
    İbni Abbas (Radıyallahu Anhuma)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte de Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “En hayırlı meclis arkadaşlarımız kimlerdir” diye soranlara:
    “Kimi görmek size Allah’ı hatırlatıyor, kimin konuşması sizin ilmini artırıyor, kimin de ameli size ahireti hatırlatıyorsa.” Buyurdu. (Askalani, Heysemi, Mecma’üz-zevaid, 10/226; Ebu Y’al, el-Müsned, no: 2437, 4/326; Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned, No:27670, 27672, 10/442, 443; hakim-i Tirmizi, Nevaridiru’l-usul, sh:140)
    Zaten görülen Allah dostunun, Allah’ı hatırlatması onun beyaz sakalı sakalı veya sarığından değil, ruhaniyetinin kemalatındandır. Asıl mesele ruhaniyettir. Dolayısıyla görülünce Allah’ı hatarlatan bir şeyin, düşünüldüğünde hatırlatmaması imkansızdır.
    Mesela şehevi şeyleri düşünmek insanın şehvet duygularını harekete geçirir. Hatta ilmihallerde şehvetin temas ile mi, düşünerek mi oluştuğu bile konu olmaktadır. Dolayısıyla düşünmek, hatırında canlandırmak kadar etkili bir hareket yoktur.

    Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere onları bizzat gördüğümüzde Allah’u Teala’yı hatırlamamız ne kadar normal, meşru ve olması gereken bir davranış ise, onları bizzat göremediğimiz zamanlarda, onların suretlerini hayal edip düşünmemiz de neticede bize Allah’u Teala’yı hatırlatacağı için, rabıtayı kul ile Allah arasında perde değil de, tam tersine kulu Allah’u Teala’ya götüren bir vasıta olarak görmemiz icap eder.
    DAHA İYİ ANLAMAK İÇİN MİSAL VERELİM
    Mesela ben, Efendi Hazretleri’ni gördüğüm zaman bana Allah’u Teâlâ’yı hatırlatıyor. Aklıma Allah korkusu, akabinde günahlarım ve eksiklerim geliyor. Bu davranış yukardaki hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere meşrudur. O halde ben, Allah’u Teala’yı hatırlamak için Efendi Hazretlerinin suretini gözümün önüne getirebilir miyim? Getirebilirim çünkü bakmak ve düşünmek arasında fark yoktur. Hatta düşünmek bazen bakmaktan daha tesirlidir.
    RABITA KELİMESİ
    Bütün bu delillerin arasına sıkışıp kalan inkarcılar çıkacak yol bulamayan bu sefer “rabıta” kelimesine takılırlar. Sahabelerin “rabıta” gibi ifadelerinin olmadığını ileri sürerler. Burada önemli olan isim değil manadır.
    Yukarıda da gördüğünüz gibi sahabe-i kiram bizim rabıta dediğimiz olayı yaşamakta ve aşırı düşkünlüklerini beyan etmektedirler.
    Ancak buradaki önemli husus sahabe-i Kiram, tabiin ve onların etba’ında bulunan kalbi ve hubbi rabıta, tekellüfe (hiçbir zorlamaya) muhtaç olmaksızın kendilerinde hâsıl oluyordu. Bu nedenle buna bir isim vermeleri de gerekmiyordu. Sonra zaman uzayıp kalpler bulanınca ve muhabbet azalınca, meşayıh, bu sevgi irtibatını açıkça müridlerine tenbih etme ve muayyen bir vakit koyma zaruretini hissetiler ki böylece onlar, mürşidlerinden feyiz alabilmeleri için kalplerini zorla da olsa toplamaya muvaffak olabilsinler. Daha sonra bu sevgiye “bağlayıcı” anlamına gelen “rabıta” adını verdiler.
    Böylelikle sünnette hadis-i şerifler ile sabit olan bu fiil, tasavvuf erbabında eğitim metodu olarak rabıta ismi ile yer aldı.
    Dolayısıyla “rabıta” kelimesinin sonradan verilmiş bir isim olması, “Allahı hatırlatan” bu yöntemin bid’at olduğu anlamına gelmez.
    RUHLARIN BİRBİRİYLE BULUŞMASI
    Aişe (Radıyallahu anha9 annemizden rivayete göre, Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:
    “Ruhlar toplu (halde gezen) ordulardır. Onlardan (ezelde, Allah’u Teâlâ yolunda) birbiriyle tanışanlar i’tilaf eder (anlaşır), Tanışmayalar ise ihtilaf ederler (dünyada zıtlaşırlar)” (Buhari, enbiya:3, No:3158, 3/1213; Müslim, Birr:49, No:2638, 4/2031; Ebu Davud, Edeb:19, No:4834, 2/65; Ahmed İbn-i Hanbel, El-Müsned, No: 7940, 3/151; Sehavi, el-mekasıdülhasene, No:95, sh:73)
    Abdullah Bidn-i Amr ibn-i As (Radıyallahu anhuma)dan rivayet edilen bir hadis şerifte Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
    “Muhakkak ki müminlerin ruhları, daha sahip (ler)i (birbiri) ni görmeden, bir gün ve gecelik yol mesafesinde karşılaşırlar.” (Ahmed İbni Hanbel, El-Müsned No: 7068, 2/683; Buhari, El-Edebül müfred, No: 263, sh:89; Deylemi, El-Müsnedül Firdevs, No:912, 1/237; Hakim-i Tirmizi, nevadiru’l usul, sh: 164)
    Hakim-i Tirmizi (Kuddise Sirrahu) bu hadis-i şerifi naklettikten sonra şöyle demiştir:
    “Ruhların hali bir hayli acayiptir, çünkü ruh, semavi 8aslı gökten gelme) olduğu için hafiftir. Şehvetlerin karanlığıyla nefis ona karıştığı zaman ağırlaşır.
    Fakat nefis bir takım riyazatlarla şehvetten uzaklaşır ruh ondan kurtulur ve bulanıklığı durulursa, işte o zaman eski hiffet ve tahareti (hafiflik ve temizliği) geri döner ve öyle bir hale sahip olur ki ona ancak kalbi Allah’u Teala’ya inanmış ve onunla mutmain olmuş olanlar inanır. (Hakim-i Tirmizi, Nevaridu’l Usul 164)
    İmam-ı Münavi bu hadisi naklederek şöyle demektedir:
    “Ruhlari nefsin bulanıklarından kurtulup, lezzet ve şehvet elbiselerini çıkararak, geldikleri manevi aleme döndüklerinde, ölüm sebebiyle bütün maddi kayıtlardan ayrıldıkları için, hürriyetlerie kavuşarak göğe yükselir ve sağken Allah’u Teala’ya yönelme hususundaki gayret ve çalışmaları nisbetinde, istedikleri yerlerde dolaşırlar….
    Şimdi burada insanın aklına “bunlar ölü olduğu için serbesttir veya birbirine kavuşur. Bu ölülere has bir özelliktir” diye soru işareti gelebilir. Şimdi nakledeceğimiz hadis-i şerif bu sorulara da cevap vermektedir.
    İmare İbni Huzeyme ibn-i Sabit (Radıyallahu anhum) şöyle anlatıyor:
    Babam Huzeyme bir kere rüyasında sanki Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in alnı üzerine secde ettiğini görmüş, bunu Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)e anlatmıştı.
    Bunun üzerine Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “Ruh ruha kavuşur” buyurmak suretiyle mubarek başını eğerek ona rüyada gördüğü gibi yapmasını emretti. Babam da arka tarafından Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in alnı üzerine secde yaptı.” (Ebn-i Ebi şeybe, Musannef, İman: 18, 7/243; Ahmed ibni hanbel, El-Müsned, No:21963, 21937, 21941, 21943i 21944, 8/201; Nesai, es-Sünenül Kübra, Ta’bir:5, No: 7631, 4/384; ibn-i hıbban, el-İhsan, No:7149, 16/98)
    İşte bu hadis-i şerif tereddüt ve şüpheye mahal bırakmayacak bir şekilde ruhların buluştuğu ve iltifat (yöneliş) mahallinin özellikle en şerefli uzuv olan yüze doğru olduğunu göstermektedir ki, bu da rabıtaya işaret etmektedir.
    Şimdi günümüz inkarcıları “Resulüllah anlına secde yaptırmış” diyerek Yüce Peygamberi de (haşa) şirk ile itham edebilirler.
    Cahiller bilmez ki, Allah’u Teala’da meleklerine Adem Aleyhisselama secde etmelerini emir buyurmuştur. Bu secdeler Adem Aleyhisselam’a veya peygamberimizin alnına değil, Allah’u Teala’ya yapılmıştır.
    Bakın Ali Haydar Efendi bu hadis-i şerifi okuduktan sonra en buyurmuştur:
    “Ayının postu bile tabaklanarak temiz olduktan sonra, seccade olabiliyorsa Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in mübarek alnından daha temiz seccade olur mu?”
    İşte aynı şekilde rabıta yapılan kişinin yüzüne yönelmek demek ona tapmak manasına gelmemektedir. Bilakis o zat Mevla Teâlâ’nın tecellilerinin mazharı olarak düşünülmekte ve hakikatte Allah’u Teâlâ’dan istenmektedir.
    Ayrıca yukarıda zikredilen hadis-i şeriflerden anlaşılıyor ki, kâmil bir mürşidin ruhaniyetinin, aralarında ne kadar mesafe bulunursa bulunsun, kendisine candan iştiyak ve muhabbetle bağlı olan ve ona rabıta yapan müridleriyle irtibat kurmasına ve ona yol gösterici olmasına bir mani yoktur.
    Bütün bu hadisi şerifler bizlere ruhların birbirleriyle nasıl irtibat kurduğunu ispat ederken, teveccüh ve rabıta hakkında da büyük bir delildir.
    Bu diller, rabıtanın meşruluğunu değil ne kadar lüzumlu olduğunu da gözler önüne sermektedir. Bunca delili inkar etmek, görmemezlikten gelmek veya yok saymak akıllı insanların sergileyeceği bir davranış değildir. Bir insan uygulamıyorsa bile inkar etmemelidir. Allah’a ve resulüne muhalefet etmemelidir..
    İnkar bir bataklıktır, çırpındıkça batmak kaçınılmazdır. Allahu Teala bilerek vyea bilmeyerek inkar eden insanlara uyanış nasip eylesin. Bizlere yolumuzun önemini kavrayarak dört elle sarılma aşkı ihsan eylesin..
    www.ismailaga.info


  5. 19.Ekim.2012, 11:05
    15
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

    Alıntı
    harfiyle aynısının Sünnette de olması gerekli değil midir?Lafı dolaştırmadan cevap ver?
    size cevap vermeme kararı aldım,siznle muhabbet ettikten sonra kalbimin karardığını,huşumu yitirdiğimi farkettim,sizin için ayırdığım zamanın israf olduğuna karar verdim,cevabın zaten veriliyor,cevap verenin adı cihad38 değilde bir başka müslüman kardeşimin adıdır.foruma üye olduğumdan beri okumakta olduğum 4 kitap ve cüzlerim yarım kaldı,size ayıracak vaktim yok.isterseniz cevap veremedi deyin/dersiniz zaten,sorun yok.sizin ne dense itikadınızı düzeltmeyeceğiniz ortada.


  6. 19.Ekim.2012, 11:05
    15
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    harfiyle aynısının Sünnette de olması gerekli değil midir?Lafı dolaştırmadan cevap ver?
    size cevap vermeme kararı aldım,siznle muhabbet ettikten sonra kalbimin karardığını,huşumu yitirdiğimi farkettim,sizin için ayırdığım zamanın israf olduğuna karar verdim,cevabın zaten veriliyor,cevap verenin adı cihad38 değilde bir başka müslüman kardeşimin adıdır.foruma üye olduğumdan beri okumakta olduğum 4 kitap ve cüzlerim yarım kaldı,size ayıracak vaktim yok.isterseniz cevap veremedi deyin/dersiniz zaten,sorun yok.sizin ne dense itikadınızı düzeltmeyeceğiniz ortada.


  7. 19.Ekim.2012, 12:00
    16
    ELHAMDULİLLAH
    İnşaAllah Devamlı Üye.

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Eylül.2012
    Üye No: 97696
    Mesaj Sayısı: 454
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

    Bir gün Abdulkadir-i GEYLAN'i' (K.S.)'nin bir talebesi, Abdulkadir-i GEYLAN'i'ye artık erdiğini ve kendisine RAB'binin TALTİFEN her akşam ziyafet verdiğini, sofrada kuş sütünün dahi eksik olmadığından bahseder.

    Abdulkadir-i GEYLAN'i (K.S.) biz İSLAM'ın ZAHİRİ'ne göre hüküm veririz, Batınını da biliriz ki; bu söylediğiniz muhaldir. Der;

    Tavsiye olarak'da şunu söyler talebesine.

    Siz bir daha bu hal üzere bulunduğunuzda, İnşaAllah bizi hatırlayınız ve bizden bir DESTUR alınız.

    Talebede İnşaAllah bu hal üzere bulunduğumuzda, sizede bir DESTUR çekeriz der;

    Aynı günün akşamı yine talebe bakar ki; son derece leziz yemeklerin ve içeceklerin üzerinde bulunduğu bir masa kendisine sunulmaktadır. Şöyle düşünür. HOCAM demişti ki; Bu hal üzere bulunduğunuzda İnşaAllah bizden bir destur çekiniz.

    DESTUR, YA ABDULKADİR-İ GEYLAN'İ der demez, çevrenin yıkıldığını, kendini bir ahırda bulduğunu ve o leziz yemeklerinde tezek ve hayvanların dışkıları olduğunu görür.

    Ertesi gün baya bir mahcup halde HAZRET'in karşısında durunca, Abdulkadir-i GEYLAN'i talebesine şunu sorar.

    Ne oldu dün akşam, yine o ziyafet sofrasına oturdunuzmu....????

    Oturduk efendim.

    İhvan kardeşlerine duysun daha sonrasında ne oldu.

    Sizin adınıza DESTUR çektik ki; o ziyafet sofrasının cinni tayfasının bize bir oyunu olduğunu gördük. Bize sunulan şeyler, hayvan pisliğinden başka bir şey değilmiş.

    Bunun üzerine Abdulkadir-i GEYLANİ öncelikle işin ZAHİRİNE bakılmasını ve Eğer ZAHİRİ İSLAM'a uyuyorsa, sonra batınına bakmayı, eğer batını'da zahirine uyuyorsa işte bu halde SADDAK demeyi tavsiye etmiştir. Tabi O'nlar TASAVVUF ehlidirler. Öyle her inatçı kör şeytana tabi olacakda değildirler. Kendilerine bu yolda rehberlik edecekleri talebeleride varken üstelik.

    İKİNCİ BİR HUSUS BUNUNLA BAĞLANTILI.....

    Abdulkadir-i GEYLAN'i bir gün sefere çıkar. Güneş had safhadadır. Oruçludur mübarek ve GAYBDEN bir ses işitir. YA KULUM artık size ORUÇ FARZİYETİMİ KALDIRDIM. Siz orucunuzu bozabilirsiniz.....

    Diyince.... Abdulkadir-i GEYLAN'i tebessümle karşılar bu GAYB'den gelen sözü ve..... İN AŞAĞIYA MELUN der. Şeytan Aleyyullana merak içerisindedir. Nereden bildiniz bezim olduğumuzu der ve bunun cevabını bekler Abdulkadir-i GEYLAN'iden.

    O'da şu şekilde karşılık verir.... İSLAM ŞERİATI ve SÜNNETİ SENİYYE'ye uymayan hiç bir şey RAB'binden değildir. Bir ikinci hususda, Sizde bilirsiniz ki; RAB'bimin sesi asla bir cihetten gelmez. Tüm cihetler O'nundur ve O ses tüm cihetlerden gelir.

    Tarikat işte böyle bişey. Böyle ŞEYH'ler bulduğunuzda kendinize, İSLAM ŞERİATI ve SÜNNETİ SENİYYE'ye vakıf olan. İnşaAllah size REHBERLİK ETMEKTEN asla imtina edecek de değillerdir. Hizmet alırsınız. Hizmet edeceğiniz güne kadar.


  8. 19.Ekim.2012, 12:00
    16
    İnşaAllah Devamlı Üye.
    Bir gün Abdulkadir-i GEYLAN'i' (K.S.)'nin bir talebesi, Abdulkadir-i GEYLAN'i'ye artık erdiğini ve kendisine RAB'binin TALTİFEN her akşam ziyafet verdiğini, sofrada kuş sütünün dahi eksik olmadığından bahseder.

    Abdulkadir-i GEYLAN'i (K.S.) biz İSLAM'ın ZAHİRİ'ne göre hüküm veririz, Batınını da biliriz ki; bu söylediğiniz muhaldir. Der;

    Tavsiye olarak'da şunu söyler talebesine.

    Siz bir daha bu hal üzere bulunduğunuzda, İnşaAllah bizi hatırlayınız ve bizden bir DESTUR alınız.

    Talebede İnşaAllah bu hal üzere bulunduğumuzda, sizede bir DESTUR çekeriz der;

    Aynı günün akşamı yine talebe bakar ki; son derece leziz yemeklerin ve içeceklerin üzerinde bulunduğu bir masa kendisine sunulmaktadır. Şöyle düşünür. HOCAM demişti ki; Bu hal üzere bulunduğunuzda İnşaAllah bizden bir destur çekiniz.

    DESTUR, YA ABDULKADİR-İ GEYLAN'İ der demez, çevrenin yıkıldığını, kendini bir ahırda bulduğunu ve o leziz yemeklerinde tezek ve hayvanların dışkıları olduğunu görür.

    Ertesi gün baya bir mahcup halde HAZRET'in karşısında durunca, Abdulkadir-i GEYLAN'i talebesine şunu sorar.

    Ne oldu dün akşam, yine o ziyafet sofrasına oturdunuzmu....????

    Oturduk efendim.

    İhvan kardeşlerine duysun daha sonrasında ne oldu.

    Sizin adınıza DESTUR çektik ki; o ziyafet sofrasının cinni tayfasının bize bir oyunu olduğunu gördük. Bize sunulan şeyler, hayvan pisliğinden başka bir şey değilmiş.

    Bunun üzerine Abdulkadir-i GEYLANİ öncelikle işin ZAHİRİNE bakılmasını ve Eğer ZAHİRİ İSLAM'a uyuyorsa, sonra batınına bakmayı, eğer batını'da zahirine uyuyorsa işte bu halde SADDAK demeyi tavsiye etmiştir. Tabi O'nlar TASAVVUF ehlidirler. Öyle her inatçı kör şeytana tabi olacakda değildirler. Kendilerine bu yolda rehberlik edecekleri talebeleride varken üstelik.

    İKİNCİ BİR HUSUS BUNUNLA BAĞLANTILI.....

    Abdulkadir-i GEYLAN'i bir gün sefere çıkar. Güneş had safhadadır. Oruçludur mübarek ve GAYBDEN bir ses işitir. YA KULUM artık size ORUÇ FARZİYETİMİ KALDIRDIM. Siz orucunuzu bozabilirsiniz.....

    Diyince.... Abdulkadir-i GEYLAN'i tebessümle karşılar bu GAYB'den gelen sözü ve..... İN AŞAĞIYA MELUN der. Şeytan Aleyyullana merak içerisindedir. Nereden bildiniz bezim olduğumuzu der ve bunun cevabını bekler Abdulkadir-i GEYLAN'iden.

    O'da şu şekilde karşılık verir.... İSLAM ŞERİATI ve SÜNNETİ SENİYYE'ye uymayan hiç bir şey RAB'binden değildir. Bir ikinci hususda, Sizde bilirsiniz ki; RAB'bimin sesi asla bir cihetten gelmez. Tüm cihetler O'nundur ve O ses tüm cihetlerden gelir.

    Tarikat işte böyle bişey. Böyle ŞEYH'ler bulduğunuzda kendinize, İSLAM ŞERİATI ve SÜNNETİ SENİYYE'ye vakıf olan. İnşaAllah size REHBERLİK ETMEKTEN asla imtina edecek de değillerdir. Hizmet alırsınız. Hizmet edeceğiniz güne kadar.


  9. 19.Ekim.2012, 12:55
    17
    Searhalu
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Eylül.2012
    Üye No: 97790
    Mesaj Sayısı: 186
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

    http://www.mumsema.com/itikat-iman-soru-ve-cevaplari/218741-fecr-i-sadik-dogdu-maske-goruldu-rabitanin-ic-yuzu.html


  10. 19.Ekim.2012, 12:55
    17
    Searhalu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    http://www.mumsema.com/itikat-iman-soru-ve-cevaplari/218741-fecr-i-sadik-dogdu-maske-goruldu-rabitanin-ic-yuzu.html


  11. 19.Ekim.2012, 12:55
    18
    Searhalu
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Eylül.2012
    Üye No: 97790
    Mesaj Sayısı: 186
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

  12. 19.Ekim.2012, 18:20
    19
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

    elhamdülillah kardeşim Tasavvufu tarikatı inkar edenler. Abdulkadir Geylaniden getirdigin o iki tane menkıbeyi okusalar aslında Yeter bunlara. Ama bunların kalbi taşlaşmış ne anlarlar. Ayetten, hadisten anlamıyorlarki menkıbeden anlasınlar


  13. 19.Ekim.2012, 18:20
    19
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    elhamdülillah kardeşim Tasavvufu tarikatı inkar edenler. Abdulkadir Geylaniden getirdigin o iki tane menkıbeyi okusalar aslında Yeter bunlara. Ama bunların kalbi taşlaşmış ne anlarlar. Ayetten, hadisten anlamıyorlarki menkıbeden anlasınlar


  14. 19.Ekim.2012, 23:43
    20
    Tarikatsiz
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Ekim.2012
    Üye No: 98181
    Mesaj Sayısı: 75
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

    evet cihad38,kendini dinlemen senin için faydalı olacaktır.O bahsettiğin kalp kararması değil,gerçekleri görmeye başlamanın dayanılmaz hafifliği.Bir süre sonra anlayacaksın sende yanlış yolda olduğunu.Ha bu arada harbiden cevap veremedin değil mi?İslamyolu benim sorumun cevabı sence bu mu?yok benzerliklmiş,yok aynısı olmasa da olurmuş.Aynısı olmayan bir şeye sünnet denir mi.Benzeri makbul ise,ben sünnet namazlarını benzeyen şekilde kılayım,ama paygamberimizin kıldığı şekilde olmasın ....Saçamaladığnızın farkına vardığında iş işten geçmiş olacak,ama melekül mevt tevbe etmek için istediğin fazla süreyi sana vermeyecek....


  15. 19.Ekim.2012, 23:43
    20
    Tarikatsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    evet cihad38,kendini dinlemen senin için faydalı olacaktır.O bahsettiğin kalp kararması değil,gerçekleri görmeye başlamanın dayanılmaz hafifliği.Bir süre sonra anlayacaksın sende yanlış yolda olduğunu.Ha bu arada harbiden cevap veremedin değil mi?İslamyolu benim sorumun cevabı sence bu mu?yok benzerliklmiş,yok aynısı olmasa da olurmuş.Aynısı olmayan bir şeye sünnet denir mi.Benzeri makbul ise,ben sünnet namazlarını benzeyen şekilde kılayım,ama paygamberimizin kıldığı şekilde olmasın ....Saçamaladığnızın farkına vardığında iş işten geçmiş olacak,ama melekül mevt tevbe etmek için istediğin fazla süreyi sana vermeyecek....


  16. 20.Ekim.2012, 01:10
    21
    ELHAMDULİLLAH
    İnşaAllah Devamlı Üye.

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Eylül.2012
    Üye No: 97696
    Mesaj Sayısı: 454
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

    Alıntı
    SORUYORUM:
    Asahab yani tabiun ve etbai tabiun ;gözlerini kapatıp 25 estağfirullah çekip,sonra Peygamberimizi yüksekçe bir yerde hayal ederek,O'ndan gelen nurun iki kaşının ortasından kalplerine doğru aktığını düşünerek mi yapmışlardırRabıta adına yaptıkları Uygulamaları aynısıyla bu şekilde midir?Gayet açık ve netEhli sünnet alimleriniz bu şekilde bir uygulama istiyorlarsa rabıtalarınızda bu uygulamanın harfiyle aynısının Sünnette de olması gerekli değil midir?Lafı dolaştırmadan cevap ver?
    LAFI DOLAŞTIRMADAN CEVAP VERELİM....

    Emir kipi kullanmış zat-ı alileri. El hak biz ne emirlere uymadık ki; bu emrede uymayalım. Tabiki bunada uyalım.

    Biraz garipsiyeceksin TARİKATSIZ ama madem işin aslını istersin. O halde hazım bölümünü çok iyi çalıştır.

    Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Zahiren öldü görünüp, Batınen ve Batın, Zahiren ve Zahir şu an aramızdadır desek ne dersiniz.

    Mümkün değil derseniz eğer..... RAB'bim RASULU'nu HAY KILMIŞTIR. Tıpkı ŞEHİD'ler gibi. Daha doğrusu, ŞEHİD'leri PEYGAMBER EFENDEMİZ (S.A.V.) gibi HAY kılmıştır. O diridir. Gerçeği bilenlerden bir örnek istersen Hazreti Ömer (R.A.)'a bak. Ne diyor O(R.A.) mubarek ASHAB.

    Her kimki; Peygamber Efendimiz (S.A.V.) öldü der. Bizzat kellesini ÖMER alır..... Ebu Bekr Sıddık (R.A.)'nda Ya ÖMER, O Öldü. Bunu zahiren böyle kabul etmemiz gerekiyor der.

    ZAHİREN BÖYLE KABUL ETMEK.....

    Evet Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ölümü tadmıştır. Ancak O asla ölüler gibi değildir. O RAB'bimin HAY kıldığıdır. DİRİDİR.

    ASHAB'a gelince, O'nlar aralarından ZAHİREN ayrılanla BATINEN her zaman birlikteydiler. Yahudiler gibi kırk gün sonra buzağıya tapmadılar. İnşaAllah anlamaya çalışıyorsundur.

    Peki Hazreti İsa (A.S.)'mda durum farklımı....????

    MAİDE SURESİ 116. Ayet-i Kerime

    Diyanet İşleri (eski) : (116-117) Allah, 'Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?' demişti de, 'Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin' demişti, 'Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin.'

    Şimdi anlayabiliyormusun.

    Devam edelim İnşaAllah.

    ASHAB'ın Peygamber Efendimizi (S.A.V.) görmesi için gözlerini kapatması gerekmiyordu. O ZAHİREN ve ZAHİR, BATINEN ve BATIN zaten vardı. Gören gözlere, görmeyenler zaten mühürletmişti gözlerini. Tıpkı bu ASR'da olduğu gibi.

    Alıntı
    Rabıta adına yaptıkları Uygulamaları aynısıyla bu şekilde midir?


    ZAHİREN AÇIKLAMASI BU ŞEKİLDEDİR. Ancak ufak bir farkla. O NUR ŞEYH'ine ait değildir. O NUR BİZZAT PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.)'e aittir. BATINEN TABİ. Bunuda O ŞEYH'in TALEBESİ PEYGAMBER VARİSİ'nin altında cevalan ettiğini görünce, ne yapsın garib, ŞEYH'inde keramet zuhur ediyor zannederek, bunu o şekilde yoruyor. Adem (A.S.)'mdan beridir O NUR hiç değişmemeksizin, Peygamber Efendimize (S.A.V.)'me ve O'ndan da VARİS'lerine geçer durur. O NURUN YOK OLASI YOKTUR.

    ZAHİREN ve BATINEN her iki yakasıylada gerçekler bundan ibarettir. İşin ZAHİRİ'nede BATIN'ınada bu şekilde açıklama getirilir. Zahirine derseniz. Yukarıda ayet ve açıklamalar mevcuttur. Batınına derseniz, o hali yaşayan binlerce ihvan kardeşimiz vardır. Hala onlar Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'i görmeyi dilerler. Gözlerinin önündekini henüz göremeyenler beklerken, Görenler ELHAMDULİLLAH der sebat ederler.

    Alıntı
    Ehli sünnet alimleriniz bu şekilde bir uygulama istiyorlarsa rabıtalarınızda bu uygulamanın harfiyle aynısının Sünnette de olması gerekli değil midir?


    Şimdi de biz soralım İnşaAllah.

    Ehli Sünnet Alimleri bu hususu talebelerine PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.) yaşıyor ve o gördüğünüzde O'nun NUR'udur deseler. Çevresindeki tüm zevat o gün dağılır. Zira bizim HOCAMIZ kendini Peygamber sanıyor derler. Bilmezler ki; HOCALARI değil ama O NUR PEYGAMBERDEN'dir.

    Anlayamadım derseniz. Bizde pek açık anlatmadık zaten.

    Biraz tefekkür ettiğinizde, TASAVVUF'u, ZAHİRİ ve BATIN'ı daha iyi anlayacak ve bu gün sorduğunuz bu soruların hepsinin YAŞANTI İLE SABİT ÖRNEKLERİNE İnşaAllah vakıf olacaksınızdır.

    Bizden şimdilik bu kadar İnşaAllah. Bölüm bölüm anlayamadığınız yerler olursa İnşaAllah dilimizin dönebildiği kadarıyla anlatmaya çalışırız. Ötesi bu hususda bize tesir etmezde, sizi küfr'e kadar götürür diye endişe ederiz.


  17. 20.Ekim.2012, 01:10
    21
    İnşaAllah Devamlı Üye.
    Alıntı
    SORUYORUM:
    Asahab yani tabiun ve etbai tabiun ;gözlerini kapatıp 25 estağfirullah çekip,sonra Peygamberimizi yüksekçe bir yerde hayal ederek,O'ndan gelen nurun iki kaşının ortasından kalplerine doğru aktığını düşünerek mi yapmışlardırRabıta adına yaptıkları Uygulamaları aynısıyla bu şekilde midir?Gayet açık ve netEhli sünnet alimleriniz bu şekilde bir uygulama istiyorlarsa rabıtalarınızda bu uygulamanın harfiyle aynısının Sünnette de olması gerekli değil midir?Lafı dolaştırmadan cevap ver?
    LAFI DOLAŞTIRMADAN CEVAP VERELİM....

    Emir kipi kullanmış zat-ı alileri. El hak biz ne emirlere uymadık ki; bu emrede uymayalım. Tabiki bunada uyalım.

    Biraz garipsiyeceksin TARİKATSIZ ama madem işin aslını istersin. O halde hazım bölümünü çok iyi çalıştır.

    Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Zahiren öldü görünüp, Batınen ve Batın, Zahiren ve Zahir şu an aramızdadır desek ne dersiniz.

    Mümkün değil derseniz eğer..... RAB'bim RASULU'nu HAY KILMIŞTIR. Tıpkı ŞEHİD'ler gibi. Daha doğrusu, ŞEHİD'leri PEYGAMBER EFENDEMİZ (S.A.V.) gibi HAY kılmıştır. O diridir. Gerçeği bilenlerden bir örnek istersen Hazreti Ömer (R.A.)'a bak. Ne diyor O(R.A.) mubarek ASHAB.

    Her kimki; Peygamber Efendimiz (S.A.V.) öldü der. Bizzat kellesini ÖMER alır..... Ebu Bekr Sıddık (R.A.)'nda Ya ÖMER, O Öldü. Bunu zahiren böyle kabul etmemiz gerekiyor der.

    ZAHİREN BÖYLE KABUL ETMEK.....

    Evet Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ölümü tadmıştır. Ancak O asla ölüler gibi değildir. O RAB'bimin HAY kıldığıdır. DİRİDİR.

    ASHAB'a gelince, O'nlar aralarından ZAHİREN ayrılanla BATINEN her zaman birlikteydiler. Yahudiler gibi kırk gün sonra buzağıya tapmadılar. İnşaAllah anlamaya çalışıyorsundur.

    Peki Hazreti İsa (A.S.)'mda durum farklımı....????

    MAİDE SURESİ 116. Ayet-i Kerime

    Diyanet İşleri (eski) : (116-117) Allah, 'Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?' demişti de, 'Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin' demişti, 'Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin.'

    Şimdi anlayabiliyormusun.

    Devam edelim İnşaAllah.

    ASHAB'ın Peygamber Efendimizi (S.A.V.) görmesi için gözlerini kapatması gerekmiyordu. O ZAHİREN ve ZAHİR, BATINEN ve BATIN zaten vardı. Gören gözlere, görmeyenler zaten mühürletmişti gözlerini. Tıpkı bu ASR'da olduğu gibi.

    Alıntı
    Rabıta adına yaptıkları Uygulamaları aynısıyla bu şekilde midir?


    ZAHİREN AÇIKLAMASI BU ŞEKİLDEDİR. Ancak ufak bir farkla. O NUR ŞEYH'ine ait değildir. O NUR BİZZAT PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.)'e aittir. BATINEN TABİ. Bunuda O ŞEYH'in TALEBESİ PEYGAMBER VARİSİ'nin altında cevalan ettiğini görünce, ne yapsın garib, ŞEYH'inde keramet zuhur ediyor zannederek, bunu o şekilde yoruyor. Adem (A.S.)'mdan beridir O NUR hiç değişmemeksizin, Peygamber Efendimize (S.A.V.)'me ve O'ndan da VARİS'lerine geçer durur. O NURUN YOK OLASI YOKTUR.

    ZAHİREN ve BATINEN her iki yakasıylada gerçekler bundan ibarettir. İşin ZAHİRİ'nede BATIN'ınada bu şekilde açıklama getirilir. Zahirine derseniz. Yukarıda ayet ve açıklamalar mevcuttur. Batınına derseniz, o hali yaşayan binlerce ihvan kardeşimiz vardır. Hala onlar Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'i görmeyi dilerler. Gözlerinin önündekini henüz göremeyenler beklerken, Görenler ELHAMDULİLLAH der sebat ederler.

    Alıntı
    Ehli sünnet alimleriniz bu şekilde bir uygulama istiyorlarsa rabıtalarınızda bu uygulamanın harfiyle aynısının Sünnette de olması gerekli değil midir?


    Şimdi de biz soralım İnşaAllah.

    Ehli Sünnet Alimleri bu hususu talebelerine PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.) yaşıyor ve o gördüğünüzde O'nun NUR'udur deseler. Çevresindeki tüm zevat o gün dağılır. Zira bizim HOCAMIZ kendini Peygamber sanıyor derler. Bilmezler ki; HOCALARI değil ama O NUR PEYGAMBERDEN'dir.

    Anlayamadım derseniz. Bizde pek açık anlatmadık zaten.

    Biraz tefekkür ettiğinizde, TASAVVUF'u, ZAHİRİ ve BATIN'ı daha iyi anlayacak ve bu gün sorduğunuz bu soruların hepsinin YAŞANTI İLE SABİT ÖRNEKLERİNE İnşaAllah vakıf olacaksınızdır.

    Bizden şimdilik bu kadar İnşaAllah. Bölüm bölüm anlayamadığınız yerler olursa İnşaAllah dilimizin dönebildiği kadarıyla anlatmaya çalışırız. Ötesi bu hususda bize tesir etmezde, sizi küfr'e kadar götürür diye endişe ederiz.


  18. 20.Ekim.2012, 01:48
    22
    Tarikatsiz
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Ekim.2012
    Üye No: 98181
    Mesaj Sayısı: 75
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

    Elhamdülillah,resmen ve aynısıylakafa ütülüyorsun.Tamam canım benim.Lafı alıp kaf dağında safari yaptırıp,ağrı dağınmın çevresinde 2 tur attırmadan halk diliyle yazacaksan eyvallah.Ama bu elit tabaka ağızlarına gelemem,tam anlamıyla bayıyorsun...
    Ve o kadar zırvvalamanın sebebi,sadece ve sadece kendinizi kandırmak adına verilmiş cevaplar.Yok şeyhi öyle derse dağılırlarmışta,yok sofiler ne yapsınmışta,bırak bu ağızları,her ortamda ehli sünnet alimlerimiz diye hava atıyorsunuz ya,ehli sünnet alimi,sünnet ehli olur.Sünneti işine geldiği gibi,somuçlarından korkmadan uygular,tamammı casnım benim,git şimdi bu şiir ağızları kızlara yap,bana sökmez...


  19. 20.Ekim.2012, 01:48
    22
    Tarikatsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Elhamdülillah,resmen ve aynısıylakafa ütülüyorsun.Tamam canım benim.Lafı alıp kaf dağında safari yaptırıp,ağrı dağınmın çevresinde 2 tur attırmadan halk diliyle yazacaksan eyvallah.Ama bu elit tabaka ağızlarına gelemem,tam anlamıyla bayıyorsun...
    Ve o kadar zırvvalamanın sebebi,sadece ve sadece kendinizi kandırmak adına verilmiş cevaplar.Yok şeyhi öyle derse dağılırlarmışta,yok sofiler ne yapsınmışta,bırak bu ağızları,her ortamda ehli sünnet alimlerimiz diye hava atıyorsunuz ya,ehli sünnet alimi,sünnet ehli olur.Sünneti işine geldiği gibi,somuçlarından korkmadan uygular,tamammı casnım benim,git şimdi bu şiir ağızları kızlara yap,bana sökmez...


  20. 20.Ekim.2012, 01:57
    23
    ELHAMDULİLLAH
    İnşaAllah Devamlı Üye.

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Eylül.2012
    Üye No: 97696
    Mesaj Sayısı: 454
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Alim mi-Gavs mı? Alime rabıta yapılır mı?

    Ehli Sünnet alimleri zaten sonuçlarını bildikleri şeyi korkmadan yapıyorlar. Ancak makamını ve mevkiini bulmayan hiç bir talebelerine kalkıpta bizim buraya yazdığımızı söylemiyorlar.

    Belki anlarsınız diye ufaktan bir açalım dedik ki; transit geçmişsiniz o bölümü.

    Alıntı
    Ötesi bu hususda bize tesir etmezde, sizi küfr'e kadar götürür diye endişe ederiz.


    Endişemizde de yersiz değilmişiz doğrusu.

    Siz İnşaAllah bildiğiniz din üzere devam ediniz. Ameller niyetlere bağlıdır. Umulur ki; Rab'bim sizi niyetinizle muhafaza altına alır. Bilmediğiniz makam ve mevkiler hakkında da umulur ki; Rab'bim bilmediğiniz şeyden ötürü sizi sorumlu tutmazda, yine halisane bir niyet ile bu şekilde yazdınız diye size Rahmet'i ile muamele eder. İnşaAllah. Hak'kı bulduğunuz yerde almaya kararlı iseniz eğer. O yazıyı birkez daha okuyup, Satır satır gerekiyorsa sorularınızı sorunuz gerekiyorsa delillerini isteyiniz. Ancak o yazıda geçen kısımların her birine ait delilleri zaten biz sizinde bildiğinizi farzedebiliyoruz.


  21. 20.Ekim.2012, 01:57
    23
    İnşaAllah Devamlı Üye.
    Ehli Sünnet alimleri zaten sonuçlarını bildikleri şeyi korkmadan yapıyorlar. Ancak makamını ve mevkiini bulmayan hiç bir talebelerine kalkıpta bizim buraya yazdığımızı söylemiyorlar.

    Belki anlarsınız diye ufaktan bir açalım dedik ki; transit geçmişsiniz o bölümü.

    Alıntı
    Ötesi bu hususda bize tesir etmezde, sizi küfr'e kadar götürür diye endişe ederiz.


    Endişemizde de yersiz değilmişiz doğrusu.

    Siz İnşaAllah bildiğiniz din üzere devam ediniz. Ameller niyetlere bağlıdır. Umulur ki; Rab'bim sizi niyetinizle muhafaza altına alır. Bilmediğiniz makam ve mevkiler hakkında da umulur ki; Rab'bim bilmediğiniz şeyden ötürü sizi sorumlu tutmazda, yine halisane bir niyet ile bu şekilde yazdınız diye size Rahmet'i ile muamele eder. İnşaAllah. Hak'kı bulduğunuz yerde almaya kararlı iseniz eğer. O yazıyı birkez daha okuyup, Satır satır gerekiyorsa sorularınızı sorunuz gerekiyorsa delillerini isteyiniz. Ancak o yazıda geçen kısımların her birine ait delilleri zaten biz sizinde bildiğinizi farzedebiliyoruz.





Konu Kapatılmıştır
Git İlk 12