Konusunu Oylayın.: Tasavvuf Alimleri Anlaşılamıyor da,İbn-i Teymiye neden Anlaşılabilir oluyor?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Tasavvuf Alimleri Anlaşılamıyor da,İbn-i Teymiye neden Anlaşılabilir oluyor?
  1. 01.Ekim.2012, 17:04
    13
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tasavvuf Alimleri Anlaşılamıyor da,İbn-i Teymiye neden Anlaşılabilir oluyor?

    reklam


    Cevap: Tasavvuf Alimleri Anlaşılamıyor da,İbn-i Teymiye neden Anlaşılabilir oluyor? isimli yazı www.Mumsema.comCevap: Tasavvuf Alimleri Anlaşılamıyor da,İbn-i Teymiye neden Anlaşılabilir oluyor?
    Alıntı
    Doğrusu haklısın ...Bizim bakışımız Allahın nuruyla Allahın ilmine bakmaktır ...Onlar ise dünya gözüyle Allahın ilmine bakmaktadır...İlmi öğrendikçe yavaş yavaş inşallah inanacaklardır kardeşim...
    benim anlamadıgım kardeşim. bunlar bu ilimleri gidip falanca bidat sahibi hocalardan öğreniyorlar. onlar ne diyorsa ona inanıyorlar. sonrada gelip bize İmam Rabbani de kimmiş , Abdulkadir geylanide kimmiş onların sözüne bakılmaz Ayet Hadis varken diyip tarikata çatıyorlar. sanki o hocalar Ayet hadise bakmadan hükümler çıkarmışlar. bizimde şeyhlerimiz diyince bizleride bir yobazlıkla veya bidatcılıkla suçluyorlar ve bize hocaperest diyorlar. Halbuki kendileri Hocaperesttir. kimlerin kitaplarını okuyorlar kimlerin vaazlarını dinliyorlar ki zehirlenip gelip bize çatıyorlar. Hani Abdulvehab Vehabbiliği kurdugunda ilk söyledigi laf ta sizin atalarınız hep kafirdi şimdi ben geldim bana uyacaksınız benim dediklerimi yapacaksınız. Artık hak dinle geldim diyip ona tabii olmayanları hep öldürmemişmiydi. hatta ehli sünnet 'in kanı malı onlara helal sayılmamışmıydı. çünkü bizler kafiriz ya onların gözünde. şimdi de Abdulvahabı tanımayan ama onu tanıyanların sevenlerin kitaplarından zehirlenenler gelip bizlere burada Ahkam kesiyor.

    bizler Allaha ne kadar Hamd etsek azdır. Hem Müslüman anadan babadan doğduk hemde Ehli sünnet olduk ve gerçek ehli sünnet alimlerimizi Bulduk Gerçek islamı öğrendik.


  2. 01.Ekim.2012, 17:04
    13
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    reklam


    Alıntı
    Doğrusu haklısın ...Bizim bakışımız Allahın nuruyla Allahın ilmine bakmaktır ...Onlar ise dünya gözüyle Allahın ilmine bakmaktadır...İlmi öğrendikçe yavaş yavaş inşallah inanacaklardır kardeşim...
    benim anlamadıgım kardeşim. bunlar bu ilimleri gidip falanca bidat sahibi hocalardan öğreniyorlar. onlar ne diyorsa ona inanıyorlar. sonrada gelip bize İmam Rabbani de kimmiş , Abdulkadir geylanide kimmiş onların sözüne bakılmaz Ayet Hadis varken diyip tarikata çatıyorlar. sanki o hocalar Ayet hadise bakmadan hükümler çıkarmışlar. bizimde şeyhlerimiz diyince bizleride bir yobazlıkla veya bidatcılıkla suçluyorlar ve bize hocaperest diyorlar. Halbuki kendileri Hocaperesttir. kimlerin kitaplarını okuyorlar kimlerin vaazlarını dinliyorlar ki zehirlenip gelip bize çatıyorlar. Hani Abdulvehab Vehabbiliği kurdugunda ilk söyledigi laf ta sizin atalarınız hep kafirdi şimdi ben geldim bana uyacaksınız benim dediklerimi yapacaksınız. Artık hak dinle geldim diyip ona tabii olmayanları hep öldürmemişmiydi. hatta ehli sünnet 'in kanı malı onlara helal sayılmamışmıydı. çünkü bizler kafiriz ya onların gözünde. şimdi de Abdulvahabı tanımayan ama onu tanıyanların sevenlerin kitaplarından zehirlenenler gelip bizlere burada Ahkam kesiyor.

    bizler Allaha ne kadar Hamd etsek azdır. Hem Müslüman anadan babadan doğduk hemde Ehli sünnet olduk ve gerçek ehli sünnet alimlerimizi Bulduk Gerçek islamı öğrendik.


  3. 01.Ekim.2012, 17:22
    14
    ömerhattab
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mayıs.2008
    Üye No: 20975
    Mesaj Sayısı: 1,830
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19

    Cevap: Tasavvuf Alimleri Anlaşılamıyor da,İbn-i Teymiye neden Anlaşılabilir oluyor?

    reklam


    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    benim anlamadıgım kardeşim. bunlar bu ilimleri gidip falanca bidat sahibi hocalardan öğreniyorlar. onlar ne diyorsa ona inanıyorlar. sonrada gelip bize İmam Rabbani de kimmiş , Abdulkadir geylanide kimmiş onların sözüne bakılmaz Ayet Hadis varken diyip tarikata çatıyorlar. sanki o hocalar Ayet hadise bakmadan hükümler çıkarmışlar. bizimde şeyhlerimiz diyince bizleride bir yobazlıkla veya bidatcılıkla suçluyorlar ve bize hocaperest diyorlar. Halbuki kendileri Hocaperesttir. kimlerin kitaplarını okuyorlar kimlerin vaazlarını dinliyorlar ki zehirlenip gelip bize çatıyorlar. Hani Abdulvehab Vehabbiliği kurdugunda ilk söyledigi laf ta sizin atalarınız hep kafirdi şimdi ben geldim bana uyacaksınız benim dediklerimi yapacaksınız. Artık hak dinle geldim diyip ona tabii olmayanları hep öldürmemişmiydi. hatta ehli sünnet 'in kanı malı onlara helal sayılmamışmıydı. çünkü bizler kafiriz ya onların gözünde. şimdi de Abdulvahabı tanımayan ama onu tanıyanların sevenlerin kitaplarından zehirlenenler gelip bizlere burada Ahkam kesiyor. bizler Allaha ne kadar Hamd etsek azdır. Hem Müslüman anadan babadan doğduk hemde Ehli sünnet olduk ve gerçek ehli sünnet alimlerimizi Bulduk Gerçek islamı öğrendik.
    İşte onlara bilmeden o hocalar taasub şekilde bağlanmışlardır...Ben şunu gördüm islamda nam sahibi olmak isteyen alimler Tasavvuf ehline tenkidde bulunarak göz önünde bulunma uğraşındalar...Kuran ve sünnete bağlı olan tasavvuf ehli şeriatten asla taviz vermeyen şahsiyetlerdir...Tasavvuf ehlinin vucutlarını liğme liğme doğrasalar bile onlar şeriatten asla vazgemezler...Onlar Allah teslim olmuş ismaillerdir....onlar Allahı zikreden eyyüplerdir...Onlar ümmeti muhammedin has adamlarıdır...


  4. 01.Ekim.2012, 17:22
    14
    Devamlı Üye
    reklam


    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    benim anlamadıgım kardeşim. bunlar bu ilimleri gidip falanca bidat sahibi hocalardan öğreniyorlar. onlar ne diyorsa ona inanıyorlar. sonrada gelip bize İmam Rabbani de kimmiş , Abdulkadir geylanide kimmiş onların sözüne bakılmaz Ayet Hadis varken diyip tarikata çatıyorlar. sanki o hocalar Ayet hadise bakmadan hükümler çıkarmışlar. bizimde şeyhlerimiz diyince bizleride bir yobazlıkla veya bidatcılıkla suçluyorlar ve bize hocaperest diyorlar. Halbuki kendileri Hocaperesttir. kimlerin kitaplarını okuyorlar kimlerin vaazlarını dinliyorlar ki zehirlenip gelip bize çatıyorlar. Hani Abdulvehab Vehabbiliği kurdugunda ilk söyledigi laf ta sizin atalarınız hep kafirdi şimdi ben geldim bana uyacaksınız benim dediklerimi yapacaksınız. Artık hak dinle geldim diyip ona tabii olmayanları hep öldürmemişmiydi. hatta ehli sünnet 'in kanı malı onlara helal sayılmamışmıydı. çünkü bizler kafiriz ya onların gözünde. şimdi de Abdulvahabı tanımayan ama onu tanıyanların sevenlerin kitaplarından zehirlenenler gelip bizlere burada Ahkam kesiyor. bizler Allaha ne kadar Hamd etsek azdır. Hem Müslüman anadan babadan doğduk hemde Ehli sünnet olduk ve gerçek ehli sünnet alimlerimizi Bulduk Gerçek islamı öğrendik.
    İşte onlara bilmeden o hocalar taasub şekilde bağlanmışlardır...Ben şunu gördüm islamda nam sahibi olmak isteyen alimler Tasavvuf ehline tenkidde bulunarak göz önünde bulunma uğraşındalar...Kuran ve sünnete bağlı olan tasavvuf ehli şeriatten asla taviz vermeyen şahsiyetlerdir...Tasavvuf ehlinin vucutlarını liğme liğme doğrasalar bile onlar şeriatten asla vazgemezler...Onlar Allah teslim olmuş ismaillerdir....onlar Allahı zikreden eyyüplerdir...Onlar ümmeti muhammedin has adamlarıdır...


  5. 03.Ekim.2012, 05:19
    15
    Agri_Kesici
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Eylül.2012
    Üye No: 97796
    Mesaj Sayısı: 93
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tasavvuf Alimleri Anlaşılamıyor da,İbn-i Teymiye neden Anlaşılabilir oluyor?

    Alıntı
    ama benden; yüzlerce islam aliminin hakkında yanlış yapmıştır dediği,yazdığı birini, hemen de nurettin hocanın bir videosuyla değişecek değilim
    İnsanlardaki önyargıyı parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur.(A.einstein)
    Alıntı
    ve başka islam alimlerinin isimlerini de istiyorum
    Merak ediyorum,matematik hocan 2kere 2 4 eder dediğinde de ''Hocam başka matematik hocalarının da bu konuda ki görüşlerini istiyorum'' dedin mi?
    Nureddin Hoca'nın şahsi fikirlerinin beyanından oluşan bir video sohbeti değil ki o görüntüler.İbn-i Teymiye'nin hayatını anlatıyor.Ama istedin madem,ben sana burada başka örnekler de vereceğim.Ama sende diğer matematik hocalarına sor mutlaka :''Bizim hoca 2 kere 2 ,4 eder diyor,siz ne dersiniz?'' diye Sen ilk olmadığın için bu konuda ayrıca konu açmıştım zaten,Buyur okuyunuz inşaallah:
    Ondan hayırla sözedip, onu öven ve müslümanlar arasındaki konumunu açıklığa
    çıkartanların bazıları :
    1- "Uyûnu'l-Eser fi'l-Meğâzîl ve's-Şemaili ve's-Siyer" adlı eserin müellifi olan İbn Seyyidi'n-
    Nas (v 734 h) hakkında sunları söylemektedir :
    "Ben onu bütün ilimlerde pay sahibi gördüm Nerdeyse sünnete dair bütün rivayetleri
    ezberlemisti Tefsire dair söz söyledi mi bu isin sancağını yüklenmis olduğu görülürdü
    Fıkha dair fetva verdi mi en ileri noktaya ulasmıs olduğu, hadise dair konustu mu hadis ilim
    ve rivayetinde oldukça ehil olduğu, mezheb ve fırkalar hakkında konustu mu bu hususta
    ondan daha etraflı bilgi sahibi kimsenin görülemediği, onun ilerisinde bu hususların kimse
    tarafından idrâk edilemediği anlasılırdı Kısacası bütün ilim dallarında akranlarından ileri
    idi Onu gören hiçbir göz onun benzerini görmemistir Hatta kendisi bile kendisi gibisini
    görmüs değildir"
    2- "Siyer-u A'lami'n-Nubelâ"nın müellifi şemsu'd-Din ez-Zehebî (v 748) dedi ki : "Benim
    gibi bir kimsenin onun niteliklerine dair söz söylemesinden çok daha büyüktür Eğer
    Kâbe’de Hacer-i Esved’in bulunduğu rükün ile Makam-ı İbrahim arasında bana yemin
    ettirilecek olsa, hiç süphesiz benim gözüm onun gibisini görmemistir, diye yemin ederim
    Allah’a yemin ederim bizzat kendisi bile ilim bakımından kendi benzerini görmüs değildir"
    Bir baska yerde de sunları söylemektedir : "Henüz buluğa ermeden Kur'an ve fıkıhı okudu,
    tartıstı, delilleriyle, görüslerini ortaya koydu Yirmi yaslarında iken ilim ve tefsirde oldukça
    ileri dereceye ulastı, fetva verdi ve ders okuttu Pek çok eserler yazdı, daha hocaları
    hayatta iken büyük ilim adamları arasında sayılır oldu Develere yük teskil edecek kadar
    pek büyük eserler yazdı Bu sırada onun yazdığı eserler belki dörtbin defter, belki de daha
    fazla tutar Cuma günlerinde seneler boyunca herhangi bir kitaba basvurmaya gerek
    görmeksizin yüce Allah'ın kitabını tefsir etti Fıskıran bir zeka idi, pekçok hadis dinlemistir
    Kendilerinden ilim bellediği hocalarının sayısı ikiyüzü askındır Tefsire dair bilgisi en ileri
    noktadadır Hadis, hadis ravileri (Ricâli), hadisin sahih olup olmamasına dair bilgisine hiçbir
    kimse ulasamaz Fıkhı, nakli -dört mezheb imamının da ötesinde- ashab ve tabîin’in
    görüsleri essizdi Mezheb ve fırkalara dair, usul ve kelâma dair bilgisine gelince, bu
    hususta onun seviyesinde bir kimse bilmiyorum Dile dair genis bir bilgisi vardı, Arapçası
    oldukça güçlü idi Tarih ve siyere dair bilgisi sasırtıcı idi Kahramanlık, cihad ve atılganlığı
    ise nitelendirilemeyecek kadar, anlatılamayacak kadar ileri idi Örnek gösterilecek
    derecede çok cömert idi Yemekte ve içmekte az ile yetinir, zühd ve kanaat sahibi bir kimse
    idi"
    3- "Tabakatu's şafîiyye el-Kübrâ" adlı eserin müellifi Tacu'd-Din'in babası Takıyu'd-Din es-
    Subkî -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- sunları söylemektedir :
    "Aklî ve ser'î ilimlerdeki genis
    bilgisi, üstün kadri ve kaynayıp cosan denizi andıran hali ile ileri zekası, içtihadı ile bütün
    bu alanlarda anlatılamayacak ileri dereceye ulasmıstı" dedikten sonra sunları
    söylemektedir : "Bana göre o bütün bunlardan daha büyük, daha üstündür Bununla birlikte
    yüce Allah ona zühd, vera, dindarlık, hakka yardımcı olmak, hakkı yerine getirmek gibi
    özellikleri vermisti; bütün bunları da yalnızca Allah için yapardı Bu hususta selef-i salihin
    izlediği yolu izlerdi Bu konuda çok büyük bir pay sahibi idi Bu dönemde hatta uzun
    dönemlerden beri onun benzeri görülmüs değildir"
    ''4- Muhammed b Abdi'l-Berr es-Şafîi es-Sübkî (v 777)'de sunları söylemektedir : "İbni
    Teymiyye'ye cahil bir kimse ile yanlıs kanaat ve görüslere sahib bir kimseden baskası
    buğzetmez Cahil bir kimse ne söylediğini bilmez, yanlıs kanaat sahibi kimseyi ise sahib
    olduğu yanlıs kanaat onu bilip tanıdıktan sonra hakkı söylemekten alıkoyar"
    5- Hasımlarından birisi olan Kemalu'd-Din b ez-Zemelkanî es-Şafîi (v 727) Şeyhu'l-İslam
    İbn Teymiyye hakkında sunları söylemektedir :
    "Herhangi bir ilim dalına dair kendisine soru
    sorulacak olursa, onu gören ve onu dinleyen bir kimse, onun bu ilim dalından baska bir sey
    bilmediğini zanneder ve bu seviyede kimsenin o ilmi bilmediğine hükmederdi Diğer
    mezheblere mensub fukaha onunla birlikte oturduklarında kendi mezhebleri ile ilgili olarak
    daha önceden bilmedikleri seyleri ondan öğrenirlerdi Herhangi bir kimse ile tartısıp da
    hasmı tarafından susturulduğu bilinmemektedir İster ser'î ilimler olsun, ister baskaları
    olsun herhangi bir ilim hakkında söz söyledi mi mutlaka o ilim dalının uzmanlarından ve o
    ilmi bilmekle tanınanlardan üstün olduğu ortaya çıkardı Besyüz yıldan bu yana ondan
    daha ileri derecede hadis hıfzetmis kimse görülmüs değildir"
    6- Mâlikî ve (sonraları) Şafîi mezhebine mensub İbn Dakîk el-Iyd (v 702 h) onun hakkında
    söyle demektedir :
    "İbn Teymiyye ile biraraya geldiğimde bütün ilimlerin onun gözü önünde
    bulunduğunu, bu ilimlerden istediğini alıp, istediğini bırakan bir kisi olduğunu gördüm"
    7- Aslen İsbilyeli, Dımask'lı (v 738 h) el-Birzâlî Ebu Muhammed el-Kasım b Muhammed,
    İbn Teymiyye hakkında sunları söylemektedir :
    "Hiçbir hususta arkasından yetisilemeyecek
    bir imamdı İçtihad mertebesine ulasmıs ve müçtehidlerin sartları kendisinde toplanmıstı
    Tefsirden söz etti mi asırı derecedeki ezberleri dolayısıyla, güzel sunması ile herbir görüse
    tercih zayıflık ve çürütmek gibi layık olduğu hükmü vermesiyle ve herbir ilme dalabildiğine
    dalması ile insanları hayrete düsürürdü Huzurunda bulunanlar onun bu haline sasırırlardı
    Bununla birlikte o zühd, ibadet, yüce Allah’a yönelmek, dünya esbabından uzak kalıp,
    insanları yüce Allah’a davet etmeye de kendisini büsbütün vermis bir kimse idi"

    8- Şafîi mezhebine mensub Dımask'lı ve Tehzibu'l-Kemâl adlı eserin sahibi Ebu Haccac el-
    Mizzî de (v 742 h) şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye hakkında sunları söylemektedir :
    "Onun
    benzerini görmedim, kendisi de kendi benzerini görmüs değildir Allah'ın kitabı ve
    Rasûlünün sünneti hakkında ondan daha bilgilisini, her ikisine ondan daha çok tabi olanı
    görmüs değilim" Bir seferinde de söyle demistir : "Dörtyüz yıldan bu yana onun benzeri
    görülmemistir

    9- Fethu'l-Barî adlı eserin müellifi İbn Hacer el-Askalânî (v 852 h) onun hakkında sunları
    söylemektedir :
    "En hayret edilecek hususlardan birisi de sudur : Bu adam Rafızî,
    Hulûlcüler, İttihatçılar gibi bid’at ehline karsı bütün insanlar arasında en ileri derecede
    duran bir kimse idi Bu husustaki eserleri pekçok ve ünlüdür Onlara dair verdiği fetvaların
    sınırı yoktur" Yine onun hakkında sunları söylemektedir : "Şeyhu’l-İslam Takıyu'd-Din'in,
    kanaatlerini kabul edenin de, etmeyenin de çokça istifade ettiği ve herbir yana dağılmıs
    eserlerin müellifi ünlü öğrencisi Şemsuddin İbn Kayyim el-Cevziyye dısında eğer, hiçbir
    eseri bulunmasaydı dahi, bu bile İbn Teymiyye'nin ne kadar yüksek bir konuma sahib
    olduğunu en ileri derecede ortaya koyardı Durum böyle iken bir de gerek akli, gerek nakli
    ilimlerde Hanbeli mezhebine mensup ilim adamları söyle dursun, çağdası olan Şafîi ve
    diğer mezheblere mensup en ilerideki önder ilim adamları akli ve nakli ilimlerde oldukça
    ileri ve benzersiz olduğuna da tanıklık etmislerdir"

    10- "Umdetu’l-Karî Şerhu Sahihi’l-Buharî adlı eserin müellifi Halefî Bedru'd-Din el-Aynî (v
    855 h) Şeyhu’l-İslam hakkında sunları söylemektedir :
    "O, faziletli, maharetli, takvâlı,
    tertemiz, vera' sahibi, hadis ve tefsir ilimlerinin süvarisi, fıkıh ve hadis usulü ve fıkıh usulü
    ilimlerinde gerek anlatımı ve gerek yazımı itibariyle ileri derecede idi Bid'atçilere karsı
    çekilmis yalın kılıçtı Dinin emirlerini uygulayan büyük ilim adamı, marufu çokça emreden,
    münkerden çokça alıkoyandı Son derece gayretli, kahraman ve korku ve dehsete düsüren
    yerlerde atılgan, çokça zikreden, oruç tutan, namaz kılan, ibadet eden bir kimse idi
    Geçiminde kanaatkarlığı seçmis, fazlasını istemeyen bir kimse idi Oldukça güzel ve üstün
    sekilde sözlerine bağlı kalır, çok güzel ve değerli isleriyle vaktini değerlendirirdi Bununla
    birlikte asağılık dünyalıktan da uzak kalırdı Meshur, kabul görmüs ve tenkid edilebilecek
    bir kusuru bulunmayan, nihaî sözü kestirip atan fetvaları vardır"
    Onun san ve serefine dil uzatan kimselere karsı savunarak ve bu gibi kimseleri yeren bir
    üslubla da sunları söylemektedir : "Ona dil uzatan kimse ancak gülleri koklamakla birlikte
    hemen ölen pislik böceği gibidir Gözünün zayıflığı dolayısıyla ısık parıltısından rahatsız
    olan yarasaya benzer Ona dil uzatanların tenkid edebilme özellikleri de yoktur, ısık saçıcı,
    dikkate değer düsünceleri de yoktur Bunlar önemsiz sahsiyetlerdir Bunlar arasından onu
    tekfir edenlerin ise ilim adamı olarak kimlikleri belirsizdir, adları, sanları yoktur


    Son cümle İbn-i Teymiye hakkında görüş bildirdiğini söylediğin yüzlerce ehli sünnet alimine gitsin

    önyargıların değişmediği sürece,doğru bilgileri yanlış kaynaklardan okumaya devam ettiğiniz sürece,gözünün önünde duran şerbeti sana zehir diye gösterdikleri ve sende zehir olarak görmek istediğin sürece Alimler ne söylerse söylesin


  6. 03.Ekim.2012, 05:19
    15
    Agri_Kesici - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    ama benden; yüzlerce islam aliminin hakkında yanlış yapmıştır dediği,yazdığı birini, hemen de nurettin hocanın bir videosuyla değişecek değilim
    İnsanlardaki önyargıyı parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur.(A.einstein)
    Alıntı
    ve başka islam alimlerinin isimlerini de istiyorum
    Merak ediyorum,matematik hocan 2kere 2 4 eder dediğinde de ''Hocam başka matematik hocalarının da bu konuda ki görüşlerini istiyorum'' dedin mi?
    Nureddin Hoca'nın şahsi fikirlerinin beyanından oluşan bir video sohbeti değil ki o görüntüler.İbn-i Teymiye'nin hayatını anlatıyor.Ama istedin madem,ben sana burada başka örnekler de vereceğim.Ama sende diğer matematik hocalarına sor mutlaka :''Bizim hoca 2 kere 2 ,4 eder diyor,siz ne dersiniz?'' diye Sen ilk olmadığın için bu konuda ayrıca konu açmıştım zaten,Buyur okuyunuz inşaallah:
    Ondan hayırla sözedip, onu öven ve müslümanlar arasındaki konumunu açıklığa
    çıkartanların bazıları :
    1- "Uyûnu'l-Eser fi'l-Meğâzîl ve's-Şemaili ve's-Siyer" adlı eserin müellifi olan İbn Seyyidi'n-
    Nas (v 734 h) hakkında sunları söylemektedir :
    "Ben onu bütün ilimlerde pay sahibi gördüm Nerdeyse sünnete dair bütün rivayetleri
    ezberlemisti Tefsire dair söz söyledi mi bu isin sancağını yüklenmis olduğu görülürdü
    Fıkha dair fetva verdi mi en ileri noktaya ulasmıs olduğu, hadise dair konustu mu hadis ilim
    ve rivayetinde oldukça ehil olduğu, mezheb ve fırkalar hakkında konustu mu bu hususta
    ondan daha etraflı bilgi sahibi kimsenin görülemediği, onun ilerisinde bu hususların kimse
    tarafından idrâk edilemediği anlasılırdı Kısacası bütün ilim dallarında akranlarından ileri
    idi Onu gören hiçbir göz onun benzerini görmemistir Hatta kendisi bile kendisi gibisini
    görmüs değildir"
    2- "Siyer-u A'lami'n-Nubelâ"nın müellifi şemsu'd-Din ez-Zehebî (v 748) dedi ki : "Benim
    gibi bir kimsenin onun niteliklerine dair söz söylemesinden çok daha büyüktür Eğer
    Kâbe’de Hacer-i Esved’in bulunduğu rükün ile Makam-ı İbrahim arasında bana yemin
    ettirilecek olsa, hiç süphesiz benim gözüm onun gibisini görmemistir, diye yemin ederim
    Allah’a yemin ederim bizzat kendisi bile ilim bakımından kendi benzerini görmüs değildir"
    Bir baska yerde de sunları söylemektedir : "Henüz buluğa ermeden Kur'an ve fıkıhı okudu,
    tartıstı, delilleriyle, görüslerini ortaya koydu Yirmi yaslarında iken ilim ve tefsirde oldukça
    ileri dereceye ulastı, fetva verdi ve ders okuttu Pek çok eserler yazdı, daha hocaları
    hayatta iken büyük ilim adamları arasında sayılır oldu Develere yük teskil edecek kadar
    pek büyük eserler yazdı Bu sırada onun yazdığı eserler belki dörtbin defter, belki de daha
    fazla tutar Cuma günlerinde seneler boyunca herhangi bir kitaba basvurmaya gerek
    görmeksizin yüce Allah'ın kitabını tefsir etti Fıskıran bir zeka idi, pekçok hadis dinlemistir
    Kendilerinden ilim bellediği hocalarının sayısı ikiyüzü askındır Tefsire dair bilgisi en ileri
    noktadadır Hadis, hadis ravileri (Ricâli), hadisin sahih olup olmamasına dair bilgisine hiçbir
    kimse ulasamaz Fıkhı, nakli -dört mezheb imamının da ötesinde- ashab ve tabîin’in
    görüsleri essizdi Mezheb ve fırkalara dair, usul ve kelâma dair bilgisine gelince, bu
    hususta onun seviyesinde bir kimse bilmiyorum Dile dair genis bir bilgisi vardı, Arapçası
    oldukça güçlü idi Tarih ve siyere dair bilgisi sasırtıcı idi Kahramanlık, cihad ve atılganlığı
    ise nitelendirilemeyecek kadar, anlatılamayacak kadar ileri idi Örnek gösterilecek
    derecede çok cömert idi Yemekte ve içmekte az ile yetinir, zühd ve kanaat sahibi bir kimse
    idi"
    3- "Tabakatu's şafîiyye el-Kübrâ" adlı eserin müellifi Tacu'd-Din'in babası Takıyu'd-Din es-
    Subkî -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- sunları söylemektedir :
    "Aklî ve ser'î ilimlerdeki genis
    bilgisi, üstün kadri ve kaynayıp cosan denizi andıran hali ile ileri zekası, içtihadı ile bütün
    bu alanlarda anlatılamayacak ileri dereceye ulasmıstı" dedikten sonra sunları
    söylemektedir : "Bana göre o bütün bunlardan daha büyük, daha üstündür Bununla birlikte
    yüce Allah ona zühd, vera, dindarlık, hakka yardımcı olmak, hakkı yerine getirmek gibi
    özellikleri vermisti; bütün bunları da yalnızca Allah için yapardı Bu hususta selef-i salihin
    izlediği yolu izlerdi Bu konuda çok büyük bir pay sahibi idi Bu dönemde hatta uzun
    dönemlerden beri onun benzeri görülmüs değildir"
    ''4- Muhammed b Abdi'l-Berr es-Şafîi es-Sübkî (v 777)'de sunları söylemektedir : "İbni
    Teymiyye'ye cahil bir kimse ile yanlıs kanaat ve görüslere sahib bir kimseden baskası
    buğzetmez Cahil bir kimse ne söylediğini bilmez, yanlıs kanaat sahibi kimseyi ise sahib
    olduğu yanlıs kanaat onu bilip tanıdıktan sonra hakkı söylemekten alıkoyar"
    5- Hasımlarından birisi olan Kemalu'd-Din b ez-Zemelkanî es-Şafîi (v 727) Şeyhu'l-İslam
    İbn Teymiyye hakkında sunları söylemektedir :
    "Herhangi bir ilim dalına dair kendisine soru
    sorulacak olursa, onu gören ve onu dinleyen bir kimse, onun bu ilim dalından baska bir sey
    bilmediğini zanneder ve bu seviyede kimsenin o ilmi bilmediğine hükmederdi Diğer
    mezheblere mensub fukaha onunla birlikte oturduklarında kendi mezhebleri ile ilgili olarak
    daha önceden bilmedikleri seyleri ondan öğrenirlerdi Herhangi bir kimse ile tartısıp da
    hasmı tarafından susturulduğu bilinmemektedir İster ser'î ilimler olsun, ister baskaları
    olsun herhangi bir ilim hakkında söz söyledi mi mutlaka o ilim dalının uzmanlarından ve o
    ilmi bilmekle tanınanlardan üstün olduğu ortaya çıkardı Besyüz yıldan bu yana ondan
    daha ileri derecede hadis hıfzetmis kimse görülmüs değildir"
    6- Mâlikî ve (sonraları) Şafîi mezhebine mensub İbn Dakîk el-Iyd (v 702 h) onun hakkında
    söyle demektedir :
    "İbn Teymiyye ile biraraya geldiğimde bütün ilimlerin onun gözü önünde
    bulunduğunu, bu ilimlerden istediğini alıp, istediğini bırakan bir kisi olduğunu gördüm"
    7- Aslen İsbilyeli, Dımask'lı (v 738 h) el-Birzâlî Ebu Muhammed el-Kasım b Muhammed,
    İbn Teymiyye hakkında sunları söylemektedir :
    "Hiçbir hususta arkasından yetisilemeyecek
    bir imamdı İçtihad mertebesine ulasmıs ve müçtehidlerin sartları kendisinde toplanmıstı
    Tefsirden söz etti mi asırı derecedeki ezberleri dolayısıyla, güzel sunması ile herbir görüse
    tercih zayıflık ve çürütmek gibi layık olduğu hükmü vermesiyle ve herbir ilme dalabildiğine
    dalması ile insanları hayrete düsürürdü Huzurunda bulunanlar onun bu haline sasırırlardı
    Bununla birlikte o zühd, ibadet, yüce Allah’a yönelmek, dünya esbabından uzak kalıp,
    insanları yüce Allah’a davet etmeye de kendisini büsbütün vermis bir kimse idi"

    8- Şafîi mezhebine mensub Dımask'lı ve Tehzibu'l-Kemâl adlı eserin sahibi Ebu Haccac el-
    Mizzî de (v 742 h) şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye hakkında sunları söylemektedir :
    "Onun
    benzerini görmedim, kendisi de kendi benzerini görmüs değildir Allah'ın kitabı ve
    Rasûlünün sünneti hakkında ondan daha bilgilisini, her ikisine ondan daha çok tabi olanı
    görmüs değilim" Bir seferinde de söyle demistir : "Dörtyüz yıldan bu yana onun benzeri
    görülmemistir

    9- Fethu'l-Barî adlı eserin müellifi İbn Hacer el-Askalânî (v 852 h) onun hakkında sunları
    söylemektedir :
    "En hayret edilecek hususlardan birisi de sudur : Bu adam Rafızî,
    Hulûlcüler, İttihatçılar gibi bid’at ehline karsı bütün insanlar arasında en ileri derecede
    duran bir kimse idi Bu husustaki eserleri pekçok ve ünlüdür Onlara dair verdiği fetvaların
    sınırı yoktur" Yine onun hakkında sunları söylemektedir : "Şeyhu’l-İslam Takıyu'd-Din'in,
    kanaatlerini kabul edenin de, etmeyenin de çokça istifade ettiği ve herbir yana dağılmıs
    eserlerin müellifi ünlü öğrencisi Şemsuddin İbn Kayyim el-Cevziyye dısında eğer, hiçbir
    eseri bulunmasaydı dahi, bu bile İbn Teymiyye'nin ne kadar yüksek bir konuma sahib
    olduğunu en ileri derecede ortaya koyardı Durum böyle iken bir de gerek akli, gerek nakli
    ilimlerde Hanbeli mezhebine mensup ilim adamları söyle dursun, çağdası olan Şafîi ve
    diğer mezheblere mensup en ilerideki önder ilim adamları akli ve nakli ilimlerde oldukça
    ileri ve benzersiz olduğuna da tanıklık etmislerdir"

    10- "Umdetu’l-Karî Şerhu Sahihi’l-Buharî adlı eserin müellifi Halefî Bedru'd-Din el-Aynî (v
    855 h) Şeyhu’l-İslam hakkında sunları söylemektedir :
    "O, faziletli, maharetli, takvâlı,
    tertemiz, vera' sahibi, hadis ve tefsir ilimlerinin süvarisi, fıkıh ve hadis usulü ve fıkıh usulü
    ilimlerinde gerek anlatımı ve gerek yazımı itibariyle ileri derecede idi Bid'atçilere karsı
    çekilmis yalın kılıçtı Dinin emirlerini uygulayan büyük ilim adamı, marufu çokça emreden,
    münkerden çokça alıkoyandı Son derece gayretli, kahraman ve korku ve dehsete düsüren
    yerlerde atılgan, çokça zikreden, oruç tutan, namaz kılan, ibadet eden bir kimse idi
    Geçiminde kanaatkarlığı seçmis, fazlasını istemeyen bir kimse idi Oldukça güzel ve üstün
    sekilde sözlerine bağlı kalır, çok güzel ve değerli isleriyle vaktini değerlendirirdi Bununla
    birlikte asağılık dünyalıktan da uzak kalırdı Meshur, kabul görmüs ve tenkid edilebilecek
    bir kusuru bulunmayan, nihaî sözü kestirip atan fetvaları vardır"
    Onun san ve serefine dil uzatan kimselere karsı savunarak ve bu gibi kimseleri yeren bir
    üslubla da sunları söylemektedir : "Ona dil uzatan kimse ancak gülleri koklamakla birlikte
    hemen ölen pislik böceği gibidir Gözünün zayıflığı dolayısıyla ısık parıltısından rahatsız
    olan yarasaya benzer Ona dil uzatanların tenkid edebilme özellikleri de yoktur, ısık saçıcı,
    dikkate değer düsünceleri de yoktur Bunlar önemsiz sahsiyetlerdir Bunlar arasından onu
    tekfir edenlerin ise ilim adamı olarak kimlikleri belirsizdir, adları, sanları yoktur


    Son cümle İbn-i Teymiye hakkında görüş bildirdiğini söylediğin yüzlerce ehli sünnet alimine gitsin

    önyargıların değişmediği sürece,doğru bilgileri yanlış kaynaklardan okumaya devam ettiğiniz sürece,gözünün önünde duran şerbeti sana zehir diye gösterdikleri ve sende zehir olarak görmek istediğin sürece Alimler ne söylerse söylesin


  7. 03.Ekim.2012, 11:15
    16
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tasavvuf Alimleri Anlaşılamıyor da,İbn-i Teymiye neden Anlaşılabilir oluyor?

    Alıntı
    Merak ediyorum,matematik hocan 2kere 2 4 eder dediğinde de ''Hocam başka matematik hocalarının da bu konuda ki görüşlerini istiyorum'' dedin mi?
    evet aynı şeyi bende merak ettim şimdi; ben sana teymiyyeye reddiye yazan ve sapıtmıştır diyen onlarca alimin listesini verdiğimde sen gittin sordun mu?

    Hindistan'ın büyük alimlerinden allâme Muhammed Abdurrahman Silhetî, 1882 senesinde basılan kitabında şöyle diyor:

    İbni Teymiyye, Vehhabîlerin büyüğü ve öncüsüdür. O şeyh-ül-islam değil, bid'at ve âsâm, yani sapıklık ve günahlar şeyhidir, önderidir. Vehhabîlerin bozuk itikadlarından ilk konuşan odur. Ve aslında, bu bozuk, sapık fırkayı ortaya çıkaran odur. Zamanından Sultan ikinci Mahmud Han zamanına kadar, zikri ve akideleri gizli kaldı. Sultan ikinci Mahmud Han zamanında, Yemen tarafından [Necd'den] Muhammed bin Abdülvehhab isminde biri zuhur etti. İbni Teymiyye'nin ölümü ile yok olan, üzeri örtülen ve İslam memleketlerinde eli kolu bağlı olan bozuk itikadları körükleyip ortaya çıkardı. Yeni bir din yolu tuttu. Ehl-i sünnet vel-Cema'at mezhebine uymayan bir bid'at kampı teşkil etti. (Seyf'ül Ebrar, s.26)

    Hindistanlı Ehl-i sünnet alimlerinden Mevlana Muhammed Fadlurresul 1849 senesinde telif ettiği eserinde şöyle diyor:

    Biliniz ki bu İbni Teymiyye bed mezheb [yolu kötü], nefsine mağlup, Ehl-i sünnetten hariç bir kimsedir. Allahü teala için cihet [yön] söylenir dedi. İmam-ı Sübkî ona reddiye yazdı. Tabakat-ı Sübkî'de bunlar anlatılmaktadır. Sonradan çıkan bu fırkanın [Vehhabilerin] onunla çok uygunlukları ve ilgileri vardır. (Tashih'ül Mesail, s.44)

    İbni Teymiyye'nin Mü'min suresinin 36-37. ayetlerinde geçen Fir'avn'a ait bir sözü delil olarak öne sürerek Allahü teâlâ için cihet isnad ettiği anlaşılıyor: (Fir'avn, Ey Haman, bana yüksek bir kule yap; belki göklerin yollarına erişirim de Musa’nın Tanrısı’nı görürüm! Doğrusu ben onu, yalancı sanıyorum, dedi. Böylece Fir'avn’a, yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve yoldan saptırıldı. Fir'avn’un tuzağı tamamen boşa çıktı.) [Mümin 36/37]

    İbni Teymiyye'nin çağdaşı olan Ahmed b. Yahya el-Küllabî diyor ki:

    "Keşke bilseydim, İbni Teymiyye Fir'avn'un bu sözünden Allahü teâlânın göklerin ve Arşın üzerinde olduğunu nasıl anlamıştır? ... Haydi Fir'avn'un dediğinden böyle anlaşıldığını farzedelim. Peki İbni Teymiyye, nasıl Fir'avn'un zannıyla istidlal eder? ...Demek ki İbni Teymiyye'nin, bu ayetten anladığı mana ve Allah'a cihet olduğuna dair itimad eylediği delil, Fir'avn'un görüşüne göredir. Akidesinde itimad ettiği delil Fir'avn'un zannettiği şey olup o Fir'avn inancının kurucusudur." (Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, s.120-121.)

    Büyük alim Yusuf-i Nebhanî diyor ki:

    "Fir'avniye ismine hak kazanan, Allah'a cisim nisbet etmekte, benzetme yapmakda ve yön isnad etmekte Fir'avn'a muvafık kanaate sahip bulunan Haşviye taifesidir. Yoksa, noksan sıfatlardan münezzeh bulunan Allahü teâlâyı bu gibi şeylerin tamamından tenzih eden Ehl-i sünnet vel-cemaat topluluğu değildir." (Şevahidü'l-Hakk, s.223)

    Kâdızade Ahmed Efendi, İmam-ı Birgivî’nin kitabının şerhinde şöyle diyor:

    “[Allahü teâlâ] Gökte ve yerde değildir, mekândan münezzehdir. ..Mekân ve zaman O’nun şanına muhaldir. ..Sağda, solda, önde, arkada, üstte ve altta değildir....Allahü teâlâ cisim ve cismanî olmakdan münezzehdir. Bir tarafda [cihette] olmaktan da münezzehdir. ..İbni Teymiyye ve yolundakiler, Allahü teâlâ üst taraftadır dediler.” (Birgivî Vasiyetnamesi Şerhi, s.24).

    Ebu Hamid bin Merzuk rahmetullahi aleyh diyor ki:

    "Tek taraflı düşünmeyip de İbni Teymiyye'nin ve talebesi İbni Kayyım'ın basılmış eserlerini insaf ile mütalaa eden kimse, içinde bütün bu belalara, yani tecsime, Allah'a cihet isnad edilmesi itikadına ve bu görüşe muhalif olanları tekfir ettiğine ve daha başka çirkin şeylere rastlayacaktır." (Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, s. 112)

    İbni Teymiyye, İmam Razi'ye reddiye olarak yazdığı kitapda şöyle der:yi bilinir ki, Kitab'ta, Sünnet'te ve İcma'da bütün cisimlerin yaratılmış olduğuna veya Allahü teâlânın cisim olmadığına dair bir ifade yoktur. Müslümanların imamlarından hiç biri böyle bir şey söylememiştir. Öyleyse, ben de böyle söylememeyi tercih edersem ["Allah cisim değildir" demezsem], bu beni dinden çıkarmaz." Buna karşı İmam Muhammed Zâhidü’l Kevserî rahimehullah der ki: "Böyle söylemesi tam arsızlıktır. Allahü teâlânın asla hiç bir şeye benzemediğini ifade eden ayet-i kerimeleri ne yaptı? Her ahmağın aklına gelebilecek her saçmalığın tek tek reddedilmesini mi bekliyor? Allahü teâlânın meâlen (O'nun misli (O'na benzer) hiç bir şey yoktur.) (42:11) buyurması yetmiyor mu? Yoksa, hiç bir rivayet zıddını bildirmediği için birilerinin "Allah şunu yer, şunu çiğner, şunun tadına bakar..." gibi şeyler söylemesini caiz mi görüyor?" (Makâlatü’l-Kevserî)

    Hâfız İbni Hacer-i Mekkî (Heytemî) diyor ki:

    "İbn Teymiyye'nin, "Allah'ın cismi ve ciheti [yönü] ve intikal etmesi [yer değiştirmesi] var olup, boyutu Arş'ın boyutu kadardır, ondan ne daha az, ne de ondan daha büyüktür" demesinden, onun çirkin sözünün açıkca küfür olan bu yalanından Allahü teâlâ uzaktır. Allah onu ve kendisine tabi olanları utandırıp onun itikadında olan zümrenin topunu dağıtıversin." (Fetâvel-hadîsiyye; bkz. Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, s.438)

    Hâfız İbni Hacer el-Askalânî, Ed-duraru’l-kâmine isimli kitabında, İbni Teymiyye'nin sahabenin büyükleriyle ilgili sözleri hakkında alimlerden bazı nakiller yapmaktadır:

    “İbni Teymiyye Ömer ibnu’l-Hattab’a üç talak meselesinde ve Hazret-i Ali'ye de on yedi meselede Kur'anın nassına muhalefet etti diye isnadda bulunmuştur. Hazret-i Ebu Bekir ne dediğini bilmeyen yaşlı birisi olarak müslümanlığı kabul etti, ama Hazret-i Ali çocukken İslamiyeti kabul edip bir kavle göre çocuğun İslamiyeti sahih değildir, demesi ve yine Hazret-i Ali hakkında, kendisi Ebu Cehil'in kızını istemiş ve ölünceye kadar onu severek unutmamıştır, demesi üzerine alimler ona münafıklığı isnad etmişlerdir. İbni Teymiyye Hazret-i Osman hakkında (Osman malı severdi) demiş ve (Peygamberden -aleyhisselam- istigasede bulunulmaz) dediği için ona zındıklık isnad etmişlerdir.” (Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, s.410.)

    İbn Hacer el-Askalânî (v. 852/1448) İbn Teymiyye’nin, İmâmiyye Şîası’nın otoritelerinden olan İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin (v. 726/1325) Minhâcü’l-kerâme fî ma’rifeti’l-imâme (Tebriz 1286, Tahran 1298, Kahire 1962) adlı eserine reddiye olarak yazdığı Minhâcü’s-sünne en-nebeviyye fî nakzı kelâmi’ş-şîa ve’l-kaderiyye isimli kitabı üzerine yaptığı değerlendirmede diyor ki:

    Telif esnasında kaynağını hatırlayamadığı bazı makbül/sahih hadisleri veya senedi zayıf da olsa bazı mevcut/sabit rivâyetleri mevzu olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. İbn Teymiyye, İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin kullandığı hadislerin büyük bir kısmı mevzu ve çok zayıf olmakla birlikte, onun sözünü çürüteyim (tevhîn) derken bazan Hz. Ali’yi küçük düşürmüş, ifrat ve teşeddüde düşmüştür. (İbn Hacer, Lisân, VI, 319-320; a.mlf., Dürer, I, 71; Leknevî, Ecvibe, s. 174-176.)

    Leknevî diyor ki:

    İbn Teymiyye, İbnü’l-Cevzî (v. 597/1200) gibi hasen hadisleri mekzûb, birçok zayıf haberi de mevzû kılmış, hatta zayıf veya mevzû oluşu ihtilaf konusu olan birçok haberin, mevzû olmasında ittifak olduğunu iddia etmiştir. (Leknevî, Ecvibe, s. 174)

    Zehebi (vefatı m. 1347), İbni Teymiyye'nin talebelerindendir. Çeşitli eserlerinde hocasını abartılı bir şekilde övmüştür. Bununla beraber, İbni Teymiyye hakkında yazdığı biyografide değişik yerlerde şu cümleler mevcuttur:

    "İbni Teymiyye ekseri patavatsız ve münakaşacı idi... Bazı iyi bilinen konularda dört mezheb imamına muhalefet etti... Şimdi birkaç senedir bir mezhebe bağlı olmadan fetva veriyor... Bazen yanındaki birine hürmet gösterir, sonra sohbet sırasında ona mükerreren hakaret ederek gücendirirdi... Şiirleri sıradandır... Muhalifleri arasında gücendirdiği ve abartılı bir şekilde iftira ettiği kişiler de vardır. Allahü teâlâ onu ruhundaki kötülükten korusun!" (Bulletin of SOAS, 67, 3 (2004), 321-328.)TALEBESİNİN SÖZÜDÜR

    Zehebi, Zagalü'l-ilm risalesinde de İbni Teymiyye'de "kibir, ucb, meşihat riyasetine aşırı sevgiyle ulu zatları tahkir etme, büyüklük taslama davası ve gösteriş afeti" olduğunu yazıyor ve hocasına "ilimle böbürlenmekten ve bencillikten kork" diye hitab ediyor. (Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, s. 378.)

    Ehl-i sünnet alimlerinden Yusuf Nebhanî, Şevahidü'l-Hakk'da diyor ki:

    "İbni Teymiyye, dalgaları kıyıyı döven gürültülü bir deniz gibidir. Bazen sahile inci ve mercan bırakır; bazı zamanlarda da taşları ve midye kabuklarını attığı, pislikleri ve hayvan leşlerini bıraktığı olur." (s.46)

    İbni Teymiyye'nin yaptığı naklin sahih olmadığını İbni Hacer-i Heytemi, ona karşı yazdığı reddiyelerinde dile getirmiştir. Bu, alimde bulunabilecek ayıpların en kuvvetlisidir. Güveni zayıflatan ve itibarı düşüren huyların en şenii, başkalarından sahih olmayan nakil yapmaktır. İsterse en kuvvetli hadis hafızlarından ve en ileri alimlerden olsun. Hafız Iraki el-Kebir'in onun hakkında söylediği "İbni Teymiyye'nin yaptığı nakillerin bir kısmına itibar olunmaz" sözüne kuvvet kazandırmaktadır. (s. 191)


  8. 03.Ekim.2012, 11:15
    16
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Merak ediyorum,matematik hocan 2kere 2 4 eder dediğinde de ''Hocam başka matematik hocalarının da bu konuda ki görüşlerini istiyorum'' dedin mi?
    evet aynı şeyi bende merak ettim şimdi; ben sana teymiyyeye reddiye yazan ve sapıtmıştır diyen onlarca alimin listesini verdiğimde sen gittin sordun mu?

    Hindistan'ın büyük alimlerinden allâme Muhammed Abdurrahman Silhetî, 1882 senesinde basılan kitabında şöyle diyor:

    İbni Teymiyye, Vehhabîlerin büyüğü ve öncüsüdür. O şeyh-ül-islam değil, bid'at ve âsâm, yani sapıklık ve günahlar şeyhidir, önderidir. Vehhabîlerin bozuk itikadlarından ilk konuşan odur. Ve aslında, bu bozuk, sapık fırkayı ortaya çıkaran odur. Zamanından Sultan ikinci Mahmud Han zamanına kadar, zikri ve akideleri gizli kaldı. Sultan ikinci Mahmud Han zamanında, Yemen tarafından [Necd'den] Muhammed bin Abdülvehhab isminde biri zuhur etti. İbni Teymiyye'nin ölümü ile yok olan, üzeri örtülen ve İslam memleketlerinde eli kolu bağlı olan bozuk itikadları körükleyip ortaya çıkardı. Yeni bir din yolu tuttu. Ehl-i sünnet vel-Cema'at mezhebine uymayan bir bid'at kampı teşkil etti. (Seyf'ül Ebrar, s.26)

    Hindistanlı Ehl-i sünnet alimlerinden Mevlana Muhammed Fadlurresul 1849 senesinde telif ettiği eserinde şöyle diyor:

    Biliniz ki bu İbni Teymiyye bed mezheb [yolu kötü], nefsine mağlup, Ehl-i sünnetten hariç bir kimsedir. Allahü teala için cihet [yön] söylenir dedi. İmam-ı Sübkî ona reddiye yazdı. Tabakat-ı Sübkî'de bunlar anlatılmaktadır. Sonradan çıkan bu fırkanın [Vehhabilerin] onunla çok uygunlukları ve ilgileri vardır. (Tashih'ül Mesail, s.44)

    İbni Teymiyye'nin Mü'min suresinin 36-37. ayetlerinde geçen Fir'avn'a ait bir sözü delil olarak öne sürerek Allahü teâlâ için cihet isnad ettiği anlaşılıyor: (Fir'avn, Ey Haman, bana yüksek bir kule yap; belki göklerin yollarına erişirim de Musa’nın Tanrısı’nı görürüm! Doğrusu ben onu, yalancı sanıyorum, dedi. Böylece Fir'avn’a, yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve yoldan saptırıldı. Fir'avn’un tuzağı tamamen boşa çıktı.) [Mümin 36/37]

    İbni Teymiyye'nin çağdaşı olan Ahmed b. Yahya el-Küllabî diyor ki:

    "Keşke bilseydim, İbni Teymiyye Fir'avn'un bu sözünden Allahü teâlânın göklerin ve Arşın üzerinde olduğunu nasıl anlamıştır? ... Haydi Fir'avn'un dediğinden böyle anlaşıldığını farzedelim. Peki İbni Teymiyye, nasıl Fir'avn'un zannıyla istidlal eder? ...Demek ki İbni Teymiyye'nin, bu ayetten anladığı mana ve Allah'a cihet olduğuna dair itimad eylediği delil, Fir'avn'un görüşüne göredir. Akidesinde itimad ettiği delil Fir'avn'un zannettiği şey olup o Fir'avn inancının kurucusudur." (Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, s.120-121.)

    Büyük alim Yusuf-i Nebhanî diyor ki:

    "Fir'avniye ismine hak kazanan, Allah'a cisim nisbet etmekte, benzetme yapmakda ve yön isnad etmekte Fir'avn'a muvafık kanaate sahip bulunan Haşviye taifesidir. Yoksa, noksan sıfatlardan münezzeh bulunan Allahü teâlâyı bu gibi şeylerin tamamından tenzih eden Ehl-i sünnet vel-cemaat topluluğu değildir." (Şevahidü'l-Hakk, s.223)

    Kâdızade Ahmed Efendi, İmam-ı Birgivî’nin kitabının şerhinde şöyle diyor:

    “[Allahü teâlâ] Gökte ve yerde değildir, mekândan münezzehdir. ..Mekân ve zaman O’nun şanına muhaldir. ..Sağda, solda, önde, arkada, üstte ve altta değildir....Allahü teâlâ cisim ve cismanî olmakdan münezzehdir. Bir tarafda [cihette] olmaktan da münezzehdir. ..İbni Teymiyye ve yolundakiler, Allahü teâlâ üst taraftadır dediler.” (Birgivî Vasiyetnamesi Şerhi, s.24).

    Ebu Hamid bin Merzuk rahmetullahi aleyh diyor ki:

    "Tek taraflı düşünmeyip de İbni Teymiyye'nin ve talebesi İbni Kayyım'ın basılmış eserlerini insaf ile mütalaa eden kimse, içinde bütün bu belalara, yani tecsime, Allah'a cihet isnad edilmesi itikadına ve bu görüşe muhalif olanları tekfir ettiğine ve daha başka çirkin şeylere rastlayacaktır." (Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, s. 112)

    İbni Teymiyye, İmam Razi'ye reddiye olarak yazdığı kitapda şöyle der:yi bilinir ki, Kitab'ta, Sünnet'te ve İcma'da bütün cisimlerin yaratılmış olduğuna veya Allahü teâlânın cisim olmadığına dair bir ifade yoktur. Müslümanların imamlarından hiç biri böyle bir şey söylememiştir. Öyleyse, ben de böyle söylememeyi tercih edersem ["Allah cisim değildir" demezsem], bu beni dinden çıkarmaz." Buna karşı İmam Muhammed Zâhidü’l Kevserî rahimehullah der ki: "Böyle söylemesi tam arsızlıktır. Allahü teâlânın asla hiç bir şeye benzemediğini ifade eden ayet-i kerimeleri ne yaptı? Her ahmağın aklına gelebilecek her saçmalığın tek tek reddedilmesini mi bekliyor? Allahü teâlânın meâlen (O'nun misli (O'na benzer) hiç bir şey yoktur.) (42:11) buyurması yetmiyor mu? Yoksa, hiç bir rivayet zıddını bildirmediği için birilerinin "Allah şunu yer, şunu çiğner, şunun tadına bakar..." gibi şeyler söylemesini caiz mi görüyor?" (Makâlatü’l-Kevserî)

    Hâfız İbni Hacer-i Mekkî (Heytemî) diyor ki:

    "İbn Teymiyye'nin, "Allah'ın cismi ve ciheti [yönü] ve intikal etmesi [yer değiştirmesi] var olup, boyutu Arş'ın boyutu kadardır, ondan ne daha az, ne de ondan daha büyüktür" demesinden, onun çirkin sözünün açıkca küfür olan bu yalanından Allahü teâlâ uzaktır. Allah onu ve kendisine tabi olanları utandırıp onun itikadında olan zümrenin topunu dağıtıversin." (Fetâvel-hadîsiyye; bkz. Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, s.438)

    Hâfız İbni Hacer el-Askalânî, Ed-duraru’l-kâmine isimli kitabında, İbni Teymiyye'nin sahabenin büyükleriyle ilgili sözleri hakkında alimlerden bazı nakiller yapmaktadır:

    “İbni Teymiyye Ömer ibnu’l-Hattab’a üç talak meselesinde ve Hazret-i Ali'ye de on yedi meselede Kur'anın nassına muhalefet etti diye isnadda bulunmuştur. Hazret-i Ebu Bekir ne dediğini bilmeyen yaşlı birisi olarak müslümanlığı kabul etti, ama Hazret-i Ali çocukken İslamiyeti kabul edip bir kavle göre çocuğun İslamiyeti sahih değildir, demesi ve yine Hazret-i Ali hakkında, kendisi Ebu Cehil'in kızını istemiş ve ölünceye kadar onu severek unutmamıştır, demesi üzerine alimler ona münafıklığı isnad etmişlerdir. İbni Teymiyye Hazret-i Osman hakkında (Osman malı severdi) demiş ve (Peygamberden -aleyhisselam- istigasede bulunulmaz) dediği için ona zındıklık isnad etmişlerdir.” (Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, s.410.)

    İbn Hacer el-Askalânî (v. 852/1448) İbn Teymiyye’nin, İmâmiyye Şîası’nın otoritelerinden olan İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin (v. 726/1325) Minhâcü’l-kerâme fî ma’rifeti’l-imâme (Tebriz 1286, Tahran 1298, Kahire 1962) adlı eserine reddiye olarak yazdığı Minhâcü’s-sünne en-nebeviyye fî nakzı kelâmi’ş-şîa ve’l-kaderiyye isimli kitabı üzerine yaptığı değerlendirmede diyor ki:

    Telif esnasında kaynağını hatırlayamadığı bazı makbül/sahih hadisleri veya senedi zayıf da olsa bazı mevcut/sabit rivâyetleri mevzu olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. İbn Teymiyye, İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin kullandığı hadislerin büyük bir kısmı mevzu ve çok zayıf olmakla birlikte, onun sözünü çürüteyim (tevhîn) derken bazan Hz. Ali’yi küçük düşürmüş, ifrat ve teşeddüde düşmüştür. (İbn Hacer, Lisân, VI, 319-320; a.mlf., Dürer, I, 71; Leknevî, Ecvibe, s. 174-176.)

    Leknevî diyor ki:

    İbn Teymiyye, İbnü’l-Cevzî (v. 597/1200) gibi hasen hadisleri mekzûb, birçok zayıf haberi de mevzû kılmış, hatta zayıf veya mevzû oluşu ihtilaf konusu olan birçok haberin, mevzû olmasında ittifak olduğunu iddia etmiştir. (Leknevî, Ecvibe, s. 174)

    Zehebi (vefatı m. 1347), İbni Teymiyye'nin talebelerindendir. Çeşitli eserlerinde hocasını abartılı bir şekilde övmüştür. Bununla beraber, İbni Teymiyye hakkında yazdığı biyografide değişik yerlerde şu cümleler mevcuttur:

    "İbni Teymiyye ekseri patavatsız ve münakaşacı idi... Bazı iyi bilinen konularda dört mezheb imamına muhalefet etti... Şimdi birkaç senedir bir mezhebe bağlı olmadan fetva veriyor... Bazen yanındaki birine hürmet gösterir, sonra sohbet sırasında ona mükerreren hakaret ederek gücendirirdi... Şiirleri sıradandır... Muhalifleri arasında gücendirdiği ve abartılı bir şekilde iftira ettiği kişiler de vardır. Allahü teâlâ onu ruhundaki kötülükten korusun!" (Bulletin of SOAS, 67, 3 (2004), 321-328.)TALEBESİNİN SÖZÜDÜR

    Zehebi, Zagalü'l-ilm risalesinde de İbni Teymiyye'de "kibir, ucb, meşihat riyasetine aşırı sevgiyle ulu zatları tahkir etme, büyüklük taslama davası ve gösteriş afeti" olduğunu yazıyor ve hocasına "ilimle böbürlenmekten ve bencillikten kork" diye hitab ediyor. (Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, s. 378.)

    Ehl-i sünnet alimlerinden Yusuf Nebhanî, Şevahidü'l-Hakk'da diyor ki:

    "İbni Teymiyye, dalgaları kıyıyı döven gürültülü bir deniz gibidir. Bazen sahile inci ve mercan bırakır; bazı zamanlarda da taşları ve midye kabuklarını attığı, pislikleri ve hayvan leşlerini bıraktığı olur." (s.46)

    İbni Teymiyye'nin yaptığı naklin sahih olmadığını İbni Hacer-i Heytemi, ona karşı yazdığı reddiyelerinde dile getirmiştir. Bu, alimde bulunabilecek ayıpların en kuvvetlisidir. Güveni zayıflatan ve itibarı düşüren huyların en şenii, başkalarından sahih olmayan nakil yapmaktır. İsterse en kuvvetli hadis hafızlarından ve en ileri alimlerden olsun. Hafız Iraki el-Kebir'in onun hakkında söylediği "İbni Teymiyye'nin yaptığı nakillerin bir kısmına itibar olunmaz" sözüne kuvvet kazandırmaktadır. (s. 191)


  9. 03.Ekim.2012, 11:16
    17
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tasavvuf Alimleri Anlaşılamıyor da,İbn-i Teymiye neden Anlaşılabilir oluyor?

    "Aliyy'ül-kaari Şifa şerhinde diyor ki: Hanbelîlerden İbni Teymiyye, ifrata kaçmış bulunmaktadır. Zira Resulullah aleyhisselam efendimizi ziyaret için yolculuk yapmayı haram saymıştır. Halbuki ziyaretin yakınlık sebebi olduğu bilinmektedir. Onu inkara kalkan üzerine küfür ile hükmolunmuştur. Zira müstehab olduğunda ulemanın icmaı bulunan bir şeyi haram kılmak küfür olur. Bu, mübah olduğunda icma bulunan bir şeyi haram kılmanın da ötesinde bulunmaktadır." (s.188) (*)

    "İbni Teymiyye'nin bozucu aklı ile muhalefette bulunduğu her şey, kendi uydurmasıdır. Kendi fasid inanışına göre, def edecek boş bir şüphe bulamadığı zaman "O yalandır" diye başka bir davaya geçer. Onun hakkında "İlmi aklından büyüktür" diyen, insaflı davranmıştır." (s.189)

    "Ben, İbni Teymiyye'nin Minhacü's-sünnet kitabında Allahü tealaya cihet [yön] isnadını tafsilatı ile görmüş bulunuyorum... Selef-i salihinden böyle bir söz varid olmamıştır...Bilakis [İbni Teymiyye] onu kendi nefsinden çıkarıp ortaya atmış ve birçok yerde tekrarlayıp durmuştur." (s.203)

    "İbni Teymiyye'nin kitapları basılmış bulunduğundan ve onların içinde Ehl-i sünnet inançlarına aykırı meseleler mevcut olduğundan dolayı, alimlere bu meseleleri açıklamaya yönelmek ve bu hususta halkı uyarmak lazımdır" (s.203)

    "İbni Teymiyye'nin kelamındaki çekişme ve çelişmeye delalet eden şeylerden birisi de, kitaplarından bir kısmında söylediğinin, diğer eserlerinde ifade ettiğini nakzeder mahıyette olmasıdır. Bu, ya inançlarında hata edip dönüş yapmasından veya ilminin geniş ve eserlerinin çok olup fetvalarını ve ibarelerini yayıp dağıtması sebebiyle, daha evvelki kitaplarında yazdığını unutmasından meydana gelmektedir." (s.222)

    (*) Not: İmam-ı Kastalânî, Mevâhib kitabında, "Rasulullahın Kabri Şerifini Ziyaret" kısmında diyor ki: "Kainatın efendisi Muhammed aleyhisselamın mübarek mezarını ziyaret etmek en yüce taat ve en şerefli ibadetlerdendir. Bunun aksine inanan kimse, Hak teala hazretlerine ve Rasulune ve müslüman ümmetine aykırı davranmış ve bu yüzden İslamiyet bağından kopmuş olur. Allah'a sığınırız." (Mevâhibü Ledünniye, c.2, s. 473) Hâfız İbni Hacer el-Askalânî de şöyle yazmıştır: "Bu, İbn Teymiyye'den nakledilen en çirkin ve tepki çeken konu*lardan biridir. Hz. Peygamber'in kabrini ziyaret etmenin meşru olduğuna dair icma bulunduğu iddiasını reddetmek için getirilen delil, Mâlik'in "Hz. Peygam*ber'in kabrini ziyaret ettim" sözünü mekruh saymasıdır. Malikîler'den muhakkik âlimler, İmam Mâlik'in bu sözü söylemeyi edeben mekruh saydığını söylemişler*dir. Kabrin ziyaret edilmesi ise aslında en faziletli amellerden, Yüce Allah'a yak*laştıran en önemli fiillerden olup, bunun meşru olduğu konusunda tartışma söz konusu olmaksızın icma bulunmaktadır." (Fethu'l Bârî, 1989 Baskısı, 3:66)

    Zamanın Şeyhül-islamı Allame Ebu'l-Hasan Ali bin İsmail el-Kunavi diyor ki:

    "İbni Teymiyye cahillerdendir, ne dediğini düşünmüyor. Tevessüle dair tefrikayı, yani Resulullaha (aleyhisselam) hayatta iken onunla tevessül edilmesi caiz olup, vefatından sonra caiz olmadığı hakkındaki düşündüğü farkı, zahirde kendisine İslamiyetle şereflenmiş süsünü veren Yahudi ve Samiri taifesinin yavrularından telakki etmiştir. Halbuki bu taifeler, Peygamberin (aleyhisselam) en büyük düşmanlarıdırlar. Hazret-i Ali'nin (radıyallahü anh) huzurunda birisi, Peygamberi (aleyhisselam) tahkir ifade eden bir kelime söylediği için, onu öldürmüştür."

    Allame Şerif Takıyuddin Ebu Bekri’l-Hısni ed-Dımaşki (vefatı h.829) diyor ki:

    "İbni Teymiyye’nin dediği kavillerin en kötüsü ve çirkini, tefrika meselesidir. Yani, yalnız Peygamberin (aleyhisselam) hayatında ve huzurunda duasına tevessül etmek caizdir, vefatından sonra türbesinin yanında bile caiz değildir, sözüdür ki, bunu Yahudiler ortaya atmış ve tâbileri de bu fikir üzerinde devam etmiştir."

    İmam-ı Ebül-Hasen Sübkî buyuruyor ki:

    "Resûlullah ile tevessül etmek, yani istigase etmek, ondan şefaat istemekdir. Bu ise güzel bir şeydir. Önceki ve sonraki İslam alimlerinden hiçbiri buna karşı birşey dememişdir. Yalnız İbni Teymiyye bunu inkar etdi. Böylece doğru yoldan ayrıldı. Kendinden önce gelen alimlerden hiçbirinin söylemediği bir bid’at çıkardı. Bu bid’ati ile müslümanların diline düştü."

    Büyük âlim İbni Hacer-i Mekkî Fetâvel-hadîsiyye kitabında diyor ki:

    "Allahü teâlâ, İbni Teymiyyeyi dalâlete, felakete düşürdü. Gözlerini kör, kulaklarını sağır etdi. Birçok alim, bunun işlerinin bozuk, sözlerinin yalan olduğunu bildirmişler ve vesikalarla ispat etmişlerdir. Büyük İslam alimi Ebül Hasen-il-Sübkinin ve oğlu Tacüddin-i Sübkinin ve İmam-ül’iz bin-cema’anın kitaplarını okuyanlar ve onun zamanında bulunan Şafi’î, Malikî ve Hanefî alimlerinin, kendisine karşı sözlerini ve yazılarını inceliyenler, sözümüzün doğruluğunu iyi anlar."


    DAHA ÇOK YAZARDIM AMA NASILSA BENİM YAZDIKLARIMI KALDIRIRLAR.KALDIRMADAN YETİŞEBİLİRSEN OKURSUN.


  10. 03.Ekim.2012, 11:16
    17
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    "Aliyy'ül-kaari Şifa şerhinde diyor ki: Hanbelîlerden İbni Teymiyye, ifrata kaçmış bulunmaktadır. Zira Resulullah aleyhisselam efendimizi ziyaret için yolculuk yapmayı haram saymıştır. Halbuki ziyaretin yakınlık sebebi olduğu bilinmektedir. Onu inkara kalkan üzerine küfür ile hükmolunmuştur. Zira müstehab olduğunda ulemanın icmaı bulunan bir şeyi haram kılmak küfür olur. Bu, mübah olduğunda icma bulunan bir şeyi haram kılmanın da ötesinde bulunmaktadır." (s.188) (*)

    "İbni Teymiyye'nin bozucu aklı ile muhalefette bulunduğu her şey, kendi uydurmasıdır. Kendi fasid inanışına göre, def edecek boş bir şüphe bulamadığı zaman "O yalandır" diye başka bir davaya geçer. Onun hakkında "İlmi aklından büyüktür" diyen, insaflı davranmıştır." (s.189)

    "Ben, İbni Teymiyye'nin Minhacü's-sünnet kitabında Allahü tealaya cihet [yön] isnadını tafsilatı ile görmüş bulunuyorum... Selef-i salihinden böyle bir söz varid olmamıştır...Bilakis [İbni Teymiyye] onu kendi nefsinden çıkarıp ortaya atmış ve birçok yerde tekrarlayıp durmuştur." (s.203)

    "İbni Teymiyye'nin kitapları basılmış bulunduğundan ve onların içinde Ehl-i sünnet inançlarına aykırı meseleler mevcut olduğundan dolayı, alimlere bu meseleleri açıklamaya yönelmek ve bu hususta halkı uyarmak lazımdır" (s.203)

    "İbni Teymiyye'nin kelamındaki çekişme ve çelişmeye delalet eden şeylerden birisi de, kitaplarından bir kısmında söylediğinin, diğer eserlerinde ifade ettiğini nakzeder mahıyette olmasıdır. Bu, ya inançlarında hata edip dönüş yapmasından veya ilminin geniş ve eserlerinin çok olup fetvalarını ve ibarelerini yayıp dağıtması sebebiyle, daha evvelki kitaplarında yazdığını unutmasından meydana gelmektedir." (s.222)

    (*) Not: İmam-ı Kastalânî, Mevâhib kitabında, "Rasulullahın Kabri Şerifini Ziyaret" kısmında diyor ki: "Kainatın efendisi Muhammed aleyhisselamın mübarek mezarını ziyaret etmek en yüce taat ve en şerefli ibadetlerdendir. Bunun aksine inanan kimse, Hak teala hazretlerine ve Rasulune ve müslüman ümmetine aykırı davranmış ve bu yüzden İslamiyet bağından kopmuş olur. Allah'a sığınırız." (Mevâhibü Ledünniye, c.2, s. 473) Hâfız İbni Hacer el-Askalânî de şöyle yazmıştır: "Bu, İbn Teymiyye'den nakledilen en çirkin ve tepki çeken konu*lardan biridir. Hz. Peygamber'in kabrini ziyaret etmenin meşru olduğuna dair icma bulunduğu iddiasını reddetmek için getirilen delil, Mâlik'in "Hz. Peygam*ber'in kabrini ziyaret ettim" sözünü mekruh saymasıdır. Malikîler'den muhakkik âlimler, İmam Mâlik'in bu sözü söylemeyi edeben mekruh saydığını söylemişler*dir. Kabrin ziyaret edilmesi ise aslında en faziletli amellerden, Yüce Allah'a yak*laştıran en önemli fiillerden olup, bunun meşru olduğu konusunda tartışma söz konusu olmaksızın icma bulunmaktadır." (Fethu'l Bârî, 1989 Baskısı, 3:66)

    Zamanın Şeyhül-islamı Allame Ebu'l-Hasan Ali bin İsmail el-Kunavi diyor ki:

    "İbni Teymiyye cahillerdendir, ne dediğini düşünmüyor. Tevessüle dair tefrikayı, yani Resulullaha (aleyhisselam) hayatta iken onunla tevessül edilmesi caiz olup, vefatından sonra caiz olmadığı hakkındaki düşündüğü farkı, zahirde kendisine İslamiyetle şereflenmiş süsünü veren Yahudi ve Samiri taifesinin yavrularından telakki etmiştir. Halbuki bu taifeler, Peygamberin (aleyhisselam) en büyük düşmanlarıdırlar. Hazret-i Ali'nin (radıyallahü anh) huzurunda birisi, Peygamberi (aleyhisselam) tahkir ifade eden bir kelime söylediği için, onu öldürmüştür."

    Allame Şerif Takıyuddin Ebu Bekri’l-Hısni ed-Dımaşki (vefatı h.829) diyor ki:

    "İbni Teymiyye’nin dediği kavillerin en kötüsü ve çirkini, tefrika meselesidir. Yani, yalnız Peygamberin (aleyhisselam) hayatında ve huzurunda duasına tevessül etmek caizdir, vefatından sonra türbesinin yanında bile caiz değildir, sözüdür ki, bunu Yahudiler ortaya atmış ve tâbileri de bu fikir üzerinde devam etmiştir."

    İmam-ı Ebül-Hasen Sübkî buyuruyor ki:

    "Resûlullah ile tevessül etmek, yani istigase etmek, ondan şefaat istemekdir. Bu ise güzel bir şeydir. Önceki ve sonraki İslam alimlerinden hiçbiri buna karşı birşey dememişdir. Yalnız İbni Teymiyye bunu inkar etdi. Böylece doğru yoldan ayrıldı. Kendinden önce gelen alimlerden hiçbirinin söylemediği bir bid’at çıkardı. Bu bid’ati ile müslümanların diline düştü."

    Büyük âlim İbni Hacer-i Mekkî Fetâvel-hadîsiyye kitabında diyor ki:

    "Allahü teâlâ, İbni Teymiyyeyi dalâlete, felakete düşürdü. Gözlerini kör, kulaklarını sağır etdi. Birçok alim, bunun işlerinin bozuk, sözlerinin yalan olduğunu bildirmişler ve vesikalarla ispat etmişlerdir. Büyük İslam alimi Ebül Hasen-il-Sübkinin ve oğlu Tacüddin-i Sübkinin ve İmam-ül’iz bin-cema’anın kitaplarını okuyanlar ve onun zamanında bulunan Şafi’î, Malikî ve Hanefî alimlerinin, kendisine karşı sözlerini ve yazılarını inceliyenler, sözümüzün doğruluğunu iyi anlar."


    DAHA ÇOK YAZARDIM AMA NASILSA BENİM YAZDIKLARIMI KALDIRIRLAR.KALDIRMADAN YETİŞEBİLİRSEN OKURSUN.


  11. 03.Ekim.2012, 14:07
    18
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tasavvuf Alimleri Anlaşılamıyor da,İbn-i Teymiye neden Anlaşılabilir oluyor?

    İbni Teymiyye, Suriye’nin Harran kentinde doğmuştur. Babası ilmi seven ve destekleyen, Hanbelî mezhebinden bir şahıs idi. Babası Moğollar’dan korktuğunu için oğlunu Şam’a getirmiştir. Babası vefat ettikten sonra İbni Teymiyye, babasının sayesinde birçok insan tarafından ilgi görmüştür. Çünkü babasının hiç malı yoktu. Bu nedenle insanlar ona sahip çıkıp önem vermişlerdir. İnsanların ona önem vermeye başlamasını ilerleyen yıllarda değerlendirmeye ve kendi kafasına göre fetvalar vermeye başlamıştır. Daha sonraları İbni Teymiyye büyük âlimler ile tartışmalara girmiştir. Her tartışma sonunda bu davranışından vazgeçiyor ama sonra tekrar tartışmalara girişiyordu. En sonunda Sultan Muhammed İbni Kalavun’un emri ile getirildi. Dört mezhebin de büyük âlimleri ile tartıştırıldı. Bu tartıaşmalar sonunda âlimler onun “Mürted” olduğuna hükmettiler. Bu hüküm üzerine Sultan, onu ömür boyu cezaevine atmıştır. Muhaddis, Fakih Veliyiddini Iraki adındaki âlim (kendisi hafızların şeyhi olan Zeyneddin Iraki’nin oğludur)” El-Ecvibel Mardiyye” adlı kitabında İbni Teymiyye için şöyle diyor: “İlmi, aklından büyüktür.” Yani bu kişi ilmi öğrenmiş fakat öğrendiği ilmi hak yolda kullanmamıştır. Bu âlim aynı kitabında yine diyor ki: “İbni Teymiyye 60 meselede icmaya karşı gelmiştir. Bu meselelerin bazıları akaîd ile ilgili bazıları da fürulardadır.” Bunun üzerine onunla aynı zamanda yaşamış olan âlimler ona reddiyeler yazmışlar ve sapık olduğunu açıkça belirtmişlerdir. Bu âlimlerden biri de İmam Hafız Takiyyuddin Ali b. AbdulKafi Es-Subki ‘dir. Bu âlim “Ed-Durra El-Muduyya” adlı kitabında diyor ki: “İbni Teymiyye’nin akaid konusunda çıkarmış olduğu meselelerden dolayı sapmıştır. Yani İslam’ın rükünlerini ve larını bozmaya çalışmadan önce kendini, kitaba ve sünnete tabi olduğunu, hak olana, doğru olana, Cennet’e davet eden biri olarak göstermiştir ama daha sonra hak yola tabi olmaktan çıktı ve bid’atçi olup icmadan uzaklaşıp, icmaya karşı muhalif olduğundan dolayı da Müslümanların cemaatinden sapmıştır. Allâh ve sıfatları hakkında “Cisim ve mürekkeb” olduğunu iddia etmiştir. Yine “Allâh’ın uzuvlara ve parçalara ihtiyaç duyması imkânsız değildir” demiştir ve Allâh’ın sonradan varolan sıfatlarının olduğunu iddia etmiştir.” Bir iddiası da şudur: “Kur’an-ı Kerim’in yaratılmıştır. Bu Kur’an olmadan önce Allâh bunu tekellüm etmiştir. Allâh, dilediği vakitte konuşur, dilediği vakitte de susar.” Onun fikrine göre insanların iradesinde olan şeyler Allâh’ın zatında da olur. Bu kadarı ile yetinmeyerek âlemin ezeli olduğunu, yaratılmışların başlangıcının olmadığını iddia etmiştir. Bu son iki sözünde Allâh’ın ezeli olan sıfatlarının yaratılmış olduğunu ve yaratılmış varlıkların ezeli olduğunu iddia etmiş olur. Bu iki görüşü hiçbir ümmetten söyleyen olmamıştır. Ümmet 73 fırkaya ayrıldığından İbni Teymiyye bu görüşleri ile hiçbir fırkaya girmiş değildir. Kendisine başka grup kurmuş olur. Bu saydığımız meseleler küfür olduğu halde fıkhı konulardaki yanlışlarına göre çok azdır.”

    Hafız Iraki’nin şeyhi olan Hafız Ebu Said El-Ala’i, İbni Teymiyye hakkında birçok mesele nakletmiştir. Bunu ise Hafız Muhaddis tarihçi Şemseddin b. Tolon, “Zahair El-Kasr” adlı kitabında bizlere bildirmiştir. Diyor ki: “İmam Ebu Said El-Ala’i, İbni Teymiyye’nin âlimlere, icmaya ve insanlara muhalif olduğu meseleleri nakletmiştir. Bu meselelerin bir kısmi akaid ile ilgili bir kısmı da füru’lardadır. Bazı meseleleri icmaya karşı bazıları da mezhepte güçlü olan görüşlere karşıdır.”

    İbni Teymiyye’nin sapık görüşlerinin bazıları şunlardır:

    Birinci Mesele

    -Bazı yaratıkların başlangıcının olmadığını, yani Allâh ile birlikte ezelde var olduklarını iddia etmesidir.

    Bu sapık görüşü şu kitaplarda geçmektedir.
    1- Muvafakat Sarihil Ma’kul Lisahihil Menkul
    2- Minhac es-Sünne e-Nebeviyye
    3- Şerh Hadis-i Nüzul
    4- Şerh Hadis İmran b. Husayn
    5- Nakd Meratibul İcma’
    6- Fetaval Kübra
    7- Altı Sürenin Tefsir Mecmuası

    “Muvafakat Sarihil Ma’kul Lisahihil Menkul” adlı kitabında diyor ki ; “Hadis ehlinin çoğu ve onlara tabi olanlar yaratılmışların aslının yaratılmış olduğunu demiyorlar ancak ezeli olduğunu söylüyorlar.”

    “Minhac es-Sünne e-Nebeviyye” adlı kitabında diyor ki; “Bu alemin içindekilerin kendisi ezeli olması imkansızdır ancak bu yaratılmışların aslı ezelidir..”

    • İmam El Celal ed-Devveni, “Şerhil Adydiyye” adlı kitabında diyor ki:“İbni Teymiyye, bazı kitaplarında Arş’ın ezeli olduğunu yazdığını gördüm.”

    CEVAP:

    Bu mesele onun en kötü meselelerinden birisidir. Kur’an’a, Hadislere, icmaya ve âlimlere karşı olan bir meseledir.

    İmam Muhaddis Usuli Bedrettin Ez Zerkeşi “Teşiniful Mesâmi’” adlı kitabında şöyle diyor: “Bütün Müslümanların ittifakı ve görüş birliği ile “bu âlemin aslı ezelidir” diyenin kâfir olduğunu söylemiştir. Burada felsefecilerin görüşlerini şöyle nakletmektedir: “Bu âlemin hem kendisi hem de aslı ezelidir. Bazıları da demişler ki; “Bu âlemin içindekiler yaratılmıştır ama aslı ezelidir.” Bu görüşü naklettikten sonra Bedrettin Ez Zerkeşi şöyle demiştir: “Bütün Müslümanlar bu iki görüşü savunanların sapıklıkta ve delalette olduklarını söylemişlerdir ve onları tekfir etmişlerdir.” Bu sözün aynısını İmam Hafız İraki, Kadi İyad Yahsybi el-Maliki, Hafızı Zeyneddin Iraki ve Hafız İbni Hacer Askalani gibi âlimler söylemişlerdir. Kadi İyad “Eş-Şif┠adlı kitabında diyor ki: “Bu âlemin ezeli olduğunu iddia edeni veya bundan şüphe edeni kesinlikle tekfir ederiz.
    Büyük Hanefi âlimlerinden lügatçi olan Muhammed Murtada Ez-Zebidi “Şerh İhya Ulumiddin” adlı kitabında diyor ki; “Bu âlemin ezeli olduğunu iddia eden felsefecilerin görüşlerini, Müslümanlardan kimse onaylamamıştır.” Ve aynı kitapta İmam Subki’den naklederek diyor ki: “Subki, “Şerh Akidet İbni Hacib” adlı kitabında şöyle diyor; ‘Cevher ve arazlar hepsi yaratılmıştır. Hepsi sonradan olmuştur. O halde bu âlemin hepsi yaratılmıştır. Müslüman olan ve olmayan bütün insanlar bunda icma etmişlerdir. Kim bu konuda muhalif olursa kâfirdir.”
    İbni Teymiyye bu iddiaları ile Kur’an’a, hadislere, âlimlerin icma’ına ve akla ters düşmüştür. Ku’ran-ı Kerim’e nasıl karşı gelmiş olur, “El-Hadid” suresinin 3. ayetinin meali: “O ilktir.” Yani O’ndan başka hiçbir şey ezeli değildir.” Her kim Allâh ile beraber ezeli olan varlıkların olduğunu iddia ederse Allâh’a ortak koşmuş olur. Hadis’e karşı geldiğini de İmam-ı Buhari’nin “Es Sahih” adlı kitabında naklettiği şu hadisten anlıyoruz: “Allâh vardı, O’ndan başka hiçbir şey yoktu.” Başka rivayette de “Allâh vardı ve O’nunla beraber hiçbir şey yoktu.” Bu hadislerden anlaşılıyor ki, bu iddialarıyla hadislere de karşıdır.

    İkinci Mesele

    -Allâh’ın sıfatlarında sonradan yaratılmış sıfatlar olduğunu iddia etmesidir.

    Bu sapık görüşü şu kitaplarda geçmektedir.
    1- Muvafakat Sarihil Ma’kul Lisahihil Menkul
    2- Minhac es-Sünne e-Nebeviyye
    3- Fetaval Kübra
    4- Altı Sürenin Tefsir Mecmuası

    * “Minhac es-Sünne e-Nebeviyye” adlı kitabında diyor ki: “Allâh’ın hareket eder ve Allâh’ın zatında yaratılmış ve araz olan sıfatlarının da olduğunu söylüyoruz. Bunun batıl olduğunu delil nedir? ”

    CEVAP:

    Bu sözün batıl olduğuna delil olarak İmam İsfarayini, “Et-Tebsiru Fiddin” adlı kitabında ona cevaben şöyle dediğini gösterebiliriz: “Bilmen gereken mesele şudur; Kesinlikle Allâh’ın sıfatlarında ve zatında yaratılmış sıfatların bulunması imkânsızdır. Çünkü sıfatlarında yaratılmış olan bir şey bulunmuş olsaydı kendisi de yaratılmış olurdu. Bundan dolayı İbrahim Peygamber hakkında “El Enâm” suresi 76. ayetinde bildirildiği gibi şöyle denmektedir. ‘Değişenleri, kaybolanları sevmem.’ Yani İbrahim Peygamber burada ay, yıldızlar ve güneşin bir halden bir hale geçtiği için bunlar ilah olamazlar diye kavmine bildirmiştir. Allâh’ın Zatında yaratılmış olan sıfatlar olsaydı kendi zatı da yaratılmış olacaktı. Bu da Allâh hakkında imkânsızdır.”

    İmam Ebu Hanife “El-Fıkhıl Ebsat” adlı kitabında şöyle diyor: “Allâh’ın sıfatları yaratılmış değildir. Sonradan olma da değildir. Yaratılmışlarda olan değişikliğe uğrama gibi durumlardan münezzehtir. Kim Allâh’ın sıfatları hakkında sonradan olmuştur veya yaratılmıştır derse veya onda duraklarsa ( yani “yatılmıştır veya yaratılmamıştır demem”) gibi söyler veya şüpheye düşerse kafir olur.

    İmam Seyfettin Emidi, “Gayetul Meram Fi İlmil Kelam” adlı kitabında şöyle demektedir: “Doğru ve hak olan görüş şudur; Şayet Allâh’ın sıfatlarında yaratılmış sıfatlar olmuş olsaydı ve kendi zatında yaratılmış olan sıfatlar bulunmuş olsaydı, bu Allâh hakkında noksanlık olurdu. Bu da Allâh hakkında imkânsızdır.”

    Üçüncü Mesele

    -Allâh’ın “cisim olduğunu” iddia etmesi.

    Bu sapık görüşü şu kitaplarda geçmektedir.
    1-Şerh Hadis-i Nüzul
    2-Fetaval Kübra
    3-Beyan Telbis el-Cehmiyye

    * “Şerh Hadis-i Nüzul” adlı kitabında diyor ki : “Şeraite göre bir peygamberden, bir sahabeden, bir tabi’den veya bir seleften Allâh’ın cisim olup olmadığını bildiren bir nakil yoktur. Ancak ispatlamak veya inkâr etmek bu şeraitte bir bid’attir.”

    * “Fetave İbni Teymiyye” adlı kitabında da diyor ki: “Tecsim kelimesi, yani Allâh’ın cisim olduğunu ne inkâr etmek ne de ispatlamak niyetiyle hiçbir Selefin görüşünde geçmiş değildir. O zaman Ehli Selef cismi reddettiler veya ispatladılar denemez.”

    * “Beyan Telbis el-Cehmiyye” adlı kitabında şöyle diyor: “Kesinlikle Allâh’ın kitabında, Resulün Sünnetinde, Ehli Selefin sözlerinde, Allâh’ın cisim olmadığı konusunda kesinlikle bir nas yoktur ve Allâh’ın sıfatlarının cisim ve araz olmadığı konusunda da bir nas yoktur.”

    CEVAP:

    Allâh-u Teâl┠Eş-Şur┠süresinin 11. ayetinde şöyle buyurdu:
    لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ
    Manası: “Allâh, hiçbir şeye benzemez.”

    Bağdat’taki Hanbelîlerin lideri olan, İmam Ebu Fadl Abdul Vahid el- Bağdadi et-Temimi, “İtikadi İmam Ahmed” adlı kitabında: “Allâh’ın cisim olduğunu iddia edeni Ahmed Bin Hanbel inkâr ve reddetmiştir.” dedi

    İmam-ı Eşari “En Nevedir” adlı kitabında diyor ki : “Her kim Allâh’ın cisim olduğuna itikad ederse o, Allâh’ı tanımamış olur ve Allâh’a karşı kâfir olur.”

    İmam İbni Ma’lam el-Kuraşi “Necmul Muhtedi “adlı kitabında İmam Şafii’nin “Her kim, Allâh’ın cisim olduğunu iddia ederse kâfir olur “ dediğini nakletmiştir.

    Dördüncü Mesele

    -Allâh’ın harf ve ses ile tekellüm ettiğini ve dilediği vakitte konuşup dilediği vakitte sustuğunu iddia etmesidir.

    Bu sapık görüşü şu kitaplarda geçmektedir
    1- Muvafakat Sarihil Ma’kul Lisahihil Menkul
    2- Minhac es-Sünne e-Nebeviyye
    3- Fetaval Kübra
    4- Altı Surenin Tefsir Mecmuası
    5- Sıfatı Kelam

    * “Fetaval Kübra” adlı kitabında şöyle diyor: ”Müslümanların cumhuru şöyle diyorlar: ‘Arapça olan Kur’an Allâh’ın kelamıdır. Allâh harf ve sesle onunla tekellüm eder.”

    CEVAP:

    Küfür olan bu görüşe karşı İmam Ebu Hanife “El-Fıkhıl Ekbar” adlı kitabında şöyle diyor: “Allâh tekellüm eder ama bizim kelamımız gibi değil. Biz alet ve harflerle konuşuruz, Allâh ise alet ve harfsiz tekellüm eder.”

    İmam El-İz b. Abdiselsem “Tabakatuş Şafiiyyel Kübra” adlı kitabında şöyle diyor: “Allâh, harf ve ses olmayan ezeli kelam ile tekellüm eder.”

    İmam El İsfarayini, “Et Tabsir fid Din” adlı kitabında diyor ki: “Allâh tekellüm eder; Allâh’ım kelamı ne harftir ne sestir. Çünkü bu, Allâh hakkında imkânsızdır.”

    İmam Mulla Ali Al-Kari “Şerh el-Fıkhıl Ekbar” adlı kitabında diyor ki: “Hanbelî mezhebine müntesip olan bazı bid’atçiler diyorlar ki; ‘Allâh’ın kelamı harften ve sesten oluşan bir kelamadır. Bu da ezelidir’ deriz ki, bu kesinlikle batıldır.”

    İmam Kevseri “Makalat el-Kevseri” adlı kitabında şöyle diyor: ”Allâh’a ses nispet eden hiçbir hadis sabit değildir.”


  12. 03.Ekim.2012, 14:07
    18
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    İbni Teymiyye, Suriye’nin Harran kentinde doğmuştur. Babası ilmi seven ve destekleyen, Hanbelî mezhebinden bir şahıs idi. Babası Moğollar’dan korktuğunu için oğlunu Şam’a getirmiştir. Babası vefat ettikten sonra İbni Teymiyye, babasının sayesinde birçok insan tarafından ilgi görmüştür. Çünkü babasının hiç malı yoktu. Bu nedenle insanlar ona sahip çıkıp önem vermişlerdir. İnsanların ona önem vermeye başlamasını ilerleyen yıllarda değerlendirmeye ve kendi kafasına göre fetvalar vermeye başlamıştır. Daha sonraları İbni Teymiyye büyük âlimler ile tartışmalara girmiştir. Her tartışma sonunda bu davranışından vazgeçiyor ama sonra tekrar tartışmalara girişiyordu. En sonunda Sultan Muhammed İbni Kalavun’un emri ile getirildi. Dört mezhebin de büyük âlimleri ile tartıştırıldı. Bu tartıaşmalar sonunda âlimler onun “Mürted” olduğuna hükmettiler. Bu hüküm üzerine Sultan, onu ömür boyu cezaevine atmıştır. Muhaddis, Fakih Veliyiddini Iraki adındaki âlim (kendisi hafızların şeyhi olan Zeyneddin Iraki’nin oğludur)” El-Ecvibel Mardiyye” adlı kitabında İbni Teymiyye için şöyle diyor: “İlmi, aklından büyüktür.” Yani bu kişi ilmi öğrenmiş fakat öğrendiği ilmi hak yolda kullanmamıştır. Bu âlim aynı kitabında yine diyor ki: “İbni Teymiyye 60 meselede icmaya karşı gelmiştir. Bu meselelerin bazıları akaîd ile ilgili bazıları da fürulardadır.” Bunun üzerine onunla aynı zamanda yaşamış olan âlimler ona reddiyeler yazmışlar ve sapık olduğunu açıkça belirtmişlerdir. Bu âlimlerden biri de İmam Hafız Takiyyuddin Ali b. AbdulKafi Es-Subki ‘dir. Bu âlim “Ed-Durra El-Muduyya” adlı kitabında diyor ki: “İbni Teymiyye’nin akaid konusunda çıkarmış olduğu meselelerden dolayı sapmıştır. Yani İslam’ın rükünlerini ve larını bozmaya çalışmadan önce kendini, kitaba ve sünnete tabi olduğunu, hak olana, doğru olana, Cennet’e davet eden biri olarak göstermiştir ama daha sonra hak yola tabi olmaktan çıktı ve bid’atçi olup icmadan uzaklaşıp, icmaya karşı muhalif olduğundan dolayı da Müslümanların cemaatinden sapmıştır. Allâh ve sıfatları hakkında “Cisim ve mürekkeb” olduğunu iddia etmiştir. Yine “Allâh’ın uzuvlara ve parçalara ihtiyaç duyması imkânsız değildir” demiştir ve Allâh’ın sonradan varolan sıfatlarının olduğunu iddia etmiştir.” Bir iddiası da şudur: “Kur’an-ı Kerim’in yaratılmıştır. Bu Kur’an olmadan önce Allâh bunu tekellüm etmiştir. Allâh, dilediği vakitte konuşur, dilediği vakitte de susar.” Onun fikrine göre insanların iradesinde olan şeyler Allâh’ın zatında da olur. Bu kadarı ile yetinmeyerek âlemin ezeli olduğunu, yaratılmışların başlangıcının olmadığını iddia etmiştir. Bu son iki sözünde Allâh’ın ezeli olan sıfatlarının yaratılmış olduğunu ve yaratılmış varlıkların ezeli olduğunu iddia etmiş olur. Bu iki görüşü hiçbir ümmetten söyleyen olmamıştır. Ümmet 73 fırkaya ayrıldığından İbni Teymiyye bu görüşleri ile hiçbir fırkaya girmiş değildir. Kendisine başka grup kurmuş olur. Bu saydığımız meseleler küfür olduğu halde fıkhı konulardaki yanlışlarına göre çok azdır.”

    Hafız Iraki’nin şeyhi olan Hafız Ebu Said El-Ala’i, İbni Teymiyye hakkında birçok mesele nakletmiştir. Bunu ise Hafız Muhaddis tarihçi Şemseddin b. Tolon, “Zahair El-Kasr” adlı kitabında bizlere bildirmiştir. Diyor ki: “İmam Ebu Said El-Ala’i, İbni Teymiyye’nin âlimlere, icmaya ve insanlara muhalif olduğu meseleleri nakletmiştir. Bu meselelerin bir kısmi akaid ile ilgili bir kısmı da füru’lardadır. Bazı meseleleri icmaya karşı bazıları da mezhepte güçlü olan görüşlere karşıdır.”

    İbni Teymiyye’nin sapık görüşlerinin bazıları şunlardır:

    Birinci Mesele

    -Bazı yaratıkların başlangıcının olmadığını, yani Allâh ile birlikte ezelde var olduklarını iddia etmesidir.

    Bu sapık görüşü şu kitaplarda geçmektedir.
    1- Muvafakat Sarihil Ma’kul Lisahihil Menkul
    2- Minhac es-Sünne e-Nebeviyye
    3- Şerh Hadis-i Nüzul
    4- Şerh Hadis İmran b. Husayn
    5- Nakd Meratibul İcma’
    6- Fetaval Kübra
    7- Altı Sürenin Tefsir Mecmuası

    “Muvafakat Sarihil Ma’kul Lisahihil Menkul” adlı kitabında diyor ki ; “Hadis ehlinin çoğu ve onlara tabi olanlar yaratılmışların aslının yaratılmış olduğunu demiyorlar ancak ezeli olduğunu söylüyorlar.”

    “Minhac es-Sünne e-Nebeviyye” adlı kitabında diyor ki; “Bu alemin içindekilerin kendisi ezeli olması imkansızdır ancak bu yaratılmışların aslı ezelidir..”

    • İmam El Celal ed-Devveni, “Şerhil Adydiyye” adlı kitabında diyor ki:“İbni Teymiyye, bazı kitaplarında Arş’ın ezeli olduğunu yazdığını gördüm.”

    CEVAP:

    Bu mesele onun en kötü meselelerinden birisidir. Kur’an’a, Hadislere, icmaya ve âlimlere karşı olan bir meseledir.

    İmam Muhaddis Usuli Bedrettin Ez Zerkeşi “Teşiniful Mesâmi’” adlı kitabında şöyle diyor: “Bütün Müslümanların ittifakı ve görüş birliği ile “bu âlemin aslı ezelidir” diyenin kâfir olduğunu söylemiştir. Burada felsefecilerin görüşlerini şöyle nakletmektedir: “Bu âlemin hem kendisi hem de aslı ezelidir. Bazıları da demişler ki; “Bu âlemin içindekiler yaratılmıştır ama aslı ezelidir.” Bu görüşü naklettikten sonra Bedrettin Ez Zerkeşi şöyle demiştir: “Bütün Müslümanlar bu iki görüşü savunanların sapıklıkta ve delalette olduklarını söylemişlerdir ve onları tekfir etmişlerdir.” Bu sözün aynısını İmam Hafız İraki, Kadi İyad Yahsybi el-Maliki, Hafızı Zeyneddin Iraki ve Hafız İbni Hacer Askalani gibi âlimler söylemişlerdir. Kadi İyad “Eş-Şif┠adlı kitabında diyor ki: “Bu âlemin ezeli olduğunu iddia edeni veya bundan şüphe edeni kesinlikle tekfir ederiz.
    Büyük Hanefi âlimlerinden lügatçi olan Muhammed Murtada Ez-Zebidi “Şerh İhya Ulumiddin” adlı kitabında diyor ki; “Bu âlemin ezeli olduğunu iddia eden felsefecilerin görüşlerini, Müslümanlardan kimse onaylamamıştır.” Ve aynı kitapta İmam Subki’den naklederek diyor ki: “Subki, “Şerh Akidet İbni Hacib” adlı kitabında şöyle diyor; ‘Cevher ve arazlar hepsi yaratılmıştır. Hepsi sonradan olmuştur. O halde bu âlemin hepsi yaratılmıştır. Müslüman olan ve olmayan bütün insanlar bunda icma etmişlerdir. Kim bu konuda muhalif olursa kâfirdir.”
    İbni Teymiyye bu iddiaları ile Kur’an’a, hadislere, âlimlerin icma’ına ve akla ters düşmüştür. Ku’ran-ı Kerim’e nasıl karşı gelmiş olur, “El-Hadid” suresinin 3. ayetinin meali: “O ilktir.” Yani O’ndan başka hiçbir şey ezeli değildir.” Her kim Allâh ile beraber ezeli olan varlıkların olduğunu iddia ederse Allâh’a ortak koşmuş olur. Hadis’e karşı geldiğini de İmam-ı Buhari’nin “Es Sahih” adlı kitabında naklettiği şu hadisten anlıyoruz: “Allâh vardı, O’ndan başka hiçbir şey yoktu.” Başka rivayette de “Allâh vardı ve O’nunla beraber hiçbir şey yoktu.” Bu hadislerden anlaşılıyor ki, bu iddialarıyla hadislere de karşıdır.

    İkinci Mesele

    -Allâh’ın sıfatlarında sonradan yaratılmış sıfatlar olduğunu iddia etmesidir.

    Bu sapık görüşü şu kitaplarda geçmektedir.
    1- Muvafakat Sarihil Ma’kul Lisahihil Menkul
    2- Minhac es-Sünne e-Nebeviyye
    3- Fetaval Kübra
    4- Altı Sürenin Tefsir Mecmuası

    * “Minhac es-Sünne e-Nebeviyye” adlı kitabında diyor ki: “Allâh’ın hareket eder ve Allâh’ın zatında yaratılmış ve araz olan sıfatlarının da olduğunu söylüyoruz. Bunun batıl olduğunu delil nedir? ”

    CEVAP:

    Bu sözün batıl olduğuna delil olarak İmam İsfarayini, “Et-Tebsiru Fiddin” adlı kitabında ona cevaben şöyle dediğini gösterebiliriz: “Bilmen gereken mesele şudur; Kesinlikle Allâh’ın sıfatlarında ve zatında yaratılmış sıfatların bulunması imkânsızdır. Çünkü sıfatlarında yaratılmış olan bir şey bulunmuş olsaydı kendisi de yaratılmış olurdu. Bundan dolayı İbrahim Peygamber hakkında “El Enâm” suresi 76. ayetinde bildirildiği gibi şöyle denmektedir. ‘Değişenleri, kaybolanları sevmem.’ Yani İbrahim Peygamber burada ay, yıldızlar ve güneşin bir halden bir hale geçtiği için bunlar ilah olamazlar diye kavmine bildirmiştir. Allâh’ın Zatında yaratılmış olan sıfatlar olsaydı kendi zatı da yaratılmış olacaktı. Bu da Allâh hakkında imkânsızdır.”

    İmam Ebu Hanife “El-Fıkhıl Ebsat” adlı kitabında şöyle diyor: “Allâh’ın sıfatları yaratılmış değildir. Sonradan olma da değildir. Yaratılmışlarda olan değişikliğe uğrama gibi durumlardan münezzehtir. Kim Allâh’ın sıfatları hakkında sonradan olmuştur veya yaratılmıştır derse veya onda duraklarsa ( yani “yatılmıştır veya yaratılmamıştır demem”) gibi söyler veya şüpheye düşerse kafir olur.

    İmam Seyfettin Emidi, “Gayetul Meram Fi İlmil Kelam” adlı kitabında şöyle demektedir: “Doğru ve hak olan görüş şudur; Şayet Allâh’ın sıfatlarında yaratılmış sıfatlar olmuş olsaydı ve kendi zatında yaratılmış olan sıfatlar bulunmuş olsaydı, bu Allâh hakkında noksanlık olurdu. Bu da Allâh hakkında imkânsızdır.”

    Üçüncü Mesele

    -Allâh’ın “cisim olduğunu” iddia etmesi.

    Bu sapık görüşü şu kitaplarda geçmektedir.
    1-Şerh Hadis-i Nüzul
    2-Fetaval Kübra
    3-Beyan Telbis el-Cehmiyye

    * “Şerh Hadis-i Nüzul” adlı kitabında diyor ki : “Şeraite göre bir peygamberden, bir sahabeden, bir tabi’den veya bir seleften Allâh’ın cisim olup olmadığını bildiren bir nakil yoktur. Ancak ispatlamak veya inkâr etmek bu şeraitte bir bid’attir.”

    * “Fetave İbni Teymiyye” adlı kitabında da diyor ki: “Tecsim kelimesi, yani Allâh’ın cisim olduğunu ne inkâr etmek ne de ispatlamak niyetiyle hiçbir Selefin görüşünde geçmiş değildir. O zaman Ehli Selef cismi reddettiler veya ispatladılar denemez.”

    * “Beyan Telbis el-Cehmiyye” adlı kitabında şöyle diyor: “Kesinlikle Allâh’ın kitabında, Resulün Sünnetinde, Ehli Selefin sözlerinde, Allâh’ın cisim olmadığı konusunda kesinlikle bir nas yoktur ve Allâh’ın sıfatlarının cisim ve araz olmadığı konusunda da bir nas yoktur.”

    CEVAP:

    Allâh-u Teâl┠Eş-Şur┠süresinin 11. ayetinde şöyle buyurdu:
    لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ
    Manası: “Allâh, hiçbir şeye benzemez.”

    Bağdat’taki Hanbelîlerin lideri olan, İmam Ebu Fadl Abdul Vahid el- Bağdadi et-Temimi, “İtikadi İmam Ahmed” adlı kitabında: “Allâh’ın cisim olduğunu iddia edeni Ahmed Bin Hanbel inkâr ve reddetmiştir.” dedi

    İmam-ı Eşari “En Nevedir” adlı kitabında diyor ki : “Her kim Allâh’ın cisim olduğuna itikad ederse o, Allâh’ı tanımamış olur ve Allâh’a karşı kâfir olur.”

    İmam İbni Ma’lam el-Kuraşi “Necmul Muhtedi “adlı kitabında İmam Şafii’nin “Her kim, Allâh’ın cisim olduğunu iddia ederse kâfir olur “ dediğini nakletmiştir.

    Dördüncü Mesele

    -Allâh’ın harf ve ses ile tekellüm ettiğini ve dilediği vakitte konuşup dilediği vakitte sustuğunu iddia etmesidir.

    Bu sapık görüşü şu kitaplarda geçmektedir
    1- Muvafakat Sarihil Ma’kul Lisahihil Menkul
    2- Minhac es-Sünne e-Nebeviyye
    3- Fetaval Kübra
    4- Altı Surenin Tefsir Mecmuası
    5- Sıfatı Kelam

    * “Fetaval Kübra” adlı kitabında şöyle diyor: ”Müslümanların cumhuru şöyle diyorlar: ‘Arapça olan Kur’an Allâh’ın kelamıdır. Allâh harf ve sesle onunla tekellüm eder.”

    CEVAP:

    Küfür olan bu görüşe karşı İmam Ebu Hanife “El-Fıkhıl Ekbar” adlı kitabında şöyle diyor: “Allâh tekellüm eder ama bizim kelamımız gibi değil. Biz alet ve harflerle konuşuruz, Allâh ise alet ve harfsiz tekellüm eder.”

    İmam El-İz b. Abdiselsem “Tabakatuş Şafiiyyel Kübra” adlı kitabında şöyle diyor: “Allâh, harf ve ses olmayan ezeli kelam ile tekellüm eder.”

    İmam El İsfarayini, “Et Tabsir fid Din” adlı kitabında diyor ki: “Allâh tekellüm eder; Allâh’ım kelamı ne harftir ne sestir. Çünkü bu, Allâh hakkında imkânsızdır.”

    İmam Mulla Ali Al-Kari “Şerh el-Fıkhıl Ekbar” adlı kitabında diyor ki: “Hanbelî mezhebine müntesip olan bazı bid’atçiler diyorlar ki; ‘Allâh’ın kelamı harften ve sesten oluşan bir kelamadır. Bu da ezelidir’ deriz ki, bu kesinlikle batıldır.”

    İmam Kevseri “Makalat el-Kevseri” adlı kitabında şöyle diyor: ”Allâh’a ses nispet eden hiçbir hadis sabit değildir.”


  13. 03.Ekim.2012, 14:08
    19
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tasavvuf Alimleri Anlaşılamıyor da,İbn-i Teymiye neden Anlaşılabilir oluyor?

    Beşinci Mesele

    -Allâh’ın bir yerden bir yere göç ettiğini, hareket ettiğini ve göğe indiğini iddia etmesidir.

    Bu sapık görüşü şu kitaplarda geçmektedir
    1-Muvafakat Sarihil Ma’kul Lisahihil Menkul
    2-Minhac es-Sünne e-Nebeviyye
    3-Şerh Hadis-i Nüzul

    * “Minhac es-Sünne e-Nebeviyye” adlı kitabında diyor ki : “Biz Allâh hakkında hareket eder ve Yaratılmış sıfatlar ve arazlar onun zatında olur deriz.”

    • “Muvafakat Sarihil Ma’kul Lisahihil Menkul” adlı kitabında onun gibi ‘Mücessim’ olan Daremi’nin sözünü onaylayarak diyor ki: ”Hay ve Kayyum dilediğini yapar, dilerse hareket eder, dilerse aşağı iner ve yukarı çıkar, dilerse tutar ve bırakır, dilerse kalkar ve oturur. Çünkü Hay ile ölünün arasında fark hareket etmesidir.”

    CEVAP:

    Dikkat edin Allâh hakkında ne dedi? “Hareket eder, aşağı iner ve yukarı çıkar, tutar ve bırakır, dilerse kalkar ve oturur” demiştir.

    Bu söz ve savunuş Allâh-u Teâlâ’nın “En-Nahl” suresinin 74. ( Allâh’a birtakım benzerler icat etmeyin) ayetinde emrettiğine aykırı değil mi? Tabi ki aykırıdır.

    İmam Hafız El Beyhaki, “El Esme Ve Sıfat” adlı kitabında, Hafız Ebu Süleyman Hattabi’den şöyle naklediyor: “Her kim Allâh-u Teâlâ dilediği vakitte hareket eder, dilediği vakitte durur” şeklinde bir ifade kullanana deriz ki, bu çok büyük bir yanlıştır. Allâh, kesinlikle hareket etmekle vasıflandırılmaz. Çünkü hareket ve durgunluk arka arkaya yapılan fiillerdir. Hâlbuki Allâh, hiçbir şeye benzemez. “Allâh, hiçbir şeye benzemez (Eş-Şurâ / 11)” buyurmaktadır.
    İbni Teymiyye “İNER” iddiasını, nüzul hadisini yanlış anlayarak ortaya atmış ve bu sapıklığı düşmüştür. Hâlbuki bu hadis hakkında İmam Kurtubi tefsirinde nüzul hadisini zikrettikten sonra şöyle diyor: “Bu konuda gelen en güzel rivayet İmam Nese’i’nin Ebu Hureyra’dan rivayet ettiği hadiste şöyle geçiyor: ’Gece yarısı olduğunda Allâh bir meleğe ‘Bana dua eden yok mu duasını kabul edeyim’ diye nida etmesini emreder.” Bunun Hafız Ebu Muhammed Abdulhak “Sahih” olduğunu söylemiştir. Birincisi Hazfi Mudaf hükmündedir, yani “Rabbimizin bir meleği iner ve Rabbimiz indirir” diye de rivayet edilmiştir.

    Aynı şekilde Hafız İbni Hacer El-Askalani “Fethil Bâri Âle Sahih Buhari” adlı kitabında diyor ki: ”İmam İbni Forak, bazı hocaların ‘Yunzilu Rabbunâ …’ ‘Rabbimiz indirir..’ diye tesbit ettiler. Bu görüşü destekleyen İmam Nese’i’nin Ebu Hureyra’dan rivayet ettiği hadiste şöyle geçiyor:” Gece yarısı olduğunda Allâh bir meleğe ‘Bana dua eden yok mu duasını kabul deyim’ nida etmesini….emreder.’

    İmam Ahmed’in “Sünen”inde Osman B. Ebil ‘As’ın rivayet ettiği hadis şöyledir: ”Her gecede biri şöyle nida eder: ‘Dua eden yok mu duası kabul olunsun, istiğfar eden yok mu bağışlansın’……” Bu hadisi İmam Tabarani de “El-Mu’cem El-Kebir” adlı kitabında rivayet etmiştir. Hafız İbni Hacer El-Heysemi “Mecmeuz Zevaid” adlı kitabında bu hadisten sonra şöyle demiştir: “Bu hadisi İmam Tabarani rivayet etti ve senetçileri ‘SAHİH’ hadislerin senetçilerindendir

    Altıncı Mesele

    -Allâh’ın sınırlı olduğunu iddia etmesidir.

    Bu sapık görüşü şu kitaplarda geçmektedir.
    1- Muvafakat Sarihil Ma’kul Lisahihil Menkul
    2- Beyan Telbis el-Cehmiyye

    * “Muvafakat Sarihil Ma’kul Lisahihil Menkul” adlı kitabında diyor ki: “Müslümanlar ve kâfirler Allâh’ın göklerde ve sınırlı olduğuna ittifak etmişlerdir.”

    * Yine aynı kitapta diyor ki: “Allâh’ın bir sınırı var ancak bu sınırı Allâh’tan başka kimse bilemez.

    * Yine aynı kitapta diyor ki: “Her kim Allâh hakkında sınırlı olduğunu itiraf etmezse küfre girmiş olur ve Allâh’ın ayetlerini inkâr etmiş olur.”

    * “Beyan Telbis el-Cehmiyye” adlı kitabında diyor ki: “Kitap ve Sünnete göre Allâh’ın yaratılmışlardan ayrı olması için sınırı vardır.”

    * Yine aynı kitapta diyor ki; “Allâh’ın sınırı var ve bu sınırı Allâh’tan başka kimse bilemez.”

    CEVAP:

    El İmam Ebu Fadl Temimi, “İtikadi İmam Ahmed” adlı kitabında diyor ki: “İmam Ahmed; Allâh-u Teâlâ kesinlikle değişliğe uğramaz, Arş’ı yaratmadan önce ve yaratıktan sonra da sınırlandırılamaz diyordu ve her kim Allâh, zatıyla her yerdedir’ diyen kimseye karşı geliyordu. Çünkü bu mekânların hepsi sınırlıdır.”

    İmam Ebul Kasım “Şerhil İrşad” adlı kitabında diyor ki : “Allâh kesinlikle yön ve mekânlarla vasıflandırılmaz.”

    İmam El Hafız Muhammed Murtada Ez Zebidi, “Şerh İhya Ulumudin” adlı kitabında İmam Zeynel Abîdin (Hz. Hüseyin’in oğlu Hz.Ali)’den şöyle naklediyor: “(Ey Allâh’ım’) Sen sınırlandırılamayan Allâh’sın; bundan dolayı sınırlı değilsin” Aynı zat diyor ki: “Ey Allâh’ım, senin sınırların yoktur.” Yani Allâh sınırlardan münezzehtir.

    İmam Ebu Mansuri Bağdadi, “El Farkul Beynel Firak” adlı kitabında diyor ki: “Ehlisünnet ve cemaattekiler dediler ki; ‘Allâh, sınırlı olmaktan, sonu olmaktan münezzehtir’.”

    İmam Ebu Hanife, “El Fıkhıl Ekber” adlı kitabında diyor ki: “Allâh’ın sınırı yok ve zıttı da yoktur.”

    Yedinci Mesele

    -Allâh’a yön veya mekân nispet etmesidir.

    Bu sapık görüşü şu kitaplarda geçmektedir
    1-Er-Risele et-Tedmuriyye
    2-Minhac es-Sünne e-Nebeviyye
    3-Beyan Telbis el-Cehmiyye

    * “Minhac es-Sünne en-Nebeviyye” adlı kitabında diyor ki: “Ehli Halefin Cumhuru, Allâh, âlemin üzerinde olduğunu söylemeleri velev ki, dilleri ile söylemeseler bile kalplerinde bu şekilde itikad ederler.”

    * “Er-Risele et-Tedmuriyye” adlı kitabında diyor ki: “Şüphe yoktur ki, Allâh bu âlemin üzerindedir.”

    * “Beyan Telbis el-Cehmiyye ” adlı kitabında diyor ki: “Allâh, Kur’an’da Firavun hakkında Musâ’nın Allâh’ını görmesi için göklere çıkacağını nakletmiştir. Yani İbni Teymiyye diyor ki: “Musâ Peygamber, Firavun’a, Allâh’ın yukarıda olduğunu söylemiş olsaydı Firavun bu şekilde yapmayacaktı.”

    CEVAP:

    İmam Abdul Kahır Temimi El-Bağdadi, “El-Farkul Beynel Firak” adlı kitabında diyor ki : “Âlimler icma ettiler ki, Allâh mekânlardan münezzehtir.”

    İmam Şerefuddin b. Tilmiseni, “Luma’ul Edille” adlı kitabında “Eş Şûra Sûresi 11. ayetini hatırlatarak Allâh’ın kesinlikle yaratıklara benzemediğini söylemiştir. O halde bir yerde bulunmak, bir yerde barınmak cisimlere benzetmektir ve Allâh bundan münezzehtir.”

    İmam Ebu Sene El-Lamişi , “Et-Temhidu Li Kavaidit Tevhid” adlı kitabında diyor ki: “Allâh, kesinlikle mekân ile vasıflandırılmaz.”

    Sekizinci Mesele

    -Allâh hakkında “Allâh Oturuyor” iddiasıdır.

    Bu sapık görüşü şu kitaplarda geçmektedir
    1-Fetaval Kübra
    2-Minhac es-Sünne e-Nebeviyye
    3-Şerh Hadis-i Nüzul
    4-Fetaval Hamviyyel Kübra
    5-Altı Surenin Tefsir Mecmuası

    * “Feteve İbni Teymiyye” adlı kitabında “Büyük âlimler ve evliyalar Allâh-u Teâlâ’nın Muhammed’i, Arş’ta kendisinin yanına oturtacaktır demişlerdir” şeklinde demiştir.

    * Yine “Fetaval Hamviyyel Kübra” adlı kitabında Allâh hakkında “Hakikaten Allâh-u Teâlâ bizimledir ve Arş’ın üzerindedir” demektedir.

    İmam Müfessir Ebu Hayyen El-Endelusi “En-Nehrul Med” adlı tefsirinde şöyle diyor: ”Bizim zamanımızda yaşayan Ahmet İbn Teymiyye kendi eliyle yazmış olduğu “El-Arş” adlı kitabında, ‘Allâh-u Teâlâ, Kürsü’ye oturmuş ve oturması için Muhammed’e yer ayırmıştır’ şeklinde yazıldığını gördüm.”

    İmam Ebul Kasın el-Kuşeyri “Er-Risele el-Kuşeyriyye” ve İmam Ahmed er-Rifai “El-Burahan el-Mu’eyyed” adlı kitaplarında naklettiklerine göre İmam Cafer es-Sadık şöyle buyurdu: ”Her kim Allâh’ın bir şeyin içinde, bir şeyin üstünde veya bir şeyden gelme olduğunu iddia ederse müşrik olur. Çünkü bir şeyin içinde olursa kuşattırılmış olur, bir şeyin üstünde olursa taşınmış olur ve bir şeyden gelmiş olursa yaratılmış olur.”

    ----
    Tarihin en büyük Allamelerindendir ama yazıda bir mübareğin de buyurdugu üzere İlmi aklını geçti ve devrinde yaşayan bir çok insana göre mürteddi..


  14. 03.Ekim.2012, 14:08
    19
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Beşinci Mesele

    -Allâh’ın bir yerden bir yere göç ettiğini, hareket ettiğini ve göğe indiğini iddia etmesidir.

    Bu sapık görüşü şu kitaplarda geçmektedir
    1-Muvafakat Sarihil Ma’kul Lisahihil Menkul
    2-Minhac es-Sünne e-Nebeviyye
    3-Şerh Hadis-i Nüzul

    * “Minhac es-Sünne e-Nebeviyye” adlı kitabında diyor ki : “Biz Allâh hakkında hareket eder ve Yaratılmış sıfatlar ve arazlar onun zatında olur deriz.”

    • “Muvafakat Sarihil Ma’kul Lisahihil Menkul” adlı kitabında onun gibi ‘Mücessim’ olan Daremi’nin sözünü onaylayarak diyor ki: ”Hay ve Kayyum dilediğini yapar, dilerse hareket eder, dilerse aşağı iner ve yukarı çıkar, dilerse tutar ve bırakır, dilerse kalkar ve oturur. Çünkü Hay ile ölünün arasında fark hareket etmesidir.”

    CEVAP:

    Dikkat edin Allâh hakkında ne dedi? “Hareket eder, aşağı iner ve yukarı çıkar, tutar ve bırakır, dilerse kalkar ve oturur” demiştir.

    Bu söz ve savunuş Allâh-u Teâlâ’nın “En-Nahl” suresinin 74. ( Allâh’a birtakım benzerler icat etmeyin) ayetinde emrettiğine aykırı değil mi? Tabi ki aykırıdır.

    İmam Hafız El Beyhaki, “El Esme Ve Sıfat” adlı kitabında, Hafız Ebu Süleyman Hattabi’den şöyle naklediyor: “Her kim Allâh-u Teâlâ dilediği vakitte hareket eder, dilediği vakitte durur” şeklinde bir ifade kullanana deriz ki, bu çok büyük bir yanlıştır. Allâh, kesinlikle hareket etmekle vasıflandırılmaz. Çünkü hareket ve durgunluk arka arkaya yapılan fiillerdir. Hâlbuki Allâh, hiçbir şeye benzemez. “Allâh, hiçbir şeye benzemez (Eş-Şurâ / 11)” buyurmaktadır.
    İbni Teymiyye “İNER” iddiasını, nüzul hadisini yanlış anlayarak ortaya atmış ve bu sapıklığı düşmüştür. Hâlbuki bu hadis hakkında İmam Kurtubi tefsirinde nüzul hadisini zikrettikten sonra şöyle diyor: “Bu konuda gelen en güzel rivayet İmam Nese’i’nin Ebu Hureyra’dan rivayet ettiği hadiste şöyle geçiyor: ’Gece yarısı olduğunda Allâh bir meleğe ‘Bana dua eden yok mu duasını kabul edeyim’ diye nida etmesini emreder.” Bunun Hafız Ebu Muhammed Abdulhak “Sahih” olduğunu söylemiştir. Birincisi Hazfi Mudaf hükmündedir, yani “Rabbimizin bir meleği iner ve Rabbimiz indirir” diye de rivayet edilmiştir.

    Aynı şekilde Hafız İbni Hacer El-Askalani “Fethil Bâri Âle Sahih Buhari” adlı kitabında diyor ki: ”İmam İbni Forak, bazı hocaların ‘Yunzilu Rabbunâ …’ ‘Rabbimiz indirir..’ diye tesbit ettiler. Bu görüşü destekleyen İmam Nese’i’nin Ebu Hureyra’dan rivayet ettiği hadiste şöyle geçiyor:” Gece yarısı olduğunda Allâh bir meleğe ‘Bana dua eden yok mu duasını kabul deyim’ nida etmesini….emreder.’

    İmam Ahmed’in “Sünen”inde Osman B. Ebil ‘As’ın rivayet ettiği hadis şöyledir: ”Her gecede biri şöyle nida eder: ‘Dua eden yok mu duası kabul olunsun, istiğfar eden yok mu bağışlansın’……” Bu hadisi İmam Tabarani de “El-Mu’cem El-Kebir” adlı kitabında rivayet etmiştir. Hafız İbni Hacer El-Heysemi “Mecmeuz Zevaid” adlı kitabında bu hadisten sonra şöyle demiştir: “Bu hadisi İmam Tabarani rivayet etti ve senetçileri ‘SAHİH’ hadislerin senetçilerindendir

    Altıncı Mesele

    -Allâh’ın sınırlı olduğunu iddia etmesidir.

    Bu sapık görüşü şu kitaplarda geçmektedir.
    1- Muvafakat Sarihil Ma’kul Lisahihil Menkul
    2- Beyan Telbis el-Cehmiyye

    * “Muvafakat Sarihil Ma’kul Lisahihil Menkul” adlı kitabında diyor ki: “Müslümanlar ve kâfirler Allâh’ın göklerde ve sınırlı olduğuna ittifak etmişlerdir.”

    * Yine aynı kitapta diyor ki: “Allâh’ın bir sınırı var ancak bu sınırı Allâh’tan başka kimse bilemez.

    * Yine aynı kitapta diyor ki: “Her kim Allâh hakkında sınırlı olduğunu itiraf etmezse küfre girmiş olur ve Allâh’ın ayetlerini inkâr etmiş olur.”

    * “Beyan Telbis el-Cehmiyye” adlı kitabında diyor ki: “Kitap ve Sünnete göre Allâh’ın yaratılmışlardan ayrı olması için sınırı vardır.”

    * Yine aynı kitapta diyor ki; “Allâh’ın sınırı var ve bu sınırı Allâh’tan başka kimse bilemez.”

    CEVAP:

    El İmam Ebu Fadl Temimi, “İtikadi İmam Ahmed” adlı kitabında diyor ki: “İmam Ahmed; Allâh-u Teâlâ kesinlikle değişliğe uğramaz, Arş’ı yaratmadan önce ve yaratıktan sonra da sınırlandırılamaz diyordu ve her kim Allâh, zatıyla her yerdedir’ diyen kimseye karşı geliyordu. Çünkü bu mekânların hepsi sınırlıdır.”

    İmam Ebul Kasım “Şerhil İrşad” adlı kitabında diyor ki : “Allâh kesinlikle yön ve mekânlarla vasıflandırılmaz.”

    İmam El Hafız Muhammed Murtada Ez Zebidi, “Şerh İhya Ulumudin” adlı kitabında İmam Zeynel Abîdin (Hz. Hüseyin’in oğlu Hz.Ali)’den şöyle naklediyor: “(Ey Allâh’ım’) Sen sınırlandırılamayan Allâh’sın; bundan dolayı sınırlı değilsin” Aynı zat diyor ki: “Ey Allâh’ım, senin sınırların yoktur.” Yani Allâh sınırlardan münezzehtir.

    İmam Ebu Mansuri Bağdadi, “El Farkul Beynel Firak” adlı kitabında diyor ki: “Ehlisünnet ve cemaattekiler dediler ki; ‘Allâh, sınırlı olmaktan, sonu olmaktan münezzehtir’.”

    İmam Ebu Hanife, “El Fıkhıl Ekber” adlı kitabında diyor ki: “Allâh’ın sınırı yok ve zıttı da yoktur.”

    Yedinci Mesele

    -Allâh’a yön veya mekân nispet etmesidir.

    Bu sapık görüşü şu kitaplarda geçmektedir
    1-Er-Risele et-Tedmuriyye
    2-Minhac es-Sünne e-Nebeviyye
    3-Beyan Telbis el-Cehmiyye

    * “Minhac es-Sünne en-Nebeviyye” adlı kitabında diyor ki: “Ehli Halefin Cumhuru, Allâh, âlemin üzerinde olduğunu söylemeleri velev ki, dilleri ile söylemeseler bile kalplerinde bu şekilde itikad ederler.”

    * “Er-Risele et-Tedmuriyye” adlı kitabında diyor ki: “Şüphe yoktur ki, Allâh bu âlemin üzerindedir.”

    * “Beyan Telbis el-Cehmiyye ” adlı kitabında diyor ki: “Allâh, Kur’an’da Firavun hakkında Musâ’nın Allâh’ını görmesi için göklere çıkacağını nakletmiştir. Yani İbni Teymiyye diyor ki: “Musâ Peygamber, Firavun’a, Allâh’ın yukarıda olduğunu söylemiş olsaydı Firavun bu şekilde yapmayacaktı.”

    CEVAP:

    İmam Abdul Kahır Temimi El-Bağdadi, “El-Farkul Beynel Firak” adlı kitabında diyor ki : “Âlimler icma ettiler ki, Allâh mekânlardan münezzehtir.”

    İmam Şerefuddin b. Tilmiseni, “Luma’ul Edille” adlı kitabında “Eş Şûra Sûresi 11. ayetini hatırlatarak Allâh’ın kesinlikle yaratıklara benzemediğini söylemiştir. O halde bir yerde bulunmak, bir yerde barınmak cisimlere benzetmektir ve Allâh bundan münezzehtir.”

    İmam Ebu Sene El-Lamişi , “Et-Temhidu Li Kavaidit Tevhid” adlı kitabında diyor ki: “Allâh, kesinlikle mekân ile vasıflandırılmaz.”

    Sekizinci Mesele

    -Allâh hakkında “Allâh Oturuyor” iddiasıdır.

    Bu sapık görüşü şu kitaplarda geçmektedir
    1-Fetaval Kübra
    2-Minhac es-Sünne e-Nebeviyye
    3-Şerh Hadis-i Nüzul
    4-Fetaval Hamviyyel Kübra
    5-Altı Surenin Tefsir Mecmuası

    * “Feteve İbni Teymiyye” adlı kitabında “Büyük âlimler ve evliyalar Allâh-u Teâlâ’nın Muhammed’i, Arş’ta kendisinin yanına oturtacaktır demişlerdir” şeklinde demiştir.

    * Yine “Fetaval Hamviyyel Kübra” adlı kitabında Allâh hakkında “Hakikaten Allâh-u Teâlâ bizimledir ve Arş’ın üzerindedir” demektedir.

    İmam Müfessir Ebu Hayyen El-Endelusi “En-Nehrul Med” adlı tefsirinde şöyle diyor: ”Bizim zamanımızda yaşayan Ahmet İbn Teymiyye kendi eliyle yazmış olduğu “El-Arş” adlı kitabında, ‘Allâh-u Teâlâ, Kürsü’ye oturmuş ve oturması için Muhammed’e yer ayırmıştır’ şeklinde yazıldığını gördüm.”

    İmam Ebul Kasın el-Kuşeyri “Er-Risele el-Kuşeyriyye” ve İmam Ahmed er-Rifai “El-Burahan el-Mu’eyyed” adlı kitaplarında naklettiklerine göre İmam Cafer es-Sadık şöyle buyurdu: ”Her kim Allâh’ın bir şeyin içinde, bir şeyin üstünde veya bir şeyden gelme olduğunu iddia ederse müşrik olur. Çünkü bir şeyin içinde olursa kuşattırılmış olur, bir şeyin üstünde olursa taşınmış olur ve bir şeyden gelmiş olursa yaratılmış olur.”

    ----
    Tarihin en büyük Allamelerindendir ama yazıda bir mübareğin de buyurdugu üzere İlmi aklını geçti ve devrinde yaşayan bir çok insana göre mürteddi..


  15. 03.Ekim.2012, 14:49
    20
    ömerhattab
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mayıs.2008
    Üye No: 20975
    Mesaj Sayısı: 1,830
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19

    Cevap: Tasavvuf Alimleri Anlaşılamıyor da,İbn-i Teymiye neden Anlaşılabilir oluyor?

    Agri_Kesici Nickli Üyeden Alıntı
    İnsanlardaki önyargıyı parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur.(A.einstein) Merak ediyorum,matematik hocan 2kere 2 4 eder dediğinde de ''Hocam başka matematik hocalarının da bu konuda ki görüşlerini istiyorum'' dedin mi?önyargıların değişmediği sürece,doğru bilgileri yanlış kaynaklardan okumaya devam ettiğiniz sürece,gözünün önünde duran şerbeti sana zehir diye gösterdikleri ve sende zehir olarak görmek istediğin sürece Alimler ne söylerse söylesin
    Arkadaş Herzaman tasavvufu felsefeden etkilenmiş olarak görüyordu bu bir önyargıydı ve kendi şimdi o önyargıyı kendisin batı felsefesinden etkilendiğini göstererek kırdı...Bizler 2 re 2 dört olduğunu biliyoruz ama dörtü bulmak için başka başka işlemlerin olduğunu sende biliyorsun bende biliyorum Ama sen dördü bulmak için başka işlemlerin olmadığını idda ediyorsun bu bir ön yargıdır bunu nasıl kıracaksın...


  16. 03.Ekim.2012, 14:49
    20
    Devamlı Üye
    Agri_Kesici Nickli Üyeden Alıntı
    İnsanlardaki önyargıyı parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur.(A.einstein) Merak ediyorum,matematik hocan 2kere 2 4 eder dediğinde de ''Hocam başka matematik hocalarının da bu konuda ki görüşlerini istiyorum'' dedin mi?önyargıların değişmediği sürece,doğru bilgileri yanlış kaynaklardan okumaya devam ettiğiniz sürece,gözünün önünde duran şerbeti sana zehir diye gösterdikleri ve sende zehir olarak görmek istediğin sürece Alimler ne söylerse söylesin
    Arkadaş Herzaman tasavvufu felsefeden etkilenmiş olarak görüyordu bu bir önyargıydı ve kendi şimdi o önyargıyı kendisin batı felsefesinden etkilendiğini göstererek kırdı...Bizler 2 re 2 dört olduğunu biliyoruz ama dörtü bulmak için başka başka işlemlerin olduğunu sende biliyorsun bende biliyorum Ama sen dördü bulmak için başka işlemlerin olmadığını idda ediyorsun bu bir ön yargıdır bunu nasıl kıracaksın...


  17. 05.Ekim.2012, 03:44
    21
    Agri_Kesici
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Eylül.2012
    Üye No: 97796
    Mesaj Sayısı: 93
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tasavvuf Alimleri Anlaşılamıyor da,İbn-i Teymiye neden Anlaşılabilir oluyor?

    Tasavvuf dini mensuplarıyla uğraşmamaya karar verdim.Ve onları şeyhlerinin uydurduğu dinle başbaşa bırakıyorum.Ama lütfen ben böyle bir karar verdim diye ;sizler doğru olanı,yani katıştırılmamış,eklenmemiş,saf halli Peygamberimizin bizlere gösterdiği dini aramaktan vazgeçmeyin sakın,umulurki birgün,şeyhlerinizi Rab edinmekten vazgeçip Allah'a teslimiyete karar verirsiniz.....


  18. 05.Ekim.2012, 03:44
    21
    Agri_Kesici - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Tasavvuf dini mensuplarıyla uğraşmamaya karar verdim.Ve onları şeyhlerinin uydurduğu dinle başbaşa bırakıyorum.Ama lütfen ben böyle bir karar verdim diye ;sizler doğru olanı,yani katıştırılmamış,eklenmemiş,saf halli Peygamberimizin bizlere gösterdiği dini aramaktan vazgeçmeyin sakın,umulurki birgün,şeyhlerinizi Rab edinmekten vazgeçip Allah'a teslimiyete karar verirsiniz.....


  19. 05.Ekim.2012, 09:50
    22
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tasavvuf Alimleri Anlaşılamıyor da,İbn-i Teymiye neden Anlaşılabilir oluyor?

    Alıntı
    Tasavvuf dini
    Alıntı
    şeyhlerinin uydurduğu din
    Alıntı
    şeyhlerinizi Rab edinmek
    boş inadından dolayı kullanıp durduğun bu cümleler umulurki birgün ayağına dolanılır;biz de seni yüce Allah'a havale ettik,zerre kadar şerrin de cezasız kalmayacağı o günde müslümanlara attığın iftiraların,boş sözlerin,küfür sözlerinde cezasız kalmayacağına iman ediyoruz.


  20. 05.Ekim.2012, 09:50
    22
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Tasavvuf dini
    Alıntı
    şeyhlerinin uydurduğu din
    Alıntı
    şeyhlerinizi Rab edinmek
    boş inadından dolayı kullanıp durduğun bu cümleler umulurki birgün ayağına dolanılır;biz de seni yüce Allah'a havale ettik,zerre kadar şerrin de cezasız kalmayacağı o günde müslümanlara attığın iftiraların,boş sözlerin,küfür sözlerinde cezasız kalmayacağına iman ediyoruz.


  21. 05.Ekim.2012, 18:32
    23
    ömerhattab
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mayıs.2008
    Üye No: 20975
    Mesaj Sayısı: 1,830
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19

    Cevap: Tasavvuf Alimleri Anlaşılamıyor da,İbn-i Teymiye neden Anlaşılabilir oluyor?

    Agri_Kesici Nickli Üyeden Alıntı
    Tasavvuf dini mensuplarıyla uğraşmamaya karar verdim...
    Zararın neresinden dönülürse kardır...Aferim sana....Tasavvuf İslamın özdür... Sözde değil özde müslüman olan tasavvuf erbabına selam olsun...


  22. 05.Ekim.2012, 18:32
    23
    Devamlı Üye
    Agri_Kesici Nickli Üyeden Alıntı
    Tasavvuf dini mensuplarıyla uğraşmamaya karar verdim...
    Zararın neresinden dönülürse kardır...Aferim sana....Tasavvuf İslamın özdür... Sözde değil özde müslüman olan tasavvuf erbabına selam olsun...


  23. 05.Ekim.2012, 20:51
    24
    karadamlalar
    Kesintili Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96809
    Mesaj Sayısı: 1,620
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: Tasavvuf Alimleri Anlaşılamıyor da,İbn-i Teymiye neden Anlaşılabilir oluyor?

    tebliğden vazgeçmek olmaz, birkaç kişide başarılı olamadın diye. etrafındakilere doğruyu anlatmaya çalış abi, Allah yardımcımız olsun.


  24. 05.Ekim.2012, 20:51
    24
    karadamlalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kesintili Üye
    tebliğden vazgeçmek olmaz, birkaç kişide başarılı olamadın diye. etrafındakilere doğruyu anlatmaya çalış abi, Allah yardımcımız olsun.





+ Yorum Gönder
Git İlk 123 Son