Konusunu Oylayın.: Hadis Alimleri Buhari,Müslim,Tirmizi,Davud,neden Silsile-i Saadet içinde yer almazlar

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hadis Alimleri Buhari,Müslim,Tirmizi,Davud,neden Silsile-i Saadet içinde yer almazlar
  1. 10.Ekim.2012, 13:58
    25
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Hadis Alimleri Buhari,Müslim,Tirmizi,Davud,neden Silsile-i Saadet içinde yer a

    reklam


    Cevap: Hadis Alimleri Buhari,Müslim,Tirmizi,Davud,neden Silsile-i Saadet içinde yer a isimli konu Mumsema.com Cevap: Hadis Alimleri Buhari,Müslim,Tirmizi,Davud,neden Silsile-i Saadet içinde yer a
    Nazil olan ayet-i kerimeler müminlerin gönül ve tefekkür dünyasında büyük vakumlar meydana getiriyor, nazarlarını Allah’a çeviriyordu. Kur’an ve hadiste tasavvufun esasını teşkil eden konulara çokça yer verilmişti. İman, kalp, tevbe, zikir, ihlâs, takva, nefs, tezkiye, mücahede, muhabbet, haşyet, sabır, şükür, tevekkül, rıza, fakr, ilm-i ledün, kibir, riya, haset gibi konular bunlardan sadece bazılarını teşkil ediyordu.

    Sahabe-i Kiram hazretleri Kur’an-ı Kerim’den okudukları bu konuları önlerindeki Mürşid-i Ekmel’e bakarak yaşıyorlardı. O’nun sohbetinden aldıkları feyizle amel ediyor, nefslerini kibir, ucub, riya gibi bilumum hastalıklardan temizliyorlardı. Zikrin nuruyla kalplerini cilalayıp safileştiriyor, nafile amellerle sürekli yükseliyorlardı. Böylece ruhları kemale eriyor, tefekkür dünyaları zenginleşiyor ve marifet nurları kalplerinde tecelli ediyordu.

    Allah Rasulü s.a.v. Kur’an ahlâkına sahipti. Allah’a çok şükreder, ibadet etmekten büyük zevk alır, bazen ayakları şişinceye dek namaz kılardı. Kimi zaman namazında hıçkırıklarla ağlardı. Bazen günlerce oruç tutar, günün muhtelif saatlerinde zikirle meşgul olurdu. O’nun her hareketinde kıyamında, kıraatinde, oturuşunda, kalkışında edep, incelik ve marifetullaha dair sırlar zuhur ederdi. Mübarek kalbi üns ve vahdet nurlarıyla dolu idi. O İlm-i Ledün sultanı idi. Keşf ve müşahedenin en ileri derecesine sahipti. Cebrail Aleyhisselam O’na yerlerin ve göklerin esrarını bildiriyor, ebedi saadetin reçetesini haber veriyordu. Miraç’ta yedi kat semayı aşmış, meleklerin tutamadığı noktaları tutmuş, bütün makam ve menzilleri geçip Allah Tealâ’ya vasıl olmuştu. Dönüşte cennet, cehennem ve melekût âleminin acayip hallerini seyreylemişti. Başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere mucizeleriyle akılları hayrete düşürmüştü.

    O’nun peygamberlik sıfatından başka bir de velilik sıfatı vardı. Peygamberlik sıfatıyla diğer bütün peygamberlerin imamı ve sonu olduğu gibi, velilik sıfatıyla da, nebiler dahil, bütün beşeriyetin en efdali idi. Ayrıca İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi, Hz. Peygamber’in peygamberlik sıfatı velilik sıfatından üstün ve yüce idi.

    Mürşid-i ekmel olan Rasul-i Ekrem s.a.v.’in birkaç dakikalık sohbetiyle Sahabe-i Kiram hazretleri bir velinin ömrünün sonuna kadar ulaşamayacağı manevi makamlara yükseliyorlardı. Elde ettikleri manevi hal ve zevk ile cenneti cehennemi görmüş gibi oluyorlardı. Huzur-u şeriflerinde iken sanki başlarında bir kuş var da uçacakmış gibi, büyük bir edep ve tam bir kalbî bağlılıkla O’nu dinliyorlardı. Huzurundan ayrıldıkları zaman da yine hayallerini Hz. Rasulullah s.a.v. Efendimiz süslüyordu. Devamlı O’nunla birlikte imiş gibi O’nu düşünüyor, mübarek sözlerini, tavır ve davranışlarını hayal ediyor, her şeyleriyle O’na benzemeye çalışıyor, diğer bir ifadeyle rabıta yapıyorlardı. Allah Rasulü’nü sevdikleri kadar hiçbir beşeri sevmemişlerdi. O’nu kendi canlarından bile, aziz tutuyorlardı.


  2. 10.Ekim.2012, 13:58
    25
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    reklam


    Nazil olan ayet-i kerimeler müminlerin gönül ve tefekkür dünyasında büyük vakumlar meydana getiriyor, nazarlarını Allah’a çeviriyordu. Kur’an ve hadiste tasavvufun esasını teşkil eden konulara çokça yer verilmişti. İman, kalp, tevbe, zikir, ihlâs, takva, nefs, tezkiye, mücahede, muhabbet, haşyet, sabır, şükür, tevekkül, rıza, fakr, ilm-i ledün, kibir, riya, haset gibi konular bunlardan sadece bazılarını teşkil ediyordu.

    Sahabe-i Kiram hazretleri Kur’an-ı Kerim’den okudukları bu konuları önlerindeki Mürşid-i Ekmel’e bakarak yaşıyorlardı. O’nun sohbetinden aldıkları feyizle amel ediyor, nefslerini kibir, ucub, riya gibi bilumum hastalıklardan temizliyorlardı. Zikrin nuruyla kalplerini cilalayıp safileştiriyor, nafile amellerle sürekli yükseliyorlardı. Böylece ruhları kemale eriyor, tefekkür dünyaları zenginleşiyor ve marifet nurları kalplerinde tecelli ediyordu.

    Allah Rasulü s.a.v. Kur’an ahlâkına sahipti. Allah’a çok şükreder, ibadet etmekten büyük zevk alır, bazen ayakları şişinceye dek namaz kılardı. Kimi zaman namazında hıçkırıklarla ağlardı. Bazen günlerce oruç tutar, günün muhtelif saatlerinde zikirle meşgul olurdu. O’nun her hareketinde kıyamında, kıraatinde, oturuşunda, kalkışında edep, incelik ve marifetullaha dair sırlar zuhur ederdi. Mübarek kalbi üns ve vahdet nurlarıyla dolu idi. O İlm-i Ledün sultanı idi. Keşf ve müşahedenin en ileri derecesine sahipti. Cebrail Aleyhisselam O’na yerlerin ve göklerin esrarını bildiriyor, ebedi saadetin reçetesini haber veriyordu. Miraç’ta yedi kat semayı aşmış, meleklerin tutamadığı noktaları tutmuş, bütün makam ve menzilleri geçip Allah Tealâ’ya vasıl olmuştu. Dönüşte cennet, cehennem ve melekût âleminin acayip hallerini seyreylemişti. Başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere mucizeleriyle akılları hayrete düşürmüştü.

    O’nun peygamberlik sıfatından başka bir de velilik sıfatı vardı. Peygamberlik sıfatıyla diğer bütün peygamberlerin imamı ve sonu olduğu gibi, velilik sıfatıyla da, nebiler dahil, bütün beşeriyetin en efdali idi. Ayrıca İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi, Hz. Peygamber’in peygamberlik sıfatı velilik sıfatından üstün ve yüce idi.

    Mürşid-i ekmel olan Rasul-i Ekrem s.a.v.’in birkaç dakikalık sohbetiyle Sahabe-i Kiram hazretleri bir velinin ömrünün sonuna kadar ulaşamayacağı manevi makamlara yükseliyorlardı. Elde ettikleri manevi hal ve zevk ile cenneti cehennemi görmüş gibi oluyorlardı. Huzur-u şeriflerinde iken sanki başlarında bir kuş var da uçacakmış gibi, büyük bir edep ve tam bir kalbî bağlılıkla O’nu dinliyorlardı. Huzurundan ayrıldıkları zaman da yine hayallerini Hz. Rasulullah s.a.v. Efendimiz süslüyordu. Devamlı O’nunla birlikte imiş gibi O’nu düşünüyor, mübarek sözlerini, tavır ve davranışlarını hayal ediyor, her şeyleriyle O’na benzemeye çalışıyor, diğer bir ifadeyle rabıta yapıyorlardı. Allah Rasulü’nü sevdikleri kadar hiçbir beşeri sevmemişlerdi. O’nu kendi canlarından bile, aziz tutuyorlardı.


  3. 10.Ekim.2012, 13:59
    26
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Hadis Alimleri Buhari,Müslim,Tirmizi,Davud,neden Silsile-i Saadet içinde yer a

    reklam


    Sahabe-i Kiram, Hz. Peygamber s.a.v.’in sohbetiyle berzaha uğramadan doğrudan doğruya zahirden hakikate geçiyor ve az bir zamanda Allah Tealâ’ya büyük yakınlık elde ediyorlardı. Çünkü onlar Hz. Rasulullah’ın irşadıyla velâyet-i kübraya mazhar olmuşlardı.

    Gerçi Sahabe-i Kiram hazretlerinde keşif, keramet gibi hadiseler az görülürdü. Belki sonradan gelen velilerin keşif kerameti daha fazla idi. Fakat Sahabe’nin makamları sonraki velilerden çok daha yüksekti. Onlara yetişebilmek neredeyse imkansızdı.

    İşte Asr-ı Saadet mslümanlarının halleri kısaca böyleydi. Yani tasavvufî hallerdi. Fakat adına henüz Tasavvuf denmiyordu.

    Saadet Asrı’ndan sonra ilimler

    Asr-ı Saadet’te müslümanlar arasında herhangi bir ihtilaf, halledilmemiş bir müşkil yoktu. Hangi konuda olursa olsun, bir müşkil olduğu zaman Hz. Peygamber s.a.v.’e müracaat edilip çözülüyordu. O dönemde akideler saf, niyetler halisti. Nübüvvet nuru tesirini devam ettiriyordu.

    Fakat Hz. Peygamber’in vefatından sonra yer yer ihtilaflar baş gösterdi. Müslümanlar ilk olarak halife seçimiyle karşılaşmış ve bu mevzuda ihtilafa düşmüşlerdi. Ardından üçüncü halife Hz. Osman r.a. şehit edilmiş (h.35/m.656) ve ondan sonra Cemel Vak’ası ve Sıffin Savaşı zuhur etmişti. Müminler üzerinde büyük tesirler ve acı hatıralar bırakan bu iç savaşlar en çok akaid problemlerinin ortaya çıkmasına sebep olmuştu.

    Gerçi hadiseleri körükleyen bir kısım münafıklar istisna edilirse, birbiriyle savaşan iki taraf da farklı içtihatları sebebiyle hak ve hakikat adına savaşıyorlardı. Fakat sonuçta ortaya çıkan bu durum, huzursuzluğun yanı sıra akaidle ilgili yeni bir takım soruları da beraberinde getiriyordu.
    Öte yandan hicrî birinci asrın sonlarında Suriye, Mısır, İran, Irak gibi büyük ülkelerin İslâm topraklarının sınırlarına dahil edilmesiyle müminler çok değişik inançlarla karşılaşmışlar, doğu ve batı felsefesiyle yüzleşmek durumunda kalmışlardı. Neticede “kader” meselesinden “imamet/halifelik” meselesine kadar bir dizi konuda itikadî ihtilaflar zuhur etmişti.

    Bunlara paralel olarak Mutezile, Cebriye, Kaderiye, İmamiye (Şia) gibi Ehl-i Sünnet’in dışına çıkan birçok mezhep zuhur etmişti. Bu gibi mezheplerin sayısı alt kollarıyla birlikte sonraları yüzün üzerine çıkmıştı.

    Akaid gibi, fıkıh sahasında da ortaya çıkan yeni durum ve ihtiyaçlar yeni içtihatları gerektirmiş, tabii olarak ihtilaflar da zuhur etmişti.

    Neticede Fıkıh ve Akaid ilmine Hz. Peygamber s.a.v. zamanında hiç tartışılıp konuşulmayan meseleler girmiş, yeni fetvalar ortaya çıkmış, sonraki asırlarda işin içine akıl ve felsefe de bir ölçüye kadar dahil edilmişti. Bu hususlarla ilgili metot ve düşünce farklılıklarından dolayı ister istemez değişik fıkhî/itikadî akımlar da ortaya çıkmıştı.

    Tabii olarak bu durum karşısında Ehl-i Sünnet akaid ve fıkhının sağlam bir şekilde tespit edilmesi zaruret halini almıştı. Ayrıca söz konusu ilimler her müslümanın sürekli meşgul olması gereken hayatî önemi haiz ilimlerdi.

    Onun için devrin alimleri ilk önce bu konularda kitap ve risaleler kaleme alarak hafızalarda bulunan ilimleri tedvin ve tasnif ettiler. Tabii ki bu ilimlerin temel dayanakları Tefsir ve Hadis ilimleriydi. O yüzden hadis-i şerifler büyük bir gayretle toplanıp tasnif edilmeye başlandı. Tefsir sahasında Sahabe neslinden intikal eden berrak düşünceler kayda geçirildi. Bunların usul ve metotları belirlendi. Böylece Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelâm gibi müstakil ilim dalları ortaya çıkmış oldu.

    Tabii bu ilimler inkişaf ederken, içtihatlar yapılırken kolay ve sancısız olmuyordu. Yeni hareketler ortaya çıkarken yer yer cepheleşmelere de sebebiyet verebiliyordu. Hatib el-Bağdadî’nin Tarihu Bağdadî adlı eserinde belirttiğine göre, İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri içtihadına akıl ve re’yi kattığı için devrin bir kısım alimlerince dışlanmıştı. Fakat hemen belirtmek gerekir ki, onların ihtilafları ne kadar sert olursa olsun, kesinlikle heva ve arzularından konuşmuyorlar, dini bütün safiyetiyle korumak için gayret ediyorlardı.

    Öte yandan içtihatta re’ye önem verenler de, devrin felsefesini alet olarak kullananlar da, vardıkları sonucu dinin muhkem hükümleriyle telif ediyor, konuyla ilgili Kur’an ve Sünnet’ten deliller getiriyorlardı. Sonuçta içtihat yaptıkları için isabet edemeseler bile sevaba girmiş sayılıyorlardı.

    Şu da bir gerçek ki, içtihat ve ihtilaflar İslâm ümmeti için büyük bir rahmet ve genişlik olmuştur. Aksi halde günlük işlerimizin birçoğu haram ve dolayısıyla da cehennemlik sayılacaktı.


  4. 10.Ekim.2012, 13:59
    26
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    reklam


    Sahabe-i Kiram, Hz. Peygamber s.a.v.’in sohbetiyle berzaha uğramadan doğrudan doğruya zahirden hakikate geçiyor ve az bir zamanda Allah Tealâ’ya büyük yakınlık elde ediyorlardı. Çünkü onlar Hz. Rasulullah’ın irşadıyla velâyet-i kübraya mazhar olmuşlardı.

    Gerçi Sahabe-i Kiram hazretlerinde keşif, keramet gibi hadiseler az görülürdü. Belki sonradan gelen velilerin keşif kerameti daha fazla idi. Fakat Sahabe’nin makamları sonraki velilerden çok daha yüksekti. Onlara yetişebilmek neredeyse imkansızdı.

    İşte Asr-ı Saadet mslümanlarının halleri kısaca böyleydi. Yani tasavvufî hallerdi. Fakat adına henüz Tasavvuf denmiyordu.

    Saadet Asrı’ndan sonra ilimler

    Asr-ı Saadet’te müslümanlar arasında herhangi bir ihtilaf, halledilmemiş bir müşkil yoktu. Hangi konuda olursa olsun, bir müşkil olduğu zaman Hz. Peygamber s.a.v.’e müracaat edilip çözülüyordu. O dönemde akideler saf, niyetler halisti. Nübüvvet nuru tesirini devam ettiriyordu.

    Fakat Hz. Peygamber’in vefatından sonra yer yer ihtilaflar baş gösterdi. Müslümanlar ilk olarak halife seçimiyle karşılaşmış ve bu mevzuda ihtilafa düşmüşlerdi. Ardından üçüncü halife Hz. Osman r.a. şehit edilmiş (h.35/m.656) ve ondan sonra Cemel Vak’ası ve Sıffin Savaşı zuhur etmişti. Müminler üzerinde büyük tesirler ve acı hatıralar bırakan bu iç savaşlar en çok akaid problemlerinin ortaya çıkmasına sebep olmuştu.

    Gerçi hadiseleri körükleyen bir kısım münafıklar istisna edilirse, birbiriyle savaşan iki taraf da farklı içtihatları sebebiyle hak ve hakikat adına savaşıyorlardı. Fakat sonuçta ortaya çıkan bu durum, huzursuzluğun yanı sıra akaidle ilgili yeni bir takım soruları da beraberinde getiriyordu.
    Öte yandan hicrî birinci asrın sonlarında Suriye, Mısır, İran, Irak gibi büyük ülkelerin İslâm topraklarının sınırlarına dahil edilmesiyle müminler çok değişik inançlarla karşılaşmışlar, doğu ve batı felsefesiyle yüzleşmek durumunda kalmışlardı. Neticede “kader” meselesinden “imamet/halifelik” meselesine kadar bir dizi konuda itikadî ihtilaflar zuhur etmişti.

    Bunlara paralel olarak Mutezile, Cebriye, Kaderiye, İmamiye (Şia) gibi Ehl-i Sünnet’in dışına çıkan birçok mezhep zuhur etmişti. Bu gibi mezheplerin sayısı alt kollarıyla birlikte sonraları yüzün üzerine çıkmıştı.

    Akaid gibi, fıkıh sahasında da ortaya çıkan yeni durum ve ihtiyaçlar yeni içtihatları gerektirmiş, tabii olarak ihtilaflar da zuhur etmişti.

    Neticede Fıkıh ve Akaid ilmine Hz. Peygamber s.a.v. zamanında hiç tartışılıp konuşulmayan meseleler girmiş, yeni fetvalar ortaya çıkmış, sonraki asırlarda işin içine akıl ve felsefe de bir ölçüye kadar dahil edilmişti. Bu hususlarla ilgili metot ve düşünce farklılıklarından dolayı ister istemez değişik fıkhî/itikadî akımlar da ortaya çıkmıştı.

    Tabii olarak bu durum karşısında Ehl-i Sünnet akaid ve fıkhının sağlam bir şekilde tespit edilmesi zaruret halini almıştı. Ayrıca söz konusu ilimler her müslümanın sürekli meşgul olması gereken hayatî önemi haiz ilimlerdi.

    Onun için devrin alimleri ilk önce bu konularda kitap ve risaleler kaleme alarak hafızalarda bulunan ilimleri tedvin ve tasnif ettiler. Tabii ki bu ilimlerin temel dayanakları Tefsir ve Hadis ilimleriydi. O yüzden hadis-i şerifler büyük bir gayretle toplanıp tasnif edilmeye başlandı. Tefsir sahasında Sahabe neslinden intikal eden berrak düşünceler kayda geçirildi. Bunların usul ve metotları belirlendi. Böylece Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelâm gibi müstakil ilim dalları ortaya çıkmış oldu.

    Tabii bu ilimler inkişaf ederken, içtihatlar yapılırken kolay ve sancısız olmuyordu. Yeni hareketler ortaya çıkarken yer yer cepheleşmelere de sebebiyet verebiliyordu. Hatib el-Bağdadî’nin Tarihu Bağdadî adlı eserinde belirttiğine göre, İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri içtihadına akıl ve re’yi kattığı için devrin bir kısım alimlerince dışlanmıştı. Fakat hemen belirtmek gerekir ki, onların ihtilafları ne kadar sert olursa olsun, kesinlikle heva ve arzularından konuşmuyorlar, dini bütün safiyetiyle korumak için gayret ediyorlardı.

    Öte yandan içtihatta re’ye önem verenler de, devrin felsefesini alet olarak kullananlar da, vardıkları sonucu dinin muhkem hükümleriyle telif ediyor, konuyla ilgili Kur’an ve Sünnet’ten deliller getiriyorlardı. Sonuçta içtihat yaptıkları için isabet edemeseler bile sevaba girmiş sayılıyorlardı.

    Şu da bir gerçek ki, içtihat ve ihtilaflar İslâm ümmeti için büyük bir rahmet ve genişlik olmuştur. Aksi halde günlük işlerimizin birçoğu haram ve dolayısıyla da cehennemlik sayılacaktı.


  5. 10.Ekim.2012, 22:53
    27
    karadamlalar
    Kesintili Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96809
    Mesaj Sayısı: 1,620
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: Hadis Alimleri Buhari,Müslim,Tirmizi,Davud,neden Silsile-i Saadet içinde yer a

    sözde islami demişsin bana, delilsizce... İtikadınızın ehli sünnetin sahih itikadından ayrılığını çokça kez ispatladık burada, amel farklılıklarını da rabıta ve bidat zikirler hakkında müşrik i kamillere verdiğiniz yetkilerle gösteriyorsunuz.


  6. 10.Ekim.2012, 22:53
    27
    karadamlalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kesintili Üye
    sözde islami demişsin bana, delilsizce... İtikadınızın ehli sünnetin sahih itikadından ayrılığını çokça kez ispatladık burada, amel farklılıklarını da rabıta ve bidat zikirler hakkında müşrik i kamillere verdiğiniz yetkilerle gösteriyorsunuz.


  7. 11.Ekim.2012, 06:43
    28
    Agri_Kesici
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Eylül.2012
    Üye No: 97796
    Mesaj Sayısı: 93
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Hadis Alimleri Buhari,Müslim,Tirmizi,Davud,neden Silsile-i Saadet içinde yer a

    cihad 38 ,sana karşı yapmış olduğum benzetmeden ötürü özür diliyorum.Kendime ve yaşıma yakıştıramadım,nefsi birer söylem olduklarının farkındayım,özür dilemekten asla gocunmam,bazen işin dozunu ayarlayamadığımız zamanlar olabiliyor,hakkını helal et.ayrıca seni, yazdıkların seviyesinde değerlendirince de en azından (anlama , idrak etme ve fikri görüş bildirme seviyelerinde) ömerhattab dan daha iyi durumda olduğunu anlamak için çok da zeki olmaya gerek yok.Forum içerisinde aynı anda online olma şanzımız zannedersem fazlaca yok.Olsaydı mevzular arası soğumalar olmadan sıcağı sıcağına yazışmalar yapmak isterdim.Bu durumun oluşmasını beklemek yerine ,kabul edersen,ben sana bana göre şirk olan tasavvufu anlatıp sualler halinde sorayım,sen de bana inandığın tasavvuf hakkında yazdıklarımı çürütecek açıklamalar yap.Ve bu soru cevaplar,tamamen bizim bakkalında anlayabileceği,sokağın havasında,dışarıda sokakta yaşanan din tadında olsun,yani alimler kapıştırmacası değil de ,bir bardak çay eşliğinde yapılan dini sohbetler havasında olsun.Bu arada kabul edersen şayet,başlamadan önce hitap seviyemi belirleyebilmem için yaşını da söylersen sevinirim.


  8. 11.Ekim.2012, 06:43
    28
    Agri_Kesici - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    cihad 38 ,sana karşı yapmış olduğum benzetmeden ötürü özür diliyorum.Kendime ve yaşıma yakıştıramadım,nefsi birer söylem olduklarının farkındayım,özür dilemekten asla gocunmam,bazen işin dozunu ayarlayamadığımız zamanlar olabiliyor,hakkını helal et.ayrıca seni, yazdıkların seviyesinde değerlendirince de en azından (anlama , idrak etme ve fikri görüş bildirme seviyelerinde) ömerhattab dan daha iyi durumda olduğunu anlamak için çok da zeki olmaya gerek yok.Forum içerisinde aynı anda online olma şanzımız zannedersem fazlaca yok.Olsaydı mevzular arası soğumalar olmadan sıcağı sıcağına yazışmalar yapmak isterdim.Bu durumun oluşmasını beklemek yerine ,kabul edersen,ben sana bana göre şirk olan tasavvufu anlatıp sualler halinde sorayım,sen de bana inandığın tasavvuf hakkında yazdıklarımı çürütecek açıklamalar yap.Ve bu soru cevaplar,tamamen bizim bakkalında anlayabileceği,sokağın havasında,dışarıda sokakta yaşanan din tadında olsun,yani alimler kapıştırmacası değil de ,bir bardak çay eşliğinde yapılan dini sohbetler havasında olsun.Bu arada kabul edersen şayet,başlamadan önce hitap seviyemi belirleyebilmem için yaşını da söylersen sevinirim.


  9. 11.Ekim.2012, 09:54
    29
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Hadis Alimleri Buhari,Müslim,Tirmizi,Davud,neden Silsile-i Saadet içinde yer a

    öncelikle bizim yolumuzda kin tutmak yada kırılmak yok,herkes bizden önde olduğu için hakkımızı yola çıkarken herkese helal ettik,oluşacak haklarımız da helal dedik,bunu eğip bükmeye gerek duymadan söylüyorum.


    Alıntı
    bana inandığın tasavvuf hakkında
    tasavvuf islamı güzel yaşama sanatıdır,ve bir dinmiş gibi inanmak sözü kullanmaya karşıyım.her zaman da karşı olacağım.tasavvufdan ,hadis,akaid,fıkıh gibi bir islami ilim dalı olarak algılamadığınız sürece konuşmaya gerek duymuyorum.
    Alıntı
    Nazil olan ayet-i kerimeler müminlerin gönül ve tefekkür dünyasında büyük vakumlar meydana getiriyor, nazarlarını Allah’a çeviriyordu Kur’an ve hadiste tasavvufun esasını teşkil eden konulara çokça yer verilmişti İman, kalp, tevbe, zikir, ihlâs, takva, nefs, tezkiye, mücahede, muhabbet, haşyet, sabır, şükür, tevekkül, rıza, fakr, ilm-i ledün, kibir, riya, haset gibi konular bunlardan sadece bazılarını teşkil ediyordu
    tasavvuf ilminin konusu ;İman, kalp, tevbe, zikir, ihlâs, takva, nefs, tezkiye, mücahede, muhabbet, haşyet, sabır, şükür, tevekkül, rıza, fakr, ilm-i ledün, kibir, riya, haset gibi ... dır.

    sizin gördüğünüz size göre çarpık olan uygulamalar sadece yapanları bağlar.bizim yolumuz kendimizi adam etme yoludur.tasavvuf budur.bunu çokca tartışmya gerek duymuyoruz.
    selametle.


  10. 11.Ekim.2012, 09:54
    29
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    öncelikle bizim yolumuzda kin tutmak yada kırılmak yok,herkes bizden önde olduğu için hakkımızı yola çıkarken herkese helal ettik,oluşacak haklarımız da helal dedik,bunu eğip bükmeye gerek duymadan söylüyorum.


    Alıntı
    bana inandığın tasavvuf hakkında
    tasavvuf islamı güzel yaşama sanatıdır,ve bir dinmiş gibi inanmak sözü kullanmaya karşıyım.her zaman da karşı olacağım.tasavvufdan ,hadis,akaid,fıkıh gibi bir islami ilim dalı olarak algılamadığınız sürece konuşmaya gerek duymuyorum.
    Alıntı
    Nazil olan ayet-i kerimeler müminlerin gönül ve tefekkür dünyasında büyük vakumlar meydana getiriyor, nazarlarını Allah’a çeviriyordu Kur’an ve hadiste tasavvufun esasını teşkil eden konulara çokça yer verilmişti İman, kalp, tevbe, zikir, ihlâs, takva, nefs, tezkiye, mücahede, muhabbet, haşyet, sabır, şükür, tevekkül, rıza, fakr, ilm-i ledün, kibir, riya, haset gibi konular bunlardan sadece bazılarını teşkil ediyordu
    tasavvuf ilminin konusu ;İman, kalp, tevbe, zikir, ihlâs, takva, nefs, tezkiye, mücahede, muhabbet, haşyet, sabır, şükür, tevekkül, rıza, fakr, ilm-i ledün, kibir, riya, haset gibi ... dır.

    sizin gördüğünüz size göre çarpık olan uygulamalar sadece yapanları bağlar.bizim yolumuz kendimizi adam etme yoludur.tasavvuf budur.bunu çokca tartışmya gerek duymuyoruz.
    selametle.


  11. 11.Ekim.2012, 11:26
    30
    ömerhattab
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mayıs.2008
    Üye No: 20975
    Mesaj Sayısı: 1,830
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19

    Cevap: Hadis Alimleri Buhari,Müslim,Tirmizi,Davud,neden Silsile-i Saadet içinde yer a

    karadamlalar Nickli Üyeden Alıntı
    sözde islami demişsin bana, delilsizce... İtikadınızın ehli sünnetin sahih itikadından ayrılığını çokça kez ispatladık burada, amel farklılıklarını da rabıta ve bidat zikirler hakkında müşrik i kamillere verdiğiniz yetkilerle gösteriyorsunuz.
    Gerçekten sen akaid konularıyla ameli konuları birbirine karıştırıyorsunuz...Ve Gerçek ehli sünnet itikadında Tasavvuf ilmi vardır bunu rededen sizler kendinize yeni bir yol tutmuş durumdasınız...Ve sizler islamı anlasaydınız ...Kuran ve sünnet ışığında haraket eden tasavvuf erbabına böyle haince saldırmazdınız...Salihlerin hal yansımaları ile bilgilerin yaşanılması kolaylaşır ve hatta bir sevda halini alır. Kişinin nefsi ile cihadında en kestirme yol, dinin emirlerini samimiyetle yerine getirip, nehyettiklerinden şiddetle sakınmaktır. İstikamet üzere olmaktır. Bunu başaran kişi marifet ehli olur. Hakikate, kulluk makamına erişir.Tasavvuf zannedildiği gibi bazı harikulâde haller yaşamak, kerametler göstermek değildir. Kur’an’a ve Sünnet ölçülerine uymak şartıyla harikulâde haller ve kerametler Allah’ın bir lütfudur. Ancak tasavvuf ehli bununla meşgul olmaz. Bilir ki bunlarla meşgul olmak gayeye ulaşmaya engel olur.Kulun gayesi Allah Tealâ’dır. Tasavvuf ehli Kur’an ve Sünnet’e aykırı şeylerden şiddetle uzak durur. Bu yolun büyüklerinden Mevlâna Halid k.s. şöyle buyurur: “Bizim yolumuzun yolcusu, zahiren halk ile olup bâtınen Hak ile bulunandır.”Rabbimizin tevfik ve inayeti ile…


  12. 11.Ekim.2012, 11:26
    30
    Devamlı Üye
    karadamlalar Nickli Üyeden Alıntı
    sözde islami demişsin bana, delilsizce... İtikadınızın ehli sünnetin sahih itikadından ayrılığını çokça kez ispatladık burada, amel farklılıklarını da rabıta ve bidat zikirler hakkında müşrik i kamillere verdiğiniz yetkilerle gösteriyorsunuz.
    Gerçekten sen akaid konularıyla ameli konuları birbirine karıştırıyorsunuz...Ve Gerçek ehli sünnet itikadında Tasavvuf ilmi vardır bunu rededen sizler kendinize yeni bir yol tutmuş durumdasınız...Ve sizler islamı anlasaydınız ...Kuran ve sünnet ışığında haraket eden tasavvuf erbabına böyle haince saldırmazdınız...Salihlerin hal yansımaları ile bilgilerin yaşanılması kolaylaşır ve hatta bir sevda halini alır. Kişinin nefsi ile cihadında en kestirme yol, dinin emirlerini samimiyetle yerine getirip, nehyettiklerinden şiddetle sakınmaktır. İstikamet üzere olmaktır. Bunu başaran kişi marifet ehli olur. Hakikate, kulluk makamına erişir.Tasavvuf zannedildiği gibi bazı harikulâde haller yaşamak, kerametler göstermek değildir. Kur’an’a ve Sünnet ölçülerine uymak şartıyla harikulâde haller ve kerametler Allah’ın bir lütfudur. Ancak tasavvuf ehli bununla meşgul olmaz. Bilir ki bunlarla meşgul olmak gayeye ulaşmaya engel olur.Kulun gayesi Allah Tealâ’dır. Tasavvuf ehli Kur’an ve Sünnet’e aykırı şeylerden şiddetle uzak durur. Bu yolun büyüklerinden Mevlâna Halid k.s. şöyle buyurur: “Bizim yolumuzun yolcusu, zahiren halk ile olup bâtınen Hak ile bulunandır.”Rabbimizin tevfik ve inayeti ile…


  13. 11.Ekim.2012, 14:06
    31
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Hadis Alimleri Buhari,Müslim,Tirmizi,Davud,neden Silsile-i Saadet içinde yer a

    Alıntı
    itikadınızın ehli sünnetin sahih itikadından ayrılığını çokça kez ispatladık
    siz ancak imanınızın noksan olduğunu ispatlamış olmalısınız.


    Tasavvuf, yüksek seviyede takvâyı tahsil için kurulmuş bir terbiye okuludur. Ancak, günümüzdeki insanların birinci derdi takvâ noksanlığı değil, iman eksikliğidir. İmansız din başlamaz ki, takvâ tahsil edilsin. Onun için kâmil mürşidler, bugün işe iman noktasından başlamaktadırlar ve imandan sonra, namazı muhafaza ettirmeye, büyük günahlardan el çektirmeye, adım adım diğer farzları yerine getirt-meye ve özellikle Allah u Teâlâ’yı zikrettirmeye çalışmaktadırlar. Muhammedî sevgiyle herkese kucak açan veliler, bu yolla nice dinsiz ve ibâdetsiz insanları dine ısındırmışlar ve kulluğa başlatmışlardır.

    Bir şeyin tamamı elde edilemiyorsa, hepsini de elden bırakmamalıdır.

    Dinimiz, takvâya ulaşma ve kemâle erme yolu olarak en güzel gidişâtın, Allah için cemaat olmak ve böylece birbirini tamamlamak olduğunu belirtmiş; kurtuluş için sâlihlere tâbi olmamızı emretmiştir.

    “Takvâya ve iyiliğe ulaşmak için birbirinizle yardımlaşın.” (Mâide/2)

    “Hep berâber Allah’ın ipine sarılın, dağılıp parçalanmayın.” (Âl-i İmran/103)

    “Ey mü’minler! Hep beraber Allah’a tevbe edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Nûr/31) âyetleri bizden, hak yolunda birlik içinde olmamızı istemektedir.

    Takvâda imam ve örnek yapılan bir ârifin nezâretinde cemaat halinde İslâm’ı yaşamanın, büyük bir fazileti, hiç bitmeyen bir bereketi vardır. Bu yol olarak en selâmetlidir. Çünkü yolu bilenle giden kimse menziline hem tez, hem kolay, hem de tehlike-lerden emin olarak ulaşır.

    Bu yol en canlıdır. Çünkü onun her halinde ilâhî aşk, her işinde Rabbânî heyecan hakimdir. Bunun da zevki zevâl bulmaz, tadan hiç usanmaz, bulan biteceğinden korkmaz. Allah sevgisi kalbe ilaç olur, bedene kuvvet verir, âşıklar yorulmaz, sâdıkların gönlü ihtiyarlamaz.

    Bu yol en bereketlidir. Çünkü bu yolda her amel ihlasla yapılır. Bütün amellerin sevâbı kalben ona katılanlara da dağıtılır. Böylece bir amel yapan kimse, onunla birlikte sevgi ve rızâsıyla katıldığı diğer kardeşlerinin amellerinden de mânen bir hisse alır, kârı binlere katlanır.

    Bu yol en tecrübelidir. Çünkü bu yolda bütün ameller, binlerce kâmil insan tarafından yapıla yapıla sahiplerini kemâle erdirmiş, gayretler en güzel meyvelerini vermiş, iyi kötüden, sağlam çürükten seçilmiş, bütün güzel hâl ve ahlâklar silsile halinde sonrakilere intikal etmiştir. Yani yol çok işlek, seyir çok belirgin, kâfile çok kalabalık, kılavuzlar çok uyanık ve mâhirdir.

    Bu yol en istikâmetlidir. Çünkü bu yolun imam ve cemaatinin tek derdi ve biricik hedefi, iç ve dışlarıyla, gizli ve açıklarıyla, rûh ve maddeleriyle, zevk ve vecdleriyle, his ve hevesleriyle bütün hallerinde Kur’an ve Sünnete uyarak ilâhî rızâya ulaşmaktır. Kâmil mürşidler, Rasûlullah (A.S.) Efendimizin normal bir oturuş-kalkış şeklinde bile kendisine uymaya çok ehemmiyet verirler. Sünnetleri farz hassâsiyeti ile yerine getirirler, sadık talebelerinden de bunu isterler.

    Bu yol Allah’a en yakındır. Çünkü bu yolda kırık kalble gidilir, her adımında, bütün menzil ve duraklarında Cenâb-ı Hakk zikredilir. Böylece Allah Teâlâ’nın: “Beni zikredin ki ben de sizi (özel olarak) zikredeyim.” (Bakara/152) âyetindeki müjdeye ve “Ben, beni zikredenle beraberim” (Buharî, Müslim) kudsî hadisindeki rahmete erilir. Bu yolda edeb ve tevâzû hakimdir. Nâfile ibâdetlere ihtimam gösterilir. Hep yakınlık vesilesi olacak şeyler tercih edilir. Özellikle ilâhî huzura girmeye mâni olan kibir ve ucub gibi huylar kalbten defedilir.
    kibir ve diğer manevi hastalıklardan kurtulamayanlar ne desek de inatlarından vazgeçmeyeceklerdir.

    o kişilere sorsam ;iman konularını inceleyen ilim dalı hangisi ?
    ibadet konularını inceleyen öğreten ilim dalı hangisi?
    ihlas konularını inceleyen öğreten ilim dalı hangisi ?
    bu üçüne cevap verin lütfen; iman .... ilminin konusudur.
    ibadet ..... ilminin konusudur...
    ihlas ..... ilminin konusudur.
    yoksa sizin dininizde ihlasa gerek yokmudur.?


  14. 11.Ekim.2012, 14:06
    31
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    itikadınızın ehli sünnetin sahih itikadından ayrılığını çokça kez ispatladık
    siz ancak imanınızın noksan olduğunu ispatlamış olmalısınız.


    Tasavvuf, yüksek seviyede takvâyı tahsil için kurulmuş bir terbiye okuludur. Ancak, günümüzdeki insanların birinci derdi takvâ noksanlığı değil, iman eksikliğidir. İmansız din başlamaz ki, takvâ tahsil edilsin. Onun için kâmil mürşidler, bugün işe iman noktasından başlamaktadırlar ve imandan sonra, namazı muhafaza ettirmeye, büyük günahlardan el çektirmeye, adım adım diğer farzları yerine getirt-meye ve özellikle Allah u Teâlâ’yı zikrettirmeye çalışmaktadırlar. Muhammedî sevgiyle herkese kucak açan veliler, bu yolla nice dinsiz ve ibâdetsiz insanları dine ısındırmışlar ve kulluğa başlatmışlardır.

    Bir şeyin tamamı elde edilemiyorsa, hepsini de elden bırakmamalıdır.

    Dinimiz, takvâya ulaşma ve kemâle erme yolu olarak en güzel gidişâtın, Allah için cemaat olmak ve böylece birbirini tamamlamak olduğunu belirtmiş; kurtuluş için sâlihlere tâbi olmamızı emretmiştir.

    “Takvâya ve iyiliğe ulaşmak için birbirinizle yardımlaşın.” (Mâide/2)

    “Hep berâber Allah’ın ipine sarılın, dağılıp parçalanmayın.” (Âl-i İmran/103)

    “Ey mü’minler! Hep beraber Allah’a tevbe edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Nûr/31) âyetleri bizden, hak yolunda birlik içinde olmamızı istemektedir.

    Takvâda imam ve örnek yapılan bir ârifin nezâretinde cemaat halinde İslâm’ı yaşamanın, büyük bir fazileti, hiç bitmeyen bir bereketi vardır. Bu yol olarak en selâmetlidir. Çünkü yolu bilenle giden kimse menziline hem tez, hem kolay, hem de tehlike-lerden emin olarak ulaşır.

    Bu yol en canlıdır. Çünkü onun her halinde ilâhî aşk, her işinde Rabbânî heyecan hakimdir. Bunun da zevki zevâl bulmaz, tadan hiç usanmaz, bulan biteceğinden korkmaz. Allah sevgisi kalbe ilaç olur, bedene kuvvet verir, âşıklar yorulmaz, sâdıkların gönlü ihtiyarlamaz.

    Bu yol en bereketlidir. Çünkü bu yolda her amel ihlasla yapılır. Bütün amellerin sevâbı kalben ona katılanlara da dağıtılır. Böylece bir amel yapan kimse, onunla birlikte sevgi ve rızâsıyla katıldığı diğer kardeşlerinin amellerinden de mânen bir hisse alır, kârı binlere katlanır.

    Bu yol en tecrübelidir. Çünkü bu yolda bütün ameller, binlerce kâmil insan tarafından yapıla yapıla sahiplerini kemâle erdirmiş, gayretler en güzel meyvelerini vermiş, iyi kötüden, sağlam çürükten seçilmiş, bütün güzel hâl ve ahlâklar silsile halinde sonrakilere intikal etmiştir. Yani yol çok işlek, seyir çok belirgin, kâfile çok kalabalık, kılavuzlar çok uyanık ve mâhirdir.

    Bu yol en istikâmetlidir. Çünkü bu yolun imam ve cemaatinin tek derdi ve biricik hedefi, iç ve dışlarıyla, gizli ve açıklarıyla, rûh ve maddeleriyle, zevk ve vecdleriyle, his ve hevesleriyle bütün hallerinde Kur’an ve Sünnete uyarak ilâhî rızâya ulaşmaktır. Kâmil mürşidler, Rasûlullah (A.S.) Efendimizin normal bir oturuş-kalkış şeklinde bile kendisine uymaya çok ehemmiyet verirler. Sünnetleri farz hassâsiyeti ile yerine getirirler, sadık talebelerinden de bunu isterler.

    Bu yol Allah’a en yakındır. Çünkü bu yolda kırık kalble gidilir, her adımında, bütün menzil ve duraklarında Cenâb-ı Hakk zikredilir. Böylece Allah Teâlâ’nın: “Beni zikredin ki ben de sizi (özel olarak) zikredeyim.” (Bakara/152) âyetindeki müjdeye ve “Ben, beni zikredenle beraberim” (Buharî, Müslim) kudsî hadisindeki rahmete erilir. Bu yolda edeb ve tevâzû hakimdir. Nâfile ibâdetlere ihtimam gösterilir. Hep yakınlık vesilesi olacak şeyler tercih edilir. Özellikle ilâhî huzura girmeye mâni olan kibir ve ucub gibi huylar kalbten defedilir.
    kibir ve diğer manevi hastalıklardan kurtulamayanlar ne desek de inatlarından vazgeçmeyeceklerdir.

    o kişilere sorsam ;iman konularını inceleyen ilim dalı hangisi ?
    ibadet konularını inceleyen öğreten ilim dalı hangisi?
    ihlas konularını inceleyen öğreten ilim dalı hangisi ?
    bu üçüne cevap verin lütfen; iman .... ilminin konusudur.
    ibadet ..... ilminin konusudur...
    ihlas ..... ilminin konusudur.
    yoksa sizin dininizde ihlasa gerek yokmudur.?


  15. 11.Ekim.2012, 22:07
    32
    karadamlalar
    Kesintili Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96809
    Mesaj Sayısı: 1,620
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: Hadis Alimleri Buhari,Müslim,Tirmizi,Davud,neden Silsile-i Saadet içinde yer a

    itikaddan bahsedince "ihlas nerede" diye bağırıp itikad eksikliğinizi örttüğünüzü sanarak şeytanı sevindirmekten başka bir şey yapmıyorsunuz, sonra da utanmadan ilmi bi cevap veremeden münafıkmışız gibi hüküm veriyorsun. söyle be adam kalbimi kaç kere yardın da nifakımı bu kadar iyi biliyorsun? kendi döneminde itikadı bozuk sofilerle kalemi ve dili ile mücadele eden ibni teymiyye ve ibn kayyım ın maneviyat hakkındaki eserlerine rağmen acaba o dönemkiler "sizlerin ihlasınız yok" diye nifakla mı itham ettiler? itikadınızın bozuk olduğu delillerle açıktır sizler kendilerinizi kandırmak adına kendinizce deliller getirdiniz hepsini de cevaplayan oldu benim dışımda da. fakat sen benim kalbimi ne ara ölçtün, biçtin de ihlassız, münafık biri olduğuma hükmettin?

    -----------------------

    "Kuran ve sünnet ışığında haraket eden tasavvuf erbabına böyle haince saldırmazdınız"

    kuran ve sünnet yolunda, ışığında hareket eden hiçbir kimseye laf etmedim.


  16. 11.Ekim.2012, 22:07
    32
    karadamlalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kesintili Üye
    itikaddan bahsedince "ihlas nerede" diye bağırıp itikad eksikliğinizi örttüğünüzü sanarak şeytanı sevindirmekten başka bir şey yapmıyorsunuz, sonra da utanmadan ilmi bi cevap veremeden münafıkmışız gibi hüküm veriyorsun. söyle be adam kalbimi kaç kere yardın da nifakımı bu kadar iyi biliyorsun? kendi döneminde itikadı bozuk sofilerle kalemi ve dili ile mücadele eden ibni teymiyye ve ibn kayyım ın maneviyat hakkındaki eserlerine rağmen acaba o dönemkiler "sizlerin ihlasınız yok" diye nifakla mı itham ettiler? itikadınızın bozuk olduğu delillerle açıktır sizler kendilerinizi kandırmak adına kendinizce deliller getirdiniz hepsini de cevaplayan oldu benim dışımda da. fakat sen benim kalbimi ne ara ölçtün, biçtin de ihlassız, münafık biri olduğuma hükmettin?

    -----------------------

    "Kuran ve sünnet ışığında haraket eden tasavvuf erbabına böyle haince saldırmazdınız"

    kuran ve sünnet yolunda, ışığında hareket eden hiçbir kimseye laf etmedim.


  17. 12.Ekim.2012, 10:53
    33
    ömerhattab
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mayıs.2008
    Üye No: 20975
    Mesaj Sayısı: 1,830
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19

    Cevap: Hadis Alimleri Buhari,Müslim,Tirmizi,Davud,neden Silsile-i Saadet içinde yer a

    karadamlalar Nickli Üyeden Alıntı
    "Kuran ve sünnet ışığında haraket eden tasavvuf erbabına böyle haince saldırmazdınız"kuran ve sünnet yolunda, ışığında hareket eden hiçbir kimseye laf etmedim.
    Ettiğin laflar kitab olur bre cühela bir arkana baksan görürsün...


  18. 12.Ekim.2012, 10:53
    33
    Devamlı Üye
    karadamlalar Nickli Üyeden Alıntı
    "Kuran ve sünnet ışığında haraket eden tasavvuf erbabına böyle haince saldırmazdınız"kuran ve sünnet yolunda, ışığında hareket eden hiçbir kimseye laf etmedim.
    Ettiğin laflar kitab olur bre cühela bir arkana baksan görürsün...


  19. 12.Ekim.2012, 11:15
    34
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Hadis Alimleri Buhari,Müslim,Tirmizi,Davud,neden Silsile-i Saadet içinde yer a

    صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ
    Summun bukmun ‘umyun fehum lâ yerci’ûn(e)
    Onlar sağırdırlar (ilahi mesajları duymazlar), dilsizdirler (gerçekleri konuşmazlar) ve kördürler (hakkı görmezler). Bu sebeple onlar (dalaletten hidayete) dönemezler.


  20. 12.Ekim.2012, 11:15
    34
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ
    Summun bukmun ‘umyun fehum lâ yerci’ûn(e)
    Onlar sağırdırlar (ilahi mesajları duymazlar), dilsizdirler (gerçekleri konuşmazlar) ve kördürler (hakkı görmezler). Bu sebeple onlar (dalaletten hidayete) dönemezler.


  21. 12.Ekim.2012, 20:50
    35
    karadamlalar
    Kesintili Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96809
    Mesaj Sayısı: 1,620
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: Hadis Alimleri Buhari,Müslim,Tirmizi,Davud,neden Silsile-i Saadet içinde yer a

    cevabımı anlamadın galiba ömerhattab? Kuran ve sünnete muhalefet etmemiş hiçbir alime kötü laf etmedim derken sizin kuran ve sünneti parça parça alan mürşidlerinizi dahil etmedim.


  22. 12.Ekim.2012, 20:50
    35
    karadamlalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kesintili Üye
    cevabımı anlamadın galiba ömerhattab? Kuran ve sünnete muhalefet etmemiş hiçbir alime kötü laf etmedim derken sizin kuran ve sünneti parça parça alan mürşidlerinizi dahil etmedim.


  23. 13.Ekim.2012, 10:18
    36
    ömerhattab
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mayıs.2008
    Üye No: 20975
    Mesaj Sayısı: 1,830
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19

    Cevap: Hadis Alimleri Buhari,Müslim,Tirmizi,Davud,neden Silsile-i Saadet içinde yer a

    karadamlalar Nickli Üyeden Alıntı
    cevabımı anlamadın galiba ömerhattab? Kuran ve sünnete muhalefet etmemiş hiçbir alime kötü laf etmedim derken sizin kuran ve sünneti parça parça alan mürşidlerinizi dahil etmedim.
    İşte nenin gibi cühelalar kendilerini doğru çıkarmak için yalan ve iftiraya saldırırlar...Bakın tasavvuf erbabı ihlaslarıyla meşhurdur?Acaba tasavvuf erbabına attığınız iftiralar sonucu kendinizi bulanık sularda olduğunuzun farkında olma dileğiyle...Senin mirşidin kimdir arkadaş?


  24. 13.Ekim.2012, 10:18
    36
    Devamlı Üye
    karadamlalar Nickli Üyeden Alıntı
    cevabımı anlamadın galiba ömerhattab? Kuran ve sünnete muhalefet etmemiş hiçbir alime kötü laf etmedim derken sizin kuran ve sünneti parça parça alan mürşidlerinizi dahil etmedim.
    İşte nenin gibi cühelalar kendilerini doğru çıkarmak için yalan ve iftiraya saldırırlar...Bakın tasavvuf erbabı ihlaslarıyla meşhurdur?Acaba tasavvuf erbabına attığınız iftiralar sonucu kendinizi bulanık sularda olduğunuzun farkında olma dileğiyle...Senin mirşidin kimdir arkadaş?





+ Yorum Gönder
Git İlk 234 Son