Konusunu Oylayın.: Risale-i Nur hakkında

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Risale-i Nur hakkında
  1. 19.Eylül.2012, 14:27
    1
    kompleks
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Ağustos.2012
    Üye No: 97317
    Mesaj Sayısı: 184
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Risale-i Nur hakkında






    Risale-i Nur hakkında Mumsema Eğer bu Risale Osmanlıcaysa ve sadeleştirilmediyse aynı zamanda okuyan anlıyorsa helal olsun bize çok iyi bir nesil yetiştirmişiz. Yok değilse, biri arkadaşları uyarsın.


  2. 19.Eylül.2012, 14:27
    1
    kompleks - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Eğer bu Risale Osmanlıcaysa ve sadeleştirilmediyse aynı zamanda okuyan anlıyorsa helal olsun bize çok iyi bir nesil yetiştirmişiz. Yok değilse, biri arkadaşları uyarsın.


    Benzer Konular

    - Risale-i Nur Hakkında Eleştiriler

    - Risale-i Nur hakkında soru

    - Risale-i Murakabe hakkında bilgisi olan var mı ?

    - Risale Hocası diye bir kavram Risale-i Nur Külliyatında var mı ?

    - Nurcu risale nura sadık kalır risale nurun hocası gene risale nurdur

  3. 19.Eylül.2012, 14:32
    2
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Risale-i Nur hakkında




    Risale-i Nur zaten sadedir..Kur'an ve iman hakikatlerini Risale-i Nurdan daha kolay ve daha anlaşılır bir tarzda izah ve ispat eden bir eser zamanımızda yoktur...Risale-i Nuru anlamayanlar onu okumayanlar veya dikkatsiz olarak bakanlar veya sırf tenkid için bakanlardır..Yoksa 5 yaşındaki bir çocuk bile Risale-i Nuru anlayıp, derecesine göre istifade etmektedir.


  4. 19.Eylül.2012, 14:32
    2
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye



    Risale-i Nur zaten sadedir..Kur'an ve iman hakikatlerini Risale-i Nurdan daha kolay ve daha anlaşılır bir tarzda izah ve ispat eden bir eser zamanımızda yoktur...Risale-i Nuru anlamayanlar onu okumayanlar veya dikkatsiz olarak bakanlar veya sırf tenkid için bakanlardır..Yoksa 5 yaşındaki bir çocuk bile Risale-i Nuru anlayıp, derecesine göre istifade etmektedir.


  5. 19.Eylül.2012, 17:40
    3
    cavraşım
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ağustos.2012
    Üye No: 97639
    Mesaj Sayısı: 626
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 40
    Bulunduğu yer: konya

    Cevap: Risale-i Nur hakkında

    Risalei Nur un neresi sade?Yani abartınıda bu kadarı olur,5 yaşındaki çocukta anlayabilir mişTeşbih yapmışssın ama çok uçmuşssun kardeş.93 yılında tanıştım risalelerle,zaman zaman okudum ama hiçbirşey anlamadım.Allah aşkına dilin neresi sade??Kime göre sade?Günümüzde kitapta kullanılan kelimelerin %5 ini kullanıyor muyuz acaba?Bırakın kullanmayı ,insanların içinde o kelimelerin anlamını bilmeyen ve dahi hiç duymayan insanlar var.Allah aşkına birşeyi savunurken adaletli olunda komik duruma düşmeyin.
    Risalei Nur hiçte sade değil ve normal bir vatandaş okuduğunun %90 nını anlamaz.
    Anlamsanda oku deniyor birde, o daha komik
    Bu yaz sadeleştirilmiş hallerini okudum ve gayet güzel anladım.Eski halinde okuduklarım bunlarmıymış dedimBirde sedeleştirilmesine şiddetle karşı çıkanlar var.Vatanadaş anlamıyor kardeşimm...Haşa sanki Kuran-ı Kerim de.


  6. 19.Eylül.2012, 17:40
    3
    Devamlı Üye
    Risalei Nur un neresi sade?Yani abartınıda bu kadarı olur,5 yaşındaki çocukta anlayabilir mişTeşbih yapmışssın ama çok uçmuşssun kardeş.93 yılında tanıştım risalelerle,zaman zaman okudum ama hiçbirşey anlamadım.Allah aşkına dilin neresi sade??Kime göre sade?Günümüzde kitapta kullanılan kelimelerin %5 ini kullanıyor muyuz acaba?Bırakın kullanmayı ,insanların içinde o kelimelerin anlamını bilmeyen ve dahi hiç duymayan insanlar var.Allah aşkına birşeyi savunurken adaletli olunda komik duruma düşmeyin.
    Risalei Nur hiçte sade değil ve normal bir vatandaş okuduğunun %90 nını anlamaz.
    Anlamsanda oku deniyor birde, o daha komik
    Bu yaz sadeleştirilmiş hallerini okudum ve gayet güzel anladım.Eski halinde okuduklarım bunlarmıymış dedimBirde sedeleştirilmesine şiddetle karşı çıkanlar var.Vatanadaş anlamıyor kardeşimm...Haşa sanki Kuran-ı Kerim de.


  7. 19.Eylül.2012, 18:46
    4
    Searhalu
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Eylül.2012
    Üye No: 97790
    Mesaj Sayısı: 186
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: Risale-i Nur hakkında

    Alıntı
    Risale-i Nur zaten sadedirKur'an ve iman hakikatlerini Risale-i Nurdan daha kolay ve daha anlaşılır bir tarzda izah ve ispat eden bir eser zamanımızda yokturRisale-i Nuru anlamayanlar onu okumayanlar veya dikkatsiz olarak bakanlar veya sırf tenkid için bakanlardırYoksa 5 yaşındaki bir çocuk bile Risale-i Nuru anlayıp, derecesine göre istifade etmektedir
    5 yaşındaki çocuk mu :D :D :D


  8. 19.Eylül.2012, 18:46
    4
    Searhalu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Alıntı
    Risale-i Nur zaten sadedirKur'an ve iman hakikatlerini Risale-i Nurdan daha kolay ve daha anlaşılır bir tarzda izah ve ispat eden bir eser zamanımızda yokturRisale-i Nuru anlamayanlar onu okumayanlar veya dikkatsiz olarak bakanlar veya sırf tenkid için bakanlardırYoksa 5 yaşındaki bir çocuk bile Risale-i Nuru anlayıp, derecesine göre istifade etmektedir
    5 yaşındaki çocuk mu :D :D :D


  9. 19.Eylül.2012, 18:52
    5
    Kırlangıç.
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Temmuz.2012
    Üye No: 96892
    Mesaj Sayısı: 584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6
    Yaş: 20
    Bulunduğu yer: Mümine zindan, kafire cennet.

    Cevap: Risale-i Nur hakkında

    Ben gayet güzel anlıyorum.Telefonlar için uygulaması var bilmediğin kelimenin üzerine dokunuyorsun sana anlamını söylüyor


  10. 19.Eylül.2012, 18:52
    5
    Devamlı Üye
    Ben gayet güzel anlıyorum.Telefonlar için uygulaması var bilmediğin kelimenin üzerine dokunuyorsun sana anlamını söylüyor


  11. 19.Eylül.2012, 18:58
    6
    Searhalu
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Eylül.2012
    Üye No: 97790
    Mesaj Sayısı: 186
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: Risale-i Nur hakkında

    Adam gibi bir tefsir okunda daha iyi


  12. 19.Eylül.2012, 18:58
    6
    Searhalu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Adam gibi bir tefsir okunda daha iyi


  13. 19.Eylül.2012, 19:02
    7
    Kırlangıç.
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Temmuz.2012
    Üye No: 96892
    Mesaj Sayısı: 584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6
    Yaş: 20
    Bulunduğu yer: Mümine zindan, kafire cennet.

    Cevap: Risale-i Nur hakkında

    Benim de pek hoşuma gitmeyen noktaları Var, sürekli imanın insana kazandirdiklarini ve İslam'ın hak din olduğunu kanitlamaya çalışmış. Tamam da bu kitabı okuyan insan büyük ihtimal muslumandir biraz neler yapmamız gerektiğini anlatsana..


  14. 19.Eylül.2012, 19:02
    7
    Devamlı Üye
    Benim de pek hoşuma gitmeyen noktaları Var, sürekli imanın insana kazandirdiklarini ve İslam'ın hak din olduğunu kanitlamaya çalışmış. Tamam da bu kitabı okuyan insan büyük ihtimal muslumandir biraz neler yapmamız gerektiğini anlatsana..


  15. 19.Eylül.2012, 19:03
    8
    cavraşım
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ağustos.2012
    Üye No: 97639
    Mesaj Sayısı: 626
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 40
    Bulunduğu yer: konya

    Cevap: Risale-i Nur hakkında

    ''''bilmediğin kelimenin üzerine dokunuyorsun sana anlamını söylüyor ''''

    ne güzel ,faydalı bir uygulama,bilmediğimz kelimeler çok sonuçta

    ama tutupta risaleye sade dersen diğer arkadaş gibi buna kargalar bile güler


  16. 19.Eylül.2012, 19:03
    8
    Devamlı Üye
    ''''bilmediğin kelimenin üzerine dokunuyorsun sana anlamını söylüyor ''''

    ne güzel ,faydalı bir uygulama,bilmediğimz kelimeler çok sonuçta

    ama tutupta risaleye sade dersen diğer arkadaş gibi buna kargalar bile güler


  17. 19.Eylül.2012, 19:56
    9
    Kırlangıç.
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Temmuz.2012
    Üye No: 96892
    Mesaj Sayısı: 584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6
    Yaş: 20
    Bulunduğu yer: Mümine zindan, kafire cennet.

    Cevap: Risale-i Nur hakkında

    Evet ben normalde tek kelime anlamıyorum o program olmadan.


  18. 19.Eylül.2012, 19:56
    9
    Devamlı Üye
    Evet ben normalde tek kelime anlamıyorum o program olmadan.


  19. 20.Eylül.2012, 00:18
    10
    Şems-i Tebriz
    Genç Sufi

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Eylül.2010
    Üye No: 78750
    Mesaj Sayısı: 216
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Bulunduğu yer: Mevlanadan....

    Cevap: Risale-i Nur hakkında

    1.- “Bir şey bütün elde
    edilmezse, bütün bütün elden kaçırılmaz..”
    Mühim
    bir kaidedir. Bütün hayatımızda geçerli bir düsturdur. Hiçbir şeyimiz dört
    dörtlük değil, ama öyle değil diye de terk etmiyoruz; “Buna da şükür, Allah
    bereket versin” diyoruz.

    Risalelerde bahçe misali verilmiş. Bir bahçeye giren,
    "bütün meyveleri koparamıyorum, öyleyse hiç birini
    almam” demesi ne kadar gariptir. Risaleler de manevi bir bahçedir. Bütününü anlayamıyorum diyerek terk
    etmek akıl kârı değil. Anladığı kârdır. Anladığına şükredip devam etse daha
    ilerisini de anlayacak. Biz biliyoruz ki; okullarda her ders parça-parça
    öğrenilir. Hiçbir ders birden bütünüyle öğretilmez.



    Burada Bediüzzaman
    Hz.lerinden bir hatıra ekleyelim. Hatırayı anlatan halen Isparta Senirkent’te
    ikamet edin “Ali İhsan Tola”dır.

    Ali İhsan TOLA, Orman Mühendisliğini bitirmiş ve Bediüzzaman
    Hz.lerinin ziyaretine gitmiş. Namazdan sonra “İşarat-ül İ’caz”’dan ders
    okunuyor. Herkesin elinde bu kitaptan var. Biri okuyor, diğerleri takip ediyor.
    Ali İhsan Bey de takip ederken bilmediği bir kelime görünce durmuş. Acaba bu
    kelime nedir diye düşünüyor. Bediüzzaman Hz.leri gözlüğünü çıkarıp demiş:


    “Yeni gelen, takılma,devam et...”


    Ali İhsan Bey utanmış,
    okunan yeri bulmuş, okuyana tabi olmuş. Ama yine bilmediği bir kelimeye
    rastgelince yine: "Acaba bu kelime nedir?" diye düşünüyor. Bediüzzaman Hz.leri
    yine gözlüğünü çıkarıp demiş:

    “Yeni gelen, takılma,devam et...”

    Bu durum birkaç defa olunca Bediüzzaman Hz.leri
    dersi bitirip demiş:

    “Misafiri mutfağa götürün.”

    Ali İhsan Bey mutfağa girince Üstadın hizmetinde bulunan abiler
    kahvaltılık ne malzeme varsa hepsini birden önüne yığmışlar. Kocaman bir ekmek,
    büyükçe bir tabak peynir, büyükçe bir tabak zeytin... Ali İhsan abi anlamış
    ki; “bunların hepsini ben birden yiyemem. Azar-azar,
    öğün halinde yiyebilirim. Birden hepsi bitmez...” Risale-i Nur da böyledir diye
    anlamış.

    Bu manayı
    30.Lem’a “Kayyum” bahsinden bir alıntı ile bitirelim.


    Elbette her adam her mes'eleyi her
    cihette anlamaz. Fakat herkes her mes'eleden bir derece hisse alabilir.
    "Bir şey bütün elde edilmezse, bütün bütün elden
    kaçırılmaz." kaidesiyle, "bu
    manevî bahçenin bütün meyvelerini koparamıyorum" diye
    vazgeçmek akıl kârı değildir. İnsan ne kadar koparsa, o
    kadar kârdır. İsm-i a'zama ait mes'elelerin ihata
    edilemeyecek (Kavrayamayacak) derecede genişleri olduğu gibi, akıl görmeyecek
    derecede inceleri de vardır. Özellikle, “İsm-i Hayy ve Kayyum'a” ve bilhassa
    “hayatın iman erkânına karşı remizlerine” ve bilhassa “Kaza ve Kader rüknüne
    hayatın işaretine” ve “İsm-i Kayyum'un Birinci Şuaına” herkesin fikri yetişmez, fakat hissesiz de kalmaz. Belki herhalde
    imanını kuvvetlendirir. Saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanın
    kuvvetleşmesinin ehemmiyeti çok azîmdir. İmanın bir zerre kadar kuvveti ziyade
    olması, bir hazinedir. İmam-ı Rabbanî Ahmed-i Farukî
    diyor ki: "Bir küçük imanî meselenin anlaşılması,
    benim nazarımda yüzler zevklere ve kerametlere tercih edilir."



  20. 20.Eylül.2012, 00:18
    10
    Şems-i Tebriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Genç Sufi
    1.- “Bir şey bütün elde
    edilmezse, bütün bütün elden kaçırılmaz..”
    Mühim
    bir kaidedir. Bütün hayatımızda geçerli bir düsturdur. Hiçbir şeyimiz dört
    dörtlük değil, ama öyle değil diye de terk etmiyoruz; “Buna da şükür, Allah
    bereket versin” diyoruz.

    Risalelerde bahçe misali verilmiş. Bir bahçeye giren,
    "bütün meyveleri koparamıyorum, öyleyse hiç birini
    almam” demesi ne kadar gariptir. Risaleler de manevi bir bahçedir. Bütününü anlayamıyorum diyerek terk
    etmek akıl kârı değil. Anladığı kârdır. Anladığına şükredip devam etse daha
    ilerisini de anlayacak. Biz biliyoruz ki; okullarda her ders parça-parça
    öğrenilir. Hiçbir ders birden bütünüyle öğretilmez.



    Burada Bediüzzaman
    Hz.lerinden bir hatıra ekleyelim. Hatırayı anlatan halen Isparta Senirkent’te
    ikamet edin “Ali İhsan Tola”dır.

    Ali İhsan TOLA, Orman Mühendisliğini bitirmiş ve Bediüzzaman
    Hz.lerinin ziyaretine gitmiş. Namazdan sonra “İşarat-ül İ’caz”’dan ders
    okunuyor. Herkesin elinde bu kitaptan var. Biri okuyor, diğerleri takip ediyor.
    Ali İhsan Bey de takip ederken bilmediği bir kelime görünce durmuş. Acaba bu
    kelime nedir diye düşünüyor. Bediüzzaman Hz.leri gözlüğünü çıkarıp demiş:


    “Yeni gelen, takılma,devam et...”


    Ali İhsan Bey utanmış,
    okunan yeri bulmuş, okuyana tabi olmuş. Ama yine bilmediği bir kelimeye
    rastgelince yine: "Acaba bu kelime nedir?" diye düşünüyor. Bediüzzaman Hz.leri
    yine gözlüğünü çıkarıp demiş:

    “Yeni gelen, takılma,devam et...”

    Bu durum birkaç defa olunca Bediüzzaman Hz.leri
    dersi bitirip demiş:

    “Misafiri mutfağa götürün.”

    Ali İhsan Bey mutfağa girince Üstadın hizmetinde bulunan abiler
    kahvaltılık ne malzeme varsa hepsini birden önüne yığmışlar. Kocaman bir ekmek,
    büyükçe bir tabak peynir, büyükçe bir tabak zeytin... Ali İhsan abi anlamış
    ki; “bunların hepsini ben birden yiyemem. Azar-azar,
    öğün halinde yiyebilirim. Birden hepsi bitmez...” Risale-i Nur da böyledir diye
    anlamış.

    Bu manayı
    30.Lem’a “Kayyum” bahsinden bir alıntı ile bitirelim.


    Elbette her adam her mes'eleyi her
    cihette anlamaz. Fakat herkes her mes'eleden bir derece hisse alabilir.
    "Bir şey bütün elde edilmezse, bütün bütün elden
    kaçırılmaz." kaidesiyle, "bu
    manevî bahçenin bütün meyvelerini koparamıyorum" diye
    vazgeçmek akıl kârı değildir. İnsan ne kadar koparsa, o
    kadar kârdır. İsm-i a'zama ait mes'elelerin ihata
    edilemeyecek (Kavrayamayacak) derecede genişleri olduğu gibi, akıl görmeyecek
    derecede inceleri de vardır. Özellikle, “İsm-i Hayy ve Kayyum'a” ve bilhassa
    “hayatın iman erkânına karşı remizlerine” ve bilhassa “Kaza ve Kader rüknüne
    hayatın işaretine” ve “İsm-i Kayyum'un Birinci Şuaına” herkesin fikri yetişmez, fakat hissesiz de kalmaz. Belki herhalde
    imanını kuvvetlendirir. Saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanın
    kuvvetleşmesinin ehemmiyeti çok azîmdir. İmanın bir zerre kadar kuvveti ziyade
    olması, bir hazinedir. İmam-ı Rabbanî Ahmed-i Farukî
    diyor ki: "Bir küçük imanî meselenin anlaşılması,
    benim nazarımda yüzler zevklere ve kerametlere tercih edilir."



  21. 20.Eylül.2012, 00:19
    11
    Şems-i Tebriz
    Genç Sufi

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Eylül.2010
    Üye No: 78750
    Mesaj Sayısı: 216
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Bulunduğu yer: Mevlanadan....

    Cevap: Risale-i Nur hakkında

    2.- Risale-i
    Nur'u anlamak deyince genellikle aklen anlamak ön plana çıkmakta... İslam alimleri “akıl ikidir” demişler. Akl-ı maaş ve akl-ı maad.
    Yani dünyevi ve maddi akıl ile uhrevi yani ahirete bakan ve manevi akıl. Yani
    biri kuru bilgi denilen malumat, genel kültür; diğeri ise anladığını hayatına
    mutlak manada tatbik eden,yani anladığına inanan, sahiplenen, hareketlerine
    yansıtan demektir.

    Mesela: Sigara paketlerinde “sağlığa
    zararlıdır” yazıyor. Biz bu cümleyi iki akla tatbik
    edelim.

    Genel kültür
    aklı, çok bilmişlik yapıp her yerde sigaranın zararlarını anlatır, ama kendi
    içer. Diğeri ise, sağlığına zararlı olduğunu kalbiyle de tasdik ettiği için
    sigarayı terkeder...

    Bediüzzaman’ın Mektubatta geçen bir ifadesi: “İlimde iz'an-ı kalb olmazsa, cehildir. İltizam başka, itikad
    başkadır” Yani akıl, genel kültürde kalır da,
    bilgiyi kalbin kabulüyle birleştiremezse o zaman o bilgi, bilgisizlik yani
    cahillik olur. Teyipler, bilgisayarlar Cennete
    gitmiyor... Ne zaman ki bilgi kalbin tasdikine
    mazhar olsa hakiki ilim olur. O ilim de insanı tatbikata, yaşayışa, bildiğiyle
    amel etmeye götürür. Fikir nûru, kalb ışığı ile
    ışıklanıp birleşmezse, karanlıktır, zulüm fışkırır.

    Buraya kadar anlattığımızı özetlersek:
    Risalelerin birinci gayesi: kalbin tatmini ile akla
    çıkmaktır. Risaleyi okuyan bir insan mutlaka kalben anlar ve istifade eder,
    aklen de aslında anlar, ama belli bir istikamet yakalayana kadar anlamadım
    zanneder.


    R.Nuru
    okumağa devam eden herkes yeminle der ki: “Okuyorum,
    bir şey anlamadığımı zannediyordum. Fakat bir arkadaş bir soru sordu. Ben
    başladım anlatmaya, anlattıkça arkadaş şaşırdığı gibi ben de şaşırdım. Allah
    Allah ben bunları nereden biliyorum. Demek anlamıyorum zannederken
    anlıyormuşum...”

    Anlamıyorum
    diyerek terkedenlere biz şimdi üzülüyoruz. Diyoruz ki: keşke devam etselerdi
    de bizim şimdi ettiğimiz istifadeyi etselerdi...


    3- Bir başka cihet...
    Siz kıymetli paranızı saklamak için hiç tanımadığınız
    bir adama verir misiniz? Veya ailevi, gizli bir sırrınızı hiç bilmediğiniz bir
    adama anlatır mısınız? Elbette paramızı da,
    sırrımızı da tanımadığımız, güvenmediğimiz, emniyet etmediğimiz, o emanete layık
    olmayana vermeyiz. Risale-i Nur eserleri de çok
    kıymetli bir hazine ve Kur’anın ve imanın çok harika sırlarıyla doludur... Öyle
    ilk önüne çıkana, bir kerecik okuyana, kendini beğenip onu noksan görene; ne
    sırrını verir, ne de hazinesini... Ama kim anlamasa da devam ederse, Nurların
    sevgisini, emniyetini kazanırsa, ona herşeyini zamanla açar...



    4.- Allah’ın razı olduğu ilim, insanı gurura sokmaz. Halbuki bu
    zamanda insanlar öyle basit şeylerden gurura gidiyor ki... Bir cümleyi veya bir
    kitabı anlasa hemen “anladım” diye kendine mâlediyor. Aklı şişip gurur hanesine bir puan daha
    yazdırıyor. İşte Risaleleri okuyan anlayamayınca önce
    gururu kırılıyor: “Demek benim aklım acizmiş”
    deyip boynu bükülüyor. Okumaya devam ettikçe yukarıda
    sayıldığı gibi; kalbi genişledikçe, nefsi fenalıklardan uzaklaştıkça, ruhu
    maneviyatta ilerledikçe aklı da gelişiyor. İşte bu
    mertebelerden geçtikten sonra anlamaya başlayınca: anlayanın kendisi olmadığını;
    kendisini böyle mükemmel yaratan, kalb, nefis, ruh, akıl gibi binler duygularla
    donatan, her duyguyu “kendisine uygun gıdalarla” besleyen Rabb-i Rahim’ine
    sonsuz hamdler, şükürler ediyor.

    Aczini anlamakla, Allahın sonsuz
    kuvvetine dayanma sırrını;

    Cahilliğini anlamakla, Allahın sonsuz
    ilmine ulaşma sırrını;

    Fakirliğini anlamakla, Allahın sonsuz
    zenginlik hazinelerine kavuşma sırrını;

    Kusurunu anlamakla ve Allahın sonsuz mükemmelliğini
    anlamakla da, insan-ı kamil olma sırrını anlıyor.



    5.- Risaleler yalnız akıl anlasın diye okunulsa, insanda bulunan diğer
    duygular istifade edemediği gibi aklın istifadesi de azıcık olur.
    Tarihçe-i Hayattan şu cümleyi okuyalım:


    Risale-i Nur'un gıda ve taam
    hükmündeki hakikatlarından hem akıl, hem kalb, hem ruh, hem nefis, hem his,
    hisselerini alabilir. Yoksa yalnız akıl cüz'î bir hisse alır, ötekiler gıdasız
    kalabilirler. Risale-i Nur, sair ilimler ve kitablar gibi okunmamalı. Çünki
    ondaki iman-ı tahkikî ilimleri, başka ilimlere ve maariflere benzemez. Akıldan
    başka çok letaif-i insaniyenin kut(gıda) ve
    nurlarıdır...

    Buradan
    anladığımız şunlardır: Risalelerdeki hakikatler bütün
    duygularımıza gıda hükmünde... Bütün duygularımız gıdalansın diye okursak
    herbiri uygun gıdasını alır. Ama yalnız muhatap akıl olursa istifade çok azalır.
    Hele yeni okuyorsa anlamadığını zanneder, okumayı da
    bırakır.

    Dikkat
    edelim. “Risale-i Nur, sair ilimler ve kitablar gibi
    okunmamalı.” diyor. Diğer kitaplar aklın anlaması
    için okunurken, Nur’lar böyle değil. Çünki ondaki iman-ı tahkikî ilimleri, başka
    ilimlere ve maariflere benzemez. Akıldan başka çok
    “insanın lâtife ve duygularının” gıda ve nurlarıdır...


    Bu manayı tamamlayan 25.Sözden
    bir iktibas yapalım:

    “O
    hakaik-i İlahiye ve o hakaik-i kevniyeyi beyandan sonra ve safa-yı kalb ve
    tezkiye-i nefisten sonra ve ruhun terakkiyatından ve aklın tekemmülünden sonra
    beşerin ukûlü "Sadakte" deyip o hakaikı kabul
    eder...”

    Burada dikkat
    edilirse “hakikatların kabul edilmesinde” bir sıralama var:

    1. Safa-yı kalb, (kalbin safası)

    2. tezkiye-i nefis, (nefsin fenalıklardan çekilmesi)
    3. ruhun terakkiyatı, (ruhun maneviyatta ilerlemesi)
    4. aklın tekemmülü, (aklın, hamlıktan ve
    darlıktan kurtulup olgunlaşması)
    5. aklın "Sadakte" (doğrudur) deyip o hakaikı kabul
    etmesi. (Yani aklın anlaması ve kabulü)


    Dikkat çekici bir
    nokta: 4.mertebede “aklın tekemmülü diyor”, yani
    aklın olgunlaşması, kemale ermesi.

    Demek ki: öncelikle: “kalbin safası” geliyor. İkinci
    sırada: “Nefsin fenalıklardan çekilmesi” gerekiyor. Üçüncü olarak “Ruhun
    maneviyatta ilerlemesi” ve bunlardan sonra “Aklın hamlıktan ve darlıktan
    kurtulup olgunlaşması; meselelere bakışı, anlayış kabiliyeti ve kapasitesini
    artması geliyor.” Sonra da “aklın kabülü ve tasdikı” geliyor...


    Biz ise, birinci
    sıraya hemen aklımızı oturtuyoruz
    ve. “Niye anlamıyorum” diyerek kabahati Risalelere ve dilinin ağırlığına veriyoruz.
    Halbuki şu ana kadar Risaleleri okuyup anlayan herkes, “o ağır denen diliyle
    okumuş”. Arapçası olmadığı, hatta bazıları
    lugata, sözlüğe bakmadıkları halde okumaya devam ettikleri için kısa bir sürede
    Nurları anlamaya başlamışlar. Hayatları, hayata bakış açıları değişmiş. İç
    dünyalarında müthiş değişmeler olmuş. İbadette, ihlaslı ve devamlı; ahlakta,
    mükemmele yaklaşan, günahın küçüğünden ve büyüğünden kaçan, diğer insanlara da
    şefkatle iman hakikatlarını anlatan bir kulluk manasına geldiler...
    Eğer onlar da, ilk anlamadıkları zamanlarda, sebat ve
    sadakatle “anlamadıkları halde” okumaya devam etmeselerdi, elbette bu
    anlatılanlara sahip olmaları sözkonusu değildi.

    Okula yeni başlayan çocuğunuzu okula gönderdiğiniz
    ilk gün, çocuğunuz okuldan geldiğinde size dese: “Ben
    artık okula gitmeyeceğim” "Neden?" diye sorulduğunda: “Okuma-yazma
    öğrenemedim de ondan” dese...


    Hepimiz okul hayatımızın
    başında, sayfalarca düz çizgi, “simit”, ters bardak-düz bardak yaptık. Ve kendi
    başına bir anlam ifade etmeyen “a” yazdık sayfalarca. Sonra yavaş yavaş “Ali
    gel”, “Okul açıldı” gibi, kısa cümleler yazmaya başladık... Eğer biz, o
    sıkıntılara katlanmayıp, ilk gün okulu bıraksaydık; bugün okuma-yazma bilmiyor
    olacaktık... Bunu Risale-i Nur’a okumalarınıza
    kıyaslayınız...

    6.- Bediüzzaman
    Hz.leri ”Risale-i Nur evrad (dua) makamında
    okunabilir” demiş. Nasıl ki bir dua veya salavat
    veya Kur’an okurken aklen bir şey anlamıyoruz, ama feyiz alıyoruz. Hatta bazen
    ağlıyoruz... Demek anlayan bazı duygularımız var.
    Onun için Nurları ciddi olarak okumak lazım, velev evrad (dua) gibi de
    olsa.

    7.- Son bir cihet daha yazarak bitirelim inşaallah. Ahirzamanda
    günahlar ve sefahet çok yayılmış ve heryeri istila etmiş. İşlenen her bir günah,
    kafaya giren her bir şüphe, kalp ve ruhta yaralar açıyor. O yaralardan hasıl
    olan(meydana gelen) imani vesveseler, kalbin batınına, içine ilişip, imanı
    zedeliyor. Manevi duyguları tahrip ediyor... Risale-i
    Nur, kendisini okuyanın önce kalp ve ruhundaki yaraları tedavi eder, tahrip olan
    duyguları tamir ve tedavi eder, bütün vesvese ve şüphelerini manen izale eder,
    sonra temelin üzerine gökdeleni çıkmaya başlar. Temelsiz
    bina olmaz. Hele gökdelen hiç olmaz. 100 katlı
    bir gökdelenin temeli için 25 kat aşağı iniliyormuş. Temel ne kadar derinse o
    kadar sağlam ve o kadar büyük oluyor. Nurlar da
    temeli derin atıyor. Hiçbir cümlesi boşa gitmiyor.




    asilNUR-risaleinurakademisi



  22. 20.Eylül.2012, 00:19
    11
    Şems-i Tebriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Genç Sufi
    2.- Risale-i
    Nur'u anlamak deyince genellikle aklen anlamak ön plana çıkmakta... İslam alimleri “akıl ikidir” demişler. Akl-ı maaş ve akl-ı maad.
    Yani dünyevi ve maddi akıl ile uhrevi yani ahirete bakan ve manevi akıl. Yani
    biri kuru bilgi denilen malumat, genel kültür; diğeri ise anladığını hayatına
    mutlak manada tatbik eden,yani anladığına inanan, sahiplenen, hareketlerine
    yansıtan demektir.

    Mesela: Sigara paketlerinde “sağlığa
    zararlıdır” yazıyor. Biz bu cümleyi iki akla tatbik
    edelim.

    Genel kültür
    aklı, çok bilmişlik yapıp her yerde sigaranın zararlarını anlatır, ama kendi
    içer. Diğeri ise, sağlığına zararlı olduğunu kalbiyle de tasdik ettiği için
    sigarayı terkeder...

    Bediüzzaman’ın Mektubatta geçen bir ifadesi: “İlimde iz'an-ı kalb olmazsa, cehildir. İltizam başka, itikad
    başkadır” Yani akıl, genel kültürde kalır da,
    bilgiyi kalbin kabulüyle birleştiremezse o zaman o bilgi, bilgisizlik yani
    cahillik olur. Teyipler, bilgisayarlar Cennete
    gitmiyor... Ne zaman ki bilgi kalbin tasdikine
    mazhar olsa hakiki ilim olur. O ilim de insanı tatbikata, yaşayışa, bildiğiyle
    amel etmeye götürür. Fikir nûru, kalb ışığı ile
    ışıklanıp birleşmezse, karanlıktır, zulüm fışkırır.

    Buraya kadar anlattığımızı özetlersek:
    Risalelerin birinci gayesi: kalbin tatmini ile akla
    çıkmaktır. Risaleyi okuyan bir insan mutlaka kalben anlar ve istifade eder,
    aklen de aslında anlar, ama belli bir istikamet yakalayana kadar anlamadım
    zanneder.


    R.Nuru
    okumağa devam eden herkes yeminle der ki: “Okuyorum,
    bir şey anlamadığımı zannediyordum. Fakat bir arkadaş bir soru sordu. Ben
    başladım anlatmaya, anlattıkça arkadaş şaşırdığı gibi ben de şaşırdım. Allah
    Allah ben bunları nereden biliyorum. Demek anlamıyorum zannederken
    anlıyormuşum...”

    Anlamıyorum
    diyerek terkedenlere biz şimdi üzülüyoruz. Diyoruz ki: keşke devam etselerdi
    de bizim şimdi ettiğimiz istifadeyi etselerdi...


    3- Bir başka cihet...
    Siz kıymetli paranızı saklamak için hiç tanımadığınız
    bir adama verir misiniz? Veya ailevi, gizli bir sırrınızı hiç bilmediğiniz bir
    adama anlatır mısınız? Elbette paramızı da,
    sırrımızı da tanımadığımız, güvenmediğimiz, emniyet etmediğimiz, o emanete layık
    olmayana vermeyiz. Risale-i Nur eserleri de çok
    kıymetli bir hazine ve Kur’anın ve imanın çok harika sırlarıyla doludur... Öyle
    ilk önüne çıkana, bir kerecik okuyana, kendini beğenip onu noksan görene; ne
    sırrını verir, ne de hazinesini... Ama kim anlamasa da devam ederse, Nurların
    sevgisini, emniyetini kazanırsa, ona herşeyini zamanla açar...



    4.- Allah’ın razı olduğu ilim, insanı gurura sokmaz. Halbuki bu
    zamanda insanlar öyle basit şeylerden gurura gidiyor ki... Bir cümleyi veya bir
    kitabı anlasa hemen “anladım” diye kendine mâlediyor. Aklı şişip gurur hanesine bir puan daha
    yazdırıyor. İşte Risaleleri okuyan anlayamayınca önce
    gururu kırılıyor: “Demek benim aklım acizmiş”
    deyip boynu bükülüyor. Okumaya devam ettikçe yukarıda
    sayıldığı gibi; kalbi genişledikçe, nefsi fenalıklardan uzaklaştıkça, ruhu
    maneviyatta ilerledikçe aklı da gelişiyor. İşte bu
    mertebelerden geçtikten sonra anlamaya başlayınca: anlayanın kendisi olmadığını;
    kendisini böyle mükemmel yaratan, kalb, nefis, ruh, akıl gibi binler duygularla
    donatan, her duyguyu “kendisine uygun gıdalarla” besleyen Rabb-i Rahim’ine
    sonsuz hamdler, şükürler ediyor.

    Aczini anlamakla, Allahın sonsuz
    kuvvetine dayanma sırrını;

    Cahilliğini anlamakla, Allahın sonsuz
    ilmine ulaşma sırrını;

    Fakirliğini anlamakla, Allahın sonsuz
    zenginlik hazinelerine kavuşma sırrını;

    Kusurunu anlamakla ve Allahın sonsuz mükemmelliğini
    anlamakla da, insan-ı kamil olma sırrını anlıyor.



    5.- Risaleler yalnız akıl anlasın diye okunulsa, insanda bulunan diğer
    duygular istifade edemediği gibi aklın istifadesi de azıcık olur.
    Tarihçe-i Hayattan şu cümleyi okuyalım:


    Risale-i Nur'un gıda ve taam
    hükmündeki hakikatlarından hem akıl, hem kalb, hem ruh, hem nefis, hem his,
    hisselerini alabilir. Yoksa yalnız akıl cüz'î bir hisse alır, ötekiler gıdasız
    kalabilirler. Risale-i Nur, sair ilimler ve kitablar gibi okunmamalı. Çünki
    ondaki iman-ı tahkikî ilimleri, başka ilimlere ve maariflere benzemez. Akıldan
    başka çok letaif-i insaniyenin kut(gıda) ve
    nurlarıdır...

    Buradan
    anladığımız şunlardır: Risalelerdeki hakikatler bütün
    duygularımıza gıda hükmünde... Bütün duygularımız gıdalansın diye okursak
    herbiri uygun gıdasını alır. Ama yalnız muhatap akıl olursa istifade çok azalır.
    Hele yeni okuyorsa anlamadığını zanneder, okumayı da
    bırakır.

    Dikkat
    edelim. “Risale-i Nur, sair ilimler ve kitablar gibi
    okunmamalı.” diyor. Diğer kitaplar aklın anlaması
    için okunurken, Nur’lar böyle değil. Çünki ondaki iman-ı tahkikî ilimleri, başka
    ilimlere ve maariflere benzemez. Akıldan başka çok
    “insanın lâtife ve duygularının” gıda ve nurlarıdır...


    Bu manayı tamamlayan 25.Sözden
    bir iktibas yapalım:

    “O
    hakaik-i İlahiye ve o hakaik-i kevniyeyi beyandan sonra ve safa-yı kalb ve
    tezkiye-i nefisten sonra ve ruhun terakkiyatından ve aklın tekemmülünden sonra
    beşerin ukûlü "Sadakte" deyip o hakaikı kabul
    eder...”

    Burada dikkat
    edilirse “hakikatların kabul edilmesinde” bir sıralama var:

    1. Safa-yı kalb, (kalbin safası)

    2. tezkiye-i nefis, (nefsin fenalıklardan çekilmesi)
    3. ruhun terakkiyatı, (ruhun maneviyatta ilerlemesi)
    4. aklın tekemmülü, (aklın, hamlıktan ve
    darlıktan kurtulup olgunlaşması)
    5. aklın "Sadakte" (doğrudur) deyip o hakaikı kabul
    etmesi. (Yani aklın anlaması ve kabulü)


    Dikkat çekici bir
    nokta: 4.mertebede “aklın tekemmülü diyor”, yani
    aklın olgunlaşması, kemale ermesi.

    Demek ki: öncelikle: “kalbin safası” geliyor. İkinci
    sırada: “Nefsin fenalıklardan çekilmesi” gerekiyor. Üçüncü olarak “Ruhun
    maneviyatta ilerlemesi” ve bunlardan sonra “Aklın hamlıktan ve darlıktan
    kurtulup olgunlaşması; meselelere bakışı, anlayış kabiliyeti ve kapasitesini
    artması geliyor.” Sonra da “aklın kabülü ve tasdikı” geliyor...


    Biz ise, birinci
    sıraya hemen aklımızı oturtuyoruz
    ve. “Niye anlamıyorum” diyerek kabahati Risalelere ve dilinin ağırlığına veriyoruz.
    Halbuki şu ana kadar Risaleleri okuyup anlayan herkes, “o ağır denen diliyle
    okumuş”. Arapçası olmadığı, hatta bazıları
    lugata, sözlüğe bakmadıkları halde okumaya devam ettikleri için kısa bir sürede
    Nurları anlamaya başlamışlar. Hayatları, hayata bakış açıları değişmiş. İç
    dünyalarında müthiş değişmeler olmuş. İbadette, ihlaslı ve devamlı; ahlakta,
    mükemmele yaklaşan, günahın küçüğünden ve büyüğünden kaçan, diğer insanlara da
    şefkatle iman hakikatlarını anlatan bir kulluk manasına geldiler...
    Eğer onlar da, ilk anlamadıkları zamanlarda, sebat ve
    sadakatle “anlamadıkları halde” okumaya devam etmeselerdi, elbette bu
    anlatılanlara sahip olmaları sözkonusu değildi.

    Okula yeni başlayan çocuğunuzu okula gönderdiğiniz
    ilk gün, çocuğunuz okuldan geldiğinde size dese: “Ben
    artık okula gitmeyeceğim” "Neden?" diye sorulduğunda: “Okuma-yazma
    öğrenemedim de ondan” dese...


    Hepimiz okul hayatımızın
    başında, sayfalarca düz çizgi, “simit”, ters bardak-düz bardak yaptık. Ve kendi
    başına bir anlam ifade etmeyen “a” yazdık sayfalarca. Sonra yavaş yavaş “Ali
    gel”, “Okul açıldı” gibi, kısa cümleler yazmaya başladık... Eğer biz, o
    sıkıntılara katlanmayıp, ilk gün okulu bıraksaydık; bugün okuma-yazma bilmiyor
    olacaktık... Bunu Risale-i Nur’a okumalarınıza
    kıyaslayınız...

    6.- Bediüzzaman
    Hz.leri ”Risale-i Nur evrad (dua) makamında
    okunabilir” demiş. Nasıl ki bir dua veya salavat
    veya Kur’an okurken aklen bir şey anlamıyoruz, ama feyiz alıyoruz. Hatta bazen
    ağlıyoruz... Demek anlayan bazı duygularımız var.
    Onun için Nurları ciddi olarak okumak lazım, velev evrad (dua) gibi de
    olsa.

    7.- Son bir cihet daha yazarak bitirelim inşaallah. Ahirzamanda
    günahlar ve sefahet çok yayılmış ve heryeri istila etmiş. İşlenen her bir günah,
    kafaya giren her bir şüphe, kalp ve ruhta yaralar açıyor. O yaralardan hasıl
    olan(meydana gelen) imani vesveseler, kalbin batınına, içine ilişip, imanı
    zedeliyor. Manevi duyguları tahrip ediyor... Risale-i
    Nur, kendisini okuyanın önce kalp ve ruhundaki yaraları tedavi eder, tahrip olan
    duyguları tamir ve tedavi eder, bütün vesvese ve şüphelerini manen izale eder,
    sonra temelin üzerine gökdeleni çıkmaya başlar. Temelsiz
    bina olmaz. Hele gökdelen hiç olmaz. 100 katlı
    bir gökdelenin temeli için 25 kat aşağı iniliyormuş. Temel ne kadar derinse o
    kadar sağlam ve o kadar büyük oluyor. Nurlar da
    temeli derin atıyor. Hiçbir cümlesi boşa gitmiyor.




    asilNUR-risaleinurakademisi



  23. 20.Eylül.2012, 12:07
    12
    cavraşım
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ağustos.2012
    Üye No: 97639
    Mesaj Sayısı: 626
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 40
    Bulunduğu yer: konya

    Cevap: Risale-i Nur hakkında

    hikayeeee...

    iyi hoşta madem bu kadar kıymetli bir eser sadeleştirinde hepsini anlayalım?!!!!
    hepsi olmasada sadeleştirilmiş halleri var,sadeleştirilmesine şiddetli karşı çıkanlar var???


  24. 20.Eylül.2012, 12:07
    12
    Devamlı Üye
    hikayeeee...

    iyi hoşta madem bu kadar kıymetli bir eser sadeleştirinde hepsini anlayalım?!!!!
    hepsi olmasada sadeleştirilmiş halleri var,sadeleştirilmesine şiddetli karşı çıkanlar var???





+ Yorum Gönder
Git 12 Son